|
|
|
Çaresizlik ve Çare
Gelişen olaylar karşısında, "şimdi birileri çıksa da şöyle bir şey yapsa" diyorsanız eğer, biliniz ki, bu yolun dışında başka bir yolun olmadığının farkındasınızdır. Farkındaysanız eğer, bu yolun tek çıkış yolu olduğunu, başka bir alternatifin olmadığını biliyorsunuzdur. Belki bir şeyler yapmak isteyecek, ama pek çok nedenle yapamayacaksınızdır. Devlet, egemen sınıfın o baskı aygıtı, ne kadar kendi içinde çatışırsa çatışsın, her durumda kendisine karşı olanlara karşı hazır ve nazırdır. Herkesin legalist, her şeyin açık ve aleni olduğu, her yerin yasadışı olarak izlendiği ve dinlendiği bir ortamda devrimci olmak çok daha zor ve çok daha "risklidir". Yine de yapabileceğiniz bir şeyler vardır. Sadece bu yolu öğrenmek ve öğretmek bile, bu "çaresizlik" havasının dağılmasına katkıda bulunacaktır.
"Sovyetler Birliği'ni Çökertmek" Askeri Vesayetten Sivil Vesayete Geçiş
İşte bu siyasal düzenleme çabası, ekonomik ve sınıfsal ilişkilerin bir yana itilmesini getirmiştir. Bu siyasal düzenleme çabasının en büyük destekçisi ise, Anadolu esnaf-zanaatkarı ile küçük sermaye kesimidir. "Durmak yok, yola devam" demektedirler.
Böylece, bir bütün olarak AKP'yle çıkarlarını özdeşleştirmiş sömürücü sınıf ve tabakalar arasında "yol"a ilişkin farklılaşmalar belirginleşirken, diğer taraftan siyasal düzenlemeler ile ekonomik ilişkiler arasındaki çatışkı büyümektedir. Bu gelişmelerin en tipik olgusu ise, her iki durumda da siyasal müdahalenin belirleyici konumda bulunması ve bir çeşit "bonapartist" bir çözümün tek seçenek haline gelmesidir. Diğer bir ifadeyle, "sivil vesayet"in, kendi gerçekliğini "bonapartist" bir iktidarda bulabileceğidir. Bu ise, "askeri vesayet"in kurulmasından, yani askeri bir darbenin yapılmasından başka bir şey değildir.
Genelkurmay ile Fettullahçı Cemaat Arasında “Consensus” ya da “Uyumlu Çatışma”
Bilinen tarihsel gerçekler, ordunun Amerikan emperyalizminin izni ve icazeti olmaksızın hiç bir zaman askeri darbe yapmaya kalkışmadığıdır. 11 Eylül günü Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya'nın özel uçakla ABD'ye gitmesi, 12 Eylül darbecilerinin tüm iddialarına karşın, darbenin ABD'nin izni ve icazetiyle gerçekleştirildiğini kanıtlar. 28 Şubat "post-modern darbesi"nin ABD'nin izni ve onayıyla gerçekleştirildiği de açıktır. (Erbakan takımının "Çekiç Güç"e karşı tutumları, "milli sanayi", "anti-siyonist" söylemi ortadadır.)
Gerçek buysa, bugün ne değişmiştir? Neden Amerikan emperyalizmi AKP aracılığıyla Genelkurmayı yıpratmaya ve tasfiye etmeye çalışmaktadır?
Savaş Planlaması ve Planlı Darbe
Hiçbir asker, kurmay eğitimi almış hiçbir subay, savaş sanatının ve teorisinin içerdiği bu ayrıntılı planlamayı bir yana bırakamaz ve bırakmaz. Dolayısıyla en küçük askeri harekâttan en kapsamlı işgal harekâtına kadar her türlü silahlı güçlere ilişkin faaliyetler, öncelikle kurmaylar düzeyinde planlanır. Bir askeri darbenin de, benzer bir planlanma olmaksızın gerçekleştirildiğini ya da gerçekleştirileceğini düşünmek, askeri darbenin silahlı kuvvetlere ilişkin bir faaliyet olduğunu unutmakla özdeştir.
Emir-komuta zincirinde gerçekleştirilecek bir askeri darbe, yani ülkenin ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel tüm alanlarını kapsayan bir askeri yönetimin kurulması amacı ("ülke yönetimine el koyma"), kaçınılmaz olarak ayrıntılı bir taktik ve stratejik planlamaya gereksinme duyar. Böylesi bir taktik ve stratejik planlamaya sahip olmayan askeri kişilerin gerçekleştirdiği hareketler ise, sözcüğün tam anlamıyla askeri isyan olarak tanımlanır. Askeri isyan ile askeri darbe, özellikle emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirilecek askeri darbe birbirinden farklıdır. Birincisi ne kadar kendiliğinden bir hareket ise, ikincisi o kadar planlı ve programlı bir harekâttır.
Demokrasi ve Hukuk Devleti
Böylesine hukuksuzluğun, hukuk dışılığın kolayca uygulanabildiği, yasaların kolayca bir yana itildiği, görmezlikten gelindiği bir ülkede, açıktır ki, anayasa da, anayasal hukuk da hiçbir bağlayıcılığa sahip değildir. Aynı biçimde, anayasanın "temel toplumsal mutabakat metni" olduğuna ilişkin hukuksal düşünce ve kanı da geçerli değildir. Bu durumda, AKP'nin mevcut anayasaya aykırı yasalar çıkarması ve icraatta bulunması ne kadar "meşru" ise, hiçbir "mutabakat" (consensus) aramaksızın meclisteki çoğunluğuna dayanarak bu hukuksuzluğu "meşru"laştıracak yeni bir anayasa yapmaya kalkışması da o kadar "meşru" olmaktadır. Esas olan hukuksuzluktur, yasa koyucuların kendi yaptıkları yasalara uymamalarıdır.
Eğer bir toplumda, yasa koyucular ve yasaları uygulamakla yükümlü olanlar kendi koydukları yasaları çiğniyorlar, yükümlülüklerini yerine getirmiyorlarsa ya da yasaları fiilen uygulanamaz hale getiriyorlarsa, o toplumda hukuktan, hukuk devletinden ya da hukukta ifadesini bulan bir toplumsal düzenden söz edilemez. Böyle bir toplumda, hukuka uymakla yükümlendirilmiş her kesim ve herkes, bu hukuka uymama hakkına sahiptir, artık hukuk hiç kimseyi bağlamaz. 1789 Fransız Devriminde "İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi"nde ifadesini bulan "direnme hakkı", bu koşullarda tüm yurttaşların hakkı ve görevidir.
%100 Dumansız Hava Sahasında Tekel İşçileri
Şu açıktır ki, Tekel işçileri yalın ekonomik taleplerle yola çıkmışlardır. Doğal olarak, bu talepleri şu ya da bu ölçüde gerçekleştiği oranda, eylemleri de sona erecektir. Her ekonomik mücadele, “elle tutulur sonuçlar” elde edilmesiyle birlikte sona erer ve Tekel işçilerinin eylemi de böyle sona erecektir. Belki siyasal iktidarın demagojisiyle, belki sendika bürokrasisinin kandırmasıyla, elde edilenler talep edilenlerden çok daha az ve önemsiz olabilecektir. Ama gerçek bir işçi sınıfı hareketinin, örgütlü ve kararlı bir sınıf eyleminin nasıl geniş kitleleri harekete geçirebileceğini açık ve somut olarak gösterdikleri için, gelecekteki sınıf hareketi üzerinde etkide bulunacaktır. Bir tek işkolunda bile olsa, ülke çapında birleşmiş ve örgütlenmiş bir kitle hareketinin ne kadar başarılı olabileceğini gösterdikleri için, gelecekteki her sorunda örnek alınacaktır.
Gemiler ve Fareler Küçük Kara Balığın İntiharı
Ece Temelkuran’ın “serüveni”, 12 Eylül günlerinde Behrengi’nin “Küçük Kara Balık”ıyla başlamışsa da, vardığı yer “büyük balık operasyonu”dur. Açıktır ki, bu “Küçük Kara Balık”ın “büyük balık” karşısında mücadele yerine teslimiyeti seçişidir, “Küçük Kara Balık”ın intiharıdır!
Ama Behrengi’nin öyküsü şöyle biter:
“On bir bin dokuz yüz doksan dokuz küçük balık ‘İyi geceler’ dileyerek yatmaya gitti. Büyükanne de uykuya daldı. Ama küçük bir kırmızı balık ne yaptı ne ettiyse de uyuyamadı. Sabaha kadar denizi düşündü hep...” (Behrengi, Küçük Kara Balık)
Viladimir İliç Ulyanov L E N İ N
TÜRKİYE HALK KURTULUŞ PARTİSİ-CEPHESİ
Ulaş Bardakçı
İlker Akman, Hasan Basri Temizalp, Yusuf Ziya Güneş
Yüksel Eriş
Nedim Atılgan
Mustafa Atmaca
|
|