Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi
Halkın Devrimci Öncüleri
Marksizm-Leninizm Bir Dogma Değil,
Eylem Kılavuzudur-III


"Marksizm-Leninizm Bir Dogma Değil, Eylem Kılavuzudur-III", 1977-78 yılları arasında kaleme alınmış ve THKP-C/HDÖ Genel Komitesi'ne sunulmuştur. Bu tarihte sadece 5 nüsha çoğaltılmıştır.
Eriş Yayınları - 1995

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.
erisyay@kurtuluscephesi.org
Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında: Marksizm-Leninizm Bir Dogma Değil, Eylem Kılavuzudur-III (1.155 KB)




BİRİNCİ BASKIYA ÖNSÖZ


      "Marksizm-Leninizm Bir Dogma Değil, Eylem Kılavuzudur”, bundan 18 yıl önce kaleme alındı. Yazının amacı, o dönemde oportünizmin Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'ne yönelik tahrifatlarını bir bütün olarak ele almak ve örgütün stratejik görüşlerinin bir bütün olarak ortaya koymaktı. Bu yazı, " Türkiye Devriminin Acil Sorunları-I”den sonra, THKP-C/HDÖ'nün görüşlerinin bir bütün olarak ortaya konulması açısından ayrı bir yere sahipti. Ancak yazının kaleme alınması, doğrudan doğruya, 1976 ortalarında örgüt saflarında ortaya çıkan sağ-sapmanın yaratmış olduğu çeşitli tahrifatların düzeltilmesi ve bu bağlamda kadroların eğitimi açısından kararlaştırılmıştı.
      1976 yılında, salt Öncü Savaşı üzerine bir yazının kaleme alınması ve yayınlanması, o dönemdeki THKP-C/HDÖ Merkez Yönetimi tarafından kararlaştırılmıştı. Ancak bu konuda görevlendirilen kişinin hazırladığı taslak metin, aynı zamanda ortaya çıkan sağ-sapmaya dayanak olabilecek yanlışlıklar içerdiğinden, bu konuda yayın çıkartılamamıştı. Şubat 1977'de toplanan THKP-C/HDÖ Genel Komitesi, ortaya çıkan sapmalar ve oportünist tahrifatları göz önüne alarak, Öncü Savaşı anlayışının bir bütün olarak ortaya konulması için böyle bir yazının yayınlanmasına yeniden karar verdi.
      Bu bağlamda, yazımına başlanılan "Eylem Kılavuzu”, üç kısım olarak düşünülmüştü. Ve ilk kısmın yazımına Mart 1977'de başlanıldı."Eylem Kılavuzu-I” ve "Eylem Kılavuzu-II”nin yazımı Haziran 1977'de tamamlanmıştır.Örgütümüzün yayın politikası gereğince Genel Komite'de değerlendirildikten ve gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra yayınlanması düşünülen "Eylem Kılavuzu I-II”, Ağustos 1977'deki polis operasyonları sırasında kaybolmuştur. Böylece ilk iki kısım, Genel Komite tarafından henüz değerlendirilemeden yitirilmiştir.
      Bu durumun ortaya çıkması üzerine, "Eylem Kılavuzu”nun üçüncü kısmı yeniden düzenlenmiş ve ilk iki kısmı kapsayacak bir biçimde genişletilmiştir.
      Bu genişletme, bir yandan Öncü Savaşını, Halk Savaşı ile bağlantılı olarak ortaya konulması şeklinde olurken; diğer yandan, Latin-Amerika'daki Öncü Savaşı deneyimleri ile örgütümüzün Öncü Savaşı deneyiminin ilk yılının değerlendirmesini kapsayacak biçimde olmuştur.Böylece Ekim 1977'de başlanılan yazım çalışmaları Haziran 1978'de tamamlanmış ve değerlendirilmek üzere 5 adet çoğaltılarak Genel Komite üyelerine dağıtılmıştır.
      "THKP-C/HDÖ ve 15 Yıl” yazımızda ortaya koyduğumuz gibi, bu süreç içinde örgütümüz bir yandan polis operasyonlarına karşı düzenlemeler yaparken, diğer yandan örgüt saflarında ortaya çıkan yeni bir sağ-sapmayla mücadele etmek durumunda kalmıştır. Ve bu tarihten itibaren "Eylem Kılavuzu-III”, pekçok kadro tarafından okunmamış olmasına rağmen, ortaya çıkan sağ-sapmaya karşı bir mücadele aracı olmuştur.
      Oysa "Eylem Kılavuzu-III”, örgütümüzün Genel Komitesi tarafından ele alınarak son haline getirilmiş bile değildi. Daha tam deyişle, "Eylem Kılavuzu-III”, taslak metin olarak hazırlandığı haliyle bulunuyordu ve üzerinde en küçük bir düzeltme bile yapılmamıştı. Bu nedenle, örgütümüzün Genel Komitesi'nin onayladığı bir örgüt yazısı haline gelmemişti. Ama sağ-sapma, yazıyı son haline gelmiş bir metin olarak ele alarak "eleştirme”ye girişmiş ve kendi sağcı görüşlerinin karşısında en büyük engel olarak, her zaman, "Eylem Kılavuzu-III”ü görmüştü.
      Benzer durum 1980 başlarında ortaya çıkan "pragmatizm” sapması açısından da ortaya çıkmıştır.Yazıldığı dönemin koşullarına göre biçimlenmiş olan metin, kendi içersinde, o dönemdeki çeşitli oportünist tahrifatlara ve sapmalara karşı belli bir polemik özelliğine de sahiptir. Bu boyutu ile, kimi eleştiriler, tarihsel olarak "geçmişin malı” olmuştur. Ama içeriği ve kapsamı ile, örgütümüzün Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi kavrayışını ortaya koymasıyla özel bir yere sahiptir.
      "Eylem Kılavuzu-III”ün örgütümüz açısından özel yeri, her zaman, örgüt saflarında ortaya çıkan sağ ve pasifist eğilimlere ve sapmalara karşı bir "savaş aracı” olmasıyla da sınırlı değildir. Aradan geçen 17 yıla rağmen, sadece Genel Komite üyeleri için çoğaltılmış beş nüshasının dışında bir başka nüshası bulunmamaktadır. 1978-79 arasında değişik biçimlerde çoğaltıldığı iddia edilmişse de (ki sağcı görüşlere sahip olan ve örgütümüzle her türlü ilişkisi kesilenlerin demagojik bir biçimde bunu ileri sürmüşlerdir. Amaçları örgüt tüzüğüne aykırı davranıldığını "kanıtlayarak”, kendi aykırı faaliyetlerini haklı ve mazur göstermektir), bugüne kadar böyle bir nüsha ortaya çıkmamıştır.
      Bugün " Eylem Kılavuzu-III”ü, taslak metin olarak hazırlandığı haliyle yayınlamaya karar verildiğinde, üzerinde düzeltmeler ve düzenlemeler yapılmamıştır.
      Okuyucunun hemen göreceği gibi, " Eylem Kılavuzu-III”de ifade edilen görüşler, örgütümüzün başlangıcından itibaren izlediği görüşlerdir. Bu açıdan, " Eylem Kılavuzu-III”, örgütümüzün uzun yıllar kendi çizgisini kararlılıkla izlediğinin bir göstergesidir de.
      Yukarda da belirttiğimiz gibi, " Eylem Kılavuzu-III”, yazıldığı tarihsel koşulların dili ve terminolojisiyle kaleme alınmıştır ve sadece Genel Komite'nin değerlendirmesi için beş adet çoğaltılmıştır. Bu nedenle pekçok örgüt üyesi tarafından okunmamıştır. Ama buna rağmen, her dönemde, sağ ve pasifist eğilimlere ve sapmalara karşı, kadroların örgütümüzün stratejik görüşlerine sahip çıkmasında bir simge olmuştur. Bu özelliği ile örgütümüzün tarihinde en çok sözü edilen, ama okunmamış bir yazı olma niteliğine sahip ilk ve tek metin olmuştur. Şüphesiz " Eylem Kılavuzu-III”ün ele aldığı kimi konular, günümüzde eski önemini yitirmiştir. Yazıda eleştirilen kimi örgütlenmeler, bugün ya yoktur, ya da çizgilerini çoktan terk etmişlerdir. Bu açıdan, yapılan eleştiriler kendi dönemine ilişkin kalmaktadır. Ancak her durumda, gerek örgütümüzün tarihsel gelişimini kavramak için, gerekse ülkemiz solundaki tarihsel dönüşümleri görmek için, " Eylem Kılavuzu- III” belli bir işlevi de olacaktır. Bu açıdan ülkemiz devrimci mücadelesinin belli bir tarihsel kesitini vermesi açısından da önemlidir.
      "26 Ocak Harekâtı” ile 1977 yılında Öncü Savaşına başlayan örgütümüzün, bu harekâttan itibaren kitleler tarafından nasıl benimsendiğini burada uzun uzun anlatmayacağı. Ama bu harekât sonrasında, örgütümüzün adının kamuoyunda "Acilciler” olarak tanınması, aynı zamanda örgütümüzün tarihsel gelişimi açısından özel bir yere sahip olmuştur. 1978 yılında ortaya çıkan sağ-sapmanın, örgütümüzün kamuoyunda tanınan adını, yani "Acilciler” adını nasıl kendi sağ-pasifist amaçları için kullandığını hemen herkes bilmektedir. O güne kadar örgütümüzün açıklama, bildiri ve yazılarında yer alan Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi/ Halkın Devrimci Öncüleri (Acilciler) imzası, bu gelişmeden sonra, sadece Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi/ Halkın Devrimci Öncüleri (THKP-C/HDÖ) olarak kullanılmaya başlanılmıştır. Bunun temel nedeni, "Acilciler” adıyla yapılmış bir dizi açıklama ve fiillerin, örgütümüzle hiçbir ilişkisinin olmadığını kamuoyuna açık ve net bir biçimde ortaya koymaktır. Ancak bu sağ ve pasifist unsurların "Acilciler” adını kullanarak yaptıkları öylesine olumsuz durumlar ortaya çıkarmıştır ki, "Acilciler” adı, bu kişilerin fiilleri ile yıpratılmış ve hatta kirletilmiştir. Bu nedenle, örgütümüzün Genel Komitesi, "Acilciler” adının örgütümüzün tarihindeki gerçek yerine konulabilinmesi için belirli bir zamanın gerekli olduğuna karar vermiştir. Ve bu zaman, aynı zamanda, "Acilciler” adının temizlenmesi, arındırılması demek olacaktı.
      Bugün şunu açık bir biçimde ve onurla söyleyebiliriz ki, gerek Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi adı, gerekse örgütümüz tarihinde özel bir yere sahip olan "Acilciler” adı, örgütümüzün mücadelesinde gerçek yerine oturmuştur. THKP-C adına kopartılan fırtınalar kadar, "Acilciler” adını sömürmeye ve kendi kişisel çıkarları için kullanmaya çalışanların yarattığı bozulmalar bugün sona ermiştir. Ve örgütümüzün THKP-C'nin tek ve gerçek temsilcisi olduğu, artık hiçbir itiraza yer vermeyecek kadar açıktır. Eğer bugün, hala örgüt açıklamalarında ve yazılarında THKP-C/HDÖ imzasını kullanıyorsak, bunun tek nedeni THKP-C'nin kurucu ve önder kadrolarına duyduğumuz saygıdandır. Türkiye Halk Kurtuluş Partisi ve Türkiye Halk Kurtuluş Cephesi olarak Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'ne bağlı bir mücadeleyi, kendi belirlediğimiz stratejik rotaya göre sürdürmekte kararlı ve ısrarlı olduğumuz, dost ve düşman herkes tarafından açıkca kabul edildiği ortadadır. THKP-C/HDÖ (Acilciler) adı, her zaman örgütümüzün, her türlü THKP-C adını sömürmek ya da kendi oportünist amaçları için kullanmak isteyenlerden farklılığının bir simgesi olmuştur ve olmaya devam edecektir.
      Yeri gelmişken belirtelim ki, örgütümüz hiçbir dönemde ve hiçbir yerde, büyük özveriler ve kanlarla oluşturulmuş THKP-C adı için olduğu kadar, "Acilciler” adı için de zora, şiddete başvurmamıştır. Gerek THKP-C ile, gerekse "Acilciler” ile uzaktan yakından ilişkisi olmayanların, bu isimleri kullanmalarını engellemek pekâlâ mümkündü. Ve pekâlâ bu kesimlerin zor ve şiddet yöntemleriyle yol getirilmesi olanaklıydı. Ancak hiçbir devrimci örgüt böyle bir yönteme asla başvuramaz ve vurmamalıdır. Elbette ki, kendisinin ve kendi mücadelesinin farkını kitlelere anlatmak ve göstermek durumundadır. Ama her durumda, tarihin kaçınılmaz yargısını esas almak durumundadırlar. Ve bu yargı, bugün tartışılmaz bir biçimde ortadadır. Hâlâ gerek THKP-C adı üzerinde, gerekse "Acilciler” adı üzerinde hesapları olanlar olacaktır. Onlara söylenenler tarih tarafından söylenmiştir ve küçük hesapların artık sona ermesinin zamanı gelmiş ve hatta geçmiştir. Bugün, örgütümüz THKP-C/HDÖ olarak eylemini ifade etmeyi sürdürüyorsa, bunun tek nedeni THKP-C'nin kurucu ve önder kadrolarına olan tarihsel bağlılığımız ve saygımızdan ileri geldiğini herkes bilmelidir.
      Sözümüzü bitirirken belirtelim ki, " Eylem Kılavuzu-III”de yer alan görüşlerimiz, zaman içersinde daha da geliştirilmiştir. Bu gelişimin tarihsel temellerini ortaya koyması açısından da, " Eylem Kılavuzu-III”ün yayınlanması gerekli olmuştur. Kısacası, " Eylem Kılavuzu-III”, salt tarihsel bir belge değil, aynı zamanda örgütümüzün görüşlerinin o tarihsel dönemin söylemi içinde açıklandığı bir metindir.


YAŞASIN ÖNCÜ SAVAŞI
YAŞASIN HALK SAVAŞI
KURTULUŞA KADAR SAVAŞ
TÜRKİYE HALK KURTULUŞ PARTİSİ-CEPHESİ
HALKIN DEVRİMCİ ÖNCÜLERİ
GENEL KOMİTESİ

OCAK 1995




GİRİŞ



      "Şu anda iktidar mücadelesi yapan partimiz iktidarı alabilecek güçte ve aşamada değildir. Ancak, düzenli ordular savaşı aşamasında bütün yurt çapında yönetimi ele geçirmeden söz etmek mümkündür. Ve biz bugün bu aşamayı yaşadığımızı asla iddia etmiyoruz. Biz sadece halkımızın ihtilâlci savaşının bu aşamaya gelebilmesi için gerilla savaşının şart olduğunu iddia ediyor ve bu amaçla döğüşüyoruz."
      Evet, 1971 yılında THKP I Nolu Bildirisi böyle diyordu. Bugün 1971 hareketine kaldığı yerden devam eden THKP-C/HDÖ, 71 döneminde Mahir Çayan yoldaş tarafından formüle edilmiş olan Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'nin ışığında gerilla savaşını sürdürmektedir.Ancak 1971 yenilgisi sonrasında, THKP-C'nin tüm örgüt yapısının yıkılması ve savaşan kadrolarını yitirmesi, belirli bir süre durulmasına neden olmuştur. Bu geçici suskunluk döneminde, 71 hareketinin yenilgisini fırsat bilen tüm revizyonist, oportünist ve pasifist gruplar sola egemen oldu. Bu revizyonist, oportünist ve pasifist grupların varlık şartı ve "teorik" ifadelerinin temelinde Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'ne saldırmak yatar. Bir kısım revizyonistler açıkca ihanetlerini sergilerken, yeni ve yepyeni oportünistler "piyasaya" çıktılar.
      Bu yepyeni oportünistlerin en temel özelliği, 1971 silahlı devrimci hareketine sahip çıkarak, onu tahrif etmekti. "Şanlı direniş", "manifesto", "kanlı saldırganlığa karşı duranlar" diyerek amaçlarını gizlemeye özel gayret gösterdiler. Oportünizmin en iğrenç ve en tehlikelisi olan bu kişilerin gayretleri kısa sürede açığa çıktı. Kimisi uluslararası revizyonizmin çizgisini açıkca savunurken, kimileri de "sovyet sosyal emperyalizmini" keşfettiler (!). Bir kısmı ise, "65-71 Dev-Genç'in şanlı mücadelesi" paravanası ile "legal olanakların tükenmediğinden" bahsederek gazetecilik konusunda "netleşme" yolunu tuttular.
      Bu koşullar içinde, ülkedeki teorik keşmekeş ve kavram karışıklığı daha üst boyutlara sıçradı. Artık genel Marksist-Leninist ilkeler değil, en basit konu bile anlaşılmaz ve anlatılamaz hale geldi. 1971 öncesinden farklı olarak illegal örgütlenmenin gerekliliği iyice açığa çıkmasına rağmen, illegal örgütlenme ve mücadele, en büyük saldırı ve hakaretlere maruz bırakıldı. Bu arada yolunu iyice şaşıranlar, "MİT" arşivlerine taş çıkartıcı "Acilciler" listesi düzenlemeye başladı.71 öncesi gibi gazete ve dergi çıkarma başlı başına "eylem" haline gelirken; dernek ve sendika içinde fraksiyonlar savaşı, "devrimci" (!) mücadele oldu. Legal yayın organlarında Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi istenildiği gibi "eleştiri"lirken, THKP-C/HDÖ'nin illegal faaliyetleri bu organlarda "alay" konusu yapılıyordu. Oysa ki:
      "İllegal propaganda yontemlerini kınamayı ve bununla legal basında alay etmeyi sosyal-demokrat parti üyeliği ile bağdaşır saymak sosyalizme ihanettir." [1] (abç)       Fakat Türkiye solu onca ihanetlerle karşılaşmıştır ki, bu tür ihanetler hafif kalır!
      İhanet-döneklik-pasifizm-tahrifatlar ve yeniden ihanetler. İşte 1971 sonrası Türkiye solunun genel görünüşü.
      Bu koşullar içinde neyin doğru, neyin yanlış olduğunun birbirinden ayrılması olanaksızlaştı. Ancak THKP-C/HDÖ, "
Türkiye Devriminin Acil Sorunları-I" broşürü ile bu koşullara karşı ilk çıkışı gerçekleştirdi. Fakat yara kangren olmuştu. 1976 yılına girildiğinde THKP-C/HDÖ kangren olan yerleri kesip attı ve 1971 sonrası ilk silahlı devrimci eylemleri gerçekleştirdi.
      Genç ve tercübesiz kadrolara sahip olan THKP-C/HDÖ, ilk deneyini yine bu yıl yaşadı. Malatya-Beylerderesi'nde, 26 Ocak 1976 günü, içlerinde iki THKP-C/HDÖ merkez yöneticisinin olduğu üç yoldaşımız oligarşinin resmi zor güçlerince katledildiler. THKP-C örgütü 1972 Kızıldere'den sonra ikinci büyük katliamı yaşadı.
      Bu dönemde, soldaki saldırı ve suçlamalar daha da artarak gelişti. Ancak örgütümüz kısa sürede yeniden çalışmalara başladı ve 1976'nın son ayında Öncü Savaşına bir bütün olarak başlama kararı aldı. İlk olarak "26 Ocak ve 19 Şubat Harekâtı" düzenlendi ve THKP/HDÖ I Nolu Bildirisi ile THKC/HDÖ I Nolu Açıklaması yayınlandı. Artık zayıfta olsa, iktidar mücadelesi yapan bir örgüt mevcuttu. Şu gün savaşın birinci aşamasını tamamlamış bulunan THKP-C/HDÖ, solda geniş bir ayrışmayı sağladı.
      Ancak herşey birden ortadan kalkmaz. Belirli bir zaman, bir süreç geçmesi gerekir. Oportünizmin ve revizyonizmin etkinliği bugün hâlâ devam etmektedir. Bugünkü teorik keşmekeş ve kavram kargaşalığı her zamankinden daha fazla pratik önem taşımaktadır.
      Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'nin kelime kelime ele alınıp, yorumlandığı bir ortamda yaşanmaktadır. Öyleki, bu devrimci stratejinin tespitleri her türlü spekülasyona ve saldırıya maruz kalmaktadır. Böyle bir stratejinin olmayacağından, stratejinin adına kadar her şey oportünizm tarafından tahrif edilmektedir. "Askerileşmiş politik savaş stratejileri", "politikleşmiş askeri savaş taktikleri" ortaya atılırken, bir çırpıda Mao Zedung ve Giap tarafından formüle edilip zafere ulaşarak doğruluğunu kanıtlayan Halk Savaşı, kitlelerin mücadelesi düzeyine indirgeniverdi. Yıllardır tartışılıp, sonuca bağlanmış Öncü Savaşı, "ülkemize özgü" bir "taktik evre"ye, "ara aşama"ya indirgendi. Silahlı propaganda legal olanakların tükendiği bir ortamın mücadele biçimi oldu. Marks, Engels, Lenin tarafından çözümlenmiş devlet anlayışı yeniden keşfedildi (!). Faşizm konusu, devlet biçimi-özü-tipi-içeriği vs.si arasında, karmakarışık edildi. Anti-faşist mücadele "anti-MHPist" mücadeleye dönüştü. Anti-emperyalist mücadele tamamen "unutuldu", devrimci ajitasyon ve propaganda "bezirganlık" olarak lanse edildi. Kitlelerin ekonomik-demokratik amaçlı hareketleri falanca siyasetin kadrosal hareketi haline getirildi. Suni dengeyi devam ettirmek amacına yönelik faşist milis saldırıların sonucunda yüzlerce ilerici, yurtsever ve devrimci katledilirken seyredenler; saldırı sonrasında "ölü paylaşım savaşları" vermeyi ve bu amaçla karşıt fraksiyona "Öncü Savaşı" ilan etmeyi "sosyalist" ya da "devrimci" mücadele olarak gündeme getirdiler. Artık sol yeni bir ölüm haberini ve katledilen ilerici-yurtsever-devrimcinin hangi fraksiyondan olduğunu öğrenmeyi bekleyenler yığını haline döndü. "Siyasi" haftalık-15 günlük-aylık dergilerde, bu bekleyişe "teorik" açıklamalar getiren tefrikalar yayınlıyordu.
      İşte bu ortam içerisinde, bir kez daha, "Marksizm-Leninizmin bir dogma değil, eylem klavuzu" olduğunu sergilemek zorunlu olmuştur.
      Burada konuları ele alırken, ülkemiz solunun genel yapısını dikkate aldık. Bu yüzden Halk Savaşını ve Öncü Savaşını detaylı bir biçimde açıkladık. Broşür okunduğunda görülecektir ki, pek çok şey yıllar önce çözümlenmiş sorunları içermektedir. Yazımızda mümkün olduğunca geniş alıntı yaptık. Bu konu da bazı spekülasyonlara yol açacağı açıktır. Ancak ülkemiz solunun içinde bulunduğu ilişkiler ve koşullar içinde böyle bir şeyi yapmamak, söylenenlerin hiç ama hiç anlaşılmamasına yol açacaktır. Daha Halk Savaşının ne olduğu bilinmediği bir ortamda, Öncü Savaşının taktik ve teknik sorunlarına değinmek zorunluluğu bizi buna itmiştir.
      Son olarak bir noktayı daha belirtelim: Broşürde bazı yerlerin Türkiye Devriminin Acil Sorunları-I ile çeliştiği ileri sürülebilir. Her şeyden önce 1975 yılında yayınlanmış olan "Acil"in bu yazının temelini teşkil ettiğini en dikkatsiz bir okuyucu bile görecektir. Ancak her şey, her formülasyon belirli koşulların ürünüdür ve o koşullardan soyutlanamaz. Türkiye Devriminin Acil Sorunları-I'in yazıldığı dönem, THKP-C/HDÖ'nün asgari örgütlenmeyi sürdürdüğü dönemdir. Zorunlu olarak içerdiği konular, bu dönemin özellikleri ve amacı üzerinde yoğunlaşmayı gerektiriyordu. Türkiye Devriminin Acil Sorunları-I'de temel olarak Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'nin dayandığı emperyalizm tahlili ve stratejinin genel ilkeleri ele alınmıştır. Zaman içinde, hazırlıkların tamamlanması ile ÖncüSavaşına başlanılması, bu genel tesbitleri derinleştirmiş ve somutlaştırmıştır. İleri sürülebilecek olan Türkiye Devriminin Acil Sorunları-I ile olan çelişme, işte bu şekilde genelin özgülleşmesi ve teorinin derinleşmesinden başka bir şey değildir. Zaten böyle bir "çelişme"yi ileri sürmek, gelişimi ve mücadeleyi reddetmekten başka bir şey olmamaktadır. Örgütümüzün tarihsel gelişimini ele alırken bu açıkca görülür.
      Bu sözlerimizden çeşitli oportünistlerin büyük sevinç duyacakları da açıktır. Bunlara son sözü de Lenin'e bırakalım:       "Sosyal demokrasinin muhaliflerine son bir söz daha. Onlar bizim tartışmalarımıza şeytanca alkış tutmakta ve sinsice gülmektedirler; kuşkusuz onlar bizim broşürümüzden yalnız partimizin başarısızlık ve kusurları ile ilgili bölümleri seçip kendi amaçları için kullanmayı deneyeceklerdir. Rus sosyal-demokratları daha şimdiden böylesine ufak tefek şeylerden tedirgin olmayacak kadar ve bunlara karşın özeleştiri görevini sürdürerek, işci sınıfı hareketi büyüdükce; kuşkusuz ve kaçınılmaz olarak üstesinden gelecekleri kendi yanlışlarını inatla sergileyecek kadar çelikleşmişlerdir."       Broşür beş bölümden oluşmaktadır.
      Birinci bölüm, en geniş biçimde Halk Savaşı konusu işlenmiştir.İkinci bölüm, Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'nin dayandığı emperyalizm tahlili kısa ve öz olarak belirtilmiştir. Daha detaylı olarak Türkiye Devriminin Acil Sorunları-I ve oligarşi broşürlerimizde yer almaktadır.
      Üçüncü bölüm, Öncü Savaşı üzerinedir. Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi bütünselliği içinde, Öncü Savaşı ve silahlı propaganda detaylı biçimde ele alınmıştır.
      Dördüncü bölüm, Ülkemizde en çok konuşulan, ama en az bilinen Latin-Amerika üzerine genel bir değerlendirmeyi içermektedir.Son bölümde ise, Türkiye'deki devrimci mücadelenin gelişimi, 65-71 dönemi, 71'de THKP-C'nin durumu ve THKP-C/HDÖ'nün tarihsel gelişimi ele alınmıştır.
      Yer yer çeşitli oportünist ve revizyonist görüşlerin eleştirisine yer verilmekle beraber, temel olarak Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi konusundaki oportünist tahrifat ve suçlamalar ele alınmıştır.


Haziran 1978




BİRİNCİ BÖLÜM
EMPERYALİST HEGEMONYA ALTINDAKİ ÜLKELERDE
HALK SAVAŞI ZORUNLU BİR DURAKTIR




      Emperyalist hegemonya altındaki, bütün sömürge, yarı-sömürge ve geri-bıraktırılmış ülkeler devriminde "Halk Savaşı zorunlu bir duraktır. Emperyalizmin değişik bunalım dönemlerinin, farklı ilişki ve çelişkileri bu zorunluluğu asla ortadan kaldırmaz. Bugün THKP-C/HDÖ'nün tahlil ve tespitleri dışında, tamamen "unutulmuş" ve "unutturulmuş" olan Halk Savaşı teori ve pratiğini kavramak gereklidir. Ancak bundan sonra Öncü Savaşı ve onun amaçları anlaşılabilinir.


I.
MİLLİ KRİZ ÜZERİNE



      "Devrim yapmanın ilk şartı doğru emperyalizm tahlilidir." Doğru devrimci çizginin formüle edilmesi, dünyanın doğru biçimde yorumlanmasıdır. Ve bundan sonra (ve ana sorun) "onu değiştirmektir". Bu andan itibaren "herşeyi kadrolar belirler, örgütsel çalışma belirler." (Stalin)
      Serbest rekabetci kapitalizmin emperyalizme dönüşmesiyle birlikte, dünya çapında, (genelde ya da sistemin bütününde) devrimin objektif şartları olgunlaşmıştır. Bir başka deyişle, üretici güçlerin gelişimi mevcut üretim ilişkileri tarafından engellenmektedir. Ve bu ikisi arasındaki çelişki antagonizma kazanmıştır. Bu durum emperyalizmde süreklidir ve genel niteliktedir. İşte biz buna "sürekli ve genel bunalım" adını veriyoruz. Bu nedenle, emperyalizm, kapitalizmin sürekli ve genel bunalımlar dönemidir.
      Fakat, emperyalizmle birlikte "eşitsiz gelişim yasası" belirginleşmiş ve bulunmuştur. Bu yasa, devrimin asla zamandaş olmayacağını, önce bir ya da birkaç ülkede olacağını, diğer ülkelerinde "burjuva ya da burjuva öncesi dönemde" kalacağını gösterir. Devrim emperyalist dünya zincirinin zayıf olan halkasında olacaktır. Bu yüzden, sistemin bütününde, devrimin objektif şartlarının olgun olması yeterli değildir, ayrıca her ülkenin kendi (milli) bunalımını yaşaması ve bunun krize dönüşmesi şarttır. Öz olarak söylersek, devrimin objektif şartları için milli krizin varlığı zorunludur ve bu zorunluluk eşitsiz gelişim yasasından kaynaklanır (Tek ülkede devrim olma esprisi).
      Bilindiği gibi eşitsiz gelişim yasası çeşitli alanlarda ortaya çıkar. Sektörler arasında (tarım ile sanayi), sanayi kolları arasında (üretim malları sektörü ile tüketim malları sektörü), bölgeler ve ülkeler arasında (ülkemizde doğu ile batı, dünyada emperyalist ile sömürge ülkeler) ve emperyalist ülkeler arasında eşitsiz gelişim yasası mevcuttur. Birincisi, tarım buhranını; ikincisi, ekonomi buhranı; üçüncüsü, devrimin eşitsiz gelişimini -ülkede ve dünyada; dördüncüsü, yeni paylaşım savaşlarını gündeme getirir. Ülkemizde yanlış olarak eşitsiz gelişim yasası, salt dördüncü için kullanılır. Bunun sonucu, TDAS-I'in "inkarcılığı" (!) gündeme getirilir. Sanırız, bizim eşitsiz gelişim yasasının "klâsik biçimde işlemediği, rolünün ikincil olduğu" tesbitimizin dördüncü için olduğunu söylemeye gerek yok. [
1*]
      Yaygın bir bilgisizlik ve unutulmuşluk da, "bölgeler ve ülkeler arasındaki eşitsiz gelişim"dir. Bu unutulunca toplumun homojenliği ve silahlı eylemlerin homojen etki yaratacağı sanılıyor. Ve giderekte, silahlı propagandanın yetersizliği-geçersizliği gündeme getiriliyor. Eğer "eşitsiz gelişim yasası kapitalizmin mutlak yasası" (Lenin) ise, devriminde eşitsiz gelişmesi gerekir. Özellikle emperyalist hegemonya altındaki ülkelerde netleşen bu durum ekonomik gelişme-sosyal uyanış ilişkisini belirler. Sosyal uyanışın (yeni topluma yönelik) ekonomik gelişmeye bağımlılığı, yani ekonomik gelişmenin asgari düzeye gelme gerekliliği, ekonomik gelişimin eşitsizliği nedeniyle, ülke çapında eşdeğerde olamaz. Bunun sonucu olarak da, kitlelerin siyasi bilince erişimi farklı ve eşitsiz olacaktır. (Ekonomik ve politik gelişimin eşitsizliği) Bunun pratik sonucu şudur: Toplum, toplumsal olaylara karşı homojen bir yapıya sahip değidir. Bu nedenle, devrimci eylem ve propaganda değişik alanlarda ve toplum katlarında, değişik etki yaratacaktır. "Bazı bölgelerde devrimci savaş gelişirken, bazı bölgelerde ya yeni başlamıştır, ya da hiç başlamamıştır." [
2] Bu Halk Savaşında, kızıl siyasi iktidarın bir bütün olarak değil, parçalı olacağı; önce bir ya da birkaç bölgede kurulacağı; devrimin gelişimine göre gelişip-büyüyeceği demektir (kızıl siyasi iktidar-kurtarılmış bölge). Öncü Savaşında ise, ülke çapında yapılan eylemin, farklı alanlarda farklı etki yaratması, temelde ekonomik ve politik gelişmenin eşitsizliği yasasına dayanır. Bugün, "silahlı propaganda sadece sempati yaratıyor" ya da "yaratılan etki (sempati) örgütlenmiyor" eleştirileri, bu yasayı anlayamadığından gerçek dışıdır. Etkinin örgütleyici olması için, sempati ve güven evresinin geçilmesi gerekir. Bununda eşitsiz olacağı açıktır. Bazı eylemler bazı bölgelerde sempati yaratırken, bir başka yerde güven verebilir. Üçüncü bir bölgede ise, desteği sağlayabilir. Eşitsiz gelişim yasasını bilen bir örgüt, çalışmasını buna göre ayarlar. (Bu yasa, aynı zamanda, etkinin yaratılması ile etkinin örgütlenmesi arasındaki çelişkiyi ifade eder.)
      Bir ülkede milli krizin varlığı, silahlı aksiyon (eylem) yöntemlerinin, kitleleri devrim safına çekilmesinde kullanılabileceği demektir. Bu aynı zamanda bir zorunluluktur. Egemen sınıflar, ülke çapında bir bunalım olduğunda (ekonomik, politik ve sosyal bunalımın bütünleşmesidir bu) siyasal zoru askeri biçimde maddeleştirirler. Bu ise devrim güçlerinin zora başvurmasını zorunlu kılar. Aksi taktirde yenilgi ve pasifikasyon kaçınılmazdır. Askeri savaşı gündeme getiren bu şartlarda, kitlelerin bilinçlendirilmesi ve örgütlenmesi askeri savaştan ayrılamaz.       "Silahlı mücadele için objektif şartların varolduğu durumlarda yığınları bilinçlendirme ve örgütlenme ile silahlı savaşı bu şekilde (revizyonistler gibi-b.n.) ayırmak her çeşit oportünizmin ve pasifizmin evrensel karakteridir." [3]       Geri-braktırılmış ülkelerdeki milli krizin temelinde emperyalizme bağımlılık yatar. Bu bağımlılık, ülkenin iç dinamiğinin çarpıtılmasını getirdiğinden, ülke alt yapısından (ekonomik) üst yapısına (politik) kadar bir milli kriz yaratır. Milli krizinın varlığı nedeniyle, egemen sınıflar (ya da oligarşi), düzeni devam ettirebilmek için siyasal zoru askeri biçimde maddeleştirmek zorundadır. Bir başka deyişle, siyasal zorun askeri biçimde maddeleşmesini yaratan milli krizdir ve milli krizi yaratan da emperyalizme bağımlılık ve emperyalist işgaldir.
      "Emperyalizmin işgali, bizzat karşı tarafın zora, şiddete, silaha başvurması demektir. Bu ise silahlı savaşın objektif şartlarının mevcudiyeti demektir" sözlerinin anlamı sanırız anlaşılabilir.
      Kısaca toparlarsak, emperyalist hegemonya altındaki ülkelerde, iç dinamik çarpıtılmış, emperyalizme (dış dinamik) bağımlı kılınmıştır. Bu ise ülkedeki mevcut çelişkileri, yani mevcut düzenin (iç dinamikle gelişmiş) kaçınılmaz çelişkilerini, daha da keskinleştirmiş ve sürekli hale getirmiştir. Bu bunalım ekonomik-politik-sosyal, tüm hayatı etkilemektedir (milli kriz). Dünya devrim tarihi göstermiştir ki, bu şartlarda düzeni sürdürebilmenin tek yolu siyasal zoru açık hale getirmektir, yani askeri biçimde maddeleştirmektir. Düzeni yıkmak isteyen güçler için tek yol da bu zoru parçalamaktır. "Yeni bir topluma gebe olan her toplumun ebesi zordur." (Marks) Askeri savaş gündemdedir. Ama düzenin yıkılabilmesi için bu objektif şartların varlığı yeterli değildir. Ayrıca subjektif şartlar, kitlelerin bilinç ve örgüt düzeyi devrim için yeterli olmalıdır. İşte, askeri savaşın, milli kriz ve kriz nedeniyle, mevcut olduğu ülkelerde, subjektif şartlar da askeri savaş metodlarıyla, savaş içinde yaratılır. Bu, klâsik savaş yöntemlerini geçersiz kılar. Politikleşmiş askeri savaş yöntemleri gündeme gelir.
      "Emperyalizmin işgalinin varlığı, bizzat karşı tarafın zora başvurması demektir. Karşı taraf zora başvurduğu için devrimci temel politika askeri mücadeleyi temel alır. Sınıfların eyleme sokuluşu ve mücadele alanının seçilişi bu politikanın ışığı altında olur." [
4] Bir başka deyişle, "mösyö burjuvazi ilk silahı çeken" olmuştur ve "legal olanaklar" bizzat burjuvazi tarafından yok edilmiştir.
      Bugün ülkemizde pasifistler, milli krizin mevcut olmadığını idda ederek, silahlı propagandaya karşı çıkmaktadırlar. Özellikle KSD oportünizmi, silahlı propagandaya ilke olarak karşı çıkmamakta, ama şartların olmadığını söylemektedir. DY-G oportünizmi ise bunu daha farklı yapmaktadır. Ona göre silahlı propaganda için gerekli subjektif şartlar hazır değildir ve legal olanaklar tüketilmemiştir. Kısaca DY-G oportünizminin söylemek istediği, milli krizin boyutları silahlı mücadele için yeterli değildir. Yakından bakıldığında, birbirine küfür eden bu iki "yepyeni oportünizm" aynı şeyleri söylemektedirler: İlke olarak silahlı propagandayı kabul ediyoruz, ama milli kriz bunun için yeterli değildir (olgun değildir), olgun olmamasının göstergesi de legal olanakların tükenmemişliğidir. [
2*] Bütün bunların anlamı, "içinde bulunduğumuz evrede silahlı savaşın objektif şartlarının mevcut olmadığı" demektir. Bir başka deyişle Lenin'in klâsik milli kriz tanımına uygun milli kriz yoktur.
      Milli kriz, sürekli ve genel bunalımın, her ülkenin iç yapısında (ekonomik-politik-sosyal yapı) biçimlenişinden başka bir şey değildir. Kapitalizmin iç dinamikle, yani devrimci biçimde geliştiği ülkelerdeki ilişki ve çelişkiler ile, iç dinamiğin çarptırıldığı ve dış dinamiğe tabi kılındığı ülkelerdeki ilişki ve çelişkiler farklıdır. Bir başka deyişle, toplumlardaki dengesizlik değişiktir. Bunun sonucu sistemin genelindeki bunalım, ülkeyi farklı biçimde etkileyecektir.
      Sürekli ve genel bunalımın (ekonomik-politik-sosyal tüm hayatı etkiler, bu yüzden geneldir) kaynağı metropol ülkeler olduğu için, etkisi (ya da yansıması) sürekli eksik üretimdir. Bir başka deyişle, üretici güçlerin gelişimi engellendiği için, üretim tam kapasitede olmaz. Fakat, sürekli ve genel bunalımın çeşitli nedenlerle derinleşmesi sonucu (buhran-kriz), metropollerdeki bunalım derinleşir ve olgunlaşır. Artık salt genel ve sürekli bunalımın ekonomik etkileri politik ve sosyal bunalımı yaratır. (Milli kriz) Bunalımın sürekli, buhran ve krizlerin kesikli olması nedeniyle, bu ülkelerdeki milli kriz kesiklidir.
      Emperyalist hegemonya altındaki ülkelerde ise, ülkenin iç yapısı, emperyalizme bağımlı olduğundan, yani emperyalizmin taleplerine göre biçimlendiğinden çarpıktır. (Bu biçimleniş, aynı zamanda, metropollerin, sürekli ve genel bunalımın etkilerini sömürgelere aktarmasını getirir.)
      I. ve II. bunalım dönemlerinde, askeri plana yansıyacak biçimde şiddetli olan emperyalistler arası çelişkilerin, sömürge ve yarı-sömürge ülkelere yansıması milli krizin temelini oluşturur. Mao Zedung'un "beyaz rejimin sürekli parçalanması ve savaşması" [
6] olarak ifade ettiği bu durum, ülkedeki dengesizliği daha da artırmaktadır. Birde buna emperyalistlerin açık işgali eklenince milli krizin sürekliliği anlaşılabilir. Bu dönemlerde, bu ülkelerde, toplumsal dengesizliğin düzenlenmemiş olması (suni dengenin var olmaması) kitlelerin tepkilerini açık hale getirmektedir. [3*]
      III. Bunalım dönemi geri-bıraktırılmış ülkelerde, kapitalizm, geliştirilmiştir. Bu emperyalizmin keyfi bir davranışı, "iyi niyeti" değildir. Bu geliştirme, emperyalizme bunalımlarının zorla uygulattığı bir gelişmedir. Emperyalizm geri-bıraktırılmış ülkelere, kapitalizmi dış dinamikle, yani kendi talep ve isteklerine (bunlar bunalımın getirdiği zorunlu talep ve istektir) uygun olarak geliştirmiştir. Böylece ülkedeki ekonomik ilişkiler dengesini metropollerde tamamlar. Bu da, çarpık üretim ilişkilerini gündeme getirir. Marksizme göre, temel-altyapı ilişkileri (ekonomik), bunun üstünde yükselen üst yapıyı şartlandırır. Bu nedenle, ekonomik yapıdaki çarpıklık, tüm üst yapıyı etkiler. Bu da ekonomik, politik ve sosyal bunalımın oluşması demektir. Sürekli ve genel bunalım, bu çarpık yapıya şiddetle yansıyarak sürekli bir milli kriz yaratır. (tam anlamıyla olgun olmayan milli kriz) Ekonomik alanda, üretim ile tüketim arasında sürekli buhran gündeme gelir. Bu bir yandan sosyal bunalımı derinleştirirken, diğer yandan politik bunalımı oluşturur. Fakat bu ülkelerdeki sosyal ve politik bunalım tam anlamıyla olgun ve açık değildir. Nedenleri çeşitlidir: İlk önce, ülkedeki kapitalizmin yukardan aşağı geliştirilmesi, toplumsal üretimi artırmış ve nispi bir refah yaratmıştır. Oligarşi (elbette emperyalizm de) bunu kullanarak, halk ile kendi arasında suni bir denge kurmuştur. Bu durum sosyal bunalımın açık hale gelmesini engellemektedir. Ama nispi refahın, sürekli değil geçici, mutlak değil nispi olması nedeniyle (ekonomik buhran sürekli mevcuttur) suni dengeyi devam ettiremez. Suni dengenin devam ettirebilinmesi için siyasal gündeme getirilir. Siyasal zorun bu durumu, yani sürekli mevcudiyeti, devrimci mücadeleyi baştan sona askeri mücadele yöntemleriyle sürdürülmesini gerektirir. Zaten siyasal zorun askeri biçimde maddeleştirilmesi, suni dengenin zayıfladığı dönemlerde gündeme gelir. (açık icra-"açık" faşizm). İşte suni dengenin mevcudiyeti, kitlelerin tepkilerinin açık hale gelmesini, "fikirlerini, inaçlarını ve duygularını eylem içinde ifade etmek zorunda olmaları"na rağmen "ifade etmeleri"ni engellemektir.
      Politik bunalım ise, devrimci bir alternatifin mevcut olmaması nedeniyle, kendini oligarşi içindeki sınıfların yarattığı hükümet bunalımlarıyla gösterir.
      Kısacası, geri-bıraktırılmış ülkelerde milli kriz sürekli olarak mevcuttur. Ama III. bunalım döneminin özelliklerinden dolayı, bunalım derinleştirilmemektedir. İşte bu yüzden "var olan bu krizin derinleştirilip olgunlaştırılması tamamen o ülke devrimcilerine bağlıdır". (
Kesintisiz Devrim II-III)
      Suni dengeyi ve devrimci siyasi alternatifi, yani bunların (olgunlaşmış) bir milli kriz için rolünü inkâr edenler, aslında, III. bunalım döneminin özelliklerini ve devrimcilerin görevlerini inkâr ediyor demektir.       "Tabiatıyla, ayaklanma için en uygun şartlar, kuvvet ilişkilerinde bizim lehimize maksimum dönüşüm olduğu zaman varolur. Burada pek tabii, bilinç alanına, yani politik üst-yapı alanına giren kuvvet ilişkilerinden söz ediyoruz; tüm devrim devresi boyunca, aşağı-yukarı değişmeden kalacağını varsayabileceğimiz ekonomik temellerden değil. Tek bir ekonomi ve toplum içinde tek bir sınıf ayrımına dayanan kuvvet ilişkileri proleter kitlelerinin hayellerini yıkarak politik tecrübesinin artması, ara sınıf ve grupların devlet gücünün kendi kendisine olan güvenini kaybetmesi oranında değişime uğrar." [7] (abç)       İşte olgunlaşmış, derinleşmiş milli krizin somut belirtileri. Ama bu durum kapitalizmin iç dinamikle geliştiği ülkelerde kendiliğinden oluşur: "Ama ortalığın karıştığı zaman, hem buhranın yarattığı şartlarda, hem de bizzat üsteki sınıfların "bağımsız bir tarihi eyleme sürüklemeleriyle kitlelerin faaliyetinde oldukça buyük artış" [8] gündeme gelir. Bir başka deyişle, "proleter kitlelerin hayellerini", ara sınıf ve grupların "devlet gücüne güvenini" yıkan bizzat buhran ve egemen sınıfların kendisidir. "Devrim sırasında bütün bu süreçler yıldırım hızıyla yer alır." [9] Ama, suni dengenin mevcudiyeti bunu engeller.       "Devrimci bir dönem (devrim dönemi) ile tarihteki sıradan, günlük, hazırlayıcı dönemlerin (evrim dönemi), kitlelerin duygularını, heyecanlarını ve inançlarını eylem içerisinde ifade etmek zorunda olmaları ve ifade etmeleri yönünden bibirinden farklı olduğunu açık bir biçimde gösteriyor" (Lenin) [10] (abç)       İşte, III. bunalım döneminde, geri-bıraktırılmış ülkelerdeki durum: Kitlelerin tepkilerini "eylem içerisinde ifade etmek zorunda olmaları", ama ifade edememeleri. (Suni denge esprisi) Öncü Savaşını zorunlu kılanda budur. [4*]


II.
EVRİM-DEVRİM AŞAMALARI
VE ÇALIŞMA TARZI



      "İnsanların bilincini belirleyen maddi varlık koşullarıdır."
      Devrimci çalışma tarzı bu Marksist ilkeyi kendisine kılavuz olarak kabul eder. Tüm çalışmasını buna göre yürütür. Bunun anlamı, çalışma tarzı (emperyalist dönemde) subjektif şartları yaratmaya yönelik mücadeleyi içerdiği anlamda, objektif şartlara uygun yöntem ve araçları kullanması demektir. "Objektif şartlardan kopuk mücadele ve mücadele biçimi olamaz". Bu ilke Marksizmin özünü, yani, somut durumun somut tahlilini ifade eder. Objektif şartlara ters düşen mücadele ve mücadele biçimi, sağ ve "sol" sapmayı gündeme getirir.
      Emperyalist dönemde, toplumsal devrimlerin objektif şartı mevcuttur. Yani üretici güçlerin gelişimi mevcut üretim ilişkileri tarafından engellenmekte ve üretim ilişkileriyle çatışmaktadır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, devrim zamandaş olmayacaktır. Tek tek ülkelerde de devrimin olabilmesi için, her ülkenin kendi milli krizini yaşaması gerekir. Marksist-Leninist çalışma tarzının uygun olmak zorunda olduğu objektif durum, milli krizdir. Çalışma tarzı, "insanlık tarihindeki objektif olarak kaçınılmaz şartlara" (Lenin) uygun olmak zorundadır.
      Önce şu kavranmalıdır: Devrimcinin görevi devrim yapmaktır. Bunun için ise kitlelerin bilinçlendirilip-örgütlenmesi, yani subjektif şartların devrim için yeterli olması şarttır. Aynı şekilde, kitlelerin bilinçli ve örgütlü mücadelesi objektif şartların gelişmesini hızlandıracaktır. Devrimciler, devrim mücadelesinin her anında, her aşamasında, objektif şartların gerektirdiği mücadele yöntemleriyle subjektif şartların yaratılması için çalışırlar.
      "Marksizm-Leninizm de politik mücadele biçimleri çeşitlidir. Literatürde bu biçimler, a- silahlı aksiyon b- silahlı aksiyon dışındaki mücadele biçimleri diye iki ana başlıkta mütalaa edilir" [11] (abç)       Bu "ana başlıkta" mütalaa edilen mücadele biçimlerinin, ne zaman ve nerede (zaman ve mekan) kullanılacağı keyfi bir istek, bir seçim sorunu değildir. Bu objektif şartlara göre gündeme gelir.
      Marksizmde mücadele objektif şartlara göre (milli kriz) iki evrede yürütülür: Evrim aşaması ve devrim aşaması. Her iki aşamada da mücadele biçimleri ve taktikleri değişiktir. Milli kriz varolmadığı şartlarda, yani siyasi durgunluk dönemlerinde (evrim aşaması) proleteryanın taktiği şöyledir:
      "Proleteryanın taktiği evrimin her aşamasında, her anında, insanlık tarihindeki objektif bakımdan kaçınılmaz olan şu diyalektiği hesaba katmak zorundadır: Bir yandan siyasi durgunluk dönemlerinden, yani barış içinde gelişmeden yararlanıp öncü sınıfın bilincini, gücünü ve savaşcılığını arttırmak üzere, kaplumbağa adımlarıyla ilerlemek; öte yandan da bütün bu çalışmayı öncü sınıfın 'son hedefine' yönelterek düzenlemek suretiyle işci sınıfının, yirmi koca yılı içinde toplayan, büyük işlerde büyük işler başarmaya yeterli hale getirmek." [12] (abç)       Evrim döneminde, silahlı aksiyonun temel alınması için objektif şartlar yeterli değildir. Silahlı aksiyon yöntemlerini temel almak "sol" sapmadır. Barışcıl mücadele yöntemleri temeldir. [5*] Bu dönemde silahlı eylem yöntemleri talidir ve temele tabidir. Bu tabiyet, silahlı eylem yöntemlerinin amaçlarının temele yardımcı olması demektir. Lenin'e göre, bu dönemdeki "silahlı mücadele kesin şekilde birbirinden ayrı tutulması gereken iki farklı hedefe yönelir: Birincisi, bu mücadele tek tek kişilerin, polis ve ordu hizmetindeki amirlerin ve bunlardan emir alanların öldürülmesini; ikincisi, hem hükümetten, hem de özel şahıslardan paralarına elkonulmasını hedef alır." [13] Bu mücadelenin örgüt biçimine Lenin "şok grupları" adını vermektedir. Silahlı eylemin yürütülmesi aynı zamanda (silahlı) genel ayaklanmanın askeri kadrolarının yetişmesini, tecrübe sahibi olmasını (askeri savaş için) getirecektir.
      Devrim aşaması ise, sıradan, günlük zamanlardan farklıdır. Milli kriz olgunlaşmıştır. Kitleler açık eyleme geçmişlerdir. "Eleştiri silahı, silahların eleştirisine yerini" bırakır. [
14] Bu evrede silahlı aksiyon (eylem) yöntemleri temel olur. Ve buna bağlı olarak barışcıl yöntemler tamamlayıcıdır.
      Görüldüğü gibi, evrim ve devrim aşamaları, objektif şartlara göre yapılan bir ayrımdır ve devrimci mücadeleyi, çalışma tarzını ifade eder.
      Evrim-devrim aşamalarını çalışma tarzından kopararak, salt nicelik-nitelik durumuna indirgemek ve bunu tartışma konusu yapmak, ayrı dillerden konuşmak demektir. KSD oportünizminin Stalin'e dayandırdığı, nicelik-evrim, nitelik-devrim ayrımı, Marksizmden (ve Stalin'den) hiçbirşey anlamamak demektir. KSD'nin bu anlayışından yola çıkarsak, "evrim devrimi hazırlar, devrim için şartlar hazır değilse, biz evrim dönemi çalışmasına bağımlıyız demektir" [
15] sözleri, 1905 ayaklanmasındaki Plehanov'un "silaha sarılmamalıydılar" sözleri ile aynı paralelliğe gelir. 1905'te objektif şartlar, silaha sarılmak için, yani silahlı aksiyonun temel alınması ve bu yolla kitlelerin devrim safına çekilmesi için uygundur. Objektif şartları hiçe sayarak, "yeterli hazırlığımız yoktur, subjektif şartlar hazır değildir, silahlı savaşı temel alamayız", demek pasifizmdir. Lenin şöyle diyor: (devrim aşaması için)       "Şimdi artık siyasi grevlerin yetersiz olduğunu açıktan açığa kabul etmeliyiz; silahlı çarpışmadan yana kitleler arasında yaygın bir ajitasyona (tahrik) gidilmeli ve 'hazırlık aşamaları' önerileriyle ya da herhangi bir yolla bu sorunu bulandırmamalıyız."[16]       Evet, devrim aşamasında, temel sorun, objektif şartların öne ittiği silahlı mücadeleyi yürütmek (KSD'nin pek sevdiği "mösyö burjuvazi" öne itmiştir), kitlelerin siyasal bilincini geliştirmeyi silahlı mücadele ile uyumlu hale getirebilmektir. Bu da, farklı zaman ve mekanlarda, farklı ve yeni mücadele biçimini (çarpışma biçimini) gündeme getirir. [6*]
      Zaten, en kaba bilgi ile, nicelik-nitelik ile evrim-devrimin benzeştirmesinin hiçbir nitelik ifade etmediği görülür. "Tek Yol Devrim" gazetesinin VI. sayısında, bu, "en kaba bilgi" ile ortaya konulmuştur. Ağaç-masa sürecini ele alarak, mademki ağacın kesilip, biçilip masa haline gelmesi (ya da kağıt yapılması) yeni bir nitel dönüşümü sağlayan bir süreçtir (nicel birikim), öyle ise, ağaç-masa sürecinde de evrim-devrim aşaması olması gerekir denilmiştir. Keza KSD'nin verdiği örnekteki suyun buhar olması gibi. Taktir edilecektir ki, böyle bir "bilgi", devrimci mücadele için nitelik belirleyici olamaz ve konu dışıdır. Lenin'in sözleriyle söylersek: "Konumuz hiç te bunlar değildir beyler. Suyu kaynatıp buhar yapmak, ya da ağacı kesip masa-kağıt yapmak devrimcinin görevi değildir, olsa olsa marangozun-buharcının işidir." Buharcı ya da marangoz olmak isteyenler tartışsın, ama biz asla.       "Emperyalizmin işgali altındaki ülkelerde evrim ve devrim aşamaları bu şekilde (Rus devriminde olduğu gibi) bıçak gibi birbirinden ayrılamaz. Bu aşamalar iç içe girmiştir." (THKP I Nolu Bildiri) (abç)       Bu sözlerin anlamı açıktır: milli krizin (tam anlamıyla olgun olmasada) sürekli mevcut olması, bu ülkelerde, evrim ve devrim aşamaları mücadele biçimlerinin birlikte kullanılmasının objektif şartlarının mevcudiyeti demektir. Barışcıl ve silahlı eylem yöntemleri diyalektik bir bütün olarak ele alınabilir. Her diyalektik bütün gibi, bunlar da temel-tali ilişkisi içindedirler. Bunu belirleyende somut tarihsel şartlardır. (Geniş bilgi için bkz:
Kesintisiz Devrim I-II-III ve Türkiye Devriminin Acil Sorunları-I)


III.
HALK SAVAŞI TEORİSİ
VE ASKERİ SANATI


      "Leninizmin dünyanın yarı-sömürge ve sömürge ülkeleri için öngördüğü devrim teorisi, işci sınıfının önderliğinde, köylü ordusunun halk savaşıyla, kırlardan şehirleri kuşatma teorisidir.
      Biz hiç bir sömürge ve yarı-sömürge ülkenin, kıtanın ve bölgenin Leninizmin bu evrensel ilkesini geçersiz kılabilecek kendine özgü şartları taşıdığını kabul etmiyoruz.
      Mahalli, tarihi, gelenek, görenek ya da üretici güçlerin gelişme seviyesi, sadece Leninizmin evrensel devrim teorisinin taktiklerine yön verecek unsurlardır. Bu farklılık her ülkenin devrim stratejisinin kendine özgü ara aşamalarının niteliklerini biçimlendirir
." (
ASD'ye Açık Mektup)
      Demokratik halk devriminde Halk Savaşının zorunlu bir durak olması, doğrudan emperyalist hegemonyadan (açık ya da gizli işgal) kaynaklanır. Bu nedenle Halk Savaşı kavramı nitelik belirleyicidir, bir niteliği ifade eder. Halk Savaşının bir nitelik olduğu unutulursa, geniş kitlelerin (halkın) katıldığı her mücadele Halk Savaşı olarak anlaşılır. (Aynı şey Öncü Savaşının nitelik olmasında da söz konusudur.)       "Maddenin hareketinin her biçimi gözden geçirilirken, hareketin diğer biçimleriyle olan ortak noktaları dikkate alınmalıdır. Ama asıl önemli olan ve şeyler üzerinde bildiğimizin temelini teşkil eden, maddenin hareketinin özel noktalarını hesaba katmamız gereği, yani hareketin bir biçimi ile öteki biçimleri arasındaki nitelik farkıdır. Ancak bunu hesaba katmakla, şeyler arasındaki ayrılıkları farkedebiliriz. Hareketin herhangi bir biçimi, içinde, kendi özel çelişkisini taşır. Bu özel çelişki, o şeyi bütün öteki şeylerden ayıran özel niteliği teşkil eder. İşte bu, iç nedendir ve buna şeyleri birbirinden farklı yapan, çeşitliliğin esası da diyebiliriz." [17] (abç)       Halk savaşı, emperyalist hegemonya altındaki ülkelerde, (demokratik halk devriminin zaferi için) iktidarı ele geçirmenin yoludur ve bu yolu (aşağıda belirteceğiz) ifade eden niteliktir.       "Halk Savaşı, politikleşmiş bir askeri savaştır. Yani, sosyalistlerin Halk Savaşındaki temel mücadele metodu askeri savaş metodudur. Bu savaş klâsik savaş metoduyla değil, politikleşmiş askeri savaş metoduyla yürütülür. Bu savaşta, bütün demokratik ve ekonomik amaçlı hareketler, kitle gösterileri vs. bu politikleşmiş askeri mücadeleye tabidir ... Devrimci temel politika askeri mücadeleyi temel alır." [18] (abç)       Halk Savaşında kitlelerin bilinçlendirilmesi ve örgütlenmesi, yani subjektif şartların yaratılması (yaratma, devrim için yeterli olma anlamındadır) askeri mücadele temelinde ve bu mücadeleyle birlikte yürütülür. Bu objektif şartların gerektirdiği ve gündeme getirdiği mücadele yöntemlerinin subjektif şartların yaratılması için kullanılması demektir. Daha önceki kısımda belirttiğimiz gibi, bunun nedeni sürekli milli bunalımdır.       "Halk Savaşı, genellikle, bizden maddi olarak daha güçlü olan bir düşman üzerinde mutlak bir siyasi üstünlüğü sağladığımız şartlarda verilir." [19] (abç)       Fakat bu demek değildir ki, Halk Savaşında, düşmanın siyasal tecridi için, yani kitleleri (siyasi olarak) devrim safına çekme mücadelesi (politik mücadele) yürütülemez. Tersine, bu dönemde de, siyasi gerçekleri açıklama kampanyası yürütülür. Fakat, bu kampanyanın aracı askeri mücadeledir (savaş).
      Siyasi mücadelenin, bizatihi kendisi silahlı (askeri) mücadeleden ayrılamaz. Bunlar içi çedir. Halk Savaşının başlamasıyla, düşman ülke çapında siyasal olarak tecrit edilmiştir. Yani objektif olarak tecrit olmuştur. Kitlelerin tepkileri açıktır. Buna rağmen, tüm halkın savaşa katılması söz konusu olamaz. Devrimin eşitsiz gelişmesi gündemdedir. Bu ve maddi güç ilişkisine göre Halk Savaşı kendi içinde evrelere ayrılır. Her evrenin görevleri, savaş biçimleri ve güçler dengesi değişiktir.
      Halk Savaşı teorisini formüle eden Mao Zedung, Halk Savaşının politik ve askeri niteliğini şöyle belirtiyor:
      "Çin'de esas mücadele biçimi savaş, esas örgütlenme biçimi ordudur. Kitle örgütlenmesi ve kitle mücadelesi gibi diğer biçimler de (politik ve ekonomik örgütlenmeler ve mücadele biçimleri kastediliyor-b.n.) son derece önemli, hatta vazgeçilmezdir ve hiç bir şart altında küçümsenemez; ama onların amacı savaşa hizmet etmektir... Savaş patlamasından önceki bütün örgütlenme ve mücadele savaşa hazırlık içindir... Savaş patladıktan sonra ise, bütün örgütlenme ve mücadele savaşla dolaylı ya da dolaysız olarak uyum içinde yürütülür." [20]       Toparlarsak, Halk Savaşı, ülkelerin (emperyalist hegemonya altındaki) objektif şartlarının sonucu olarak, askeri savaş temelinde yürütülen politik mücadeledir, yani iktidar mücadelesidir. Bu savaşta, kitlelerin devrim safına çekilmesi askeri savaş temelinde ve bu mücadele yöntemi aracılığıyla yürütülür. Halk Savaşında, askeri savaşın ikili görevi vardır. Birincisi, ki genel devrimci görevdir, kitlelerin devrim safına çekilmesi. (Mao buna "siyasi seferberlik" çalışması diyor) İkincisi, düşmanın askeri olarak yenilmesidir. İşte, bu ikili yönün, karşılıklı ilişkisine (devrim ve karşı-devrim ilişkisine) göre, Halk Savaşı değişik evrelere ayrılır ve her evrede savaş biçimi (askeri) değişiktir. (Gerilla savaşı, hareketli savaş, düzenli ordu ya da mevzii savaşı) Yine, her evrede, bu iki yön, değişik temel-tali ilişkisi içindedir. Son saldırıda (düzenli ordunun son saldırıları) ikinci yön temel yön olur ve askeri savaş temeldir. [7*]
      Halk Savaşının başlayabilmesi için, hakim sınıfların ve emperyalizmin asgari düzeyde, siyasal olarak tecrit olmaları şarttır. Bu siyasal tecrit durumu, gerçek bir siyasal bilincin, oluşması demek değildir. Siyasal bilincin oluşum halinde olması demektir.
      İkinci olarak, hakim sınıfların politik ve askeri güçlerinin bölünmesi gerekir. Yani, düşman güçlerinin bölünmüşlüğü şarttır. Bu durumun kendiliğinden, yani devrimci sınıfların subjektif müdahelesi olmadan olabileceği gibi (I. ve II. bunalım döneminde olduğu gibi), devrimci güçlerin bilinçli mücadelesi ile de olabilir. Bunların hangisinin gündeme geleceğini somut tarihsel şartlar belirler. Ama devrimciler, her zaman bilinçli mücadeleyi örgütlerler. Ama tarihi olarak, kendiliğinden-gelme durum çok daha büyük olasılıktır.
      "Otokrasinin mutlaka düzenli bir kuşatmayla yıkılacağını söylemiyoruz. Böyle birşey çok doktiriner olur. Tarihi olarak, kitlelerin kendiliğinden ayaklanma ve patlamaları ile yıkılması çok daha büyük olasılıktır ve çok daha gerçekçidir. Ama, ciddi bir örgüt çalışmalarını böyle bir olasılığa (tarihi olarak çok kuvvetli olsa da) dayandıramaz. Örgüt planlarını ve çalışmasını, bilinçli ve düzenli bir mücadeleye göre yapmak zorundadır." [25]       Halk kitlelerinin kendiliğinden-gelme hareketleri silahlı çatışmalar düzeyine yükselir ve düşman güçleri bölünür. İşte bu şartlarda, proletaryanın öncülüğünde Halk Savaşı başlatılır, kurtarılmış bölgeler yaratılır. Mao Zedung, Halk Savaşının şartlarını (objektif ve subjektif) şöyle belirtiyor: (Mao, kurtarılmış bölgelerle Halk Savaşının birbirinden ayrılamayacağını hesaba katar.)       "Bu olgu, (kurtarılmış bölgeler) belli şartlarda ortaya çıkabilir ve gelişebilir:
      Birinci olarak, beyaz rejim içinde savaş durumuyla çıkabilir. Beyaz rejim içinde uzun süreli parçalanmalar ve savaşlar,
      İkinci olarak, bu bölgeler, halkın geniş kitleler halinde ayaklandığı eyaletlerdir,
      Üçüncü olarak, ülke çapında, devrimci durumun gelişmeye devam etmesine,
      Dördüncü olarak, yeterli güçte düzenli bir kızıl ordunun varlığı,
      Beşinci olarak, Komünist Partisinin örgütlenmesi güçlü ve siyaseti doğru olmalıdır." [
26] (abç)
      Mao'nun bu tespitleri I. ve II. bunalım döneminin ilişki ve çelişkilerine uygundur. Bu dönemlerde, düşmanın bölünmesi ve siyasal tecridi, doğrudan kendiliğinden, yani düşman güçlerinin kendi eylemiyle olmaktadır. Bir başka deyişle, "üstdeki sınıflar" halk kitlelerini bağımsız bir tarihi eyleme itmektedirler. Devrimcilerin görevi ise, bu kendiliğinden-gelme hareketin içine girerek, onu örgütlemek ve ona öncü olmaktır. III. bunalım dönemde ise, suni denge nedeniyle, devrimcilerin görevi daha geniş kapsamlıdır. Bu tarihsel şartlar, yeni bir görev getirmiştir: Suni dengeyi bozmak. [8*]
      Halk savaşını askeri mücadele olması, bu mücadele yöntem, araç ve örgüt biçimlerinin önemini artırır. Fakat ülkemizde bu gerçek kavranamayarak, savaşın politikanın devamı olması ile politik mücadele yöntemlerinin çeşitliliği karıştırılarak, "orijinal" teoriler geliştirilmiştir. Kavranılması gereken, salt askeri mücadele ya da salt askeri çizgi diye bir şeyin olamayacağı, her şeyin politikaya ve politik amaca tabi olduğudur. [
9*]
      Halk savaşı, politikleşmiş bir askeri savaş olduğuna göre, bunun politik özü ve amacı nedir? Bir başka deyişle, Halk Savaşında politikleşmiş askeri savaş nasıl yürütülür?
      Mao Zedung, Ho Shi Minh ve Giap'ın yapıtları incelenecek olursa, Halk Savaşının salt bir askeri savaş olmadığı görülecektir. Halk Savaşı, politik mücadelenin stratejik olarak tanımlanmasıdır. Yani, Halk Savaşında yürütülen mücadele politiktir ve mücadele biçimleri politik mücadele biçimleridir. Ama politik ve askeri mücadele ve de mücadele biçimlerinin kendine özgü (özel) nitelikleri mevcuttur. Politik mücadelenin (ve de mücadele biçimlerinin) amacı kitleleri siyasi olarak bilinçlendirip örgütlemekken (düşmanın siyasal tecriti); askeri mücadelenin amacı, düşmanın insan ve maddi gücünü yoketmektir.
      "Partimizin askeri çizgisi daima Partimizin siyasi çizgisinden kaynaklanır ve onu izler. Onun bu askeri çizgisi, silahlı mücadele ile birleşmiş, silahlı ve siyasi mücadeleler içinde devrimin hedeflerini gerçekleştirmeye çalışır." [29] (abç)
      "Ülkemizde bütün halkın ayaklanması, siyasi ve silahlı şiddetin birleştirildiği kırlar ve şehirlerde birarada yürütülen ve başlıca yolu kitlelerin siyasi gücü olan devrimci mücadelenin yeni bir gelişimiydi." [
30]
      Görüldüğü gibi, pek çok kavram gündemdedir. Silahlı mücadele-siyasi mücadele, siyasi şiddet-silahlı şiddet, siyasi ve silahlı şiddet vb. İşte tüm bu kavramların anlam ve içerikleri anlaşılmayınca, Halk Savaşı teorisi karmakarışık olmaktadır. (Zaten oportünizmin en büyük özelliği kavram karışıklığıdır.) Bu nedenle, Halk Savaşı ile ilgili kavramları tek tek belirteceğiz. (Elbette bu açıklama belli bir mekanikliği getirecektir. Fakat zorunludur.)
      Halk Savaşında devrimcilerin önünde ikili bir görev mevcuttur: Politik görev ve askeri görev.
      Politik görev, her devrimde gündemde olan, kitlelerin, artan oranda devrim safına çekilmesi, yani onların politik olarak bilinçlendirilip, örgütlenmesidir.
      Askeri görev ise, bizzat emperyalizmin işgalinin (açık ya da gizli) oluşturduğu ve emperyalist hegemonya altındaki ülkelerin özgülündeki görevdir. Aynı tür görev (iktidar şiddet yöntemleri ile ele geçirileceği için) tüm devrimlerde de vardır. Ama emperyalist hegemonya altındaki ülkalerde, bu durum süreklidir (sürekli milli kriz nedeniyle). [
10*]
      Halk Savaşı vermek zorunda olan ülkelerde, bu iki görev iç içedir. Bu ülkelerin somut koşulları (daha öncede belirttik) politik görevin askeri savaş temelinde başarılabilineceğini belirler. Halk Savaşında, bir yandan düşmanın maddi ve insan gücü yok edilirken, yani askeri varlığına tavır alınırken (askeri görev), diğer yandan bu askeri görev temelinde kitleler devrim safına çekilir (politik görev). İşte, politikleşmiş askeri savaş kavramı. Bu gerçeği Mao Zedung, "salt askeri görüş açısını" eleştirirken şöyle belirtiyor:
      "Askeri görev ile siyasi görevi birbirine karşıt sanmak; askeri görevin siyasi görevleri başarmak için gerekli araçlardan sadece biri olduğunu görmezlikten gelmek. Hatta, 'askeri görev başarılırsa, siyasi görevde başarılır. Askeri görev iyi yürütülmezse, siyasi görevde iyi yürütülmemiş demektir' gibi yargılara varmak. Bu yargının bir adım ötesi, askeri görevi bir numaralı siyasi görev saymak." [31]       Mao'nun bu sözleri, Halk Savaşı teorisini özlü biçimde ifade eder. Fakat yine de belirtelim, bu iki yön (askeri ve politik) diyalektik bir bütündür. Savaşta, karşıt güçler arasındaki, maddi-teknik ve politik-moral unsurlarının seviyesine göre, değişik ilişkiler içinde bulunurlar. Stratejik karşı saldırı evresinde askeri yön temeldir. Stratejik savunma evresinde ise, politik yön temeldir ve bu nedenle "savaşın devrimci karakterine ve güçler dengesine" göre gerilla savaşı yürütülür. Giderek hareketli savaş ve düzenli ordu savaşı gündeme gelir.
      İkinci olarak, politik yöne tabi, yani kitleleri siyasi olarak bilinçlendirip, örgütlemek (propaganda) için yürütülen askeri savaş ile (yukarda belirtilen) askeri görev için yürütülen askeri savaş farklıdır. Bu farkı, askeri eylemlerin amaçları ve nitelikleri belirler (propaganda eylemi-psikolojik yıpratma eylemi-maddi yıpratma ya da imha eylemi).
      "Eylemler için en uygun kılavuz ilke silahlı propaganda, siyasal eylemlerin askeri eylemlerden daha önemli olduğu ve savaşmanın propagandadan daha az önemli olduğu ilkesiydi. Silahlı eylem, siyasi temeli korumak, sağlamlaştırmak ve geliştirmek için kullanılmıştı." [32]       Buna Che Guevara, "silahlı propagandanın Vietnamcası" [33] demektedir. Daha sonra güçler dengesindeki değişime paralel, askeri görev (düşmanın askeri gücünü yenmek) öne geçer.
      Halk Savaşında politik görevin sona erdiği şeklindeki düşüncelerin yanlış olduğu açıktır. Halk Savaşında da, kitlelerin, siyasi olarak, bilinçlendirilip-örgütlenmesi sürer. Ama bunun yöntem ve araçları değişir. Bir başka deyişle, siyasi gerçekleri açıklama kampanyası, Halk Savaşının başlamasıyla birlikte, askeri savaş yöntemleriyle yürütülür. Yani, bu kampanyanın bir aracı askeri savaş yöntemleridir. Ama, hangi askeri savaş biçiminin kullanılacağını güçler dengesi belirler. (Başlangıçta, gerilla savaşının ele alınması, bu savaş biçiminin buna uygun olmasındandır. Daha ilerde anlatacağız.) Fakat, sorunu böyle koymak eksiktir. Çözücü bir tesbit değildir. Önemli olan, bu aracın diğer araçlarla olan ilişkisini tesbit etmektir.
      Emperyalizmin işgalinden dolayı (sürekli milli kriz) temel araç askeri savaş biçimi olmak zorundadır. Yani silahlı eylem (aksiyon) yöntemleri temeldir (bunun bir biçimi de gerilla savaşıdır). Barışcıl yöntemler (Giap "siyasi şiddet yöntemleri" diyor) talidir ve temele tabidir.
      Halk Savaşında politik görevin (politik mücadeleyi ifade eder), askeri göreve (askeri ya da silahlı mücadeleyi ifade eder) üstünlüğü en genel ilkedir. Ama zafer düşmanın askeri olarak yenilmesiyle noktalandığından, zaman içinde askeri görev öne geçer. Askeri görev, düşmanın, insan ve maddi gücünün imhasıdır.
      "Savaş düşmanın imhasına yöneldiği ölçüde, askeri amaçla politik amaç birleşir ve savaşın askeri niteliği politik niteliğine ağır basar." [34] (abç)       Bu aşamaya gelebilmek için, düşmanla olan güç dengesi, bizim lehimize dönüşmesi şarttır. Artık askeri eylemler imha seferlerine dönüşür (Denge ve karşı-saldırı evresi). İmha seferlerinde savaş biçimi ise, hareketli savaştır (düzenli ordunun savaş biçimlerinden biri). Gerilla savaşı da bu görevi yerine getirebilir. Ama düzenli ordu savaş biçimleri başlı başına bu göreve uygundur.
      Ülkemizde Halk Savaşını salt silahlı mücadele düzeyine indirgeyen ve bu savaşın politik mücadele olduğunu çarptıran oportünistler, "önce siyasi mücadele, sonra silahlı mücadele" demektedirler. Yukarda da belirttiğimiz gibi, bu oportünist tez siyasi ve askeri görevlerin neyi ifade ettiğini belirtmeyerek, pasifizmlerini kılıflamaktadır. Tüm yapılan, görevlerle yöntemleri, amaçlarla araçları özdeşleştirmektir.
      Kısaca özetlersek:
      Politik mücadele, kitlelerin, siyasal olarak, bilinçlendirilmesi ve örgütlenmesi görevlerini yerine getirir. Bu görev değişik araç ve yöntemlerle başarılır. Marksist litaratürde bu çok yönlülük iki ana başlıkla ifade edilir: a- Barışcıl yöntem ve araçlar, b- Silahlı aksiyon (eylem) yöntem ve araçları. Devrimciler objektif şartlara göre bunları temel-tali olarak kullanıp, politik görevi başarırlar.
      Silahlı eylem yöntemleri çeşitlidir: Barikat savaşları, ayaklanma, gerilla savaşı, hareketli savaş, mevzii savaş, düzenli ordu savaşı. Bu herbir yöntem, kendine özgü niteliğe sahiptir. Objektif şartların yeterli olduğu yerde, politik mücadele için en uygun askeri yöntemi bulmak gerekir. Bu da "savaşın devrimci karekterine ve güçler dengesine" uyan yöntemdir. Yani gerilla savaşıdır.
      Askeri mücadele, düşmanın askeri olarak yenilmesi görevini yerine getirir. Bu görev, güçler dengesinin ve düşmanın maddi ve teknik gücünün durumuna göre değişik biçimler gerektirir. Bunlar en genelde silahlı eylem yöntemleri ya da silahlı mücadele yöntemleridir. Askeri mücadele ya da silahlı mücadele, doğrudan askeri savaş yöntemleriyle, düşmanın askeri (silahlı) gücüne tavır almak demektir.

      Her devrimde, politik iktidarın ele geçirilmesi, devlet aygıtının parçalanması demektir. "Devlet, bürokrasi ve militarizmi ile bir bütündür." (Lenin) Bu nedenle devlete yönelik hareket, militarizmle karşılaşır. Bu, ordu, polis, jandarma şeklindeki askeri (silahlı) güçtür. Devrimin (her devrim için geçerlidir) başarılabilmesi için mevcut düzenin askeri gücü yenilmek zorundadır. Bu, "her yeni topluma gebe olan toplumun ebesi şiddettir" demektir. Bu yüzden iktidar ister ayaklanma ile ele geçirilsin, ister Halk Savaşı ile, askeri savaş kaçınılmazdır. Bu, aynı zamanda silahlı mücadelenin politik mücadelenin en üst evresi olması demektir. Bir başka deyişle, askeri görev (askeri savaş) her devrimde kaçınılmaz bir görevdir. Bu yüzden, "siyasi mücadeleden silahlı mücadeleye geçiş, uzun bir hazırlık devresi gerektiren, çok büyük değişimdir." (Giap) Bu hazırlık evresine Lenin, "ayaklanmanın sosyo-psikolojik şartlarının hazırlanması" demektedir. Ama Rus Devrimi'nde bu evre, evrim dönemi ile çakışır ve barışçıl yöntemlerin içinde yürütülür. Halk Savaşında ise, bilfiil silahlı eylemlerle gerçekleştirilir. Vietnam 1944 Ağustos Ayaklanması bu şekilde hazırlanmıştır.


      a) Halk Savaşının Askeri Sanatı


      Halk Savaşı, askeri bir savaştır. Fakat bu askeri savaş, klâsik savaş yöntemleriyle değil, politikleşmiş askeri savaş yöntemleri ile yürütülür.
      Politikleşmiş askeri savaş kavramı, kavram olarak nitelik belirleyicidir. Yani salt "savaş, politikanın devamıdır ve politikaya tabidir" demek değildir. Politikleşmiş askeri savaş, bir bütün olarak, emperyalist hegemonya altındaki ülkelerin savaş biçimini ifade eder.
      Bugün, ülkemiz solunda, hala barikat savaşlarından bahsediliyor ve hatta, "1 Mayıs'ta kitleler barikat savaşı vermeliydi", (THKP-C/HDÖ'den ihraç edilen sağ-pasifist grupcuk böyle demektedir) deniliyorsa; siyasi mücadele-silahlı mücadele üzerine orijinal (!) teoriler geliştiriliyorsa, savaş (ya da askeri savaş) sanatını incelemek zorunludur.
      Politik mücadele, genel olarak, sınıfların iktidar mücadelesini ifade eder. Ve bu mücadele çeşitli yöntemlerle yürütülür. Bu yöntemler barışcıl olabileceği gibi, silahlı aksiyon yöntemleri de olabilir.
      "Oysa savaş, genel olarak iki ordunun karşı karşıya gelmesidir." [35] (abç)       Savaşın amacı, düşmana irademizi zorla kabul ettirmektir. Bu ise, düşmanın silahsızlandırılması demektir. Bu amacın gerçekleşebilmesinin çeşitli yolları vardır.       "Kan dökülen siyaset olarak savaşın, birbirine düşman orduların birbirlerine karşılıklı katletmeleri olarak savaşın temel amacını ele alacağız. Savaşın somut hedefi 'kendini korumak ve düşmanı yok etmektir'... Düşmanı yok etmek, onu silahsız bırakmak ya da onu karşı koyma gücünden yoksun bırakmak demektir; yoksa kuvvetlerin her bir askerini maddi (fiziki) olarak yok etmek değildir." [36]
      "Savaşın kendine has özelliklerinden, belirli bir takım örgütler, belirli bir takım yöntemler ve belirli bir süreç doğar. Örgütler, silahlı kuvvetler ve onunla ilgili herşeydir. Yöntemler, savaşı yönetmenin strateji ve taktiğidir. Süreç, birbirine düşman silahlı kuvvetlerin kendileri için elverişli ve düşman için elverişsiz strateji ve taktikleri uygulayarak birbirlerine saldırdıkları ya da birbirlerine karşı kendilerini savundukları belli bir toplumsal (kollektif) faaliyet biçimidir. Dolayısıyle, savaş tecrübesi kendine özgü bir tecrübe türüdür. Savaşa katılan herkes, zafere ulaşabilmek için kendini normal alışkanlıklarından kurtarmalı ve savaşa alışmalıdır." [
37] (abç)
      Savaşın örgütleri, yöntemlere uygun olmak zorundadır. Her yöntem kendine özgü örgütleri (askeri örgütleri) yaratır.
      "Taktik, silahlı kuvvetlerin çarpışmalarda nasıl kullanılacağına ilişkin teoridir. Strateji ise, çarpışmaların savaşın amacını geçekleştirmek için kullanımına ilişkin teoridir" (Clausewitz). Her teori gibi, önce belirli amaçların tespit edilmesi gerekir. Taktik ve stratejik hedef de diyebileceğimiz bu amaçlar, yöntemleri ve örgütleri belirler.
      "Düşman güçlerine karşı yöneltilen saldırı, amacımız bu güçleri tümden imha edinceye kadar ilk darbemizi başka darbelerle izlemek mi, yoksa düşmanın kendine güvenini sarsmak mı olduğuna göre, değişik şekiller alacaktır. Eğer amacımız bu ikincisi ise, düşman silahlı kuvvetlerinin imhasına biçeceğimiz paha bu ihtiyacın sınırlarını aşmayacaktır. Aynı şekilde, düşmanın bozguna uğratılmasını hedef almadığımız taktirde, bölgelerin işgali de çok başka biçim alacaktır. Eğer, istediğimiz bu bozgunu sağlamaksa, en etkin eylem düşman kaynaklarının (maddi ve insan) imhası olacaktır. Ve bölgelerin işgali bunun sadece bir sonuç olmak niteliğini taşıyacaktır. Düşman kuvvetleri bozguna uğratılmadıkça bölgelerin işgali hiçbir işe yaramayacaktır, hatta zararlı olacaktır. Buna karşılık düşman kuvvetlerini yenilgiye uğratmak istemediğimiz ve düşmanın da kaderini tayin edecek kanlı bir savaşı istemek şöyle dursun, tersine bundan çekindiğine inandığımız takdirde, savunması zayıf ya da hiç savunmasız bir bölgeyi ele geçirmek tek başına bir avantaj teşkil edecek, savaşın genel sonucu bakımından düşmanda genel kuşkular yarattığı ölçüde daha kısa bir yol sayılabilecektir." [38] (abç)
      "Düşman kuvvetlerinin tüketilmesinin üç yolu daha vardır: Birincisi, işgal ya da düşman topraklarını, onları elde tutmak amacıyla değil de, başka amaçlarla işgal etmektir. Burada amaç düşmana sadece genel bir zarar vermektir. İkinci yol, düşmanın zayıf noktalarını seçmek, ona mümkün olduğu kadar çok hasar vermektir (imha etmek). Üçüncü yol ise, düşmanın yıpratılmasıdır." [
39] (abç)
      "Savaşta yıpratma kavramı, uzun süren bir harekât aracılığıyla düşmanın maddi ve iradesini giderek tükenmesi anlamına gelir.
      Ancak bu savaşta (uzun süreli savaş) düşmandan daha uzun süre dayanmak gerekir. Bunun için ise, mümkün olduğu kadar mütevazi amaçlarla (taktik planda) yetinmemiz gerekir. Çünkü, işin niteliği gereği, önemli bir hedef önemsiz bir hedefe göre daha büyük ölçüde kuvvet harcanmasını gerektirir. Saptanabilecek en küçük hedef ise, sadece direnmektir. Yani, olumlu amacı olmayan bir mücadeleye girmektir. Direnme düşman kuvvetlerini, düşmanı amacından vazgeçirmeye yetecek kadar bir kısmını yoketmeye dönük bir faaliyettir. [
11*] Tek bir eylem oluşu nedeniyle etkinlik yönünden kaybettiğini zaman aracılığıyla, yani mücadelenin sürdürülmesiyle telafi eder. Böylece salt direnmenin temel ilkesini oluşturan bu olumsuz amaç, aynı zamanda mücadeleye düşmandan daha uzun süre dayanmanın, yani onu yıpratmanın doğal bir aracıdır ... Düşmanı yıpratma yöntemi zayıfın kuvvetliye direnmesini gerektiren pek çok halleri içermektedir." [40] (abç)
      "Sadece uzun ve zorlu direnişle, kendi güçlerimizi sağlamlaştırırken, düşman kuvvetlerini azar azar yıpratabilir, güçler dengesinin gittikçe lehimize dönmesini sağlayabilir ve sonuç olarak zaferi kazanabilirdik ... Uzun süreli direniş stratejisi ve sloganı, kurtuluş savaşının ilk günlerinden itibaren Hidiçini Komünist Partisi tarafından tespit edilmişti." [
41] (abç)
      İşte Halk Savaşının askeri sanatı.       "Üzerinde önemle durduğumuz gibi, stratejimiz uzun süreli bir çarpışma vermektir. Bu nitelikte bir savaş genel olarak birkaç devrelidir. İlke olarak, mücadele aşamasından başlayarak, genel karşı saldırıya ulaşmadan önce, bir denge döneminden geçilir. Maddi eksikliklerimizin üstesinden gelmemizi ve zayıf bir durumdan güçlü bir duruma geçmemizi sağlayabilmemiz için, siyasi kozlarımızı azami ölçüde değerlendirme olanağını bize sadece uzun devreli bir savaş sağlayabilir. Sadece başarı kesin olduğunda saldırmak, kayıba yol açacak çarpışmaları ve tehlikeli olabilecek eylemleri reddetmek, güçlerimizi korumak ve geliştirmek bağlı olduğumuz ilkeydi. Şu sloganı uygulamak durumundaydık: güçlerimizi savaşın doğal gidişatı içinde inşa etmek." [42] (abç)       Ancak, bu demek değildir ki, savaşta hiç kayıp verilmez, verilmemelidir. Böyle bir anlayış askeri çizgiyi kaderciliğe ve pasifizme yöneltir. Her savaşta, her eylemde kayıp verilir. Önemli olan, kayıpları asgariye indirmek ve güçleri en iyi biçimde kullanmaktır.       "Sadece düşmanla taktik çatışmaya geçmiş, yani kısmi bir muharebeye girmiş olan kuvvetler zayıflar; onları lüzumsuz yere kullanmadığımız takdirde, kayıplarımızı asgariye indirebiliriz ve böylece düşmanla stratejik çatışma halindeki bütün kuvvetlerimizi etkilemez." [43] (abç)       Savaş eylemi iki niteliğe sahiptir: Yıpratma ve imha. Bu iki nitelik birbirinden ayrılmaz (diyalektik birlik). Ama eyleme damgasını vuran (temel olan) birisidir ve diğeri buna bağımlıdır.
      Yıpratma savaşı, aynı zamanda imha eylemlerini gerektirir. Bu yıpratma savaşının düşman güçlerinin bir kısmını yok etmeyi gerektirmesindendir. Bu nedenle, "imha seferleri stratejik yıpratma amacına ulaşmanın aracıdır. Bu anlamda, imha savaşı yıpratma savaşının ta kendisidir." [
44] Bu durumda yıpratmanın ikili yönü beliginleşir: Maddi ve psikolojik. Maddi yıpratma, düşman güçlerinin (insan ve araç olarak) yokedilmesini içerir. Psikolojik yıpratma ise, düşmanın iradesini, yani savaşma azmini yıkmak demektir.       "Genel olarak, hareketli savaş imha görevini yerine getirir. Mevzii savaş yıpratma görevini yerine getirir. Gerilla savaşı ise her iki görevi birden yerine getirir." [45] (abç)       Halk Savaşında, düşman bizden maddi ve teknik olarak üstündür. Bu şartlar içinde ana ilke, düşman güçlerini azar azar yok etmek ve kendi güçlerimizi geliştirmektir. Bu yüzde Halk Savaşı, "güçler dengesine olduğu kadar savaşın devrimci karakterine de uyan savaş biçimlerini gerekli kılıyordu. Benimsenen savaş biçimi, gerilla savaşıydı. Denilebilir ki, Vietnam halkının kurtuluş savaşı, basitten karmaşığa ve direnişin son yıllarında hareketli savaşa doğru giden uzun ve geniş bir gerilla savaşıydı." [46] (abç)       "Dağınık karakterli olmasından dolayı, gerilla savaşı, her yere yayılabilir ve düşmanı yıpratmada, durdurmada ve parçalamada ve de kitle çalışması gibi bir çok görevleri yerine getirebilir." [47]       Mao şöyle devam ediyor:       "Gerilla birliklerimiz sabotaj ve tahrip gibi özel görevi yerine getirirken sırf yıpratma savaşı vermeleri kaçınılmaz olmakla beraber, düşman güçlerini tüketmek ve kendi kuvvetlerimizi geniş ölçüde tazelemek için şartların elverişli oladuğu her durumda enerjik imha seferleri ve muharebeleri vermek gerekir." [48]       İmha savaşı, kendi başına, hareketli savaş biçimini gerekli kılar. Genel kural olarak, imha edilecek alanda güçlerin düşmandan daha güçlü olması, imha eyleminin temelidir. Stratejik olarak imha savaşı verilebilmesi için, düşmanla olan güçler dengesi önemli ölçüde bizim lehimize değişmesi ya da hiç olmazsa dengede olması gerekir. Ancak bu şartlarda imha savaşı (stratejik olarak) gündeme gelir ve hareketli savaş temel biçim olur. Zaten hareketli savaş, toplu kuvvetlerin, nispeten büyük kuvvetlerin biraraya toplandığı ve nispeten geniş bir alanda eylemde bulunduğu, düzenli ordunun savaş biçimidir. "Hareketli savaşta düzenli ordu düşmanın insan gücünü yok etmek amacıyla, onun, nispeten savunmasız olduğu yerden vurur." (Giap) (Düzenli ordunun diğer savaş biçimi de, mevzi savaşıdır.)
      Bu savaşlarda, örgüt biçimi (askeri örgütlenme) çeşitli biçimlerde olur. Yukarda da belirttiğimiz gibi, hareketli ve mevzi savaş düzenli ordu örgütlenmesini gerektirir. Gerilla savaşı ise, gerilla birliklerini ya da hareketli gerilla birliklerini gerektirir. Bunlar ana savaş grupları ya da örgütleridir. Mücadelenin halk niteliği ve askeri mücadele niteliği, kitle örgütlenmesini ve bunun askeri niteliğini açığa çıkarır. Halk Savaşında kitle örgütlenmesi silahlı güçle birlikte büyür ve yarı-askeri niteliktedir.
      "Halk Savaşı vermek için, silahlı kuvvetler, ana kuvvet birlikleri, bölgesel birlikler, milis ve kendini koruma birlikleri, şeklinde uygun örgütlenme biçimlerine sahip olmalıdır. Ana kuvvet birlikleri, ülkenin herhangi bir yerindeki çarpışmalarda kullanılabilecek olan hareketli birliklerdir. Bölgesel birlikler, bölgedeki silahlı mücadelenin dayanağını teşkil eder. Milis ve kendini koruma birlikleri, üretim faaliyetine devam eden ve üslerdeki halk iktidarının temel cihazı olan, halkın yaygın, yarı-silahlı kuvvetleridir." [49] (abç)       Bütün bunlar emperyalist hegemonya altındaki ülkelerde, kitle hareketlerinin silahla kontrol altına alınmasının ifadeleridir.
      Halk Savaşı verebilmek için "az çok güçlü kızıl ordu"nun varlığı şarttır. Mao Zedung'un kurtarılmış bölgeler için gerekli şartların içinde saydığı Kızıl Ordu (ya da düzenli ordu) savaşı Halk Savaşını niteler. Halk Savaşındaki tüm savaş biçimleri (gerilla savaşı-hareketli savaş-mevzi savaşı) düzenli ordunun savaş biçimi olarak gündeme gelir. Halk Savaşının ilk aşamasında yürütülen gerilla savaşı, düzenli ordu birliklerinin oluşturduğu gerilla birimleriyle yürütülür. Düşman stratejik taarruzda olduğu için devrimci savaş, elde olanı korumaya yöneliktir. Bu da, yaygın bir gerilla savaşını gündeme getirir. Daha ilerde göreceğimiz gibi, gerilla savaşının düzenli ordu birlikleri ile yürütülmesi ve de düzenli ordunun temel savaş biçimi olması, aynı zamanda Öncü Savaşındaki gerilla savaşını Halk Savaşındakinden ayırır. Ancak bu gerilla savaşı, düşmanın stratejik taarruzunu engellediği ve güçler dengesini lehine dönüştürdüğü zaman, yerini, düzenli ordunun hareketli savaşına terk eder. Bu aşamada gerilla savaşı talidir ve hareketli savaşa hizmet eder. Mevzi savaşı evresinde de yine gerilla savaşı gündemdedir ve mevzii savaşa hizmet eder.
      Halk Savaşında ortaya çıkan savaş biçimleri ve örgütlenmesi değişiktir. Bu değişiklik kavranmalıdır. Fakat, tüm bunlar yine de, bu biçimlerin hep aynı olduğu, her yerde ve her zaman geçerli olduğu demek değildir. Böyle bir anlayış savaştaki sapmaları belirler.
      Geçmişte THKP-C/HDÖ saflarından ihraç edilen sağ-pasifist grupcuk, Marksist-Leninist politikadaki sapmasını, askeri yönde de ortaya koymuştur. Onlar, günümüze dek dünya devrimci pratiğinin ortaya çıkardığı savaş biçimlerini değişmez olarak ele alarak, bunlara yönelik hazırlığı önermişlerdir. Bu anlayış, savaş konusunda teoriyi dogma haline sokarken, diğer yandan da (zorunlu olarak) silah unsurunu belirleyici kabul etmektedir. Ve sonuçta da "oligarşi çok güçlü, biz çok güçsüzüz" diyerek "milli teslimiyetcilik" çizgisine varmışlardır.
      "Demek ki, tabanca, kılıcı yener ve, zorun basit bir istek işi olmadığını, ama kullanılması için çok somut önkoşullar, özellikle en gelişmiş olanların o kadar gelişmemiş olanları alt ettiği aletler istediğini; ayrıca bu aletlerin üretilmesi gerektiğini, bunun da en gelişmiş zor araçları, kabaca söylemek gerekirse, en gelişmiş silah üreticisinin, o kadar gelişmiş olmayanların üreticisini yendiği anlamına geldiğini, ve kısacası, zorun zaferinin silah üretimine ve silah üretiminin de genel olarak, üretime, yani, 'iktisadi güç'e, 'iktisadi durum'a, zorun emrinde bulunan maddi araçlara dayandığını, en çocuksu belitler amatörü bile şüphesiz düşünecektir." [50]       Evet, "güçlünün güçsüzü" yeneceğini "amatör"ler bile bilmektedir. Fakat sorun, salt üretim işi değildir. önemli olan o araçları (zor araçlarını) kullanacak eldir. Yani insandır. Zor araçları ile insan unsurunun diyalektik ilişkisini Engels şöyle belirtir:       "Silahlanma, bileşim, örgütlenme, taktik ve strateji, herşeyden önce üretim ve ulaştırma olanakları tarafından, her bakımdan ulaşılmış düzeye bağlıdır. Bu konuda bir altüst etkisi yapan şey, deha sahibi büyük komutanların 'özgür zekâ yaratıları' değil, daha iyi silahların icadı ve insan unsurunun, yani askerin değişmesidir, deha sahibi büyük komutanların etkisi, en iyi durumda, savaş yöntemini silahlara ve yeni savaşcılara uydurmakla sınırlıdır." [51] (abç)       Bir savaşta, başarıyı belirleyen silah ve insandır. Bunlardan birini abartmak kişiyi pasifizme götüreceği gibi, askeri maceracılığa da iter. Fakat bundan çıkartılması gereken sonuç tamamen farklıdır. Bunun öğrettiği gerçek, zafer için maddi bakımdan zayıf olanın güçlenmesi gerektiği ve bunun yollarını bilmesidir.       "Partimiz, kuvvetlerin düzenlenmesi ile maddi ve teknik temeller arasında, insan ile silah arasında, diyalektik ilişkiyi doğru biçimde, bilinçli olarak uyguladı. Zafer genellikle düşmandan daha fazla askere sahip olan, daha gelişmiş silahlarla donanmış, daha ileri bir ekonomiye dayanan ve haklı dava için çarpışan orduların olmaktadır. Ülkemizde ayaklanma ve savaşların niteliği, halkımızın 'büyüğü küçükle', 'çok sayıda olanı az sayıda olanla' yenmesinde yatmaktadır. Bu günde halkımız, daha ileri ekonomiye ve en modern silahlara sahip olan düşmanlar karşısında, nispeten daha basit silahlarla zafer kazanmaktadır. Bu parlak zaferin sırrı, partimizin, insanla silahın ittifakını, insanı belirleyici etken, silahı çok önemli bir etken olarak ele alıp, gerçekleştirmeyi bilmesindedir." [52] (abç)       İşte, siyasi ve moral olarak güçlü olduğumuz şartlarda, düşmanın maddi ve teknik üstünlüğü karşısında, kendi güçlerimizi koruyup-geliştiren ve düşman güçlerini azar azar yok eden savaş biçimleriyle zaferi kazanmak, yani Halk Savaşı.
      14'lü tabanca, kalaşnikov, RBG vb. gibi silahlara çok miktarda sahip olmadan asgari örgütlenmenin tamam olmayacağından bahsedenler, Mao'nun sözleriyle, dünyadaki en tehlikeli silahın birşey yapmaya kesinlikle karar vermiş insan olduğunu unutmaktadırlar. Devrimi ilerletecek, mücadeleyi yükseltecek olan kalaşnikoflar veya RBG'ler değil, işte bu insandır. Askeri gücümüz oligarşiyle kıyaslanamayacak kadar zayıftır ve uzun yıllarda böyle kalacaktır, aradaki açığı insan faktörü kapatacaktır. Bu, savaşın temel kuralıdır. Bu nedenle oligarşiye karşı savaşta, başlangıçta silahlarımızın çok yetersiz olması, eğer o silahları elde etmek için herşeyi yapabilecek insanlara sahip isek, hiçbir önem taşımaz.
      Eğer silahlanma, bileşim, örgütlenme, taktik ve strateji, her şeyden önce üretim ve ulaştırma olanakları tarafından ulaşılmış düzeye bağlı ise, iktisadi evrimin değişik aşamalarında savaş yöntem, biçim ve örgütleri farklı olacaktır. Engels, Napoleon dönemindeki Prusya-Fransa arasındaki ünlü Yena Savaşını incelerken şu sonuca varmaktadır:
      "Taktik ulaştırma durumuna da bağlıdır. Yena savaşının düzenlenişi ve sonuçları, günümüzdeki şoselerle ve şimdi, üstelik demir yolu ile olanaksız." [
53] Öyle ise, "savaş işlerinin temeli herşeyden önce, genel olarak halkların iktisadi yaşam biçimidir." [54]
      İktisadi evrimin daha fazla gelişmesi, ilk başta zor araçlarının (silahların) yetkinleşmesini getirir. İkinci olarak, iktisadi evrimin kapitalizme varmasıyla birlikte ulaşım ve haberleşme kapitalist üretim ilişkilerinin tabiatı gereği (pazar için üretim), diğer dönemlerden daha üst düzeydedir. Ve en son, uluslararası sermaye ve ticaretin dev gelişimi (emperyalizm) bu olanakları en üst seviyeye çıkarmıştır. Öyle ise, iktisadi yaşamda meydana gelen değişim sonucu askeri "bileşim, örgütlenme, strateji ve taktik" değişmek zorundadır. Buradan kaçınılmaz olarak şu sonuç çıkar: I. ve II. bunalım döneminde, sömürge ve yarı-sömürge ülkelerde, Halk Savaşının askeri sanatı ve bunu oluşturan savaş biçimleri, III. bunalım dönemi geri-bıraktırılmış ülkelerdekinden farklı olacağı ve farklı olmak zorunda olmasıdır. Bu, kendini en somut olarak gerilla savaşı taktiklerinde gösterir. Bu farklılaşma kavranamazsa başarısızlık kaçınılmaz olur. Bu gerçeklere Mahir Çayan yoldaş şu tesbiti ile dikkati çekmektedir:
      "Ülke içinde pazarın genişlemesine paralel olarak şehirleşme, haberleşme, ve ulaşım çok gelişmiş ve ülkeyi ağ gibi sarmıştır. Eski dönemlerdeki halkın üzerindeki zayıf feodal denetim —emperyalizmin fiili durumu bütün ülke çapında değil, ticari merkezlerde ve ana haberleşme yerlerindeydi— yerini, çok daha güçlü oligarşik devlet otoritesine bırakmıştır. Oligarşik devletin ordusu, polisi ve her çeşit pasifikasyon ve propaganda araçları ülkenin her köşesinde egemenliğini kurmuştur.
      Bütün bunlara, I. ve II. genel bunalım dönemlerindekilerle kıyaslanamıyacak şekilde, bu ülkelerde emperyalizmin ve oligarşinin propaganda araçlarını korkunç seviyeye getirmesini, pasifikasyon yöntemlerini geliştirmesini ve geçmiş dönemlerde milli kurtuluş savaşlarından edindiği tecrübeleri ilave etmek gerekir." [
55] (abç)
      Kısacası, "...ordunun tüm örgütlenmesinin ve savaş yönteminin, sonuç olarak zafer ve bozgunun, insan ve silahlanma unsurlarının maddi, yani iktisadi koşullarına, yani nüfus ve tekniğin nitelik ve niceliğine bağlı bulunduğudur." [56]
      Nitekim, I. ve II. bunalım dönemi sömürge ve yarı-sömürge ülkelerinde uygulanan gerilla savaşı da, geçmiş gerilla savaşlarından farklıdır.
      "Tarihte birçok 'gezginci çete' tarzında köylü savaşı görülmüş, fakat bunların hiçbiri başarılı olamamıştır. Bugünkü (I. ve II. bunalım dönemi) ileri haberleşme ve teknoloji çağında gezginci çeteler halinde savaşmakla zafer kazanılacağını düşünmek daha da anlamsız olur." [57]       Geçmiş dönemlerde, ulaşım ve haberleşmenin daha zayıf olduğu dönemlerde görülen savaş biçimlerinden birisi gerilla savaşıdır. [12*] Marks, "İspanya'da Gerilla Savaşı" adlı yazısında: "Bütün halkın ayaklanmasıyla başlayan direniş savaşı, daha sonra (düzenli ordunun yenilmesiyle) gerilla çeteleri tarafından devam ettirilmiştir", [58] diyerek bu gerçeği belirtir. Keza 1905 Rus Devrimi'nde, gerilla savaşı, ayaklanmada barikat savaşlarının korunması ve geliştirilmesi için (tali) kullanılmıştır.
      Barikat savaşlarında, yani savaşın bu biçiminde de, iktisadi evrimin gelişimi gözlenebilir. Daha 1848 Devrimlerinde ve 1871 Paris Komününde ayaklanmalar, temel olarak barikat savaşlarına dayanıyordu. Düşmanın askeri gücü, barikat savaşı ile yıpratılıyor ve yer yer imha ediliyordu. Fakat şehirleşmenin olağanüstü gelişimi 1848-1871 barikat savaşlarını imkansız kıldı. Ve artık "yeni barikat savaşları ortaya çıkmakta"dır. Engels'in 1890 yıllarında "şimdiden biçimlerini bilemeyeceğimiz, yeni barikat savaşlarının ortaya çıkması kaçınılmazdır" tespiti, 1905 Rus Devrimi ile doğrulanmııştır. Fakat 1905 Rus Devrimi'nde ortaya çıkan, daha doğru bir deyişle tekrar uygulanan barikat savaş biçimi, ancak Rusya'da geçerli olabilirdi. Çünkü, kapitalizm diğer iç dinamikle gelişen ülkelere göre daha az gelişmiş olan Rusya'da bu gelişmeye tekabül eden şehirleşme daha geridir. Bir Fransa'daki gibi —ticaretin artması sonucu ortaya çıkan— "trafik" sorunu, Rusya'da yoktu. Bunun sonucu olarak da, yolların genişletilmesi, geliş-gidiş şeritlerinin ayrılması söz konusu olmamıştı. Yollar dar ve birbirine geçmeli ve de orta bir alana (meydan) açılma şeklindeki ulaşım Rusya'da hâlâ gündemdeydi ve meydanlar, devlet kurumlarının (binalarının) bulunduğu yerlerdi. Buraya giden yolların barikatla kesilmesi sonucu, dış yardım alamayan düşman teslim olmak zorunda kalıyordu. Rusya'da barikat savaşını gündeme getiren işte bu özelliklerdir. Kısaca, Rusya, "bütün yollar Roma'ya çıkar", sözüne layık bir ülkeydi.
      Zırhlı araçların yapıldığı, yüksek engelleri aşabilen, merdiven tırmanan panzerlerin yapıldığı bir çağda, yollar ne düzeyde olursa olsun, artık barikat savaşına uygun değildir. Ve böyle bir çağda, yani iktisadi evrimin bu düzeyinde barikat savaşları tarihe karışmıştır.
      Yukarda gerilla savaşının geçmiş dönemlerden beri uygulanan bir savaş yöntemi olduğunu belirtmiştik. Mao'nun da belirttiği gibi, çileri haberleşme ve teknoloji çağında" gerilla savaşı "gezginci çete" tarzında yürütülemez. Gerilla savaşı da iktisadi evrime uygun olarak değişmek ve gelişmek zorundadır. Üs bölgeleri kurulmadan, gerilla savaşı başarıya ulaşamaz.
      "Üs bölgeleri kurma fikriyle gezginci çeteler gibi savaşma fikri arasındaki çelişme, her gerilla savaşında ortaya çıkar." [59]
      "Üs bölgeleri nedir? Üs bölgeleri, gerilla kuvvetlerinin stratejik görevlerini yerine getirirken ve kendilerini koruyup, geliştirirken, düşmanı yok etme ve kovma amacına ulaşırken dayandıkları stratejik üslerdir. Üs bölgeleri, gerilla savaşının cephe gerisini teşkil eder." [
60] (abç)
      Üs bölgeleri, aynı zamanda, gelecekteki, kurtarılmış bölgeler demektir. Düşman güçlerinin o bölgelerden atılmasıyla birlikte kurtarılmış bölge haline dönüşür. Bu durumda gerilla savaşı farklı bir yol izlemek durumundadır. Artık "cephesiz savaş" olarak tanımlanan gerilla savaşı, belirli bir cephe oluşturmaya başlar. Gerilla taktiği salt düşmana saldırmakla yetinemez. Üs bölgelerinin güvenliğini ve geliştirilmesini de hesaba katmak zorundadır.
      Gerilla savaşının, hareketli bir gerilla birliğinin dayandığı üs bölgeleri biçiminde yürütülmesi yeni örgütlenme biçimlerini de gündeme getirir. Gerilla savaşında önemli bir yer tutan üs bölgeleri, artık düşmanın askeri harekâtının amaçları içine girer. Bir başka deyişle, düşman salt gerilla birliğini yok etmek amacıyla yetinemez. Üs bölgelerini de hedefler. Bu yüzden (ve de bunun sonucu) üs bölgesindeki kitleler uygun örgütlenme içine sokulmalıdır. Bu da, kendini koruma birlikleri ve milis örgütlenmesini yaratır. Halk Savaşının üç örgütlenme biçiminden biri olan yarı-silahlı birlikler işte böyle doğmuştur.
      "Gerilla savaşı içinde bir üs bölgesi, ancak üç temel şartın adım adım kurulmasıyla yani, silahlı güç kurulduktan, düşman yenilgiye uğratıldıktan ve halk harekete geçirildikten sonra gerçekten kurulabilir." [61] (abç)       Üs bölgelerinin kurulmasında, diğer bir noktada yer seçimidir. Üs bölgeleri, düşmanın girmesine, nisbeten elverişsiz bölgelerde kurulabilinir. Buralar "dağlar-ormanlar ve nehir yatakları" dır. Bu bölgelerin en önemli özelliği, içeriye nüfuz edilmesi zor olan yerler olmasıdır. Bir başka deyişle, ulaşımın yetersiz olduğu yerlerdir. Böylece buraya yönelecek düşman saldırısı lojistik destekten mahrum kalacaktır. Lojistik savaş imkansızdır. Bu gerçeği Güney Vietnam savaşında Amerikalı gazeteci şöyle belirtir: "ABD bir kez daha, arazide büyük bir savaş vermekte ve bu savaşta çarpışmaya hazır olmaktan çok uzaktır. Bu savaşta operasyonları engelleyen dar boğaz: lojistiktir." [62]
      Emperyalizmin III. Bunalım dönemiyle birlikte, şehirleşmenin, haberleşmenin ve ulaşımın (kara-hava-deniz) dev boyutlara ulaşması ve bu boyutların, geri-bıraktırılmış ülkelerde de ortaya çıkmasıyla gerilla savaşı yeni bir biçim almıştır. Bu dönemde artık gerilla savaşı salt kır gerillasını ifade etmez, şehir gerilla savaşı ve taktikleri gündeme gelmiştir.
      Kır gerilla savaşı, bu dönemin özelliklerinden dolayı, üs bölgeleri aşamasına gelmeden, "hareketli gerilla birliği" biçiminde yürütülür. Latin-Amerikada kullanımıyla, gerilla savaşı "foko" tarzında yürütülür. [
13*] Özellikle Küba Devrimi'nde uygulanan bu gerilla savaş biçimi, yeni şartlara uygundur. Bu biçim, "gerillalar, herhangi bir toprağın belirli bir yerine yerleşmiş, silahlı, mümkün olan tek stratejik hedefe, iktidarın ele geçirilmesine yönelik bir dizi askeri eylemi uygulamaya hazır, halkın savaşcı öncüleri" [63] olarak ifade edilebilinir. Fokodan (gerilla odağı-ocağı) yola çıkarak yürütülen savaş, giderek gerilla bölgesine ve sonuçta gerilla üs bölgesine dönüşür. Bu gerilla savaşında, arka cephe, "gerillanın sırt çantasıdır." (Che) Fakat fokonun başarısını belirleyen halkın siyasal desteğidir. Bir başka deyişle, gerilla operasyon alanı içindeki kitlenin, tarafsızlığı ya da sempatisi olmadan foko türü (biçimi) başarılı olamaz.
      Boylece gerilla savaşının iktisadi evrimin bugünkü seviyesindeki durumuna gelmiş oluyoruz. Günümüzde kitlelerle temas kurmak, onların tarafsızlaştırılması ve sempatisinin kazanılması görevlerini üslenen gerilla savaşı yeni bir biçime girmiştir. Artık foko tarzı gerilla savaşı yetersizdir. Bunun için ön koşullar yaratılmalıdır. İşte bu da şehir gerilla savaşını gündeme getirir. Artık, şehir gerilla savaşı ile kır gerillasının asgari koşulları yaratılabilinir. Şehir gerilla savaşı, bir yandan politik ön koşulları olgunlaştırırken (kitle sempatisi); diğer yandan düşman güçlerini şehirlerde tutarak kırlardaki denetimi (ulaştırma ve haberleşmenin yarattığı denetimi) asgariye indirir. Ve böylece "hareketli gerilla birliği" savaşı başlatılabilinir. Zaman içinde de gerilla bölgeleri-gerilla üsleri ve kurtarılmış bölgeler yaratılır.
      "Gerilla savaşı klâsik savaşın bir aşamasıdır; bunun bütün yasalarınca yönetilmelidir; fakat, özel yönüyle, ayrıca uyulması gerekli ek yasalar getirir. Her ülkenin coğrafi ve toplumsal koşullarının, gerilla savaşının kendini uyduracağı özel şekilleri belirleyeceği açıktır; fakat temel yasalar bu tip mücadelenin hepsi için geçerlidir." [64] (abç)       III. Bunalım döneminde, merkezi otoritenin güçlü, haberleşme ve ulaşımın ülke çapında yaygın, tekniğin kontur-gerillaya uygun olduğu şartlarda düşmanı yenilgiye uğratmak. yani ülke çapındaki denetimi bozmak çok daha farklı gerilla taktiğini gerektirir. İkinci olarak, halkın harekete geçirilebilmesi için suni dengenin bozulması şarttır. Üçüncü olarak (ve tüm bunların sonucu) silahlı gücü yaratmak revizyonist "örgütcülük" ya da "kurumculuk" un yıkılmasını gerektirir.
      İşte tüm bu nedenler, Halk Savaşının başlayabilmesi ve bunun somut ifadeleri olan gerilla üsleri ve kurtarılmış bölgelerin yaratılabilmesi için, yeni bir ön aşamayı gerektirir. Öncü Savaşı dediğimiz bu aşamadaki savaş biçimi gerilla savaşıdır. Bu gerilla savaşı, yeni taktiklerle ve yeni örgüt şekilleriyle yürütülmek zorundadır. Ve bu savaşın eylem alanı ve de eylemin niteliği daha geniş kapsamlıdır. Bu yüzden savaş, kır ve şehir gerilla savaşı, psikolojik ve yıpratma savaşı şeklinde yürütülür.
      Bugün Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'ni benimseyen (evet benimseyen) unsurlar, bu gerçekleri kavrayamamanın sonucu, yürütülen savaşı farklı ve eksik değerlendirmektedirler. Sonuçta da ya kaderciliğe ya da konforizme yönelmektedirler. Kadercilik, bireysel planda kaldığı için ele alamayacağız. Ama konforizm örgütsel planda oluşmuştur. Bu konformist anlayış, (diğer noktalar hariç) kır ve şehir gerilla savaşı yürütülmeden, savaşın Öncü Savaşı karakteri almayacağını, bu nedenle hareketler silahlı propaganda olmadığı şeklinde belirlemektedir. Ve en sonun da da, Öncü Savaşının hazırlık aşamasından "asgari örgütlenme"den sınırsız hazırlık sonucu çıkartmaktadırlar.
      Bu iki nedenden yanlıştır. Bir kere, Öncü Savaşının kendi niteliği bu tür "hazırlığı" dıştalar. Çünkü, bu evrede, savaşın öncü kadrolarla sürdürülmesi ve geniş birim halinde kitle örgütlenmesinin olmaması, savaşın yıpratma niteliğinde imha eylemini engeller. Bu da kaçınılmaz olarak, yüksek düzeyde teknik donatımı gereksiz kılar. Bu evrede, eylemlerin psikolojik yıpratma niteliğinde olması, gerilla taktiğini daha az insan ve tekniği kullanmaya iter. Böylece "büyük çaplı" hazırlık dıştalanır. Bir başka deyişle, Öncü Savaşının amacı ve bu amaca yönelik eylemin niteliği, büyük çaplı kadro ve teknik hazırlığı gerektirmez. Sorun "hazırlık"ta değil, hazırlığın niteliği ve gerilla taktiklerinin durumunda yatar. Ancak Öncü Savaşının başarısı ile gerilla üsleri ve silahlı kitle örgütlenmesi yaratılabilir. Bu, Öncü Savaşının amacının suni dengeyi bozarak, Halk Savaşını başlatmak olması demektir. Sonuç olarak toparlarsak, III. Bunalım döneminin ilişki ve çelişkileri sonucu, (Öncü Savaşı evresinde) gerilla savaşı taktiği, yeni bir biçim almak zorundadır. Bu savaşın niteliği kadar, askeri taktiğin iktisadi evrimdeki gelişim tarafından belirlenmesi, ona uyması gereğindendir. [
14*]
      İkinci olarak, savaşın kendi niteliği, yani tüm savaşlar için geçerli genel ve evrensel özelliği "sınırsız hazırlığı" imkansız kılar.
      "Savaş tek ve ani darbeden ibaret değildir. Savaşın sonucu tek bir karara ya da aynı anda alınmış birden çok karara bağlı olsaydı, bu karar ya da kararlara yönelen hazırlıkların doğal olarak aşırılığa kaçması gerekirdi. Çünkü kaçırılmış bir fırsatı bir daha elde etmeye imkan yoktur. Bu ise, mücadelenin gerektirdiği ve eldeki mevcut imkanların hepsi aynı zamanda harekete geçirilmiş olmasını gerektirirdi. Ancak o zaman, savaş tek bir karar ya da aynı anda alınmış bir çok kararlara indirgenmiş olurdu ... Tüm güçlerin aynı anda mükemmel bir şekilde bir araya getirilmesi savaşın niteliğine aykırıdır. Bunun anlamı, güçlerin savaş içinde oluşturulabilineceği ve bunun için harcanacak çabaların yoğunlaştırılması gerektiğidir." [65] (abç)       Savaşın bu evrensel niteliği gereği, tüm şeylerin birden oluşturulması imkansızdır. Bu diyalektiğin savaştaki görünümüdür. Çünkü, diyalektikte hiç birşey birden olmaz. Nicel birikim nitel değişimi sağlar.
      Bugün Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'ni benimseyenlerin, stratejik tespitteki tüm elemanların birden kullanılması gerektiğini düşünerek, hazırlığı aşırılığa itmektedirler. Bunlara göre, kır ve şehir gerilla savaşı, silahlı propaganda ve diğer mücadele biçimleri (politik mücadele olarak) hep birden kullanılması ile savaş Öncü Savaşı olur. Bunun yanlışlığı (yukardaki nedenlerden dolayı) açıktır.
      Emperyalizmin III. Bunalım döneminde, "II. bilimsel ve teknik devrim" sonucu haberleşme ve ulaşım ve askeri araçlar I. ve II. bunalım dönemi ile kıyaslanmayacak seviyeye gelmiştir. Bu nedenle, Halk Savaşlarının klâsik gerilla taktikleri yetersizdir ve buna yönelik hazırlık da farklıdır. Fakat bunlar, stratejinin değil, taktiğin konusunu teşkil eder. Fakat savaşın uzun süreli direnme savaşı olması ve bu yüzden gerilla savaşının rolü "sadece düzenli ordunun seferlerini kısa mesafelerde doğrudan desteklemek" (Mao) olmadığı için, "gerilla savaşında strateji meselesi" ortaya çıkar. Bir başka deyişle, Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'nde, gerilla savaşı taktik bir sorun değil, stratejik bir sorundur. "Direnme savaşında (ve bütün diğer devrimci savaşlarda) gerilla birimleri, genellikle sıfırdan başladıklarına ve küçük bir kuvvetten büyüğe doğru geliştiklerine göre, kendi kendilerini korumalıdırlar, ve üstelik gelişmelidirler. Bundan dolayı sorun şudur: Kendimizi korumak ve geliştirmek ve düşmanı yoketmek amacına ulaşabilmemiz için gereken politikalar ya da ilkeler nelerdir?" [
66]
      Kısaca, askeri savaş sanatının genel ilkeleri bunlardır.


      b) Gerilla Savaşı: Bir Yöntem


      Halk Savaşı yaygın ve stratejik öneme sahip bir gerilla savaşıdır. Bu nedenle gerilla savaşını ayrı başlık altında incelemeyi gerekli görüyoruz. Önceki kısımda, askeri savaşın genel ilkelerini ve savaş biçimlerinin iktisadi evrimle ilişkisini anlatırken gerilla savaşının tarihsel gelişimini de kısaca özetledik. Bu kısımda politikleşmiş askeri savaş kavramı olarak, yani politik kitle mücadelesi olarak gerilla savaşını ve uygulamalarını ele alacağız.
      Gerilla savaşı, bir askeri savaş yöntemidir. Bu yüzden, savaşın genel yasalarından çıkan yasaların bütününe uyar. Ama, yine de kendine özgü yasaları vardır. Bu özgül yasalar, hazırlık-örgütlenme-yönetim ve savaş biçiminde kendini gösterir.
      Halk Savaşı aşamasında, gerilla savaşının rolü stratejiktir. Düşmanın, bizden maddi ve teknik olarak üstün olduğu şartlarda, onu yenebilmek için iki şart gerekir: Kendimizi korumak ve geliştirmek, düşmanı yok etmek. Bu yüzden, "gerilla savaşı güçlü bir şekilde donatılmış ve iyi eğitilmiş olan saldırgan bir orduya karşı koyan, ekonomik bakımdan geri bir ülkenin geniş kitlelerinin savaşıdır". [
67] Bu gerilla savaşının "kitlevi" niteliğini belirler.
      Gerilla savaşı, salt askeri nitelikte bir savaş yöntemi olarak ele alınamaz. Gerilla savaşı, aynı zamanda politik mücadelenin, yani kitlelerin siyasal olarak seferber edilmesinin bir aracıdır da (politik niteliği). Başlangıçta, gerilla savaşının politik amacı temeldir. Bu nedenle politik mücadelenin içinde mütalaa edilir. İşte, gerilla savaşının, devrimci politik amaçlarla, siyasi gerçekleri açıklama kampanyasının bir aracı olarak yürütülmesine, yani politik kitle mücadelesi olarak ele alınmasına silahlı propaganda denir. Ve Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi, bir devrim stratejisi olarak, diğerlerinden bu niteliği ile ayrılır. [
15*]
      Halk savaşının denge ve stratejik karşı-saldırı evresinde, gerilla savaşının askeri niteliği öne geçer ve temel olur.
      Gerilla savaşının, politik mücadelenin aracı olması, bu silahlı aksiyon yönteminin politik mücadelenin amacına uygun olmasındandır. Gerilla savaşı, kendi özgül niteliği gereği kitle çalışmasına uygundur. Bu gerçekleri Che şöyle belirtiyor:
      "Bütün bu savaş boyunca, Vietnam Partisi kitle mücadelesinden yararlandı. Bunun en başta gelen sebebi, gerilla savaşının kitle mücadelesinin bir ifadesinden başka bir şey olmadığı ve halkın oluşturduğu doğal ortamdan ayrı düşünülemeyeceğidir; bu durumda gerilla, silahlı olmayan fakat öncüsü aracılığıyla zafere ulaşma iradesini dile getiren halkın büyük çoğunluğunun, siyasal bakımdan, daha az olan, öncüsü anlamına gelir ... Bazı anlarda yeni gerilla birlikleri partinin yönetimi altında, düşmanın çok güçlü olduğu ve halkın terörle korkutulduğu bölgelerde yaratılıyordu; bu durumda, sürekli olarak, Vietnamlıların silahlı propaganda dedikleri taktik uygulanıyordu. Silahlı propaganda, kesinlikle belirli yerlerde kurtuluş güçlerinin bulunması demektir; bunlar halkın oluşturduğu büyük denizde, gözle görülmeksizin suda balık gibi yüzerler, güçlerini ve yenilmezliklerini gösterirler. Bir bölgede üst üste tekrarlanan silahlı propaganda varlığıyla kitlelerin katalizörü rolü oynar, bölge derhal devrimci oluyor, halk ordusunun elde ettiği topraklara yenileri ekleniyordu. Tüm Vietnam toprakları üzerinde gerilla üsleri ve bölgeleri böylelikle çoğaldı." (Che) [68] (abç)       İşte Che Guevara'nın belirttiği "silahlı propagandanın Vietnamcası" budur.
      Silahlı propagandanın bu uygulaması, gerçek boyutta kır gerilla savaşı demektir. Bir başka deyişle, silahlı propagandanın, stratejik çarpışma alanında (kırlarda) yürütülmesidir.
      Bugün "silahlı propaganda salt Öncü Savaşında geçerlidir, Halk Savaşında ise gerilla savaşı" şeklinde ifade edilen anlayışın yanlışlığı açıktır. Öncü ve Halk Savaşında, silahlı propagandanın farklılaşması biçimseldir ve gerilla savaşının gelişimiyle karakterize olur. Halk Savaşı aşamasında, elde olanı koruma evresinde, gerilla savaşı, gerilla üsleri şeklinde yürütülür. Öncü Savaşında, gerilla üslerinin yaratılamayacağı için (daha önce belirttiğimiz nedenlerle) gerilla savaşı farklı biçimde yürütülmek zorundadır. İşte bu farklılık, bir yandan, Öncü Savaşı ile Halk Savaşındaki gerilla savaşının farklılığını belirlerken; diğer yandan yeni gerilla taktiklerini gereğini ifade eder.
      Daha önce de belittiğimiz gibi, savaş eylemi iki niteliktedir: Yıpratma ve imha. Fakat bu iki nitelik diyalektik bir bütün olduğu için, imha savaşıı yıpratmayı, yıpratma savaşı da imhayı içerir. Ama temel-tali olarak yerleri farklıdır. Genel olarak yıpratma savaşı düşmanın iradesini ve savaşma azmini uzun süreli savaş ile yıkmak demektir. Bu uzun süreli savaşta "direniş" pasif değil aktiftir, taktik değil stratejiktir. Yani, yıpratma savaşı stratejik niteliktedir. Bu yüzden kendi içinde taktik taaruzları içerir. Bu taktik taaruzların amacı stratejik yıpratmayı sağlamak için parçada düşmanın maddi ve insan gücüne darbe indirmektir. Bu ise, imha savaşı demektir. Yani, stratejik yıpratma savaşında imha savaşı ya da eylemleri, onu tamamlayan bir etkendir. "Bu yüzden imha savaşı yıpratma savaşının ta kendisidir." (Mao)
      "
Kesintisiz Devrim II-III"de strateji ortaya konulurken, şöyle denilmektedir: "Bu ilkelerimizi, bir sürü genel doğrularla, Marksizmin lafızları arasında yüzlerce sayfalık metinlerle ortaya koymak, takdir edileceği gibi pekala mümkündür ... Ama hayır! Partimizin bünyesinde bu tip entellektüel tahlillere yer yoktur." Yine aynı yerde, ele alınan sorunların "Marksizm-Leninizmin kılavuzluğu altında" ele alındığından bahsedilir. Bu yüzden "Kesintisiz Devrim II-III"de genel kavramlar pek az belirtilir. Bunun sonucunda ise, 71 yenilgisi sonrasında güçlenen revizyonizm saldırılarını, "Marksizm-Leninizmin evrensel tezleri inkâr ediliyor" şeklinde yoğunlaştırmıştır. THKP-C saflarında ise durum pek farklı değildir. Kimileri, evrensel tezlerin belirtilmesi çabalarını "netleşme" süreci ile çarptırırken; kimileri de evrensel tezleri bir yana bırakıp "Kesintisiz Devrim II-III"den "her şeyi" çıkartmaya çalışmaktadırlar. Her iki anlayış ta "Kesintisiz Devrim II-III"ün Marksizm-Leninizmin o ana kadarki tüm tecrübelerinin üzerine yükseldiğini (her teori gibi) anlayamamaktadır.
      "Kesintisiz Devrim II-III"de geçen yıpratma savaşı kavramı, yeni bir kavram olmayıp, Marksist-Leninist literatürdeki bir kavramdır.       "Silahlı propaganda, kır ve şehir gerilla savaşı ile psikolojik ve yıpratma savaşını içerir."       Silahlı propagandanın askeri yönü budur.       "Silahlı propaganda, belli bir devrimci stratejiden hareketle, emekçi kitlelere elle tutulur gözle görülür maddi ve somut eylemlerden, soyuta gider. Maddi olaylar etrafında, siyasi gerçekleri açıklayarak, kitleleri bilinçlendirir, onlara politik hedef gösterir."       Bu da politik yöndür.
      Fakat, "silahlı propaganda askeri değil, politik mücadeledir." Bu yüzden politik yön temeldir ve belirleyicidir. Bu anlamda silahlı propaganda politik bir mücadele biçimidir. Ama bu mücadelenin aracı askeri niteliktedir. İşte politikleşmiş askeri savaş kavramı.
      III. Bunalım döneminin özelliklerinden ve ülkenin tarihsel gelişiminden ötürü, başlangıçta, askeri eylemler psikolojik yıpratma niteliğindedir. Ancak daha ilerki evrede, savaşın niteliği gerçek boyutta yıpratma savaşına dönüşür. O andan itibaren, savaş eylemlerinde imha seferleri düzenlenebilinir. Bu gerçeği kavramak, gerek savaşın ilk evrelerindeki eylemleri başarmak (ve anlamak) gerekse askeri maceracılıktan kaçınmak için önemlidir.
      Savaş eyleminin bu yönleri ya da nitelikleri, somut şartlardaki güçler dengesine ve devrimin gelişmesine paralel olarak farklı biçimlerde gündeme gelir. Ama, hiçbir zaman Öncü Savaşı ile Halk Savaşının ayrım kriteri değillerdir. Aynı şekilde yukarda belirttiğimiz politik yönde (stratejik karşı-taaruza kadar) ayrım için kriter olamaz.
      Öncü Savaşının niteliğini belirleyen, suni dengeyi bozmasıdır. Öncü Savaşını Halk Savaşından ayıran temel kriter budur.
      Siyasi gerçekleri açıklama kampanyası mücadelenin politik yönü olup, mücadeleyi belirler. Askeri savaş ise, bu yöne tabi olup, politik yönün başarılması için yürütülür. Bu nedenle, askeri savaş biçimleri politik mücadelenin aracıdır (örneğin gerilla savaşı). Mücadele bir yandan (temel olarak) politik amacı başarma yönünde ilerlerken, diğer yandan da askeri olarak güçler dengesini değiştirmeye çalışır. Daha ilerki aşamalarda, yani güçler dengesi devrim cephesi lehine dönmesi ile birlikte, askeri amaç öne geçer (stratejik karşı-taaruz evresi).
      Öncü Savaşında, savaşın özgül niteliği, yeni ve ek görevler gündeme getirir. Bu durumda askeri savaş biçimi ve bunun "işlevi", nispi olarak, Halk Savaşından farklıdır. Ama bu farklılık, Halk Savaşının evreleri arasında da mevcut olduğundan, Öncü ile Halk Savaşının farklılaşmasının temel kriteri olamaz. Temel kriter, suni dengenin bozulması ve Halk Savaşının başlatılmasıdır.
      I. ve II. Bunalım dönemlerinde Halk Savaşının başlayıp, gelişmesi, III. bunalım döneminde farklı olması ve Halk Savaşının Öncü Savaşı aşamasından geçmesi, bu dönemde gerilla savaşı taktiklerinde de değişime yol açmıştır.
      En genel bir tanımlamayla, Halk Savaşı, emperyalizmin (ve yerli hakim sınıfların) maddi ve teknik üstünlüğünü, uzun süreli bir mücadele ile (direniş savaşı) alt ederek, iktidarın ele geçirilmesidir. Bu anlamda Halk Savaşında askeri yön büyük yer tutar. Kitle örgütlenmesi askeri ya da yarı-askeri nitelikte olmak zorundadır. Bir bakıma, Halk Savaşı, geniş halk kitlelerinin örgütlü mücadelesini ifade eder. Fakat emperyalizmin III. bunalım döneminin özelliklerinden dolayı, Halk Savaşı, Öncü Savaşı aşamasından geçecektir.
      Bugün THKP-C/HDÖ'ye yöneltilen eleştirilerden birisi de bu son cümleyle ilgilidir.
      "Türkiye Devriminin Acil Sorunları-I" broşürümüzde, III. bunalım dönemi geri-bıraktırılmış ülkelerin devrimci mücadelesini iki aşamaya ayırmıştık. Buna göre birbirine bağlı ve birinci ikincinin koşullarını yaratan iki aşama: Öncü ve Halk Savaşı aşamalarıdır. Bu ayrımın temeli, her iki aşamanın kendine özgü niteliklere sahip olmasına dayanır. Öncü Savaşını incelerken bunları daha detaylı belirteceğiz. Fakat, yöneltilen eleştiriler direkt, "Kesintisiz Devrim II-III"den alınan bazı alıntılara dayandırılmaktadır. Şöyle demektedir "Kesintisiz Devrim II-III":       "Devrimimiz Halk Savaşı ile zafere erişecektir. Ama, daha önce belirttiğimiz gibi, içinde yaşadığımız tarihsel durum ve ülkemizin özelliklerinden dolayı, Halk Savaşı Öncü Savaşı aşamasından geçecektir." [69] (abç)       "Eleştiriciler" bu alıntıyı yaparak (ve de kelime yorumu ile) demektedirler ki, "Öncü Savaşı Halk Savaşının içinde bir alt evredir." Her şeyden önce bu yorumun III. bunalım dönemi Halk Savaşları ile geçmiş Halk Savaşlarını birbirinden ayırmamak olduğu açıktır. Keza bu "yorum", KSD'nin "her devrimde Öncü Savaşı aşaması vardır" [70] lafının farklı kelimelerle tekrarlanmasıdır. Çünkü yakından bakıldığında görülür ki, I. ve II. bunalım döneminde Halk Savaşı, önce küçük bir silahlı öncü ile başlamıştır. Örneğin, Vietnam Kurtuluş ve Propaganda Birliği. (Bu birlik Giap'ın yönetiminde 34 kişiden oluşmaktadır) Bu birliğin esas ilkesi, "silahlı saldırıdan çok siyasi faaliyete ve propagandaya önem vermekti." [71]
      Bizi bu "eleştiri"de esas ilgilendiren "
Kesintisiz Devrim II-III"ün "yorum"udur. Bugün THKP-C adına sahip çıkan ve ayrımın "yorum" farkında olduğu söylenen günümüzde, "Türkiye Devriminin Acil Sorunları-I"e yöneltilen bu "eleştiri"nin özel bir önemi vardır.
      Yorumun kelime üzerinde oynama olduğunu söylemiştik ve bu kelime de "...den geçecektir" ifadesidir." İlk önce, bu kelime yorumlaması ile ilgili şöyle bir örnek verebiliriz. "Sosyalist devrim demokratik devrim aşamasından geçecektir" diye ülkemiz için bir tespit yapsak, buradan demokratik devrimin sosyalist devrimin içinde olduğu anlamı çıkar mı? [16*] Elbetteki, hayır. Böyle bir şey, felsefi olarak, dogmatizm-rasyonalizm ve ampirizm demektir. Diyalektiğe göre, her şey birbirine bağlıdır ve bir bütündür. Fakat bu, her şeyin aynı olduğu anlamına gelmez. Diyalektik bize, şeylerin yalnız genel nitelikleriyle yetinemeyeceğimizi, şeylerin özgül niteliğinin bilgimizin temelini teşkil ettiğini öğretir. Aynı bütünün parçaları birbirinden özgül nitelikleri ile ayrılır. Bu yüzden Öncü ve Halk Savaşının bir bütün olduğu, aynı amaca (devrime) yönelik olduğunu söylemek yeterli değildir. Önemli olan, bu iki parçanın (diyalektik bütün) özgül nitelikleridir. Eğer Öncü Savaşı ile Halk Savaşı arasında nitel farklılık yoksa bu ayrım yanlış olur. Ve "eleştiri" bunun olmadığını gösterdiği anlamda eleştiri olur. Gelelim, "Kesintisiz Devrim II-III"e, şöyle denilmektedir:       "Önder güç konusunda partimiz, Halk Savaşı ile devrimin zafere erişeceğini tespit ettiğinden proletaryanın ideolojik önderliğini temel almıştır (temel bölgenin kırlar olması esprisi). Öncü Savaşı aşamasında, Partimizde emekçi kökenden gelen gelmeyen ayrımı yoktur." [72] (abç)
      "İşte, silahlı propagandayı temel alan ve Öncü Savaşı ile emekçi kitlelerini devrim safına çekerek, devrimci mücadelenin bir halk savaşı ile zafere ulaşacağını tespit eden Partimiz ..." [
73] (abç)
      "... Bu dönemde bir devrim olmuştur. Ve devrimi yapanlar, işe silahlı propagandayı temel çarpışma biçimi olarak ele alıp, Öncü Savaşı ile başlamışlardır." [
74] (abç)
      "... öncünün mücadelesi ile köylülerin derhal silaha sarılarak, savaşın kısa zamanda Halk Savaşına dönüşeceği düşüncesi ..." [
75] (abç)
      Evet, çeşitli bölümlerde belirtilen bu sözlerde, şüpheye düşmeyecek şekilde Öncü Savaşı ile Halk Savaşının farkı belirtilir. Bu anlaşılır bir şeydir, çünkü her iki aşamada birbirinden farklı (özgül) niteliğe sahiptir. Bütün bunların tespiti bizi doğru bir mücadeleye yöneltir. Çünkü, "süreçler değişir, eski süreçler ve eski çelişkiler kaybolur, yeni süreçler ve yeni çelişkiler ortaya çıkar ve buna uygun olarak çelişkileri çözümleme yöntemleri değişir. Rusya' daki Şubat Devrimi (burjuva demokratik devrim) ile Ekim Devrimi'nin (sosyalist devrim) çözümlediği çelişkiler arasında da temel bir ayrılık olduğu gibi, bunları çözümleme yöntemleri arasında ayrılık vardır. Farklı çelişkileri çözümlemek için farklı yöntemler kullanmak, Marksistlerin sıkı sıkıya gözetmek zorunda oldukları bir ilkedir." [76] (abç)
      İşte bu yüzden, Öncü Savaşının amacı, fonksiyonları, örgütlenme tarzı, Halk Savaşından farklıdır ve bu nedenle biz, "Yaşasın Öncü Savaşı, Yaşasın Halk Savaşı, Kurtuluşa Kadar Savaş" sloganını kullanmaktayız. [
17*]
      Marksizm-Leninizmde, siyasi mücadele, siyasi gerçekleri açıklama kampanyası ile karakterize olur. Ancak bu kampanya ile kitleler örgütlenebilir ve bilinçlendirilebilinir. Eğer, bu durumun Öncü Savaşı ile sağlandığı düşünülüyorsa, elbette Halk Savaşı düşmanı askeri olarak yenme mücadelesi olur. Ama bu gerek Öncü Savaşının amacı, gerekse devrimin eşitsiz gelişim yasası nedeniyle, imkansızdır. Ancak Halk Savaşının stratejik karşı-taarruz evresinde söz konusudur. Ama bu yine de kitlenin bilinçlendirilmesi ve örgütlenmesinin bitmesi demek değildir. Bu politik görev askeri görevden sonra gelir. Amaç düşmanın askeri bozgunudur.
      Öncü Savaşının niteliğini belirleyen, suni denge; Halk Savaşının niteliğini belirleyen (uzun süreli savaştır) ise, siyasal olarak tecrit edilmiş emperyalizmin (ve yerli hakim sınıflar) maddi ve teknik üstünlüğüdür. Ama, siyasal tecridin genelde olması ve (buna bağlı olarak) devrimin eşitsiz gelişimi nedeniyle, Halk Savaşında da politik görev öndedir (stratejik karşı-taarruza kadar).
      Yanılgı, suni dengenin bozulmasıyla kitlelerin bilinçlenmesinin ve örgütlenmesinin tamamlanacağı sanılmasından kaynaklanır. Tersine, suni dengenin bozulması, bunların yapılabilmesi için maddi şartların yaratılması demektir. Suni denge kitlelerin bilinçlenmesini ve örgütlenmesini engelleyici, önleyici faktördür. Yoksa, bilinçlenmiş kitlenin harekete geçmesini engelleyici değil. Bir başka deyişle, suni denge bilinçlenmiş kitlenin örgütlenmesini engellemez, bilinçlenmesini engellediği için (sonucu olarak) örgütlenmeyi de engeller.
      Bazı unsurlar, Öncü Savaşı ile, yani suni dengenin bozulmasıyla kitlelerin bilinçlenmesinin sağlanacağını varsayarak, örgütlenmenin sağlanmasını Halk Savaşına bırakır. Böylece Halk Savaşında, "... gerilla ... halk ordusunun yaratılmasına (örgüt biçimidir ordu) hizmet eder." Eğer, Öncü Savaşı bu şekilde olsa idi, yani kitlelerin bilinçlenmesinin sağlandığı savaş olsa idi, her devrimde olması gerekirdi. Tersine, Öncü Savaşı, kitlelerin tepkilerini açığa çıkartmayı amaçlar ve kitlelerin bilinçlendirilip örgütlenmesi her iki aşamada da söz konusudur.
      Zaten bugün Öncü Savaşı ile ilgili kafa karışıklığı bu konuda yoğunlaşmaktadır. Kimileri, "bilinçli kitlelerin tepkisi pasifize edilemez, öyle ise, suni dengenin bozulması kitlelerin bilinçlenmesi demektir. Ayrıca (temel olarak) Öncü Savaşının amacı suni dengeyi bozmaktır, demek gereksizdir. Öncü Savaşının amacı kitleleri bilinçlendirmektir" demektedirler.
      Evet, görünüşte çok mantıki bir değerlendirme. Bir şeyi farklı kelimelerle ifade etmek gibi gözüküyor. Ama, hayır. Eğer böyle olsa idi, kitlelerin tepkilerinin açık halde olduğu ve kitlelerin kendiliğinden (silahlı) ayaklanma ve isyanların mevcut olduğu I. ve II. bunalım döneminde Halk Savaşlarında da Öncü Savaşı olması gerekir. Bu mantıki değerlendirmenin en özlü ifadesi, "Öncü Savaşı ayrı değil, Halk Savaşının içinde bir evredir" sözüdür. Elbette, Öncü Savaşı kitlelerin bilinçlendirilme mücadelesi olarak ele alınırsa Halk Savaşının bir evresi olması gerekir. Ama bu değerlendirmeyi yapanlar, I. ve II. bunalım dönemlerinde Halk Savaşının başlangıcında (elde olanı koruma aşamasında) kitlelerin bilinçlendirilmesinin, yani politik görevin temel olduğunu unutuyorlar. Giap bu ilk evreyi şöyle tanımlıyor:
      "Eylemler için en uygun kılavuz ilke silahlı propaganda, siyasi eylemlerin askeri eylemlerden daha önemli olduğu ve savaşmanın propagandadan daha az önemli olduğu ilkesiydi. Silahlı eylem, siyasal temeli korumak, sağlamlaştırmak ve geliştirmek için kullanılmıştı ve silahlı kuvvetlerin sağlamlaştırılması ve geliştirilmesi için bir adım ilerledik." [77] (abç)       Sanırız propagandanın, siyasi eylemin ne anlama geldiğini söylemeye de gerek yok.
      Şimdiye kadar söyledik, birkez daha yineliyelim:
      I. ve II. bunalım dönemi ülkeler devrimi de, III. bunalım dönemi ülkeler devrimi de (emperyalist hegemonya altındaki ülkelerde) Halk Savaşı ile zafere ulaşır. Fakat her dönemin somut tarihsel şartları, bu savaşın gelişiminde farklılık yaratmıştır.
      I. ve II. bunalım döneminde sömürge ve yarı-sömürge ülkelerde, açık işgal ve zayıf merkezi otorite nedeniyle kitlelerin düzene karşı tepkileri açıktır. Kitleler bu şartlar nedeniyle, kendiliğinden silahlı hareketler yapmaktadırlar. Bu dönemde devrimcilerin görevi, bu silahlı ve kendiliğinden hareketlere girerek, onları bilinçlendirmek ve örgütlemektir. Çünkü, kendiliğinden hareketlerle zafer kazanılamaz. "Her kendiliğinden-gelme hareket bilinç unsurunu da içinde taşır" (Lenin). Bu nedenle, bu ülkelerde siyasal bir temel mevcuttur. Yani, düşman siyasal olarak tecrit olmuştur. Eksiklik, belirli bir öncünün yönetiminden, belirli bir politik hedeften ve politik bilinçten yoksunluktur. Öncünün varlığı ile yürütülen mücadele sonucu zafer kazanılır. [
18*]
      III. bunalım döneminde, suni dengenin mevcudiyeti nedeniyle, kitlelerin düzene karşı tepkileri açık değildir. Bu yüzden kitlelerde "siyasal temel" yoktur, önce "devrimci propagandaya açık hale getirilmeleri" de gerekir. Bunların nedeni, gizli işgal ve güçlü merkezi otoritedir. Bu iki olgunun sonucu suni dengedir. Halk Savaşının başlayabilmesi için suni denge bozulmalıdır. (Öncü Savaşı). Suni dengenin bozulması kitlelerin bilinçlenmesi ile söz konusu olabilir. Ama temelde, kitlelerin suni dengenin varlığının bilincine varmaları ile mümkündür. Bu, gerçek politik bilinç değildir. Objektif bir durumun subjektif (yapay-suni) olarak engellendiğinin bilinmesidir. Yani, emperyalist sömürünün bilinmesi ve merkezi otoritenin görüldüğü kadar güçlü olmadığı ona karşı savaşılınabilineceği, onun bütün gücünün gözdağı, yaygara ve demagojiye dayandığı kitlelerce kavranılmalıdır. Bu devrimci anlamda, politik bilinç değildir. Ancak bu sağlandığı anlamda, devrimci propagandayla kitleler politik bilince erişir. Bu Halk Savaşı evresi demektir. [
19*] III. bunalım döneminde Halk Savaşı başladığı zaman devrimcilerin avantajları vardır. Bu da, şu ya da bu nitelikte bir silahlı gücün mevcudiyetidir.
      Şimdi denebilir ki, "tamam, ama yukardaki ifadelerde bu anlamdadır. Fakat, farklı kelimelerle söylenmiştir."
      Sorunumuz tek başına kelime (kavram) sorunu değildir. Her teori belirli kavramlarla ifade edilir ve pratiğe yön verir. Yanılgılar pratiğin yönlendirilmesinde kendini gösterir. Öncü Savaşı Halk Savaşının içine sokulduğu zaman hiç bir şey değişmiyor (pratik açısından) gibi gözüküyor. Ama, hayır. Tersine değişim çok nettir. Bugün THKP-C/HDÖ'nün eylemleri için propagandası yapılmıyor, kitleler bilinçlenip-örgütlenmiyor deniliyor. THKP-C/HDÖ' nün (elbette diğer grupların da katkısı inkâr edilemez) eylemleri sonucu kitlelerin silahlı hareketleri ülke çapında gelişme göstermiştir. Bu suni dengenin, örgütlü olarak bozulmaya yöneldiği demektir. Yakından bakıldığında görülür ki, kitlelerin bu hareketleri devrimci bir politik bilinçten, hedeften ve amaçtan yoksundur. Tamamen kendiliğinden-gelmedir ve her politik görüşten insan katılmaktadır. Bu hareketlerin, ülke çapında, isyan ve ayaklanma haline dönüşmesiyle (öncünün hazırlığını yapması şarttır), gerilla üsleri ve kurtarılmış bölgeler (örgüt biçimi olarak gerilla birlikleri-milisler vb.) yaratılabilinir. Yani, Halk Savaşı başlar. Ve bu zaman siyasal yön yine öndedir ve siyasal temelin pekiştirilmesi, korunması ve geliştirilmesi esastır. Sonuç olarak diyebiliriz ki, Öncü Savaşında, eylemler siyasi gerçekleri açıklama kampanyası için kullanılmakla beraber suni denge temellerine yönelmek öndedir. Silahlı propagandanın suni dengeye yönelik hareketi öndedir. Öncü Savaşının temel amacı suni dengeyi bozmaktır.
      Öncü ve Halk Savaşında askeri savaş, gerilla savaşı biçiminde yürütülür. Her iki evrede de, gerilla savaşı kır ve şehirlerde, diyalektik bir bütün olarak ele alınır. Ancak Öncü ve Halk Savaşının özgül nitelikleri (yukarda belirttik) gerilla savaşında da farklılık yaratır. Keza, kır ve şehirlerin farklı nitelikleri de, bu alanlardaki gerilla taktiklerinde değişiklik yaratır.
      Halk Savaşında gerilla savaşı, uzun süreli yıpratma görevini yerine getirir. Ve bu yıpratma maddi güçlerin azar azar yok edilmesiyle gerçekleşir. Bu aşamada şehir gerilla savaşı kır gerillasına tabidir ve kır gerilla savaşının amaçlarına hizmet eder (Temel savaş alanı kırlar olma esprisi).
      Kır gerilla savaşı (Halk Savaşında), nisbeten ağır silahlarla techiz edilmiş ve nisbeten kalabalık birlikler tarafından yürütülür. Bu savaşta gerilla birliği, bir gerilla üs bölgesine dayanacağı gibi gizli siyasi üslere de dayanabilir. Fakat her ne çeşitte olursa olsun, kır gerilla savaşında hareketlilik, insiyatif, şaşırtmaca esastır. Gerilla üs bölgelerinin olduğu evrede, buralardan çıkan gerilla birliği, o anki somut şartlara göre, düşmanın askeri varlığına tavır alır. Saldırıda temel ilke, güçlerin yoğunlaştırılmasıdır. Geri çekilme de ise, güçlerin yayılması esas alınır.
      "Gerilla savaşı, güçlü şekilde donatılmış ve iyi eğitilmiş olan saldırgan bir orduya karşı koyan, iktisadi bakımdan geri bir ülkenin geniş kitlelerinin savaşıdır. Düşman güçlüyse ondan sakınılır. Düşman güçsüzse ona saldırılır ... Cephenin sabit bir yeri yoktur. Düşman neredeyse cephe de oradadır.
      Düşman üzerinde ezici üstünlüğü gerçekleştirmek için, hücüm ve geri çekilmede, insiyatif, esneklik, hızlılık, şaşırtmaca, saldırı ve geri çekilmede ani hareket etmeyle, birlikler düşmanın yeter derecede korunmadığı yerlere yoğunlaştırılır." [
78] (abç)
      Gerilla savaşının (özellikle kır gerillasının) eylem ilkeleri öz olarak budur. Bu ilkeleri dikkate almayan gerilla eylemi ve bütün olarak gerilla savaşı, kendi niteliğini yitirir ve de ortaya, ismi "gerilla" olan, başka bir savaş biçimi çıkar. Amiyane askeri bilgiye sahip olan bir düşünce, düşmanın güçlü olduğu yere saldırmayı, daha etkili olduğu için daha önemli sayar. Böyle bir anlayış, gerek Öncü Savaşı evresinde psikolojik yıpratma açısından, gerekse Halk Savaşında maddi yıpratma (imha eylemi) açısından kendine destek arar. Bir yığın şartlar ve amaçlar dıştalandığı anlamda, böyle bir anlayış doğru olabilir. Ama, savaşın uzun süreli savaş olduğu, amacın politik-askeri (politikleşmiş askeri) olduğu ve genel amacın elde olanı koruma ve geliştirme, düşmanı azar azar yoketme olduğu hesaba katıldığında bu anlayışın yanlışlığı ortaya çıkar. Bazı istisnai durumlar dışında, düşmanın güçlü olduğu yerde verilen savaş kendi güçlerimizin (en azından taktik çatışmadaki güçlerimizin) yokedilmesini (kayıp vermesi değil) getirir. Çünkü bu çdüşmanın istediği alanda savaşmak" demektir.
      Maddi ve teknik açıdan düşman karşısındaki güçlerin bu savaş ilkesi, elverişli arazide savaş-elverişsiz arazide savaş ile karıştırılmamalıdır. Aynı temelden çıkmakla birlikte birincisi eylem hedefini, ikincisi eylem alanını (gerilla operasyon alanı) ifade eder.
      Elverişli arazi-elverişsiz arazi gerilla savaşında gerilla eylem alanını ifade eder. Bu alanlarda yürütülen her bir eylem, gerilla savaşının eylem ilkelerine uymak zorundadır ve de öyle olur.
      "Uygun alan-uygun nüfus" kavramı ise, kır gerilla savaşında ilk birliğin yerleşeceği merkez karargah ve operasyon (eylem) alanını tesbit etmek için kullanılır. Bir başka deyişle, elverişli arazinin tesbiti demektir. Biz, elverişli arazi ile salt gerilla savaşına uygun coğrafi şartları ele almamaktayız. Che Guevara, "Askeri Yazılar"da, elverişli araziyi gerilla savaşının taktiği açısından ele alarak, salt coğrafi şartlar ve buralardaki teknik uygulamayı belirtmektedir. Yine Che, aynı yazıda (ve diğer yazılarında da) gerilla savaşı için kitle desteğinin olduğu yerin en uygun yer olduğunu belirtir. Kır gerilla savaşını bunların ışığında (iki yanın bütünlüğü olarak) ele almak gerekir.
      Kır gerilla savaşı için hangi koşulların gerekli olduğu, yani, hangi koşulların dikkate alınması gerektiğini kısaca belirtelim:
      Yukarda da belirttiğimiz gibi, kır gerilla savaşı, belirli eylem ilkeleri çerçevesinde hareket eden, hareketli birliğin, açık savaşıdır. Bu yüzden karşımıza ilk çelişki çıkar: Harekette hızlılık ve gizlilik ile eylemde açıklık. Bu çelişki her kır gerilla savaşının başlangıcında, ortaya çıkan ve çözülmesi kır gerillasının varlığını belirleyen bir çelişkidir.
      I. ve II. bunalım dönemlerinde (örneği Çin ve Vietnam'da) bu çözümleme kendiliğinden olmuştur. Bu dönemlerde, ulaşım ve haberleşmenin yetersiz olması, merkezi otoritenin zayıf ve kırsal alanlarda etkisiz olması sonucu, gerilla birliklerinin eylem sonrası çekilebileceği ve izini kaybettireceği şartlar kendiliğinden oluşmuştur. Düşman, yetersiz haberleşme, ulaşım nedeniyle, gerilla birliğini takip edemez. Böyle bir şeye girmesi, nerede olduğu kesin olarak bilinmeyen "görünmez düşman" karşısında lojistik destekten yoksun olmasını getirecektir. Bir de buna halktan siyasal olarak tecrit olmasının sonucu yardım alamaması ilave edilirse, yok olmak ve yenilgi kaçınılmaz olur.
      Bugün ABD'nin yaygınlaştırdığı kontra-gerilla, bir bakıma bu güçsüzlüğün ifadesi olup, günümüzde de olduğunu gösterir. [
20*]
      Keza bu dönemlerde, halkın tepkileri açık hale gelebildiği ve yer yer merkezi otoriteye karşı ayaklandığı için, silahlı devrimci güçler kendiliğinden bir kitle desteği bulabilmektedirler. Bir başka deyişle, kitlelerin sempatisi kendiliğinden oluşmuştur. Ön siyasal çalışmayla, yer yer kitle desteği sağlanmıştır.
      III. bunalım döneminde, merkezi otoritenin güçlü olduğu, haberleşme-ulaşımın gelişmesi sonucu ülkenin her yerinde denetimi sağladığı ve suni dengenin mevcut olduğu şartlarda kır gerilla savaşı nasıl başlatılabilinir ve yürütülebilinir?
      "Yazılarının hiç bir yerinde Debray, gerilla fokosunun nasıl ve kim tarafından hazırlanacağı sorusunu ciddi olarak ortaya atmamıştır. Pratik bu sorunun temel sorun olduğunu göstermektedir." [
79] (abç) (Fakat sorunun bu olması, ülkemiz açısından yetersizdir. Herşeyden önce, kır gerilla savaşının ne olduğu bilinmelidir.)
      Kır gerilla savaşı, klâsik tipte bir foko tarzında olabileceği gibi, başka ve yeni biçimlerde alabilir. Bu doğrudan pratiğin cevaplayacağı bir sorundur. Biz burada bunu ele almayacağız. Sadece kır gerilla savaşının, III. bunalım dönemindeki, nelere dayanması gerektiğini belirtmekle yetineceğiz.
      III. bunalım döneminde, kır gerilla savaşı için şehir gerilla savaşı zorunlu bir evre ve alandır. (Daha ilerde ele alacağız) Bu özgül durumu yaratan suni denge, gerektiren kırsal alanda kitle sempatisinin gerekliliğidir.
      Kır gerilla savaşında (ister foko tarzında olsun) en temel şart kitlelerin sempatisidir. En azından kitlenin tarafsızlaştırılması kır gerillasının başarısını belirler. Nedenleri açıktır: Herşeyden önce, tekniğin geldiği seviye insanların yerini bulan çradar" yaratmamıştır. Bu yüzden, gerillanın varlığını, düşman insandan (insan bilgisi) yararlanarak öğrenebilir (fiziki varlık kastediliyor). Bir yerde eylem koyarak, geri çekilen gerilla birliği, eylem alanında haberleşmeyi yok ettiği anlamda, düşmanın bilgi sağlamasını engeller. Fakat bu, kendini insandan saklayabileceği demek değildir (keşif birliği hariç). Bu nedenle kitlenin devrim cephesine sempatisi ya da en azından tarafsızlaştırılması savaşın gidişini belirler. İlk dönemde kitlelerden (geniş birim olarak) aktif destek beklemek ya da bu yönde çabalamak yanlıştır, yanlış olduğu kadar da gerillanın gücünü dağıtır. Fakat kitle sempatisi (pasif bir destek demektir bu) şarttır. Che'nin, "o halde, gerilla, yerel halkın tam desteğine güvenir, bu mutlak aranılan bir şarttır" [
80] sözü bu şekilde anlaşılmalıdır.
      Bugün THKP-C/HDÖ'nün mücadelesini küçümseyenler, bu mücadeleyi Öncü Savaşından ayıranlar, ne derlerse desinler, bu gerçekleri görmedikleri anlamında sosyal oluşumdan habersiz kişilerdir.
      Bugün kır gerilla savaşı için arka cephenin yaratılması ya da çkitle bağı" zorunlu temel şart olduğu yadsınamaz. Sorun, bunun nasıl ve hangi mücadele biçimi temel alınarak yaratılacağıdır.
      Herşeyden önce, dediğini yapan, vurduğu yerden ses getiren savaşçı bir örgütün varlığı kitlelere duyurulmalıdır. Bu, kitle sempatisinin temelidir. Bu en genelde, etki yaratılması demektir. Devrimci örgüt, bunu parçada ve özelde örgütleyerek kitle bağını kurar. Bu bağ kadro demektir. (İlk dönemde parti kadrosu). Bu kadrolar, somut bir plan doğrultusunda, kır gerilla savaşının merkez karargah-eylem planı-propaganda alanı vb. yerlerde stratejik ve taktik mevzilendirilmesiyle ve bu mevzilenmede önemli gelişmeler olmasıyla kır gerilla savaşı başlatılır. Bu, Öncü Savaşının, kır gerilla savaşıyla sürdürülmesi demektir. Fakat bu, bunların kendiliğinden ya da barışçıl yöntemler temel alınarak olacağı ve o ana kadar silahlı propaganda yapılamayacağı ve savaşın Öncü Savaşı olmadığı demek değildir. Böyle bir şey pasifizmin ta kendisidir.
      Biz bugün kır gerilla savaşını yürüttüğümüzü iddia etmiyoruz. Biz savaşın buraya gelebilmesi için gerekli şartların şehir gerilla savaşı ve taktikleriyle ülke çapında yürütülen silahlı propagandanın şart olduğunu iddia ediyor ve bu yolda savaşıyoruz. Kim ki, şehir gerilla savaşını ve bu savaş taktikleriyle ülke çapında eylem konulmasını reddeder ya da silahlı propaganda dışında görür yahutta gösterirse, bu pasifizmdir ve pasifizme ideolojik kılıf uydurmaktır. O, meşhur ve görkemli "kitle bağı" bu şekilde kurulabilir. Açıktır ki, derneklerle, gazetelerle, "zam-zulüm" mitingleriyle sağlanacak kitle sempatisi silahlı bir savaşa uymayacak ve kitlelerin bu sempatisi silahlı eylemleri yadırgayacaktır. Bu tür sempati, silahlı propaganda temelinde ve ona bağımlı gelişmediği müddetçe, gerilla savaşını frenler.
      Kır gerilla savaşının başlayabilmesi için temel şartın kitlenin sempatisi olduğunu söyledik. Kır gerillasının hazırlığı işte bu temel şarta bağlı olarak yapılan tüm çalışmalardır. Ve bu anlamda, şehir gerilla savaşı kır gerilla savaşının alt evresi ve hazırlığıdır. İlk dönemde şehir gerilla savaşının kır gerilla savaşına tabiyeti böyle ortaya çıkar.
      Devrimci örgüt, temel olarak silahlı propagandayı şehir gerilla savaşı ve taktikleriyle yürüterek, bir yandan örgütsel yapısını sağlamlaştırıp geliştirirken, diğer yandan kitleye yönelik propaganda ve ajitasyon yürütülür. Bu dönemde örgütsel çalışma kır gerillasının başlatılmasına yöneliktir (stratejik mevzilenme). Bu çalışma, geniş bir plan doğrultusunda yürütülür. Bu planın, kadro ve kitle çizgisi, kır gerilla savaşının merkez karargah (eğitim alanı)-eylem alanı (operasyon alanı)- propaganda alanı dikkate alınır.
      Merkez karargah ya da eğitim alanı, kır gerilla birliğinin, bu bölgenin şartlarına uymaya çalıştığı, askeri-fiziki eğitimini yaptığı ana malzeme depolarının bulunduğu ve eylem sonrası (izini kaybettirerek) geri çekilip dinleneceği, şehirler ve diğer bölgelerle bağlantısını kurduğu yerdir. Kır gerilla savaşında büyük öneme sahip olan bu bölge, coğrafi olarak askeri savunmaya elverişli, sosyal ve siyasi olarak çelişkilerin keskin olduğu ve kitle siyasi örgütlenmesinin (gizli) sağlandığı yer olmalıdır. Öyle ise, kır gerilla savaşı hazırlığında, somut olarak tespit edilen bir bölgede, kitle propaganda ve ajitasyonu yoğunlaştırılırken, illegal kitle örgütlenmesi ya da geniş kadro örgütlenmesi (HKC örgütlenmesi) gerçekleştirilmelidir. Bu bölge mümkün olduğu kadar geniş, örgütlenme gizli olmalıdır. Bu aynı zamanda eylem alanı (operasyon alanı) ile bağlantılı olarak gerçekleştirilir. Ama, asla eğitim alanının (kitle desteği diğer yerlerden nispi fazladır) eylem alanına dönüştürülmemelidir. Eğitim alanında kitle desteği, nispi olarak, fazla olduğundan, silahlı propaganda daha çok etkili olur ve yeni savaşçılar daha fazla çıkar. Bu bizi asla bu alanlarda eylem yoğunlaştırmaya götürmemelidir. Bu öldürücü hata olur. Bolivya deneyi ortadadır.
      Eylem alanı, gerillanın askeri ve politik faaliyette bulunduğu, düşmanın askeri ve politik varlığını ve de denetimini yoketmeyi hedeflediği ve yeni gerilla cephelerinin kurulmasını sağlayacak, giderek de gerilla üs bölgesi ve kurtarılmış bölge haline dönüşecek alanlardır. Bu nedenle, mümkün olduğu kadar geniş bir alan olması gerekir. Bu, günümüz savaşlarının "hatt-ı müdafaa" değil, "sath-ı müdafaa" olması gerçeğinin somut ifadesidir. Eylem alanı, bir ya da birkaç il (şehir) olarak düşünülemez. Bir çok şehir (il) sınırını içeren bir bölge olmalıdır. Ülke çapında kır gerillasına uygun en geniş alanlar, bu bölgeyi ifade eder. Eylem alanı kırsal bölgelerde silahlı propagandanın temel mücadele biçimi olarak yürütüldüğü kesimdir. Savaşın genişlemesine paralel olarak, eylem alanı tüm kırı ifade eder. Bu bölgelerde yürütülen savaş, bir yandan suni dengeyi bozarken, diğer yandan kitlelerin bilinçlendirilip, örgütlenmesini sağlar. Fakat başlangıçta, asla geniş kitle örgütlenmesi (büyük birim örgütlenmesi) yapılmaz. Kitle örgütlenmesi silahlı güçle, silahlı güç kitle örgütlenmesiyle birlikte büyür. İlk dönemde, örgütlenme, gerilla birliği içinde kadro örgütlenmesi ve gizli siyasi kitle örgütlenmesi şeklindedir. Zaman içinde birincisi yeni gerilla kollarının oluşumunu sağlarken; ikincisi yarı-silahlı kitle örgütlenmesine (milis) dönüşür. Bu, kır gerillasının yaygınlaştırılması, yani Halk Savaşının başlaması demektir.
      Kır gerilla savaşının başlatıldığı ve yürütüldüğü evrede, şehir gerilla savaşı geniş boyutlarda ve kıra yönelik düşmanın askeri saldırısını önleyici tarzda yürütülür. Diğer bölgeler (ve şehirler), kır gerillasına yardımcı ve ona kadro sağlamaya yönelik çalışma içersindedirler. Bunu ifade etmek için, biz, propaganda alanı kavramını kullanıyoruz. Fakat bu kavram, diğer bölgelerde askeri savaş yürütüleceği ve propaganda (politik) yapılmayacağı demek değildir. Propaganda alanı kavramı, açık savaşın bulunmadığı yerlerde, yürütülen mücadeleyi ifade eder. Bir bölgede yapılan eylemin propagandasının, başka bölgelerde yapılması demektir. Buna, silahlı propagandanın şehir gerilla savaşı taktikleriyle yürütülmesi demek pek yanlış olmayacaktır.
      Gerilla savaşının eylem biçimleri ise, stratejik yıpratmaya ve somut politik hedeflere uygun olmak zorundadır. Bu biçimler, işgal, baskın, imha, sabotaj ve terör şeklinde olabilir. [
21*]
      Şehir gerilla savaşı, yürütüldüğü alanın (şehirlerin) somut koşullarına uygun örgütsel yapı, taktik ve eylem biçimini gerektirir. Bu anlamda kır gerilla savaşından farklıdır. Şehirler, elverişsiz arazi olarak kabul edilir. Bu yüzden eylemin temeli, örgütlü sabotajdır. Baskın biçimi ise, kesin olarak başarılması mümkün olduğu zaman başvurulan bir biçimdir.
      Şehir gerilla savaşında, gizlilik, en temel şarttır. Bu savaşta, düşman denetiminin olağanüstü güçlü olduğu asla unutulmamalıdır. İkinci olarak, şehirlerde manevra imkanı (ki düşman takibinden kurtulmayı sağlar), çok sınırlıdır. Manevra, şehir kadrosunun inisiyatif, kararlılık ve düşman baskısına direnme gücü ile sağlanır. (Yakalanan bir kadronun işkenceye direnmesi, bu manevrayı sağlayabilir.)
      Bugün gündeme alınan şehir gerilla savaşı, geçmiş dönemlerdeki (örneğin Rus Devrimi'nde) şehir savaşlarından farklıdır. Rus Devrimi'nde olduğu gibi, şehirlerde yürütülen savaş, şehir gerillası niteliğini alabilir. Fakat bu, (Rus Devrimi'nde) yeni tip barikat savaşlarının bir parçasıdır ve onun içinde mütalaa edilir. Bir başka deyişle, günümüzde şehir gerilla savaşı, bir ayaklanmanın parçası değil, uzun süreli yıpratma savaşının parçasıdır.
      Günümüzde şehir gerilla savaşı üzerinde pek çok yanılgı mevcuttur. Kimileri şehir gerilla savaşını, silahlı propagandadan soyutlayarak, salt silahlı eylem ya da "terör" olarak nitelemektedir. Kimileri ise, (Latin-Amerika'da özellikle) fokoculuğun başarısızlığı üzerine şehir gerilla savaşını başlı başına bir amaç olarak ele almaktadırlar. Her iki durumda da şehir mücadelesi üzerinde yoğunlaşan militarizm gündeme gelir.
      "Gerilla kolu için (kır gerillası), sömürülen yığınların desteği nasıl sağlanmalıdır ki, gerilla kolu sadece kendisinin değil, sömürülen yığınların da öncüsü olabilsin? Emperyalist baskıya başarıyla direnebilecek bir gerilla cepheleri ağı somut olarak nasıl örgütlenebilir?" [
81] Bu ancak, silahlı propagandanın şehir gerilla savaşı temelinde yürütülmesi ile sağlanabilir (Temel mücadele biçimi silahlı propaganda olma esprisi). Bu ise, şehir gerilla savaşına stratejik bir nitelik kazandırır. Bu, "proletarya programının ancak silahla savunulduğunda, gerçek bir iktidar altenatifi haline geldiğini" [82] kitlelere göstermek demektir.
      "Sınıf düşmanlarının baskı aracına karşı ana mücadeleye girişmekle gerillalar, sömürülenlere objektif olarak proleter iktidarı öneriyorlar. Ama bu objektif sürecin sömürülenlerin bilincine yansımasının bir çok yolu vardır." [
83] Ve sorun (savaşa başladıktan sonra) bu yolu bulmaktır. Bu da somutta bulunabilinir. Temel mücadele biçiminin dışında mücadele yürüterek bu yol bulunamaz.
      Gerilla savaşının yönetim ilkesi stratejik merkezi yönetim ve örgütlenmedir. Özellikle, kır gerilla savaşının geliştiği ve yaygınlaştığı evrede geçerli olan bu yönetim ilkesi, bir çok gerilla birimlerinin varlığını gerektirir.
      "Büyük ölçüde merkezileştirilmiş bir yönetim, gerilla savaşının büyük esnekliği ile çelişir. Ve gerilla savaşına uygulanamaz ve uygulanmamalıdır." [84]       Bunun yerine stratejik merkezileşme gündeme gelir.       "Bir ordunun üstünlüğünü gösteren kusursuz, hiyerarşik kumanda yapısı istenmeyecek, ama stratejik bir kumanda yapısı istenecektir.
      Gerilla birlikleri belirli bir hareket özgürlüğü içersinde, en emin ve en güçlü bölgelerden herhangi birine yerleşmiş olan merkezi genel karargahın tüm stratejik talimatlarını yerine getirmeli ve gerektiği anda güçlerin birleşmesi için koşulların hazır olmasını sağlamalıdır." [
85]
      Bu stratejik merkeziyetçilik, tüm gerilla birimlerinin stratejide birlik ve uyum sağlamalarını zorunlu kılar. Ancak stratejik olarak "uyum" sağlamış bir yapı bunu uygulayabilir. Bunun nasıl gerçekleştirilebileceğini Debray şöyle anlatıyor:       "Sierra-Maestra'da ana gerilla birliği geliştikçe, ayrı ayrı birliklerin doğmasına sebep olmuş, giderek büyüyen bu birlikler de geniş bir araziye yayılarak yeni yeni cepheler oluşturmuşlardır. Bu türden organik bir gelişme, yani stratejide merkezileşmeyle taktikte merkezden uzaklaşma. Başka bir deyişle, irade de birlik, uygulamada çeşitli yötemlerin kullanılması, parçaların kendine vücud veren bütüne bağlı olma hali ve sonuç olarak, bütünü oluşturan çeştli bileşenlerin hareketlerinde özerk olma hali. En küçükten en büyüğe doğru gelişen ve sanki kendiliğinden oluşuyormuş hissi veren bir süreç. Böyle bir uygulama tartışma götürmez bir merkezi yönetim sistemini içerdiği için yararlıdır. Merkezi yönetim güçlü olduğu oranda bu yönetim başlangıçta saptadığı strateji kesinlik kazanacak, dolayısıyla, çeşitli cephelerin ve birliklerin taktik esnekliği de o ölçüde artacaktır. Eldeki olanakların ve kadroların tek bir üstte yoğunlaştırılması, tek bir askeri doktrinin yaygınlaşmasını sağlar ve böylece bütün militanlar savaşın ateşinde yoğrulur. Yine bu yoldan, subaylar belli bir moral, politik ve askeri eğitimden geçmiş olur, ilerde de bir bölgenin ya da bir cephenin, sratejik yönetimi rahatça devredilebilir. Çünkü, bütün bu elemanlar, aynı eğitimden geçmiş bulunduklarından, ortak bir ruh haline, ortak bir taktik ve ortak bir askeri savaş politikasını benimsemişlerdir." [86] (abç)       Debray'ın ortaya koyduğu şeyler tüm gerilla savaşları için geçerlidir. Aynı şeyleri Ho Shi Minh'in kaleme aldığı "Vietnam Kurtuluş ve Propaganda Birliği Kurma Talimatnamesi" daha geniş biçimde ortaya koyar.       "1- Ulusal Kurtuluş İçin Vietnam Propaganda Birliği, isminden de anlaşılacağı gibi, askeri yönden çok, politik yöne önem verilmesi gerektiğini gösterir. Askeri alanda başarılı bir eylemde bulunmak için ana ilke, güçlerin yoğunlaştırılmasıdır. Bunun için örgütün Cao, Bang Boc ve Lang Song bölgelerindeki gerilla saflarından en cesur ve enerjik subay ve erler seçilecek ve ana gücümüzü teşkil etmek üzere çok sayıda silah toplanacak.
      2- Yerel (bölgesel) silahlı birliklere gelince, bunların kadrolarını eğitmek üzere toplayacağız, çeşitli bölgelere görgü ve bilgi alışverişinde bulunmak üzere eğitilmiş kadrolar göndereceğiz. İlişkiyi muhafaza edeceğiz ve askeri eylemlerde işbirliği yapacağız.
      3- Taktikler konusunda, bugün Doğuda, yarın Batıda, umulmadık bir anda ve dikkat çekmeksizin ortaya çıkan gizli, süratli ve aktif bir hareket niteliği taşıyan gerilla savaşını uygulayacağız." (Ho Shi Minh) [
87]
      Öz olarak, Öncü ve Halk Savaşında, gerilla savaşının taktik, örgütlenme, eylem ilkeleri budur. Bunlar kesin uyulması gereken katı yasalar değildir. Bu ilkeler özümsenerek uyulması gereken genel kurallardır. Bu asla unutulmamalıdır.


      c) Halk Savaşının Stratejik Aşamaları


      Daha önce belirttiğimiz gibi, emperyalizm ve egemen sınıf ya da sınıfların, devrim cephesinden maddi ve teknik olarak üstün olduğu için, savaş, uzun süreli "direniş" savaşıdır. "Direniş", herhangi bir saldırıyı defetmek olmayıp, düşmanı uzun süreli bir hareketle yıpratmak, kendi güçlerimizi geliştirmek demektir. Bu anlamda "direniş savaşı", zamana karşı durmak demektir. Halk Savaşının uzun süreli savaş olmasının ikinci nedeni, devrimin eşitsiz gelişimidir.
      Halk Savaşında, bir yandan düşmanı askeri harekâtlar aracılığıyla yıpratırken, diğer yandan da, bu askeri harekâtlar üzerinde yükselen propaganda ve ajitasyonla geniş halk kitlesi silahlı mücadeleye (askeri savaşa) kazanılır. Böylece devrim cephesi kendi güçlerini geliştirir.
      "Sadece uzun ve zorlu bir direnişle kendi güçlerimizi sağlamlaştırırken, düşman kuvvetlerini azar azar yıpratabilir, güçler dengesini gittikçe lehimize dönmesini sağlayabilir ve sonuç olarak zafer kazanabilirdik." (Giap) [88]
      "Üzerinde önemle durduğumuz gibi, stratejimiz uzun süreli bir çarpışma vermekti. Bu nitelikte bir savaş genellikle birkaç devrelidir. İlke olarak, mücadele aşamasından başlayarak, genel karşı saldırıya ulaşmadan önce bir denge döneminden geçilir." [
89]
      Halk Savaşı siyasal ve askeri güçlerin ilişkisine göre çeşitli evrelere ayrılır. Bu evrelerin belirlenmesinde salt askeri güç durumunun belirleyici olduğunu sanmak, savaşı, politikleşmiş askeri savaş olmaktan çıkartmak demektir. Ülke çapında kitlelerin siyasal olarak yer alışları ve askeri güç ilişkisi Halk Savaşlarının evrelerini belirler. Devrimin eşitsiz gelişimi nedeniyle, bütün açısından düşman siyasal olarak tecrit edilmiştir. Ama bu, tüm halkın bilinçlendiği ve devrim mücadelesine katıldığı (örgütlendiği) anlamına gelmez. Bazı bölgelerde (ki başlangıçta bunlar çok sınırlıdır) devrim cephesi kesin denetime sahiptir. Gerilla üsleri kurulmuştur. Bazı bölgelerde ise hareket daha çok yenidir. Buraları gerilla bölgeleri durumundadır. Gerillalar varken devrimci, gerillalar çekilince düşmanın denetiminde olan yerlerdir. Halk tam olarak bilinçlenmiş ve savaşa katılmış değildir. Diğer bölgelerde ise, (bu iki çeşit bölge dışındakiler) devrimci hareket hiç başlamamıştır. İşte devrimin bu eşitsiz gelişimi nedeniyle, ilk dönemde politik yön öndedir ve askeri eylemler bu yön için kullanılır (Silahlı propaganda yöntemi). Ancak denge ve karşı-saldırı aşamasında askeri yön öne geçer. Düşmanın imhası temeldir.
      Genel olarak Halk Savaşının aşamalarını şöyle formüle edebiliriz:
      "1. aşama: Gerilla Savaşı. Elde olanı koruma aşaması.
      2. aşama: Gerilla Üsleri. Elde olanı koruma aşaması.
      3. aşama: Düzenli orduya geçiş; Denge aşaması.
      4. aşama: (Düzenli ordu savaşı) Karşı saldırıya geçiş aşaması. (sonuç alma)." [
90] (abç)
      Bu aşamaları sırayla ele alırsak:
      1- Elde olanı koruma aşaması:
(ya da stratejik savunma aşaması)
      I. ve II. bunalım döneminde, anti-emperyalist, anti-feodal devrim (MDD) sürecinde, savaşın sınıfsal ve ulusal planda yürütülen bir mücadele olması, bu aşamanın niteliğini belirler. Genel olarak, ilk dönemde savaşın sınıfsal yanının ağır basması ve daha sonra, yerli hakim sınıfların güçsüz kalması üzerine, emperyalist orduların bizzat savaşta yer almaları ile ulusal planda yürüyen savaşın öne geçmesi, bu stratejik aşamanın sürecini de uzatır. (Mao, sınıfsal savaşı "iç savaş", ulusal plandaki savaşı "Direnme Savaşı" olarak ifade eder.)
      "İç savaş kabaca iki stratejik döneme ayrılır. Gerilla savaşı birinci dönemde, düzenli savaş ikinci dönemde birincildir...
      Japonlara karşı Direniş Savaşı da, Partimizin askeri görevlerini ilgilendirdiği ölçüde iki stratejik döneme ayrılır. Birinci dönemde (stratejik savunma ve stratejik durgunluk aşamalarını içerir) birincil olan gerilla savaşıdır;oysa ikinci aşamada (stratejik karşı saldırı aşaması) birincil olan düzenli savaştır." [
91]
      "... düşmanla bizim aramızdaki güç dengesinde meydana gelecek değişikliğe uygun olarak, Direniş Savaşı üç aşamadan geçecektir: stratejik savunma, stratejik faaliyetsizlik (durgunluk) ve stratejik saldırı olmak üzere üç aşamadan geçecektir." [
92]
      Halk kurtuluş savaşında elde olanı koruma aşaması (stratejik savunma) ikili bir değişimi içerir: Birincisi, Halk Savaşının başlatılmasıdır. Bu dönemde savaş, sınıfsal savaştır, yani iç savaştır. Bu dönemde yerli hakim sınıfların gücü yetersiz kalıp da emperyalist orduların savaşta bizzat yer aldıkları döneme kadar sürer. Bu yüzden bu dönemde halk ordusunun stratejik karşı saldırısı, emperyalist orduların müdahalesi ile stratejik savunmaya dönüşür. Bir başka deyişle, iç savaşta stratejik taarruz aşaması kısa sürer ve stratejik geri çekilme ile stratejik savunmaya dönüşür. Bu yüzden iç savaş iki stratejik aşamaya tekabül eder. İç savaşta stratejik savunma (elde olanı koruma) döneminde gerilla savaşı temeldir. İkinci dönemde düzenli savaş temel olur. Bu durumda yerli hakim sınıflar güçsüz duruma düştüklerinden, halk ordusu ülke çapında yönetimi ele geçirmeden (kurtarılmış bölgeler —kızıl siyasi iktidarlar—, bölgesel niteliktedir), emperyalist ülkeler savaşa bizzat katılırlar (emperyalist işgalin ülke çapında açık hale gelmesi), savaş artık ulusal bir savaştır; direniş savaşıdır. Bu durumda halk ordusu, aynı zamanda kurtuluş ordusu haline gelir (halk kurtuluş ordusu) ve direniş savaşının elde olanı koruma (stratejik savunma) aşaması yaşanır. Bu dönemde yine gerilla savaşı temel, düzenli savaş talidir. "Bununla birlikte Direnme Savaşının birinci döneminin gerilla karakteri savaşın birinci dönemindekinden içerik bakımından hayli farklıdır, çünkü gerillalara ayrılan görevler düzenli (yani belirli derecede düzenli) 8. Harekât Ordusu tarafından yapılmaktadır." [93]
      Bu anlaşılır bir şeydir. İç savaş belirli düzeyde düzenli orduyu yaratmıştır ve Direniş Savaşı iç savaşta gelişmiş ve tecrübe kazanmış silahlı güçlerle yürütülmektedir.
      I. ve II. bunalım döneminde, sömürge ve yarı-sömürge ülkelerde, İç Savaş ve Direniş Savaşı olarak Halk Savaşı, tüm devrim (milli demokratik devrim) süreci ile, yani ulusal kurtuluş savaşı ile aynı şeyi ifade eder.
Ve bu dönemde, Halk Savaşının başlatılabilmesi, bu bunalım döneminin özelliklerine uygundur. Bu dönemde, stratejik savunma (elde olanı koruma) aşaması iki alt evreye ayrılır: gerilla savaşı ve gerilla üsleri.
      Halk Savaşının ilk evresinde kurtarılmış bölgeler birden kurulup, gelişemez. İlk dönemde kurtarılmış bölgeler, küçük, geçici ve gerilla bölgesi niteliğindedir. Kurtarılmış bölgeler (az ve küçük de olsa) yaşayabilmesi için, düşman güçleri bölünmüş ve yeterli güçte halk ordusu mevcut olmalıdır. [
22*] Halk Savaşının ülke çapında gelişimi şöyledir:
      "Düşman güçlerinin bölünmesi", düşmanın denetimini kırmak demektir. Düşman askeri olarak, bir bölgeyi işgal etmesi için güçlerini yoğunlaştırmak zorundadır. Bunun için diğer bölgelerden güç kaydırması yapacaktır. Bu durumda, belirli bölgelerdeki kurtarılmış bölgeleri yok edebilir. Ama bunu yaparken (diğer bölgelerden güç kaydırdığı için) ülke çapında denetim gücü azalacaktır. İşte, gerilla savaşı, gerek kurtarılmış bölgelerin korunması için, gerekse kurtarılmış bölgeler kurabilmek için zorunludur. Ülke çapında yaygın bir gerilla savaşıyla düşman güçleri dağıtılabilinir. Ve yine bu yaygın gerilla savaşı ile kitle içindeki "siyasal temel" geliştirilir, kitleler uygun örgütler içinde mevzilendirilir.
      Bu ilk dönemde gerilla savaşı, belirli üs bölgelere dayanarak, yani bu üs bölgelerini (gerilla üsleri) arka cephe olarak kullanarak yürütülmez ve yürütülemez. Bu dönemde arka cephe, kitle içindeki "gizli siyasal üsler"dir. (Giap) Bir yandan (siyasal) propaganda ve ajitasyonla gizli siyasi üsler geliştirilip, çoğalırken; diğer yandan düşman gerillayı yok etmek için güçlerini yaymak zorunda bırakılır. Sonuçta, gizli siyasi üsler, gerilla üs bölgeleri haline dönüşür.
      Gerilla üs bölgelerinin varlığıyla, yeni gerilla cepheleri açılır, kitleler kendini koruma birlikleri, milis şeklinde yarı-silahlı birlikler olarak örgütlenir. Savaşta imha eylemleri daha yaygın olarak düzenlenir. Gerilla üs bölgelerinin yaygınlaşması gerillanın operasyon (faaliyet) alanını (bölgesini) genişletir. Böylece düşman güçlerinin denetimi sağlamaları zorlaşır ve gerilla üsleri kurtarılmış bölgeler haline dönüşür. Artık düşmandan mutlak olarak güçlü olunan siyasal ve moral yan, maddi bir güç haline gelmiştir.
      Elde olanı koruma aşamasında, "maddi eksikliklerimizin üstesinden gelmemizi ve zayıf durumdan güçlü duruma geçmemizi sağlayabilmek için, siyasal kozlarımızı azami ölçüde değerlendirmek" [
94] şarttır. Bu ancak gerilla savaşı biçimiyle mümkün olabilir. Çünkü gerilla savaşının esnekliği bunu başarabilir.
      Bu evrede, savaşın temel ilkesi, kendi güçlerimizi korumak ve geliştirmek, düşman güçlerini zayıflatmaktır. Bu yüzden, "başarı kesin olduğunda saldırmak", düşmanın nispeten savunmasız ve zayıf olduğu yerde, mümkün olduğu kadar fazla bir gücü yoğunlaştırmak gereklidir. Hızlı, ani baskınlar şeklinde hareketi yürütmek. Bunu Mao Zedung, "vururken yumruk olmak, geri çekilirken parmaklar gibi açılmak" olarak formüle eder. (Güçleri birleştirmek-güçleri dağıtmak).
      Bu dönemde temel amaç, kendi güçlerimizi korumak ve geliştirmek olduğu için ve geliştirmenin tek yolunun kitlelerin siyasal olarak devrime katılmalarıyla mümkün olacağından, savaşın politik yönü askeri yönünden öndedir. Askeri hareketler siyasal görevleri başarmak için kullanılır. "Eylemler için en kılavuz ilke silahlı propaganda, siyasal eylemlerin askeri eylemlerden daha önemli olduğu ve savaşmanın propagandadan daha az önemli olduğu ilkesiydi. Silahlı eylem, siyasal temeli korumak, sağlamlaştırmak ve geliştirmek için kullanılmıştır." [
95] (abç)       "Çin'in Kızıl Ordu'su devrimin siyasi görevlerini uygulamakla görevli silahlı bir gruptur. Ve özellikle, şimdiki dönemde (elde olanı koruma aşaması kastediliyor) Kızıl Ordu sadece savaşmakla yetinmez. Düşmanın silahlı kuvvetlerini yok etmek için girişilmesi gereken savaşlardan başka, daha, yığınlar arasında propaganda, yığınların örgütlenmesi, yığınların silahlanması, devrimci iktidarı yaratmak için yığınlara yapılan yardım ve hatta Komünist partisinin örgütlerinin kuruluşu gibi önemli görevleri de üzerine alır. Kızıl Ordu sadece savaş için savaş yapmaz, savaşı, yığınlar arasında propagandayı yürütmek, yığınları örgütlemek, yığınları silahlandırmak, devrimci iktidarı ortaya getirsinler diye yığınlara yardım etmek amacıyla yapar." [96] (abç)       Bu dönemde halk ordusu, ana kuvvet birlikleri-bölgesel birlikler-milis ve kendini koruma birliklerinden oluşur. Ana kuvvet birlikleri gerilla savaşını yürüten ana savaş grubudur. Bölgesel birlikler, gerilla birliklerinin bölgeden çekilmesiyle birlikte, daha az oranda da olsa, düşman güçlerini oyalayan yerel silahlı güçlerdir. Milis ve kendini koruma birlikleri, gerilla üslerindeki yarı-silahlı birliklerdir. Görevleri, düşman bu üslere saldırdığı zaman savaşmak, kalan zamanda üretime (geniş anlamda üretim) devam etmektir. [23*]
     
      2- Denge aşaması:

      "Geçiş dönemi" diye adlandırılan bu dönemde, artık düşmanla olan maddi ve teknik güç farkı büyük ölçüde, devrim cephesinin lehine azalmıştır. Gerilla birlikleri, az çok düzenli hale gelmiş ve teknik donatımı güçlenmiştir. Artık düşmana, daha fazla ve daha yaygın olarak maddi darbe indirilebilinir. Bu nedenle, savaşın hedefi düşmanın insan ve maddi gücünü yok etmeğe yönelir, (bunu yapacak gücün mevcudiyeti) imha eylemleri öne geçer. Ve bu eylemler daha büyük ve daha düzenli birliklerle yürütülür (hareketli savaş). Bir başka deyişle, düzenli ordu olarak halk ordusu mevcuttur ve bu düzenli ordunun savaş biçimi hareketli savaştır.       "Hareketli savaş, toplu kuvvetlerin, nispeten büyük kuvvetlerin biraraya toplandığı ve nispeten geniş bir alanda eylemde bulunduğu, düzenli ordunun savaş biçimidir." (Giap)
      "Hareketli savaşta düzenli ordu düşmanın insan gücünü yok etmek amacıyla onun, nispeten savunmasız olduğu yerden vurur." (Giap)
      Bu evrede, artık ülkedeki siyasal ve sınıfsal saflaşma tamamlanmıştır. Artık düşman saflarında yer alanların siyasal olarak kazanılması mümkün değildir. Bu yüzden, düşmanı yenebilmek için, onun saflarındaki unsurların yok edilmesi gerekir.
      "Savaş düşmanın imhasına yöneldiği ölçüde, askeri amaçla politik amaç birleşir ve savaşın askeri niteliği politik niteliğe ağır basar." [97] (abç)       Bu dönemde, hareketli savaş temel, gerilla savaşı talidir. Gerilla savaşının bu dönemdeki görevi, düzenli ordunun savaşını kolaylaştırmak amacıyla, düşmanın arka cephesinde, askeri faliyette bulunmaktır. Örneğin, düşmanın cephe ile olan lojistik bağlantısını kesmek, yedek birliklerini moralman (savaş öncesinde) yıpratmak vb. eylemler yürütülür. Yani gerilla savaşı klâsik savaş biçimi olarak yürütülür. Artık gerilla savaşı, devrimci politik amaçlarla değil, askeri amaçlarla yürütülür, politik kitle mücadelesi olarak değil, silahlı mücadele (askeri savaş) olarak ele alınır. Bir başka deyişle, bu dönemde, silahlı mücadele politik mücadelenin önüne geçer. Silahlı mücadele biçimlerinin (kendi içinde) temel-tali ilişkisi gündemdedir.
      İşte Giap'ın belirttiği "uzun bir siyasi mücadeleden sonra, silahlı mücadeleye geçilir" sözü bunları ifade eder. [
24*]
     
      3- Karşı-saldırı aşaması (sonuç alma):

      "Stratejik karşı-taarruz" olarak ifade edilen bu evrede, devrim cephesi maddi olarak düşmandan güçlüdür. Düşmanın kesin bir askeri yenilgiye uğratılması şarttır (sonuç alma). Bu evrede en önemli sorun teknik güç ilişkisidir. Bu dönemin süresini ve kesin zaferini belirleyen teknik yandır. Bu evre de kendi içinde alt evrelere ayrılır. Son saldırıda bulunmadan önce, "güç denemesine" girmek gerekir. "Güç denemesi" ile son "kontroller" yapılır ve halk ordusu bu yeni dönemin getirdiği "saldırı" (taarruz) özelliğini öğrenirler. (O ana kadar yapılanlar stratejik olarak savunmadır) Güç denemesi ile son saldırı için yeterli güç ve yetenekte olunduğu anlaşılınca, ülke çapında genel ve son saldırıya gidilir. Ve düşman "denize dökülür".
      Bu aşamada teknik donatım en önemli sorundur. Bir başka deyişle, ordunun donatımı, oldukca gelişmiş (ve hatta son) tekniğe uygun olmalıdır. Bunun en iyi biçimde Vietnam ve Angola Devrimi göstermiştir. T-54 Sovyet tankları, SAM-7 füzeleri kullanımı bunu somutlar. [
25*] Hava üstünlüğünün de teknik silahlarla kırılmasına paralel, T-54 lerin desteğinde 1975 ilkbahar saldırısı ile Saygon ele geçirilmiş ve savaş fiilen son bulmuştur.) Bu dönemde savaş, düzenli ordu savaşı ve savaş biçimi, mevzii savaşı ve "meydan muharebesidir." [26*] Gerilla savaşı, denge aşamasındaki özelliklere sahiptir. Savaşın askeri yanı belirleyici ve tektir.
      İşte genel olarak Halk Savaşının stratejik aşamaları bunlardır. Bu aşamaların III. bunalım dönemindeki biçimlenişi ise Öncü Savaşı ve Halk Savaşı bütünselliği içinde ele alınır. Bu dönemde, halk kurtuluş savaşı (tek süreç), iki ana aşamaya ayrılır: Öncü ve Halk Savaşı. Ayrıca Halk Savaşı sınıfsal ve ulusal savaşı içerir. Öncü Savaşı, sınıfsal plandaki savaşın bir parçası olmak ve tüm süreç açısından stratejik savunma aşamasının içinde bulunmakla birlikte, savaşın amacından biçimlerine kadar Halk Savaşından farklıdır. Öncü Savaşının Halk Savaşına dönüşümüyle birlikte, sözcüğün tam anlamıyla, Halk Savaşının stratejik aşamalarından söz edilebilinir.
      Sonuç olarak, Halk Savaşının evrelerini belirleyen somut güçler dengesidir. Ve bu yüzden, her ülkenin tarihi, gelenek, görenek ve üretici güçlerin gelişim seviyesine göre biçimlenir. Ancak bu biçimleniş "ilke olarak" (Giap), tüm Halk Savaşlarının genel stratejik aşamalarına uygundur ve somut ifadesinden başka birşey değildir. Ve her evrede politik ve askeri yönlerin ilişkisi, görevleri ve biçimleri farklıdır.
      "Elbette hayat hiç bir zaman şu ya da bu şemalandırmaya harfiyen uygun akmaz. Her soyutlama ve şemalandırma geçeğin bir kısmını ihmal eder, bir kısmını ise ister istemez abartır. Fakat, teorik tahlil, hayatın giriftliğini ve çokyanlılığını kolay anlaşılır hale getirerek, eylem kılavuzluğu görevini yerine getirir.
      Bu yüzden bu şemalandırmamızdaki dönemleri mekanik bir şekilde birbirinden ayrı şekilde değil de, tek bir sürecin, birbiri içine geçmiş iç halkaları olarak görmek gerekir." [
98]



Gelecek Bölüm İKİNCİ BÖLÜM



Dipnotlar


[1] Lenin: Sosyalizm ve Savaş, s: 29
[2] Mao Zedung: Seçme Eserler, C: I, Aydınlık Yay.
[3] Mahir Çayan: Devrimde Sınıfların Mevzilenmesi
[4] Mahir Çayan: Devrimde Sınıfların Mevzilenmesi
[5] Devrimci (!) Yol Bildirgesi, s: 43
[6] Mao Zedung: Seçme Eserler, C: I, s: 73
[7] Troçki: Ekim Dersleri, s: 56
[8] Lenin: Sosyalizm ve Savaş, s: 115, Sol Yay.
[9] Troçki: Ekim Dersleri, s: 56
[10] Lenin: İki Taktik, s: 75, Sol Yay.
[11] Mahir Çayan: Kesintisiz Devrim II-III
[12] Lenin: Marksizmin Kaynağı, s: 44, Köz Yay.
[13] Lenin: Collected Works, C: II, s: 205
[14] Lenin: İki Taktik, s: 75
[15] KSD: Sayı: 2
[16] Lenin: Akt: Pomeroy: Gerilla Savaşı ve Marksizm, s: 105, Evren Yay.
[17] Mao Zedung: Teori ve Pratik, s: 36 Sol Yay.
[18] Mahir Çayan: Devrimde Sınıfların Mevzilenmesi
[19] Giap: Halk Savaşının Askeri Sanatı, s: 183 Yöntem Yay.
[20] Mao Zedung: Seçme Eserler, C: 2, s: 223. Aydınlık Yay.
[21] Mao Zedung: age,s: 151
[22] Mao Zedung: age,s: 151
[23] Clausewitz: Savaş Üzerine, s: 64 May Yay.
[24] Clausewitz: age, s: 64
[25] Lenin: Örgütlenme Üzerine, s: 13, Bora Yay.
[26] Mao Zedung: Seçme Eserler, C: I, s: 73-74
[27] Clausewitz: Savaş Üzerine, s: 322
[28] Akt: Pomeroy: Gerilla Savaşı ve Marksizm, s: 117
[29] Giap: Halk Savaşının Askeri Sanatı, s: 167
[30] Giap: age, s: 173
[31] Mao Zedung: Seçme Eserler, C: I, s: 107
[32] Giap: Halk Savaşı-Halk Ordusu, s: 83, Sol Yay.
[33] Che: İki, Üç Daha Fazla Vietnam, Yar Yay.
[34] Clausewitz: Savaş Üzerine, s: 64
[35] Giap: Halk Ordusunun Kuruluşu, s: 99, Teori Yay.
[36] Mao Zedung: Seçme Eserler, C: II, s: 154
[37] Mao Zedung: Seçme Eserler, C: II, s: 152
[38] Clausewitz: Savaş Üzerine, s: 72
[39] Clausewitz: age, s: 72
[40] Clausewitz: Savaş Üzerine, s: 73-74
[41] Giap: Halk Savaşının Askeri Sanatı, s: 77
[42] Giap: Halk Savaşının Askeri Sanatı, s: 78
[43] Clausewitz: Savaş Üzerine, s: 248
[44] Mao Zedung: Seçme Eserler, C: II, s: 175
[45] Mao Zedung: Seçme Eserler, C: II, s: 175
[46] Giap: Halk Savaşının Askeri Sanatı, s: 91
[47] Mao Zedung: Seçme Eserler, C: II, s: 78
[48] Mao Zedung: Seçme Eserler, C: II, s: 176
[49] Giap: Halk Savaşının Askeri Sanatı, s: 78-80
[50] Engels: Anti-Dühring, s: 261 Sol Yay.
[51] Engels: age, s: 261
[52] Giap: Halk Ordusunun Kuruluşu, s: 140-141
[53] Engels: Anti-Dühring, s: 551
[54] Engels: Anti-Dühring, s: 284
[55] Mahir Çayan: Kesintisiz Devrim II-III
[56] Engels: Anti-Dühring, s: 267, Sol Yay.
[57] Mao Zedung: Seçme Eserler, C: II s: 88, Aydınlık Yay.
[58] Marks: İspanyada Gerilla Savaşı, Akt: Pomeroy: Gerilla Savaşı ve Marksizm, s: 73
[59] Mao Zedung: Seçme Eserler, C: II, s: 88
[60] Mao Zedung: age, s: 93
[61] Mao Zedung: Seçme Eserler, C: II, s: 93
[62] Akt. Giap: Halk Savaşının Askeri Sanatı, s: 304
[63] Che: Askeri Yazılar, s: 193, Yar Yay.
[64] Che: Askeri Yazılar, s: 37
[65] Clausewitz: Savaş Üzerine, s: 51-52, May Yay.
[66] Mao Zedung: Seçme Eserler, c: II, s: 76.
[67] Giap: Halk Savaşının Askeri Sanatı, s: 91
[68] Che: Savaşcıya Pratik Öneriler, s: 64, Yar Yay.
[69] Mahir Çayan: Kesintisiz Devrim II-III
[70] KSD, Sayı: 7, Öncü Savaşı Üzerine adlı yazı
[71] Giap: Halk Savaşının Askeri Sanatı, s: 43
[72] Mahir Çayan: Kesintisiz Devrim II-III
[73] Mahir Çayan: Kesintisiz Devrim II-III
[74] Mahir Çayan: Kesintisiz Devrim II-III
[75] Mahir Çayan: Kesintisiz Devrim II-III
[76] Mao Zedung: Teori ve Pratik, s: 38-39 Sol Yay.
[77] Giap: Halk Savaşının Askeri Sanatı, s: 91-92, Yöntem Yay.
[78] Joan Quartum: Regis Debray ve Brezilya Devrimi, New Left Review, Sayı: 59-1970
[79] Che: Askeri Yazılar, s: 38
[86] Joan Quartum: Regis Debray ve Brezilya Devrimi
[81] Joan Quartum: Regis Debray ve Brezilya Devrimi
[82] Joan Quartum: Regis Debray ve Brezilya Devrimi
[83] Mao Zedung: Seçme Eserler, C: II, s: 112
[84] Che: Askeri Yazılar, s: 213-214
[85] Regis Debray: Che'nin Gerillası, s: 95 Bilgi Yay.
[86] Akt.Pomeroy: Gerilla Savaşı ve Marksizm, s: 261
[87] Akt.Pomeroy: Gerilla Savaşı ve Marksizm, s: 261
[88] Giap: Halk Savaşının Askeri Sanatı, s: 85
[89] Giap: age, s: 78
[90] Mahir Çayan: Yeni Oportünizmin Niteliği Üzerine. ASD. Sayı. 20="top">
[91] Mao Zedung: Askeri Yazılar,s: 342
[92] Lin Piao: Yaşasın Halk Savaşının Zaferi
[93] Mao Zedung: Askeri Yazılar,s: 342
[94] Giap: Halk Savaşının Askeri Sanatı, s: 78
[95] Giap: Halk Savaşı-Halk Ordusu, s: 13, Sol Yay.
[96] Mao Zedung: Seçme Eserler, C: I., s: 150
[97] Clausewitz: Savaş Üzerine, s: 64
[98] Mahir Çayan: Kesintisiz Devrim-I


[1*] Son günlerde TDAS-I'e karşı yöneltilen saldırılar, yeniden yoğunlaşmıştır. DY oportünistleri 1976 yılında "TDAS üzerine Birkaç Söz” adlı bir "illegal” (!) yazı çıkartmışlardı. Ancak yazının büyük tepki ile karşılaşması ve bizim "Eleştiriler Üzerine” yazımızda gereken cevabı almaları üzerine yazıyı "piyasa”dan çektiler. 2 yıllık bir "kayboluş”tan sonra, bu kez "legal” olarak ortaya çıktı. Ancak, pekçok yer yeniden düzeltilmiştir. Özellikle bunalım-buhran-kriz üzerine yaptıkları büyük "eleştiri” (!) geri alınmıştır. Ve son kısımdaki "Marksizmle uzaktan yakından ilişkisi olmadığı” sonucu da çıkartılmıştır. Bu gerçekten DY oportünizminin "ahlâk” ilerlemesini gösterir. Ancak "Eleştiriler Üzerine” yazımızdaki noktaları kırparak, yeniden yayınlanan "Birkaç Söz”, her zaman olduğu, gibi "tek emperyalizm savunuluyor” lafını geveleyip duruyor. "Acil”i okumuş bir kişi, PDA ile ilgili alıntıya yapılan yorumda ünlem işaretinin (!) olmamasından yararlanan bu baylara sadece gülmektedir.
[2*] DY-G oportünizmi, "Bildirge'deki 'evrim ve devrim' aşamalarının iç içe geçtiği şeklindeki tahlil sürekli devrim durumunun varlığı şeklinde yorumlanabiliyor. Bu çeşit yorumla 'asgari örgütlenme' parti yerine geçirilerek (adı ister parti olsun, ister olmasın) ve böyle bir 'asgari örgütlenme' silahlı mücadeleyi yürütmek için yeterli bir koşul sayılarak her durumda (sürgit) silahlı mücadele yürütmek düşüncesi kabul edilemez”. [5] tespitleri eleştirilince, yani bu anlayışın, geçmişi "sol” sapma olarak nitelediği söylenince, "matbaa hatası” gerekçesi ile düzelttiler. Düzeltmeye göre. "... tahlil olgunlaşmış sürekli devrim durumunun varlığı şeklinde yorumlanamaz”mış. Yani "olgunlaşma” gerekli imiş. Samimi (!) olarak yapılan bu düzeltme milli krizin olgunlaşmasını ifade etmekten başka birşey değildir. Olgun devrim durumu için olgun milli kriz gerekir. Silahlı mücadelenin temel olması sürekli olduğuna göre, olgun milli kriz gereklidir. İşte DY-Gnin milli kriz anlayışı.
[3*] Suni dengenin kurulamamasında egemen sınıfların kendi aralarında homojenleşmek yerine, parçalanmaları temeldir.
[4*] Bu konu ile ilgili geniş bilgi için bkz: "Türkiye Devriminin Acil Sorunları-I", "Mevcut Durum ve Devrimci Taktiğimiz" ve "Kesintisiz Devrim II-III"
[5*] Burada şunu belirtelim, diyalektiğe göre herşey bir bütündür. Ama bu bütünün parçaları, eşdeğerde (denge hali) olamazlar. Tümü oluşturan parçalar, temel-tali ilişkisi içindedirler.
[6*] Bazı kelime yorumcuları "mücadele biçiminin” idyum (deyim) ya da birleşik isim olmasını ifade ettiğini, o anlamda kullanıldığını anlamayarak pek çok şeyi karşı karşıya getirmektedirler. DY-G oportünizmi, siyasi mücadele biçimi-ekonomik-demokratik mücadele biçimi-silahlı propaganda mücadele biçimi vb. şeyleri hep aynı niteleme kabul edip, temel-tali konusunda kafa bulandırmaktadır. "Mücadele biçimi” kavramı, bir bütün olarak yürütülen bilinçlendirme-siyasi eğitim-propaganda-örgütlendirme çalışmalarının, belirli bir yöntem ve araçla yürütülmesini ifade eder. Bu anlamda da, "Marksizmde somut tarihsel koşullara” göre, "değişik mücadele biçimleri (çarpışma biçimleri)” oluşur.
[7*] En genelde, savaş, politikanın başka araçlarla (şiddet araçlarıyla) sürdürülmesidir. "Bu anlamda bizzat savaşın kendisi politikadır ve savaşın kendisi politik bir eylemdir.” [21] Fakat "savaşın kendisine has özellikleri vardır ve bu anlamda genel olarak siyasetle bir tutulmaz” [22] Savaşın (askeri mücadelenin) politikayla (politik mücadele) olan ilişkisi, savaşın politik amaçlı olduğunu ifade eder. Clausewitz şöyle diyor: "Savaşın bütün özelliği kullandığı araçların özelliğinden gelir. Politik amaç gaye savaş ise bir araçtır ve araç hiç bir zaman amaçtan ayrı olarak düşünülemez.” [23] Bütün bunlar genel ilkelerdir. Fakat, "savaş düşmanın imhasına yöneldiği ölçüde, askeri amaçla politik amaç birleşir ve savaşın askeri niteliği politik niteliğine ağır basar.” [24]
[8*] Elbette her iki durumunda kendine özgü avantajı ve dezavantajları vardır. I. ve II. bunalım döneminde, kitlelerin tepkilerinin açık hale gelmesi ve silahlı çatışmaların (kendiliğinden) başlaması, devrimcilerin büyük bir avantajıdır. Çünkü halk kitleleri, kendi pratiklerinde (somutta) tek kurtuluşun silahlı mücadele olduğunu anlamışlardır. III. bunalım döneminde ise, bu gerçek kitlelerin gözünde somutlaştırılmalıdır. Ama bu dönemin avantajı ise, Halk Savaşı başladığında, elde yeterli tecrübe ve ustalığa sahip silahlı bir gücün mevcut olabilmesidir.
[9*] Bu gerçekten de, yanlış sonuç çıkaranlar vardır. Bunlara göre askeri savaş politikaya tabi ise, politikleşmiş askeri savaş diye bir kavram olamaz, yanlıştır. Bu anlayışın yanılgısı ise, politikleşmiş askeri savaşın bir nitelik olduğu, bir mücadele biçimi, yöntemi olduğunu anlamamaktır. "Politikleşmiş askeri savaş” kavramı kavram olarak nitelik belirleyicidir ve bir mücadele biçimini (çarpışma biçimini) ifade eder. Yani, askeri savaşın (ya da bu savaşın bir biçiminin) devrimci politik amaçlarla, siyasi geçekleri açıklama kampanyasının bir aracı olarak yürütülmesine, yani politik kitle mücadelesi olarak ele alınmasına politikleşmiş askeri savaş denir. Yoksa, politik hedeflere yönelmiş askeri savaş şeklinde bir tespit, nitelik belirleyici değildir. Napolyon'un da, emperyalistlerin de kendilerine göre (elbette sınıfsal) politik amaçları, hedefleri vardır ve buna yönelik askeri savaşı gündeme geti rirler. "Dolayısıyla halledilmesi gereken tek sorun şudur: Bir savaşın planlarını hazırlarken, politik bakış açısı salt askeri bakış açısının önünde (böyle bir bakış açısı tasavvur edilebilirse) silinmeli, yani tamamen ortadan kalkmalı ya da askeri görüş açısına mı tabi olmalıdır? Yoksa politik görüş açısı mı askeri görüş açısına hakim olmalıdır? Politik görüş açısının savaşın başından beri tamamen silinmesini, ancak ölüm ve kalım savaşlarında, salt düşmanlık halinde tasavvur etmek mümkündür. Geçekte ise, savaşlar bizzat politikanın tezahürleridir... Askeri görüş açısını politik görüş açısına tabi kılmak bu itibarla yapılacak tek şeydir.” [27] Evet, 19. yy.'da Clausewitz sorunu böyle belirliyor. Politikleşmiş askeri savaş kavramında sözkonusu olan yeni tarihsel şartlarda, subjektif şartların yaratılmasıdır. Yani bu kavram nitelik belirleyicidir. Bu gerçek Kesintisiz Devrim II-III'de, askeri savaşın bir biçimi olan gerilla savaşı açısından şöyle konulur: "Bilindiği gibi, gerilla savaşı kavramı, kavram olarak tek başına nitelik belirleyici değildir. Merkezi otoriteye karşı mahalli mütegallibe de, düzenli birlikleri yenilmiş bir ordu da düşmanına karşı gerilla savaşı yürütebilir.” Rus Devrimi'nde de gerilla savaşı (askeri savaşın bir biçimi) kullanılmıştır. Ama Rus devriminde, "gerilla savaşı, kitle hareketlerinin gerçek bir ayaklanma haline ulaştığı bir zamanda ve iç savaşta büyük 'kavgalar' arasında süre oldukca uzadığında ortaya çıkan bir çarpışma biçimidir” (Lenin) [28] Nitekim, aynı tür farklılaşma, Halk ve Öncü savaşında ve bu savaşın değişik aşamalarında da söz konusudur. Sonuç olarak diyebiliriz ki, politikleşmiş askeri savaş kavramı, askeri savaş temelinde, yani, bu savaşın yöntemleriyle, devrimin subjektif şartlarının yaratılmasını ifade eden kavramdır.
[10*] Askeri savaş yöntemleri milli krizin mevcudiyeti ile gündeme gelir. Objektif şartları milli krizdir. Marksist-Leninist tez.
[11*] Direnmenin pasif bir tutum değil, aktif bir tavır olması buradan gelir.
[12*] En genelde gerilla savaşı "vur-kaç" demektir.
[13*] Foko" ve "fokoculuk" bazen yanlış anlaşılmaktadır. Fokoculuk genelde, "sol" sapmayı ifade eden kavramdır. Biz "foko" ve onun savunucularını bu yönden değil; gerilla savaşının yeni biçimi ve bunun savunuculuğu açısından ele alacağız. Foko, İspanyolca, gerilla odağı ya da gerilla ocağı olarak ifade edilir.
[14*] Elbette tüm bunlar zafer kazanmak isteyenler içindir. Yoksa zaferi düşünmeyenler, geleneksel savaş yöntemleri ile yetinebilirler.
[15*] Stratejinin genelde diğer nitelikleri, tüm devrim stratejilerinde mevcuttur.
[16*] Marksist-Leninist tespitte bu iki aşama birbirinden bıçak gibi ayrılamaz. Fakat örneklemeyi bu açıdan değil, kelime yorumu için yapmaktayız.
[17*] Zaten bir kelime, şeylerin özgül niteliğini belirtmek için, diğer şeylerden onu ayıran özelliği nitelemek için kullanılır.
[18*] Bu dönemdeki Halk Savaşının birinci aşamasındaki mücadeleye "KSD tipi" Öncü Savaşı (!) diyebiliriz. Zira, onlara göre, partinin yürüttüğü mücadele Öncü Savaşıdır ve her devrimde mevcuttur. Fakat, bizim belirttiğimiz Öncü Savaşı bir niteliktir, kendi özgül yanı ile diğerlerinden ayrılır.
[19*] Elbette Öncü Savaşında da kitlelere devrimci politik bilinç iletilecektir. Bu öncünün her zamanki ve her yerde ki görevidir. Ama suni dengeyi bozma görevi, buna yönelik mücadele temeldir ve Öncü Savaşı evresinin niteliğidir.
[20*] Bilindiği gibi, kontra-gerilla, kır gerilla savaşında, emperyalist "iz sürücü" gerilla teşkilatıdır. Ülkemizde sanıldığı ve uygulandığı gibi, salt bir işkence örgütü değildir. Kontra-gerilla için, işkence "iz sürme"nin bir parçasıdır. Bugün ABD'nin, Vietnam'da denediği ve tecrübe sahibi kontra-gerilla birlikleri, kır gerilla birliğinin bir bölgedeki eylemi üzerine, o bölgeye (genellikle hava indirme ile) gönderilen ve ana ordu ile bağlantısının salt telsiz ile sağlayan (bir çeşit) gerilla avcılarından oluşmaktadır.
[21*] Terör biçimini, Che'nin ifade ettiği biçimiyle, kişilere yönelik öldürme eylemi olarak ele alıyoruz.
[22*] Konumuz gereği diğer koşulları ayrıca belirtmeyeceğiz.
[23*] Bu konu ilerde yayınlanacak olan "Çin ve Vietnam Halk Savaşı Üzerine" adlı broşürde, geniş olarak ele alınacaktır. (Bu yazı 1978-80 döneminin koşulları içinde yazıılamamıştır.- I. Baskıya Not)
[24*] Bu anlaşılır bir şeydir, siyasi mücadele araçları silahlı ve silahsız şekillerde olabilir. Ama silahlı mücadelede böyle bir araç ayrımı, yani silahlı mücadele araçları ve silahsız silahlı mücadele araçları diye bir şey olmaz. Silahlı mücadelede, ancak, gerilla savaşı-hareketli savaş-mevzi savaşı vb. biçimlerden ve "silah" ile ifade edilen araçlardan bahsedilebilinir.
[25*] Bilindiği gibi Vietnam'da ABD'nin B-52'lerle sağladığı hava üstünlüğü SAM-7'lerle kırılmış ve ABD tarihindeki en büyük B-52 kaybına uğramıştır. Eldeki 100 B-52'nin 25 tanesini bir ayda -1973- kaybetmişti.
[26*] Buradaki pek çok kavrama dikkat edilecek olursa, salt askeri kavramlardır. Bu nedenle ayrıca açıklamada bulunmayacağız. Detaylı bilgiler, askeri tüm kitaplarda mevcuttur.


Gelecek Bölüm İKİNCİ BÖLÜM