KURTULUŞ CEPHESİ - Temmuz-Ağustos 1999
İMRALI SAVUNMASI'NDA
NE SAVUNULDU?
Bağımsızlık ve Demokrasi Yolunda Kurtuluş, Sayı: 39, 16 Temmuz 1999
"Beklentim, devletin payıma düşen görevleri belirlemesidir." (Öcalan)
(Aşağıdaki metin, Bağımsızlık ve Demokrasi Yolunda Kurtuluş dergisinin 16 Temmuz 1999 tarihli 39. sayısından alınmıştır. A. Öcalan'ın İmralı duruşmaları sırasında sergilediği tutumu çeşitli yazılarında eleştiren derginin bu yazısı, konunun devletle yapılması hesaplanan "gizli pazarlık" yanını ele almaktadır. İçerdiği kimi değerlendirmelere ve ifadelere tümüyle katılmasak da, soldaki suskunluğu düşünerek, yazıyı olduğu gibi yayınlıyoruz.)
Hep Kullanmayı Düşünenler, Kullanılmaktan Kurtulamazlar
Bu Kısır Döngünün Adı mı "Usta Politika"?
Öcalan'ın avukatlarıyla yaptığı görüşmelere ilişkin bilgiler, savunmanın nasıl şekillendiğine dair belli bir fikir veriyor.
Öcalan'ın avukatlarından Zeki Okçuoğlu, ilk günlerdeki görüşmelerine ilişkin şunu aktarıyor:
" ... başından itibaren bir iki avukatın gösterdiği cansiperane çaba Öcalan'ın 'Devletin ve Başbakanlık Eşgüdüm Merkezi'nin çizdiği çerçeve içinde savunma yapacağım. Kimse benden başka bir savunma yapmamı beklemesin. Sizlerden de bu çerçevede savunma yapmanızı istiyorum' sözleriyle ne yazık ki bütünüyle çökmüştü." (Serbesti, sayı: 4)
Okçuoğlu şöyle devam ediyor:
"Bu perspektifle avukatlara savcı yardımcılığı öneriliyordu."
Yargıcın, sanığın, tanığın, avukatların, medyanın, kısacası herkesin ne söyleyip yapacağı belli; herkes üzerine düşeni yapıyor. İşte böyle bir yargılamaya tanık olduk. Çok demokratikti mahkeme. Çünkü belliydi ki olumsuz herhangi bir gelişme olmasından herhangi bir kaygı duymuyorlardı.
Okçuoğlu, daha önce bir radyoyla yaptığı röportajda da Öcalan'la görüşmelerinin kontrgerillanın denetiminde olduğunu söyleyerek, bu görüşmelerden birinde Şeyh Said'in nasıl aldatılarak idam edildiğini anlattığını ve Öcalan'ın bu anlatıma daha sonra şöyle bir tepki gösterdiğini söylüyor:
"Şeyh Said hakkında bana anlattığın hikaye [*] yukarıdakilerin hoşuna gitmemiş, dedi. Bundan sonra da benimle konuşmalarına dikkat etmelisin, böyle yanlış şeyleri de bana anlatmamalısın, dedi. Ben de bunları birilerinin hoşuna gitsin diye anlatmadığımı ifade ettim ve ben örnek olması, kendisinin de ders çıkarması için anlattığımı söyledim."
Anlatılanların eksiği olabilir, fazlası olabilir. Ama zaten olan biten bu anlatılanları fazlasıyla doğruluyor. Ortada bunlara uygun bir gelişme olmasa, spekülatif der geçersiniz.
Ama savunma, ortadadır. Orada devletin, MGK'nın, ABD'nin görüşleri vardır. Bunu daha önce söylemişizdir.
Daha duruşmaların başlangıcında "İmralı'da oligarşinin, emperyalizmin duymak istedikleri söyleniyor" dedik. Çünkü söylenenlerin derin anlamı da, çıplak anlamı da ortadaydı.
Yıllardır oligarşinin savundukları, hatta ders kitaplarında yazdıkları, bu defa Öcalan'ın ağzından tekrar ediliyordu.
İşte tartıştığımız bu... Sol, devrimcilik ne hale geldi?
Devletin görüşlerini, MGK'nın, ABD'nin dediklerini tartışır hale geldik. Bu görüşler devletin mi, devrimcilik mi, fırtına burada kopuyor.
Oysa savunmanın sahibi açıkça söylüyor. Gerçek de bu. O savunma devletindir. ABD'nindir.
Tekrar ediyoruz. Bu savunma devletin, ABD'nin devrime, sosyalizme saldırısıdır. Doğrudan saldırıdır. Hiç bir uydurma teori, bu gerçeği gizleyemez.
DEVLETİN DUYMAK İSTEDİKLERİ SÖYLENMİŞTİR!
İMRALI SAVUNMALARI, ABD VE MGK'NIN ÇÖZÜMÜ DOĞRULTUSUNDADIR.
DEVLET SAVUNULMAKTADIR VE DEVLETE TABİ OLUNMUŞTUR.
Bunları daha önce yazdık.
ABD'nin yıllardır Kürt sorunu için "sorun Türkiye'nin demokratikleşmesi sorunudur" dediği biliniyordu. Öcalan'ın savunmasının temel tezi de budur.
MGK, bu mücadeleyi siyasal, askeri, ahlaki her açıdan gayri-meşru ilan ediyordu yıllardır. Öcalan da bunu yapmıştır. Hatta o MGK'nın beklediğinden de fazlasını yapmış, tarihteki Kürt isyanlarını bile mahkum etmiştir.
Bu savunmanın nasıl biçimlendiğinin özel bir önemi yoktur. Ancak artık orada, devletin savunulduğu ortadadır. Bunu herkes görmek zorundadır.
Zeki Okçuoğlu'nun sözleri spekülatif bulunabilir. Hatta "yalan" diyen de çıkabilir. Öyle bile olsa, değişen hiç bir şey olmaz. çünkü savunmanın kendisi ortadadır. Çünkü Öcalan'ın mahkeme boyunca tavır ve sözleri ortadadır. Hepsine şu veya bu şekilde bir kulp takıp onları doğru, eksiksiz, görmek ve göstermek isteyenler, son olarak Öcalan'ın kendi yazdığı mektuptaki şu sözlere baksınlar:
"Umut ve beklentim mahkemeden sonra devletin -illa beni veya PKK'yi resmen muhatap kabul etsin demiyorum- uygun bir yöntemle gerçekten tüm sorunların kilidi haline gelmiş bu silahlı çatışmayı kalıcı olarak sona erdirmek için, duyarlı, bilimsel ve durumumuzu bütün boyutlarıyla göz önüne alan bir planlamayla gündemleştirmesi ve payıma düşen görevleri belirlemesidir. Şu anda etkileme gücümüz sona erdirmeye uygundur. Uzun sürmesi kontrolü kaybettirebilir. Çünkü çok çıkar ve güç üzerinde oynuyor." (7 Temmuz 1999, Özgür Politika)
Ne söylüyor?
1- Devlet beni veya PKK'yı muhatap alsın demiyorum.
2- Devlet, duyarlı, bilimsel ve durumumuzu bütün boyutlarıyla gözönüne alan bir planlama yapsın. (Hangi devlet? Tabii ki sözü edilen MGK'nın kurmaylığındaki faşist devlettir. Türkiye'de bundan başka devlet yok.)
3- Devlet, bu planlama çerçevesinde benim payıma düşen görevleri de belirlesin.
Öcalan devletin vereceği görevleri kabul etmeye hazır.
Nasıl bir görev üstlenebileceğini de açığa kavuşturuyor.
Şu anda sona erdirebilecek gücüm var diyor. (Sona erdireceği ne? PKK. Aynı kapsam içinde gerilla savaşı. Kürt halkının ulusal mücadelesi.)
Bu arada Öcalan devleti UYARMAYI da ihmal etmiyor.
Şu anda diyor, bunları sona erdirecek gücüm var, yani PKK üzerinde kontrolüm var, hala benim sözüm geçiyor, ama eğer geç kalınırsa, kontrolümü kaybedebilirim.
DEVLET PLANLAYACAK, ÖCALAN'A BU PLAN ÇERÇEVESİNDE GÖREV VERECEK, ÖCALAN VERİLEN GÖREVİ YERİNE GETİRECEK.
Bu bakış açısının yapacağı savunma da elbette farklı olmayacaktır.
Olmamıştır.
Bu devletten sözediyoruz ve Öcalan bu devlete sık sık saygı ve şükranlarını belirtiyor.
İmralı'daki duruşmanın başladığı ilk günkü gibi.
"Türk devlet yetkililerine" yazdığı son mektubu da aynı saygı ve şükranla bitiriyor. Şöyle diyor:
"Devlet, İmralı'daki yargılamayı dünyaya örnek olarak düşündü. Bunun temel yargılananı olarak saygı ve şükranla karşıladım."
İmralı'da hukuk yok diyor dışarıdakiler, Öcalan bu örnek yargılamaya saygı ve şükranlarını sunuyor.
Öcalan'ın barış politikasını, hatta "her dediğini" savunanlar, görmüyor bunları. Görmezden geliyor.
Körler de gerçeklerden kaçamaz.
İmralı savunmasının niteliği en becerikli demagoglar tarafından bile gizlenemez.
Dipnot
[*] Av. Okçuoğlu'nun A. Öcalan'a anlattığı hikaye kendi ifadesiyle şöyledir: "Şark İstiklal Mahkemesi hakimlerinden Ali Saib, Şeyh Said'i hücresinde ziyaret eder. Amacı Şeyh'i mahkemedeki savunmasında Kürtlerin inkar edilen hakları için değil, İslami nedenlerle ayaklandıklarını söylemeye ikna etmektir. Eğer Şeyh bu doğrultuda savunma yaparsa, kendisine verilecek idam cezası müebbed hapis cezasına çevrilecek, daha sonra Edirne'ye sürgün edilecek, 2 yıl sonra çıkarılacak aff-ı umumi ile serbest bırakılacaktı. Ali Saib bununla da kalmaz, serbest bırakıldıktan sonra birlikte kuzu çevirip yemek üzere Şeyh'i Hınıs'taki evinde ziyaret edeceğini de vaat eder.
Şeyh, mahkemede, Ali Saib'le anlaştıkları gibi hareketin Kürtlükle bir ilişkisinin bulunmadığını, isyanı İslami nedenlerle gerçekleştirdiklerini söyler. Ancak buna rağmen mahkeme idam cezasını müebbede çevirmez.
30 Haziran 1925 tarihli Cumhuriyet gazetesine göre infaz günü Şeyh Said siyasetgaha götürü-lürken Saib Bey'i sesinden tanır ve;
- 'Hani ya doğruyu söylersem kurtaracaktın' der.
Saib bey;
- 'Ne yapalım Said efendi, seninle Hınıs'ta kuzu yiyemedik' der. 'Bu kadar Türk kanının dökülmesine ve ocakların sönmesine sebep oldun, cezanı çekeceksin.'" (Kurtuluş Cephesi'nin notu)