THKP-C/HDÖ
Türkiye Devriminin
Acil Sorunları-I


"Türkiye Devriminin Acil Sorunları-I", THKP-C/HDÖ'nün Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi kavrayışını, sistemli olarak ortaya koyan ilk teorik metindir. Metin, 1974-75'de kaleme alınmış ve ilk kez Ağustos 1975'de THKP-C/HDÖ tarafından yayınlanmıştır. (İkinci baskı-Haziran 1976)
Eriş Yayınları-1993
Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında:
Türkiye Devriminin Acil Sorunları-I (834 KB)


















GİRİŞ



      Ülkemizde solun 1971 başlarında içinde bulunduğu ideolojik keşmekeş herkesçe bilinmektedir. Aynı durum dört yıllık bir aradan sonra tekrarlanmaktadır. Bütün geçmiş devrimlerde olduğu gibi ülkemizde de oportünizm, devrimin yenilgisinden sonra daha da güçlenerek ortaya çıkmıştır. Doğal olarak bu dönemde ideolojik mücadele her zamankinden fazla önem kazanır. Oportünizmin kesin yenilgisi pratik içinde onun tecrit edilmesi, etkisinin sınırlandırırlmasıyla olur. Bunun için ise, bizlerin, yani Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'ni savunan Türkiye devrimcilerinin, neden bu stratejinin tek doğru devrim stratejisi olduğunu bilmesi yetmez. Bu stratejinin değişik şartlar altında nasıl uygulanacağını, sözün kısası bugün nereden ve nasıl başlamak gerektiğini de bilmek gerekir. Bu sorun günümüzde büyük önem kazanmıştır.
      Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'nin teorik temelleri Mahir Çayan yoldaş tarafından çeşitli yazılarda açıklanmıştır ve bu yazılar mutlaka okunması gereken temel kaynak niteliğindedir. Ancak yazıldıkları zaman ve şartlar sonucu -en yenisi üç yıl önce yazılmıştır- bu yazılar günümüzün acil sorunlarının tamamına yeterli çözümler getirememektedir. Bunun nedeni emperyalist sistemde geçmişte belirti şeklinde olan gelişmelerin açıklık kazanması, bu gelişmelerin ülkemize yansıması ve Türkiye solunun durumudur. Yeni şartlar yeni sorunlar doğurur veya geçmişte üzerinde durulmayan, önemsenmeyen sorunları öne çıkarır, onlara açıklık kazandırılmasını zorunlu kılar. Mahir Çayan yoldaşın Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'nin teorik temellerini ve pratiğini açıkladığı yazıların -özellikle "Devrimde Sınıfların Mevzilenmesi" ve "Kesintisiz Devrim I-II-III"ün- özünün doğru kavranması, günümüzde yetersiz kalan tahlillerin derinleştirilmesi gerekir.
      Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'nin değerlendirilmesinde başlıca iki hata yapılmaktadır. Birincisi, günümüzde şartların değiştiğini iddia ederek stratejinin temel kavramlarının geçersizliğini savunmakta; bu şartlar altında bu stratejinin uygulanamayacağını söylemektedir. İkincisi, yalnızca stratejinin temel kavramlarının değil, geçmişte değişik şartlar altında yapılmış taktik formülasyonların da geçerliliğini savunmaktadır. Birinci durumda sonuç stratejinin açık yada kapalı biçimde inkârı, ikinci durumda ise değişen şartları dikkate almamak ve geçmişe dogmatik biçimde bağlı kalmaktır. Her iki hata da birbirine bağlı iki temelden kaynaklanır: 1- Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'nin iyi anlaşılmaması, stratejinin temel tezleriyle değişik şartlar altında uygulanışının birbirine karıştırılması; 2- Emperyalist sistemde meydana gelen değişimlerin ülkemize yansımasının yanlış değerlendirilmesi.
      Bu durumda Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'nin temel kavramları ve onların uygulanışı iyi anlaşılmadan, emperyalist sistemdeki değişimler ve ülkemize yansımaları doğru değerlendirilmeden Türkiye devriminin acil sorunları üzerinde tartışmak verimsiz bir çaba olacaktır. Bu şartlar altında, bizler görüşlerimizi iki ayrı yazıda ortaya koymayı uygun bulduk. Birinci yazı, emperyalist sistemin ve sistem içinde meydana gelen değişimlerin genel bir incelenmesini, bu analizden çıkan Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'nin temel kavramlarını, stratejinin değişik şartlar altında nasıl uygulandığını ve uygulamada ne gibi sorunların açığa çıktığını kapsayacaktır.
      İkinci yazıda, kapitalizmin sürekli ve genel bunalımının ülkemize yansıma biçimi, özellikle 12 Mart'tan sonra sınıflar arasındaki ilişkilerde meydana gelen değişimler ve bu temel üzerinde Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'nin ülkemizde nasıl uygulanabileceği incelenecektir.
      Bu yazıların her türlü eleştiriye ve tamamlamaya açık olduğunu da başlamadan belirtelim.




BİRİNCİ BÖLÜM
TEMEL KAVRAMLAR

I.
SÜREKLİ VE GENEL BUNALIM


      Marks'ın bu sözleri bir sorunun öneminin kavranması ve geniş olarak tartışılması yönünden de büyük önem taşır. Teorik bir sorun ancak olaylar onu öne ittiğinde önem kazanır. Bir sorun yıllardır dünya çapında tartışılıyor olsa bile, eğer ülkenin özel şartları henüz bu meseleyi öne çıkarmıyorsa, pratiğin devrimcilerin önüne koyduğu görevlerin bu sorunla ilgisi yoksa veya bu ilgi görülemiyorsa, bu sorunun ortaya konulması o ülke solunda pek az ilgi çeker.
      Genel bunalım ve sürekli bunalım kavramlarının öneminin anlaşılması ve ülkemiz solunda tartışılması çok yenidir. Oysa emperyalist sistemin incelenmesinin ve sistemin bunalımının niteliklerinin doğru kavranılmasının önemi birkaç yıl önce Mahir Çayan yoldaş tarafından "Kesintisiz Devrim I-II-III"de etraflıca açıklanmıştır. O günlerde dikkati çekmeyen yada fazla tartışılmadan kabul edilen bu sorun günümüzde öne çıkmış ve bütün teorik tartışmaların odak noktası olmuştur. Bunun iki nedeni vardır:
      Birincisi, silahlı devrimci hareket ağır bir yenilgiye uğramıştır. Yenilginin nedenleri sadece pratikte değil, onun kaynaklandığı teoride de aranır. Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'nin temel kavramları teker teker incelenir. Ve o zaman doğru emperyalizm tahlilinin devrim teorisindeki nitelik belirleyici rolü iyice anlaşılır. Bir ülkede devrim yapmanın ilk şartı doğru emperyalizm tahlilidir. O halde emperyalist sistemde son üç yıldır iyice belirginleşen değişimlerin iyi anlaşılması ve Mahir Çayan yoldaşın özellikle "Kesintisiz Devrim-I"de açıkladığı sürekli ve genel bunalım teorisinin geliştirilmesi gerekir.
      Emperyalizm tahlilinin ve bununla ilgili olarak buhranlar meselesinin ülkemiz solunda ön plana çıkmasının ikinci nedeni oportünizmin devrimci teoriye saldırısıdır. Ülkemizde geçen dört yılda oportünizm büyük ilerleme göstermiş, adeta "bilimsellik" kazanmıştır, nereye saldıracağını, neyi tahrif etmesi gerektiğini gayet iyi bilmektedir. Bütün devrim teorilerinin temelinin farklı emperyalizm tahliline dayandığı nihayet anlaşıldığından oportünizm saldırısını bu yönde yoğunlaştırmaktadır. Saldırı başlıca iki yönden gelmektedir: Birincisi, III. bunalım dönemini, bu dönemin başlıca özelliklerini inkar şeklinde ortaya çıkar (PDA). Bu konudaki eleştiriler çok tutarsız ve aptalca olduğundan ve tamamen mekanik aktarmalara dayandığından fazla önemli değildir. İkinci tür saldırı, emperyalizm tahlilinde çok önemli yer tutan sürekli bunalım kavramının çarpıtılması biçiminde ortaya çıkmaktadır (İlke- Kitle). Gerek Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'nin temelinin iyi anlaşılması ve gerekse oportünizmin saldırısını göğüslemek için bu oldukça tehlikeli ve farkedilmesi güç çarpıtma üzerinde detaylarıyla durmak gerekir. Sorun sürekli bunalımın nasıl anlaşılması gerektiğinde yatmaktadır.
     

      A- Serbest Rekabetçi Dönemde Buhranlar
     
      Kapitalizmin üretici güçleri geliştirdiği, toplumda burjuva anlamda da olsa refah sağladığı dönemlerde kapitalizmin temel çelişkisi (üretimin sosyal niteliği ile üretim araçlarının özel mülkiyeti arasındaki çelişki) ancak ekonomik buhran dönemlerinde keskinlik kazanır. Serbest rekabetçi dönemde yaklaşık olarak her on yılda bir tekrarlanan periyodik ekonomik buhranların başlaması için gerekli şartlar Marks tarafından belirtilmiştir.
      Böylece bütün kapitalist dünyayı saran ilk iktisadi buhran 1847-48'de olmuştur. Bu kriz 1848 devriminin temel nedenidir. Bu dönemde Marks ve Engels kapitalizmin son saatinin geldiğini, kapitalizmin bu buhrandan kurtulamayacağını, bütün Avrupa'da proletarya iktidarının uzun mücadeleler sonucunda da olsa kurulucağını düşünüyorlardı.
      1850 sonrasında ise Marks ve Engels 1848 yenilgisini devrimin objektif şartlarının yetersizliğine bağlarlar:
      Serbest rekabetçi dönemde kapitalizmin temel çelişkisi ekonomik buhran dönemlerinde keskinlik kazanır. Bu dönemde proletarya ileri bir atılımla iktidarı ele geçirse bile, buhrandan sonra kapitalizm üretici güçleri (burjuva ilişkileri çerçevesi içinde) bütün hızıyla geliştirdiğinden ve böylece genel bir refaha ulaştığından iktidarda kalamaz, kaçınılmaz olarak yenilir. Serbest rekabetçi dönemde devrimin objektif şartları yoktur.

      B- Emperyalist Dönemde Buhranlar

      1870 sonrasında kapitalizm oldukça barışçı bir gelişim dönemine girdi.       Serbest rekabetçi kapitalizmin 20. yüzyıl başlarında tekelci kapitalizme dönüşünün tamamlanması iki temele dayanır:
      a) Üretimin ve sermayenin yoğunlaşarak tekellerin ve mali sermayenin ekonomiye hakim olması,
      b) Dünyanın emperyalist ülkeler arasında paylaşımının tamamlanması.
      Tekelci kapitalizm döneminde üretim sürecinin örgütlenmesi, buna karşılık üretim araçlarının mülkiyetinin özel ellerde yoğunlaşmasının artması sonucu kapitalizmin temel çelişkisi (üretimin sosyal niteliğiyle üretim araçlarının özel mülkiyeti arasındaki çelişki) keskinlik kazanır. Serbest rekabetçi dönemin aksine temel çelişki sadece ekonomik buhran dönemlerinde değil, her dönemde kendini şiddetle hissettirir. Bunun nedeni tekeldir, tekelin üretici güçlerin gelişimini engelleyerek yavaşlatmasıdır.
      Bir veya birkaç tekel bütün piyasaya hakim olduğunda yüksek kârlar serbest rekabetçi dönemin aksine üretim araçları geliştirilip mallar ucuzlatılarak değil, üretim sınırlandırılarak elde edilir.
      Tekelci kapitalizm döneminde temel çelişkiden kaynaklanan üç çelişki de keskinlik kazanır:
      1- Tekellerle Halk Arasındaki Çelişki: Serbest rekabetçi dönemde mallar değerleri üzerinden satılır. Bunun nedeni hiçbir işletmenin piyasada hakimiyet kuramaması, dolayısıyla malın fiyatını belirliyememesidir. Çok sayıda küçük işletme piyasada kendiliğinden oluşan fiyatı kabul eder. Teknolojiyi geliştirerek malları daha ucuz üretmek ve böylece daha fazla kâr sağlamak için kıyasıya bir rekabet vardır.
      Tekelci kapitalizm döneminde ise birkaç tekel bütün piyasaya hakimdir. Tekeller arasındaki rekabet, genellikle fiyat rekabeti şeklinde değil, reklam, yeni modeller bulmak, hammade kaynaklarını ele geçirmek vb. biçiminde yürür. Serbest rekabetçi dönemde artı-değeri gerçekleştirme (malları satma) rekabetinde üretim teknolojisini geliştirmek esas faktör iken, tekelci dönemde bu kaybolmuştur. Rekabet başka metodlarla yürütülür.
      Birkaç tekel piyasaya hakim olunca ve böylece malın fiyatını büyük ölçüde belirleyince ve fiyat rekabeti de ortadan kalkınca mallar değerlerinin çok üzerinde fiyatlarla, tekel kârı ile satılır. Böylece sadece küçük kapitalistler ve işçi sınıfından değil, bütün halktan tekellere doğru genel olarak değer transferi gerçekleşir. [
7*]Tekelci kapitalizm döneminde tekellerle bütün halk arasındaki çelişkinin şiddetlenmesinin maddi temeli budur.
      2- Emperyalistlerle Sömürge Ülkeler Arasındaki Çelişki: Tekelci dönemde emtia ihracına dayanan eski tip sömürgecilik yerini sermaye ihracına dayanan emperyalist sömürgeciliğe bırakır. Sermaye ihracı sömürge ülkelerde kapitalizmi (çarpık biçimde de olsa) geliştirir, mevcut bütün çelişkileri keskinleştirir. Sömürge ülkelerde ulusal bilincin gelişimi hızlanır. Sermaye ihracı sayesinde metropollerde gelişimi önlenen çelişkiler bütün şiddetiyle sömürge ülkelerde açığa çıkarlar.
      3- Emperyalist Ülkeler Arasındaki Çelişki: Bu çelişkinin derinleşmesinin iki nedeni vardır: a) Dünyanın paylaşılması bitmiştir, yeryüzünde nüfuz bölgelerine ayrılmayan, sömürülmeyen toprak kalmamıştır. b) Kapitalist ülkeler arasındaki eşitsiz ve sıçramalı gelişim sonucu, kapitalist gelişim sürecinde diğerlerine göre nispeten geri bir ülke sıçramalı gelişimle ötekilere yetişebilir. Emperyalist ülkeler arasında değişen güçler dengesi sonucu sömürgelerin yeniden paylaşımı zorunlu olur. Dünyanın paylaşımı bittiğinden bunun tek yolu yeniden paylaşım savaşlarıdır.
      Sonuç olarak tekelci kapitalizm döneminde:
      1- Üretimin sosyal niteliğinin artması, buna karşılık üretim araçlarının mülkiyetinin özel ellerde daha da yoğunlaşması sonucu temel çelişki keskinleşir,
      2- Üretici güçlerin gelişimi engellendiğinden keskinleşen temel çelişki sürekli olarak kendini hissettirir.
      Üretici güçleri burjuva ilişkileri içinde de olanca hız ve bereketi ile geliştiremeyen kapitalizm çürümeye ve çözülmeye başlar. Kapitalizmin kendi zıttının varlığının objektif şartları bir bütün olarak kapitalist sistemde artık mevcuttur. Lenin kapitalizmin tekelci dönemde keskinleşen çelişkilerini saydıktan sonra şöyle der: Emperyalizm sosyalist devrimin arifesidir.
      3- Tekelci kapitalizm döneminde temel çelişkinin şiddetlenmesi ve süreklilik kazanması ve temel çelişkiden kaynaklanan başlıca üç çelişkinin (tekellerle halk arasında, emperyalistlerle sömürge ülkeler arasında ve emperyalist ülkeler arasındaki çelişki) keskinlik kazanması sonucu kapitalizm çözülme, çürüme ve kendi zıttını (sosyalizmi) doğuran aşamaya girer. Kapitalizmin tekelci dönemde girdiği bu yeni evreye genel bunalım dönemi denir. Genel bunalım kesikli değil, süreklidir; bu anlamda tekelci dönem kapitalizmin sürekli ve genel bunalımlar çağıdır.
      Sürekli ve genel bunalım kavramları Mahir Çayan yoldaş tarafından "Kesintisiz Devrim-I"de incelenmiştir. Ancak günümüz şartlarında bu inceleme yeterli olmaktan uzaktır ve başlıca üç yönden tamamlanması gerekmektedir: 1- Sürekli ve genel kavramlarının açıklanması, buhran ve bunalım kavramlarının ayrılması, 2- Sürekli ve genel bunalımda bir dönemin bitişini, diğer bir dönemin başlangıcını nelerin belirlediği, 3- Sürekli ve genel bunalımın özelliklerinde meydana gelen değişimler.
      "Kesintisiz Devrim-I"de sürekli ve genel bunalım çeşitli biçimlerde açıklanır:
      1- "Bilindiği gibi, kapitalizm sürekli buhrana, emperyalist dönemde girmiştir."
      2- "... (Marks) kapitalizmin devrevi buhranlarını ve sistemin genel buhranını Kapital'de etraflı bir şekilde inceledi."
      3- "... kapitalizm gerçekten sürekli (genel) buhranlar dönemine yani emperyalist aşamaya girene kadar."
      4- "... kapitalizm sürekli ve genel bunalımlarını yaşamaya başlayacağı dönem başlıyordu." (emperyalist dönem)
      Üçüncü cümlede sürekli ve genel aynı anlamda, dördüncü cümlede farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Bir, üç ve son cümlelere göre kapitalizm sürekli ve genel buhrana emperyalist dönemde girmiştir. İkinci cümlede ise Marks Kapital'de genel buhranı incelediğine göre genel (ve aynı anlamda kullanılırsa) sürekli buhranın serbest rekabetçi dönemde de var olması gerekir.
      "Kesintisiz Devrim-I"de buhran ve bunalım aynı anlamda kullanılmaktadır. Bu ise pasifistlere tahrifat için önemli bir malzeme sağlamakta; bunalım, buhran ve kriz özdeşleştirilerek Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'ni savunanlar Troçkizmle suçlanmaktadır (emperyalist sistem sürekli kriz içinde ise, bir bütün olarak dünya devriminin objektif şartları mevcuttur. Bu anlamda Troçkizm, Leninist tek ülkede de devrimin olabileceği teorisini reddeder.) [
10*]
      Bunalım, buhran ve kriz şöyle tanımlanabilir: Kapitalizm tekelci dönemde sürekli ve genel bunalımlar çağına girmiştir. Bunalım ekonomik, politik, askeri nedenlerle derinleştiği zaman buhranlar ortaya çıkar. Bir bunalım dönemi birden fazla buhranı içerebilir. Kriz ise buhran iyice olgunlaştığı, tepe noktasına ulaştığı zaman ortaya çıkar. Kriz dönemi kapitalizmin yıkılmasının objektif şartlarının en olgun olduğu dönemdir. Birinci ve ikinci yeniden paylaşım savaşları ve 1929 ekonomik buhranı kapitalist sistemde derin bir kriz doğurmuştur. Buna karşılık 1958'deki ekonomik buhran genel bunalımı derinleştirmiş (buhrana yol açmış) ancak bir kriz doğurmamıştır.
      Lenin 1908'de kapitalist bunalımın sürekliliğini ve bunalımın tek tek krizlerden farkını şöyle anlatır:
      Mahir Çayan yoldaş bunalım ve buhranı aynı anlamda kullanmakla birlikte, konuya da şöyle açıklık getirmektedir. (Kesintisiz Devrim I-II-III'ü eleştiren pasifistler doğal olarak bu noktaya dikkat etmezler):       Bunalım süreklidir, buhran ve kriz ise kesiklidir. Bunalım zaman zaman derinleşerek buhran ve krizleri doğurur.
      Kapitalizmin tekelci dönemde sürekli ve genel bunalımlar çağına girmesi olgusu ülkemizde sağ-oportünizm tarafından Marksist lafızlar kullanılarak çarpıtılmış, sorunun özü anlaşılmaz hale getirilmiştir.
      Pasifizmin sürekli ve genel bunalım kavramını çarpıtması başlıca üç temele dayanır:
      1- Genel Bunalım Kavramını Çarpıtma
      Genel buhran, buhranın bütün kapitalist sisteme yayılması ve tek tek ülkelerle sınırlı kalmaması biçiminde tanımlanmaktadır. Bu durumda ise genel buhranın başlıca bütün kapitalist ülkeleri etkisi altına alan ve 1848 devrimlerini doğuran 1847 dünya sanayi ve ticaret kriziyle başlaması gerekir. Genel buhran kavramındaki bu çarpıtmanın yanı sıra, önce kapitalizmin emperyalist döneme girmesiyle genel bir buhrana girdiği söylenmekte (buhranın başlangıç tarihi 1905); sonra ise genel buhranın birinci yeniden paylaşım savaşıyla başladığı savunulmaktadır.
      Genel bunalım kavramını çarpıtma nedensiz değildir, ikinci bir çarpıtmanın temelidir.
      2- Genel Bunalımı Ekonominin Devresel Hareketine İndirgemek
      Genel bunalımla serbest rekabetçi dönemdeki buhranlar arasındaki başlıca farkın, bunalımın kelimenin gerçek anlamıyla genel (bütün sisteme yayılan) niteliğinden doğduğu kabul edildikten sonra genel bunalımı ekonominin devresel hareketine indirgemek fazla zor değildir.
      Tekelci kapitalist dönemdeki bunalım, ekonominin devresel hareketine özdeşleştirildikten sonra şöyle deniyor:       Marks serbest rekabetçi dönemde devresel hareketin süresinin (iki buhran arasındaki süre) sabit sermayenin yenilenmesi ile belirlendiğini söyler. Serbest rekabetçi dönemde ekonomik buhranlar üretici güçlerin yenilenmesiyle aşılır. Ve devresel buhranlar sabit sermayenin yenilenme süresine uygun olarak, yaklaşık her on yılda bir tekrarlanır.
      Tekelci dönemde ise üretici güçlerin gelişimi yavaşlatıldığından kapitalizm ekonomik buhranlardan sabit sermayeyi önemli ölçüde yenileyerek çıkamaz. Ekonomik buhran serbest rekabetçi döneme göre süreklilik kazanır (sürekli durgunluk eğilimi, refah döneminde de tam istihdamın sağlanamaması vb.). Tekelci dönemde kapitalizm üretici güçlerin gelişimini frenlediğinden genel bir bunalıma girer. Genel bunalım ekonominin devresel hareketinden nispi olarak bağımsızdır. Kapitalist sistemde ekonomik buhranlar ekonominin devresel hareketi sonucu ortaya çıkarlar. Nispi bağımsızlık devrenin canlanma ve refah dönemlerinde de genel bunalımın varlığı biçiminde anlaşılmalıdır. Kapitalizm tekelci dönemde üretici güçleri burjuva ilişkileri çerçevesi içinde bile olanca hız ve bereketiyle geliştiremediğinden, serbest rekabetçi dönemdekine benzer bir refaha ulaşamaz.
      Kapitalizmin genel bunalımı sürekli bir durumdur ve bu anlamda ekonominin devresel hareketinden nispi olarak bağımsızdır, ancak devri hareket de genel bunalımı etkiler. Devrenin durgunluk ve çöküş aşamaları genel bunalımı derinleştirerek buhranları ve krizleri doğurur.
      Pasifistlere göre ise serbest rekabetçi dönemde de tekelci dönemde de buhran sadece ekonominin devresel hareketinden kaynaklanır. Emperyalist dönemde ekonomik buhranların daha sık görülmesinin nedeni ise bilimsel ve teknolojik devrimdir. Böylece sabit sermayenin yenilenme süresi kısalmaktadır. Serbest rekabetçi dönemde üretim araçlarını 10 yılda bir yenileyen kapitalizm, tekelci dönemde aynı şeyi 6-7 yılda yapabilmektedir. Böylece pasifist devrim teorisinin temellerini atayım derken yolunu şaşıran bu küçük-burjuva sonunda tekelci dönemde üretici güçlerin daha da hızlı geliştiği neticesine varır !
      Mahir Çayan yoldaş sürekli ve genel bunalımın devresel harekete indirgenemeyeceğini, bu çok önemli olguyu "Kesintisiz Devrim-I"de şöyle belirtir:       Sürekli ve genel bunalımın devresel hareketle özdeşleştirilmesi çok önemli üçüncü çarpıtmaya temel olur.
      3- Sürekli Bunalımın Reddedilmesi
      Pasifizm genel bunalımı (çarpıtılmış biçimde) kabul eder, sürekli bunalımı ise reddeder. Pasifistler sürekli bunalımı, sürekli kriz olarak anlarlar. Onlar, Lenin'in tekelci dönemde bir bütün olarak kapitalist sistemde devrimin ojektif şartları mevcuttur sözünü hiç anlamamışlardır. Devrimin objektif şartlarının sistem ölçüsünde sürekli mevcut olması, özünde, sürekli ve genel bunalımdan kaynaklanır. Birini kabul etmeden diğerini savunmak olamaz.
      Kapitalizmin sürekli ve genel bunalımının ekonominin devrevi hareketinden nispi bağımsızlığı Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'nin temelidir. Genel bunalım emperyalist sistemin tümünde sürekli olarak mevcuttur. Ancak bunalımın tek tek ülkelere yansıma biçimi o ülkenin iç yapısıyla belirlenir. Leninist proletarya devriminin dünya ölçüsünde eşitsiz gelişimi veya devrimin tek ülkede gerçekleşebileceği teorisinin özü budur.
      Sürekli ve genel bunalımın birinci ve ikinci bunalım dönemlerinin sömürge ve yarı-sömürge veya üçüncü bunalım döneminin geri-bıraktırılmış ülkelerine, saptırılan iç dinamik sonucu şiddetle yansımasıyla ülkede sürekli buhran (veya henüz olgunlaşmamış da olsa sürekli milli kriz) ortaya çıkar; evrim ve devrim aşamaları iç içe girer.
      Genel bunalım kavramının çarpıtılması, böylece genel bunalımın devresel harekete indirgenmesi ve sonuçta sürekli bunalımın reddedilmesi ise, bütün sağ-oportünist teorilerin temelidir. Böylece devresel hareketin refah ve çöküş aşamalarına göre evrim ve devrim dönemlerinin ayrılması mümkün olur.
      Ülkemizdeki çeşitli oportünist fraksiyonlar sorunun temelinin burada yattığını anladıklarından kapitalizmin genel bunalımından (bunu da çarpıtarak) bahseder, sürekliliği ise reddederler. Onlara göre, "bu genel buhran ekonomik krizlerin siyasal bir yansımasından başka bir şey değildir." [14*]Görünüşte ne kadar masum ve kitaba uygun bir değerlendirme; öyle ya bütün buhranlar son tahlilde ekonomik buhrana dayanır. Aslında pasifizmin bütün ideolojik temeli bu masum değerlendirmenin altında yatmaktadır. Kapitalizmin genel bunalımı ekonominin devresel hareketine indirgenince, bunalım da sürekliliğini kaybeder ve devresel olur; durgunluk ve özellikle çöküş aşamalarında kendini şiddetle hissettirir, toparlanma ve refah dönemlerinde ise refah mevcut değildir. Bir bütün olarak emperyalist sistemin bunalımı böylece sürekli olmaktan çıkartılır ve devrevi bir nitelik alır. Bu devrevi bunalımda elbetteki sömürge, yarı-sömürge veya geri-bıraktırılmış ülkelere ancak ekonominin durgunluk ve özellikle çöküş aşamalarında şiddetle yansır. Böylece bu ülkelerdeki buhran da sürekli değil, devrevi bir nitelik kazanır. Bu durumda evrim ve devrim aşamalarının iç içe geçmesini sağlayan objektif koşullar ortadan kalkar. Evrim ve devrim aşamaları birbirinden kesin çizgilerle ayrılabildikten sonra da Halk Savaşını reddetmek, işçi sınıfını devrimin temel gücü kabul ederek şehirlerde kısa sürecek bir ayaklanma ile devrimin başarıya ulaşacağını savunmak fazla zor değildir.
      Ülkemizdeki pasifizm artık meselenin temeline inerek kendine ideolojik kılıf aramaktadır. Dört yılda gerçekten büyük ilerleme !

II.
KAPİTALİZMİN SÜREKLİ VE GENEL BUNALIMINDA
DEĞİŞİK DÖNEMLERİN AYRILMASI


      Pasifizmin bunalım dönemleri üzerindeki görüşü işte budur: Emperyalizmin kendisi bir bunalımdır, o halde emperyalizmin bunalım dönemlerinden bahsedilemez. Sorunun özünü kavramak yerine kelimelerle uğraşmak oportünizmin temel karakteridir.
      Kapitalizm, emperyalist aşamaya girmesiyle birlikte asalak ve hastalıklı bir niteliğe bürünmüştür. Bu yanıyla emperyalizm, ortaya çıkış nedenleriyle birlikte kapitalizmin çöküşü demektir ve bizatihi bir bunalımdır. Ancak kapitalizmin bunalımını bu kadar "kabaca" açıklamak ve bunalımı "saflaştırmak" Marksizm-Leninizmi inkardır. Somut şartların somut tahlilini yapmamak demektir. Eğer Marksizm-Leninizm bir eylem kılavuzu ise, emperyalizmi devamlı gözlemek ve somut tahlillerini yaparak içinde bulunduğu durumun ayırtedici özelliklerini ortaya çıkarmak gerekir.
      Aslında pasifistler de bunalım dönemlerinden bahsederler ve hatta başlıca üç bunalım dönemi olduğunu bile söylerler. Amaç emperyalizmi incelemek değil, "işi kitabına uydurmaktır", herkesin söylediği bir şeyi bilinçsizce tekrarlamaktır. Pasifistler emperyalizmin tekelci kapitalizm olduğundan, emperyalist dönemde kapitalizmin asalaklaşma ve çöküş dönemine girdiğinden, dünyanın bir avuç tekel tarafından sömürüldüğünden vb. bahsederler. Bunlar emperyalizmin değişmeyen ve değişmeyecek genel özellikleridir.
      Pasifistlere göre emperyalizm hakkında bu kadar çok (!) şey bilmek yeter. Emperyalizmin değişmeyen "genel" özelliklerinin yanı sıra değişen özelliklerini -emperyalist sömürünün sürdürülüş biçimi (metropollerde ve sömürgelerde), emperyalist ülkeler arasındaki ilişkiler, emperyalistlerle sosyalist ülkeler ve ulusal kurtuluş savaşları arasındaki ilişkiler- yani bunalım dönemlerini incelemek, pasifistlere göre, emperyalizmin özünün değiştiğini savunmaktır.
      Aslında onlar suçlarının telaşı içindedirler. Pasifistlerin sürekli ve genel bunalımı çarpıtmaları gibi, bunalım dönemlerinin incelenmesinden de kaçınmaları nedensiz değildir.
      Emperyalist dönem kapitalizmin sürekli ve genel bunalımlar çağıdır. Ancak emperyalist dönem içinde de emperyalizmin değişen özellikleriyle belirlenen bunalım dönemleri vardır. Emperyalizmin bunalım dönemlerinin ayırtedici özellikleri şu kriterlerle açıklanabilir:
      1- Emperyalist sömürünün sürdürülüş biçimi (metropollerde ve sömürgelerde):
      Emperyalizmin bir dünya sistemi olması ve içine düştüğü bunalımdan sistem içindeki tedbirlerle kurtulmaya çalışması sömürü biçimlerinin de, dönemlere göre ayırtedici farklılıklara uğramasına neden olmuştur (sömürünün özü değil, biçimi değişir). Bu olgu, üretimin ve sermayenin yoğunlaşma derecesine uygun düşecek biçimde gerçekleşir.
      2- Emperyalistler arası çelişkinin durumu:
      Emperyalistler arası çelişki her dönemde mevcuttur. Ancak bu çelişki askeri ve teknolojik üstünlüğe, sosyalist sistem ve ulusal kurtuluş savaşlarının gücüne ve sermayenin yoğunlaşma derecesine göre çeşitli biçimler alır.
      3- Emperyalizmle alternatif ve potansiyel güçler arasındaki durum:
      Kapitalizmin sürekli ve genel bunalımının özele şiddetle yansıması ve ortaya çıkan milli krizin doğru değerlendirilmesiyle kapitalizmden sosyalizme geçiş gerçekleşir. Bu geçiş, kapitalizmin temel çelişkisinden, bu çelişkinin aldığı çeşitli biçimlerden ve onun çeşitli yansımalarından kaynaklanır. Ancak bu sorunun sadece bir yönüdür, kapitalizmin içinden doğan sosyalizm, sonucu olduğu çelişkileri etkiler. Emperyalizmin etki alanını daraltarak temel çelişkiyi şiddetlendirir ve onun çeşitli yansımalarını değiştirir (emperyalizmin etki alanının daralması geniş anlamda düşünülmelidir. Bu sosyalist ülkeler ve devam eden ulusal kurtuluş savaşları gibi sadece mevcut tehlikeyi değil, emperyalist-kapitalist metropollerde gelişen sınıf mücadelesini ve geri-bıraktırılmış ülkelerde henüz geniş halk kitleleri içinde yayılamamış, oluşum halindeki anti-emperyalist, anti-oligarşik mücadeleyi ve kitlelerin büyük huzursuzluğu gibi potansiyel bir tehlikeyi de içerir.)
      Bu üç unsurun sentezi emperyalist sistemin bir bütün olarak işleyişini belirler. Emperyalizmin herhangi bir bunalım döneminin açıklanması, emperyalist sistemin bir bütün olarak işleyişinin açıklanması demektir.
      Emperyalist sistemin bir bütün olarak işleyişini belirleyen üç ana unsur iki temele indirgenebilir: Birincisi, sistemin iç dinamiğinin geçirdiği evrimdir. Bu evrim emperyalist sömürünün sürdürülüş biçimine, metropollerdeki sınıf çatışmasına, emperyalist ülkeler arasındaki ilişkilere ve emperyalistlerle sömürge ülkeler arasındaki ilişkilere yansır. İkincisi, emperyalist sistemin iç dinamiğinden doğan sosyalist ülkelerin ve ulusal kurtuluş savaşlarının bu iç dinamiği etkilemeleridir. Bu iki ana unsurun sentezi emperyalist sistemin bir bütün olarak işleyiş modelini ortaya koyar. (Şüphesiz her model gibi, burada da ikincil unsurlar ihmal edilir. Emperyalist sistemin bir bütün olarak işleyişinin genel özellikleri birinci plana çıkartılır, münferit sapmalar bu genel özellikleri değiştiremeyeceğinden ihmal edilir. Örneğin III. bunalım döneminde geri-bıraktırılmış bir ülkede herhangi bir nedenle açık işgalin uygulanması, sistem bir bütün olarak ele alındığında, bu dönemde emperyalist işgalin gizlenmesi (gizli işgal) olgusunun önemini azaltmaz.)
      Zaman içinde iki ana unsurun değişimi ve bu değişimin yansımaları sonucu yeni bir işleyiş modeli ortaya çıkar. Bu model eskinin yöntemleri, ilişkileri vb. ile geniş ölçüde açıklanamıyorsa, emperyalizmin bunalım dönemlerinde bir dönem bitmiş, yenisi başlamıştır.
      Sağ-oportünizm bu konuda şaşkın ördekten farksızdır. Bir bunalım döneminin bitişini, diğerinin başlangıcını neyin belirlediğini tutarlı bir biçimde açıklayamaz. Bir yandan sürekli ve genel bunalımı ekonominin devrevi hareketine indirger, diğer yandan genel bunalımın başlangıç tarihinin 1917 olduğunu söyler (halbuki bu durumda genel bunalımın 1847'de başlaması gerekir). Sağ-oportünizm bir yandan genel bunalımın üçüncü döneminde olduğumuzu söyler ve böylece her dönemin birden fazla devresel hareketi içerdiğini kabul eder (bunun zorunlu sonucu sürekli ve genel bunalımın devresel harekete indirgenemeyeceğidir); diğer yandan bunun aksini savunur. İşte oportünizmde ilke istikrarı diye birşeyin olmaması, pasifizmini gizlemek için görünüşte doğruyu savunup meselenin özünü tahrif etmesi, yılan gibi kıvrılıp her şekle girmesi esprisi budur.
      Pasifistlerin emperyalizmin değişmeyen, "genel" özelliklerinden bahsetmeleri, bunalım dönemlerini ise incelemeye yanaşmamaları nedensiz değildir. Bunalım dönemlerinin incelenmesi, emperyalist sistemin bir bütün olarak işleyişindeki değişmeleri açığa çıkarır. Bu değişim kaçınılmaz olarak proletaryanın çarpışma biçimlerine yansır, yeni örgütlenme ve mücadele yöntemlerini doğurur. Objektif şartların zorunlu kıldığı yeni mücadele ve örgütlenme yöntemlerini inkârın en kısa yolu ise yeni şartların varlığını inkâr etmektir. Emperyalizmin sadece değişmez özellikleri olduğunu, bunalım dönemlerini incelemenin gereksiz olduğunu savunmaktır.




Birinci Bölümün Dipnotları


(1*) Marks : Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, s: 24
(2*) Marks: Kapital, I. Cilt-II. Kitap, s: 404, Odak yay.
(3*) Marks: Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, Sunuş, s: 9
(4*) Engels: Fransa'da Sınıf Mücadeleleri, Önsöz, s: 15-16
(5*) Lenin: Proletarya İhtilali ve Dönek Kautsky, s: 31
(6*) Marksizm-Leninizmin İlkeleri-II, s: 94, Yar yay.
(7*) Geniş bilgi için bkz. Çokuluslu Tekeller ve Uluslararası Tekelci Sermaye, TİB yay.
(8*) Lenin: Emperyalizm, s: 81
(9*) Marksizm-Leninizmin İlkeleri-II, s: 110, Yar yay.
(10*) Bu konuda bkz: Türkiye'de Sol Sapma, İlke, Sayı: 16. Çoğunluğu Kesintisiz Devrim II-III'ün eleştirisine ayrılmış bu tahrifat kolleksiyonunu yazının çok genişleyeceğini düşünerek ayrıntılı olarak burada eleştirmedik.
(11*) Lenin: Revizyonizm Üzerine, s: 64, Koral yay.
(12*) Kapitalizmin Genel Buhranı, Kitle, Sayı: 31
(13*) Kapitalizmin Genel Buhranı, Kitle, Sayı: 31
(14*) Kapitalizmin Genel Buhranı, Kitle, Sayı: 31
[15] Türkiye'de Sol Sapma, İlke, Sayı: 16, s: 85