V. Lenin
F e l s e f e
D e f t e r l e r i




Felsefe Defterleri'nin bu çevirisi, Lenin’in elyazmasının Cahiers Philosophiques başlığı altında Albert Baraquin, Emile Bottigelli, Georges Cogniot, Francis Coheri, Lida Vernant tarafından gerçekleştirilen ve Editions du Progrèes ile Editions-Sociales tarafından ortaklaşa olarak ba­sılıp 1971 yılı Ağustos ayında yayınlanan Fransızca çevirisinden yapılmıştır.
Türkçeye çeviren: Attila TOKATLI
Yayinlayan: SOSYAL YAYINLAR - Mart 1976

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir. erisyayinlari@kurtuluscephesi.org

Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında: Felsefe Defterleri (2.956 KB)








ARİSTOTELES’İN METAFİZİK’İNİN
ÖZETİ
146


       
       
1915 yılında yazılmıştır Elyazmasına tıpatıp
İlk olarak uygundur.
1930 yılında Lenin Derlemesi
XII’de yayınlanmıştır

      [sayfa 309]


ARİSTOTELES. “METAFİZİK”
SCHWEGLER’İN ÇEVİRİSİ. İKİ CİLT

TÜBINGEN, 1847


      Yukarda, “ev” üzerine olan alıntıya bakılacak.[1]
      Felsefeye giriş açısından alabildiğine ilginç, canlı, safça (taze) bir yığın şey; ve bunların yerini skolastik alıyor açıklamalarda daima, hareketsiz sonuç alıyor, vs.
      Aristoteles’te canlı olan ne varsa öldürmüş papazlar ve ölü yanlarını sürdürmüşler düşünürün.
      “İnsan ve at, vs. tekil bireyler olarak varolmaktadırlar; ‘genel’, kendi kendinde, bireyselleşmiş töz formu içinde yoktur; bütün halinde, belirlenimli bir kavramdan ve belirlenimli bir maddeden bileşmiş olarak vardır ancak” (s. 125[2], kitap VII, bölüm 10, 27 – 28)[3].
      Ibidem, s. 126, §§32 – 33.
      ... “Kendi kendinde madde, ‘bilinemez’dir. Kısmen duyular yoluyle algılanmaktadır bu madde, kısmen de anlayışgücü tarafından yakalanıp kavranmaktadır. Duygular yoluyle, maden olarak, odun [sayfa 311] olarak, sözün kısası hareket edebilen madde olarak algılanmaktadır; anlayışgücü tarafından ise, ‘duyular yoluyle algılanabilir olan’ın içinde bulunduğu zaman algılanır; ama ‘duyular yoluyle algılanabilir olan’ olarak değil, örneğin matematik”...[4].
Felsefe çoğu zaman sözcükleri tanımlamağa, v.s., saparak yolunu şaşırır. Bütün herşeye, bütün kategorilere şöyle bir üstün-körü dokunulmuş burada.

      Platon’a karşı polemik (“Metafizik” in hemen başında), naiflikleriyle ayrı bir sevimlilik kazanan “can sıkıcı” sorular ve idealizmin ahmaklıkları hakkındaki Bedenken[5]’ler, alabildiğine karakteristik ve son derece de ilginç. Ve bütün bunlar, en güçsüzce bir kargaşa içinde, aslî olan’ın, kavramın ve tekilin çevresinde dönüyor.
      NB : “Metafiziksin başında Herakleitos’a karşı, varlık ile varlık-olmayan’ın özdeşliği fikrine karşı amansızca bir mücadele var (Yunan filozofları yaklaşmışlar diyalektiğe, ama hiç bir zaman tam egemenlik sağlayamamışlar bu konuda). Son derece karakteristiktir ki her yerde, ama kesinlikle her yerde, canlı diyalektik tohumları ve diyalektik talepleri var...
      Aristoteles’te nesnel mantık, öznel mantıkla karışmış durumda her yerde, ama öyle bir şekilde ki nesnel mantık her yerde görülüyor rahatça. Bilginin nesnelliği konusunda hiç bir şüphe yok. Akim gücüne, bilginin gücüne, kudretine, nesnel hakikatına adetâ çocukça bir sarsılmaz inanç var. Ve genel ile tikel’in –tikel nesnenin, şeyin, fenomenin kavramı ile ‘duyular yoluyle algılanan gerçekliği’nin– diyalektiği’nde çocukça, güçsüz ve açması bir karışıklık görülüyor.
      Aristoteles’in ölü yanını almış skolastik ve papazlar, canlı yanını değil: talep, arayış, lâbirent yanını değil; yolunu arıyor çünkü adam.
      Aristoteles’in mantığı taleptir, arayıştır, yaklaşmadır Hegel’in mantığına. Ama Aristoteles’in (o ki daima, her adımda kaçınılmazşekilde diyalektik sorununu koymaktadır) bu mantığından, bütün [sayfa 312] arayışları, duraksayışları, sorunları koyuş şekillerini ayıklayıp atarak, ölü bir skolastik yapmışlar. Sorunları koyma şekillerini kesinlikle iyi biliyor Yunanlılar, her koyuş tarzını ayrı bir deneme sistemi olarak alıyorlar, ve böylece ortaya çıkan o naif fikir çeşitliliği Aristoteles’de eksiksiz bir biçimde yansıyor.
      ... “Görüldüğü gibi, tümellerin hiç birinin bireylerin dışında ayrı halde varolamayacağı apaçıktır. Bununla birlikte İdeler teorisinin yandaşları, bunlara ayrı bir varoluş tanımakta bir bakıma haklıdırlar, çünkü bunlar tekil tözlerdir; ama bir başka bakımdan da, İde’yi bir çokluğun birliği haline getirmekte haksızdırlar.[6] Yanılmalarının nedeni, bireysel ve duyulur şeylerin yanı sıra ve dışında bu türlü bozulmaz tözlerin doğasını açıklama olanaksızlığı içinde bulunuşlarıdır. İşte bundan ötürüdür ki bu İdeleri, bildiğimiz bozulur varlıklara özel olarak özdeş tutarlar ; ‘kendinde İnsan’ ve ‘kendinde at’, duyulur insanlar ve duyulur atlardır aslında; bunlara sadece (İdeler teorisinin yandaşları tarafından) “kendinde” sözcüğü eklenmiştir o kadar # (s. 136, kitap 7, böl. 16, §8–12) # [1040 b 25 sq.]. Ve bununla birlikte biz yıldızları görmemiş olsaydık bile onlar bundan dolayı, bizim bildiklerimizden apayrı ve farklı birer ebedî töz olmaktan geri kalmayacaklardı. Öyle ki biz onların doğasını belirtmesek bile, gene de varolmaları zorunlu olacaktı. Demek ki tümellerden hiç birinin tekil töz olmadığı ve tekil tözlerden (?????) oluşan hiç bir tekil töz bulunmadığı apaçık görülmektedir” (–§13 bölümün sonu).




!


!

      Nefis! Dış dünyanın gerçekliği konusunda en ufak bir şüphe yok. Genel’le tikel’in, kavram’la duyum’un, vs., öz’le fenomen’in, vs. diyalektiği söz konusu olunca kafası karışıyor adamımızın.

      (S. 146, kitap 8, bölüm 5 – daha sonra eklenmiş bu hiç şüphe yok ki–, § 2–3 [1044b 25]).
      ... “Güç bir sorun (άπορία) geliyor ortaya : Şu yada bu şeyin maddesi, karşıtlar karşısında nasıl bir davranışta bulunmaktadır? Örneğin beden gizligüç (δυνάμει) olarak sağlıklı ise ve hastalıkda sağlığın karşıtı ise, gizilgüç olarak beden sağlıklı olduğu kadar da hasta değil midir?... [sayfa 313] NB
      ...Ve (bu durumda) canlı, gizilgüç (δυνάμει) halinde bir kadavra mıdır?”
      (S. 181, kitap 11, bölüm 1, §12 – 14 [1059 b 5]).
      ... “Filozoflar matematik Şeylere, duyular yoluyle algılanabilir şeyler ile İdeler arasında bir şey gibi, ve adetâ İdelerle bu dünyanın dışında üçüncü bir varlıklar sınıfı gibi bakıyorlar; oysa aslında, kendinde-insan ile bireysel insanın dışında yada kendinde at ile bireysel atın dışında üçüncü bir insan yada üçüncü bir at yoktur. Ama durum dedikleri gibi değilse, hangi şeylerle uğraşacaktır matematikçi? Bu dünyanın nesneleriyle değil herhalde; çünkü bu nesnelerin hiç biri, matematik bilimlerin gerekli kıldığı özeliklere sahip değildir”...

      Ibidem, böl. 2, § 21 – 23. [1060 b 20] :
      ... “Üstelik, somut’un dışında herhangi bir şey var mıdır, yok mudur? Somut’tan maddeyi ve madde ile birlikte olanı anlıyorum. Hiç bir şey yoksa, herşey geçici ve kalımsız demektir, çünkü maddesel olan herşey ölümlüdür. Hiç bir şey yoksa, maddenin içinde ne varsa kalımsızdır; bir şey varsa, bu, türsel belirlenim ve form olacaktır. Ama hangi, durumlarda form bağımsızdır ve hangi durumlarda bağımsız değildir, saptanması zor olan budur işte”[7]...
      S. 185 –186, kitap 11, böl. 3, § 12 [1061 a 30] – Isıyı, yer çekimini ve “duyulur türden öbür karşıtlar” ı bir yana bırakır matematikçi, ve “yalnız niceliği” göz önüne alır... Varlık içinde de tıpatıp böyledir bu”.
      Diyalektik maddeciliğin görüş açısı bu; ama gelişigüzel, tutarsız, geliştirilmemiş, ilk hali içinde.

      Windelband, “Antik felsefe tarihine toplu bakış” (Müller’s Handbuch der Klassischen Altertumwissenschaft[8], V, I, S. 265 (Berne kitaplığı “okuma salonu”) adlı yapıtında, Aristoteles’in Mantık’ında (die Logik) “düşüncenin formları ile varlığın formları arasındaki özdeşliğin en genel bir ön varsayım olarak yer aldığını” belirtiyor, ve şu aktarmayı yapıyor “Metafizik”ten, V, 7: ““δσαχώς λέγεται τοσαχώς τό εϊναι σημαίνει.” [9]. Bu, § 4. Şöyle çevirmiş bunu Schwegler : “Denn so vielfach [sayfa 314] die Kategorien ausgesagt werden, so vielfach bezeichnen sie ein Sein[10]. Kötü çeviri!
       
      Tanrı’ya yaklaşım :
      Kitap XII, böl. 6, §10 – 11 [1071b 25] :
      ... “Gerçekten de, edim halinde bir devitken neden yoksa, hareket nasıl var olabilir? Malzeme, hiç şüphe yok ki kendiliğinden hareket edemez; kurucunun hüneri ile harekete geçirilmektedir. Kadınların aybaşı hali ve Yeryüzü için de böyledir bu: Tohum ve döllenme gerekir onlara”...
      Leusippos (id., § 14 [1071 b 30] hareketin ebedîliğini kabul ediyor ama niçinini açıklamıyor.
      Böl. 7, § 11 – 19 – Tanrı (s. 213).
      ... “Ebedî hareketin ebedî bir varlık tarafından verilmesi gerekir” (böl. 8, § 4 [1073 a 25])... Kitap XII, bölüm 10 – Felsefenin temel sorunlarının, yani bir çeşit “soru işaretlerinin “yeni baştan gözden geçirilmesi”. Çeşitli görüşlerin (daha çok telmihlerle yapılan) taptaze, naif, şüphelerle dolu bir açıklaması.
      13. kitap’ta Aristoteles, Puthagoras’ın, duyulur şeylerden ayrı olarak göz önüne alınmış haliyle sayılar teorisinin (ve Platon’un İdealar teorisinin) eleştirisine dönüyor.
      || İlkel idealizm: genel (kavram, ide), tekil bir varlık’tır. Acaip, korkunç bir şekilde (daha doğrusu : çocuksu bir şekilde) saçma görünür bu. Ama modern idealizm de, Kant, Hegel, Tanrı idesi de aynı cinsten (mutlak olarak aynı cinsten) değil midirler? Masalar, iskemleler ve masa iskemle ide’si; dünya ve dünya idesi (Tanrı); şey ve “numen”, bilinemez olan “kendinde şey”; Güneş’le Yeryüzünün genellikle doğanın bağı – ve yasa, λόγος, Tanrı, insan bilgisinin ikileşmesi ve idealizmin (= dinin) olabilirliği, daha ilk basit soyutlamanın | genellikle “ev” ve tekil evler | içinde verili bulunmaktadırlar. [sayfa 315] NB

NB
      (İnsan) zekâsı tarafından tekil bir şey’e yaklaşılması, bir kalıbın (= kavram) alınması, öyle basit, dolayımsız, bir aynadaki gibi ölü bir edim değildir; hayatın dışına hayalgücüyle uçuş olanağını içindeleyen, karmaşık, ikileşmiş, zikzaklı bir edimdir bu; dahası da var : soyut kavramın, idenin hayalgücü’nde bir dönüşüme (ve insanın algılamadığı, bilincine varmadığı bir dönemde) uğratılması olanağını da içindeler bu edim (in letzter Instanz[11] = Tanrı). Çünkü en basit genellemede, en ilksel genel idede (genellikle “masa”) bile daima belirli bir hayalgücü dozu vardır. (Vis versa: hayalgücünün en kesin bilimde bile rol oynadığını inkâr etmek, saçmadır: bk. çalışmaca itki olarak yararlı düş ile boş hayaller kurma konusunda Pissarev147.)
      “Matematik bilimler felsefesi” (modern tarzda konuşmuş olmak için böyle diyorum) konusundaki “güçlükler”in naif anlatımı, kitap 13, böl. 2, § 23 [1077 a 30] :
      ... “En son olarak da, cisim de bir tözdür, çünkü bir tamamlanmışlığa sahiptir belli bir ölçüde. Ama çizgiler nasıl olur da birer töz olabilirler ki? Herhalde, ne ruh gibi form ve dış görünüş olarak ve ne de beden gibi madde olarak olamaz böyle bir şey; nitekim hiç bir cisim görülemez ki çizgilerden yada yüzeylerden yada noktalardan bileşip oluşmuş olsun”... (s. 224)...
      Kitap 13, bölüm 3, kesin, açık seçik, maddeci bir tarzda çözüyor bu güçlükleri (matematikler ve öbür bilimler cismin, fenomenin, hayatın bir yan’ını soyutlamaktadırlar). Ama yazar, tutarlı bir şekilde sarılmıyor bu görüş açısına.
      Yorumunda şöyle yazıyor Schwegler (c. IV, s. 303) : “Kendi matematik anlayışının” olumlu bir açıklamasını vermekte burada Aristoteles: “‘Matematik olan’, duyulur’un bir soyutlamasıdır”. NB
      Kitap 13, bölüm 10, Schwegler’in yorumunda (“Metaphysik” VII, 13, 5’le bağlantılı olarak) iyi bir şekilde açıklanan bir sorunu işlemekte: bilim sadece genel’i inceler (bk. kitap 13, bölüm 10, § 6), ama sadece tikel gerçektir (tözseldir). Bilimle gerçeklik arasında bir uçurum mu var bu durumda? Varlık ve düşünce ölçülebilir değiller mi yani? “Gerçek’in hakikata uygun bilgisi olanakdışı mı?” (Schwegler, c. IV, s. 338). Şöyle cevap veriyor Aristoteles: Bilme, gizilgüç olarak genel’e doğru, edim olarak şu yada bu tikel konuya doğru yönelir. [sayfa 316]
      #
      F. Fischer’in Aristoteles’in “gerçekçiliğini tartışan “Die Metaphysik, von empirischen Standpunkte aus dargestellt”[12] başlıklı kitabını yayınladığı yıl: (1847) höchst beachtenswert[13] olarak nitelendirmekte Schwegler.
NB
      Kitap 14, bölüm 3, § 7. [1090 b] : ... “Eğer ‘matematik olan’ duyulur nesnelerin içinde bulunmuyor ise, özeliklerine niçin duyulur nesnelerin içinde raslanılıyor?”... (s. 254).
      (Kitabın son cümlesi de aynı anlamı taşımakta, kitap 14, bölüm 6, § 21.)


“Metafizik”in sonu


      # Priedrich Pischer (1801 – 1853), Bâle’de felsefe profesörü. Prantl tarafından kaleme alınmış bir makale (“Allgemeine Deutsche Biographie[14], c. 7, s. 67) horlayıcı bir anlatımla diyor ki “öznel idealizmi kesin olarak ve toptan reddettikten sonra karşıt uca, ideale yabancı düşen ampirizme yuvarlanmasına ramak kalmıştır”. [sayfa 317] vay vay vayyy!!!

       
       
       

FEUERBACH VE HEGEL’İN
YAPITLARININ CİLTLERİ ÜZERİNE NOT[15]

Log. 536


      Feuerbach’ın yapıtları, Bolin Yayınları

C. I. Ölüm ve ölümsüzlük üzerine düşünceler
      II. Felsefî eleştiri notları ve temel tezler
      III. Modern felsefenin tarihi
      IV. Leibniz’in felsefesi
      V. Pierre Bayie
      VI. Hristiyanlığın özü
      VII. Bu kitap için yorumlar ve ekler
      VIII. Dinin özü üzerine dersler
      IX. Teogoni
      X. Ölümünden sonra yayınlanan etik üzerine mektuplar ve aforizmalar.



Log. I. 175

      Hegel’in yapıtları
      III, IV ve V. Mantık
      XIX, 1 ve 2 – Hegel’in mektupları
 
 
 
Eylül - Aralık 1914’te yazılmıştır Elyazmasına tıpatıp
İlk olarak 1930 yılında Lenin Derlemesi uygundur.
XII’de, s. 24’te yayınlanmıştır

       
       
       

FEUERBACH’IN LEIBNIZ’İN FELSEFESİNİN
AÇIKLANMASI, GELİŞTİRİLMESİ VE ELEŞTİRİSİ
148
KİTABININ ÖZETİ


 
 
 
1915 yılında en erken Eylül ayında, Elyazmasına tıpatıp
en geç 4 (11) Kasım günü yazılmıştır uygundur.
İlk olarak 1930 yılında Lenin Derlemesi
XII’de yayınlanmıştır

       
       

L. FEUERBACH. YAPITLAR,
C. IV, 1910. LEIBNIZ, vs.


      Leibniz hakkındaki bu parlak incelemede özellikle göz önünde tutulması gereken bir kaç parçayı not etmek şart oluyor (bu da pek kolay bir iş değil, çünkü tümü de –bütün birinci kısım demek istiyorum– (§1–13) alabildiğine ilginç); sonra da 1847 ekleri geliyor.
( “Leibniz”! 1863 yılında,
henüz idealist olduğu
dönemde yazmıştı Feuerbach
) § 20
§ 21                     1847
ve çeşitli parçalar

S. 27 – Leibniz’i Spinoza’dan ayıran nokta : Leibniz’de, töz kavramına kuvvet kavramı da gelip ekleniyor, “üstelik de” burada söz konusu olan, “etkin kuvvet” kavramıdır... “öz-etkinlik” ilkesidir (29) –

      Ergo Leibniz, tanrıbilimden geçerek, madde ile hareket arasındaki koparılmaz (ve evrensel, mutlak) bağ ilkesine yaklaşmış oluyor. Feuerbach’ı böyle mi anlamak gerekir acaba şimdi?

S. 32 : “Spinoza’nın özü, birliktir; Leibniz’in özü ayrılıktır, farktır.”

S. 34 : Spinoza’nın felsefesi bir teleskop’tur, Leibniz’in felsefesi bir mikroskop’tur149.


      “Spinoza’nın dünyası, tanrının akromatik camıdır ; içinden doğru biricik tözün göksel ışığından gayrı hiç bir şey göremediğimiz, hiç bir şeyin renklendirmediği bir ortamdır bu. Leibniz’in dünyası çok yüzlü bir billur, bir elmastır; ve kendine özgü doğası sayesinde, tözün basit ışığını alabildiğine çeşitli bir zenginliğe dönüştürür ve aynı zamanda karartır bu elmas” (sic!). [sayfa 323]

S. 40 : “Demek ki Leibniz için cisimsel töz, Descartes’ta olduğu gibi sadece yerkaplayan, süreduran, dışarıdan harekete geçirilen bir kütle değildir artık; töz niteliği dolayısıyle onda etkin bir kuvvet, hiç bir zaman durgunluğa düşmeyen bir etkinlik ilkesi bulunmaktadır.”

      Leibniz’i bütün o “Lassalci” yanlarına ve politika ile din konularındaki uzlaşmacı, ödüncü eğilimlerine rağmen, hiç şüphe yok ki bundan dolayı değerlendirmekteydi Marx150.
      Leibniz felsefesinin ilkesidir Monad. Bireyliktir, harekettir, (apayrı bir cinsten) ruhtur. Süreduran atomlar değil; canlı, hareketli, tüm evreni kendilerinde yansıtan ve (bulanık halde) tasarım gücüne sahip olan monatlar (bir çeşit ruhlar); işte budur “son öğeler” (s. 45).
      Her monad, öteki monadlardan farklıdır.
      “...Hayatın yada iç öz etkiler ilkesinin, maddenin sadece küçücük yada tikel bir parçasına bağlı oluşu, doğanın güzelliğine, düzenliliğine ve sağduyusuna tamamıyle aykırı düşerdi” (Leibniz – s. 4 5)
NB
      İşte bunun içindir ki bütün doğa, eski filozofların haklı olarak düşündükleri gibi, ruhlarla yada ruhları andıran varlıklarla doludur. Çünkü mikroskop, gözle algılanamayan sayısız canlı varlık bulunduğunu ve kum tanelerinden de, atomlardan da fazla ruh bulunduğunu bilme olanağını sağlamaktadır” (Leibniz – s. 4 5).
 
Bk. elektronlar!

      Monadın özeliği : Vorstellung, Repräsentation[16].
      “Doğrudan doğruya algılamanın kendisi de karmaşık’ın yada dış’ın, yani yalın’ın içindeki çok’un tasarımından (türetme ve imgesinden”... .] yada... “birimde yada basit bir tözde çokluk’u içeren ve türeten yeniden geçiş halinden başka bir şey değildir” (s. 49, Leibniz –monadda verworrene (s. 50) (bulanık, s. 52) Vorstellung[17]– insanda da bir alay bilinçdışı, venvorrene, vs. duygu vardır).
      Her monad, “bir ‘kendi için dünya’dır; monadların her biri, kendi kendine yeten bir birimdir” (Leibniz, s. 55). [sayfa 324]
      “Bir bulanık tasarımlar karışımı: işte budur duyular, madde işte budur” (Leibniz, s. 58)... “Demek ki madde, monadların bağ’ıdır” (ib.)...
 
      Benim kendi özgür yorumum :
      Monadlar = bir çeşit ruhlar. Leibniz = bir idealist. Maddeye gelince, o da ruhun başka-varlık’ı (yada, öteki-varlık’ı) gibi cismanî, şehvanî bir bağla onları (yani, monadları) biribirlerine bağlayan bir pelte gibi bir şey oluyor.

      “Mutlak gerçeklik, monadlarda ve monadların algılarında bulunur ancak” (Leibniz, s. 6 0). Madde, fenomen’den başka bir şey değildir.
      “Yalnız tindir aydınlık olan” (s. 62)... madde ise, “aydınlık ve hürriyet yokluğudur” (64).
      Mekân, “‘kendinde düşüncel’ olan bir şeydir” (Leibniz, s. 70–71).
      ...”Maddenin çeşitliliğinin, farklılığının maddesel ilkesi, harekettir”... (72).
      “Nitekim, Newton ve öğrencilerinin düşündüklerinin tersine olarak, maddesel doğada boş mekân yoktur. Boşluk tulumbası, boşluğun varlığını tanıtlamaz katiyen; çünkü camda, her türlü ince maddenin içlerinden rahatça süzülüp geçebileceği gözenekler vardır” (Leibniz, s. 76 – 77).
      “Madde bir fenomendir” (Leibniz, 78). “Monadın ‘kendi için varlığı’, ruhudur; ‘bir başka için varlığı’, maddedir” (Feuerbach, 78). İnsan ruhu, üstün bir merkezî monaddır, bir entelekyadır151, vs., vs.
      “İşte bunun içindir ki her cisim, evrende bütün olup bitenlerin etkisi altındadır” (Leibniz, 83).
      “Monad, bütün evreni temsil etmektedir” (Leibniz, 83).
      “Monad, bölünemezliğine rağmen, karmaşık bir itki gücüne sahiptir; yani monad, her biri bireysel olarak kendi tikel değişmelerine doğru yönelen ve bütün öbür nesnelere özsel bakımdan bağlı oldukları için aynı anda onda bulunan bir algılar çokluğuna sahiptir”... “Bireylik, bir çeşit tohum olarak sonsuz’u içermektedir” (Leibniz, 84). [sayfa 325]

>>——————————————————

      Kendine özgü bir diyalektik var burada; ve hattâ, idealizmine ve tanrıbabacılığına rağmen, çok derin bir diyalektik var.

      “Doğada herşey andırışlıdır, (analojiktir) (Leibniz, 86).
      “Genel olarak doğada mutlak süreksizlik diye bir şey yoktur;,mutlak sürekliliğin önünde, evrenin sonsuz bağ’ının önünde bütün karşıtlar, mekânın ve zamanın ve de orijinalitenin bütün sınırları ortadan kalkar” (Feuerbach, 87).







Leibniz
1646’dan
1716’ya kadar yaşadı







NB
      “Monad, et ve kandan değil de sadece sinirden oluşan tikel doğasından dolayı, evrende bütün olup bitenlerin etkisi altında bulunduğu halde”... buna rağmen “işin kahramanlarından, baş oyuncularından biri değildir; evren dramının bir seyircisi olarak kalır. Ve monadların temel kusuru da işte bundan ileri gelir” (Feuerbach, 90).
      Ruhla bedenin uyumu – Tanrı tarafından kurulmuş olan harmonie préétablie[18].
      “Leibniz’in zayıf yanı” (Feuerbach, 95) 152.

      “Bir çeşit tinsel otomat’tır ruh” (Leibniz, 98). (Bir keresinde Leibniz kendisi de, vesilecilik’ten153 kendi felsefesine kolayca geçilebileceğini söylüyor, Feuerbach, 100). Ama Leibniz’te bu, “ruhun doğası”nın sonucu olarak ortaya çıkmakta... (101).
      “Teodise”de154 (§ 17) temel dayanak olarak, gene, Tanrı’nın varlık kanıtı’nı155 almakta Leibniz.
      “Anlayışgücü üzerine yeni Denemeler”de156, nihil est in intellectu, vs., nisi intellectıts ipse[19] (!) (152) diyerek eleştiriyordu Locke’un ampirizmini Leibniz.
      (İlk baskıda Feuerbach da yapıyordu, Locke’un idealist açıdan bir eleştirisini157.)
      “Zorunlu hakikatlar”ın ilkesi “bizde”dir (Leibniz, 148).
 
Bk. Kant’ta da var 158 [sayfa 326]

      Töz, değişme, vs. ideleri bizde vardırlar (Leibniz, 150). “Akıl tarafından en iyi şekilde belirlenmiş varlık – hürriyetin en yüksek derecesi işte budur” (Leibniz, 154).
      “Leibniz’in felsefesi, idealizm’dir” (Feuerbach, 160), vs., vs.
      ... “Leibniz monadolojisinin o güleç ve hayat dolu çoktanrıcılığı, katı tektanrıcılığa varmıştır; ama sırf bundan dolayı da, daha tinselleşmiş ve “deneyüstü idealizm’le gergin hale girmiştir” (Feuerbach, 188).
| S. 188–220 220: 1847 ekleri |
S. 188 : “İdealist, apriori felsefe”...
      “Ama insanoğlu için aposteriori olan, filozof için elbette ki apriori olacaktır; çünkü insanoğlu deneyleri toplayıp biriktirerek genel kavramlar halinde sentezleştirdikten sonra, sentetik apriori yargılar”da bulunma


Kant’a
geçiş


Kant’la
alay
ediyor
gücüne de sahip olur elbette. İşte bundan dolayıdır ki bir önceki dönem için bir deney işi olan şey, bir sonraki dönemde bir akıl işi haline gelir... Nitekim, önceleri, elektrik ve magnetizma ampirik özeliklerdi sadece, yani birtakım cisimlerde gözlemlenen zorunsuz özeliklerdi; oysa şimdi bunlar, sayısız gözlem sayesinde, tüm cisimlerin özelikleri, genel anlamda cismin temel özelikleri haline gelmişlerdir... Görüldüğü gibi, idelerin kökeni sorusuna ancak insanlığın tarihi açısından olumlu bir cevap verilebilir”... (191–192).
      Bal mumu değildir ruh, bir tabula rasa[20] değildir... “Algıyı üretebilmek için, nesneye, kendinden farklı bir şeyin gelmesi gereklidir; ve algının özünün temeli olan bu farklı öğeyi nesnenin kendisinden çıkarmağa kalkışmak, gerçekten ahmaklık olur. Peki öyleyse nedir bu öğe? Evrenselliğin form’udur; çünkü Leibniz’in de belirtmiş olduğu gibi, ide yada bireysel algı bile –hiç değilse bireysel gerçek nesneye oranla– genel karakterde bir şeydirler ilkin, yani, bu durumda, belirlenmemiş, farkları silen ve yok eden bir şeydirler. Som, eleştiri gücünden yoksun, zengindir duyarlık; buna karşılık ide, algı, genel’le ve zorunlu ile sınırlıdır” (192).
      “Sonuç olarak, tıpkı “Saf aklın eleştirisinin temel fikri gibi “Anlayışgücü üzerine yeni Denemelerin temel fikri de şudur ki, evrensellik ve ondan ayrılamaz olan zorunluk, anlayışgücünün [sayfa 327] yada algılayabilen varlığın öz doğasını dile getirmektedirler ve dolayısıyle de bunların kaynağı duyu organları yada deney olamaz, yani bunlar dışardan gelemezler”... (193).

      Daha önce Dekartçılarda da vardı aynı fikir – Glauberg’den 1652 tarihli bir metni aktarmakta Feuerbach159.
Leibniz
ve Kant

zorunluk
evrensel’den
ayrılamaz
NB
Kantçılık
= kavaf işi
      “Hiç şüphe yok ki, bu belit” (bütün, parçadan büyüktür, diyen belit), “apaçıklığını, tümevarıma değil anlayışgücüne borçludur; çünkü genel bir açıdan, anlayışgücünün, bizi boş yere tekrar zahmetinden esirgemek için duyuların verilerini genelleştirmekten, duyulur deneyin ve sezginin yerini almaktan ve bunları, bizi her seferinde yeniden yaşamaktan kurtarmak üzere önceden kavrayıp bildirmekten başka ereği ve işlevi yoktur. Ama anlayışgücü bu işi salt kendi iradesiyle, duyularda bunun için herhangi bir dayanağa sahip olmaksızın mı yapmaktadır? Duyuların bana ilettiği tekil durum, gerçekte karşılığı olmayan bir durum mudur? Niteliksel bakımdan belirlenmiş bir durum değil midir bu durum? Ve bu nitelikte, tikel durumların duyular tarafından algılanabilen bir özdeşliği yok mudur?... Sadece yapraklar mı görürüm ben, aynı zamanda ağaçları da görmez miyim?... Özdeşlik, benzeşim ve fark duygusu diye bir şey yok mudur? Siyah ile beyaz, gündüz ile gece, odun ile demir arasında duyu organlarım için hiç bir fark yok mu?... Duyulur algı, (var) olan’ın mutlak bir şekilde onaylanması değil de nedir? Düşüncenin en üstün yasası olan özdeşlik yasası, işte bundan dolayı aynı zamanda duyarlık yasası da değil midir; ve bu yasa, işin ucunda, duyulur sezginin hakikiliğine dayanmıyor mu?”... (193–194).
      “Yeni Denemeler”de Leibniz : “Genellik, tek tek nesnelerin kendi aralarında benzerliğine dayanır ve bu genellik bir gerçekliktir” (Kitap III, bölüm 3, § 12). “Ama bu benzerlik, duyuların bir hakikati değil midir? Anlayışgücünün bir tek sınıfa, bir tek cinse yerleştirdiği varlıklar benim duyularımı özdeş, benzer bir tarzda etkilemiyorlar mı?... Benim cinsel duyu’m bakımından – duyu organları teorisinde çoğunlukla bir yana itilmiş oluşuna rağmen, çok büyük teorik önem taşıyan bir duyu da budur – bir [sayfa 328] kadınla bir hayvanın dişisi arasında hiç bir fark yok mudur? Öyleyse anlayışgücu ile duyular arasındaki yada duyum’a anıklık arasındaki fark nedir? Duyulur algı, nesne’yi verir; anlayışgücu ise, (nesnenin) ad’ını verir. Duyulur algıda da olmayan hiç bir şey yoktur anlayışgücünde; ama duyularda edimli olarak bulunan şey, anlayışgücünde sadece ad olarak vardır. En üstün, yüce varlıktır anlayışgücu, dünyayı yönetendir; ama edimli olarak değil, ad olarak böyledir bu. Peki ama ad nedir? Nesneyi bütünlüğü içinde tasarımlayabilmek üzere nesnenin temsilcisi kıldığım, nesneyi belirten ayırt edici bir im, belirgin ve çarpıcı bir işarettir” (195).




























NB













bien
dit! [20b]
NB


bien
dit!

      ... “Bütünün parçadan büyük olduğunu, anlayışgücu kadar duyular da söylemektedirler bana; ama duyular bunu bana sözcüklerle değil de: parmak elden küçüktür, cinsinden örneklerle söylemektedirler”... (196– 197).
      ... “İşte bunun içindir ki bütünün parçadan büyük olduğu kesin bilgisi, duyulur deneye bağlı değildir hiç şüphesiz. Peki ama neye bağlıdır? Bütün sözcüğüne. Bütün parçadan büyüktür şeklindeki önerme, tek başına: bütün sözcüğünün söylediğinden fazla bir şey söylememektedir”... (197).
      ... “Leibniz, tam tersine, idealist yada tinselci olarak, araç’ı erek haline duyarlığın olumsuzlanışını zihnin özü haline getiriyor”... (198).
      ... “‘Kendi bilinci’ne sahip olan, varolmaktadır ve vardır ve adı da ruhtur. Demek ki biz, bedenimizin varolduğundan emin olmazdan önce ruhumuzun varolduğundan emin olmaktayızdır. Bilinç, hiç şüphe yok ki, ilktir; ama yalnız benim için ilktir, ‘kendinde ilk’ değil. Bilincimin açısından, ben kendimin bilincinde olduğum için varolmaktayımdır; ama bedenimin açısından, ben varolduğum için kendimin bilincindeyim’dir. Hangisi haklıdır peki bu durumda? Beden, yani doğa mı; yoksa bilinç, yani Ben mi? Şüphesiz ki, Ben; çünkü ben kendi kendime hak vermezlik edebilir miyim? Ama gerçekte, bilincimi bedenimden ayırıp yalnızca kendi kendim sayesinde düşünebilecek durumda mıyım?”... (201).
      ... “Dünya, duyuların ve düşüncenin konusudur” (204).
      “Duyulur bir nesnede insan, gerçekteki haliyle duyulur algının nesnesi olarak varlığı, kendinde duyulardan soyutlanmış olarak bulunan düşünülmüş varlıktan ayırt eder. Varoluş yada birey diye adlandırır birincisini, ikincisini ise öz yada cins diye adlandırır. Zorunlu ve ebedî olarak tanımlar özü, çünkü şu yada bu nesne duyuların dünyasından [sayfa 329] yok olsa bile, düşünülmüş nesne yada tasarım olarak kalmaktadır; varoluşu da, olumsal, zorunsuz ve geçici olarak tanımlar”... (205).
      ... “Yarı yarıya Hristiyandır Leibniz, tanrıcı yada Hristiyan ve natüralisttir. Tanrının iyiliğini ve sonsuz kudretini bilgelikle, anlayışgücüyle sınırlamaktadır. Ama bu anlayışgücü, aslında doğa bilimlerine değgin bir maddeler koleksiyonundan başka bir şey değildir; doğanın, evrensel bütüncün tüm parçalarının bağcıdır sadece. Şu halde Leibniz, tanrıcılığını natüralizm’le sınırlamakta; tanrıcılığı, tanrıcılığı yıkan şeyle savunmakta”... (215). NB
      S. 274 (1847 ekinden aktarma) :
      “Duyuların yalanından ne kadar çok söz edildi, ve ne kadar az söz edildi dilin yalanından; oysa düşünce dilden ayrılamaz. Ve bununla birlikte duyuların aldatışı ne denli kaba, dilin aldatışı ne denli incedir! Ben beş duyu’mun imdada yetişmesi sayesinde, anlayışgücü anlamında logos’un bütün bu güçlük ve gizlemlerinin sözcüğün anlamında çözüm bulduklarını kavraymcaya değin, akim evrenselliği, Fichte ve Hegerin Ben’inin evrenselliği nasıl da istedikleri gibi burnumun ucundan tutup sürüklediler beni uzun zaman! İşte bundan dolayıdır ki Haym’ın sözü : “Aklın eleştirisi, dilin eleştirisi olmak zorundadır”, bana teorik açıdan bunca yakın düşmekte. Duyan ve kişisel varlık olarak ben ile düşünen varlık olarak ben arasındaki karşıtlığa gelince, bu, aktardığım” (doğrudan doğruya Feuerbach’ın olan160) “not ve tez anlamında, gelip şu kesin kontrasta dayanmaktadır: duyan olarak bir’im, düşünen olarak evrenselim. Ama düşüncede ne kadar bir isem duyumda da o kadar evrensel olmaktan geri kalmıyorum. Düşüncede uygunluk sadece duyumda uygunluğa dayanmaktadır” (274).
      “Her türlü insanî bağ, insanlardaki duyum benzeşimi öncülüne dayanır” (274).
      “Spinoza und Herbart” (1836)161. S. 400 ff. “Ahlâkçı” Her-bart’ın alçakça saldırılarına karşı Spinoza’nm savunulması. Spinoza’nın nesnelciliği belirtiliyor, vs. NB.
      “Verhältnis zu[21] Hegel” (1840 ve späer[22]). S. 417 ff. [sayfa 330]
      Bulanık ve bağlantısız bir şekilde* Hegel’in öğrencisi olmuş olduğu belirtilmiş.

      Gözlemler arasında :
      “Doğal doğuş ve gelişimle çelişme halinde olan bir diyalektik ne olabilir? Neye dayanır böyle bir diyalektiğin zorunluğu?”... (431).
      “Herr[23] von Schelling” (1843) Marx’a mektup (434 ff.). Müsveddeye uygun. Pestilini çıkarmakta Schelling’in162.

IV. cildin sonu



[sayfa 331]
       
       

DR. JOHANN PLENGE. MARK VE HEGEL

TUBINGEN, 1911163


       
       
      “Maddecilik”in (ki bunu “idealizm, vs. diye adlandırıyor kendisi) devrimci düşünce ile nasıl bağdaştığını bir türlü kavrayamıyor Plenge, ve kendi kavrayışsızlığmdan dolayı da köpürdükçe köpürüyor!!! bayağının
bayağısı
bir anlayış!
      Marksizmin temellerinin, teorik temellerinin, burjuva profesörleri tarafından nasıl basitleştirildiğinin güzel bir örneği!! Emperyalist ekonomistler’e164 ve şürekasına ad notam[24]!!
      Ben, ben, ben, ben, ben, bakın Marx’ı ve Hegel’i nasıl “okudum” havalı çalımlı bir önsözden sonra, Hegel’in teorisinin yüzeysel mi yüzeysel bir özeti geliyor (idealizm, “spekülasyon”dan ayırt edilmemiş; pek az şey kavranmış durumda; ama gene de Kantçılığa oranla bu incelemede iyi şeyler var) ama Marx konusundaki “eleştiri” düpedüz saçma.
      “Gerçek” proleteri sınıfın temsilcisi olarak anlıyor diye, “saf ideoloji”yle suçlanmakta Marx.
      “Yer yer, her türlü idealizmi inkâr eden bir döneğin adî dili... yer yer de, bir politika tutkununun istekleri ve hak davaları: Karl Marx’ın gerçeği işte budur” (82). [sayfa 333]
      “Bu radikal Yahudi bilgininin, tedavi isteyen bütün sosyal formlar için, hayatı boyunca sadece bir tek evrensel ilâç bellemiş oluşu doğrusu ilginç: eleştiri ve siyasal mücadele” (56).
      ...”Marx’ın tarihsel maddeciliği, aslında, en derin temelinde idealist bir toplum görüşü olan, alabildiğine akılcı bir teoriden, patetik bir jestten başka bir şey değildir”, vs., vs... (83).

Diyalektiğin
teorik
yanının
farkına bile
varılmamış!!


Marx =
“ideolog”

!



“nur”!![24b]

Marx!!
“anlamamış”
Hegel’i
97 ve gerisi








      ...”Ajitatör gerekçeleri”... (84) (id. 86, 92 ve gerisi.) (115 ve gerisi.).-
      Marx, “bu doğa bilimleri ampirizmini” başkasından almış (88), Marx, toplum bilimini doğa bilimlerine döndürüyor” (ib.).
      ... “Bir düşünürün yolu değildir onun” (Marx’ın) “yolu... bir hürriyet havarisinin yoludur”...!!! (94 – 95).
      Sosyalist devrim = öznel umut; bunu bir “bilimsel nesnel bilgi” diye sürmek, “şarlatanlığa başladığını bilmeyecek kadar vecde gelmiş bir hayalcinin aldanışıdır” (110).
      ... “Marx’ı sürükleyen, radikal bir hürriyet havarisinin tutkulu iradesidir”... (111).
      “Bütün kin içgüdülerini ajitatörce kamçılayıp kışkırtan” Marx... (115).
      “Marksizm... soyut bakımdan olumsuz, fanatik bir coşku ahlâkı haline geliyor” (Hegel’e göre Muhammedîlik gibi!)... (120).

!!



!!
inde
ira[24c]!!

      ...Marx’ın “fanatik mizacı” (ve “heyecanlı karakteri”) – işin özü şu işte (120).
      Vs. Aşağılık cinsten şaka!
      Bu alıntı nereden? belirtmemekte yazar?
      “Sosyalizm, devrimsiz gerçekleşemez. Yıkmağa ve devirmeğe ihtiyacı olduğu kadar ve için ihtiyaç duyar bu siyasal eyleme. Ama organik etkinliğinin başladığı yerde, ruhunun kendi öz ereğini açıkça ortaya koyduğu yerde siyasal zarfını çıkarıp atar sosyalizm.” [sayfa 334] NB
NB

      – Bu alıntıyı, kaynağını belirtmeksizin aktararak şöyle devam ediyor Plenge: “Düşen ‘siyasal zarf’, hiç şüphesiz baştan başa bütün marksizmdir” (129).
      Plenge nasıl da keşfediyor “çelişkiler”i: “Rheinische Zeitung”da165 şöyle yazmışmış Marx: “Sanayiin kollarıyle demiryollarını kuran zihin, filozofun beyninde felsefe sistemlerini de kurar” (s. 143). Daha sonra bu üretim araçları kendilerini yaratmış olan zihnin egemenliğinden kurtulur ve bu kez onlar zihin belirlemeğe koyulurlar.” Ne “zihin”
ne “zihin”

Plenge’de Mehrvertstheorie[25] eleştirisine örnek:


      “Kapitalizmin, kâr arayışının ücretlerin düşmesine ve çalışma koşullarının ağırlaşmasına yolaçan zalim gerçeğini, kabaca abartıp kundaklayıcı bir açıklıkla altını çizerek belirtir” (bu teori). “Ama buna karşılık, kullanılan terminoloji tarafından gizlenen bir kavramlar ikileşmesinin ilkel yanlışıyle sakattır”... (157). !!


... “Bozguncu artı değer teorisi, ajitasyon ihtiyacının gereği olarak, bütün sistemin en gözde yerine oturtulmuş bulunmaktadır”... (164).
      ... “Marx – bizim büyük felsefemizden ödünç aldığı giysiyi kendi erekleri için yeni baştan biçmiş olan XIX. yüzyıl Yahudi devrimcisi” (171). Tam
bir inci!!
(       Bayağının da bayağısı bir yaratık bu Plenge. Zavallı bodur kitabının bilimsel değeri ise: sıfır. [sayfa 335] )

 

 
En geç 1916 yılı Haziran ayında Elyazmasına tıpatıp
yazılmıştır uygundur.
İlk olarak 1933 yılında Lenin Derlemesi
XXII’de yayınlanmıştır

      [sayfa 335]
       
       
       

KİTAPLAR ÜZERİNE NOTLAR


       

. . .
      F. Raab. Die Philosophie von R. Avenarius.
      Systematische Darstellung und immanente Kritik. Leipzig, 1912 (164 s.). 5 Mk.[26]
      Perrin. Atomlar. Paris (Akan)166.

. . .
 
 
 
En erken 1912 yılında not edilmiştir Elyazmasına tıpatıp
İlk olarak 1938 yılında Lenin Derlemesi uygundur.
XXXI’de yayınlanmıştır

      [sayfa 337]
       
       
       

ZÜRİCH
KANTON KİTAPLIĞI’NIN
FELSEFÎ YAPITLARI167

      Gideon Spicker. “Über das Verhaltnis der Naturwis-senschaft zur Philosophie”[27] (özellikle versus Kant ve Lange’nin Maddeciliğin tarihi), 8°, Berlin, 1874. IV. W. 5 7 K.
      Hegel. “Phänomenologie” (hrs. Bolland, 1907)[28]. IV. W. 165 g.

 
 
 
1915 yılında not edilmiştir Elyazmasına tıpatıp
İlk olarak 1933 yılında Lenin uygundur.
Derlemesi XXII’de yayınlanmıştır

      [sayfa 338]
       
       
       
       

(“Zürich Kanton Kitaplığı”168)
(Signatur[29] : K. bi.)


       
       
      Flugschrif ten des deutschen Monistenbundes. Hef t 3: Albrecht Rau. “Fr. Paulsen über E. Haeckel”. 2-te Aufl. Brackwede. 1907 (48 SS.)[30]
(       Feuerbach’ın görüş açısından Paulsen’in alabildiğine sert eleştirisi. Burjuva ışıklar felsefesinin “Mohikan”ı! )

 
 
 
1915 yılında not edilmiştir Elyazmasına tıpatıp
İlk olarak 1933 yılında Lenin uygundur.
Derlemesi XXII’de yayınlanmıştır

      [sayfa 339]
       
       
       

Seksiyon III. (“Genel kültür
ve bilim yapıtları”)169 :


       

Köken üzerine incelemeler 1914

(Çağdaş kültür m, IV).

E. Haeckel: Gott-Natur. Leipzig, 1914[31]... Sch. 480, N24.

...
      Uhde. Feuerbach. Leipzig, 1914... XVI. 906.
       
      A. Zart. Bausteine des Weltalls : Atome, Moleküle... Stuttgart, 1913.[32]
 
 
 
1916 yılında not edilmiştir Elyazmasına tıpatıp
İlk olarak 1934 yılında Lenin uygundur.
Derlemesi XXVII’de yayınlanmıştır

      [sayfa 340]

 

 

 

...
      Ruttmann. Die Hauptergebnisse der modernen Psycho-logie.[33] Pe. VII. 3551.

...
      Suter. Die Philosophie von Richard Avenarius. 1910 (Diss).[34] St. Bro. 11. 341.
 
 
 
1916 yılında not edilmiştir Elyazmasına tıpatıp
İlk olarak 1936 yılında Lenin uygundur.
Derlemesi XXIX’da yayınlanmıştır

      [sayfa 341]
       
       
       

J. PLENGE’NİN
MARK VE HEGEL
BAŞLIKLI YAPITININ
BİR KONTRANDÜSÜ ÜZERİNE NOT170

 
      Joh. Plenge. Marx und Hegel. Tübingen, 1911. (184 SS.) (Mk. 4).[35] “Archiv für Geschichte des Sozialismus”[36]’un cilt III, 3. fasikülünde (O. Bauer’in yerici kontrandüsü.

 
 
 
1913 yılında not edilmiştir Elyazmasına tıpatıp
İlk olarak 1938 yılında Lenin uygundur.
Derlemesi XXXI’da yayınlanmıştır

       
       
       

R. B. PERRY’NİN
GÜNÜMÜZÜN FELSEFÎ EĞİLİMLERİ
BAŞLIKLI KİTABININ
KONTRANDÜSÜ ÜZERİNE GÖZLEMLER
171


       
      “Mind”. 1913. Nisan. F. C. S. Schiller’in, Ralph Barton Perry’nin şu kitabı üzerine kontrandüsü: Present Philosophical Tendencies: a critical survey of Naturalism, Idealism, Pragmatism and Realism, together with a Synopsis of the Philosophy of William James. London and New York (Longmans and C°). 1912. Pages 383.[37]
      Perry’nin “gerçeklik”ine karşıçıkıyor Schiller; ve onu, “düşüncesi, gerçekçilik ile idealizm arasındaki metafizik karşıtlık sorunuyle, bütün öbür sorunları hep bu soruna bağlamağa çabalayacak kadar dolu olmak” la suçluyor.
      Not etmeğe değer ki, Perry’den şu parçayı aktarıyor Schiller ilkin : “Organizma, kendisinden itibaren gelişmiş olduğu ve üzerinde etkide bulunduğu ortama uygun ve denk düşmektedir. Bilinç, kendisinden önce varolagelmiş olan ve kendisinden bağımsız olarak varolan ortama seçimli (elective) bir cevaptır. Herhangi bir şey varolmaktaysa, bu, bir cevabı uyandıracak ve ortaya koyacak bir şey olmak gerekir” (Perry’nin kitabı, s. 323). Ve şöyle karşıçıkıyor buna Schiller :
      “Eğer “bağımsız (altmı çizen, Schiller) olarak varolan ortam” sorunu güven verici bir şekilde çözümlenmezse, burada, düşünce ile “ortam” ı arasındaki bağlılaşmalara gayrı hiç bir şey yoktur ispat edilmiş olan” (s. 284). Karak-
teris-
tik!!

 
 
 
1913 yılı Nisan ayından sonra yazılmıştır Elyazmasına tıpatıp
İlk olarak 1938 yılında Lenin uygundur.
Derlemesi XXXI’da yayınlanmıştır

      [sayfa 343]
       
       
       

A. ALIOTTA’NIN
BİLİME KARŞI İDEALİST REAKSİYON
BAŞLIKLI KİTABININ
BİR KONTRANBÜSÜ ÜZERİNE GÖZLEMLER172


       
       
      Antonio Aliotta : La reazione idealistica contro la scienza. 1 cilt. 8°. XVI+526 s. Palermo. Casa editrice Optima. 1912.
      M. J. Segond’un “Revue philosophique” (Ribot), Paris, 1912, no 12, s. 644–646’da yayınlanan kontrandüsü. Diyor ki “o” (Aliotta) “çağdaş reaksiyonun bütün yeni kaynaklarını bilinemezciliğin içinde gösteriyor bize; bu reaksiyonun evriminin Alman (Riehl) ve Fransız (Renouvier) yeni-eleştriciliğinden, Mach ve Avenarius’un ampriokritisizminden (yada, ampirik eleştiriciliğinden), İngiliz yeni-Hegelciliğinden geçtiğini gösteriyor bize; Bergson ve Schmitt’in sezgiciliklerini betimleyerek geçersizliklerini ortaya koyuyor; W. James, Dewey ve Schiller’in Anglo-amerikan pragmacılığının, Rickert, Croce, Münsterberg, Royce’un”, vs. (645), vs., Schuppe, Cohen ve daha başkalarının “değerler felsefesinin ve tarihselciliklerinin de geçersizliğini koyuyor ortaya”.
      Kontrandünün bir ikinci bölümünde yazar, Ostwald’ın enerjetik anlayışıyle Duhem’in “yeni nitelikler fiziği”ni ve Hertz, Maxwell, Pastore’nin “modeller teorisi”ni de çözümlüyor. Misti-sizmden (Bergson dahil), özellikle nefret ettiğini söylüyor yazar.
      Söylediğine göre, yazarın görüş açısı “otantik rasyonel entelektüalizm anlayışğnğn, –B. Aliotta ve B. Chiappelli’nin anlayışlarının– ta kendisidir” (645).
 
 
 
1913 yılında not edilmiştir Elyazmasına tıpatıp
İlk olarak 1938 yılında Lenin uygundur.
Derlemesi XXXI’da yayınlanmıştır

      [sayfa 344]
       
       
       

HİLFERDİNG’İN
(FİNANS SERMAYESİ
BAŞLIKLI KİTABINDA)
MACH HAKKINDA
SÖYLEDİĞİ ŞEY ÜZERİNE GÖZLEMLER173

 
      Hilferding: “Finans sermayesi” (“Kapitalizmin gelişiminin en son evresi”) M. 1912
 
Almancada 1910 yılında yayınlanmıştır (III Band Marx - Studien)

s. 13. – “E. Mach’a göre”, “ben”, duyumların sonsuz iplerinin kendisine doğru uzandığı bir odaktan başka bir şey değildir... Tıpkı bunun gibi, para da sosyal bağlar ağının düğümüdür”...

s. 71 not. “Şeylere, mekân form’unu sadece sezgimiz verir” (bir Kantçı).
tam bir bulamaç... “tıpkı bunun gibi” gene

yanlış

 
 
 
En geç 1916 yılının Haziran ayında Elyazmasına tıpatıp
İlk olarak 1934’de yılında Lenin uygundur.
Derlemesi XXVII’de yayınlanmıştır

      [sayfa 345]






Dipnotlar

      [1] Bk. bu kitabın 305. sayfası. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [2] Aristoteles. Die Metaphysik, Bd. 2. Tübingen, 1847. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [3] Schwegler’in çevirisi Yunanca metinle karşılaştırıldığında bir dizi yanlış çıkıyor ortaya. Yukardaki metnin, Yunancadan yeni baştan yapılmış çevirisi şöyle oluyor: “İnsan, at ve bu türlü tikel bireyler olarak olumlanan ve evrensellikle de öyle olan varlıklar, bir töz değildirler; belirlenimli bir form’dan ve evrensel olarak belirlenimli bir maddeden yapılmış bir bileşiktirler (1035 b 25).” [Kaynak: Vrin baskısı, Paris, 1948. Bundan böyle bu basıma yapılacak göndermeler, metinde köşeli parantez içinde verilecektir] (Fransızcaya çevirenlerin notu.)
      [4] Ibidem 1036 a 10 : “Madde ise, kendi olanak bilinmez’dir. Gerçekten de madde, bir yandan ‘duyulur’dur, öte yandan da ‘anlaşılır’dır; duyulur’dur, örneğin tunç, odun ve hareket gücü olan her türlü madde; an-laşılır’dır, duyulur nesnelerde bulunan, ama bu nesneler duyulur olarak göz önüne alındığında değil, matematik varlıklar örneğin.” Bundan böyle metinlerin doğrudan doğruya Yunancadan çevirisini veriyoruz. İki versiyon arasında önemli ayrılık olduğu durumlarda ise, Lenin’in yararlandığı çeviriyi not olarak sunuyoruz. (Fransızcaya çevirenlerin notu.)
      [5] Şüpheler. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [6] Lenin’in yararlanmış olduğu çeviri : “Ama çok’un içindeki biricik! İde olarak kabul etmek bir yanılgıdır”. (Fransızcaya çevirenlerin notu.)
      [7] Lenin’in yararlanmış olduğu çeviri : “Somut’un dışında bir şey varsa, bu, hiç şüphe yok ki form ve imgedir. Ama bu form ile imgenin hangi şeylerde bulunduğunu ve hangi şeylerde bulunmadığını saptamak zordur”... {Fransîzcaya çevirenlerin notu.)
      [8] Klasik Eski Çağ bilimi elkitabı. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [9] “Bu formlar kaç kez söylenirlerse, varlığı o kadar kez belirtirler” (Yazıurulu’nun notu.)
      [10] Çünkü kategorüer kaç kez söylenirlerse, o kadar kez bir varlığı belirtirler. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [11] Son çözümlemede. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [12] Ampirik görüş açısından açıklanmış olarak Metafizik. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [13] Son derece önemle üzerinde durulmağa değer. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [14] Genel Alman Biyografyası. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [15] Not, Lenin tarafından Almanca olarak bir tek ayrı yaprağa yazılmış bulunmaktadır. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [16] Algı, tasarım. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [17] Bulanık, belirsiz tasarım. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [18] Öncel düzen. Orijinal metinde Fransızca (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [19] Anlayışgücünde hiç bir şey yoktur, vs., anlayış gücünün kendisinden gayrı. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [20] Boş levha. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [20b] Güzel söylemiş! Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [21] (Hegel)’e karşı tavır. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [22] Daha sonra (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [23] Bay. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [24] Bilgi edinmek üzere. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [24b] Sadece. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [24c] Öfke buradan. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [25] Artı değer teorisi. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [26] F. Raab. R. Avenarius’un felsefesi. Sistematik açıklama ve içkin (immanente) eleştiri. Leipzig, 1912 (164 s.). 5 Mark. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [27] Gideon Spicker. Doğa bilimlerinin felsefeye bağıntıları. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [28] Hegel. Fenomenoloji. (Bolland tarafından yayınlanmıştır, 1907). (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [29] Sıra numarası. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [30] Alman Birciler Derneği’nin broşürleri. Defter 3: Albrecht Rau: “Fr. Paulsen’in E. Haeckel hakkındaki düşünceleri”, 2. basım. Brackwede. 1907 (48 s.). (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [31] E. Haeckel. Tanrı-doğa. Leipzig, 1914. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [32] A. Zart. Evrenin malzemeleri: atomlar, moleküller... Stuttgart, 1913. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [33] Ruttmann. Çağdaş psikolojinin bellibaşlı neticeleri. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [34] Suter. Richard Avenarius’un felsefesi. 1910. (Doktora tezi). (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [35] Joh. Plenge. Marx ve Hegel. Tübingen, 1911 (184 s.) (4 Mark). (Yazı Kurulu’ntm notu.)
      [36] Sosyalizm tarihi arşivleri. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [37] Ralph Barton Perry. Günümüzün felsefî eğilimleri: William James felsefesinin bir özeti ile birlikte natüralizmin, idealizmin, pragmacılığın ve gerçekçiliğin eleştirili açıklaması. Londra ve New York (Longmans ve Ortakları). 1912. 383 sayfa. (Yazı Kurulu’nun notu).




Açıklayıcı Notlar

146. 1847 yılında A. Schwegler tarafından Eski Yunanca ve Almanca (çevirisi) olarak iki dilde ve yorumlarla birlikte yayınlanan Aristoteles’in Metafizik’inin özetini, 1915 yılında Bern Kitaplığı’nın okuma salonunda kaleme almıştı Lenin. Felsefe başlığını taşıyan defter, bu özetle bitiyor. Kendi deyişiyle “herşey’in, bütün kategorilerin” dokunulduğu Metafizik’i özetlerken, Platon’un idealist ideler teorisine karşı bu yapıtta yer alan eleştirinin önemini belirtiyor Lenin; ve Aristoteles’in “talepler”ini, “arayışlar”ını, maddeciliğe ve diyalektiğe yaklaşım tarzını ortaya koyuyor; felsefî idealizmin çeşitli biçimlerini karşılaştırıyor ayrıca; ve felsefî idealizmin, “hayatın dışına hayalgücüyle uçuş olanağı”ndan doğan gnozeolojik köklerini meydana çıkarıyor; ama bu arada, “hayalgücünün en kesin bilimde bile rol oynadığını” belirtmekten de geri kalmıyor (elinizdeki cildin 316. sayfasına bakınız). – S. 309.

147. Ünlü Rus demokratı ve edebiyat eleştirmeni Dmitri Pissarev’in “Olgunlaşmamış bir düşüncenin düşüncesizlikleri” başlıklı makalesine gönderme yapıyor Lenin. – S. 316.

148. Feuerbach’ın Darstellung, Entwicklung und Kritik der Leibnizschen Philosophie (Leibniz’in Felsefesinin Açıklanması, Geliştirilmesi ve Eleştirisi) adlı kitabının özeti, Feuerbach başlığını taşıyan ayrı bir defterde bulunmaktadır; ve Feuerbach’ın Yapıtlar’ının Almancadaki ikinci baskısının IV. cildindeki metin esas alınarak yazılmıştır. Lenin’in burada asıl ilgi duyduğu, Leibniz’in sisteminin Feuerbach tarafından yapılan açıklamasıdır. Lenin, söz konusu sistemin idealist niteliğini belirtirken, Leibniz’in derin diyalektik fikirlerini not etmekten de geri kalmamaktadır. Özet, 1914 yılının sonunda, Bern’de kaleme alınmıştır. – S. 321.

149. Şöyle yazıyor bu parçada Feuerbach: “Spinoza’nın felsefesi, uzak oluşları dolayısıyle insana görünmeyen nesneleri göz erimine getirip koyan bir teleskop’tur; Leibniz’in felsefesi, küçük ve ince oluşları dolayısiyle görülemeyen nesneleri görünür kılan bir mikroskop’tur” (Yapıtlar, cilt IV, 1910, Almanca basımı). – S. 323.

150. Marx tarafından 10 Mayıs 1870 tarihinde Engels’e yazılmış olan mektuba telmihte bulunuyor burada Lenin. Söz konusu mektupla Marx, “Leibniz’in önünde eğilirim” diyordu. – S. 324.

151. Entelekya, idealist felsefe terimi. Bir nesnenin içinde bulunan ve kendi etkinliği sayesinde olanaksal olmaktan çıkıp gerçek olan bir ereği anlatır. Leibniz’e göre entelekya, monadın zaten gizligüç halinde kendi içinde bulunan yetkinliği gerçekleştirme eğilimidir. – S. 325.

152. Feuerbach’ın şu yargısına gönderme yapıyor Lenin: “Öncel düzen Leibniz’in en sevgili çocuğu olduğu halde, zayıf yanıdır... Öncel düzen, dünyaların tamamen dışında bir düzen anlamına alındığında, Leibniz felsefesinin ruhuna tamamıyle aykırıdır” (Sämtliche Werke, Bd. IV, 1910, S. 95). Tanrıbilimsel bir kavram olan “öncel düzen”i Leibniz, her biri bireysel olan ve salt kendi iç gelişmesinin yasasını izleyen monadların gene de her an nasıl olup da biribirleriyle kesin bir denk düşüş, kusursuz bir uyum halinde bulunabildiklerini açıklamak için tasarlamıştır. Leibniz’e göre bu durum, Tanrı, monadları daha yaratırken birliklerini de sağladığı, bunlar arasında önceden bir uyum kurmuş olduğu için böyledir. – S. 326.

153. Vesilecilik, XVII. yüzyılda ortaya çıkmış dinsel ve idealist felsefe akımı. Descartes’taki beden ve ruh ikiciliği üzerine kurulu olan bu akımın temsilcileri, bedenle ruhun tikel ve bağımsız tözler olduğunu, tüm edimlerin (fizik edimler gibi ruhsal edimlerin de) ve bunlar arasındaki karşılıklı ilintilerin Tanrı tarafından gerçekleştirildiğini, insanın tamamıyle “Tanrı’nın inayetim ne bağlı bulunduğunu ispat çabası içindeydiler. – S. 326.

154. “Teodise” (Tanrı’nın ispatı), Leibniz’in Tanrı’nın İyiliği, İnsanın Özgürlüğü ve Kötülüğün Kökeni Üzerine İspatlama Denemesi adlı kitabı kısaca bu tek adla anılır. 1710, – S. 326.

155. Tanrı’nın varlık kanıtı, Tanrı’nın varlığını mantık yoluyle ispatlayarak iman’a rasyonel bir temel kazandırmak amacıyle tanrıbilginleri tarafından öne sürülen en yaygın akılyürütme şekli. İlk kez, Kilise Babalarından Ermiş Augus-tinus (354 - 430) tarafından ortaya atılan ve Ortaçağdaki skolastik tanrıbilginlerinden Cantorbery’li Anselmus (1033 -1109) tarafından geliştirilen bu akılyürütmeyi, Engels şöyle özetlemekte: “Kanıt şudur: Biz Tanrı’yı tüm yetkinliklerin toplamı olarak düşünmekteyiz. Ama tüm yetkinliklerin toplamının içinde herşeyden önce varlık vardır, çünkü varoluştan yoksun bir varlık, zorunlu olarak yetkinliksiz olacaktır. Demek ki Tanrı’nın yetkinlikleri arasında varoluşu da, varlığı da saymak zorundayızdır. Ve demek ki Tanrı’nın varolması gereklidir” (Engels, Anti -Dühring, Ed. Sociales, bölüm IV, s. 75).

Varlık kanıtı, gerek Ortaçağ’da ve gerekse modern çağlarda bir çok filozof tarafından (bu arada özellikle Locke ve Voltaire tarafından) eleştirilmiştir. Maddeci felsefe, Tanrı’nın bütün öbür kanıtlarıyle birlikte varlık kanıtını da kesin olarak çürütmüş bulunmaktadır; Marx’ın deyişiyle bütün bu kanıtlar, “basit birer totolojiden başka bir şey değildirler” (Marx, Demokritos’un Doğa Felsefesi ile Epikuros’un Doğa Felsefesi Arasındaki Farklar). – S. 326.

156. “Anlayışgücü Üzerine Yeni Denemeler”: Leibniz’in 1700-1705 yılları arasında kaleme almış olduğu yapıt. Locke’un duyumcu bilgi teorisindeki maddeci eğilimi çürütmek amacıyle yazılan bu kitap, 1765 yılında yayınlanmıştır – S.

157. Feuerbach’ın Leibniz’in Felsefesinin Açıklanması, Geliştirilmesi ve Eleştirisi (Darstellung, Entwicklung und Kritik der Leibnizschen Philosophie) başlıklı kitabı, ilk kez 1837 yılında yayınlanmıştır. – S. 326.

158. Kant’a göre, sadece ve sadece, deneyden bağımsız ve apriori olarak bize verilmiş, olan bilgilerin zorunlu, mutlak ve hakikî olduğunu kastediyor Lenin. Gerçekten de, Kant’ın idealist bilgi teorisinin temel tezlerinden biri budur. Hemen biraz ilerde de Lenin, Leibniz’le Kant’ın temel yapıtları arasında Feuerbach tarafından yapılan karşılaştırmayı not ediyor (elinizdeki cildin 327. sayfasına balımız). – S. 326.

159. Descartes’ın tilmizi olan Alman filozofu Clauberg’in, 1652 yılında Amsterdam’da yayınlanan Defensio vartesiana (Descartes’ın Savunusu) adlı yapıtı söz konusu bumda. – S. 328.

160. Feuerbach’ın Erlangen üniversitesinde ders verme hakkını elde edebilmek için 1828 yılında De ratione una, universali, infinita başlığı altında sunduğu tez, Almanca olarak ilk kez, filozofun Yapıtlar’ının ikinci baskısının IV. cildinde Über die Vernunft, Allgemeinheit, Unbegrenztheit (Akıl ve Aklın Birliği, Evrenselliği, Sonsuzluğu Üzerine) başlığı altında yayınlanmıştır. – S. 330.

161. Feuerbach’ın Spinoza ve Herbart (1836) adlı yapıtına gönderme yapmakta Lenin. Bu yapıt, filozofun 1910 yılında yayınlanan Yapıtlar’ının (edition Bolin et Jodi). IV. cildinde yer almaktaydı, S. 330.

162. Feuerbach’ın 1843 yılında Marx’a yazdığı ve içinde Schelling’in felsefesini eleştirdiği mektup söz konusu burada (bkz. Feuerbach, Sämtliche Werke, Bd. IV, 1910, S. 434-440). Feuerbach’ın bu mektubu, Marx tarafından 3 Ekim 1843 tarihinde kendisine yazılmış olan bir mektuba cevaptır. – S. 331.

163. Plenge’nin Marx und Hegel (Marx ve Hegel) (1911) başlıklı kitabı hakkındaki gözlemler, emperyalizm üzerine olan ikinci defterde (“b” defteri) bulunmaktadır ve en geç 1916 yılının Haziranında yazılmış olsa gerektir. – S. 333.

164. “Emperyalist ekonomistler”, Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus Komünist Partisi içinde oluşan oportünist topluluğu (Buharın, Piatakov, Boş) belirtmek için kullanıyordu Lenin bu deyimi. “Emperyalist ekonomistler”, Parti’nin, programındaki ulusların kendi kaderlerini kendileri saptama hakkında ilişkin maddeden vaz geçmesini istemekte; ve Parti’nin, sosyalist devrimin hazırlanışını kolaylaştırmak amacıyle demokratik reformlar için mücadeleyi öngören minimum-programına karşıçıkmaktaydılar. İşte Lenin, Buharin’le ülküdeşlerinin tutumlarındaki oportünist niteliği ve bu tutumun “ekonomizm”le (XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyıl başlangıcında Rus Sosyal-demokrasisinde görülen oportünist akım) olan hısımlığını ortaya sermiştir. Eski “ekonomist”ler kapitalizm koşulları içinde işçi sınıfının siyasal mücadele yapma zorunlusunu nasıl anlayamadılarsa, “emperyalist ekonomistler” de emperyalizm koşulları içinde demokratik hakları elde etme mücadelesinin önemini anlamıyorlardı.

“Emperyalist ekonomistlerin bazı görüşleri Hollanda, Amerika, Polonya, vs. sol sosyal-demokratları tarafından da benimsenmişti. Ve işte bunun içindir ki “emperyalist ekonomizm”in bir “uluslararası hastalık” olduğunu söylüyordu Lenin (bkz. cilt 35, Inessa Armand’a 30 Kasım 1916 tarihli bir mektup).

Lenin’in bir dizi yazısı bu akımın eleştirisine ayrılmıştır: “Emperyalist ekonomizm” eğiliminin doğuşu üzerine” (cilt 33, s. 9-19), “P. Kievski (İ. Piatakov)’ye cevap” (cilt 23, s. 20-26), “Marksizmin Bir Karikatürü ve “Emperyalist Ekonomizm” Üzerine” (cilt 23, s. 27-83). – S. 333.

165. Prusya mutlakçılığına muhtelif Renanya burjuvazisinin temsilcileri tarafından kurulmuş olan Rheinische Zeitung für Politik, Handel und Gewerbe (Siyaset, ticaret ve sanayi için Ren gazetesi) başlıklı günlük gazete söz konusu burada. 1 Ocak 1842 tarihinden 31 Mart 1843 tarihine kadar Kolonya’da yayınlanmış olan bu gazeteye 1842 Nisanından itibaren Marx da katılmış ve aynı yılın Ekim ayında gazetenin sorumlu müdürlerinden biri olmuştu. Gazetede Marx’ın ve Engels’in çok sayıda çeşitli yazıları yayınlanmıştır. Marx’ın etkinliği sayesinde gazete, gittikçe daha açık bir devrimci demokrat karaktere bürünmüş ve sonunda da Prusya hükümeti tarafından kapatılmıştır.

Daha ilerde, Marx’ın bir yazısını da yanlış bir şekilde anmakta J. Plenge: Rheinische Zeitung’un eklerinde yayınlanmış olan “Kölnische Zeitung”un (Kolonya gazetesi) 179. sayısının başyazısı”. – S. 335.

166. Raab ve Perrin’in kitapları hakkındaki not, “Avusturya tarım istatistiği, vs.” başlığını taşıyan defterde bulunmaktadır ve en erken 1912 yılında yazılmıştır. – S. 337.

167. Zürih Kanton Kitaplığı’nın felsefî yapıtları başlığını taşıyan okuma notları, emperyalizm defterlerinin birincisinde (“a” defteri) bulunmaktadır ve 1915 yılında kaleme alınmıştır. – S. 338.

168. Zürih Kanton Kitaplığı başlığını taşıyan not, emperyalizm defterlerinin birincisinde (“a” defteri) yer almaktadır ve 1915 yılında yazılmıştır. – S. 339.

169. Seksiyon III. (“Genel kültür ve bilim yapıtları”) genel başlığını taşıyan ve Haeckel, Uhde, Zart’ın kitaplarına göndermeleri içeren not, emperyalizm defterleri arasındaki defter “e” de bulunmaktadır ve 1916 yılında kaleme alınmıştır. – S. 340.

170. J. Plenge’nin Marx ve Hegel başlıklı kitabının kontrandüsü üzerine 1913 yılında alınmış olan not, çeşitli sorunlar hakkındaki bibliografik notlardan biri olarak, “Avusturya tarım istatistiği, vs.” başlığını taşıyan defterde bulunmaktadır. – S. 342.

171. R. Perry’nin 1913 yılında Mind dergisinin 86. sayısında F. Schiller tarafından yayınlanan Günümüzün Felsefi Eğilimleri başlıklı kitabının kontrandüsü hakkındaki not, en erken 1913 Nisanında kaleme alınmıştır ve “Avusturya Tarım İstatistiği, vs.” başlığını taşıyan defterde bulunmaktadır. – S. 343.

172. A. Aliotta’nın Bilime Karşı İdealist Reaksiyon başlıklı yapıtı üzerine 1913 yılında G. Segond tarafından Revue philosophique’in 12. sayısında yayınlanan kontrandü hakkındaki not, 1913 yılında, “Avusturya tarım istatistiği, vs.” başlığını taşıyan defterin sonuna yazılmıştır.

Revue philosophique de la France et de l’étranger (Fransa ve yabancı ülkeler felsefe, dergisi), psikoloji bilgini Theodule Ribot tarafından 1876 yılında Paris’te kurulmuştur. – S. 344.

173. Hilferding’in (“Finans Sermayesi” başlıklı kitabında) Mach hakkında söylediği şey üzerine gözlemler, emperyalizm defterleri arasında defter “u” de bulunmaktadır. – S. 345.






Sayfa başına gidiş