N.
KONGREDEKİ SAVAŞIMIN GENEL GÖRÜNÜMÜ
PARTİNİN DEVRİMCİ VE OPORTÜNİST KANATLARI
Kongre görüşmelerine ve oylamalara ilişkin tahlillerimizi bitirdikten sonra, şimdi kısa bir özetleme yapalım ve böylece, tüm kongre malzemesine dayanarak, şu soruyu yanıtlayabilelim: seçimlerde tanık olduğumuz ve bir süre için partimize temel bölünme haline gelen çoğunluk ve azınlığı oluşturan öğeler, gruplar ve görüşler nelerdir? Böyle bir özetleme, kongre tutanaklarında bol bol görülen teorik ve taktik bütün ilke farklılıklarına ilişkin tüm malzemeyi kapsamalıdır. Genel bir "özet", kongrenin bir bütün olarak genel görünümü, oylama sırasında bütün belli-başlı grupların genel görünümü ortaya konmaksızın, bu malzeme çok kopuk, çok dağınık kalır; bu yüzden de, özellikle kongre tutanaklarını, kendi başına kapsamlı bir biçimde inceleme zahmetine girmeyen bir kişiye (kaç okurun bu zahmete girdiği de ayrı bir konu) ilk bakışta tek tek gruplar bir raslantı gibi görünür.
[sayfa 170]
İngiliz parlamento haberlerinde sık sık, karakteristik bir sözcük olan "bölünme" sözcüğüyle karşılaşırız. Bir konu oylandığı zaman, meclisin, şöyle şöyle azınlığa ve çoğunluğa "bölündüğü" söylenir. Kongrede tartışılan çeşitli konularda bizim sosyal-demokrat meclisimizin "bölünüşü", parti içindeki savaşımı,
kesinlik ve tümlükte bir benzeri daha bulunmayan, kendi türünde eşsiz grupları ve fikir cephelerini yansıtır. Dağınık, kopuk ve yalıtılmış gerçekler ve olaylar yığını yerine, gerçek bir görünüm elde etmek, bu görünümü tam bir grafik haline getirmek, ya da oylamalara ilişkin sonu gelmez, anlamsız tartışmalara (kim kime oy verdi, kim kimi destekledi?) dur demek için, kongremizdeki "bölünmeler"in
bütün temel tiplerini bir
çizge (
diagram) halinde göstermeye karar verdim. Belki de birçok kişi bunu yadırgayacaktır. Ama sonuçları, olabildiği ölçüde en doğru ve en tam biçimde özetleyip genelleştirebilecek bir başka yöntemin bulunacağını pek sanmıyorum. Ad okunarak yapılmış oylamalarda belli bir temsilcinin hangi doğrultuda oy kullandığı tam bir doğrulukla saptanabilir; ad okunarak oylama yapılmayan bazı önemli konularda da tutanaklara bakılarak, büyük bir olasılıkla ve gerçeğe yeter ölçüde yaklaşarak doğruyu yakalamak mümkün olabilir. Eğer ad okunarak yapılan bütün oylamaları ve önemi (örneğin görüşmelerin hararetine ve genişliğine bakarak karar verilen önemi) ne olursa olsun öteki konulardaki oylamaları dikkate alırsak, elimiz altındaki malzemenin elverdiği ölçüde, parti-içi savaşımın tam bir görünümünü yakalamış olacağız. Bir fotoğraf vermek, yani her oyun ayrı ayrı görünümünü ortaya koymak yerine, böyle yaparak, ortaya bir resim çıkarmaya, yani işi karıştırmaktan başka bir işe yaramayacak olan önemsiz istisnaları ve ufak-tefek sapmaları bir yana koyarak bütün ana oylama
tiplerini vermeye çalışacağız.
[sayfa 171] Herhangi bir kişi, bizim ortaya çıkardığımız resmi tutanakların yardımıyla kontrol edebilir, dilediği oylamayı ekleyerek genişletebilir, kısacası, yalnızca tartışarak, kuşku ifade ederek, münferit olaylara atıfta bulunarak değil, ama aynı malzemeye dayanmak suretiyle
daha farklı bir resim çizerek eleştirebilir.
Oylamaya katılan her temsilciyi çizgede gösterirken, kongre tartışmalarının tümünde ayrıntılı olarak izlediğimiz dört ana grubu özel işaretlerle göstereceğiz, yani: 1) çoğunluk
İskracıları; 2) azınlık
İskracıları; 3) "merkez"; ve 4)
İskracılara-karşı olanlar. Bu gruplar arasındaki fikir ayrılıklarını
birçok olayda görmüştük. Eğer zigzag sevdalılarına
İskra - örgütüyle
İskra eğilimini çok fazla anımsatan bu
adları sevmeyen olursa, onlara söyleyelim ki, ad önemli değildir. Kongredeki
bütün tartışmaları geriye doğru izleyerek ayrı görüşleri saptamış olduğumuza göre, yerleşik ve bilinen parti unvanları (ki bu unvanlar bazı kişilerin kulağını tırmalıyor) yerine
gruplar arasındaki görüş ayrılıklarının özünü belirleyen adlar koymak olanaklıdır. Bu değişiklik yapıldığında, dört grup için şu adları elde ederiz: 1) tutarlı devrimci sosyal-demokratlar; 2) küçük oportünistler; 3) orta boy oportünistler; ve 4) büyük oportünistler (bizim Rus ölçüleriyle büyük). Son zamanlarda,
İskracı, bir
eğilimi değil bir "çevre"yi belirleyen bir addan başka bir şey değildir diye kendilerini ve başkalarını avutanları, bu adların daha az sarsacağını umalım.
Şimdi bu çizgede "fotoğraflaşan" oy tiplerini ayrıntılarıyla açıklayalım (bkz çizge: Kongredeki Savaşımın Genel Görünümü - s. 173):
KONGREDEKİ SAVAŞIMIN GENEL GÖRÜNÜMÜ
...............................................................................................+41
...............5 .........-5
.........................................................................+32
...............................-16
...........................................................-25
.............................................................+26
.....................................................-23
...................................................................+28
.....................................................+24
...................................................-20
Artı (+) ve eksi (-) işaretleri, belli bir konuda olumlu ve olumsuz verilen toplam oyları göstermektedir. Şeritlerin içindeki rakamlar, dört gruptan herbirinin kullandığı oy sayısını göstermektedir. A'dan E'ye kadar olan her tipin gösterdiği oylama niteliği, metinde anlatılmıştır,
| GRUP ADLARI
Çoğunluk iskracıları
Azınlık iskracıları
Merkez
İskracılara-karşı olanlar
|
|
Birinci oylama tipi (A), "merkez"in,
İskracılara-karşı olanlara ya da onların bir bölüğüne karşı
İskracılarla birleştiği durumları kapsıyor. Bu tip, bir bütün olarak program
[sayfa 172] oylamasını (yalnızca yoldaş Akimov çekimser kaldı, bütün öteki temsilciler lehte oy verdi); ilke olarak federasyonu kınayan önerge üzerindeki oylamayı (beş bundcu dışında herkes lehte oy kullandı); Bund tüzüğünün 2'nci' maddesi üzerindeki oylamayı (beş bundcu bize karşı oy kullandı; beş temsilci çekimser kaldı. Bunlar Martinov, Akimov, Bruker ve iki oyuyla Mahov'du; geri kalanlar bizimle birlikte oy kullandı) içeriyor.
A tipinde gösterilen oylama bu oylamadır. Bundan başka,
İskra'nın partinin merkez yayın
[sayfa 173] organı olarak onaylanması sorunundaki üç oylama da bu tipte yer alıyor. yazıkurulu üyeleri (beş oy) çekimser kaldı; üç oylamada da iki oy (Akimov ve Bruker) aleyhteydi ve ayrıca
İskra'nın onaylanmasına ilişkin gerekçeler oylandığı zaman, beş bundcuyla yoldaş Martinov çekimser kaldı.
[66*]
Bu oylama türü, kongredeki "merkez"in ne zaman
İskracılarla birlikte oy kullandığı şeklindeki çok ilginç ve önemli bir soruya yanıt getiriyor. "Merkez"cilerin
İskracılarla birlikte oy kullandığı zamanlar, ya birkaç istisnasıyla
İskracılara- karşı olanların da bizimle beraber olduğu (programın kabulü, gerekçeler belirtilmeksizin
İskra'nın onaylanması); ya da ortada, kesin bir siyasal tutum yüklenimi altına doğrudan doğruya girilmesini gerektirmeyecek herhangi bir tür
açıklama yapılması sorunu bulunduğu zamanlar (
İskra'nın örgütleme çalışmalarının kabulü, onun belli gruplara ilişkin örgütlenme siyasetini uygulama yüklenimi altına girilmesini içermiyordu; federasyon ilkesinin reddedilmesi, yoldaş Mahov'da gördüğümüz gibi, belli bir federasyon tasarımı üzerindeki bir oylamada çekimser kalmayı dıştalamıyordu). Kongredeki gruplaşmaların anlam ve öneminden genel olarak söz ederken,
İskracılara- karşı olanların da bizimle birlikte oy verdiği olayları sıralayarak,
İskracılarla "merkez" arasındaki, tutarlı devrimci sosyal-demokratlarla oportünistler arasındaki farklılığı (yoldaş Martov'un ağzıyla)
önemsemezlikten gelen, gizlemeye çalışan resmi
İskra'nın, bu sorunu nasıl yanlış biçimde ortaya koyduğunu esasen görmüştük. Alman ve Fransız sosyal-demokrat partilerinde, oportünistlerin en "sağcıları" bile,
[sayfa 174] programın tümünün kabulü gibi konularda hiç bir zaman karşıt oy kullanmış değillerdir.
İkinci tip oylama (B), tutarlısıyla tutarsızlığıyla tüm
İskracıların bütün
İskracılara-karşı olanlara ve tüm "merkez"e karşı oy kullandığı durumları kapsıyor. Bunlar daha çok,
İskra siyasetinin belli ve özel tasarımlarının uygulamaya konmasına, yani
işin aslında İskra'nın yalnızca sözde değil, ama gerçekten onaylanmasına ilişkin durumlardı.
Hazırlık komitesi olayı;
[67*] Bund'un parti içindeki yeri sorununun gündemin ilk maddesi olması;
Yujni Raboçi grubunun dağıtılması; tarım programı üzerindeki iki oylama; ve altıncı ve sonuncusu da Yurtdışı Rus Sosyal-Demokratlar Birliğine (
Raboçeye Dyelo) karşı oylama, yani Birliğin (
League), yurtdışındaki tek parti örgütü olarak kabulü, bunlar arasındadır. Bu oylamalarda, eski, parti-öncesi, çevre anlayışı, oportünist örgütlerin ya da grupların çıkarları, dar marksizm anlayışı, sonuna kadar tutarlı ilkelere bağlı devrimci sosyal-demokrasi siyasetiyle çarpışıyordu; azınlık
İskracıları,
kendi çevre anlayışları, kendi tutarsızlıkları sözkonusu oluncaya dek birçok olayda, büyük ölçüde önem taşıyan (hazırlık komitesi,
Yujni Raboçi ve
Raboçeye Dyelo, açısından önemli) birçok oylamada bizim yanımızda yer aldı. Bizim ilkelerimizin pratiğe uygulanmasına ilişkin birçok sorunda,
merkezin,
İskracılara-karşı olanlara bize olduğundan çok daha fazla yakınlık göstererek,
pratikte,
[sayfa 175] sosyal-demokrasinin
oportünist kanadına,
devrimci kanada olduğundan çok daha fazla eğilim duyarak
İskracılara- karşı olanlarla güçbirliği yaptığını bu "bölünmeler" bir grafik açıklığıyla ortaya koyuyor.
Ad olarak İskracı olan, ama
İskracı olmaktan utanç duyanlar, gerçek niteliklerini ortaya koydular; bunu izleyen kaçınılmaz savaşım hiç de hafif geçmedi ve bu savaşım, o savaşım içinde ortaya çıkan ilke farklılıklarının önemi ve anlamını, daha az düşünceli olan, daha çok etkilenebilen kişilerin gözünden sakladı. Ama şimdi, savaş ateşinin bir ölçüde küllendiği, ve tutanakların bir dizi ateşli tartışmanın tarafsız özeti olarak orta yerde durduğu şimdi, Mahov'larla Egorov'ların Akimov'lar ve Lieber'lerle kurduğu ittifakın bir raslantı olmadığını ve olamayacağını, ancak gözlerini gönül rızasıyla kapatanlar görmeyebilir. Martov'la Akselrod'un yapabileceği tek şey, tutanakların kapsamlı ve doğru bir biçimde tahlilinden uzak durmaktır, ya da artık geç bile olsa, kongredeki tutumlarından ötürü
esef duyduklarını ifade ederek zararı
telafi etmeye çalışmaktır. Eğer
esef etmek görüş ve siyaset farklılıklarını ortadan kaldirabilirse! Eğer Martov'la Akselrod'un Akimov, Bruker ve Martinov'la. bugünkü ittifakı, ikinci kongrede ayakları üzerine kalkan partimizin, hemen hemen bütün kongre boyunca
İskracıların
İskracılara-karşı olanlarla yaptıkları savaşı unutmasını sağlayabilirse!
Çizgedeki geri kalan üç bölümde (C, D ve E) gösterilen, kongredeki üçüncü tür oylamanın ayırdedici özelliği,
İskracıların ufak bir bölüğünün ayrılıp
İskracılara-karşı olanların yanına geçmesi ve bunun sonucu olarak
İskracılara-karşı olanların (kongrede kaldıkları süre içinde) zafer elde etmiş olmalarıdır. Azınlık
İskracılarının
İskracılara-karşı olanlarla yaptığı bu şanlı
koalisyonun (ki bu koalisyonun yalnızca adını anmak bile Martov'u, kongrede isterik mektuplar yazmaya sürüklemişti) gelişimini tam bir doğrulukla ortaya koyabilmek için,
ad okunarak yapılan, bu
[sayfa 176] türdeki üç ana oylamayı da alıyoruz. (C), dillerin eşitliğine ilişkin oylamadır (bu sorun üzerinde ad okunarak yapılan üç oylamadan, tam olduğu için, sonuncusu alınmıştır). Bütün iskracılara-karşı olanlarla merkezin tümü bize karşı durmuşlardır;
İskracılardan çoğunluk kanadının bir bölüğüyle azınlık kanadının bir bölüğü kopmuştur.
Kongrenin oportünist "sağcı kanadı"yla kesin ve ömürlü bir koalisyon kurabilen İskracıların kim olduğu henüz açık değildir. Ondan sonra (D) türü oylama geliyor — tüzüğün l'inci maddesi üzerindeki oylama (bu konudaki iki oylamadan, daha kesinlik göstereni, yani çekimserin bulunmadığı oylamayı alıyoruz).
Burada koalisyon daha göze çarpar hale geliyor, daha kesin bir biçim[68*] alıyor: çoğunluk
İskracılarından pek azı hariç,
tüm azınlık
İskracıları, şimdi Akimov'la Lieber'in yanındadır; bunlar, bizim tarafımıza geçen üç "merkez"ciyle bir
İskracılara-karşı olanı dengelemektedirler. Çizgeye şöyle bir göz atmak, zaman zaman ve geçici olarak bir yandan öte yana geçenlerin kimler olduğunu,
Akimov'larla ömürlü bir koalisyona doğru dayanılmaz bir güçle çekilenlerin kimler olduğunu göstermeye yeter. Çoğunluğa ve azınlığa son bölünüşü gösteren sonuncu oylama (E - merkez yayın organına, Merkez Yönetim Kuruluna ve parti konseyine seçimler), azınlık
İskracılarının
tüm "merkez"le ve
İskracılara-karşı olanların
kalıntılarıyla tam bir biçimde kaynaşmışlığını açıkça ortaya koymaktadır. İş bu noktaya geldiğinde sekiz
İskracılara-karşı olandan, kongrede
yalnızca yoldaş Bruker kalmıştı (yoldaş Akimov, hatasını ona
[sayfa 177] esasen açıklamış bulunuyordu, o da
martovcuların safındaki uygun yerini almıştı).
Oportünistlerin en "sağcı"larından yedisinin çekilmesi, seçimlerin Martov'a karşıt bir sonuç vermesini sağladı.
[69*]
Şimdi, her tipten oylamaya ait nesnel kanıtların yardımıyla kongrenin sonuçlarını özetleyelim.
Kongremizdeki çoğunluğun bir
"raslantı" sonucu olduğuna dair çok söz söylenmiştir. Yoldaş Martov'un
Bir Kez Daha Azınlıkta başlıklı broşüründe, tek avunusu, gerçekte buydu. Çizge açıkça gösteriyor ki, çoğunluk, bir anlamda, ama yalnızca bir
anlamda raslantısal diye nitelenebilirdi; yani
"sağ"ın en oportünist yedi temsilcisinin çekilmesi —ola ki— bir raslantı sonucuydu. Bu çekilişin raslantısal olduğu ölçüde (daha fazla değil), bizim çoğunluğumuz raslantısaldı. Çizgeye şöyle bir göz atmak, bu yedi kişinin kimin tarafında olabileceğini,
olmak zorunda bulunduğunu[70*] uzun boylu bir sürü laftan çok daha iyi biçimde ortaya koyacaktır. Ama asıl soru şudur: yedi kişinin çekilişi ne ölçüye kadar raslantısaldı? Bu, çoğunluk un "raslantısal" niteliğinden alabildiğine söz edenlerin kendilerine sormayı pek istemedikleri bir sorudur. Bu, onlar için tatsız bir sorudur. Çekilenlerin, partimiz
sol kanadının değil,
sağ kanadının en aşırıcı temsilcileri olması bir raslanti mıydı? Çekilenlerin, tutarlı
devrimci sosyal-
demokratlar değil de
oportünistler olması bir raslantı miydi? Bütün kongre boyunca oportünist kanada karşı verilen ve çizgemizde açıkça görünen savaşımla bu "raslantısal" çekilme arasinda hiç bir
[sayfa 178] bağlantı yok mudur?
Çoğunluğun raslantısal bir nitelikte olduğu haklundaki konuşmaların hangi gerçeği
gizlemeyi amaçladığını anlamak için, kişinin, azınlık için çok tatsız olan bu soruları sorması yeterlidir. Hiç kuşkuya yer bırakmayan, karşı çıkılamayacak gerçek şudur:
bizim partimizde azınlığı oluşturanlar oportünizme en çok eğilim göstermiş olanlardı. Azınlık, partide, teoride en az istikrarlı,
ilke sorunlarında en az sebatlı kişilerden oluşmuştu. Azınlık,
partinin sağ kanadından çıkmıştı. Çoğunluk ve azınlık diye bölünmemiz, sosyal-demokratların devrimci ve oportünist kanat olarak, Montanyarlar ve Jirondenler
[30] olarak bölünmelerinin, doğrudan ve kaçınılmaz bir devamıdır. Bu bölünme ne dün görülmüştür, ne yalnızca Rus işçilerin partisinde görülmüştür, kuşkusuz yarın ortadan kalkacak da değildir.
Anlaşmazlıklarımızın nedenlerini ve çeşitli aşamalarını aydınlığa kavuşturmakta, bu gerçeğin büyük önemi vardır. Kongredeki savaşımı ve o savaşımın gözler önüne serdiği ilke ayrılıklarını yadsıyarak ya da gizleyerek bu gerçekten
sakınmaya çalışanlar, yalnızca kendi siyasal ve aydınca yoksulluklarını tanıtlamış olurlar. Bu gerçeğin
doğru olmadığını kanıtlamak için, her şeyden önce, parti kongremizdeki oylamaların ve "bölünmeler"in, benim çizdiğim resimden farklı olduğunun gösterilmesi gerekir;
ikinci olarak da kongrenin "bölünmesi"ne neden olan bütün olaylarda,
özde yanılgıya düşenlerin en tutarlı devrimci sosyal-demokratlar, Rusya'da
İskracı
[71*] adını benimseyenler
[sayfa 179] olduğunun gösterilmesi gerekir. Evet baylar, bunu göstermeye çalışın!
Bu arada yeri gelmişken belirtelim, azınlığın, partideki en oportünist, en az kararlı, en az tutarlı kişilerden oluşmuş olması, konuyu yarım-yamalak bilen ya da yeterince düşünmemiş olan kişilerin çoğunluğa yönelttikleri sayısız itiraza ve gösterilen kuşkuya en iyi yanıttır. Yoldaş Martov'la yoldaş Akselrod'un ufak bir hatasını ayrılığın nedeni saymak pireyi deve yapmak değil midir, diye soruyorlar. Evet sayın baylar, yoldaş Martov'un hatası ufak bir hataydı (bunu kongrede, tartışmalar gayet hararetliyken de söyledim); ama bu küçük hata büyük zarar verebilirdi (
ve verdi), çünkü yoldaş Martov [o hatası nedeniyle birçok hata yapmış olan ve bir dizi sorunda oportünizme ve ilke tutarsızlığına açıkça eğilim gösteren temsilcilerin tarafına sürüklendi. Yoldaş Martov'la yoldaş Akselrod'un istikrarsızlık göstermiş olmaları, bireyler sözkonusu olduğu sürece önemsiz bir şeydi; bütün istikrarsız öğelerden,
İskra eğilimini ya tümden yadsımış ve ona açıkça karşı çıkmış, ya da bu eğilime yalnızca sözle bağlılık gösterirken gerçekte tekrar tekrar
İskracılara-karşı olanların yanında yer almış tüm kişilerden oluşan bir azınlık ortaya çıkarması, kişisel bir şey değil, bir parti sorunuydu,
üstelik hiç de önemsiz bir şey değildi.
Ayrılığı, eski
İskra yazıkurulunun küçük çevresi içinde, darkafalı bir devrimciliğin ve kökleşmiş bir hizip anlayışının eğemen olmasının sonucu
saymak saçma değil midir? Hayır, saçma değildir. Çünkü
partimizde, bütün kongre boyunca
grupçuluğun her türlüsü için savaş veren
bütün kişiler, devrimci darkafalılığın üstüne
çıkmayı genel olarak başaramayan bütün kişiler, darkafalı, grupçuluk anlayışı denen musibeti haklı gösterebilmek ve koruyabilmek için bu anlayışın "tarihsel" niteliğinden söz eden bütün kişiler,
bu belli çevreyi [eski
İskra çevresi —ç.1 desteklemek üzere
ayaklanmışlardır.
[sayfa 180] İskra yazıkurulunun küçük çevresinde, dar grup çıkarlarının parti çıkarlarına ağır basmış olması, belki de bir raslantı olarak görülebilir; ama ünlü Voronej komitesi ile dillere düşen St. Petersburg "İşçileri Örgütü"nün
[31] "tarihsel açıdan sürekliliği"ne (daha fazla değilse bile) daha az değer vermemiş olan Akimov'larla Bruker'lerin bu çevreyi var güçleriyle desteklemeleri hiç de raslantı değildi;
Raboçeye Dyelo'nun "katledilmesi"ne, eski yazıkurulunun "katledilişi"ne olduğu kadar (eğer daha fazla değilse) yas tutan Egorov'ların, bu yazıkurulu çevresini var güçleriyle desteklemeleri hiç de raslantı değildi; Mahov'lar, vb., vb. de böyle. Atasözünün dediği gibi, bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. Bunun gibi, bir insanın
siyasal çehresini, onun siyasal müttefiklerine bakarak ona oy vermiş kişilere bakarak ortaya koyabilirsiniz.
Yoldaş Martov'la yoldaş Akselrod'un ufak hatası, onlarla partimizin tüm oportünist kanadı arasında
sürekli bir ittifakın hareket noktası haline gelinceye kadar, bu ittifakın bir sonucu olarak, bu ufak hata, oportünizmin yeniden
depreşmesine ve
İskra'nın savaştığı kişilerin, şimdilerde devrimci sosyal-demokrasinin yandaşlarına karşı
kinlerini dökme firsatını bulmaktan büyük mutluluk duyan kişilerin,
intikam alma çabasına yolaçıncaya kadar
ufak bir hataydı, öyle de kalabilirdi. Kongreyi izleyen olayların sonucu olarak,
yeni İskra'da tanık olduğumuz şey de, oportünizmin depreşmesidir, Akimov'larla Bruker'lerin intikam alışıdır (Voronej komitesinin çıkardığı broşüre bakınız
[72*] ), eski yakınılarının herbiri için, nefret edilesi "düşman"a, nefret edilesi
İskra'nın sütunlarında sıkı bir tekme atmalarına
[sayfa 181] en sonunda (evet en sonunda!) izin verilen Martinov'ların coşkun sevincidir.
İskra'nın "sürekliliği"ni sağlamak için, "
İskra'nın eski yazıkurulunun ihya edilmesi"nin (bu ifadeyi yoldaş Starover'in 3 Kasım 1903 tarihli ultimatomundan alıyoruz) ne kadar önemli olduğunu, bu son nokta özellikle apaçık gözler önüne seriyor...
Kongrenin (ve partinin) sol ve sağ olarak, devrimci ve oportünist kanat olarak bölünmesi, tek başına ele alındığı zaman, korkunç, eleştirilesi, hatta anormal değildir. Tam tersine, Rus (ve yalnızca Rus değil) sosyal-demokrat hareketinin tarihinde son on yılın tümü, kaçınılmaz olarak ve amansız bir biçimde böyle bir bölünüşe doğru gitmekteydi. Bölünmenin, sağ kanadın bazı çok
ufak hataları yüzünden, (göreceli olarak) çok önemsiz farklılıklardan (sorunları üstünkörü gören gözlemcilere ve darkafalılara şaşırtıcı görünen bir gerçek) ortaya çıkması,
partimizin bir bütün olarak ileriye doğru büyük bir adım atmasının başlangıcı oldu. Eskiden, bazı durumlarda bölünmeyi haklı çıkarabilecek, büyük sorunlar üzerinde ayrılık gösterirdik; şimdi bütün büyük ve önemli noktalarda anlaştık, yalnızca nüanslarda, üzerinde tartışabileceğimiz, tartışmamiz
gereken, (yoldaş Plehanov'un "Ne Yapmamalı?" başlıklı, daha sonra üzerinde duracağımız, ilginç yazısında haklı olarak belirttiği gibi) ayrılığa neden olması saçma ve çocukça olan nüanslarda birbirimizden uzaklaştık. Şimdi,
kongreden bu yana azınlığın
anarşist davranışlarının, partiyi neredeyse bölünme noktasına getirdiği, şu sıralarda, kişi sık sık bilgiç, taslaklarının şu tür sözlerine tanık olabilir: hazırlık komitesi olayı gibi,
Yujni Raboçi grubunun ya da
Raboçeye Dyelo'nun dağıtılması gibi, tüzüğün 1. maddesi gibi, yazıkurulunun dağıtılması, vb. gibi ufak-tefek konularda kongrede savaşım vermeye değer miydi? Böyle söyleyenler
[73*] [sayfa 182] işin aslında, partiye grupçuluk anlayışını sokuyorlar: anarşiye ve bölünmeye yolaçmadığı, bütün yoldaşların ve parti üyelerinin ortak rızasıyla onaylanan
sınırların içinde tutulduğu sürece, parti içinde görüş
farklılıklarının çarpışması, hem
kaçınılamaz bir şeydir, hem de
gereklidir. Partinin sağ kanadına karşı, Akimov'la Akselrod'a karşı, Martinov'la Martov'a karşı,
bizim kongrede verdiğimiz savaşım da bu
sınırı hiç bir biçimde aşmış değildir. Bunu yadsınamaz biçimde doğrulayan iki gerçeği anımsamak yeter: 1) Martinov ve Akimov yoldaşlar kongreyi terketmek üzereyken,
hepimiz, kendilerine "hakaret edildiği" düşüncesini silmek için her şeyi yapmaya
hazırdık; yapılan açıklamaları doyurucu saymaları ve beyanlarını geri almaları çağrısında bulunan, Trotski'nin vermiş olduğu önergeyi
hepimiz (32 oy)
kabul ettik; 2) Merkez kurullarının seçiminde de kongrenin azınlığa (ya da oportünist kanada),
her iki kurulda da bir azınlık yeri vermeye hazırdık: merkez yayın organında Martov, Merkez Yönetim Kurulunda Popov. Daha kongreden önce iki üçlü seçmeye karar vermiş olduğumuz için, parti bakımından, daha başka türlü
davranamazdık. Nasıl ki,
kongrede ortaya dökülen nüans farklılığı büyük değil idiyse, bu nüans farklılıkları arasındaki savaşımdan çıkardığımız
pratik sonuç da büyük değildi: bu sonuç,
yalnızca, her iki merkez kurulu üçlüsünde, üyeliklerden
üçte-
ikisinin parti kongresi
çoğunluğuna verilmesi şeklindeydi.
İlkin, yenilen aydınların "ağlayıp sızlanmaları"na,
[sayfa 183] daha sonra sonra da anarşist konuşmalarla anarşist eylemlere yolaçan şey, Parti kongresi azınlığının
merkez kurullarında da azınlık olmayı reddetmesiydi.
Sözümüzü tamamlarken, merkez kurullarının kuruluşu yönünden çizgeye bir kez daha göz atalım. Gayet doğaldır ki, seçimler sırasında temsilciler, nüans farklılıkları sorununa
ek olarak şu ya da bu kişinin,
uygunluğu, etkinliği, vb. sorunuyla da yüzyüze geldiler. Şimdi azınlık, bu iki sorunu birbirine dolaştırmaya çok eğilimli görünüyor. Oysa bu iki sorunun birbirinden çok farklı olduğu apaçık ortada; örneğin merkez yayın organı için bir
başlangıç üçlüsü seçilmesinin,
kongreden bile önce, Martov'la Akselrod'un, Martinov ve Akimov'la' bir ittifak kuracağını hiç kimsenin öngörmediği bir sırada tasarlanmış olması basit gerçeği, bunun kanıtıdır. Farklı sorunların farklı biçimde yanıtlanması gerekir: nüans farklılıkları sorununun yanıtı
kongre tutanaklarında, açık tartışmalarda ve her bir konudaki oylamalarda aranmalıdır.
Kişilerin uygun düşüp düşmediğine gelince, kongredeki herkes, bu sorunun
gizli oyla çözümlenmesi gerektiğine karar vermişti.
Tüm kongre neden
oybirliğiyle bu karara varmıştı? Bu öylesine basit ki, bu konu üzerinde durmak garip olabilir. Ne var ki azınlık (oy sandığında uğradığı yenilgiden bu yana) basit şeyleri bile unutmaya başladı. Bizler, eski yazıkurulunu savunmada, neredeyse sorumsuzluk noktasına kadar varacak ölçüde hararetli, ateşli, hiddetli konuşmalar sağanağına tanık olduk, ancak
kongrede altı ya da üç kişilik bir kurula ilişkin savaşımda kendini gösteren, nüans farklılıkları konusunda
kesinlikle hiç bir şey işitmedik. Merkez Yönetim Kuruluna seçilen kişilerin bir işe yaramaz oluşuna, uygunsuzluğuna, melunca tasarımlarına, vb. dair her yanda konuşmalar, dedikodular duyuyoruz, ama
kongrede, Merkez Yönetim Kurulunda egemenliği ele geçirmek için çalışan nüans farklilıklarına ilişkin
hiç bir şey işitmiş değiliz. Bana göre, bireylerin nitelikleri ve girişimleri hakkında
kongre dışında konuşmak, dedikodu yapmak dürüst ve itibar getirici bir şey değildir (çünkü yüz olaydan doksan-dokuzunda bu girişimler örgütsel sırdır, ancak partinin yüksek organına açıklanabilir).
[sayfa 184] Kongre dışında, böyle dedikodu yoluyla savaşmak, benim görüşüme göre,
skandal ticaretidir. Bu tür konuşmalara açıktan verebileceğim tek yanıt, kongredeki savaşıma işaret etmektir: sizler, Merkez Yönetim Kurulunun, dar bir çoğunlukla seçildiğini söylüyorsunuz. Bu doğru. Ama bu dar çoğunluk,
İskra planlarının gerçekleştirilmesi için yalnızca sözle değil, gerçekten tutarlı biçimde savaşan kişilerin tümünden oluşmuştur. Bu nedenle, bu çoğunluğun
manevi itibarının,
İskra eğiliminin sürekliliğini belli bir
İskra çevresinin sürekliliğinden daha değerli görenlerin gözünde —onun
eski itibarına bakışla— karşılaştırma kabul etmeyecek ölçüde daha yüksek olması gerekir. Belli kişilerin
İskra siyasetini yürütmekte uygun olup olmadığını daha iyi
yargılama yeteneğinde olan kimdi — bu siyaset için kongrede savaşım verenler mi, yoksa birçok durumda bu siyasetle savaşan, her türlü geriye gidişi, her türlü saçmayı ve her türlü çevreciliği savunanlar mı?
[sayfa 185]
O.
KONGRE SONRASI
İKİ SAVAŞIM YÖNTEMİ
Kongredeki görüşme ve oylamaların, burada tamamladığımız tahlili, gerçekte, kongreden bu yana olup biten her şeyi öz olarak açıklamaktadır. Bu nedenle partimizdeki bunalımın daha sonraki aşamalarını anahatlarıyla belirlerken sözü kısa tutabiliriz.
Martov'la Popov'un seçimlere girmeyi reddetmeleri, cepheler arasındaki parti savaşımını hemen bir kavga havasına sokmuştur. Kongrenin hemen ertesi günü, yoldaş Glebov, seçilmemiş yazıkurulu üyelerinin Akimov'la Martinov'a doğru yanaşmaya ciddi olarak karar verebileceklerinin inanılır bir şey olmadığını düşünerek ve her şeyi sinirliliğe bağlayarak, Plehanov'la bana, [sayfa 186] sorunun tatlıya bağlanmasını, yazıkurulunun Konseyde gereği gibi temsil edilmesinin güvence altına alınması koşuluyla (yani iki temsilciden birinin, kesinlikle parti çoğunluğundan alınması koşuluyla) her dördünün de "üyeliğe çağrılması"nı salık verdi. Bu koşul, Plehanov'la bana sağlam görünüyordu. Çünkü bu koşulun kabul edilmesi, kongredeki hatanın, açıkça ifade edilmeksizin kabulü demekti, savaş yerine barış isteği demekti, Akimov'la Martinov'a, Egorov'la Mahov'a yakın olmaktansa Plehanov'la bana yakın olma isteği demekti. "Üyeliğe çağırma" ödününe gelince, bu kişisel bir ödün halini alıyordu. Öfkeyi ortadan kaldıracak, barışı kuracak kişisel bir ödün vermeyi reddetmek değecek bir şey değildi. Bu nedenle Plehanov ve ben rıza gösterdik. Ancak yazıkurulu çoğunluğu, koşulu reddetti. Glebov gitti. Ondan sonra ne olacağını beklemeye başladık; beklediğimiz şey, Martov'un kongrede (merkezin temsilcisi yoldaş Popov'a karşı) takındığı sadık tutuma bağlı kalıp kalmayacağı, ya da Martov'un izinden gittiği, bölünme eğilimi gösteren istikrarsız kişilerin üstün gelip, gelmeyeceğiydi.
İki sorunla karşı karşıyaydık: yoldaş Martov, kongredeki "koalisyonu"nu soyutlanmış siyasal bir olay olarak görme yolunu mu seçecekti (si licet parva componere magnis,[74*] tıpkı 1895'te Bebel'in Vollmar'la koalisyonunun soyutlanmış bir olay olması gibi), yoksa bu koalisyonu pekiştirmek, kongrede hatalı olanların Plehanov'la ben olduğumuzu kanıtlama çabalarını yoğunlaştırmak ve partimizin oportünist kanadının gerçek önderi haline gelmek yolunu seçmek mi isteyecekti? Bu sorun şöyle de ortaya konabilirdi: kavga mı yoksa siyasal bir parti savaşımı mı? Kongrenin hemen ertesi günü, merkez kurullarının el altındaki üç üyesi olan bizler arasından Glebov yoldaş, daha çok birinci yanıttan yana eğilim göstermekteydi, bu nedenle de [sayfa 187] bozuşmuş olan çocukları uzlaştırmak için çok çaba gösterdi. Yoldaş Plehanov- daha çok ikinci yanıttan yana eğilim gösteriyordu ve atasözünün dediği gibi, ne tutmaktan, ne bırakmaktan yanaydı. Bu olayda ben, "merkez"in ya da "Bataklığın" rolünü - oynadım, inandırma yolunu kullanmaya çalıştım. Şimdi, sözlü inandırma çabalarını anımsatmaya çalışmak, işi arapsaçına döndürmek olur. Yoldaş Martov'la yoldaş Plehanov'un verdiği kötü örneği izleyecek değilim. Ama, İskra'nın "azınlık" kanadındakilerden birine gönderdiğim, yazılı bir inandırma çabası olan bir mektuptan belli bazı bölümleri buraya almayı gerekli görüyorum:
"... Martov'un yazıkurulunda çalışmayı reddetmesi, onun ve öteki partili yazarların işbirliğini reddetmesi, bazı kişilerin Merkez Yönetim Kurulunda çalısmayı reddetmesi ve boykot ya da pasif direnme propagandası, Martov'la arkadaşları öyle istemese bile, ister-istemez, partide bir bölünmeye yol açacaktır. Martov (kongrede azimle savunduğu) tutumuna sadık kalsa bile, ötekiler bunu yapmayacaktır ve sözünü ettiğim sonuç kaçınılmaz hale gelecektir. ...
Kendi kendime soruyorum: aslında birbirimizden ne için ayrılıyoruz? ... Kongrenin bütün olaylarını ve yaptığı etkileri gözden geçiriyorum; sık sık korkunç, 'taşkın' bir sinirlilik gösterdiğimi kabul ediyorum; havanın, tepkilerin, müdahalelerin, savaşımın, vb. doğal ürünü olan bu hatamı -eğer buna hata denirse-, herkese seve seve itiraf etmeye hazırım. Ama şimdi, elde edilen sonuçları, çılgınca bir savaşımla elde edilen sonuçları, sükünetle düşünüyorum ve bu sonuçlarda partiye zarar verici hiç bir şey, azınlığa hakaret niteliğinde olan ya da küçük düşürücü hiç bir şey, kesinlikle hiç bir şey göremiyorum.
"Kuşkusuz, kişinin kendini azınlıkta bulması can sıkıcı bir şey; ama bizim herhangi bir kişiye 'leke sürdüğümüz' düşüncesini, herhangi bir kişiye hakaret etmek, onu küçük düşürmek istediğimiz inancını kesinlikle reddediyorum. [sayfa 188] Böyle bir şey yoktur. Siyasal görüş ayrılıklarının, karşı tarafı vicdansızlıkla, hilekarlıkla, entrikayla ve yaklaşmış görünen bir parçalanma havası içinde, gittikçe daha sık işitmeye başladığımız böyle nazik sözlerle suçlamaya dayanan bir yorumlamaya yol açmasına izin verilmemelidir.. Buna izin verilmemelidir, çünkü böyle bir şey, en hafifinden nec plus ultra[75*] mantıksızlık olur.
"Martovla ben, daha önce düzinelerce kez olduğu gibi, siyasal (ve örgütsel) bakımdan ayrılık gösterdik. Tüzüğün 1. maddesi üzerindeki yenilgimden sonra, bana (ve kongreye) kalan öteki konularda, bu yenilginin intikamını almak için bütün gücümle çalışmaktan başka bir şey yapamazdım. Bir yandan, kesinkes İskracı bir Merkez Yönetim Kurulu için, öte yandan bir yazıkurulu üçlüsü için savaşmaktan başka yapabileceğim bir şey yoktu. ... Bu üçlüyü, müsamahakar ve gevşek bir kurul değil, resmi bir kurum olabilme gücünde tek kurul, gerçek bir merkez olacak tek kurul, her üyesi her zaman partisinin görüşünü -bir damla fazlasını değil- bütün kişisel hesapları, darıltma, istifa, vb. korkusunu bir kenara atarak ortaya koyan ve savunan bir kurul olarak görüyorum.
"Bu üçlü, kongrede olup-bitenlerden sonra, hiç kuşku yok ki, bir bakıma Martova karşı, siyasal ve örgütsel bir çizgi çizmeyi meşrulaştırmak demek oluyordu. Buna hiç kuşku yok. Bu kopmaya neden olur mu? Bunun için parti bölünür mü? Gösteriler sorununda Martov'la Plehanov bana karşı durmadılar mı? Program sorununda Martov ve ben, Plehanov'a karşı çıkmadık mı? Her üçgenin bir yanı, öteki iki yana her zaman karşı değil midir? Eğer, hem İskra örgütünde, hem kongrede, İskracıların çoğunluğu, Martov çizgisinin bu başlıca çizgisini örgütsel ve siyasal [sayfa 189] bakımdan hatalı buldularsa, bunu 'entrika'ya, 'kışkırtma'ya falan bağlamaya çalışmak gerçekten anlamsız değil midir? Çoğunluğa küfrederek, onları 'ayak takımı' diye niteleyerek, bu gerçeği geçiştirmeye çalışmak anlamsız değil midir?
"Yineliyorum, kongredeki İskracı çoğunluk gibi ben de yürekten inanıyorum ki, Martov'un benimsediği çizgi yanlıştı, düzeltilmesi gerekiyordu. Böyle bir düzeltmeden ötürü gücenmek, bunu hakaret, vb. saymak akla-uygun değildir. Biz kimseye 'leke' sürmedik, sürmüyoruz, hiç kimseyi çalışmaktan alakoymuyoruz. Herhangi bir kişinin bir merkez kurulunun dışında bırakılmış olmasından ötürü parçalanmaya neden olmak, bana anlaşılmaz bir budalalık gibi görünüyor."[76*]
Bu mektubumu burada anımsatmayı gerekli gördüm, çünkü, olası (ve ateşli bir savaşımda kaçınılmaz) kişisel yakınmalar ve yaralayıcı ve "çılgınca" saldırıların yarattığı öfkelenmelerle belli bir siyasal hata, belli bir siyasal tutum (sağ kanatla koalisyon) arasında, çoğunluğun derhal bir çizgi çekmek istediğini, bu mektup tam olarak gösteriyor.
Bu mektup, azlnlığın pasif direncinin, kongreden hemen sonra başladığını ve ayrıca bunun partiyi bölme doğrultusunda atılmış bir adım olduğu yolunda derhal bir uyarıda bulunmamızı, kongredeki bağlılık beyanlarına karşı bir adım olduğu uyarısında bulunmamızı gerektirdiğini gösteriyor; hiç kimse herhangi bir parti üyesini çalışmaktan alakoymayı düşünmediğine göre, bölünmenin yalnızca, merkez kurullarının dışında tutulmuş olması gerçeğinden (yani o kurullara seçilmemekten) doğduğunu gösteriyor; siyasal farklılığımızın [sayfa 190] (kongrede bizim çizgimizin Martov'un çizgisinin mi hatalı olduğu açıklığa kavuşmadığı ve çözümlenmediği ölçüde kaçınılmaz olan farklılığımızın), her geçen gün hakaretin, kuşkuların vb., vb.'nin eşliğinde giderek kavgaya saptırıldığını gösteriyor.
Ama uyarılar boşunaydı. Azınlığın davranışı, aralarından, partiye en az değer veren, en istikrarsız kişilerin üstün gelmekte olduğunu gösterdi. Bu durum, Plehanov'la beni, Glebov'un önerisi için verdiğimiz muvafakati geri çekmek zorunda bıraktı. Çünkü, azınlık, yalnızca ilkelere ilişkin olarak değil, onun yanı sıra en basit anlamda partiye bağlılıkta da bizzat kendi hareketleriyle siyasal bir istikrarsızlık gösterdiğine göre, şu ünlü "süreklilik" konusundaki sözlerine ne değer verilebilirdi? Artan, yeni görüş ayrılıklarını özdenlikle ilân eden kişilerin oluşturduğu bir çoğunluğun parti yazıkuruluna "üye olarak çağırılması"nı istemek gibi tümden saçma olan bir dilekle, hiç kimse Plehanov'dan daha zekice alay etmiş değildir. Partinin gözleri önünde yeni ayrılıkların basında ortaya dökülmesinden önce, merkez kurullarındaki bir parti çoğunluğunun, kendini, kendi isteğiyle azınlığa dönüştürdüğü dünyanın neresinde görülmüştür? Önceki farklılıklar ortaya konsun; parti, bu ayrılıkların ne kadar derin ve önemli olduğu hakkında bir yargıya varsın; parti, ikinci kongrede yaptığı yanlışlığı —eğer yanlışlık yaptığı gösterilirse— kendi düzeltsin! Hala bilinmeyen farklılıklar bahanesiyle böyle bir istekte bulunulması, bu istekte bulunanların tüm istikrarsızlığını, yaygaraya saparak siyasal ayrılıkların tamamen sualtında tutulmasını ve bu insanların gerek bir bütün olarak partiye, gerek kendi inançlarına karşı saygısızlığını göstermiştir. Kendi görüşlerine inandırmak istedikleri kurulda (özel olarak) çoğunluk sağlamadan önce, karşısındakileri ikna etmeyi reddeden hiç bir inançlı ilke sahibi kişi görülmemiştir, görülmeyecektir. [sayfa 191]
Son olarak, 4 Ekimde yoldaş Plehanov, bu saçma durumu ortadan kaldırmak için son bir girişimde daha bulunacağını açıkladı. Eski yazıkurulunun altı üyesinin hepsi, Merkez Yönetim Kurulunun yeni bir üyesinin[77*] de katıldığı bir toplantıya çağrıldı. Yoldaş Plehanov, tam üç saat boyunca, "çoğunluk"tan iki kişiye karşılık "azınlık"tan dört kişinin "üyeliğe çağrılması"nın ne kadar mantık dışı olduğunu kanıtladı. Yoldaş Plehanov, bir yandan, bizim herhangi bir kişiye karşı "zorbalık etmek", onu ezmek, çembere almak, kafasını koparmak ya da mezara koymak istediğimiz yolundaki tüm endişeleri dağıtmak, bir yandan da parti "çoğunluğu"nun durumunu ve haklarını güven altına almak için, o dört kişiden ikisinin üyeliğe çağırılmasını önerdi. İki kişinin üyeliğe çağrılması da reddedildi.
6 Ekimde Plehanov ve ben, İskra'nın eski yazıkurulu üyelerine ve gazetenin yazarlarından yoldaş Trotski'ye şu resmi mektubu yazdık:
"Aziz yoldaşlar,
"Merkez yayın organının yazıkurulu, sizin İskra'ya ve Zarya'ya[33] katılmaktan çekilişinizi üzüntüyle karşıladığını bildirmeyi görev sayar. İkinci parti kongresinden hemen sonra ve onun ardından birçok kez yaptığımız işbirliği çağrılarına karşın, sizden en küçük bir yardım bile görmedik. Merkez yayın organının yazıkurulu, sizin geri duruşunuzu haklı gösterecek hiç bir şey yapmadığını ilân eder. Partinin merkez yayın organında çalışmanıza, hiç bir kişisel sinirlilik, kuşku yok ki, engel olmamalıdır. Öte yandan, eğer çekilişiniz, bizimle herhangi bir fikir ayrılığından ileri geliyorsa, bu ayrılıkları, ayrıntılarıyla ortaya koymanızı, parti için çok büyük yarar sayarız. Üstelik, bu görüş ayrılıklarının yapısı ve derinliğinin, bizim yönetmeni olduğumuz [sayfa 192] yayınların sütunlarında, olabildiği ölçüde erkence bütün partiye açıklanmasını çok isteriz."[78*]
Okurun göreceği gibi, "azınlığın" hareketine, esas olarak kişisel kızgınlığın mı, yoksa yayın organını (ve partiyi) yeni bir yola sokma isteğinin mi egemen olduğunu ve böyle bir yol varsa onun ne olduğunu hala tam bilmiyorduk. Sanırım şimdi bile, bu sorunu aydınlatmak üzere yetmiş akıllı adamı çağırsak, ellerine dilediğiniz yayınları ve tanıklık belgelerini versek bile, bu arapsaçına onlar da çare bulamazdı. Bir kavganın arapsaçı dolaşıklıklarının açılabileceğinden kuşku duyarım: Ya kesip atmanız, ya bir kenara koymanız gerekir.[79*]
Akselrod, Zasuliç, Starover, Trotski ve Koltsov, 6 Ekim tarihli bu mektuba, İskra'nın yeni yazıkurulunun eline geçişinden ötürü gazeteye herhangi bir katkıda bulunmayacaklarını belirten birkaç satırlık mektupla karşılık verdiler. Martov yoldaş ise daha yazışkandı ve şu yanıtla bizi onurlandırdı:
"RSDİP merkez yayın organı yazıkuruluna,
"Aziz yoldaşlar,
"6 Ekim tarihli mektubunuza karşılık olarak şu noktaları belirtmek isterim: 4 Ekim tarihinde Merkez Yönetim Kurulu üyelerinden birinin de katıldığı toplantıda, Lenin yoldaşı Konseydeki 'temsilci'miz olarak seçme yüklenimi altına girmemiz koşuluyla, Akselrod'un, Zasuliç'in, Starover'in ve benim yazıkuruluna katılmamıza ilişkin önerinizi geri almaya sizi zorlayan nedenleri göstermeyi reddedişinizden beri, bir yayın organında birlikte çalışmamız hakkındaki konuşmaların sona erdiği düşüncesindeyim. Siz [sayfa 193] tanıklar önünde yaptığınız konuşmaları, o toplantıda ortaya koymaktan tekrar tekrar kaçındıktan sonra, bugünkü koşullar altında İskra'da çalışmayı reddedişimin nedenlerini bir mektupta açıklamanın gereği olmadığı kanısındayım. Gerekirse o nedenleri bütün partiye, ayrıntılarlyla açıklayacağım. Zaten parti, yazıkurulunda ve Konseyde bir sandalye kabul etmemi içeren, şimdi sizin yinelediğiniz öneriyi neden reddettiğimi ikinci kongre tutanaklarından öğrenecektir... [80*]
L. Martov"
Daha önceki belgelerle birlikte, bu mektup, yoldaş Martov'un Sıkıyönetim'inde (ünlem işaretlerinin ve nokta nokta dizilerinin yardımıyla) büyük bir özenle kaçındığı boykot, çözülme, anarşi ve bir bölünme için hazırlanıldığı sorununu -yani dürüst ve haince iki savaşım yöntemi sorununu- hiç bir tartışmaya yer bırakmayacak bir açıklıkla gözler önüne seriyor.
Yoldaş Martov ve ötekiler, farklılıklarını ortaya koymaya çağırılıyorlar, derdin ne olduğunu ve niyetlerini bize açıkça söylemeleri isteniyor, somurtmayı bırakmaları ve birinci madde üzerinde yapılan hatayı (ki bu hata sağa kayışlarıyla içsel bir bağla bağlıdır) sükünetle tahlil etmeleri salık veriliyor — ama Martov ve hempası konuşmayı reddediyor ve yaygarayı basıyor: "Çembere alındık! Bize zorbalık ediliyor!" "Dehşet verici sözler" korosu, bu gülünç çığlıkların hızını azaltamamıştır.
Sizinle birlikte çalışmayı reddeden birini çembere almak nasıl mümkün olabilir? Martov yoldaşa bunu sorduk. Azınlık olmayı reddeden bir azınlığa nasıl kötü davranılır, nasıl "zorbalık edilir", nasıl baskı yapılır? Azınlıkta olmanın zorunlu ve kaçınılmaz olarak getirdiği bazı mahzurlar vardır. Bu mahzurlar şunlardır: Ya belli sorunlarda sizin oyunuzu aşan, azınlıkta kaldığınız bir kurula katılırsınız, ya da dışında kalıp ona saldırır ve dolayısıyla, iyi doldurulmuş [sayfa 194] bataryaların ateşi altında kalırsınız.
Yoldaş Martov'un "sıkıyönetim" hakkındaki feryatları, azınlıktakilerle haksız ve haince savaşıldığı anlamına mı geliyor? Ancak böyle bir iddia (Martov'un gözünde) bir parçacık anlam taşıyabilir, çünkü, yineliyorum, azınlıkta olmanın zorunlu ve kaçınılmaz bazı mahzurları vardır. Ama işin asıl gülünç yanı, konuşmayı reddettiği sürece yoldaş Martov'la hiç bir biçimde savaşılamayacağıdır! Azınlık azınlık olmayı reddettiği sürece, hiç bir biçimde yönetilemez!
Martov yoldaş, merkez yayın organı yazıkurulunun, Plehanov'la ben o kuruldayken, yetkilerini aştığına, gücünü kötüye kullandığına dair tek bir olay gösteremez. Azınlığın örgüt içindeki görevlileri de Merkez Yönetim Kuruluyla ilgili olarak böyle bir tek olay ya da benzeri bir olay gösteremezler. Yoldaş Martov Sıkıyönetim'inde şimdi ne kadar işi çevirmeye çalışırsa çalışsın, sıkıyönetim feryatlarının "aciz sızlanmalar"dan başka bir şey olmadığı kesinlikle ortadadır.
Yoldaş Martov'la hempasının, kongre tarafından atanan yazıkuruluna karşı çıkışlarında makul kanıtlardan ne kadar yoksun oldukları en iyi biçimde, şu sözlerinde görülüyor: "Biz köle değiliz! " (Sıkıyönetim, s. 34). Kendini, yığın örgütünün üstünde ve yığın disiplininin dışında, "seçkin beyinler" arasında gören burjuva aydının zihniyeti, burada dikkate değer bir açıklıkla dile getiriliyor. Partide çalışmayı reddedişlerini "köle olmadıkları"nı söyleyerek açıklamak, kendini bütün bütün ele vermektir, herhangi bir savdan yoksun olduğunu itiraf etmektir, doyumsuzluğun (dissatisfaction) nedenlerini, makul nedenlerini hiç bir biçimde gösterememektir. Plehanov ve ben, çalışmayı reddedişlerini gösterecek hiç bir şey yapmadığımızı ilân ediyoruz; farklılıklarını ortaya koymalarını rica ediyoruz; verdikleri tek yanıt, (üyeliğe çağırılma konusunda henüz herhangi bir pazarlığın tamamlanmamış olduğunu ekleyerek) "biz köle [sayfa 195] değiliz" demek oluyor.
Birinci madde üzerindeki tartışmalarda, oportünist savlara ve anarşist laf cambazlığına duyduğu eğilimi ortaya koyarak kendini belli eden aydın bireyciliği için, tüm proleter örgütü ve disiplini köleliktir. Okurlar yakında göreceklerdir ki, bu "parti üyeleri"nin ve parti "yetkilileri"nin gözünde, yeni bir parti kongresi bile, "seçkin beyinler" için korkunç ve iğrenç bir kölelik durumudur. ... Bu "kurum" parti unvanından yararlanmaya karşı olmayan ama kendilerine verdikleri partili unvanının partinin çıkarlarıyla ve arzusuyla bağdaşmadığını pek iyi bilen kişiler için gerçekten korkunçtur.
Benim, yeni İskra yöneticilerine yazdığım ve yoldaş Martov'un Sıkıyönetim'inde yayınladığı mektubumda sıraladığım komisyon kararları, azınlığın davranışının, kongre kararlarına düpedüz itaatsizliğe ve olumlu pratik çalışmayı başıbozukluğa kadar vardırdığını, gerçekleri ortaya koyarak göstermektedir. Oportünistlerden ve İskra'yı sevmeyenlerden oluşan azınlık, kongredeki yenilginin öcünü almak için yanıp tutuşarak ve ikinci kongrede kendilerine yöneltilen oportünistlik ve aydın istikrarsızlığı suçlamalarını onurlu ve dürüst yollardan (davalarını basında ya da bir kongrede açıklayarak) çürütmeyi asla başaramayacaklarını kavrayarak, partiyi parçalamaya çabaladı, parti çalışmalarına zarar verdi, o çalışmaları başıboşluğa sürükledi. Partiyi ikna edemeyeceklerini anladıkları için, partiyi başıboşluğa sürükleyerek, parti çalışmalarını köstekleyerek amaçlarına varmaya çalıştılar. (Kongredeki hatalarıyla) çanağı çatlatmaya neden olmakla suçlandılar; bu suçlamaya, çanağı tümden parçalamak için ellerinden gelen her çabayı göstererek yanıt verdiler.
Düşünceleri öylesine çarpıklaştı ki, boykot ve çalışmayı reddetmek, savaşımın "dürüst[81*] yöntemleri" ilân edildi. [sayfa 196] Şimdi Martov yoldaş bu nazik nokta çevresinde kıvır kıvır kıvranıyor. Yoldaş Martov öylesi bir "ilke adamı"dır ki, azınlık tarafından uygulanıldığı zaman boykotu savunur, ama kendi tarafı çoğunluk haline gelip de boykot onu tehdit ettiği zaman, ondan yakınır.
Sosyal-demokrat bir işçi partisinde dürüst savaşım yöntemlerinin ne olduğu konusunda olduğu gibi, bunun da bir yaygaracılık mı yoksa bir "ilke farklılığı" mı olduğuna, daha derinlemesine girmek gerektiğini sanmıyorum.
"Üyeliğe çağrılma" kavgasını başlatan yoldaşlardan bir açıklama alabilmek için (4 ve 6 Ekim tarihlerinde) yaptığımız başarısız girişimlerden sonra, merkez kurulları için, o yoldaşların, savaşımın dürüst yöntemlerine bağlı kalacakları şeklindeki sözlü güvencelerinin nasıl bir sonuç vereceğini bekleyip görmekten başka yapılacak bir şey kalmamıştı. 10 Ekimde Merkez Yönetim Kurulu, Birliğe (bkz: Birlik tutanakları, s. 3-5) bir genelge yolladı ve Birlik için bir tüzük hazırlamaya giriştiğini bildirerek, Birlik üyelerinden, yardım etmelerini istedi. O tarihte Birlik yöneticileri (bir oya karşılık iki oyla; ibid., s. 20) Birlik kongresi yapılmamasına karar vermişlerdi. Bu genelgeye azınlık yandaşlarının verdiği yanıtlar, kongre kararlarına bağlı kalınacağı ve boyun eğileceği yolundaki ünlü sözün, laftan öteye geçmediğini, ayrıca gerçekte merkez kurullarından gelen işbirliği çağrısına, safsata ve anarşist laf cambazlığıyla dolup taşan kaçamaklı özürlerle karşılık vermek suretiyle, azınlığın parti merkez kurullarına itaat etmemeye kesinlikle karar vermiş olduğunu derhal gösterdi. Birlik yöneticilerinden Deutsch'un ünlü açık mektubuna verdiğimiz yanıtta (Birlik tutanakları, s. 10) Plehanov, ben ve çoğunluğun öteki yandaşları, "Birliğin resmi bir yetkilisinin, bir parti kurulunun örgütlenme çalışmalarını kösteklemek ve öteki [sayfa 197] yoldaşları da aynı biçimde, disiplini bozmaya, tüzüğe karşı durmaya çağırmak suretiyle parti disiplinini aşırı ölçüde ihlal etmesini" şiddetle protesto ettik. "'Merkez Yönetim Kurulunun çağrısına uyarak böyle bir çalışmaya katılmakta kendimi serbest hissetmiyorum' ya da 'yoldaşlar, onların [Merkez Yönetim Kurulu] Birlik için yeni bir tüzük hazırlamasına izin vermemeliyiz', vb. türünden sözler", dedik, "parti, örgüt ve parti disiplini gibi sözlerin anlamını birazcık olsun kavrayan herkeste yalnızca nefret uyandıran türde kışkırtma yöntemleridir. Bu yöntemler, yeni kurulmuş bir parti kurumuna karşı kullanıldığı için daha da utanç vericidir ve bu yüzden de, kuşku yok ki, partili yoldaşlar arasında o kuruma karşı güveni kundaklama çabasıdır. Üstelik bu yöntemler, Birlik yönetiminin bir üyesinin mührüyle ve Merkez Yönetim Kurulunun arkasında uygulanmaktadır." (Birlik tutanakları, s. 17.)
Bu koşullar altında Birlik kongresi, dalaşmadan başka bir şey vaadetmiyordu.
Ta başından bu yana yoldaş Martov, "kişilerle uğraşma" şeklindeki kongre taktiklerini sürdürdü; bu kez özel konuşmaları çarpıtarak yoldaş Plehanov'la uğraşıyordu. Yoldaş Plehanov protesto etti, yoldaş Martov da sorumsuzluğun ya da öfkenin ürünü olan suçlamalarını geri almak zorunda kaldı (Birlik tutanakları, s. 39 ve 134).
Raporun sunulması zamanı geldi. Ben, parti kongresinde Birliğin temsilcisiydim. Raporumun özetine şöyle bir değinivermek (s. 43 ve sonrası)[82*] daha ayrıntılı olarak bu broşürün içeriğini oluşturan kongre oylamalarının ana çizgileriyle bir tahlilini yaptığımı okurlara gösterecektir. Raporumun ana özelliği, Martov ve hempasının, kendi hatalarından ötürü partinin oportünist kanadında yer aldıklarını kanıtlayışıydı. Gerçi bu rapor, çoğunluğu amansız karşıtlarımızdan [sayfa 198] oluşan bir topluluğa sunulmuştu ama, o kişiler, bu raporda, parti içindeki savaşımın ve tartışmanın dürüst yöntemlerinden ayrılan hiç bir şey bulamadılar.
Bunun tersine Martov'un raporu, benim olaylara bakışımın belli bazı noktalarındaki ufak-tefek "düzeltmeler" dışında (bu düzeltmelerin yanlışlığını yukarda göstermiştik) bozuk sinirlerin ürünü olmaktan başka bir şey değildi.
Çoğunluğun, bu ortam içinde savaşı sürdürmeyi reddetmesinde şaşılacak bir şey olmasa gerek. Yoldaş Plehanov "sahne"yi protesto etti (tutanaklar, s. 68) —bu, gerçekte olağan bir "sahne"ydi!— ve raporun özü hakkında daha önceden hazırlamış olduğu itirazları ortaya koymaksızın kongreden çekildi. Çoğunluğun hemen hemen bütün öteki yandaşları da yoldaş Martov'un "bayağı davranışı"na karşı yazılı bir protestoda bulunduktan sonra (Birlik tutanakları, s. 75) kongreden çekildiler.
Azınlığın kullandığı savaşım yöntemlerini herkes iyice anlamıştı. Biz azınlığı kongrede siyasal bir hata işlemekle, oportünizme kaymakla, bundcular, Akimov'lar Bruker'ler, Egorov'lar ve Mahov'larla bir koalisyon kurmuş olmakla suçlamıştık. Azınlık kongrede yenik düşmüştü. Şimdi azınlık sayısız türden çıkışların, atılımların, saldırıların, vb. tümünü kucaklayan iki savaşım yöntemi "geliştirmişlerdi".
Birinci yöntem — partinin bütün eylemlerini bozmak, çalışmalara zarar vermek, "herhangi bir gerekçe göstermeksizin" her şeyi kösteklemek.
İkinci yöntem — "hır" çıkarmak, vb.. vb..[83*] [sayfa 199]
Bu "ikinci savaşım yöntemi", görüşülmesine "çoğunluğun" doğal ki katılmadığı, Birliğin ünlü "ilke" kararlarında da açıkça görülmektedir. Yoldaş Martov'un Sıkıyönetim'inde yeniden yayınladığı bu kararları inceleyelim.
Trotski, Fomin, Deutsch yoldaşlarla daha başkalarının imzaladığı birinci karar, parti kongresinin "çoğunluğu"na yöneltilmiş iki tezi içeriyor: 1) "Kongrede, esas itibariyle İskra'nın daha önceki siyasetiyle çatışan eğilimlerin açığa vurulmasından ötürü, Merkez Yönetim Kurulunun otoritesini ve bağımsızlığını güven altına alacak esaslara parti tüzüğünde yer vermeye yeterince dikkat gösterilmemiş olmasını, Birlik, derin bir esefle karşıladığını belirtir." (Birlik tutanakları, s. 83.)
Daha önce de gördüğümüz gibi, bu "ilke" tezleri Akimov lafazanlığından başka bir şey değildir; bu lafazanlığın oportünist niteliğini parti kongresinde yoldaş Popov bile ortaya koymuştur. Gerçekte, Merkez Yönetim Kurulunun otoritesini ve bağımsızlığını "çoğunluğun" güven altına almayı amaçlamadığı savı dedikodudan başka bir şey değildir. Plehanov'la benim yazıkurulunda bulunduğumuz sıralarda, konseyde, merkez yayın organının Merkez Yönetim Kurulu üzerinde herhangi bir egemenliği olmadığını, ama martovcular yazıkuruluna katıldıktan sonra, merkez yayın organının, konseyde, Merkez Yönetim Kuruluna karşı egemenliği güven altına aldığını anmak yeter de artar. Biz yazıkurulundayken, konseyde, yurtdışında oturan yazarlar üzerinde, Rusya'daki partililer egemendi; yönetimi martovcular ele aldıktan sonra durum tersine döndü. Biz yazıkurulundayken konsey, bir kez olsun, pratik sorunlara müdahale girişiminde bulunmadı; okurların yakın bir gelecekte öğreneceği üzere oybirliğiyle üye çağırma işleminden bu yana bu tür müdahaleler başladı.
İncelemekte olduğumuz kararın ikinci tezi şudur: "...Partinin resmi merkez organlarını kurarken, kongre, gerçekte [sayfa 200] var olan merkez organlarının sürekliliğini sağlama gereğini görmezlikten gelmiştir..."
Bu tezin özü, merkez organlarının kimlerden oluşacağı sorununda gelip dayanıyor. "Azınlık", kongrede, eski merkez organlarının göreve uygun düşmediklerini gösterdikleri ve birçok hata işledikleri gerçeğinden kaçınmayı yeğ tutmuştur. Ama en gülünç olanı, hazırlık komitesiyle ilgili olarak "sürekliliğe" atıfta bulunulmasıdır. Daha önce gördüğümüz gibi, hazırlık komitesinin tüm üyelerinin onaylanmasını kongrede hiç kimse ima bile etmemiştir. Martov, kongrede, hazırlık komitesinden üç kişiyi kapsayan bir listenin kendisini aşağılatmak demek olduğunu çılgınlar gibi dövünerek öne sürmüştür. Kongrede "azınlığın" önerdiği kesin liste hazırlık komitesinden bir kişiyi (Popov, Glebov ya da Fomin ve Trotski), buna karşılık "çoğunluğun" listesi hazırlık komitesinden iki kişiyi (Travinski, Vasilyev ve Glebov) içermekteydi. Soruyoruz, "sürekliliğe" yapılan bu atıf, gerçekten bir "ilke ayrılığı" sayılabilir mi?
Eski yazıkurulunun, yoldaş Akselrod'un önderliğindeki dört üyesi tarafından imzalanan bir başka karara geçelim. "Çoğunluğa" yöneltilen, sonradan da basında birçok kez yinelenen belli-başlı suçlamaları bu kararda görüyoruz. Bu suçlamalar en iyi şekilde, yazıkurulu çevresinin üyeleri tarafından ifade edildiği biçimde incelenebilir. Suçlamalar, "partinin otokratik ve bürokratik yönetimi sistemi"ne, "gerçekten sosyal-demokratik bir merkeziyetçilik"ten farklı olarak, "bürokratik merkeziyetçiliğe" yöneltilmiştir. Karar, bürokratik merkeziyetçiliği şöyle tanımlamaktadır: bürokratik merkeziyetçilik "ön plana, iç birliği değil, salt mekanik yollardan, bireysel girişimin ve toplumsal eylemin sistemli olarak bastırılmasıyla sağlanan ve sürdürülen dışsal birliği, biçimsel birliği koyar"; bu nedenle de "toplumun bütünleyici parçalarını organik olarak biraraya getirme gücünde değildir" [sayfa 201]
Yoldaş Akselrod ve hempasının burada hangi "toplum"dan söz ettiğini, yalnızca tanrı bilir. Anlaşılan, yoldaş Akselrod, arzulanan hükümet reformları konusunda bir Zemstvo söylevi mi yazıyordu, yoksa "azınlığın" yakınılarını mı sayıp döküyordu, burasını kendisi de pek bilememektedir. Tatmin olmamış "yazıkurulu üyelerinin" yaygarasını ettikleri, parti içindeki "otokrasi"nin burada ne yeri var? Otokrasi, bir bireyin en yüksek, denetimsiz, seçimsiz, sorumluluktan uzak yönetimi demektir. "Azınlığın" yazılarından çok iyi bildiğimiz üzere, otokrat sözcüğüyle kastettikleri benim, başkası değil. Sözkonusu karar hazırlandığı ve kabul edildiği zaman, ben Plehanov'la birlikte merkez yayın organındaydım. Demek ki, yoldaş Akselrod ve hempası, Plehanov'un ve Merkez Yönetim Kurulundaki öteki üyelerin, partiyi, işin gerekleri hakkındaki düşünceleri doğrultusunda değil, otokrat Lenin'in arzusu doğrultusunda "yönettikleri" inancında olduklarını ifade ediyorlardı. Bu otokratik yönetim suçlaması, zorunlu olarak ve ister-istemez, yönetici organın, otokrat dışındaki bütün üyelerinin, bir kişinin elinde basit bir alet olduklarını, bir başkasının arzularının basit piyonları ve aracı olduklarını söylemek demektir. Bir kez daha soruyoruz, pek saygı değer yoldaş Akselrod için "ilke ayrılığı" bu mudur?
Dahası var, kararların kesin olarak geçerli saydıkları parti kongresinden henüz dönen "parti üyeleri"miz, burada hangi dış, biçimsel birlikten, söz ediyorlar? Dayanıklı bir temel üzerinde örgütlenmiş bir partide, birlik sağlamanın, parti kongresinden başka bir yöntemini biliyorlar mı? Eğer biliyorlarsa, ikinci kongreyi artık geçerli saymadıklarını açıkça ilân etme yürekliliğini neden göstermiyorlar? Güya örgütlenmiş bir partide birlik sağlama konusundaki yeni fikirlerini ve yeni yöntemlerini bize söylemeyi neden denemiyorlar?
Dahası var, partinin merkez yayın organı, görüş ayrılıklarını [sayfa 202] ortaya koymalarını salık verdiği halde, bunu yapmak yerine, "üyeliğe çağırılma" pazarlığıyla uğraşan bizim bireyci aydınlarımız hangi "bireysel girişime baskı"dan söz ediyorlar? Genel olarak, Plehanov ve ben ya da Merkez Yönetim Kurulu, bizimle birlikte herhangi bir "eylem"e girmeyi reddeden kişilerin bağımsız eylemlerini ya da girişimlerini nasıl olur da bastırabiliriz? Bir insan, katılmayı reddettiği bir kurulda, nasıl olur da "baskı altında tutulabilir"? Seçilmemiş yazıkurulu üyeleri, "yönetilmeyi" reddettikleri halde, nasıl olur da bir "yönetim sistemi"nden yakınabilirler? Biz, yoldaşlarımızı yönetmekte herhangi bir hata işlemiş olamayız, çünkü onlar hiç bir zaman bizim yönetimimiz altında çalışmış değildirler.
Ünlü bürokrasi hakkındaki bu feryatların, merkez organlarına seçilen kişiler hakkında duyulan tatminsizlik duygusunun yalnızca bir perdesi olduğu kongrede olanca ağırbaşlılıkla verilen sözden dönüşü örtmek için kullanılan bir incir yaprağı olduğu, sanırım apaçık ortadadır. Siz bir bürokratsınız, çünkü kongre tarafından benim arzuma uygun olarak değil, o arzuma karşın görevlendirildiniz; siz bir resmiyetçisiniz, çünkü kongrenin resmi kararlarına göre davranıyorsunuz, benim arzuma göre değil; siz büyük ölçüde mekanik bir hareket içindesiniz, çünkü benim üye çağırılma arzuma hiç dikkat etmiyor, yalnızca parti kongresindeki "mekanik" çoğunluktan söz ediyorsunuz; siz bir otokratsınız, çünkü, çevrecilik anlayışlarının kongre tarafından açıkça kabul edilmeyişinden hoşlanmadıkları için kendi çevrelerinin "sürekliliği"nde daha çok direnen eski uyuşuk bir takıma iktidarı teslim etmeyi reddediyorsunuz.
Bürokrasi hakkındaki bu feryatlar, belirttiğim nokta dışında, hiç bir gerçek anlam taşımamaktadır.[84*] Bu savaş [sayfa 203] yöntemi, yalnızca, azınlığın aydın istikrarsızlığını bir kez daha kanıtlamaktadır. Merkez kurulları seçiminin başarısız bir seçim olduğuna partiyi inandırmak istiyorlardı. Bu işi nasıl ele aldılar? Plehanov ve benim tarafımdan yönetiliş biçimine karşı çıkarak İskra'yı eleştirmekle mi? Hayır, bunu yapabilecek durumda değillerdi. Kullandıkları yöntem, partinin bir bölüğünün, nefret edilen merkez organlarının yönetimi altında çalışmayı reddetmesiydi. Ama dünyada hiç bir partinin hiç bir merkez organı, onun yönetimini kabul etmeyen kişileri yönetme yeteneğinde olduğunu gösteremez. Merkez organlarının yönetimini kabul etmemek partide kalmayı reddetmekle birdir; bu bir yıkma yöntemidir, inandırma yöntemi değil. Ve inandırma yerine yıkma çabası göstermeleri, onların tutarlı ilkelerden kendi fikirlerine inanç duymaktan yoksun olduklarını ortaya koymaktadır.
Bürokrasiden söz ediyorlar. Bürokrasi sözcüğü Rusçaya, yerde ve mevkide pekişme (concentration) olarak çevrilebilir. Bürokrasi, işin gereklerini, birinin kendi mesleğinin (career) çıkarlarına tabi kılması demektir; işin kendini ihmal ederek, dikkatini belli yerlerde toplamak demektir; fikirler için savaşmak yerine üyeliğe çağrılmak için kavga etmek demektir. Bu tür bir bürokrasinin parti için zararlılığı ve istenmezliği kuşkusuz doğrudur ve ben, şimdi partimizde çekişen iki taraftan hangisinin, böyle bir bürokrasiden suçlu olduğuna karar vermeyi, güven içinde, okurlara bırakabilirim... Onlar, birliğe ulaşma yöntemlerinin aşırı ölçüde mekanik olduğundan söz ediyorlar. Kuşku yok ki, aşırı ölçüde mekanik yöntemler zararlıdır; ama, parti, bazı kişilerin yeni görüşlerinin doğruluğuna inandırılmadan, hatta bu görüşler henüz partiye açıklanmadan önce o kişilerin parti organlarına yerleştirilmesinden daha mekanik bir savaşım yöntemi —yeni bir eğilimin eski eğilime karşı kullandığı savaşım yöntemi— düşünülüp düşünülemeyeceğini, [sayfa 204] burada da bir kez daha okurun yargısına bırakıyorum.
Ama azınlığın durup dinlenmeksizin kullandığı sloganlar, bugünkü olayda görülen "dönüş"ü başlattığına kuşku bulunmayan küçük ve özel davayla ilgili olmaksızın, belki de ilke açısından bir şeyler ifade ediyordur, belki de özel bazı fikir gruplarını ifade ediyordur. Belki de "üyelike çağırılma" kavgasını bir yana bırakabilseydik, bu sloganlar, farklı bir görüş sisteminin ifadesi haline gelebilirdi.
Sorunu bir de bu açıdan inceleyelim. Ancak her şeyden önce, böyle bir incelemeyi Birlik'te ilk kez yapmayı deneyenin, azınlığın anarşizme ve oportünizme kayışına değinen Plehanov olduğunu ve (tutumunun ilkelerle ilişkili olduğunu herkes itirafa hazır olmadığı için şimdi gücenen[85*] ) yoldaş Martov'un da, Sıkıyönetim'inde bu olayı tümden bilmezlikten geldiğini kayıtlara geçirelim.
Birlik kongresinde, Birliğin ya da herhangi bir yönetim kurulunun, kendisi için hazırlayacağı tüzüğün, Merkez Yönetim Kurulunun onayı olmaksızın ve hatta Merkez Yönetim Kurulu onaylamadığı zaman bile geçerli olup olmadığı genel sorusu ortaya atılmıştı. Düşünülürse, şundan daha açık bir şey olamaz: tüzük, örgütlenmenin resmi ifadesidir; bizim parti tüzüğümüzün 6'nci maddesine göre de, yönetim [sayfa 205] kurullarını kurma hakkı açıkça Merkez Yönetim Kuruluna bırakılmıştır; tüzük, bir yönetim kurulunun özerklik sınırlarını çizer ve sınırların çizilmesinde son söz, partinin yerel organına değil, merkez organına aittir. Bu, işin abecesi kadar basittir; ve çok bilmiş bir edayla, "örgütleme"nin, her zaman "tüzüğü onaylama"yı içermediğini öne sürmek çocukçadır (sanki Birliğin kendisi, resmi tüzük temelinde örgütlenmeyi, kendi arzusuyla ifade etmemiş gibi). Ama yoldaş Martov, sosyal-demokrasinin abecesini bile (umalim ki geçici olarak) unutmuştur. Onun fikrince, tüzüğün onaylanmasını istemek, yalnızca, "daha önceki devrimci İskra merkeziyetçiliğinin yerini bürokratik merkeziyetçiliğin aldığını" göstermektedir (Birlik tutanakları, s. 95) ve onun fikrince —yoldaş Martov bunu aynı konuşmasında söylemiştir— tartışılan konunun "ilke"ye ilişkin yani bu noktada yatmaktadır (Birlik tutanakları, s. 96). Bu, Martov'un, Sıkıyönetim'inde unutmayı yeğ tuttuğu bir ilkedir!
Plehanov yoldaş, Martov'u hemen yanıtlamış ve "kongrenin itibarını azaltıcı" nitelikteki bürokrasi ve hacıyatmaz, vb. gibi sözlerin kullanılmamasını rica etmiştir (Birlik tutanakları, s. 96). Bunun üzerine, bu tür ifadeleri, "ilke açısından, belli bir eğilimi niteleyen ifadeler" olarak gören Martov'la Plehanov arasında karşılıklı bir tartışma başlamıştır. O sıralarda çoğunluğu destekleyen öteki kişiler gibi Plehanov da ilkelerle değil, "üyelike çağırılmakla" ilgili olduklarını düşünerek bu tür ifadeleri gerçek değerleriyle almaktaydı. Ama yine de Martov'larla Deutsch'ların ısrarına uyarak (Birlik tutanakları, s. 96-97), Plehanov yoldaş, onların ilke saydıkları şeyleri, ilke açısından incelemeye koyuldu. "Eğer böyle olsaydı" dedi Plehanov (yani eğer yönetim kurulları, kendi örgütlerini biçimlendirmekte, kendi tüzüklerini yapmakta özerk olsalardı), "o zaman partiye karşı, bütüne karşı da özerk olurlardı. Bu bundcu bir görüş bile değildir, tepeden tırnağa anarşist bir görüştür. [sayfa 206] Anarşistler de böyle der: bireylerin hakları sınırsızdır derler; bu haklar birbiriyle çatışabilir derler; her birey, kendi haklarının sınırını kendisi saptar derler. Özerkliğin sınırlarını, grubun kendisi değil, onun bir parçasını oluşturduğu bütün belirlemelidir. Bund, bu ilkenin göze çarpıcı bir ihlaliydi. O yüzdendir ki, özerkliğin sınırlarını, kongre ya da kongrenin görevlendirdiği yüksek bir organ belirler. Merkez organının otoritesi, törel (ahlaki) ve aydınca bir saygınlığa dayanmalıdır. Kuşkusuz bu noktaya katılırım. Örgütün her temsilcisi, o örgüte ait kurumun törel saygınlığıyla ilgilenmek zorundadır. Ama bundan, saygınlık gerekliyse de otorite gerekli değildir sonucu çıkmaz. ... Otoritenin gücünü fikirlerin gücünün karşısına koymak, anarşistçe konuşmaktır, burada yeri olmamak gerekir." (Birlik tutanakları, s. 98.) Bu önermeler, büyük ölçüde işin abecesi türündendir, temeldir, gerçekte oya konmuş olması bile tuhaf olan (tutanaklar, s. 102) ve yalnızca "kavramlar birbirine karıştırıldığı" için sorun haline gelen (tutanaklar, anılan yer) belitlerdir (axioms). Ama azınlığın aydın bireyciliği, onları kaçınılmaz olarak, kongreyi baltalama isteğine ve çoğunluğa boyuneğmeyi reddetmeye sürüklemiştir; bu istek anarşistçe konuşmalardan başka hiç bir şeyle haklı gösterilemezdi. Azınlığın Plehanov'a verebileceği hiç bir yanıt bulunmayışını, yalnızca onun kullandığı oportünizm, anarşizm, vb. sözlerin aşırı ölçüde sert sözler olduğunu söyleyerek yakınmalarını belirtmek de hayli eğlendiricidir. Plehanov, "lése-majesté[86*] ve hacıyatmaz sözcükleri yerinde görülürken, jorecilik ve anarşizm sözcüklerine neden yer [sayfa 207] olmadığı"nı sorarak, bu yakınmalarla bir güzel alay etti. Buna hiç, bir yanıt verilmedi. Esasen bu garip quid pro quo,[87*] Martov, Akselrod ve hempasının başına sık sık gelmiştir: yeni sloganları, açıkça sınırlılığın damgasını taşımaktadır; gerçekleri belirtmek onları gücendirir —bildiğiniz gibi ilke adamıdırlar; ama kendilerine, parçanın bütüne boyuneğmesi gereğini ilke olarak yadsırsanız siz bir anarşistsiniz denmiş ve yine gücenmişlerdir—, ifade pek kuvvetliymiş çünkü! Başka deyişle, Plehanov'a karşı bir savaş vermek isterler, ama onun ciddi bir tepki göstermemesi koşuluyla!
Yoldaş Martov ve birçok başka "menşevik"[88*] beni kaç kez, pek çocukça bir tutumla şu "çelişki "ye düşmekle suçlamışlardır: Ne Yapmalı?'dan ya da Bir Yoldaşa Mektup'tan, ideolojik etki, etkinlik savaşımı, vb.'den sözeden bir bölüm alırlar ve bu bölümü, tüzüğü kullanarak etkinlik sağlama "bürokratik" yöntemiyle, otoriteye dayanma "otokratik" eğilimiyle, vb. karşıtlarlar, bunlar arasında bir karşıtlık bulmaya çalışırlar. Ne kadar da saflar! Önceleri bizim partimizin resmen örgütlenmiş bir bütün olmadığını, yalnızca ayrı gruplar toplamı olduğunu, bu nedenle de bu gruplar arasında, ideolojik etki ilişkisi dışında herhangi bir ilişkinin olanaklı olmadığını çoktan unutmuşlardır. Şimdiyse örgütlenmiş bir parti haline geldik. Bu, otoritenin kurulmasını, fikir gücünün otorite gücü haline dönüştürülmesini, daha alt düzeydeki parti kurullarının daha üst düzeydeki kurullara bağlanmasını içerir. Böyle basit, temel şeyleri salt eski ahbapların kulağına küpe olsun diye ağza sakız yapmanın insanı rahatsız etmesinin nedeni, bunun temelindeki şeyin, seçimlerde azınlığın çoğunluğa rıza göstermeyi reddediğinin yattığını bilmekten ötürüdür. Ama ilke açısından bakıldığında, benim çelişkiye düştüğümü böyle sonu gelmez [sayfa 208] biçimde öne sürmek, gelip anarşist lafazanlıka dayanır, başka bir şeye değil. Yeni İskra bir parti kurumunun unvanını ve haklarını kullanmaya, onlardan yararlanmaya karşı değildir, ama partinin çoğunluğuna boyuneğmek de istemez.
Eğer bürokrasi konusundaki sözler herhangi bir ilkeyi içeriyorsa, eğer parçanın bütüne boyuneğme görevinin anarsistçe yadsınması değilse, o zaman karşı karşıya olduğumuz şey, bireysel aydınların proletarya partisine karşı sorumluluğunu azaltmaya çalışan, merkez kurullarının etkinliğini zayıflatmak isteyen, partideki en az sebatli öğelerin özerkliğini genişletmek isteyen, örgütsel ilişkileri salt platonik bir düzeye indirgemek ve yalnızca sözle kabul etmek isteyen bir oportünizm ilkesidir. Bunu parti kongresinde gördük; şimdi Birlik Kongresinde Martov ve hempasının dudaklarından dökülen "canavarca" merkeziyetçiliğe ilişkin sözlerin tam aynısını orada da Akimov'larla Lieber'ler söylemişlerdi. Martov'la Akselrod'un örgütlenme konusundaki "görüşleri"ne, bir raslantı olarak değil, yalnızca Rusya'da değil ama tüm dünyada, bizzat o görüşlerin yapısı nedeniyle oportünizmin kılavuzluk ettiğini, yoldaş Akselrod'un yeni İskra'daki yazısını incelerken, daha sonra göreceğiz. [sayfa 209]
P.
BÜYÜK BİR KIVANCIN YOLUNU
UFAK KAYGILAR ENGELLEMEMELİDİR
Birlik tüzüğünün, Merkez Yönetim Kurulu tarafından onaylanmasını öngören önergenin Birlik tarafından reddi (Birlik tutanakları, s. 105), parti kongresi çoğunluğunun derhal oybirliğiyle belirttiği gibi, "parti tüzüğünün açıktan açığa ihlali"ydi. İlke sahibi kişilerin hareketi olarak görülen bu ihlal girişimi tam bir anarşizmdi; kongre sonrası savaşımının havası içinde, bu ihlal girişimi, bir yandan, parti azınlığının, parti çoğunluğuyla "hesaplaşma"ya çabaladığı (Birlik tutanakları, s. 112) izlenimini yaratırken, bir yandan da azınlığın partiye itaat etmeyi ya da partide kalmayı arzu etmediğini gösteriyordu. Merkez Yönetim Kurulunun, Birlik tüzüğünde bazı değişiklikler yapılması çağrısına ilişkin [sayfa 210] bir önergeyi (Birlik tutanakları, s. 124-125) kabul etmeyi Birlik reddedince de, bir parti örgütünün kongresi olarak görülmeyi isteyen, ama aynı zamanda partinin merkez kuruluna itaat etmek istemeyen bu kongrenin gayrımeşrü ilân edilmesi kaçınılmaz bir zorunluluk olarak belirdi. Bu zorunluluğa uyarak, parti çoğunluğundan yana olanlar, bu yakışık almaz orta oyununda herhangi bir payları bulunmasın diye, derhal bu sözümona parti toplantısından çekildiler.
Tüzüğün l'inci maddesi üzerindeki sebatsızlığıyla kendini ortaya koyan, örgütsel ilişkileri ancak platonik olarak kabul etmış bu aydın bireyciliği, böylece, benim daha Eylül ayında, yani parti örgütünü parçalama noktasına varmadan bir-buçuk ay önce tahmin ettiğim mantıklı sonucuna ulaşmış oluyordu. Birlik Kongresinin sona erdiği akşam Plehanov, partinin her iki merkez organındaki arkadaşlarına, "yoldaşlarına ateş açma"ya tahammül edemeyeceğini, "bölünmektense insanın beynine bir kurşun sıkmasının daha iyi olduğu"nu, işin daha da kötüye gitmesini önlemek için, üzerinde, işin aslında 1'inci maddenin yanlış konumunda görülebilecek ilkeler üzerinde olduğundan daha fazla yıkıcı bir savaşıma girilen kişisel ödünlerin azami ölçüde verilmesinin zorunlu olduğunu söyledi. Yoldaş Plehanov'un, parti açısından önem taşıyan bu geri dönüşünü daha doğru biçimde değerlendirebilmek için, özel konuşmalara, (aşırı durumlarda son kaynak olarak değinilecek) özel mektuplara dayanılmamasını, ama bunların yerine Plehanov'un tüm partiye yaptığı kendi açıklamasına, yani Birlik Kongresinin hemen ardından, ben merkez yaym organından istifa ettikten (1 Kasim 1903) sonra ve martovcuların üyeliğe çağırılmasından (26 Kasım 1903) önce yazılan ve İskra'nın 52'nci sayısında yayınlanan "Ne Yapmamalı?" başlıklı yazısına dayanılmasını salık veririm.
"Ne Yapmamalı?"nın temel fikri, siyasette, kişinin çok inatçı, çok haşin ve boyuneğmez olmamasının gerektiğidir; [sayfa 211] bir bölünmeden kaçınmak için (bize yaklaşmakta olanlar ya da tutarsızlar arasındaki) revizyonistlere ve anarşist bireycilere bile boyuneğmek bazan gereklidir. Bu soyut genellemelerin İskra okurları arasında geniş ölçüde karışıklık yaratması doğaldı. Yoldaş Plehanov'un (daha sonraki yazılarında) yer alan, fikirlerinin yeniliği ve halkın diyalektik bilgilerinin eksikliği nedeniyle anlaşılamadığından sözeden kendini beğenmiş, hükümdarca ifadelerini okuyunca, insan gülmeden edemiyor. Gerçekte "Ne Yapmamalı?"yı, o yazının yazıldığı sırada, Cenevre'nin, adları aynı harfle başlayan iki dış mahallesinde[34] oturan birkaç düzine insan anlayabilirdi. Plehanov yoldaşın talihsizliği, kongre sonrasında azınlığa karşı verilen savaşımın bütün aşamalarına katılmış bu birkaç düzine insanı amaçlayan bir yığın ima ve serzenişi, matematik simgeleri ve bilmeceleri, onbin kadar okur arasında dolaşıma sokmasındaydı. Yoldaş Plehanov, diyalektiğin temel bir ilkesini, yani son derece talihsizce atıfta bulunduğu, soyut gerçek yoktur, gerçek her zaman somuttur ilkesini çiğnediği için, bu başına geldi. Bu ilke gereğince, Birlik Kongresinden sonra, martovculara boyuneğme fikrine, tümden somut olan bu fikre, soyut bir görünüm vermek yersizdi.
Yoldaş Plehanov'un, yeni bir savaş narası olarak savunduğu boyuneğme iki halde meşru ve önemlidir: boyuneğen, kendisine boyuneğdirmeye çalışanların haklı olduğuna inandığı zaman (ki bu durumlarda dürüst siyasal önderler, yanıldıklarını açıkça ve içtenlikle itiraf ederler) ya da daha büyük bir beladan sakınmak için akıl-dışı ve zarar verici bir isteğe boyuneğildiği zaman. Sözkonusu yazıdan açıkça anlaşıldığına göre, yazarın düşündüğü hal, ikincisidir. Yazar, açıkça, revizyonistlere ve anarşist bireycilere (yani, şimdi her parti üyesinin Birlik tutanaklarından bildiği üzere martovculara) boyuneğilmesinden söz etmekte ve bir bölünmeyi önlemek üzere bunun zorunlu olduğunu söylemektedir. [sayfa 212] Gördüğümüz gibi, yoldaş Plehanov'un sözde yeni düşüncesi, büyük bir kıvancın yolunu ufak-tefek kaygıların kesmesine izin verilmemesi, ufak bir budalalığın ve önemsiz bir anarşistçe konuşmanın partideki büyük bir parçalanmadan yeğ olduğu şeklindeki basmakalıp ve hiç de yeni olmayan bir bilgeliğe gelip dayanmaktadır. Yoldaş Plehanov bu yazıyı yazdığı zaman, azınlığın, partimizde oportünist kanadı temsil ettiğini ve o azınlığın anarşistçe silahlarla çarpıştıklarını çok iyi biliyordu. Yoldaş Plehanov, tıpkı (bir kez daha si licet parva componere magnis) Alman sosyal-demokratlarının Bernstein'la savaşması gibi, bu azınlıkla, kişisel -ödünler verilerek savaşılması tasarımıyla ortaya çıktı. Bebel kendi partisinin kongrelerinde, çevrenin etkisine yoldaş Bernstein (bir zamanlar yoldaş Plehanov'un kullanmayı pek sevdiği bir şekilde Bay Bernstein değil, yoldaş Bernstein) kadar açık olan bir başka kişi tanımadığını söylemişti: Onu, demişti, kendi çevremize alalım, Reichtag'ın üyesi yapalım, revizyonizmle revizyoniste karşı gereksiz bir sertlikle (Sobakeviç-Parvus'vari[35] ) değil, ama "onu şefkate boğarak" savaşalım — tıpkı, anımsadığına göre, yoldaş M. Beer'in, İngiliz sosyal-demokratların bir toplantısında, İngiliz Sobakeviç-Hyndman'ın saldırısına karşı Almanların uzlaşmacılığını, barışçıllığını, uysallığını, esnekliğini ve ihtiyatkarlığını savunurken söylediği gibi. Yoldaş Plehanov da tam aynı biçimde, Akselrod ve Martov yoldaşların önemsiz anarşizmini, küçük oportünizmini "şefkate boğmak" istemekteydi. Gerçi yoldaş Plehanov "anarşist bireyciler"i oldukça açıklıkla ima ederken revizyonistler hakkında kasıtlı olarak bulanık bir dil kullanmıştı; bunu, oportünizmden sahih bir inanca (orthodoxy) kaymakta olan Raboçeye Dyelo'cuları kastettiği, ama sahih bir inançtan revizyonizme doğru kaymaya başlayan Akselrod'la Martov'u kastetmediği izlenimini yaratacak bir biçimde yapmıştı. Ama bu masum bir savaş hilesiydi,[89*] parti yayınlarının topçu ateşine dayanma gücünde [sayfa 213] olmayan çelimsiz bir siperdi.
Olayların, açıkladığımız siyasal dönemdeki gerçek görünümünü bilenler, yoldaş Plehanov'un ruh haline nüfuz edebilenler, benim bu olayda bundan daha başka türlü davranamayacak olduğumu anlayacaklardır. Bunu, beni yazıkurulunu teslim etmekle suçlayan çoğunluk yandaşları için söylüyorum. Yoldaş Plehanov Birlik Kongresinden sonra ağız değiştirdiği ve çoğunluğu desteklemek yerine her ne pahasına olursa olsun uzlaşmayı desteklemeye başladığı zaman, bunu en iyi biçimde yorumlamak zorundayım. Belki de yoldaş Plehanov, yazısında, dostça ve dürüst bir barış programı öne sürmek istiyordu? Böyle herhangi bir program, her iki tarafın, hatalarını içtenlikle itiraf etmesine gelir dayanır. Plehanov yoldaşın, çoğunluğa yüklediği hata neydi? Revizyonistlere karşı, yersiz, Sobakeviç-vari bir sertlik. Yoldaş Plehanov'un, bunu söylerken, kafasından neyin geçtiğini bilmiyoruz: katırlar hakkındaki şakası mı yoksa —Akselrod'un huzurunda— anarşizm ve oportünizme aşırı ölçüde ihtiyatsız değinişi mi? Yoldaş Plehanov, kendisini soyut biçimde", üstelik bir başka arkadaşı ima ederek, ifade etmeyi yeğlemişti. Kuşkusuz bu bir zevk meselesidir. Ama her şey bir yana, ben kendi sertliğimi, hem İskracıya [sayfa 214] mektubumda, hem Birlik Kongresinde açıkça itiraf ettim. Öyleyse, çoğunluğun böyle bir "hata"dan suçlu olduğunu itiraf etmeyi nasıl reddetmiş olabilirdim? Azınlığa gelince, Plehanov yoldaş, onların hatasının, bizi bir parçalanmanın eşiğine getiren revizyonizm (onun oportünizm hakkında parti kongresinde söyledikleriyle ve jorecilik hakkında Birlik Kongresinde söyledikleriyle karşılaştırınız) ve anarşizm olduğunu belirtti. Bu hataların kabul edilmesini saklamaya ve o hataların verdiği zararı kişisel ödünlerle ve genel olarak şefkatli" bir davranışla gidermeye dönük bir çabayı ben engelleyebilir miydim? Plehanov yoldaş, "Ne Yapmamalı?" başlıklı yazısında, bize, "yalnızca belli bir tutarsızlık yüzünden" revizyonist olan revizyonistler arasındaki "muhaliflerimizi bağışlamamız" çağrısında bulunduğu zaman, ben böyle bir girişimi engelleyebilir miydim? Ve eğer, bu girişime inanmasaydım, merkez yayın organıyla ilgili olarak kişisel bir ödün vermekten ve çoğunluğun mevkiini savunmak üzere Merkez Yönetim Kuruluna geçmekten başka bir şey yapabilir miydim?[90*] Yalnızca 6 Ekim tarihli mektubumda, kavgayı "kişisel sinirliliğe" bağlama eğilimini taşımış olmam gibi bir nedenle bile olsa, bu tür girişimlerin başarıya ulaşması olasılığını kesin olarak yadsıyamaz ve [sayfa 215] başımızın üstünde sallanan bölünme tehdidinin tüm yükünü kendi omuzuma alamazdım. Ama çoğunluğun mevkiini savunmayı siyasal görevim saydım, ve hala da öyle sayıyorum. Bu konuda yoldaş Plehanov'a güvenmek güçtü ve riskliydi, çünkü her şey gösteriyordu ki, Plehanov, "proletaryanın önderi, yetkisini, siyasal sağduyuya karşıt düşen savaşçı eğilimlerin dizginlerini salıverme hakkına sahip değildir" şeklindeki sözü, kendi yetkisini diyalektik bir yolda şöyle yorumlamaya hazırdı: eğer ateş açmak zorundaysanız, o zaman (Kasım ayında Cenevre'deki havanın halini düşünerek), daha iyi olanı, çoğunluğa ateş açmaktır... Çoğunluğun mevkiini savunmak esastı, çünkü bir devrimcinin özgür (?) iradesi sorunu üzerinde dururken, yoldaş Plehanov —somut ve kapsamlı bir incelemeyi gereksinen diyalektiği hiçe sayarak— bir devrimciye güven sorununu, partinin belli bir kanadına önderlik eden "proletaryanın önderi"ne güven sorununu sessizee geçiştirivermişti. Plehanov yoldaş, anarşist bireycilikten sözeder ve bize, disiplinin çiğnenmesine "zaman zaman" gözlerimizi yummamızı ve "devrimci fikre bağlılıkla hiç bir ilgisi olmayan bir duyguda kök salmış" olan aydınca düzen tanımazlığa "bazan" başeğmemizi salık verirken, anlaşılan, bizim parti çoğunluğunun özgür iradesini de dikkate almamız gerektiğini ve anarşist bireycilere verilecek ödünlerin genişliğine karar verme işinin pratik çalışmadaki görevlilere bırakılması gerektiğini unutuyordu. Çocukça anarşist saçmalarla yazın alanında savaşmak ne kadar kolaysa, aynı örgüt içinde anarşist bireycilerle pratik çalışmayı yürütmek o kadar güçtür. Pratikte anarşizme verilebilecek ödünlerin genişliğini belirleme işini kendi görevi sayarak yüklenen bir yazar, yalnızca aşırı ve gerçekten doktriner yazınsal kendini beğenmişliğini ortaya koyar. Yoldaş Plehanov, (Bazarov'un[37] söyleyegeldiği üzere salt önemli görünsün diye) haşmetli bir ifadeyle, eğer yeni bir bölünme ortaya çıkarsa işçilerin bizi anlayamaz hale [sayfa 216] geleceğini söylemişti; ama aynı zamanda da yeni İskra'da gerçek ve somut anlamını yalnızca işçilerin değil, tüm dünyanın anlayamayacağı bir yazı selini başlatmıştı. "Ne Yapmamalı?"nın provalarını okuyan bir Merkez Yönetim Kurulu üyesinin, Plehanov'un, belli bir yayının (parti kongresiyle Birlik Kongresi tutanaklarının) çapını daraltma planını bizzat o yazının boşa çıkaracağı uyarısında bulunmasında, çünkü o yazının merakları kamçılayacağını, sokaktaki adama,[91*] yargıya varması için yardımcı olmak üzere, bir yandan çekici ama bir yandan da kavranamaz bir şeyler vereceğini ve ister-istemez, insanların, şaşkınlık içinde "Ne oluyoruz?" diye sormalarına neden olacağını söylememesinde, şaşılacak bir şey yoktur. Savlarının soyutluğu ve imalarının muğlaklığı nedeniyle, yoldaş Plehanov'un bu yazısının, sosyal-demokrasi düşmanlarının saflarında zafer şenliğine, Revolutsionnaya Rossiya'nın[39] sütunlarında kankan dansına ve Osvobojdeniye'deki kararlı revizyonistlerin çılgın övgülerine neden olmasında şaşılacak bir şey yoktur. Yoldaş Plehanov'un daha sonraları kendini çok gülünç ve çok üzüntü verici bir biçimde sıyırmaya çalıştığı bu gülünç ve üzüntü verici bütün yanlış anlamaların kaynağı diyalektiğin temel ilkesinin çiğnenmesinde yatmaktadır; bu ilke, somut sorunların, tüm somutlukları içinde ele alınması ilkesidir. Bay Struve'nin duyduğu haz, özellikle doğaldı: O, yoldaş Plehanov'un ardından gittiği (ama başaramadığı) "iyi" amaçlarla (şefkate boğma) hiç mi hiç ilgilenmiyordu; [sayfa 217] Bay Struve'nin ellerini ovuşturarak karşıladığı ve ellerini ovuşturarak karşılamaktan başka türlü karşılayamayacağı şey, partimizin oportünist kanadına doğru kaymaydı. Bu kayma, şimdi herkesin açıkça görebileceği gibi, yeni İskra'da başladı. Herhangi bir sosyal-demokrat partide, en hafifinden ve çok geçici bile olsa, oportünizme yönelik her türlü kaymayı hoşnutlukla karşılayanlar, yalnızca Rus burjuva demokratları değildir. Akıllı bir düşmanın hesabı, pek nadir olarak basit bir yanlış anlamaya dayanır: bir insanın hatasını, onu öven kişilere bakarak söyleyebilirsiniz. Yoldaş Plehanov'un, okurun dikkatsizlik göstereceğini umması ve çoğunluğun, partinin sol kanadından sağ kanadına kaçışlara değil de üyeliğe çağırılmaya hiç bir koşul kabul etmeksizin itiraz ettiğini kanıtlamaya çalışması boşunadır. Sorun, bir bölünmeyi önlemek için yoldaş Plehanov'un kişisel ödün vermesi değildir (bu övülesi bir şey olurdu). Sorun, konuyu tutarsız revizyonistler ve anarşist bireycilerle bağlama gereğini tam olarak kavramasına karşın, Plehanov'un böyle yapmaması ve onun yerine konuyu, anarşizme verilecek pratik olası ödünlerin genişliği üzerinde kendileriyle anlaşmazlığa düşerek uzaklaştığı çoğunlukla bağlamasıdır. Sorun, yazıkurulunun hangi kişilerden kurulacağı konusunda yoldaş Plehanov'un bir değişiklik yapması değildir; revizyonizme ve anarşizme karşı durma şeklindeki tutumuna ihanet etmesi ve bu tutumu partinin merkez yayın organında savunmaktan vazgeçmesidir.
O tarihlerde, çoğunluğun, kurulu (organised) tek temsilcisi olan Merkez Yönetim Kuruluna gelince, yoldaş Plehanov, o kuruldan, özellikle, anarşizme verilecek pratik ödünlerin olası ölçüsünün genişliği konusunda anlaşamayarak kopmuştur. 1 kasımdan bu yana, yani benim istifamın, şefkate boğma siyasetine alanı boş bırakmasından bu yana neredeyse bir ay geçmiştir. Yoldaş Plehanov her türlü teması yaparak, bu siyasetin uygun olup olmadığını denemek [sayfa 218] için her türlü fırsata sahipti. Bu süre içinde yoldaş Plehanov, "Ne Yapmamalı?" başlıklı yazısını yayınlamıştır. Deyim yerindeyse, bu yazı, martovcuların yazıkuruluna girmeleri için verilmiş tek biletti ve şimdi de öyledir. Revizyonizm (çarpışmamız, ama hasımlarımızı bağışlamamız gereken revizyonizm) ve anarşist bireycilik (kendisine kur yapılması ve şefkate boğulması gereken anarşist bireycilik) gibi sözcükler bu bilete koyu italik harflerle yazılmıştır. Lütfen içeriye buyurun beyefendiler, ben sizi şefkate boğacağım — işte yoldaş Plehanov'un yazıkurulundaki yeni meslektaşlarına bu çağrıyla söyledikleri budur. Doğal olarak, Merkez Yönetim Kuruluna kalan tek şey, anarşist bireyciliğe verilebilecek pratik ödünlerin genişliği konusundaki son sözünü (ultimatomun anlamı budur — olası bir barış için son söz) söylemekti. Ya barış istiyorsunuzdur — ki bu durumda, size şefkatimizi, barışçıllığımızı, ödün vermeye, vb. hazır olduğumuzu göstermek üzere işte şu kadar sandalye (partide barış sağlanacaksa, çatışmanın yokluğu anlamında bir barış değil, partinin anarşist bireycilik tarafından tahrib edilmeyeceği anlamında bir barış sağlanacaksa, yapabileceğimiz şey budur, daha fazlası değil); bu sandalyeleri alın ve Akimov'la Plehanov'dan adım adım uzaklaşıp geri dönün. Ya da kendi görüşlerinizi korumak ve sürdürmek istiyorsunuzdur, (eğer yalnızca örgütlenme konusunda olsa bile) tümden Akimov'a kaymak istiyorsunuzdur, Plehanov'un değil sizin haklı olduğunuza partiyi inandırmak istiyorsunuzdur — ki bu durumda, kendi yazarlar grubunuzu kurun, gelecek kongrede temsil edilmeyi sağlayın, dürüst bir savaşımla, açık bir tartışmayla çoğunluğu kazanmaya girişin. Martovculara verilen 25 Kasim 1903[40] tarihli Merkez Yönetim Kurulu yazısında (Bkz: Sıkıyönetim ve Birlik Tutanaklarının Yorumu[92*] ) açıkça belirtilen bu seçenek, Plehanov'la [sayfa 219] benim, 6 Ekim 1903 tarihinde eski yazıkurulu üyelerine gönderdiğimiz mektupla tam bir uyuşum içindeydi. Plehanov'la ben o mektubumuzda, bunun ya bir kişisel öfkeden ileri geldiğini (ki bu durumda, en kötü olasılıkla, onları "üyeliğe bile çağırabileceğimizi") ya da bunun bir ilke ayrılığı sorunu olduğunu (ki bu durumda da sizin her şeyden önce partiyi inandırmanız, merkez organlarının kimlerden kurulacağı konusunda değişiklik yapılması hakkında, ondan sonra konuşmaya başlamanız gerektiğini) belirtmiştik. Tam o sıralarda, yoldaş Martov, profession de foi'sı[93*] içinde (Bir Kez Daha Azınlıkta başlıklı yazısında) aşağıdaki satırları yazdığına göre, Merkez Yönetim Kurulu, bu nazik seçimi yapma işini seve seve martovculara bırakabilirdi. Martov şunları yazmaktaydı:
"Azınlık, bir kimsenin yenilebileceğini, ama gene de yeni bir parti kurmayabileceğini partimiz tarihinde ilk kez gösterme onurunun kendisinde olduğunu iddia edebilir. Azınlığın bu tutumu, partinin örgütsel gelişmesine ilişkin [sayfa 220] görüşlerinden kaynaklanmaktadır; partinin ilk baştaki çalışmalarıyla aralarında güçlü bağlar bulunduğu bilincinden kaynaklanmaktadır. Azınlık 'kağıt üzerindeki devrimler'in gizemli gücüne inanmamaktadır ve kendi çabalarının yaşamın içinde saldığı derin köklerde, parti içinde yapacakları salt ideolojik propagandayla, örgütlenmeye ilişkin ilkelerinin zaferini sağlayacaklarının güvencesini görmektedirler." (İtalikler benim.)
Ne mağrur, ne görkemli sözler! Ama bunların yalnızca sözde kaldığını olayların bize öğretmesi de ne acı! ... Umarım beni bağışlayacaksınız yoldaş Martov, sizin halk etmediğiniz bu "onuru" şimdi çoğunluk adına ben iddia ediyorum. Bu onur gerçekten büyük bir onur olacaktır, uğrunda döğüşmeye değer bir onur olacaktır, çünkü gruplar, bize, bölünmeye karşı aşırı ölçüde yavaştan davranma geleneğini ve "ya ceketini çıkar dövüşelim ya ver elini barışalım" düsturunun aşırı bir istekle uygulanmasını bırakmıştır.
Büyük kıvancın (birleşik bir partiye sahip olmanın), ufak-tefek kaygılara (üyeliğe çağrılma konusundaki kavgalara) ağır basması gerekiyordu ve ağır da bastı. Ben merkez yayın organından, (benimle Plehanov'un merkez yayın organı adına konseye temsilci olarak gönderdiğimiz) yoldaş Y de konseyden çekildik. Merkez Yönetim Kurulunun barış konusundaki ultimatomunu, martovcular bir savaş ilânından farksız olan bir mektupla (bkz: anılan yayınlar) yanıtladılar. Bunun üzerine ve ancak bunun üzerine, yazıkuruluna, aleniyet konusundaki mektubumu yazdım (İskra, n° 53).[94*] Eğer revizyonizm konuşulacaksa, tutarsızlık, anarşist bireycilik ve bazı önderlerin yenilgisi tartışılacaksa beyefendiler, o zaman hiç bir şeyi geri tutmaksızın, her şeyi, [sayfa 221] bütün olup bitenleri ortaya koyalım — aleniyet konusundaki mektubumun özü buydu. Yazıkurulu öfkeli bir sövgü ve tanrısal bir öğütle yanıt verdi: "çevre yaşamının kavgacılığını ve zavallılığı"nı karıştırmaya kalkışmayın (İskra, n° 53). Kendi kendime düşündüm: "Çevre yaşamının kavgacılığı ve zavallılığı", öyle mi?.. Pekala, es ist mir recht[95*] beyefendiler, sizinle aynı görüşteyim. Baksanıza, bu demektir ki, siz, "üyeliğe çağırılma" konusundaki bütün, bu yaygarayı, çevreci kavgası olarak sınıflıyorsunuz. Bu doğrudur. Ama şu uyuşmazlığa ne buyrulur? — bu aynı sayının, 53'üncü sayının başyazısında, aynı yazıkurulu (öyle saymak zorundayız), bürokrasi, biçimcilik, vb. hakkında konuşuyor.[96*] Siz, merkez yayın organına üye olarak çağırılmak için verilen savaşı ortaya atmaya kalkışmayınız, çünkü bu kavgacılık olur. Ama biz Merkez Yönetim Kuruluna üye olarak çağırılmak sorununu ortaya atacağız ve onun adına kavgacılık demeyeceğiz, "biçimcilik" konusunda ilke ayrılığı diyeceğiz. Hayır, sevgili yoldaşlar, dedim kendi kendime, sizin böyle yapmanıza izin vermememe müsaade edin. Siz benim kaleme ateş açacaksınız, üstelik benim topçumu teslim etmemi isteyeceksiniz. Çok şakacısınız! Ve böylece Yazıkuruluna Mektup'umu ("Iskra" Yazıkurulundan Çekilişimin Nedeni)[97*] yazdım ve İskra dışında yayınladım. Bu mektubumda, gerçekte neler olup-bittiğini kısaca anlatıyor ve merkez yayın organını siz, Merkez Yönetim Kurulunu biz alalım temeli üzerinde bir barışın olası olup olmadığını bir kez daha soruyordum. O zaman hiç bir taraf, partide kendini "yabancı" hissetmeyecekti, sonra, oportünizme doğru [sayfa 222] kayışı, ilkin basında, ardından da, ola ki üçüncü parti kongresinde tartışacaktık.
Bu barış önerisine yanıt olarak, düşman, konsey de dahil, bütün topçu bataryalarıyla ateş açtı. Top mermileri başıma yağıyordu. Otokrat, Schweitzer, bürokrat, biçimci, süper-merkez, tek yanlı, boyuneğmez, inatçı, dar kafalı, vesveseli, kavgacı. Çok ala dostlarım! Bitirdiniz mi? Dağarcığınızda daha başka bir şey kaldı mı? Bütün bu cephanelerin çok zavallıca olduğunu söylemeliyim...
Şimdi sıra bende. Yeni İskra'nın örgütlenme konusundaki yeni görüşlerinin içeriğini ve bu görüşlerin, partimizin "azınlık" ve "çoğunluk" olarak ikiye bölünmesiyle ilişkisini, gerçek niteliğini, ikinci kongredeki tartışmaları ve oylamaları tahlil ederek daha önce esasen ortaya koymuş olduğumuz bölünmeyle ilişkisini inceleyelim. [sayfa 223]
Q.
YENİ İSKRA
ÖRGÜTLENME SORUNLARINDA
OPORTÜNİZM
Yeni İskra'nın ilkelerini tahlil için temel olarak Akselrod yoldaşın iki yazısını[98*] alacağız. Onun hoşlandığı bazı sloganların somut anlamı üzerinde zaten enine-boyuna durulmuştu. Şimdi bu sloganların somut anlamını bir yana koymaya ve "azınlığın" (şu ya da bu küçük ve önemsiz sorunlarla bağlantılı olarak), başka sloganlara değil de bu sloganlara ulaşmasına neden olan düşünce çizgisini araştırmaya çalışalım; bu sloganların kaynağına ve "üyeliğe çağırılma" sorununa bakmaksızın, o sloganların gerisindeki ilkeleri [sayfa 224] inceleyelim. Bugünlerin tüm modası ödün vermek olduğuna göre, biz de Akselrod yoldaşa bir ödün verelim ve onun "teori"sini "ciddiye" alalım.
Akselrod yoldaşın temel tezi (İskra, n° 57) şudur: "Başından beri hareketimiz, içinde iki karşıt eğilimi barındırmıştır. Bu iki eğilimin uzlaşmaz karşıtlığı gelişmemezlik edemezdi ve o gelişmeyle aynı doğrultuda hareketi etkilemek zorundaydı." Açıkça belirtmek gerekirse, "ilkede, [Rusya'daki] hareketin proleter amacı, batıdaki sosyal-demokrasinin amacıyla aynıdır." Ama bizim ülkemizde, işçi yığınları, "kendilerine yabancı bir toplumsal öğe tarafından", yani radikal aydın tabakası tarafından etkilenmektedir. Ve yoldaş Akselrod böylece, partimizdeki proleter eğilimle radikal aydın eğilimi arasındaki uzlaşmaz karşıtlığın varlığını ortaya koymaktadır.
Akselrod yoldaş, bunda kuşkusuz haklıdır. Böyle bir karşıtlığın varlığı (üstelik yalnızca Rus Sosyal-Demokrat Partisinde değil) söz götürmez. Dahası var, bugünkü sosyal-demokrasinin devrimci (ortodoks diye de biliniyor) ve oportünist (revizyonist, bakanlıkçı, reformcu) sosyal-demokrasi diye ikiye bölünmesinin de daha çok bu uzlaşmaz karşıtlıktan ileri geldiğini herkes biliyor. Bu bölünme, hareketimizin son on yıllık geçmişinde Rusya'da da çok açık hale gelmiştir. Yine herkes biliyor ki, hareketin içindeki proleter eğilimi ortodoks sosyal-demokrasi, demokratik aydın tabakasının eğilimini ise oportünist sosyal-demokrasi temsil etmektedir.
Ne var ki, yoldaş Akselrod, herkesin bilgisi içinde olan bu gerçeğe çok yaklaştıktan sonra, gayet ürkek adımlarla o gerçekten gerilemeye başlıyor. Yazdığı şey kongreye ait olduğu halde, Akselrod yoldaş, bu bölünmenin, genel olarak Rus sosyal-demokrasi hareketi içinde ve özel olarak da partimizin kongresinde kendini nasıl ortaya koyduğunu tahlil için en ufak bir çaba göstermemektedir. Yeni İskra'nın bütün [sayfa 225] öteki yöneticileri gibi, yoldaş Akselrod da kongre tutanaklarına karşı ölümcül bir korku duymaktadır. Yukardan beri söylenegelenlerden ötürü, bu tutumun bizi şaşırtmaması gerekir, ama hareketimiz içindeki farklı eğilimleri araştırdığını savlayan bir "teorisyen"de, bu, garip bir gerçek korkusudur. Hareketimiz içindeki eğilimlere ilişkin en son ve en doğru malzemeden, bu hastalıktan ötürü geri durarak, yoldaş Akselrod, kurtuluşu, tatlı bir düş aleminde aramaktadır. Şöyle yazıyor Akselrod: "Yasal marksizm, ya da yarı-marksizm, bizim liberallerimize bir yazın önderi (literary leader) sağlamamış mıdır? Cilvelerle dolu bir tarih, devrimci burjuva demokrasisine, neden, ortodoks, devrimci marksizm okulundan gelme bir önder sağlamasın?" Yoldaş Akselrod'un pek tatlı bulduğu bu düş hakkında söyleyebileceğimiz tek şey şudur: Tarih zaman zaman cilve yapsa bile" bu, tarihi tahlil etmeye girişen kişilerin düşünce cilveleri için mazeret olamaz. Liberal, yarı-marksizmin önderinin eteği altından başını çıkardığı zaman, o önderin "eğilimi"ni kaynağına doğru izlemeyi arzu edenler (ve bunu yapabilenler) tarihin olası cilvelerinden söz etmediler, ama o önderin anlayışının ve mantığının onlarca, yüzlerce örneğini, onun, burjuva yazınına yansıyan marksizmini ele veren yazınsal makyajının tüm özelliklerini gösterdiler.[42] "Hareketimiz içindeki genel devrimci ve proleter eğilimi" tahlil etmekten yola çıkan yoldaş Akselrod, partinin, hiç hoşlanmadığı ortodoks kanadının , belli-başlı önderlerinin böyle bir eğilim gösterdiğini kanıtlayacak hiç bir şey kesinlikle hiç bir şey ortaya koyamadıysa, böylelikle yalnızca resmen kendi yoksulluğunu belgelemiştir. Yapabildiği tek şey, tarihin olası cilvelerinden söz etmek olduğuna göre, yoldaş Akselrod'un davası gerçekten zayıf olmalıdır!
Yoldaş Akselrod'un sözünü ettiği öteki şey —"jakobenler"den söz etmesi— de daha başka şeyleri gözönüne seriyor. Yoldaş Akselrod herhalde biliyordur, bugünkü sosyal-demokrasinin [sayfa 226] devrimci ve oportünist kanatlara bölünüşü —üstelik yalnızca Rusya'da bölünüşü değil— uzun bir süreden beri, "büyük Fransız devrimi çağıyla tarihsel bir parallel kurulması"na yolaçmıştır. Yoldaş Akselrod herhalde biliyordur, bugünkü sosyal-demokrasinin jirondenleri, kendi karşıtlarını tanımlamak için, her yerde ve her zaman, "jakobencilik", "blankicilik" gibi terimlere ve benzeri terimlere başvururlar. Şu halde, yoldaş Akselrod'un doğruya karşı duyduğu korkuyu taklit etmeyelim, kongre tutanaklarına başvuralım ve gözden geçirmekte olduğumuz eğilimler ve tartışmakta olduğumuz paraleli tahlil etmek ve incelemek üzere, bu tutanakların herhangi bir malzemeyi içerip içermediğine bakalim.
Birinci örnek: parti kongresinin program görüşmeleri. Yoldaş Akimov (Martinov yoldaşla "tam görüş birliği içinde") şöyle diyor: "Bütün öteki sosyal-demokrat partilerin programlarıyla karşılaştırıldığı zaman, siyasal iktidarın ele geçirilmesine [proletarya diktatörlüğü] ilişkin madde öyle bir biçimde yazılmıştır ki, bu madde, önder örgütün rolünün, o örgütün önderlik ettiği sınıfı gerilere itmesine ve örgütü, sınıftan ayırmasına yolaçacak bir biçimde yorumlanabilir ve gerçekte, Plehanov tarafından bu yolda yorumlanmıştır. Bu durumda, bizim siyasal amaçlarımızın böylesine belirlenişi, Narodnaya Volya'dan herhangi bir fark göstermemektedir, onun tam aynısıdır." (Tutanaklar, s. 124.) Yoldaş Plehanov ve öteki İskracılar, Akimov yoldaşa karşı çıkmışlar, onu oportünizmle suçlamışlardır. Akselrod yoldaş, bu tartışmanın (tarihin düşsel cilvelerinde değil, gerçekte) bize, sosyal-demokrasinin bugünkü jakobenleriyle bugünkü jirondenleri arasındaki karşıtlığı gösterdiği kanısında değil midir? Ve yoldaş Akselrod'un jakobenlerden söz etmeye başlaması (işlediği hatalar sonucu) kendisini, sosyal-demokrasinin jirondenleriyle dostluk içinde bulmasından ötürü değil midir? [sayfa 227]
İkinci örnek : yoldaş Posadovski, "demokratik ilkelerin mutlak değeri"ne ilişkin "temel sorun" üzerinde "ciddi bir fikir ayrılığı" olduğunu ilân eder. (Tutanaklar, s. 169.) Plehanov'la birlikte, yoldaş Posadovski, demokratik ilkelerin mutlak değerini yadsır. "Merkez"in, Bataklığın (Egorov) ve İskracılara-karşı olanların (Goldblatt) önderleri bu görüşe şiddetle karşı koyarlar ve Plehanov'u "burjuva taktiklerini taklit etmek"le suçlarlar (tutanaklar, s. 170). Ortodoks ve burjuva eğilimleri arasındaki bağlantı konusunda yoldaş Akselrod'un fikri de bunun aynısıdır; tek farklılık şudur: Akselrod'un savınca, bu bağ bulanık ve geneldir, oysa Goldblatt, bu bağlantıyı belli bazı olaylarla ilişkilendirmiştir. Bir kez daha soruyoruz: Yoldaş Akselrod, bu tartışmanın da, parti kongremizde, bugünkü sosyal-demokrasinin jakobenleriyle jirondenleri arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı, elle tutulur biçimde gösterdiği kanısında değil midir? Yoldaş Akselrod'un jakobenlere karşı feryat etmesi, kendisini jirondenlerle arkadaşlık içinde buluşundan ötürü değil midir?
Üçüncü örnek: tüzüğün birinci maddesi üzerindeki tartışma. "Bizim hareketimiz içinde proleter eğilimi" savunan kimdir? İşçinin örgütten korkmadığında, proletaryanın anarşiye yakınlık beslemediğinde, işçinin örgütlenmeyi değerli bulduğunda ısrar eden kimdir? Bizi, oportünizmin ciğerine kadar işlediği burjuva aydınlarına karşı uyaran kimdir? Sosyal-demokrasinin jakobenleri. Peki, radikal aydınları partiye sızdırmaya çalışan kimdir? Profesörler, yüksek okul öğrencileri, serbest meslek sahipleriyle, radikal gençlikle ilgilenen, onlar için endişelerini dile getiren kimdir? Jironden Lieber'le birlikte jironden Akselrod.
Parti kongremizde açıkça Emeğin Kurtuluşu Grubu çoğunluğuna yöneltilen "haksız oportünizm suçlaması"na karşı yoldaş Akselrod kendisini nasıl da beceriksizce savunuyor. Jakobencilik, blankicilik, vb. dile düşmüş, harcıalem [sayfa 228] bernstayncı nakarata sarılarak, yoldaş Akselrod kendisini öyle bir biçimde savunuyor ki, yalnızca suçlamaları doğruluyor. Parti kongresinde yaptığı, bu aydınları kendine tasa edinen konuşmalarını bastırmak için, şimdi radikal aydınların tehlikeleri hakkında avaz avaz haykırıyor.
Bu "berbat sözler" —jakobencilik ve öteki sözler— yalnızca oportünizmin kanıtıdır, başka hiç bir şeyin değil. Kendisini proletaryanın —kendi sınıf çıkarlarının bilincinde olan proletaryanın— örgütüyle tam olarak özdeşleştiren bir jakoben, devrimci bir sosyal-demokrattır. Profesörlerle yüksek okul öğrencilerinin ardından iç geçiren, proletarya diktatörlüğünden korkan ve demokratik istemlerin mutlak değerine sevgi besleyen bir jironden, oportünisttir. Siyasal savaşımı fesada, suikastçiliğe özgü bırakma düşüncesinin basında binlerce kez çürütüldüğü ve yaşamın gerçekleri tarafından çok uzun zamandan bu yana çürütülüp bir kenara atıldığı günümüzde, yığınsal siyasal uyarma çalışmalarının taşıdığı önemin, bıkkınlık verecek kadar çok açıklandığı ve tekrar tekrar, belirtildiği günümüzde, bugün hala fesatçı örgütlerde tehlike keşfedenler yalnızca oportünistlerdir. Fesatçılığa, blankiciliğe karşı duyulan bu korkunun gerçek temeli, pratik hareketin (Bernstein ve hempasının uzun bir süre, boş yere bulmaya çalıştıkları) herhangi bir özelliğinde değil, kafa yapısını bugünün sosyal-demokratları arasında sık sık ortaya koyuveren burjuva aydının jironden ürkekliğindedir. 1840'larla 1860'lardaki fesatçı Fransız devrimcilerinin taktiklerine karşı, yeni İskra'nın yeni bir uyarıda bulunmak gibi işgüzar çabalar göstermesinden daha gülünç hiç bir şey olamaz (İskra, n° 62, başyazı).[43] Bugünkü sosyal-demokrasinin jirondenlerl, İskra'nın gelecek sayısında, emekçi yığınları arasında siyasal uyandırma çalışmalarının önemini, partinin sınıfı etkilemek için ana araç olarak kullanacağı emekçi basının önemini, temel ve en basit gerçek olarak çok uzun zaman önce öğrenmiş ve özümlemiş bir grup Fransız fesatçısını, [sayfa 229] 1840'ların Fransız fesatçıları grubunu, hiç kuşku yok ki, bize göstereceklerdir.
Ne var ki, yeni bir şeyler söylüyormuş gibi bir görünüm içine girerken, yeni İskra'nın temel, basit gerçekleri yenileme ve işin abecesine dönme eğilimi göstermesi bir raslantı değildir; Akselrod'la Martov'un, partimizin oportünist kanadında yer almalarıyla ortaya çıkan durumun kaçınılmaz sonucudur. İskra'nın yapabileceği başka şey yoktur. Oportünist sözleri yinelemek zorundalar; kongredeki savaşım açısından ve o kongrede bugünkü biçimini alan görüş ayrılıkları ve bölünmeler açısından savunulamaz olan tutumlarını şu ya da bu yolda haklı gösterebilecek bir şeyleri uzak geçmişte bulmaya çalışmak için geriye gitmek zorundalar. Jakobencilik ve blankicilik konusunda Akimov-vari derin düşüncelere, yoldaş Akselrod şimdi, yalnızca "ekonomistler"in değil, "siyaset adamları"nın da "tek yanlı" oldukları, aşırı ölçüde "karasevdalı" oldukları şeklindeki Akimov-vari feryat ve figanları eklemektedir. Bütün bu tek yanlılıkların ve karasevdalılığın üstünde olduğunu kendini beğenmiş bir edayla savlıyan yeni İskra'da bu konuda seller gibi akan bu söylevleri okuduğu zaman kişi şaşkınlık içinde şöyle soracaktır: Çizdikleri kimin portresi, böyle konuşmaları nerede işitmişlerdir? Rus sosyal-demokratlarının ekonomistler ve politikacılar diye bölünmesinin uzun süreden beri modası geçmiş, eski bir şey olduğunu bilmeyen mi var? Parti kongresinden bir ya da iki yıl önceki İskra dosyalarını karıştırın, göreceksiniz ki, "ekonomizm"e karşı savaş yatışmış ve daha 1902'de sona ermiştir; örneğin göreceksiniz ki, Temmuz 1903'te (İskra, n° 43) "ekonomizm çağı"nın "kesinlikle geçtiği"nden söz edilmektedir, ekonomizmin "öldüğü ve gömüldüğü" düşünülmektedir, politikacıların her türlü karasevdasına açık bir atacılık (atavism) gözüyle bakılmaktadır. Öyleyse İskra'nın yeni yönetmenleri neden bu ölmüş ve gömülmüş bölünmeye geri dönmekteler? İki yıl önce Raboçeye Dyelo'da [sayfa 230] yaptıkları hatalardan ötürü kongrede Akimov'larla savaştık mı? Eğer savaşsaydık, tepeden tırnağa budalalık etmiş olurduk. Herkes biliyor ki böyle yapmadık; kongrede Akimov'larla savaşmamızın nedeni, onların Raboçeye Dyelo'da yaptıkları eski, ölmüş ve gömülmüş hataları değil, ama kongredeki tartışmalarında ve oylamalarda yaptıkları yeni hatalardı. Hangi hataların geçmişin malı olduğunu, hangi hataların henüz yaşadığını ve karşı çıkmayı gerektirdiğini yargılarken kullandığımız ölçü, onların Raboçeye Dyelo'daki tutumları değil, kongredeki tutumlarıydı. Kongre tarihinde eski, ekonomist-politikacı bölünmesi artık mevcut değildi, ama çeşitli oportünist eğilimler var olmaya devam ediyordu. Bu eğilimler, birçok konu üzerinde yapılan görüşme, ve oylamalarda kendilerini ortaya koydular ve sonunda partide "çoğunluk" ve "azınlık" olarak yeni bir bölünmeye yolaçtılar. Bütün şey şu ki, İskra'nın yeni yöneticileri, bilinen nedenlerden ötürü, bu yeni bölünmeyle partimizde görülen çağdaş oportünizm arasındaki ilişkiyi örtmeye çalışıyorlar ve bunun sonucu olarak da bu yeni bölünmeden eski bölünmeye doğru geri gitmek zorunda kalıyorlar. Yeni bölünmenin siyasal kaynağını açıklamaktaki yetersizlikleri (ya da ne kadar lütufkar olduklarını göstermek amacıyla, o bölünmenin kaynağını peçeleme[99*] arzuları), onları, uzun zaman önce modası geçmiş bir bölünme üzerinde durmaya zorlamaktadır. Herkes biliyor ki, yeni bölünme, [sayfa 231] örgütlenme (tüzüğünn 1. maddesi) ilkeleri üzerindeki tartışmayla başlayan ve anarşistlere yaraşır bir "pratik"le sona eren, örgütlenme sorunlarına ilişkin farklılıktan ileri gelmiştir. Ekonomistler ve politikacılar şeklindeki eski bölünme ise, daha çok taktik sorunlar üzerindeki farklılıktan doğmuştu.
Yeni İskra, parti yaşamının daha karmaşık ve gerçekten güncel ve hararetli sorunlarından, çok önceleri çözüme bağlanmış olan ve şimdi yapay olarak hortlatılan sorunlarına gerileyişini haklı gösterme çabası içinde, adına kuyrukçuluktan başka bir şey denemeyecek olan eğlendirici, derin düşünceler öne sürüyor. Akselrod yoldaşın başı çekmesinden beri, yeni İskra'nın yazılarında bir sürü derin "fikir", kırmızı bir iplik gibi uzayıp gidiyor: içerik, biçimden daha önemlidir; program ve taktikler, örgütten daha önemlidir; "bir örgütün canlılığı, harekete verdiği içeriğin hacmi ve değeriyle doğru orantılıdır"; merkeziyetçilik "kendi başına bir amaç" değildir, "her şeyi koruyan bir tılsım" değildir, vb., vb... Büyük ve derin gerçekler! Program gerçekten de taktiklerden ve taktikler de örgütten daha önemlidir. Abece etimolojiden, etimoloji sentakstan daha önemlidir — ama sentaks sınavında kaldıktan sonra, bir aşağı sınıfta bir yıl daha bekletilmelerinden böbürlenen ve gururlanan kişilere ne demeli? Yoldaş Akselrod, örgütlenme ilkeleri üzerinde (1. madde) bir oportünist gibi konuştu, örgüt içinde de bir anarşist gibi davrandı (Birlik kongresi) — şimdiyse sosyal-demokrasiyi daha da derinleştirmeye çalışıyor. Kedi ulaşamadığı ciğere pis der! Tam anlamında, örgüt nedir? Baksanıza, örgüt yalnızca bir biçimdir. Merkeziyetçilik nedir? Her ne olursa olsun, bir tılsım değildir. Sentaks nedir? Baksanıza, etimolojiden daha az önemlidir; etimolojinin öğelerini biraraya getiren bir şeyden başka nedir ki... İskra'nın yeni yönetmenleri muzaffer bir edayla soruyorlar: "Kongre parti programını hazırlayarak, parti [sayfa 232] çalışmalarının merkezileştirilmesinde, her ne kadar yetkin görünürse görünsün tüzüğü onaylayarak başardığından çok daha fazlasını başarmıştır dediğimiz zaman, yoldaş Aleksandrov bizimle aynı görüşü paylaşmıyor mu?" (İskra, n°, 56, Ek.) Bu klasik sözlerin, Kriçevski yoldaşın, sosyal-demokrasi, tıpkı insanlık gibi, kendisine yalnızca başarabileceği hedefleri seçer şeklindeki ünlü sözünden daha az geniş ve daha az ömürlü olmayan bir tarihsel ün kazanacağı umulur. Çünkü yeni İskra'nın fikir derinliği ayn