|
|
|
12 Eylül Riyakarlığı ve Gerçekler
Böylece "Denizler" bağlamında bir "suçsuzdular" söylemi yaygınlaştı. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Recep Tayyip Erdoğan "referandum açılış konuşması"nda bu tür "hikaye"leri anlatarak gözyaşlarına boğuldu ve dinleyenleri gözyaşlarına boğdu! Necdet Adalı, Mustafa Pelivanoğlu ve Erdal Eren, Recep Tayyip Erdoğan’ın gözyaşları içinde "hikaye"lerini anlattığı isimler oldu.
"Sayın başbakan", Mustafa Pehlivanoğlu adlı Balgat katliamını gerçekleştiren "dini bütün" ya da "Türk-İslam sentezi" faşist katilin "allahın nezdinde suçsuz" olduğunu okurken gözyaşlarına boğuldu. Recep Tayyip Erdoğan’a göre, Erdal Eren "yaşı büyütülerek asılan çocuk" ve Necdet Adalı da, "Suçsuzluğundan, serbest bırakılacağından o kadar emindi ki, cezaevinde arkadaşlarının firar girişimine katılmadı" denilen kişi oluvermiştir.
Anayasa Referandumunda Ne Yapmalı?
Eğer ortada bir seçim varsa, "bizim sol"un bu konudaki "taktikleri" hazır ve nazırdır. Ya seçimlere katılmak gerektiğini binbir gerekçeyle savunur, ya seçimlerin "boykot" edilmesinin gerekçelerini sıralar ya da daha "orijinal" taktikler ortaya atar (örneğin, seçimlere katılmak yerine, seçimlerde "ilerici ve demokrat adayları desteklemek" gibi).
AKP’nin 82 Anayasasında yaptığı ve amacı, çok açık biçimde, "yüksek yargıyı" denetime almak olan bazı değişikliklere ilişkin referandum söz konusu olduğunda da, bu "taktikleri" olduğu gibi geçerli kılmakta hiçbir mahsur yoktur.
Herşeyden önce tek bir seçenek ortaya konur: ya referanduma katılınacaktır ya da katılınmayacaktır! (Sanki başka seçenek varmış gibi!)
Katılınmayacaksa, kaçınılmaz olarak referandum "boykot" edilecektir. Eğer katılınacaksa, "iki olasılık vardır": ya "evet" oyu verilecektir, ya da "hayır" oyu! (Başka seçenek var mı?)
“Vatana İhanet Belgesi” ya da Amerikan Emperyalizminin Kulları
HR 1559 [108] numaralı ABD yasasının devamında şu "ek koşul" konulmuştur:
"Eğer Türkiye hükümetinin, Irak Özgürlük Operasyonu’nda, Irak’a insani yardım kolaylığı dahil olmak üzere ABD ile işbirliği yapmadığı ya da tek taraflı olarak Kuzey Irak’a askeri birlik konuşlandırdığı ... Dışişleri Bakanlığı tarafından belirlenir ve Temsilciler Meclisi ve Senato komisyonlarına rapor edilirse, Türkiye bu paragrafta ifade edilen hiçbir fondan yararlanamaz."
Sorunun Tek Çözümü, Kürt Ulusunun Kendi Kaderini Belirleme Hakkının Tanınmasıdır!
Gerçek ve kalıcı çözüm, ulusların kendi kaderlerini belirleme hakkının tanımasıyla olanaklıdır.
Bu hakkın tanınması, her ulusun ayrılma, ayrı devlet kurma hakkının tanınması demektir. Bu hakka sahip olan ulus, bu hakkını nasıl kullanacağına, yani ayrılma yönünde mi, yoksa diğer bir (ya da birden çok) ulusla birleşme yönünde mi kullanacağına kendisi karar verir. Böylece "ezilen ulus", bu hakka sahip olmayan ulus, bu hakkın tanınmasıyla, kendi iradesiyle ve istemiyle bir karara varacaktır. Bu karar, eğer birleşme yönünde olursa, bu gönüllü, istemsel ve iradi bir birleşme olacağı için, birleşme sonrasındaki ülkenin sorunları bir ve ortak sorun olarak ele alınarak çözümlenir. Eğer bu karar ayrılma, ayrı devlet kurma yönünde olursa, yine gönüllü, istemsel ve iradi olarak ayrılınacağından, uluslar arasında yüzyıllar sürebilecek kin ve nefret zemini de ortadan kalkacaktır.
Ulusların Kendi Kaderlerini Belirleme Hakkı
Kürtler arasındaki yaygın kanı, PKK’nin silahlı eylemleri sayesinde önemli gelişmeler ve ilerlemeler sağlandığı, PKK’nin silahlı eylemleriyle pek çok kazanımlara ulaşıldığı ve bu sayede "Kürtlerin varlığı"nın kabul edildiği, ama PKK silahlı eylemleri sona erdirdiği andan itibaren "T.C."nin bütün bu kazanımları ve ilerlemeleri çok kısa sürede ("Osmanlıda oyun bitmez") ortadan kaldırabileceğidir. Doğal olarak, böyle bir kanı, nasıl olursa olsun "dağdakiler"in varlığının sürekli olmasını talep eder. Bu olmadığı, yani PKK tasfiye edildiği ya da silahlı mücadeleyi kesin olarak terk ettiği koşullarda, herşeyin kaybedileceği, yeniden ilk başa, eski dönemlere geri dönüleceği yaygın bir kanıdır.
"Kültürel özerklik" ya da "bölgesel kültürel özerklik" gibi "daha gerçekçi" çözümlerin pratikte "uygulanabilir" oldukları düşünülse de, PKK’nin silahlı gücünün varlığı da bunların "güvencesi" olarak görülmektedir.
Lenin'i Okumanın Zamanı Gelmedi mi?
"Ulusların kendi kaderlerini belirleme hakkı"nın içeriğini ve bu hakkın tanınmasının nedenlerini ayrıntılı olarak açıklayan Lenin, bugün, tüm "globalizm" gözbağcılığına ve onun yaratmış olduğu yanılsamalara karşı en tutarlı ve kararlı mücadelenin de yollarını göstermektedir.
Bize göre, "Lenin okumanın" zamanı çoktan gelmiştir. Ertuğrul Özköklerin, "Kürtlerle birlikte yaşamak zorunda mıyız?" sorusunu ortaya attığı, Kürt milliyetçiliğinin "ilericilik" görünümü altında "ayrılmayı" mutlaklaştırdığı bir dönemde Lenin’i bir kez daha okumak ve ondan öğrenmek, ülkemiz halkının gerçek ve kalıcı kurtuluşu açısından büyük öneme sahip olduğu her türlü tartışmanın üstündedir.
“Ulusal-Kültürel” Özerklik V. İ. Lenin
"Ulusal-kültürel" özerklik (ya da "ulusal gelişme özgürlüğünü güvenceye alacak kurumların kurulması") denilen programın ya da planın özü, her milliyet için okulların ayrılmasıdır...
Profesyonel Ordu ve Özel Hudut Birlikleri
Denenmiş olan ve sonuçları "müthiş olumsuz" olan bir şeyi yeniden denemenin bir faydası olmayacağı ortadadır. Oysa asıl "istenilen", "peygamber yuvası ve Fatih’in torunları"ndan oluşan ordunun profesyonelleştirilmesidir.
"Profesyonel ordu", Amerikan emperyalizminin Irak işgaliyle birlikte büyüyen ve güçlenen "özel güvenlik şirketleri"nin ülkelerin iç ve dış "güvenliği"ni üstlenmelerinden başka bir şey değildir. Bu "özel güvenlik şirketleri" (ki en ünlüsü Blackwater’dır), Amerikan emperyalizminin neo-conlarının "savaş hizmetlerinin özelleştirilmesi" doktrinine uygun olarak desteklenmiş ve geliştirilmiştir. Bu doktrinin geliştirilmesinin temelinde, giderek darboğaza giren ABD kökenli küçük ve hafif silah üreticisi tekellere yeni pazarlar bulma zorunluluğu yatar. Bu pazar bulma çabası, bir dönem için geri-bıraktırılmış ülkelerde küçük ve hafif silahların bulundurulmasını sağlayan "silah ruhsatı" ve silah ithalatı yasalarında değişiklik yapılarak giderilmeye çalışılmışsa da, doymak bilmeyen kapitalist kâr hırsıyla "savaş hizmetlerinin özelleştirilmesi" biçimini almıştır.
|
|