Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi
Halkın Devrimci Öncüleri
THKP-C/HDÖ VE 15 YIL


"THKP-C/HDÖ ve 15 Yıl", Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi/Halkın Devrimc Öncüleri'nin 1972-1987 yılları arasındaki faaliyetlerini, ülkemizin tarihsel koşullarıyla birlikte bir bütün olarak ele alan bir değerlendirme yazısıdır. Yazı, ilk kez 1987 yılında yayınlanmıştır.
Eriş Yayınları-1995 (Birinci Baskı-Eylül 1989)

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.
erisyay@kurtuluscephesi.org
Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında: THKP-C/HDÖ ve 15 Yıl (1.128 KB)



İKİNCİ BASKIYA ÖNSÖZ


      "THKP-C/HDÖ ve 15 Yıl" yazısı, 30 Mart 1972 yılında Kızıldere'de THKP-C'nin önder ve yönetici kadrolarının oligarşinin zor güçlerince imha edilmesinden sonra dağılan örgütsel yapının, onun ideolojik-politik çizgisini sürdürmek amacıyla yeni bir örgütlenmenin, yani Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi/Halkın Devrimci Öncüleri'nin yaratılmasının tarihsel gelişimini ve örgütümüzün 1972-1987 yılları arasındaki mücadelesini anlatmaktadır.
      Yazı, devrimci bir savaş örgütünün en elverişsiz koşullarda nasıl oluşturulduğunu, gerek oluşum sürecinde, gerekse Öncü Savaşına başlama ve sürdürme koşullarında, içten ve dıştan ne tür engellerle, saptırmalarla yüz yüze kaldığını, mümkün olduğunca net ve açık biçimde ortaya koymaktadır.
      Bir örgütün tarihsel gelişiminin ortaya konulması, sanıldığı kadar kolay değildir. Kimi durumlar vardır ki, devrim sürecinin belli bir evresine gelinmediği sürece ayrıntılı bir biçimde ortaya konulamaz. Çünkü durumlar ve olaylar, içerdikleri somutluk nedeniyle (ki bireyleri de içerir) ayrıntılı olarak ifade edilemez. Aksi halde süren savaş süreci, bu ifadelerden olumsuz biçimde etkilenecektir. Çoğu durumda örgüt saflarında ortaya çıkan sapmalar, oportünizm, illegalitenin ve gizliliğin gerektirdiği bu sınırlamalardan yararlanarak bir kısım unsurları etkileyebilmiştir. Aynı şekilde, devrimci mücadele sürecinde ağır hatalar yapan ya da örgütün ilkelerine, stratejisine, devrim programına ve örgüt tüzüğüne aykırı davranışta bulundukları için, örgütten ihraç edilen kişiler de, aynı sınırlamadan yararlanarak, kendilerini sol çevrelerde ya da örgütlerde "devrimciöymi, gibi sunabilmişlerdir. Hatta bu kişiler, kimi zaman değişik örgüt ya da yapılarla ilişki içine girmişler ve bu kesimlere kendilerini "ideolojik farklılaşma" nedeniyle örgütten "ayrıldıklarını" "kabul" ettirebilmişlerdir. Bazı durumlarda ise, örgütün adını kullanarak, örgütün tarihinden gelen prestijini, kendi kişisel çıkarları için kullanmaya yeltenmişlerdir.
      Bunlar da tarihsel gelişim içinde aşılmış olmakla birlikte, bazı devrimci ilkelerin ya da değerlerin aşındırılmasını beraberinde getirmiştir. Ülkemiz solunun bir dizi zaaflarıyla birlikte biçimlenen bu olgular, sonal olarak soldaki iç şiddet uygulamalarının maddi temellerini hazırlamıştır. Bir örgütün, yıllar boyu verdiği mücadeleyle, yoldaşlarının kanı ve canıyla elde ettiği değerlerin hiçe sayılması ya da örgütle hiçbir ilişkisi kalmamış kişilerin "ayrı örgüt" gibi kendilerini sunarak, bu değerleri bozmaları karşısında, devrimci örgütün sessiz kalmasını hiç kimse bekleyemez. Ama bu tür davranışların sahiplerinin devrimci tarzda etkisizleştirilmesi ya da cezalandırılması ise, düşmana pek çok avantaj yarattığı da bilinen bir gerçektir.
      Biz, THKP-C/HDÖ olarak, bu durumlar karşısında, tüm solu uyardık ve onların devrimci sorumluluğa uygun davranmalarını istedik. Ne yazık ki, bu uyarılarımız hiçbir karşılık bulmadı. Kimileri, bu durumlarda örgütten ihraç edilenleri, örgütümüzün temsilcileriymiş gibi kabul ederek "ittifaklar" bile oluşturabildiler. Kimileri ise, bu kişilerin örgütün "bölünmesiönin ürünü olduğunu ileri sürerek, onların örgütümüzün adını kullanmalarına özel destek verdiler.
      Örneğin PKK, II. sağ-sapma ile uzun yıllar resmi ilişki içinde olduğunu beyan etmiş ve kamuoyunda "Acilciler" olarak bilinen örgütümüzle, örgütümüzün ideolojik-politik çizgisiyle hiçbir ilişkilerinin olmadığını bildikleri halde bu ilişkilerini -üstelik THKP-C bağlamında- sürdürmüşlerdir.
      Aynı şekilde DS, 1980 yılında ortaya çıkan ve 1981 başlarında örgütten ihraç edilen unsurları "başka bir HDÖ" olarak tanımış ve onların örgütümüzün adıyla değişik platformlarda imza atmalarına olanak sağlamıştır. Bunu yaparken, aynı zamanda örgütümüzün temsilcilerini, kimi zaman bu platformlardan dışlamak için bu unsurları kullanmaktan geri kalmamıştır. Kendilerine, bu unsurların, örgütün ilkelerine, stratejisine ve tüzüğüne aykırı davranışta bulundukları, dördü Genel Komite üyesi olmak üzere, altı yoldaşımızın şehit düşmesine ve yüzün üzerinde kadronun tutsak edilmesine neden oldukları bildirilmesine rağmen, tutumlarını son yıllara kadar sürdürmüşlerdir.
      Tüm bu tutumlara rağmen örgütümüz, devrimci şiddetin örgütsel ilişkilerde sadece karşı-devrimci konumlar için geçerli olduğunu; örgüt tüzüğüne göre, örgüt üyelerinin devrime ve örgüte karşı açık ve net bir ihanet durumu dışında "ölüm cezasıöna çarptırılmalarının söz konusu olmadığını söylemiş ve buna uygun davranmıştır. Oysa, bu unsurlar, "devrimci şiddet" kapsamında küçük bir "cezalandırma" eylemiyle etkisizleştirilebilinecek durumdaydılar. Bu yola sapılmamışsa, bu sadece örgütümüzün devrim ilkelerine ve kendi tüzüğüne bağlı kalmayı sürdürmesinden kaynaklanmıştır. Kadroların bu olaylar karşısında gösterdikleri tepkiler, ancak bu yolla devrimci bir zeminde tutulmuştur. (Oysa bugün DS, benzer koşullar altında bulunmaktadır ve örgüt içi şiddet kullanımında hiçbir sınır kalmamıştır.)
      Örgütümüzün tarihsel gelişimi, Öncü Savaşını yürüten bir örgütün, değişik evrelerde karşılaştığı sorunların sadece aşılmasını değil, aynı zamanda nasıl aşıldığını da ortaya koymaktadır. Her durumda, askeri savaş koşullarının yaratmış olduğu iç sürtünme ile revizyonizmin ve oportünizmin ülkemiz solundaki ideolojik egemenliği iç içe geçmiştir. Güçsüzlüğe düşen kadrolar ya da pratik örgütsel sorunları çözmede yetersiz kalan bölge yöneticilerinin, her durumda çıkış noktası olarak revizyonizme yönelmeleri en sık görülen durum olmuştur. Revizyonizmin legal sendika ve dernekler etrafında ögütlenmesi, çoğu durumda bir çekim noktası oluşturmuştur. 1980 yılına kadar, DY'nin de aynı temelde faaliyet göstermesi, şehirlerde yürütülen silahlı propagandanın yer yer bozulmasına ve kadroların aynı yolla örgütlenmeye yönelmelerine neden olmuştur.
      Şehirlerin ideolojik etkisi (ki buna revizyonizm ve oportünizmin ülkemiz solundaki ideolojik egemenliği de denilebilir), Öncü Savaşının sürdürülmesinde önemli engeller ortaya çıkarmıştır. Kır gerilla savaşının hazırlıklarının tamamlanması ve bu savaşın başlatılması yönündeki stratejik mevzilenmeyi birincil dereceden etkileyen bu olgu, aynı zamandaş örgütün uzun yıllar aşmaya çalıştığı sorunların en önemlisi olmuştur. Kır gerilla savaşına yönelik faaliyetlerin nasıl duraksamalara uğratıldığını, yazımızda yeterince açık biçimde ortaya koyduğumuz için burada yinelemeyeceğiz. Ancak bu sürecin, örgütümüze zengin bir deneyim kazandırdığı da bir gerçektir. Kır gerilla savaşını, hareketli gerilla birliği perspektifinde ve düşmanla kuşatılmış bir arazide sürdürme durumunda olan örgütümüzün, bu yöndeki faaliyetleri, yine de sürekli kılınmıştır.
      Her koşul altında örgütümüz, devrimci savaşı, Marksist-Leninist ilkeler temelinde yürütme gayreti içinde olmuştur. Marksist-Leninist ilkelere yönelik tahrifatlara, saldırılara karşı ideolojik mücadele, aynı zamanda, örgütsel faaliyetin en önemli konularından birisi olmuştur. Oportünizme ve revizyonizme karşı sürdürülen ideolojik mücadele, ülkemiz solunda egemen olan pragmatizm koşullarında çok daha karmaşık bir süreç izlemiştir. Bu süreçte, Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'nin değerden düşürülmeye çalışılması, bozulması ya da bu stratejiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan kavrayışların, Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi adı altında sunulması, birincisi kadar önemli bir ideolojik mücadele konusu olmuştur. Okuyucu, "THKP-C/HDÖ ve 15 Yıl" yazısında, bu ideolojik mücadeleye ilişkin pek çok olgu ve değerlendirme bulacaktır.
      "THKP-C/HDÖ ve 15 Yıl"ın yayınlanmasının üzerinden altı yıl geçti. Bu dönemde örgütümüz 1980 sonrasında meydana gelen sorunları aşmış ve Öncü Savaşının sürdürülmesi için gerekli hazırlıkları tamamlamıştır. 1991 Mart ayında düzenlenen harekâtla savaş kaldığı yerden sürdürülmeye başlanılmıştır.
      Örgütümüz, THKP-C/HDÖ, Mart 1991-Mart 1993 arasında dört büyük harekât düzenlemiş ve bu harekâtlarda, emperyalistlere ve oligarşiye yönelik olarak 73 devrimci silahlı eylem gerçekleştirilmiştir.
      Örgütümüzün, son iki yıl boyunca, şehir gerilla savaşı taktikleriyle ülke çapında yürüttüğü savaş, onlarca kenti kapsamına almış ve bu kapsamı genişletmeye yönelmiştir. Pek çok kent de, savaşın bugünkü evresinde, bilinçli olarak savaş alanı dışında tutulmuştur. Öte yandan, kır gerilla savaşına yönelik çalışmalar, şehir gerillasındaki gelişmelere paralel olarak gelişmiş ve savaşın, şehirlerde ve kırlarda birleşik olarak sürdürülmesi için yeterli düzeye ulaşmıştır.
      Kır gerilla savaşını, kendi stratejik rotasına uygun olarak belirlenmiş askeri tırmanma politikası çerçevesinde sürdürmek durumunda olan örgütümüz, suni dengenin durumu ile milli krizin gelişme dinamiklerini her zaman gözönünde tutmaya devam etmektedir. Devrimci savaş, sadece, savaşıldığını göstermeye yarayan bir araç değildir. Devrimci savaş, iktidarın devrimci tarzda ele geçirilmesinin temel aracıdır. Bu nedenle, kır gerilla savaşı, savaşın zafere doğru yürüyüşünde belirleyici bir aşamadır ve sonuçları stratejik nitelikte olacaktır.
      THKP-C'nin kuruluşunun üzerinden 23 yıl geçmiştir. Örgütümüz faaliyet yürüttüğü 21 yıl boyunca, her zaman savaşı kurtuluşa kadar sürdürme kararlılığını ortaya koymuştur. Bizler, bu savaşta şehit düşen yoldaşlarımızın teslim ettiği bayrağı, en yükseklerde tutmaya kararlıyız. Onlar, sadece anılarıyla değil, devrimci savaştaki kararlılıklarıyla, yaratıcı faaliyetleriyle, derin teorik çözümlemeleriyle, savaşımızın yol göstericileri olmuşlardır. Böyle bir örgütün üyeleri olmanın onuru ile savaş, halkımızın kurtuluşuna kadar sürdürülecektir.
      "THKP-C/HDÖ ve 15 Yıl" yazımızın ikinci baskısına Önsözü, Lenin'in şu sözleriyle noktalayalım:
      "(Marksizmin) muhaliflerine son bir söz daha. Onlar, bizim tartışmalarımıza şeytanca alkış tutmakta ve sinsice gülmektedirler; kuşkusuz, onlar, bizim broşürümüzden yalnız Partimizin başarısızlık ve kusurları ile ilgili bölümleri seçip, kendi amaçları için kullanmayı deneyeceklerdir. Rus Marksistleri, daha şimdiden böylesine ufak tefek şeylerden tedirgin olmayacak kadar ve bunlara karşın özeleştiri görevini sürdürerek, işçi sınıfı hareketi büyüdükçe, kuşkusuz ve kaçınılmaz olarak üstesinden gelecekleri kendi yanlışlarını inatla sergileyecek kadar çelikleşmişlerdir."

YAŞASIN ÖNCÜ SAVAŞI TÜRKİYE HALK KURTULUŞ PARTİSİ-CEPHESİ
YAŞASIN HALK SAVAŞIHALKIN DEVRİMCİ ÖNCÜLERİ
KURTULUŞA KADAR SAVAŞTHKP-C/HDÖ
1993