|
|
|
İslâm İnkılâbının Gerçek ve Üstün Münevverler Aristokrasyası
“Nasıl sosyalizma ve onun azmanı komünizma, gayet müşahhas örneklere dayanarak ortaya hakkı çalınan bir işçi ıstırabı çıkarmış ve bunu sistemleştirmişse, bizim dayandığımız ve bütün insanlık mikyasında hudutsuz ve şamil gördüğümüz zümre hakkı da, fikir çilesinden ve idrak ıstırabından doğar. Demek ki, bizim bu türlü münevverler sınıfından anladığımız bu asîl mefhumun orospulaştırılmış delâletiyte baştan başa mankafa ve hiçbir işe yaramaz zoraki ve ukalâ aydınlar kalabalığı değil, kargabüken zehrini almış gibi kıvranırcasına fikir çilesi ve idrak ıstırabı çekenler kadrosudur.”
Kin… Nefret… İntikam…
“Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik...
Halka değil, Hakka inanan; meclisinin duvarında ‘Hakimiyet Hakkındır’ düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik...
Emekçiye ‘Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın!’ diyecek...
Kapitaliste ise ‘Allah buyruğunu ve Resûl emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!’ ihtarını edecek...
Taktik Hevalım!
Yıllar önce, AKP’nin kuruluş günlerinde, 2002 yılında, “yenilikçiler” diye adlandırılan ve AKP’nin “mehteran takımı”nı oluşturan “eski” Milli Görüşçülerin “değişim”inden söz ediliyordu. Onlar “artık” değişmişlerdi! Recep Tayyip Erdoğan “Milli Görüş gömleğini” çıkarmıştı! “Muhafazakar-demokrat” olmuştu! Artık Milli Görüş günlerindeki gibi “demokrasi”yi “amaca ulaşmanın aracı” olarak görmüyordu!
İşte Hasan Cemal’in “özlediği” Recep Tayyip Erdoğan, on yıl önce “merkez medya”nın sunduğu bu halidir. Oysa ne Recep Tayyip Erdoğan “Milli Görüş gömleği”ni çıkarıp atmıştır, ne de “değiş”miştir. Söz konusu olan, bir zamanlar PKK’lilerin dilinden düşmeyen ünlü deyişle, sadece “taktik hevalım”dır. Yapılan sadece takiyyedir; olduğundan farklı görünmektir.
Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül, Necip Fazıl Kısakürek’in sözleriyle, “İslâm inkılâbının gerçek ve üstün münevverler aristokrasyası”dır. Erbakan’ın Milli Görüş çizgisi ile olan “ayrım”ları da, Necip Fazıl Kısakürek’in Erbakan karşıtlığında kendi yansısını bulur. “Milli Görüş gömleği”ni çıkardık derken, gerçekte Erbakan’a karşı Necip Fazıl Kısakürek’in saflarında yer alışlarına gönderme yapılmıştır.
Ve şimdi “aslına rücu” eylemişlerdir.
Kemalizmin “Sağı-Solu” Ve Asker-Sivil Aydın Zümre Mahir Çayan
Kemalizm, emperyalizmin boyunduruğu altındaki bir ülkede doğu halklarının milli kurtuluş bayraklarını yükselten, emperyalizmi yenerek milli kurtuluş savaşlarını açan bir küçük-burjuva milliyetçiliğidir. Türkiye’deki küçük-burjuvazinin en radikal çizgisi olan Kemalizmi karakterize eden yalnızca “Milli Kurtuluşçuluk” ve “Laiklik” öğeleridir. Eşyanın doğası gereği Kemalizmin belirli bir iktisat politikası yoktur ve olmamıştır. Küçük-burjuvazinin emekle sermaye arasında bocalayan genel niteliği, Kemalizmin iktisat politikasında yansımaktadır. İçinde bulunulan evrenin koşullarına göre yön değiştiren, bazen özel teşebbüsçü yanı, bazen de devletçi yanı ağır basan bir iktisat politikası vardır Kemalizmin. Kemalizmi bugüne kadar ayakta tutan, ona ruh veren milli bağımsızlıkçı niteliğidir. Kemalizmin anti-emperyalist niteliği bir tarafa bırakılırsa, ortada Kemalizm diye bir şey kalmaz.
Demagogun Demagojisi ya da Hatibin Belagatı
Bu dönemde Erbakan’ın temsil ettiği şeriatçı demagojinin temel dayanağı da , Necip Fazıl Kısakürek’in “jargonu”yla, “kominizma”dır. Onlara göre, ülkenin başındaki her türlü “müsibet”in nedeni dinsizliktir, allaha olan inancın azalmasıdır. Nasıl ki, “allah”, ahlaksızlığın “zirve” yaptığı Sodom ve Gomora’yı “helak” ettiyse, “şimdi” mini etek giyen kadınlar, saç uzatan erkekler “allahın gazabını üzerimize çekmekte”dir! “Hadis-i şerif”e göre, “erkekler kadınlara kadınlar erkeklere benzediğinde, ömürler uzadığında, zaman kısaldığında, dünya şiddetli bir kargaşa içinde kaldığında, fakirler çoğaldığında…” kıyamet yaklaşmış demektir. “Allahü teâlâ” “bizi” Sodom ve Gomora gibi “helak” etmeden önce bu “ahlaksız gidişatı durdurmak gerekir”! Bu ahlaksızlığın kaynağı da, “koministler” ve “kızıl başlar”dır! Buna inananlar, doğal olarak bu “kaynağı” kuruttuklarında “allahın inayetine, ihsanına gark olacaklardır”! İşte o zaman ne enflasyon kalacaktır, ne başka bir “dert”!
Bu şeriatçı demagoji, ekonomik kriz dönemlerinde yoksulluğun ve işsizliğin artması sonucu ortaya çıkan toplumsal bunalım ortamında hemen her zaman etkili olmuştur.
12 Eylül Mahkemesi Soytarılığı
“Özel yetkili” savcılara verilen talimatla açılan “12 Eylül davası”yla “bir”ileri insanlarla düpedüz alay ediyor. “Bir”i istediği için “özel yetkili” savcılar dava açıyor, “özel yetkili” mahkeme davayı başlatıyor ve bunun adına da “demokrasi”, “hukuk” ve “hesap sorma” deniliyor.
Eğer ki, o “bir”i talimat vermeseydi, eğer ki, “özel yetkili” savcılar “yargının bağımsızlığı” adına bu talimata uymasalardı, “özel yetkili” mahkeme aynı gerekçeyle davayı reddetseydi ne olacaktı?
Bu 12 Eylül davası, ne hukuksaldır, ne de meşrudur. Sadece “bir”inin talimatıyla yapılan bir “şov”dan ibarettir.
Mahkeme kapısına yığılan, buldukları fırsatta “halaya duran” ve kendilerini “12 Eylül mağduru ve yakını” olarak tanıtanların böylesi bir “şov”un parçası olmaları hiç de kabul edilebilir değildir.
Tarih çarpıtılmıştır ve çarpıtılmaya devam edilmektedir.
Bu Sözlerin Altına İmzanızı Atarmısınız?
“Eksik kalmış adalet, hukuk ve demokrasi getirmeyecek. Sadece benim davamda 5 tutuklu var, 100 civarında gazeteci hâlâ içeride. İfade özgürlüğü meselesi sadece gazetecilerin sorunu değil. 600 civarında üniversite öğrencisi var. KCK davasından 6.000 üzerinde tutuklu var. Bunların hepsi düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi gereken tutuklular. Bunun mücadelesine biz devam edeceğiz.
Ve burada adalet ne zaman sağlanacak diyeceksiniz.
Bu komployu kuran, yürüten polisler, savcılar ve hâkimler bu cezaevine girecek. Burada ant içiyorum. Onlar buraya girdiğinde adalet gelecek. O cemaat bağlantılı, o çete bağlantılı adamlar buraya girecek…
Ama herkes şunu bilsin. Bunca baskı ve zulümden, o iktidarın korktuğu ama bizim de özlemini duyduğumuz ve mücadelesini sürdürmeyle devam edeceğimiz bir hayat çıkacak.”
(Ahmet Şık’ın cezaevi çıkışında söylediği ilk sözler.)
TÜRKİYE HALK KURTULUŞ PARTİSİ-CEPHESİ
KIZILDERE VE ON'LAR
24 Mart 1977 Ömür Karamollaoğlu
15 Mart 1981/Bahçelievler Mehmet Yıldırım, Nihat Kurban, Süleyman Aydemir, Cemalettin Düvenci
|
|