Viladimir İliç Lenin
Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin
İki Taktiği
[1]


Haziran-Temmiz 1905



[Türkçesi: Lenin'in Deux Tactiques de la Social Démocratie dans la Révolution Démocratique (Edition Sociales Internationales, Paris 1934) adlı yapıtından Muzaffer Ardos tarafından çevrilmiş ve Two Tactics of Social-Democracy in the Democratic Revolution (PP, Moscow 1970) basımı esas alınarak "Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği" adı ile Sol Yayınları tarafından yayınlanmıştır. Beşinci baskı, Kasım 1978.

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.
erisyay@kurtuluscephesi.org
Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında:
İki Taktik (426 KB)








Önsöz
Bir.  İvedi Bir Siyasi Sorun
İki.  RSDİP Üçüncü Kongresinin Geçici Devrim Hükümeti Konusundaki Kararı Bize Ne Getiriyor?
Üç.  "Devrimin Çarlık Üzerinde Kesin Zaferi" Ne Demektir?
Dört.  Monarşinin Kaldırılması ve Cumhuriyet
Beş.  "Devrimi İlerletme" Nasıl Olur?
Altı.  Tutarsız Burjuvaziye Karşı Savaşımda Proletaryanın Eli-Kolu Bağlı Tutulması Tehlikesi Nereden Gelebilir?
Yedi.  "Tutucuları Hükümetten Tasfiye Etme" Taktikleri
Sekiz.  Osvobojdenye ve Yeni-Iskra Eğilimleri
Dokuz.  Devrim Sırasında Aşırı Muhalefet Partisi Olmak Ne Demektir?
On.  "Devrimci Komünler" ve Proletaryanın ve Köylülüğün Devrimci-Demokratik Diktatörlüğü
Onbir.  RSDİP Üçüncü Kongresinin Bazı Kararları ile "Konferans"ınkiler Arasında Kaba Bir Karşılaştırma
Oniki.  Eğer Burjuvazi Yüz Çevirecek Olursa Demokratik Devrimin Kapsamı Daralır mı?
Onüç.  Sonuç. Kazanmayı Göze Alıyor muyuz?
Sonsöz.   Bir Kez Daha Osvobojdenye Eğilimi, Bir Kez Daha Yeni-Iskra Eğilimi
        I.   Burjuva Liberal Gerçekçiler, Sosyal-Demokrat "Gerçekçileri" Neden Yüceltiyorlar?
        II.   Martinov Yoldaş Soruna Gene "Derinlik" Kazandırıyor
        III.   Diktatörlük Konusundaki Kaba Burjuva Görüşler ile Marksist Görüşler
Açıklayıcı Notlar







DEMOKRATİK DEVRİMDE SOSYAL-DEMOKRASİNİN
İKİ TAKTİĞİ







ÖNSÖZ

      DEVRİM döneminde devrimci partilerin taktik sloganlarını değerlendirmemize yarayan malzemeleri bol bol sağlamakta olan olayları izlemek çok zordur. Bu kitapçık, Odesa olaylarından[
1*] önce yazılmıştır. Proletari'deki[3] yazımızda (n° 9, "Devrim Eğitir"), bu olayların, "süreç-içinde-ayaklanma" teorisini yaratmış olan ve geçici devrim hükümetinin propagandasını reddetmiş bulunan sosyal-demokratları bile, gerçekte, hasımlarının saflarına geçmeye ya da geçmeye başlamaya zorladığını göstermiştik. Devrimin, dingin siyasal [sayfa 7] gelişme dönemlerinde inanılmaz gibi görünen bir hız ve derinlikle insanları eğittiği, tartışma götürmez bir gerçektir. Ve asıl önemli olan, devrimin, yalnızca önderleri değil, aynı zamanda yığınları da eğitmesidir.
      Devrimin, Rusya'daki işçi yığınlarına, sosyal-demokratçılığı öğreteceğinden en ufak bir kuşku yoktur. Devrim, çeşitli toplumsal sınıfların gerçek niteliğini ortaya koyarak, demokrasimizin burjuva niteliğini, ve burjuva demokratik anlamda devrimci olan, ama "toplumsallaştırma" düşüncesi yerine, kendi özünde, köy burjuvazisi ile kır proletaryası arasında yeni bir sınıf savaşımının tohumlarını taşıyan köylünün gerçek özlemlerini ortaya koyarak, sosyal-demokrasinin programını ve taktiklerini uygulamada doğrulayacaktır. Örneğin "Sosyalist-Devrimci Parti"nin[4] program taslağında öylesine açıkça görülebilen, Rusya'da kapitalizmin gelişmesi sorununda olsun, "toplumumuzun" demokratik niteliği ve köylü ayaklanmasının kesin zaferinin önemi sorununda olsun, eski narodnik[5] hareketin eski yanılsamaları - bütün bu yanılsamalar, kesin ve amansız bir biçimde, devrim tarafından boşa çıkarılacaktır. İlk kez olarak çeşitli sınıflar gerçek siyasal kimliklerini kazanacaklardır. Bu sınıflar, devrimden, yalnızca ideologlarının taktik sloganları ve programı ile değil, aynı zamanda yığınların açık siyasal eylemi ile belirlenmiş kesin bir siyasal çehreyle çıkacaklardır.
      Devrimin bizi ve halk yığınlarını eğiteceğinden kuşku yoktur. Ama militan bir siyasal partinin şimdi karşı karşıya olduğu sorun, bizim, devrime herhangi bir şey öğretip öğretmeyeceğimiz sorunudur. Devrime bir proleter damgası vurabilmek için, devrimi, sözle değil, gerçekte kesin bir başarıya ulaştırmak için, demokrat burjuvazinin kararsızlığını, ikiyüzlülüğünü ve ihanetini etkisiz hale getirebilmek için, [sayfa 8] sosyal-demokrat öğretimizin doğruluğundan, sonuna kadar devrimci olan tek sınıf ile, proletarya ile olan bağımızdan yararlanabilecek miyiz?
      Bütün çabalarımızı bu amaca yöneltmeliyiz. Başarımız, bir yandan siyasal durumu doğru değerlendirmemize, taktik sloganlarımızın doğru olarak saptanmasına ve öte yandan da, işçi yığınlarının gerçek savaşımcı gücünün bu sloganları desteklemesine bağlıdır. Partimizin bütün örgütlerinin ve bütün gruplarının, tüm düzenli günlük çalışmaları, propaganda, ajitasyon ve örgütlendirme çalışmaları, yığınlarla bağların sağlamlaştırılmasına ve genişletilmesine yönelmiştir. Bu çalışma her zaman gereklidir, ama devrim saati gelip çaldı mı, her zamankinden daha az yeterli sayılmalıdır. Böyle bir noktada, işçi sınıfı, açık devrimci eylem için içgüdüsel bir dürtü duyar ve biz de bu eylemin amaçlarını doğru olarak saptamayı öğrenmeli ve, daha sonra, bu amaçları alabildiğince yaygınlaştırmalı ve anlaşılabilir kılmalıyız. Unutulmaması gerekir ki, yığınlarla olan bağlarımız konusundaki yaygın kötümserlik, çoğu kez, proletaryanın devrimdeki rolü açısından, burjuva düşünceler için bir paravan görevi görür. Hiç kuşku yok ki, işçi sınıfının eğitimi ve örgütlendirilmesi için henüz yapacak çok, pek çok şey var, ama şimdi en önemli olan, bu eğitim ve örgütlendirme çalışmasında esas siyasal ağırlığı nereye vermemiz gerektiğidir. Sendikalara ve yasal örgütlere mi, yoksa bir ayaklanmaya, devrimci bir ordu ve devrimci bir hükümet yaratma çalışmasına mı?
      Her ikisi de, işçi sınıfının eğitilmesini, ve örgütlenmesini sağlamaktadır. Her ikisi de, kuşkusuz, gereklidir. Ama bugünkü devrimde sorun şuna varmaktadır: işçi sınıfını eğitme ve örgütlendirme işinde hangisine ağırlık verilmelidir, birincisine mi, yoksa ikincisine mi? [sayfa 9]
      Devrimin yazgısı şuna bağlıdır: işçi sınıfı, burjuvazinin bir yardımcısı, otokrasi üzerindeki baskısı yüzünden, kuvvet yönünden güçlü, ama siyasal olarak güçsüz bir yardımcısı rolünü mü oynayacaktır, yoksa halk devriminin kılavuzu ve önderi rolünü mü? Burjuvazinin daha akıllı temsilcileri, bunun çok iyi farkındadırlar. İşte bu yüzdendir ki, Osvobojdenye,[6] sosyal- demokraside akimovculuğu ve sendikalarla yasal dernekleri şimdi ön plana alan ekonomizmi[7] övmektedir. İşte bu yüzdendir ki, Bay Struve (Osvobojdenye, n° 72'de), yeni-İskra'nın görüşleri içersindeki akimovcu eğilime kucak açmaktadır. İşte bu yüzdendir ki, Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin Üçüncü Kongresinin kararlarının nefret verici dar görüşlülüğüne karşı ateş püskürmektedir.
      Sosyal-demokratlar için yığınlara önderlik etmekte doğru taktik sloganlara sahip olmak, bugün son derece büyük bir önem taşımaktadır. Devrimci bir dönemde, ilkelere dayanan sağlam taktik sloganların önemini küçümsemek kadar tehlikeli bir şey olamaz. Örneğin İskra,[8] n° l04'te, aslında sosyal-demokrat hareket içersindeki karşıtlarının safına geçmekte, ama aynı zamanda da, zamanının ilerisinde olan ve bir sürü yanlışlarına, yanılgılarına vb. karşın, hareketin izlediği yolu gösteren sloganların ve taktik kararların önemini küçümsemektedir. Tam tersine, sağlam marksist ilkeler doğrultusunda proletaryayı yöneltmek isteyen ve olayların kuyruğunda sürüklenmek istemeyen parti için, doğru taktik kararların hazırlanmasının pek büyük bir önemi vardır. Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin Üçüncü Kongresinde ve partiden ayrılmış olan kesimin konferansında[2*] alınan kararlarda, taktik [sayfa 10] görüşlerin - herhangi bir yazarın açıklamış olduğu gelişigüzel görüşler değil de, sosyal-demokrat proletaryanın sorumlu temsilcileri tarafından kabul edilen görüşlerin en açık, derinliğine düşünülmüş ve en tam ifadesini buluyoruz. Partimiz, bütün üyeleri tarafından kabul edilmiş kesin bir programa sahip olduğu için, öteki bütün. partilerden üstün durumdadır. Osvobojdenye'nin burjuva demokrat oportünizminden ve sosyalist-devrimcilerin devrimci gevezeliklerinden farklı olarak partimiz, kendi taktik kararlarına karşı ilkeli bir tutum konusunda öteki partilere örnek olmalıdır. Ancak devrim sırasındadır ki, öteki partiler, birdenbire bir "taslak" programla ortaya çıkmayı ve ilk kez gözlerinin önündeki devrimin bir burjuva devrimi olup olmadığını araştırmayı akıl etmişlerdir.
      İşte bunun için, biz, Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin Üçüncü Kongresinin ve konferansın taktik kararlarını en büyük dikkatle incelemeyi, burada marksizmin ilkelerinden sapmaları ortaya çıkarmayı, ve demokratik devrimde, sosyal-demokrat proletaryanın somut hedeflerini açıkça belirlemeyi, devrimci sosyal-demokrasinin en ivedi görevi saymaktayız. Bu kitapçığın amacı, bu görevi yerine getirmektir. Taktiklerimizin marksist ilkeler açısından ve devrimin bize öğrettikleri açısından sınanması da, Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin gelecekteki birliğinin koşulu olan taktik birliğini gerçekten hazırlamak isteyen, ve yalnızca sözde kalan öğütlerle yetinmek istemeyen bir kimse için gereklidir. [sayfa 11]
     
      Temmuz 1905                                                                                 N. LENİN




BİR
İVEDİ BİR SİYASAL SORUN

      DEVRİMİN şu anında, günün konusu, kurucu bir halk meclisinin toplanması sorunudur. Bu sorunu nasıl bir çözüme bağlayacağız? Bu noktada ayrı ayrı görüşler var. Belli başlı üç siyasal eğilim belirmektedir. Çar hükümeti, halk temsilcilerinin toplanması gereğini teslim etmektedir, ama bu meclisin bir halk meclisi ve bir kurucu meclis olmasını hiç istememektedir. Buligin Komisyonunun[
9] çalışmaları konusunda basında çıkan haberlere inanacak olursak, çarlık hükümeti, sınırlı nitelikler taşıyan ya da belli toplumsal tabakalarla sınırlandırılmış ve ajitasyon özgürlüğü tanımayan bir seçim sistemiyle gelen bir danışma meclisine yanaşıyor [sayfa 12] görünmektedir. Sosyal-demokrasi tarafından yönetildiği için, devrimci proletarya, iktidarın tümüyle kurucu bir meclise devredilmesini ve bu amaçla genel seçim hakkıyla ve tam bir ajitasyon özgürlüğüyle birlikte, çar hükümetinin hemen iktidardan uzaklaştırılmasını ve onun yerine devrimci bir geçici hükümetin kurulmasını istemektedir. Ve ensonu, liberal burjuvazi, sözümona "anayasacı-demokrat parti"[10] önderleri aracılığıyla isteklerini ifade ederek, çar hükümetinin devrilmesini istememekte, geçici hükümet sloganını ortaya atmamakta, temsilciler meclisinin gerçekten halkı temsil etmesi için, gerçekten kurucu bir nitelik taşıması için, seçimlerin serbestliği ve dürüstlüğü için, gerçek güvenceler üzerinde direnmemektedir. Osvobejdenye eğiliminin biricik ciddi toplumsal dayanağı olan liberal burjuvazi, aslında, çar ile devrimci halk arasında mümkün olduğu kadar barışçı bir pazarlık için, burjuvaziye, iktidardan en büyük payın verileceği ve devrimci halka, proletarya ile köylülüğe ise, iktidardan en küçük payın düşeceği bir pazarlık için uğraşmaktadır.
      Siyasal durum, şu anda, işte böyledir. Bugünkü Rusya'nın belli başlı üç toplumsal gücüne uygun düşen üç belli başlı siyasal eğilim, işte bunlardır. Proletari'de (n° 3, 4 ve 5) Osvobojdenye grubunun, ikiyüzlü politikalarını, ya da, daha basit ve daha açık olarak söylemek gerekirse, devrime karşı alçakça ihanet politikalarını nasıl demokratik iddialı boş sözler ardında gizlediklerini birçok kez gösterdik. Şimdi de sosyal-demokratların, şu anın görevlerini nasıl değerlendirdiklerini görelim. Çok kısa bir süre önce kabul edilmiş olan iki karar, biri (RSDİP'nin) Üçüncü Kongresinde alınan, ve öteki, partiden kopan kesimin "konferans"ında kabul edilen iki karar, bu bakımdan bize çok güzel malzeme sağlamaktadır. Bu iki karardan hangisi siyasal [sayfa 13] durumu daha doğru olarak değerlendiriyor ve devrimci proletaryanın taktiğini daha doğru bir biçimde tanımlıyor? Bu sorunun pek büyük önemi vardır, ve propagandacı olarak, ajitatör ve örgütleyici olarak görevini bilinçle yerine getirmek isteyen her sosyal-demokrat, bu sorunu gereken dikkatle incelemeli ve bu konuyla ilgisi bulunmayan düşünceleri bir kenara itmekte titiz davranmalıdır.
      Partinin taktikleriyle, partinin siyasal tutumunu, ya da siyasal eyleminin niteliğini, yönünü ve yöntemlerini kastediyoruz. Parti kongreleri, yeni görevler ve yeni bir siyasal durum karşısında, bir tüm olarak ele alınan partinin siyasal durumunu ve gidişini tam olarak belirlemek için taktik kararlar alırlar. Rusya'da devrimin başlaması, yani halkın büyük çoğunluğu ile çar hükümeti arasındaki tam, kesin ve açık çatışma, böylesine yeni bir durum yaratmıştır. Bu yeni sorun, gerçekten kurucu nitelik taşıyan, bütün halkı gerçekten temsil eden bir meclisi toplamak için, pratik yöntemlerin neler olduklarının saptanması sorunudur. (Böyle bir meclise ilişkin teorik sorun, bütün öteki partilerden önce, sosyal-demokrasi tarafından, kendi parti programında resmi olarak çoktan çözümlenmişti.) Halk hükümetle çatışma durumunda olduğuna göre ve yığınlar yeni bir düzenin kurulmasının zorunluluğunu anladıklarına göre, iktidarı devirmeyi amaç edinen parti, devrilecek olan eski hükümetin yerini hangi hükümetin alması gerektiğini düşünmek zorundadır. Burada karşımıza yeni bir sorun çıkıyor: geçici bir devrim hükümeti. Bu sorunu tam olarak çözüme bağlayabilmek için, sınıf bilinçli proletaryanın partisi şunları açıklığa kavuşturmak zorundadır: 1° devam etmekte olan devrimde ve genel olarak proletaryanın tüm savaşımında geçici bir devrim hükümetinin önemi; [sayfa 14] 2° geçici devrim hükümetine karşı tutumu; 3° bu hükümete sosyal-demokrasinin katılmasının kesin koşulları; 4° sosyal-demokratlar katılmadığı takdirde, bu hükümete karşı alttan baskı yapmanın koşulları. Ancak bütün bu sorunların açıklığa kavuşmasıyladır ki, partinin bu alandaki siyasal tutumu, açık--seçik, sağlam ve ilkelere uygun bir nitelik kazanabilecektir.
      Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin Üçüncü Kongresinin kararının, bu sorunları nasıl bir çözüme bağladığını görelim. Kararın tam metni şudur:
     
      "Geçici Bir Devrim Hükümeti Konusunda Karar.

      "1. Proletaryanın hem kısa vadeli çıkarlarının hem de onun sosyalizmin sonal amaçları uğruna savaşımının çıkarlarının, siyasal özgürlüğü tam olarak sağlayacak önlemlerin alınmasını ve bunun sonucu olarak otokratik hükümet biçiminin yerini demokratik cumhuriyetin almasını gerektirdiğini;.
      "2. Rusya'da demokratik bir cumhuriyetin kurulmasının, ancak seçim kampanyası sırasında tam bir ajitasyon özgürlüğü sağlayabilecek ve halkın iradesini gerçekten temsil edecek bir kurucu meclisi, genel, eşit, tek dereceli ve gizli oya dayanılarak seçilecek bir meclisi toplayabilecek olan, ve bir geçici devrimci hükümete sahip olacak başarılı bir halk ayaklanmasıyla mümkün olabileceğini;
      "3. Bugünkü toplumsal ve ekonomik düzen koşullarında, Rusya'daki bu demokratik devrimin, belirli bir anda, Rus proletaryasının devrimci dönemde elde etmiş olduğu bütün kazanımların büyük bir kısmını hiçbir engel tanımaksızın onun elinden koparıp alacak olan burjuvazinin egemenliğini zayıflatmak şöyle dursun, daha da güçlendireceğini gözönünde tutan Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin Üçüncü Kongresi, şu karara varır: [sayfa 15]
      "a)
Devrimin izleyebileceği en olası yol konusunda işçi sınıfının somut bir fikir edinmesinin sağlanması, ve devrimin belli bir anında, programımızın bütün ivedi siyasal ve ekonomik istemlerinin (asgari programın) gerçekleşmesini proletaryanın ondan isteyebileceği geçici bir devrim hükümeti kurulması zorunludur.
      "b)
Kesenkes önceden kestirilemeyen güçler mevzilenmesi ve öteki etkenler yüzünden, partimizin temsilcileri, bütün karşı-devrimci girişimlere karşı amansız bir savaşım vermek ve işçi sınıfının bağımsız çıkarlarını korumak için, devrimci hükümete katılabilirler.
      "c)
Bu katılmanın kaçınılmaz koşulu, temsilcilerinin parti tarafından sıkı bir biçimde denetlenmesi ve tam bir sosyalist devrim uğrunda çaba gösteren sosyal-demokrasinin bağımsızlığının sürekli bir biçimde korunması ve, bunun sonucu olarak, bütün burjuva partilerine uzlaşmaz bir biçimde karşı durmasıdır.
      "d)
Sosyal-demokrasinin geçici devrim hükümetine katılmasının olanaklı olup olmadığına bakmaksızın, sosyal-demokrat parti tarafından yönetilen silahlanmış bir proletarya düşüncesini proletaryanın en geniş kesimleri arasında yaymalı, ve devrimin kazanımlarının savunulması, pekiştirilmesi ve genişletilmesi yolunda geçici hükümete sürekli baskı yapmalıyız." [sayfa 16]





İKİ
RSDİP ÜÇÜNCÜ KONGRESİNİN GEÇİCİ DEVRİMCİ
HÜKÜMET KONUSUNDAKİ KARARI
BİZE NE GETİRİYOR?

      BAŞLIĞINDAN da görüleceği gibi, Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin Üçüncü Kongresinin bu kararı tümüyle ve yalnızca geçici bir devrim hükümeti sorununu ele almaktadır. Böylece, sosyal-demokratların geçici bir devrim hükümetine katılmaları, bu sorunun bir parçasıdır. Öte yandan, karar, yalnızca geçici bir devrim hükümetine değinmektedir, başka bir şeye değil; bunun sonucu olarak da, genel olarak "iktidarın ele geçirilmesi" sorunu vb. ise hiç sözkonusu edilmemektedir. Kongre, bunu ve benzer sorunları ele almamakta haklı mıydı? Kuşkusuz haklıydı, çünkü Rusya'daki siyasal durum, bu sorunları hiçbir şekilde ivedi sorunlar haline getirmemektedir. Tam tersine, tüm [sayfa 17] halkın şimdi gündeme aldığı sorun, otokrasinin devrilmesi ve bir kurucu meclisin toplanması sorunudur. Parti kongreleri, şu ya da bu yazarın haklı ya da haksız olarak ele aldığı sorunları değil, varolan koşulların ve nesnel toplumsal gelişmenin sonucu hayati önem taşıyan siyasal sorunları ele almalı, bunları çözmelidir .
      Bugünkü devrimde ve proletaryanın genel savaşımında geçici bir devrim hükümetinin önemi nedir? Kongre kararı, bunu, daha ilk satırlarında, proletaryanın kısa vadeli çıkarları bakımından olduğu gibi, "sosyalizmin sonal amaçları" bakımından da "siyasal özgürlüğü eksiksiz sağlayacak önlemlerin" gereğine işaret ederek açıklıyor. Eksiksiz siyasal özgürlük, parti programımızda da kabul edildiği gibi, çarlık otokrasisi yerine demokratik bir cumhuriyetin getirilmesini gerektirir. Kongre kararının demokratik bir cumhuriyet sloganını vurgulaması, hem mantık açısından ve hem de ilke açısından zorunludur, çünkü demokrasinin baş savunucusu olarak proletaryanın, uğrunda savaşım verdiği de işte bu eksiksiz özgürlüktür. Ayrıca, bugünkü durumda buna ağırlık vermek, her zamankinden daha gereklidir, çünkü tam şu sırada ülkemizde, monarşistler, yani sözümona anayasacı-"demokrat", ya da Osvobojdenye partisi "demokrasi" bayrağını dalgalandırıyor. Cumhuriyet kurmak için, bütün halk tarafından (yani genel, eşit, tek dereceli ve gizli oyla) seçilmesi ve kurucu nitelik taşıması 'gereken bir halk temsilcileri meclisi mutlaka gereklidir. Kongre kararında kabul edilmiş olan da işte budur. Ama bununla yetinmemektedir. "Halkın iradesini gerçekten temsil eden" yeni bir düzen kurmak için, temsili bir meclise kurucu bir meclis demek yeterli değildir. Böyle bir meclisin, "kurma" yetkisi ve gücü de olmalıdır. Bunun bilincinde olan kongre kararı, kendisini, biçimsel bir [sayfa 18] "kurucu meclis" sloganı ile sınırlamıyor, böyle bir meclisin görevlerini doğru dürüst yerine getirmesini sağlayacak olan maddi koşulları da belirtiyor. Kurucu diye adlandırılan meclisin, hangi koşullarda gerçekten kurucu nitelik kazanacağını belirtmek gereklidir, çünkü anayasacı-monarşist parti tarafından temsil edilen liberal burjuvazi, birçok kez belirttiğimiz gibi, kurucu bir halk meclisi sloganını kasıtlı olarak çarpıtmakta ve bu sloganı boş söz derekesine indirgemektedir.
      Kongre kararı, ancak geçici bir devrim hükümetinin, ve dahası, başarılı bir halk ayaklanmasının organı olacak bir hükümetin, seçim kampanyasında tam bir özgürlüğü sağlayabileceğini ve halk iradesini gerçekten temsil edecek bir meclisin toplanmasını sağlayabileceğini belirtmektedir. Bu tez doğru mudur? Bu görüşe karşı gelen bir kimsenin, çar hükümetinin, gericilikten yana çıkmaksızın, seçimler sırasında tarafsız kalabileceğine, halkın iradesinin gerçekten ifadesini bulmasını kendisine sorun edineceğine inanması gerekir. Böylesine iddialar o kadar saçmadır ki, kimse bunu açıkça savunamaz, ama bizim Osvobojdenye takımı, liberalizm bayrağı altında inceden inceye bunu ima etmektedir. Birisinin kurucu meclisi toplaması gerek; birisinin seçimlerin özgür ve adil olmasını güvence altına alması gerek; birisinin böyle bir meclise tam yetke ve iktidar vermesi gerek. Ancak ayaklanmanın organı olan devrimci bir hükümet, böyle bir şeyi bütün içtenliği ile isteyebilir ve bunun gerçekleşmesi için gerekeni yapabilir. Çar hükümeti, kaçınılmaz olarak, buna karşı çıkacaktır. Çar ile bir pazarlığa varmış olan ve halk ayaklanmasına tam olarak dayanmayan liberal bir hükümet, bunu içtenlikle isteyemez; ve bütün içtenliği ile istese bile bunu başaramaz. Demek ki, kongre, biricik doğru ve tümüyle tutarlı demokratik olan sloganı [sayfa 19] getirmektedir.
      Ama demokratik devrimin sınıf niteliği gözden kaçırılırsa, geçici bir devrim hükümetinin öneminin değerlendirilmesi eksik ve yanlış olur. İşte bunun için, karar, devrimin burjuvazinin egemenliğini güçlendireceğini eklemektedir. Bu, bugünkü toplumsal ve ekonomik düzen içersinde, yani kapitalist düzen içinde kaçınılmazdır. Ve burjuvazinin bazı siyasal özgürlüklere kavuşmuş olan proletarya üzerindeki egemenliğinin perçinleşmesinin, kaçınılmaz olarak, burjuvaziyle proletarya arasında amansız bir savaşıma yolaçması gerekir, burjuvazinin "devrimci dönemin kazanımlarını proletaryadan koparıp almak için" amansız girişimlerde bulunması gerekir. Demokrasi savaşımının öncüsü ve bu savaşımın başını çeken proletarya, burjuva demokrasisinin ya da yeni savaşımın getirdiği yeni uzlaşmaz karşıtlıkları bir an için bile aklından çıkarmamalıdır.
      Böylece, biraz önce gözden geçirdiğimiz kararın bu kısmı, geçici bir devrim hükümetinin hem özgürlük için savaşım ile ve hem de bir cumhuriyet için savaşım ile olan bağıntısını ve yeni bir sınıf savaşımı için ortam hazırlayan demokratik devrimle olan ilişkisinin önemini, tümüyle değerlendirmektedir.
      Bundan sonra gelen sorun, proletaryanın geçici bir devrim hükümetine karşı genel olarak tutumunun ne olacağı sorunudur. Kongre kararı, bunu, her şeyden önce, partinin geçici bir devrim hükümetinin zorunlu olduğu inancının işçi sınıfı arasında yayılmasını doğrudan öğütleyerek yanıtlıyor. İşçi sınıfı bu zorunluluğun bilincine varmalıdır: "Demokrat" burjuvazinin çarlık hükümetinin devrilmesi sorununu geri planda tutmasına karşılık, biz kendimiz bu sorunu ön plana getirmeli, ve geçici bir devrim hükümetinin gereği konusunda direnmeliyiz. Ayrıca, böyle bir hükümet için, içinde [sayfa 20] bulunduğumuz dönemin nesnel koşullarıyla ve proleter demokrasisinin amaçlarıyla uyum içersinde olacak bir eylem programının ana çizgilerini belirlemeliyiz. Bu program, partimizin asgari programının tümüdür, bir yandan mevcut toplumsal ve ekonomik ilişkiler temsili üzerinde tümüyle gerçekleştirilebilecek olan, ve öte yandan da, sosyalizmin gerçekleştirilmesi için ileri doğru atılacak ikinci adımın önkoşulları olan ivedi siyasal ve ekonomik reformlar programıdır.
      Böylece, karar, geçici bir devrim hükümetinin niteliğini ve amacını açık ve seçik bir biçimde belirlemektedir. Kökeni ve temel niteliği yönünden böyle bir hükümet, halk ayaklanmasının organı olmalıdır. Biçimsel hedefi yönünden ise, bu hükümet, ulusal bir kurucu meclis toplamanın aracı olmalıdır. Eylemlerinin içeriği yönünden, bu hükümet, otokrasiye karşı ayaklanmış bir halkın çıkarlarını güvence altına alabilecek biricik programı, proleter demokrasisinin asgari programını uygulamalıdır.
      Geçici bir iktidar olduğu için, geçici bir devrim hükümetinin, henüz halkın tam onayını almamış yapıcı bir programı uygulayamayacağı ileri sürülebilir. Böyle bir itiraz, gericilerin ve "mutlakıyetçiler"in safsatasından başka bir şey olamaz. Yapıcı bir programı uygulamaktan kaçınmak demek, çürümüş bir otokrasinin feodal düzeninin varlığına gözyummak demektir. Böyle bir düzen, halk ayaklanmasının organı olan bir hükümet tarafından değil, ancak devrime ihanet eden bir hükümet tarafından hoşgörüyle karşılanabilir. Kurucu meclisin toplanma özgürlüğünü yürürlüğe koyamayacağı gerekçesiyle, bu tür bir özgürlüğün kurucu meclis tarafından yürürlüğe konmasının askıya alınarak toplanma özgürlüğünden vazgeçmemiz gerektiğini önermek, işi alaya almak demektir. Geçici bir devrim [sayfa 21] hükümetinin, partimizin asgari programını hemen uygulamasına karşı çıkmak da aynı ölçüde işi alaya almak demektir.
      Ve ensonu belirtelim ki, geçici devrim hükümetine asgari programımızı uygulama görevini yükleyen karar, azami programımızın hemen uygulanması ve sosyalist devrimi gerçekleştirmek için iktidarın ele geçirilmesi yolundaki yarı-anarşistçe ve saçma düşünceleri de etkisiz hale getirmektedir. Rusya'nın ulaşmış olduğu ekonomik gelişme (nesnel koşullar) ve geniş proletarya yığınlarının ulaşmış oldukları bilinç ve örgütlenme düzeyi (nesnel koşullarla kopmaz bağları olan öznel koşullar) işçi sınıfının hemen ve tamamen kurtuluşunu olanaksızlaştırmaktadır. Ancak en bilisiz olanlardır ki, şu anda gelişmekte olan demokratik devrimin burjuva niteliğine gözlerini kapayabilirler; ancak en saf iyimserlerdir ki, işçi yığınlarının, sosyalizmin amaçlan ve bu amaçlara ulaşmak için izlenecek yöntemler konusunda henüz pek az şey bildiklerini unutabilirler. Ve hepimiz inanıyoruz ki, işçi sınıfının kurtuluşu, işçi sınıfının kendi eseri olacaktır; yığınların bilinci ve örgütlenmesi olmadan, yığınları açık sınıf savaşımı yoluyla burjuvazinin tümüne karşı hazırlamadan ve eğitmeden, bir sosyalist devrim sözkonusu olamaz. Sosyalist devrimi geciktirdiğimiz yolunda anarşistlerin itirazlarına karşılık olarak şunu söylüyoruz: biz sosyalist devrimi geciktirmiyoruz, biz mümkün olan tek yoldan ve tek doğru yoldan, yani demokratik bir cumhuriyet yolundan, sosyalist devrime doğru ilk adımı atıyoruz. Kim sosyalizme siyasal demokrasi dışında, başka bir yoldan varmak istiyorsa, kaçınılmaz olarak, hem ekonomik, hem de siyasal anlamda saçma ve gerici sonuçlara varır. Eğer zamanı geldiğinde, işçiler, bize azami programımızı niçin uygulamıyoruz diye [sayfa 22] sorarlarsa, kendilerini, demokratik düşünceye sahip halk yığınlarının sosyalizme henüz ne kadar yabancı olduklarını, uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarının henüz ne kadar az gelişmiş bulunduğunu, proleterlerin örgütlenmesinin henüz ne kadar yetersiz olduğunu belirterek yanıtlayacağız. O halde, bütün Rusya'da yüzbinlerce işçiyi gidin örgütlendirin, milyonlarca emekçinin programımızı desteklemesini sağlayın. Boş ama cafcaflı, anarşistçe palavralara kapılmaksızın bunu bir deneyin, ve anarşistçe boş palavralarla yetinmeyin, ve o zaman hemen göreceksiniz ki, bu örgütlendirme ve bilinçlendirme işinin, bu sosyalist eğitim işinin başarısı, demokratik dönüşümlerin eksiksiz gerçekleştirilmesine bağlıdır.
      Devam edelim. Geçici bir devrim hükümetinin önemi ve proletaryanın bu hükümete karşı tutumu açıklığa kavuşturulunca, şu soru ortaya çıkıyor: bizim böyle bir hükümete (tepeden inme) katılmamız doğru mudur, ve eğer doğruysa hangi koşullarla? Alttan gelme eylemimiz ne olmalıdır? Kongre kararı, bu iki soruya açık-seçik yanıtlar veriyor. Karar, sosyal-demokrasinin geçici bir devrim hükümetine (demokratik devrim döneminde, cumhuriyet uğruna savaşım sırasında) katılmanın ilke olarak doğru olduğunu, vurgulayarak belirtmektedir. Bu açıklama, bizi, bu soruya ilke olarak olumsuz yanıt veren anarşistlerden ve böyle bir hükümete katılmamızı zorunlu kılacak bir durumun ortaya çıkabileceğini söyleyerek bizi korkutmaya çalışan sosyal-demokrasi içindeki (Martinov ve yeni-iskra yandaşları gibi) kuyrukçulardan kesin olarak ayırmaktadır. Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisınin Üçüncü Kongresi, bu açıklamasıyla, sosyal-demokratların geçici bir devrim hükümetine katılmalarının millerandcılığın[
11] bir çeşidi olacağı, ve burjuva düzeninin kutsanması olacağı için ilkelere aykırı olduğu vb. yolunda [sayfa 23] yeni-iskra'nın tezini kesin olarak reddetmiş bulunmaktadır.
      Ne var ki, sorunun ilke olarak kabul edilebilirliği, bunun pratik uygunluğu sorusunu çözmeyebilir. Bu yeni savaşım biçimi -parti kongresince kabul edilen "tepeden" savaşım biçimi- hangi koşullar altında geçerlidir? Anlaşılacağı gibi, güçler ilişkisi vb. gibi somut koşullardan şimdiden sözetme olanağı yoktur, ve karar, doğal olarak, bunları önceden saptamaktan kaçınmaktadır. Aklıbaşında bir kimse, şu anda, bu konuda herhangi bir kehanete girişmez. Yapabileceğimiz ve yapmamız gereken şey, katılmamızın niteliğini ve amacını saptamaktır. Katılmamızın iki amacını belirten kararın yaptığı da budur: 1° karşı-devrimci girişimlerle amansız savaşım, ve 2° işçi sınıfının bağımsız çıkarlarının savunulması. Liberal burjuvazinin, devrimci halkı korkutmak ve otokrasi karşısında boyuneğer bir tutum takınmasını sağlamak çabasıyla gericiliğin psikolojisinden böylesine bir coşkuyla sözetmeye başladığı bir sırada (Osvobojdenye, n° 71'de M. Struve'nin son derece öğretici "Açık Mektup"una bakınız) , proletarya partisi tarafından karşı-devrime gerçek bir savaş açılması görevine dikkatleri çekmesinin tam zamanıdır. Siyasal özgürlüğün ve sınıf savaşımının büyük sorunlarını, son tahlilde, ancak kuvvet çözümler, ve bu kuvveti hazırlamak ve örgütlendirmek ve bu kuvveti yalnızca savunmada değil, saldırıda etkin olarak kullanmak işi de bize düşmektedir. Paris Komünü'nden[12] bu yana Avrupa'da hemen hemen kesintisiz süregelen uzun gerici siyasal egemenlik, bizi, eylemin yalnızca "alttan" gelebileceği düşüncesine ve bizi yalnızca savunma savaşımlarını düşünmeye çok fazlasıyla alıştırmıştır. Hiç kuşku yok ki, şimdi artık yeni bir döneme girmiş bulunuyoruz; siyasal altüst olmalar ve devrimler dönemi başlamıştır. Rusya'nın şimdi içinden [sayfa 24] geçmekte olduğu dönem gibi bir dönemde, eski klişeleşmiş formüllerle yetinilmesine izin veremeyiz. Tepeden inme eylem düşüncesini yaymak, en enerjik saldırı eylemlerine hazırlanmak, bu eylemlerin koşullarını ve biçimlerini incelemek gerekir. Kongre kararı, bu koşullardan ikisini ön plana getirmektedir: biri, sosyal-demokrasinin geçici devrim hükümetine katılmasının biçimsel yanı ile (partinin temsilcileri üzerinde sıkı denetimi); öteki, bu katılmanın niteliği ile (partimizin hedefi olan tam sosyalist devrimi hiçbir zaman gözden ırak tutmamak) ilgilidir.
      Partinin "tepeden inme" eylemiyle ilgili siyasetinin bütün yönlerini böylece açıkladıktan sonra -bu yeni savaşım biçimi şimdiye kadar hemen hemen hiç bilinmiyordu- bu kongre kararı, tepeden inme eylemi hangi durumlarda yapamayacağımızı da belirtmektedir. Biz, her durumda, geçici devrim hükümetine alttan baskı yapmak zorundayız. Bu alttan baskıyı yapabilmek için proletarya silahlandırılmalı -çünkü devrimci bir ortamda, işler, son derece büyük bir çabuklukla açık iç savaş evresine varır- ve sosyal-demokratik parti tarafından yönetilmelidir. Silahlı baskının amacı, "devrimin kazanımlarını savunmak, pekiştirmek ve genişletmek"tir, yani proletaryanın çıkarları açısından bu kazanımlar, asgari programımızın tümüyle gerçekleştirilmesi olmalıdır.
      Üçüncü Kongrenin geçici devrim hükümeti konusundaki kararının kısaca incelenmesini burada bitirmiş oluyoruz. Okurun da göreceği gibi, bu karar, bu yeni sorunun önemini, proletarya partisinin bu soruna karşı tutumunu ve partinin hem geçici bir devrim hükümeti içersinde, hem de onun dışında izleyeceği siyaseti açıklamaktadır.
      Şimdi de, "konferans"ın kararını inceleyelim. [sayfa 25]




ÜÇ
"DEVRİMİN ÇARLIK ÜZERİNDE KESİN ZAFERİ"
NE DEMEKTİR?

      "KONFERANS"IN kararı şu sorunu ele almaktadır: "İktidarın ele geçirilmesi ve geçici bir devrim hükümetine katılma".[
3*] Yukarıda da belirttiğimiz gibi, sorunun bu biçimde konması, kafa karışıklığının bir kanıtıdır. Sorun bir yandan dar bir biçimde konuyor: karar, yalnızca bizim geçici bir hükümete katılmamızı ele alıyor, partinin genel olarak geçici bir devrim hükümetine ilişkin görevlerine değinmiyor. Öte yandan, birbirinden tamamen ayrı iki sorun karıştırılmaktadır: [sayfa 26] demokratik devrimin aşamalarının birine katılmamız sorunu ile sosyalist devrim sorunu. Gerçekten de, sosyal-demokrasi tarafından "iktidarın ele geçirilmesi", sosyalist devrimin ta kendisidir ve bu sözcükler doğru ve alışılan anlamıyla kullanılıyorsa, başka bir şey de olamaz. Yok eğer, bu sözcükler, sosyalist değil de demokratik bir devrim için iktidarın alınması anlamında kullanılıyorsa, o zaman, yalnızca geçici devrim hükümetine katılmanın değil, aynı zamanda genel olarak "iktidarın ele geçirilmesi"nden sözetmenin ne anlamı var? Besbelli ki, bizim "konferansçılar"ın kendileri de hangi konuyu ele alacaklarından pek emin değillerdi: demokratik devrimi mi, yoksa sosyalist devrimi mi? Bu sorun üzerindeki yazını izlemiş olanlar, bu karışıklığın, Martinov yoldaşın o ünlü İki Diktatörlük'ü ile başlatıldığını bilirler; yeni-iskracılar bir kuyrukçuluk örneği olan bu yazıda, bu sorunun ortaya konuş biçimini anımsamaya (9 ocaktan önce bile)[13] pek yanaşmıyorlar. Bununla birlikte, bu yazının konferans üzerinde ideolojik bir etki yarattığından kuşku yoktur.
      Ama biz, kararın başlığını bırakalım. Kararın içeriğinde çok daha derin ve ciddi yanlışlar vardır. Kararın birinci kısmı şöyledir:
      "Devrimin çarlık üzerinde kesin zaferi, ya başarılı halk ayaklanmasından doğacak olan geçici bir hükümetin kurulmasında, ya da halkın doğrudan devrimci baskısı altında, kurucu bir halk meclisinin toplantıya çağrılmasına karar verecek olan, şu ya da bu türden temsili bir kurumun devrimci inisiyatifinde ifadesini bulur."
      Böylece, devrimin çarlık üzerinde kesin zaferinin, başarılı bir ayaklanmada, ya da... temsili bir kurumun kurucu meclis toplama kararında ifadesini bulabileceği bize söylenmektedir! Bu ne demek? Bundan ne [sayfa 27] anlamak gerekir? Kesin zafer, bir kurucu meclis örgütlendirme "karar"ında ifadesini bulabilir?? Ve böyle bir "zafer", "başarılı bir halk ayaklanmasından doğacak" geçici bir hükümetin kurulmasıyla aynı kefeye konulmaktadır!! Konferans, başarılı halk ayaklanmasıyla geçici hükümetin kurulmasının devrimin fiilen zaferi demek olduğunu, kurucu bir meclisin kurulması "kararı"nın ise, devrimin sözde zaferi anlamına geldiğini farketmemiştir. Yeni-İskra menşeviklerinin konferansı, liberallerin, Osvobojdenye grubunun, sürekli olarak düştükleri aynı yanılgıya düşmüştür. Osvobojdenye grubu, iktidar ve yetkenin çarın elinde kaldığı olgusuna utangaçça gözlerini kapatarak ve bir kimsenin bir kurucu meclis "kurabilmesi" için iktidarı elinde tutması gerektiğini unutarak, "kurucu" meclis konusunda gevezelik edip durmaktadır. Konferans, temsilcileri tarafından -bu temsilciler kim olursa olsun- alınan bir "karar" ile, bu kararın gerçekleşmesi arasındaki büyük farkı da unutmuştur. Konferans, iktidar çarın elinde kaldığı sürece, temsilcileri kimler olursa olsun, hangi kararı alırlarsa alsınlar, bu kararların, 1848 Alman Devrimi tarihinin o ünlü Frankfurt Parlamentosunun[14] "kararlar"ında olduğu gibi, boş ve zavallı gevezelikler olarak kalacağını da unutmuştur. Devrimci proletaryanın temsilcisi Marx, Neue Rheinische Zeitung'da[15] Osvobojdenye-tipi Frankfurt liberalleriyle, güzel söylevler verdikleri için, her türden demokratik "kararlar" aldıkları için, türlü türlü özgürlükler "kurdukları" için, ama gerçekte iktidarı kralın elinde bırakarak, kralın emrindeki askeri güce karşı silahlı bir savaşımı örgütlemedikleri için, acımasızca alay etmekteydi. Ve Frankfurt-Osvobojdenye liberalleri nutuk atarken, kral zaman kazanıyor, askeri güçlerini pekiştiriyordu, öyle ki gerçek [sayfa 28] güce dayanan karşı-devrim, o güzel "kararları"yla birlikte demokratların kökünü kazıdı.
      Konferans, kesin zafer koşulunun eksik olduğu bir durum ile kesin zaferi aynı kefeye koymaktadır. Partimizin cumhuriyetçi programını kabul eden sosyal-demokratlar, nasıl olup da böyle bir yanılgıya düşmüşlerdir? Bu garip şeyi anlamak için, Üçüncü Kongrenin partiden kopan kesimi konusundaki kararına dönmek gerekiyor.[4*] Bu karar, partimizde "ekonomizme yakın" çeşitli eğilimlerin varlığına işaret ediyor. Bizim "konferansçılar" (bunların, Martinov'un ideolojik kılavuzluğu altında olmaları bir raslantı değildir) devrimden, tıpkı ekonomistlerin siyasal savaşımlar, ya da 8 saatlik işgününden söz ettikleri gibi söz etmektedirler. Ekonomistler, birdenbire, ortaya, "aşamalar teorisi"ni atmışlardı: 1° haklar uğruna savaşım; 2° siyasal [sayfa 29] ajitasyon; 3° siyasal savaşım; ya da 1° 10 saatlik işgünü; 2° 9 saatlik işgünü; 3° 8 saatlik işgünü. Bu "süreç-içinde-taktikler"in sonuçları herkesçe yeterince bilinmektedir. Şimdi de biz, bir başlangıç yapıp devrimi şu açık-seçik aşamalara bölmeye çağrılıyoruz: 1° çar, temsili bir meclisi topluyor; 2° bu kurum, "halkın" baskısıyla kurucu bir meclis kurmaya "karar veriyor"; 3°... üçüncü aşama konusunda menşevikler henüz aralarında bir anlaşmaya varamamışlardır; bunlar, halkın devrimci baskısının, çarlığın karşı-devrimci baskısıyla karşılaşacağını ve böylelikle "karar"ın ya havada kalacağını, ya da sorunun, her şeye karşın, bir halk ayaklanmasının zaferi, ya da yenilgisiyle sonuca bağlanacağım unutmuşlardır. Konferans kararı, şu ekonomist düşünme biçimini yinelemektedir: işçilerin kesin zaferi, ya sekiz saatlik işgününün devrimci bir yoldan gerçekleşmesiyle, ya da on saatlik işgününün güvence altına alınıp, buradan dokuz saatlik işgününe geçme yolunda "karar" ile belirlenir... Kusursuz bir yineleme.
      Belki de bu dediklerimize itiraz edilecek, ve kararı kaleme alanların, ayaklanmanın zaferi ile çarın toplantıya çağırdığı temsili bir meclis "kararını" aynı kefeye koymayı düşünmediklerini ve istedikleri tek şeyin, partinin taktiklerinin her iki duruma da hazırlıklı olması gerektiği olduğunu söyleyecekler çıkacaktır. Buna yanıtımız şudur: 1° Karar metni, en küçük kuşkuya yer vermeyecek biçimde, temsili bir kurum kararını açıkça "devrimin çarlık üzerinde kesin zaferi" olarak nitelendiriyor. Belki de bu, sözcük seçmedeki dikkatsizliklerin sonucudur; belki de bu metin, konferans tutanaklarına bakılarak düzeltilebilirdi, ama düzeltilmediği sürece, metnin ancak bir anlamı olabilir, ve bu anlam da Osvobojdenye'nin düşünce çizgisine tıpatıp uygundur. 2° Kararı yazanların varmış oldukları [sayfa 30] Osvobojdenye düşünce çizgisi, yeni-İskra'yı çıkaranların öteki yazılarında da daha büyük bir güçle ifade edilmektedir. Örneğin, (İskra, n° l00'de övülen, Gürcü dilinde yayınlanmış) Tiflis komitesinin organı Sosyal-Demokrat[16], "Zemski Sobor[5*] ve Bizim Taktiklerimiz" başlıklı bir yazısında, (anımsatalım ki, sözkonusu toplantıya çağrılması konusunda henüz kesin olarak hiçbir şey bilmediğimiz) "Zemski Sobor'u eylemimizin ekseni olarak kabul eden" "taktikler", bizim için, silahlı ayaklanma ve geçici bir devrim hükümetinin kurulması "taktiklerinden daha elverişli taktiklerdir" demeye kadar işi vardırıyor. Bu yazıya ilerde gene değineceğiz. 3° Devrimin zaferi halinde olduğu gibi yenilgisi halinde de, ayaklamanın başarısı halinde olduğu gibi ayaklanmanın ciddi bir güç durumuna gelememesi halinde de, partinin izleyeceği taktikler konusunda bir ön tartışmanın yapılması gerektiğine bir itiraz olamaz. Çar hükümetinin, liberal burjuvaziyle anlaşmak için, bir kurucu meclisi toplantıya çağırmayı başarması mümkündür; Üçüncü Kongre kararı, bu olasılığı gözönünde bulundurarak, "ikiyüzlü siyaset"ten, "sahte-demokrasi"den ve "Zemski Sobor türünden halkın temsilinin karikatürvari biçimleri"nden açıkça sözetmektedir.[6*] Ama [sayfa 31] önemli olan sorun, geçici devrim hükümeti konusundaki kararda bunlardan söz edilmemiş olmasıdır, çünkü bunun, geçici bir devrim hükümetiyle hiçbir ilgisi yoktur. Bu durum, ayaklanma sorununu ve geçici devrim hükümetinin kurulması sorununu erteliyor; bu sorunu değiştiriyor; vb.. Bugün söz konusu olan, bir zaferin ya da yenilginin, doğru yolu ya da dolambaçlı yolu izlemenin mümkün olan çeşitli çözümleri değildir; söz konusu olan, gerçekten devrimci olan yolun hangisi olduğu konusunda işçilerin kafalarını karıştırmanın, Osvobojdenye'nin yaptığı gibi bir zaferin temel koşullarının bulunmadığı bir durumu kesin zafer olarak nitelendirmenin bir sosyal-demokrat için asla hoş görülmeyeceğidir. Belki de sekiz saatlik işgününü bu atılımda elde edemeyeceğiz, belki de buna varmak için uzun ve dolambaçlı bir yoldan geçmemiz gerekecek, ama proletaryayı, savsaklamalara, oyalamalara, pazarlıklara, ihanetlere ve gerici önlemlere karşı koyamayacak duruma getiren bir güçsüzlük ve zaaf durumunu, işçilerin zaferi olarak adlandıran kimse için ne diyeceğiz? Bir zamanlar Vperyod'da[7*] belirtildiği gibi, Rus [sayfa 32] devrimi, belki de "ölü doğmuş bir anayasa" ile sonuçlanacaktır, ama bu, kesin bir savaşımın arifesinde ölü doğan bu çocuğu, "çarlık üzerinde kesin zafer" diye nitelendiren bir sosyal-demokratı haklı çıkarabilir mi? En kötü durumda, yalnızca bir cumhuriyeti gerçekleştirememekle kalmayıp anayasanın bile aldatıcı, "Şipov'vari"[18] bir anayasa olması olasılığı da vardır, ama bir sosyal-demokratın, cumhuriyetçi sloganımızı yumuşatması hoşgörülebilir mi?
      Kuşkusuz, yeni-iskracılar, işi, henüz bu sloganı yumuşatmaya kadar vardırmadılar. Ama devrimci ruhun ne ölçüde onlardan uzaklaşmış olduğu, ölü bilgiçliğin bunları anın militan görevleri konusunda ne ölçüde körleştirdiği, kararlarında, birçok şey arasında, cumhuriyet konusunda tek söz etmeyi bile unutmuş olmaları olgusuyla, en çarpıcı bir biçimde ortaya çıkmıştır. Bu inanılmayacak bir şey, ama gerçek. Konferansın çeşitli kararlarında sosyal-demokrasinin bütün sloganları onaylanmış, yinelenmiş, açıklanmış ve ayrıntılı olarak sunulmuş hatta işçi temsilcilerinin ve delegelerin işçiler tarafından seçilmesi bile unutulmamış, ama geçici devrim hükümeti ile ilgili kararda cumhuriyeti anmaya fırsat bulamamıştır. Halk ayaklanmasının "zafer"inden ve geçici bir hükümetin kurulmasından sözetmek ve bu "önlemler", bu davranışlar ile cumhuriyetin elde edilmesi arasındaki ilişkiyi belirtmemek, proletaryanın savaşını yönetmek için değil, proleter hareketin kuyruğunda sürüklenmek için kararlar yazmak demektir. [sayfa 33]
      Özetleyelim kararın birinci bölümü, 1° cumhuriyetin kurulması uğruna savaşım yönünden ve gerçekten serbest oyla seçilmiş ve gerçekten kurma yetkisi olan bir kurucu meclisin toplanması uğruna savaşım yönünden, geçici bir devrim hükümetinin önemine ışık tutmamıştır; 2° bu karar, devrimin çarlık üzerinde kesin zaferini, gerçek bir zaferin temel koşulunun eksik olduğu bir durumla aynı kefeye koyarak, proletaryanın demokratik bilincinde bir karışıklık meydana getirmiştir. [sayfa 34]




DÖRT
MONARŞİNİN KALDIRILMASI VE CUMHURİYET

      BU kararın bir sonra ki bölümüne geçelim:
      "... Her iki durumda da, zafer, devrimci dönemde yeni bir evre başlatacaktır.
      "Siyasal yönden kurtulmuş burjuva toplumunun unsurlarının kendi toplumsal çıkarlarını karşılamak ve iktidarı doğrudan ele geçirmek için kendi aralarında yürüttükleri savaşım süreci içinde, monarşi ve toplumsal ayrıcalıklar düzeninin kesin olarak ortadan kaldırılması ... toplumsal gelişmenin nesnel koşullarının kendiliğinden ortaya çıkardığı bu yeni evredeki görev işte budur.
      "Böylece, tarihsel niteliği bakımından burjuva olan [sayfa 35] bu devrimin görevlerini yerine getirme işini üzerine alacak olan geçici bir hükümet, kurtuluş süreci içindeki bir ulusun uzlaşmaz karşıt sınıfları arasındaki karşılıklı savaşımı düzenlerken, yalnızca devrimci gelişmeyi ilerletmekle kalmamalı, aynı zamanda, bu gelişme içersinde kapitalist sistemin temellerini tehdit eden etmenlere karşı da savaş açmalıdır."
      Kararın bağımsız bir kesimini oluşturan bu bölümünü inceleyelim. Yukarıya aktarılan tezlerdeki temel düşünce, kongre kararının üçüncü maddesinde ortaya konmuş olanla çakışmaktadır .Ama iki karardaki bu noktaların karşılaştırılması, aralarındaki şu köklü farkı hemen ortaya koyacaktır. Devrimin toplumsal ve ekonomik temellerini kısaca tanımlayan kongre kararı, dikkatlerini tümüyle, sınıfların açık-seçik kazanımlar uğruna giriştikleri savaşım üzerinde yoğunlaştırmakta ve proletaryanın militan görevlerini ön plana çıkarmaktadır. Devrimin toplumsal ve ekonomik temelleri konusunda uzun, muğlak ve karışık bir açıklama getiren konferansın kararı, belirli kazanımlar elde edilmesi için savaşımdan pek bulanık biçimde sözediyor ve proletaryanın militan görevlerini tamamen geri plana itiyor. Konferansın kararı, eski düzenin, toplumun çeşitli unsurları arasındaki karşılıklı savaşım süreci içersinde ortadan kalkmasından sözediyor. Kongre kararı, bizim, proletaryanın partisinin, eski düzeni ortadan kaldırma işini başarmamız gerektiğini, ancak demokratik bir cumhuriyetin kurulmasının eski düzenin gerçekten ortadan kaldırılması demek olacağını, bu cumhuriyeti elde etmemiz gerektiğini, cumhuriyet uğruna ve tam özgürlüğümüz uğruna yalnızca otokrasiye karşı değil, bunlardan bizi yoksun bırakmaya kalkışırsa (ve kalkışacağı da kesindir) burjuvaziye karşı da savaşacağımızı söylemektedir. Kongre kararı, belirli bir sınıfı, açıkça [sayfa 36] belirlenmiş ivedi bir amaç için savaşıma çağırıyor. Konferansın kararı ise, çeşitli güçlerin karşılıklı savaşımından sözediyor. Bu iki karardan biri, etkin savaşımın psikolojisini ifade ediyor, öteki ise, olayları dıştan seyredenin psikolojisini ifade ediyor; kararlardan biri, eyleme, yaşama çağırıyor; öteki ise, ölü bir bilgisizlik içinde boğulmuştur. Her iki kararda da, şu andaki devrimin, bizim için ancak ilk adım olduğu, ve bunu bir ikinci adımın izleyeceği bildiriliyor; ama biri, bundan, bu birinci adımı mümkün olduğu kadar erken atmamız gerektiğini, bu adımı mümkün olduğu kadar çabucak tamamlayarak cumhuriyeti gerçekleştirmemiz, karşı-devrimi amansızca ezmemiz ve ikinci adım için ortam hazırlamamız gerektiği sonucunu çıkarıyor. Öteki karar ise, birinci adımın ayrıntılı tanımlamalarına girişiyor ve (kabalığımı hoşgörün) bu ayrıntıları geveleyip duruyor. Kongrenin kararı, marksizmin, eski, ama gene de sonsuza dek yeni kalacak düşüncelerine (demokratik devrimin burjuva niteliğine) dayanıyor, ya da bunları hareket noktası olarak alıyor ve bunlardan hem demokratik devrim için, hem de sosyalist devrim için savaşım vermekte olan ilerici sınıfın ilerici görevlerini çıkarıyor. Konferansın kararı ise, bu hareket noktasının ötesine geçmiyor, onu tekrar tekrar ağzında geveleyip durarak kurnazlık etmeye çalışıyor.
      Bu, Rus marksistlerini uzun süreden beri iki kanada bölmüş olan ayrımın ta kendisidir: "legal marksizm"in eski günlerinin lafebesi kanadı ile savaşkan kanadı, ve olgunlaşmamış yığın hareketi döneminin ekonomist kanadı ile siyasal kanadı. Marksizmin, genel olarak sınıf savaşımının ve özel olarak da siyasal savaşımın derin ekonomik kökleri bulunduğu yolundaki doğru önermesinden, ekonomistler, siyasal, savaşıma sırt çevirmek gerektiği, bu savaşımın gelişmesini [sayfa 37] geciktirmek, kapsamını daraltmak ve hedeflerini kısa tutmak gerektiği gibi garip bir sonuç çıkarıyorlardı. Siyasal savaşımdan yana olanlar ise, tam tersine, aynı önermelerden başka bir sonuç, yani bugünkü savaşımımızın kökleri toprağa ne kadar derinliğine dalarsa, o ölçüde daha geniş daha yürekli, daha büyük kararlılıkla ve daha büyük inisiyatifle harekete geçmemiz gerektiği sonucunu çıkarıyorlar. Şimdi de, bu aynı tartışma, farklı koşullarda ve farklı bir biçimde karşımıza çıkıyor. Demokratik devrimin sosyalist bir devrimden çok farklı olduğu, bu devrime, "ilgi duyan"ların hiç de yalnızca yoksul ve düşkünler olmadığı; bu devrimin tüm burjuva toplumunun kaçınılmaz gereksinmeleri ve gerekleri içersinde derin köklere sahip bulunduğu yolundaki öncüllerden - bu öncüllerden, biz, ileri sınıfın, demokratik amaçlarını en büyük yüreklilikle formüle etmesi, bunları en kesin bir biçimde ve eksiksiz olarak ifade etmesi, doğrudan cumhuriyet sloganını öne sürmesi, ve geçici bir devrim hükümetinin kurulması ve karşı-devrimin amansızca ezilmesi düşüncesini yaygınlaştırması gerektiği sonucunu çıkarmaktayız. Ama karşıtlarımız, yeni-İskra grubu ise, bu aynı öncüllerden, demokratik vargıların tümüyle ifade edilmemesi gerektiği; cumhuriyetin günlük sloganlarda yer almayabileceği; geçici bir devrim hükümetinin zorunluluğu düşüncesini yaygınlaştırmaktan kaçınılabileceği; salt bir kurucu meclis toplama kararının kesin bir zafer olarak adlandırılabileceği, eylem amacımız olarak karşı-devrimle savaşım görevinin öne sürülmesine gerek olmadığı, böylece bunun bir "karşılıklı savaşım süreci" gibi anlaşılmaz (ve göreceğimiz gibi, yanlış formüle edilmiş) bir şeye indirgenebileceği sonuçlarına varmaktadırlar. Bu, siyasal önderlerin dili değil, arşiv kurtlarının dilidir. [sayfa 38]
      Yeni-İskra
grubunun kararındaki çeşitli formülasyonları daha yakından inceledikçe, daha önce belirtilmiş olan temel özellikleri daha da açıklık kazanmaktadır. Örneğin, bize, "siyasal olarak kurtulmuş burjuva toplumunun unsurları arasındaki bir karşılıklı savaşım süreci"nden sözediliyor. Bu kararın ele aldığı konuyu (geçici bir devrim hükümeti) akılda tutarak, insan şaşkınlık içinde şunu soruyor: "karşılıklı bir savaşım sürecinden söz edilecekse, burjuva toplumu siyasal bakımdan köleleştiren unsurları nasıl suskunlukla geçiştirebiliriz? 'Konferansçılar', devrimin başarılı olacağını varsaydıklarına göre, bu unsurların gerçekten de daha şimdiden yok olduklarını mı sanıyorlar?" Böyle bir fikir, genel olarak saçma ve özel olarak da son derece büyük bir siyasal saflığın ve siyasal bir miyopluğun ifadesidir. Devrime yenik düşen karşı-devrim yok olmayacaktır; tam tersine, karşı-devrim, kaçınılmaz olarak, yeni ve daha amansız bir savaşımı başlatacaktır. Kararımızın amacı, devrim başarıya ulaşınca karşı karşıya geleceğimiz görevleri tahlil etmek olduğuna göre, karşı-devrimin saldırılarını geriye püskürtme işine (kongre kararında da yapıldığı gibi) çok büyük bir dikkat göstermek, ve savaşkan bir partinin bu çok ivedi ve hayati siyasal görevlerinin bugünkü devrimci dönemden sonra ne olacağı, ya da "siyasal olarak kurtulmuş bir toplum" gerçekleştiğinde ne olacağı konusundaki genel tartışmalar içersinde boğulmamalarını sağlamak bizim görevimizdir. Nasıl ekonomistler, ivedi siyasal görevlerini anlama yeteneksizliklerini gizlemek için, siyasetin ekonomiye bağımlı olduğu yolunda ilkel gerçekleri ileri sürüyorlardıysa, aynı şekilde, yeni-İskra'yı çıkaranlar da, toplumun siyasal kurtuluşunun bize yüklediği ivedi devrimci görevleri anlayamamış olmalarını gizlemek için siyasal olarak kurtulmuş bir [sayfa 39] toplumun bağrındaki savaşım konusunda ilkel gerçeklerin sözünü edip duruyorlar.
      Şu ifadeyi ele alalım: "monarşi ve toplumsal ayrıcalıklar düzeninin kesin olarak ortadan kaldırılması". Monarşinin kesin olarak ortadan kaldırılması, açık anlamıyla, demokratik cumhuriyetin kurulması demektir. Ama bu ifade, o yaman adam Martinov'a ve hayranlarına aşırı ölçüde basit ve açık görünmektedir. Onlar bunu "derinleştirmek"te ve daha "akıllı" bir biçimde koymakta direniyorlar. Bunun sonucu olarak, bir yandan derin görünmek için gülünç, ve boş çabalar gösteriyorlar; öte yandan, bir slogan yerine bir tanımlama, ileriye doğru yürünmesi için yürekli bir çağrıda bulunacaklarına, geçmiş konusunda bilmem hangi hüzünlü düşünceleri ifade ediyorlar. Sanki karşımızdakiler, cumhuriyet uğruna savaşmak için şimdiden harekete geçen canlı insanlar değil, sorunu plus quampertectum[
8*] açısından, sup specie aeternitatis[9*] ele alan taşlaşmış mumyalardır.
      Devam edelim: "... geçici hükümet ... bu ... burjuva devrimin görevlerini yerine getirme işini üzerine alır. ..." Burada hemen belli oluyor ki, konferansçılar, proletaryanın siyasal önderlerinin karşısına dikilen somut bir sorunu görememişlerdir. Geçici bir devrim hükümetine ilişkin somut sorun, bunların gözünde, son, genel olarak burjuva devrimin amaçlarını gerçekleştirecek olan geleceğin birbirini izleyecek hükümetleri sorunuyla bulanıklaşmıştır. Eğer sorunu "tarih açısından" incelemek isteyecek olursanız, herhangi bir Avrupa ülkesi örneği, size, hiç de "geçici" olmayan birçok hükümetlerin, her ülkede, burjuva devrimin görevlerini yerine getirdiklerini ve devrimi yenilgiye uğratmış [sayfa 40] hükümetlerin bile, her şeye karşın bu yenik düşmüş devrimin tarihsel amaçlarını gerçekleştirmeye zorlandıklarını gösterecektir. Ama "geçici devrim hükümeti" diye, o sözünü ettiğiniz hükümete değil, devrimci dönemin hükümetine, devrilen iktidarın yerini alan hükümete ve halk ayaklanmasına dayanan hükümete derler, halktan gelme bir tür temsili kurumlara dayanan hükümete değil. Geçici devrim hükümeti, devrimin hemen zafere ulaşması için bir savaşım organıdır, karşı-devrim girişimlerini hemen ezmek için bir savaşım organıdır, genel olarak burjuva devrimin tarihsel görevlerini yerine getiren bir organ değil. Burjuva devrimin amaçlarından hangilerini bizim, ya da bir başka hükümetin ya da daha bir başkasının gerçekleştirmiş olacağının kesenkes saptanması işini geleceğin Ruskaya Starina'sının[19] gelecekteki tarihçilerine bırakalım bundan otuz yıl sonra, bunun için yeterli zaman olacaktır; bizim bugünkü görevimiz, cumhuriyet uğruna savaş için ve proletaryanın bu savaşa en etkin biçimde katılabilmesi için sloganlar atmak, pratik yollar göstermektir.
      Kararın yukarıya aktarılan kısmındaki son önermeler de, bu nedenlerden ötürü, aynı şekilde yetersizdir. Geçici hükümetin, uzlaşmaz karşıt sınıflar arasındaki savaşımı "düzenlemesi" gerektiğini söylemek, çok yersiz ya da çok acemice bir şeydir; marksistler, sınıf savaşımının organları görevini değil de, bu savaşımın "düzenleyicisi" olarak iş gören hükümetlerin olabileceğine bizi inandıracak bu türden liberal Osvobojdenye formülleri kullanmamalıdırlar ... Hükümet, "yalnızca devrimci gelişmeyi ilerletmekle kalmamalı, aynı zamanda, bu gelişme içersinde kapitalist sistemin temellerini tehdit eden etmenlere karşı da savaş açmalıdır". Ama bu "etmen"i oluşturan, kararın onun adına [sayfa 41] konuştuğu proletaryadır! Proletaryanın şu anda "devrimi nasıl ilerleteceğini" (anayasacı burjuvazinin gidebileceğinden daha öteye götüreceğini) göstereceği yerde, burjuvazi devrimin kazanımlarına karşı döndüğünde, ona karşı savaşım için belirli hazırlıklar yapılmasını öğütleyeceği yerde, bize, bir sürecin genel bir tanımı, eylemimizin somut amaçları konusunda hiçbir şey söylemeyen bir tanımı sunuluyor. Yeni-iskra'nın adamlarının fikirlerini ileri sürüş tarzı, bize, Marx'ın (ünlü "Feuerbach Üzerine Tezler"inde) diyalektiğe yabancı eski materyalizm konusundaki değerlendirmesini anımsatıyor. Filozoflar -diyordu Marx- dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır, oysa sorun onu değiştirmektir.[20] Aynı şekilde, yeni-İskra grubu, gözlerinin önünde olup biten savaşım sürecinin hoş görülebilir bir açıklamasını ve tanımlamasını verebilir, ama savaşım için doğru bir slogan formüle etme yeteneğinden tümüyle yoksundur. İyi piyadeler, ama kötü önderler olarak, bunlar, bir devrimin maddi önkoşullarını kavramış ve kendilerini ilerici sınıfların başına yerleştirmiş partilerin tarihte oynayabilecekleri ve oynamaları gereken, etkin, öncü ve yol gösterici rolü görmezlikten gelerek, materyalist tarih anlayışına gölge düşürüyorlar. [sayfa 42]




BEŞ
"DEVRİMİ İLERLETME" NASIL OLUR?

      KARARIN bir sonraki bölümünü aktaralım.
      "Bu koşullar altında sosyal-demokrasi, devrim boyunca, devrimi ilerletme olanaklarını en iyi bir biçimde sağlayabilecek, sosyal-demokrasinin burjuva partilerinin tutarsız ve çıkarcı siyasetlerine karşı savaşımında kollarını bağlamayacak ve devrimi burjuva demokrasisi içersinde erimekten koruyacak bir konumu elde tutmak için çabalamalıdır.
      "Bu yüzden, sosyal-demokrasi, geçici hükümette iktidarı ele geçirme, ya da ona ortak olma amacını gütmemeli, aşırı devrimci muhalefet partisi olarak kalmalıdır." [sayfa 43]
      Devrimi ilerletme olanağını en iyi sağlayacak bir konumu tutmamız öğüdü gerçekten de bizi çok hoşnut etmektedir. Ancak, isterdik ki, bu güzel öğüde şu sırada, bugünkü siyasal durumda, halkın temsilcilerinin toplanması konusunda söylentilerin dolaştığı, tahminler yapıldığı, görüşmelerin yürütüldüğü ve tasarılar hazırlandığı bir dönemde, sosyal-demokrasinin devrimi daha ileriye nasıl götüreceğinin doğrudan belirtilmesi de eşlik etsin. Osvobojdenye'nin halk ile çar arasında bir "uzlaşma" teorisinin tehlikesini anlayamayan, bir kurucu meclisin toplanma "kararı"nı zafer diye adlandıran, bir geçici devrim hükümetinin gerektiği düşüncesinin etkin bir propaganda ile yürütülmesi görevine girişmeyen, ya da demokratik cumhuriyet sloganını geri planda tutan kimselerle şimdi devrim daha ileriye götürülebilir mi? Bu tür insanlar, gerçekte devrimi geriletmektedirler, çünkü pratik siyaset açısından bunlar, Osvobojdenye'nin düzeyinde çakılıp kalmışlardır. Devrim döneminde partinin önündeki ivedi görevleri tanımlayan taktikler konusundaki bir kararda, cumhuriyet için savaşım sloganını atladıktan sonra, otokrasinin yerini cumhuriyetin almasını isteyen bir program kabul etmiş olmalarının yararı ne? Kurucu bir halk meclisinin toplanması kararını kesin zafer olarak nitelerken, geçici bir devrim hükümeti ve cumhuriyet konusunu hesaplı bir suskunlukla geçiştirme olgusunun belirlediği tutum, Osvobojdenye'nin tutumudur, anayasacı burjuvazinin tutumudur! Devrimi ilerletmek, onu monarşist burjuvazinin götürdüğü sınırların ötesine vardırmak için, burjuva demokrasisinin "tutarsızlığı"na engel olacak sloganları etkin bir biçimde ortaya atmak, vurgulamak ve öne sürmek zorunludur. Şu anda, bu türden, yalnızca iki slogan vardır: 1° geçici bir devrim hükümeti, ve 2° bir cumhuriyet, çünkü [sayfa 44] bir kurucu halk meclisi sloganı monarşist burjuvazi tarafından benimsenmiştir. (Osvobojdenye Birliği'nin[
21] programına bakınız) ve bu, salt devrimi cansızlaştırmak, onun kesin zaferini önlemek ve büyük burjuvazinin çarlıkla bezirgan pazarlığına girmesini sağlamak amacıyla benimsenmiştir. Ve şimdi görüyoruz ki, devrimi ilerletme yeteneğinde olan bu biricik sloganlardan cumhuriyet sloganını konferans tamamen unutmuş ve her ikisini de "devrimin kesin bir zaferi" diye adlandırarak, geçici bir devrim hükümeti sloganını Osvobojdenye'nin kurucu bir halk meclisi sloganıyla açıkça aynı kefeye koymuştur!!
      Gerçekten de inanıyoruz ki, Rus sosyal-demokrasisinin gelecekteki tarihçilerine kilometre taşı görevi görecek olan, işte bu su götürmez olgudur. Mayıs 1905'te toplanan sosyal-demokratların konferansı, demokratik devrimi ilerletmenin gerekliliği konusunda çok güzel sözcükler içeren, ama gerçekte onu gerileten ve monarşist burjuvazinin demokratik sloganlarının ötesine geçemeyen bir karar geçirmiştir.
      Yeni-İskra grubu, bizi proletaryanın burjuva demokrasisi içersinde eriyip gideceği tehlikesini görmezlikten gelmekle suçlamayı pek seviyor. Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin Üçüncü Kongresi tarafından kabul edilen kararların metnine dayanarak, bu suçlamayı tanıtlayacak bir kimseyi görmeyi çok isterdim. Karşıtlarımıza yanıtımız şudur: burjuva toplumu içersinde faaliyet gösteren bir sosyal-demokrat parti, bazı durumlarda, burjuva demokrasisi ile yanyana yürümeksizin siyasete katılamaz. Bu açıdan, aramızdaki fark, bizim, onunla kaynaşmaksızın birlikte yürüdüklerimizin devrimci ve cumhuriyetçi burjuvazi olmasına karşın, sizin onunla kaynaşmaksızın birlikte yürüdüklerinizin liberal ve monarşist burjuvazi olmasıdır. İşte [sayfa 45] durum budur.
      Konferansınız adına formüle ettiğiniz taktik sloganlar, "anayasacı demokrat" partinin, yani monarşist burjuvazinin partisinin sloganlarıyla çakışmaktadır, ayrıca siz bu çakışmanın farkına bile varmıyorsunuz ya da kavramıyorsunuz, böylece siz gerçekte, Osvobojdlenye fraksiyonunun dümen suyunda gidiyorsunuz.
      Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin Üçüncü Kongresi adına formüle ettiğimiz taktik sloganlar, demokratik devrimci ve cumhuriyetçi burjuvazinin sloganlarıyla çakışmaktadır. Rusya'da bu burjuvazi ve küçük-burjuvazi henüz büyük bir halk partisi içersinde toplanmamışlardır.[10*] Ama şu anda Rusya'da olup bitenlerden tamamen habersiz olan bir kimse, böylesine bir partinin unsurlarının varlığından kuşku duyabilir. Biz, (eğer büyük Rus devrimi ilerleme gösteriyorsa) yalnız sosyal-demokrat parti tarafından örgütlenen proletaryaya değil, bizimle yanyana yürüyebilecek olan küçük-burjuvaziye de yol gösterme düşüncesindeyiz.
      Konferans, aldığı kararla, bilinçsiz olarak, liberal ve monarşist burjuvazinin düzeyine inmektedir. Parti kongresi, aldığı kararla, bilinçli olarak, simsarlar gibi hareket etmeyen devrimci demokrasinin savaşım verme yeteneğinde olan unsurlarını kendi düzeyine çıkarmaktadır.
      Böyle unsurlar, daha çok köylüler arasında bulunur. Büyük toplumsal grupları siyasal eğilimlerine göre sınıflandırırken, çok büyük bir yanılgıya düşmeksizin, devrimci ve cumhuriyetçi demokrasiyi köylü yığınlarıyla bir tutabiliriz -kuşkusuz, aynı anlamda ve aynı kayıtlarla ve belirtilen koşullarla işçi sınıfını da, [sayfa 46] sosyal-demokrasi ile bir tutabiliriz. Bir başka deyişle, vargılarımızı şu aşağıdaki terimlerle de ifade edebiliriz: devrimci bir dönemde, konferans, ulus-çapında[11*] siyasal sloganlarıyla, bilinçsiz olarak, toprak beyleri[12*] yığını düzeyine inmektedir. Ulus-çapında siyasal sloganlarıyla, parti kongresi, köylü yığınlarını, devrimci bir düzeye yükseltmektedir. Bu vargıdan ötürü bizi paradokslar içine düşmekle suçlayan bir kimseye şöyle meydan okuruz: eğer biz, devrimi başarılı bir sonuca götürecek kadar güçlü değilsek, eğer devrim, Osvobojdenye anlamında bir "kesin zaferle", yani bir kimsenin ancak alay olsun diye kurucu meclis diyebileceği, çar tarafından toplanmış bir temsilciler meclisi biçimiyle son bulursa - o zaman bu, toprak beyi ve büyük burjuva unsurların ağır basacağı bir devrim olacaktır, önermesini sıkıysa çürütsün. Öte yandan eğer biz, gerçekten de büyük bir devrim içinden geçmek zorundaysak, eğer tarih bu kez çocuğun ölü doğmasına izin vermezse, eğer bizim, devrimi başarılı bir sonuca, sözcüğün Osvobojdenye ya da yeni-İskra anlamında olmayan kesin bir zafere götürebilecek gücümüz varsa, o zaman bu devrim köylü ve proleter unsurların ağır basacağı bir devrim olacaktır.
      Kimileri de, belki böyle bir ağır basmanın olanaklı olduğunu kabul edişimizi, yaklaşan devrimin burjuva nitelikte olacağı görüşünü reddettiğimiz anlamında yorumlayacaklardır. Bu kavramın İskra'da yanlış bir biçimde kullanılmış olduğunu gözönüne aldığımızda, böyle bir yorumlama olanağı vardır. Bundan ötürü, bu sonun üzerine eğilmek hiç de gereksiz değildir. [sayfa 47]




ALTI
TUTARSIZ BURJUVAZİYE KARŞI SAVAŞIMDA
PROLETARYANIN ELİ-KOLU BAĞLI KALMASI
TEHLİKESİ NEREDEN GELEBİLİR?

      MARKSİSTLER, Rus devriminin burjuva niteliğine kesinlikle inanmışlardır. Bu ne demektir? Bu demektir ki, siyasal sistemdeki demokratik reformlar ve Rusya için bir zorunluluk haline gelmiş bulunan toplumsal ve ekonomik reformlar, kendi başlarına, kapitalizmin yokedilmesi, burjuva yönetiminin yokedilmesi anlamına gelmezler. Tersine, bunlar, gerçekten ilk kez olarak, Rusya'da kapitalizmin, Asya biçimi ile değil de, Avrupa biçimi ile yayılması ve hızlı bir biçimde gelişmesi için gerekli ortamı yaratacaktır; bunlar, ilk kez olarak, sınıf olarak burjuvazinin yönetimini olanaklı kılacaktır. Sosyalist-devrimciler, meta üretiminin ve [sayfa 48] kapitalist üretimin gelişme yasalarının abecesini bilmediklerinden ötürü, bu düşünceyi kavrayamazlar; bunlar, bir köylü ayaklanmasının eksiksiz bir başarısının bile, bütün toprağın köylüler yararına ve onların isteklerine göre yeniden dağıtılmasının bile ("genel yeniden dağıtım", ya da buna benzer bir şeyin bile), kapitalizmi hiç de yıkmayacağını, tersine, onun gelişmesi için bir dürtü olacağını ve köylülüğün sınıf olarak çözülüşünü çabuklaştıracağını görememektedirler. Bu gerçeği kavramaktaki başarısızlıkları, sosyalist-devrimcileri, küçük-burjuvazinin bilinçsiz ideologları haline getirmektedir. Bu gerçek üzerinde direnmek, sosyal-demokrasi için yalnızca teorik görüş açısından değil, aynı zamanda pratik siyaset açısından da son derece büyük bir önem taşımaktadır, çünkü, bugünkü genel demokratik hareket içersinde proletarya partisinin kesin sınıfsal bağımsızlığının kaçınılmaz bir koşul olduğu buradan çıkmaktadır.
      Ama bu hiçbir zaman demek değildir ki, demokratik devrim (toplumsal ve ekonomik özüyle burjuva olan devrim) proletarya için son derece büyük bir önem taşımayacaktır. Bu demek değildir ki, demokratik devrim, esas olarak, hem büyük kapitalistler, parababaları ve "aydın" toprak beyleri yararına olacak bir biçimde, hem de işçiler ve köylüler yararına olacak bir biçimde yer alamaz.
      Yeni-İskra grubu, burjuva devrimin anlamını ve önemini bir kategori olarak tümüyle yanlış anlıyor. Tezlerinde sürekli olarak yer alan fikir, burjuva devrimin yalnızca burjuvazi için yararlı olabileceğidir. Ne var ki, bundan daha yanlış bir düşünce olamaz. Bir burjuva devrim, burjuva, yani kapitalist toplumsal ve ekonomik sistem çerçevesinin dışına çıkmayan bir devrimdir. Burjuva devrim, kapitalist gelişmenin [sayfa 49] gereksinmelerini ifade eder ve kapitalizmin temellerini yıkmaktan çok uzaktır, tersi yönde bir etki yapar - bu temelleri genişletir ve derinleştirir. Onun için bu devrim, yalnızca işçi sınıfının çıkarlarını değil, tüm burjuvazinin çıkarlarını da ifade eder. Burjuvazinin işçi sınıfı üzerindeki egemenliği kapitalizm koşullarında kaçınılmaz olduğuna göre, bir burjuva devrimin, proletaryanın çıkarlarını, burjuvazinin çıkarlarını ifade ettiği kadar etmediği pekala söylenebilir. Ama bir burjuva devrimin proletaryanın çıkarlarını hiç ifade etmediğini düşünmek çok saçmadır. Bu saçma düşüncenin özü, ya burjuva devrim, proletaryanın çıkarlarına karşı ters düşer ve bu yüzden burjuva anlamda siyasal özgürlüğe gereksinmemiz yoktur diyen eski narodnik teoriye dayanır, ya da proletaryanın burjuva devrimde ve burjuva parlamentarizminde, burjuva siyasetine katılmasını kökten yadsıyan anarşizme dayanır. Teori açısından bu düşünce, marksizmin, meta üretimine dayanan kapitalist gelişmenin kaçınılmazlığı ile ilgili temel önermelerini önemsemez. Marksizm, bize, meta üretimine dayanan ve uygarlaşmış kapitalist ülkelerle ticari ilişkiler içersine giren bir toplumun, gelişmesinin belli bir aşamasında, kaçınılmaz olarak, kapitalizm yolunu tutmak zorunda olduğunu öğretir. Marksizm, örneğin Rusya'nın kapitalist gelişmeyi atlayacağı, kapitalizmden kaçınacağı, ya da, bu aynı kapitalizm temeli üzerinde ve onun çerçevesi içersinde, sınıf savaşımından farklı bir yolla ondan kaçınacağı yolundaki narodnik ve anarşist söz kalabalıklarıyla bağını kesin bir biçimde koparmıştır.
      Marksizmin bütün bu ilkeleri, hem genel yönden ve hem de özel yönden Rusya'ya ilişkin olarak en küçük ayrıntısına kadar tanıtlanmış ve açıklanmıştır. Ve bu ilkelerden, işçi sınıfının kurtuluşunun, kapitalizmin [sayfa 50] daha da gelişmesi dışında başka bir yerde aranması düşüncesinin, gerici bir düşünce olduğu sonucu çıkar. Rusya gibi ülkelerde, işçi sınıfı, kapitalizmin yetersiz gelişmesinden çektiği sıkıntıyı, kapitalizmden çekmez. Bundan ötürü, işçi sınıfı, kapitalizmin en geniş, en özgür ve en hızlı bir biçimde gelişmesiyle en kesin bir biçimde ilgilidir. Kapitalizmin geniş, özgür ve hızlı gelişmesini engelleyen eski düzenin bütün kalıntılarının ortadan kaldırılması, işçi sınıfının kesin olarak yararınadır. Burjuva devrim, geçmişin kalıntılarını, (yalnızca otokrasiyi değil, monarşiyi de içeren) feodal[
13*] kalıntıları, en kararlı bir biçimde süpürüp atan, ve kapitalizmin en geniş, en özgür ve en hızlı bir biçimde gelişmesini en eksiksiz bir biçimde güvence altına alan bir altüst oluşun ta kendisidir.
      İşte bu yüzden, burjuva devrim, proletaryaya en büyük ölçüde yarar sağlar. Burjuva devrim, proletaryanın çıkarları için mutlak bir gerekliliktir. Burjuva devrim, ne kadar tam, kararlı ve tutarlı olursa, proletaryanın sosyalizm uğruna burjuvaziye karşı başarısı o ölçüde güvence altına alınmış olacaktır. Ancak bilimsel sosyalizmin abecesinden habersiz olanlar, bu vargıyı, yeni, garip, ya da paradoksal görebilirler. Ve bu vargıdan çıkan sonuç, öteki şeyler yanında, bir burjuva devrimin, bir anlamda burjuvaziden çok proletaryanın işine yarayacağı tezidir. Bu tezin doğruluğu şu anlamda tartışma götürmez: burjuvazinin, proletaryaya karşı, geçmişin bazı kalıntılarına, örneğin monarşiye, sürekli orduya, vb. dayanması, onun yararınadır. Burjuva devrimin geçmişin bütün kalıntılarını tam olarak süpürüp atmaması ve bunların bazılarını alıkoyması, yani bu devrimin tam olarak tutarlı olmaması, sonuna [sayfa 51] dek götürülmemesi ve kararlı ve amansız olmaması, burjuvazinin çıkarınadır. Burjuvazinin kendi kendine ihanet ettiğini, özgürlük davasına ihanet ettiğini, sonuna kadar demokrat olarak davranamayacağını söyleyerek, sosyal-demokratlar, bu düşünceyi çoğu kez, biraz farklı bir biçimde ifade etmektedirler. Burjuva demokrasisi doğrultusunda zorunlu değişmelerin daha yavaşça, daha tedrici, daha dikkatli, daha az kararlı, devrim yoluyla değil de, reformlar yoluyla olması; bu değişmelerin feodal sistemin "saygıdeğer" kurumlarını (monarşi gibi) olabildiğince kayırması burjuvazinin daha çok işine gelir; burjuvazi, bu değişmelerin, tabandaki halkın, yani köylülerin ve özellikle de işçilerin bağımsız devrimci eylemini, inisiyatifini ve enerjisini olabildiğince yavaş geliştirmelerini ister. Çünkü, Fransızların dediği gibi, işçilerin "silahlarını bir omuzdan öteki omuza aktarmaları", yani burjuva devrimin onlara sağladığı silahı, devrimin getireceği özgürlüğü ve feodal sistemden arınmış zemin üzerinde yükselecek demokratik kurumları burjuvaziye karşı çevirmesi daha kolay olacaktır.
      Öte yandan, burjuva demokrasisi doğrultusundaki zorunlu değişmelerin reformla değil de, devrim yoluyla gerçekleşmesi, işçi sınıfının daha çok işine gelir, çünkü reform yolu, ulusal organizmanın çürümüş parçalarının acılı, yavaş, çözüşmesini geciktiren, erteleyen bir yoldur. Bu çürümeden, her şeyden önce ve her şeyden çok proletarya ve köylülük acı çeker. Devrimci yol, çürümüş organın en çabuk bir biçimde kesilip atılmasında proletaryanın en az acı çekeceği bir yol, kokuşmuş olan şeylerin atılmasında en kestirme yol, monarşiye ve onun getirdiği iğrenç, aşağılık, çürümüş ve zararlı kurumlara en az boyuneğmeyi ve bunları en az dikkate almayı gerektiren yoldur. [sayfa 52]
      Böylece liberal-burjuva basınımızın devrimci yol olasılığından telaşa kapılmasının, devrimden korkmasının, çarı devrim öcüsüyle korkutmaya çalışmasının, devrimden kaçınma yollarını araştırmasının ve reformcu yolu temel alarak o aşağılık reformları elde etmek umuduyla yaltaklanmasının ve dalkavukluk etmesinin nedeni yalnızca sansür, yalnızca "Yahudi korkusu" değildir. Bu bakış açısı, yalnızca Ruskiye Vedemosti,[22] Sin Oteçestva, Naşa Jizn ve Naşi Dni[23] tarafından paylaşılmakla kalmıyor, aynı zamanda illegal ve sansürden geçmeyen Osvobojdenye tarafından da paylaşılıyor. Sınıf olarak burjuvazinin kapitalist toplumda tuttuğu yer, onu demokratik devrimde kaçınılmaz olarak tutarsızlığa götürmektedir. Sınıf olarak proletaryanın tuttuğu yer, onu tutarlı bir demokrat olmaya zorlar. Burjuvazi, proletaryayı güçlendirme tehlikesi yaratan demokratik ilerlemelerden korktuğu için geriye dônüktür. Proletaryanın zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi yoktur, ama demokrasinin yardımıyla kazanacağı tüm bir dünya vardır. İşte bundan ötürüdür ki, demokratik dönüşümlerini gerçekleştirmede burjuva devrim ne denli tutarlı olursa, kendisini, yalnızca burjuvazinin yararına olan şeylerle o denli az sınırlandıracaktır. Burjuva devrim ne denli tutarlı olursa, proletarya ve köylülüğün demokratik devrimden sağladığı yararlar da o denli güvence altına alınmış olur.
      Marksizm, proletaryaya, burjuva devrimden uzak kalmamayı, ona karşı kayıtsız olmamayı, devrimin önderliğinin burjuvazinin eline geçmesine izin vermemeyi, tam tersine, devrimde en etkin rolü oynamayı, tutarlı proletarya demokratçılığı uğruna, devrimin kesin sonucuna ulaşması uğruna, en kararlı biçimde savaşmayı öğretir. Rus devriminin burjuva demokratik sınırlarının dışına çıkamayız, ama bu sınırları fazlasıyla [sayfa 53] genişletebiliriz, ve bu sınırlar içersinde proletaryanın çıkarları uğruna, ivedi gereksinmeleri uğruna ve geleceğin kesin zaferi için güçlerini hazırlamasını olanaklı kılacak koşullar uğruna savaşabiliriz ve savaşmalıyız. Burjuva demokrasisi vardır, burjuva demokrasisi vardır. Bir üst meclisin kurulmasından yana olan ve bir yandan gizlice, el altından, çarlıkla, kuşa çevrilmiş bir anayasa için pazarlığa girişirken, öte yandan genel oy hakkı "isteyen" Zemstvo monarşisti de bir burjuva demokrattır. Toprak beylerine ve devlet yetkililerine karşı silaha sarılan ve "safça bir cumhuriyetçilik" ile "çarın kapı dışarı edilmesini"[14*] öneren köylü de bir burjuva demokrattır. Almanya'dakine benzer burjuva demokratik rejimler olduğu gibi, İngiltere'dekine benzer olanlar da vardır; Avusturya'dakine benzer olanlar olduğu gibi, Amerika ve İsviçre'dekilere benzer olanlar da vardır. Demokratik bir devrim döneminde demokratçılığın dereceleri arasındaki bu farkı ve bunun aldığı biçimler arasındaki farkı göremeyen ve bunun ne de olsa "bir burjuva devrim", "burjuva devrim"in meyvesidir olduğu sonucunu çıkarmak için "zekice" sözlerle yetinen bir kimse pek yaman bir marksist sayılmalıdır.
      Gerçekte miyopluklarıyla övünen bizim yeni-İskracılar işte böyle zeki kişilerdir. Tam da gerekli olduğu zamanda ve yerde cumhuriyetçi-devrimci burjuva demokrasisi ile monarşist-liberal burjuva demokrasisi arasında bir ayrım yapabilecekken, tutarsız burjuva demokratçılığı ile tutarlı proleter demokratçılığı arasındaki ayrımdan hiç sözetmeksizin, devrimin burjuva niteliği üzerine nutuk atmakla yetiniyorlar. Sözkonusu olan, şu andaki devrime demokratik önderlik sağlamak [sayfa 54] iken, Bay Struve ve ortaklarının haince sloganlarından farklı olarak ilerici demokratik sloganları vurgulamak, toprak beylerinin ve fabrikatörlerin liberal pazarlıklarından farklı olarak proletaryanın ve köylülüğün gerçek devrimci savaşımlarının ivedi amaçlarını açıkça ve dobra dobra koymak iken, bunlar -sanki "atkılı adam"[24] durumundaymışlar gibi- "düşman sınıfların karşılıklı savaşım süreci" konusunda cansıkıcı konuşmalarla yetiniyorlar. İşte baylar, sorunun sizin gözden kaçırdığınız özü budur, yani; devrimimiz, gerçek yüce bir zaferle mi sonuçlanacak, yoksa yalnızca sefil bir pazarlıkla mı; proletaryanın ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğüne kadar varacak mıdır, yoksa Şipov'vari bir liberal anayasa ile mi "tükenecek"tir?
      İlk bakışta, bu soruyu ortaya atmakla konumuzdan tümüyle ayrıldığımız sanılabilir. Ama bu ancak ilk bakışta böyledir. Aslında Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin Üçüncü Kongresinin sosyal-demokrat taktikleriyle, yeni-İskra yandaşlarının konferansında ortaya atılan taktikler arasında daha şimdiden açık-seçik hale gelmiş ilke ayrılığının temelinde yatan işte bu sorundur. Yeni-İskra yandaşları işçi partisinin çok daha karmaşık, çok daha önemli ve çok daha hayati sorunlarını, yani devrim sırasındaki taktiklere ilişkin sorunlarını çözmede ekonomizmin yanılgılarını diriltmek için geriye doğru iki değil, üç adım atmış bulunmaktadır. İşte bundan ötürü, ortaya attığımız sorunu gerekli olan bütün dikkatimizle incelemek zorundayız.
      Yeni-iskracıların kararının yukarıya aktarılan kesimi, sosyal-demokratların burjuvazinin tutarsız siyasetine karşı savaşımda elini-kolunu bağlayacağı, burjuva demokrasisi içersinde eriyeceği tehlikesine işaret ediyor. Bu tehlike düşüncesi tüm yeni-iskracı yazını kaplamaktadır; partimizdeki bölünmeye ilişkin ilkenin [sayfa 55] temelinde bu yatmaktadır (o zamandan bu yana bölünmeye ilişkin tartışma, ekonomizme dönüşle birlikte tamamıyla arka plana itilmiştir). Hiçbir kaçamağa başvurmaksızın bu tehlikenin gerçekten de varolduğunu, hele şimdi Rus devriminin doruğunda bu tehlikenin özellikle ciddi bir hale gelmiş olduğunu kabul ediyoruz. Bu tehlikenin hangi yönden geldiğini ortaya çıkarmak gibi ivedi ve son derece sorumluluk gerektiren görevi, sosyal-demokrasinin biz bütün teorisyenlerine ya da -kendimi de aralarına sokmayı yeğlediğim- yazarlarına düşmektedir. Çünkü anlaşmazlığımızın kaynağı, böyle bir tehlikenin varolduğu ya da olmadığı tartışması değil, tartışmaya "azınlık"ın kuyrukçuluğunun mu, yoksa "çoğunluk"un devrimciliğinin mi neden olduğudur.
      Bütün yanlış yorumları ve yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak için, her şeyden önce sözkonusu ettiğimiz tehlikenin, sorunun öznel yanında değil de, nesnel yanında, sosyal-demokrasinin savaşımda alacağı biçimsel tutumda değil de, bugünkü tüm devrimci savaşımın maddi sonuçlarında yatmakta olduğunu belirtelim. Sorun, şu ya da bu sosyal-demokrat grubun burjuva demokrasisi içersinde erimek isteyip istemeyeceği ya da böyle bir şeyi istediklerinin farkında olup olmadıkları değildir .Kimsenin böyle bir şey söylediği yok. Herhangi bir sosyal-demokratın böyle bir isteğe kapıldığından kuşku duyuyor değiliz, ve bu, hiç de bir istek sorunu değildir. Sorun, şu ya da bu sosyal-demokrat grubun, bütün devrim süresince burjuva demokrasisine karşı biçimsel olarak bağımsızlıklarını, kişiliklerini ve kimliklerini koruyup koruyamayacakları sorunu da değildir. Böyle bir "bağımsızlığı" salt ilan etmekle kalmayıp, onu biçimsel olarak koruyabilirler de, ama gene de, burjuvazinin tutarsızlığına karşı savaşımda [sayfa 56] elleri-kolları bağlı kalabilirler. Devrimin kesin siyasal sonucu, sosyal-demokrasinin, biçimsel "bağımsızlığı"na karşın, ayrı bir parti olarak tam bir örgütsel kişiliğe sahip olmasına karşın, gerçekte bağımsız olmadıklarını ortaya koyabilir, sosyal-demokrasi, olayların akışı içersinde, proleter bağımsızlığının damgasını olaylara vuramayabilir; öylesine zayıf olabilir ki, tüm olarak ve son tahlilde, burjuva demokrasisi içersinde "erimesi" her şeye karşın tarihsel bir olgu haline gelebilir.
      İşte asıl tehlike buradadır. Şimdi bu tehlikenin hangi yönden bizi tehdit ettiğini görelim - yeni-İskra'nın temsil ettiği sosyal-demokrasinin sağa kaymasından, ki bizim inancımız budur; ya da "çoğunluk"un, Vperyod'un, vb. temsil ettiği sosyal-demokrasinin sola kaymasından, ki yeni-İskra grubunun inancı budur.
      Bu sorunun yanıtı, belirtmiş olduğumuz. gibi, çeşitli toplumsal güçlerin işlevlerinin nesnel bileşimi ile belirlenir. Bu güçlerin niteliği, Rus yaşamının marksist tahlili ile teorik olarak ortaya konmuştur. Şimdi ise, bu, devrimin gelişimi içersinde, grup ve sınıfların açık eylemleri ile pratikte belirlenmektedir. Şu anda içinden geçmekte olduğumuz dönemden çok önce, marksistler tarafından yapılan tüm teorik tahliller ve devrimci olayların gelişiminin pratik gözlemleri, nesnel koşullar açısından göstermektedir ki, Rusya'daki devrimin iki olası yolu ve iki olası sonucu vardır. Rusya'da ekonomik ve siyasal sistemin dönüşümünün burjuva demokratik doğrultuda olması zorunludur ve kaçınılmazdır. Yeryüzünde hiçbir kuvvet bu dönüşümü engelleyemez, ama onu etkileyen mevcut güçlerin bileşik eylemi iki şeyden biri ile sonuçlanabilir, bu dönüşümün iki biçiminden birini getirebilir. Ya, 1° olaylar "devrimin çarlık üzerinde kesin bir zaferi" ile son bulacaktır, ya da 2° bu güçler kesin bir zafer için [sayfa 57] yetersiz kalacak ve olaylar çarlık ile burjuvazinin en "tutarsız" ve en "çıkarcı" unsurları arasındaki bir pazarlıkla sonuçlanacaktır. Kimsenin önceden kestiremeyeceği sonsuz derecede çeşitli ayrıntılar ve düzenlemeler, genel çizgileriyle, bu sonuçlardan birine ya da ötekine varacaktır.
      Şimdi bu iki olasılığı, önce toplumsal önemleri açısından, ve sonra da sosyal-demokrasinin bu sonuçlardan biri ya da ötekisi içindeki konumu ("erimesi" ya da "ellerinin-kollarının bağlanması") açısından ele alalım.
      "Devrimin çarlık üzerinde kesin bir zaferi" ile ne denmek isteniyor? Daha önce de gördük ki, bu ifadeyi kullanırken yeni-İskra gurubu, bunun ivedi siyasal önemini bile kavrayamamaktadır. Hele bu kavramın sınıfsal özünü ise hiç anlamıyor. Elbette ki, biz marksistler, hangi koşullar altında olursa olsun, (Gapon tipi) bir sürü devrimci demokratın yaptığı gibi "devrim" ya da "büyük Rus devrimi" gibi .sözcükler ile aldatılmaya fırsat vermemeliyiz. Bizim (herkesçe anlaşılabilir gerçek bir güç olan) "çarlık"a karşı duran ve ona karşı "kesin bir zafer" kazanabilecek gerçek toplumsal güçlerin neler olduğunda tam bir açıklığa kavuşmuş olmamız gerekir. Büyük burjuvazi, toprak beyleri, fabrikatörler, Osvobojdenye'nin başını çektiği "topluluk", böyle bir güç olamaz. Görüyoruz ki, bunlar kesin bir zaferi bile istemiyorlar. Biliyoruz ki, sınıfsal konumları gereği, çarlığa karşı kesin bir savaşım verme yetenekleri yoktur; kesin bir savaşıma girmekte, özel mülkiyet, sermaye ve toprak, bunların ayaklarına ağır bir köstek olmaktadır. Bunların, proletaryaya ve köylülüğe karşı kullanmak için, çarlığın, bürokratik, askeri ve polis güçlerine öylesine büyük gereksinmeleri vardır ki, çarlığın yıkılmasını isteyemezler. Hayır, "çarlık üzerinde [sayfa 58] kesin bir zafer" kazanabilecek tek güç halktır, yani eğer esas ve büyük güçleri alır ve kır ve kent küçük-burjuvazisini (bunlar da "halk"ın bir parçasıdır) ikisi arasında paylaştıracak olursak, proletarya ve köylülüktür. "Devrimin çarlık üzerindeki kesin bir zaferi", proletaryanın ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünün kurulması demektir. Bizim yeni-İskra grubu, Vperyod'un bundan çok önce belirtmiş olduğu bu vargıdan kaçamaz. Çarlığa karşı kesin bir zafer kazanabilecek olan başka bir güç yoktur.
      Ve böyle bir zafer, diktatörlüğün ta kendisi olacaktır, yani kaçınılmaz olarak, ve "yasal" ya da "barışçıl" bir yolla kurulan şu ya da bu tür kurumlara değil, askeri güce, yığınların silahlandırılmasına, bir ayaklanmaya dayanmak zorundadır. Proletarya ve köylülük için acil ve mutlak olarak gerekli olan değişikliklerin gerçekleştirilmesi, toprak beylerinde, büyük burjuvazide ve çarlıkta amansız bir direnişe yolaçacağından, bu, ancak bir diktatörlük olabilir. Bir diktatörlük olmaksızın direnmeyi kırmak, karşı-devrimci girişimleri püskürtmek olanaksızdır. Ama, kuşkusuz, bu, sosyalist bir diktatörlük değil, demokratik bir diktatörlük olacaktır. Bu diktatörlük (devrimci gelişmenin bir dizi ara aşamalar olmaksızın) kapitalizmin temellerini etkileyemeyecektir. Olsa olsa, köylülüğün yararına olarak toprak mülkiyetinin köklü bir yeniden dağıtımını sağlayabilecek, bir cumhuriyetin kurulması da dahil olmak üzere tam ve tutarlı bir demokrasi kurabilecek, Asya tipi köleliğin bütün baskıcı özelliklerini yalnız kırda değil, fabrika yaşamında da silebilecek, işçilerin koşullarını köklü bir biçimde düzeltebilecek ve onların yaşam düzeylerini yükseltebilecek temelleri atacak, ve -last but not least[15*]- devrim yangınını Avrupa'ya taşıyabilecektir. Böyle bir zafer, henüz burjuva [sayfa 59] devrimimizi hiçbir biçimde sosyalist bir devrime dönüştürmeyecektir; demokratik devrim, bir anda burjuvazinin toplumsal ve ekonomik ilişkilerinin sınırlarını geçmeyecektir; bununla birlikte Rusya'nın ve bütün dünyanın gelecek gelişmesi için böyle bir zaferin önemi son derece büyük olacaktır. Rusya'da şimdi başlamış olan bu devrimin kesin zaferi kadar hiçbir şey, dünya proletaryasının devrimci enerjisini bu ölçüde yükseltmeyecek, hiçbir şey tam zafere giden yolu bu ölçüde kısaltamayacaktır.
      Böyle bir zaferin olasılık ölçüsünün ne olduğu bir başka sorundur. Bu konuda hiç de düşüncesizce iyimserliğe kapılma eğiliminde değiliz; bir an bile olsun bu görevin çok büyük güçlüklerini unutmuyoruz, ama dövüşmek için yola çıktığımıza göre, zaferi kazanmayı istemeli ve ona varan doğru yolu gösterebilmeliyiz. Böyle bir zafere öncülük edebilecek olan eğilimler kuşkusuz vardır. Proletarya yığını üzerindeki etkimizin -sosyal-demokrat etkinin- henüz pek, pek yetersiz olduğu; köylülük yığınları üzerindeki devrimci etkinin çok önemsiz olduğu; proletaryanın ve özellikle de köylülerin dağınıklığı, geriliği ve bilisizliğinin hala. korku verici olduğu doğrudur. Ne var ki, devrim, onları hızla birleştirir ve hızla aydınlatır. Gelişmesinin her adımında, yığınları uyandırır ve onları karşı konmaz bir güçle devrimci programın yanına, onların gerçek ve hayati çıkarlarını tam ve tutarlı bir biçimde ifade eden bu biricik programın yanına çeker.
      Mekaniğin bir yasasına göre, etki ve tepki her zaman eşittir. Tarihte de, bir devrimin yıkıcı gücü, önemli bir ölçüde özgürlük için savaşımın baskısının ne denli güçlü ve uzun olduğuna, ve çağı geçmiş "üstyapı" [sayfa 60] ile zamanımızın yaşayan güçleri arasındaki çelişkinin derinliğine bağlı olmuştur. Uluslararası siyasal durum da, birçok yönlerden, Rus devriminin çıkarlarına en uygun bir biçimde biçimlenmektedir. İşçi ve köylü ayaklanması daha şimdiden başlamış bulunmaktadır; bu ayaklanma, dağınık, kendiliğinden ve zayıftır, ama tartışma götürmez bir biçimde ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde, kararlı bir savaşımı verebilecek, kesin bir zafere doğru yürüyebilecek güçlerin varlığını tanıtlamaktadır.
      Eğer bu güçler yetersiz kalacak olurlarsa, çarlık, Buligin'ler ve Struve'ler tarafından her iki uçta da daha şimdiden kotarılmakta olan pazarlığı bitirecek zamanı bulacaktır. O zaman her şey sahte bir anayasa ile sonuçlanacak, ya da daha kötüsü, bir anayasa güldürüsüyle sonuçlanacaktır. Bu da bir "burjuva devrim" olacaktır, ama bu, bir düşük, bir erken doğum, bir kürtaj olacaktır. Sosyal-demokrasi bu konuda hayallerle oyalanmıyor; burjuvazinin hainliğini biliyor; burjuva-anayasal "Şipov" mutluluğunun en cansız, en kötü günlerinde bile, proletaryayı sınıf eğitiminden geçirme işindeki direngen, sabırlı ve soluklu görevini bırakmayacak, bu konuda cesaretini yitirmeyecektir. Böyle bir sonuç, Avrupa'daki tüm 19. yüzyıl demokratik devrimlerinin azçok bir benzeri olacaktır, ve partimizin gelişmesi, çetin, uzun ama bilinen ve açılmış bir yol izleyecektir. ,
      Şimdi soru şudur: sosyal-demokrasi, tutarsız ve bencil burjuvaziye karşı savaşımında bu iki olasılıktan hangisinde gerçekten de elleri-kolları bağlı kalacak, burjuva demokrasisi içersinde kendisini gerçekten de "erimiş" ya da hemen hemen erimiş bulacaktır?
      Bu soruya hiçbir güçlükle karşılaşmaksızın bir yanıt alabilmek için, soruyu açık bir 'biçimde ortaya [sayfa 61] koymak yeterlidir.
      Eğer burjuvazi çarlıkla uzlaşarak Rus devrimini engellemeyi başarırsa, sosyal-demokrasi, tutarsız burjuvaziye karşı savaşımda gerçekten de eli-kolu bağlı kalacaktır; sosyal-demokrasi, kendisini, burjuva demokrasisi içersinde proletaryanın devrime açık "damga"sını vurmayı başaramayacağı, çarlıkla proleterce, ya da Marx'ın bir zamanlar söylediği gibi, "avam biçimi" hesaplaşamayacağı anlamında "erimiş" bulacaktır.
      Eğer devrim kesin bir zafer kazanacak olursa - o zaman çarlıkla jakoben, ya da isterseniz, "avam biçimi". hesaplaşacağız. "Tüm Fransız terörizmi", diye yazıyordu Marx 1848'de ünlü Neve Rheinische Zeitung'da, "burjuvazinin düşmanlarıyla, mutlakıyetle, feodalizmle ve darkafalılıkla avam biçimi hesaplaşmaktan başka bir şey değildir." (Bkz: Marx, Nachlass, Mehring baskısı, C. III, s. 211.)[25] Demokratik devrim döneminde, Rusya'daki sosyal-demokrat işçileri "jakobencilik" öcüsüyle korkutmaya çalışan bu insanlar, Marx'ın bu sözleri üzerinde hiç düşünmüşler midir?
      Yeni-İskra grubu çağdaş Rus sosyal-demokrasisinin jirondenleri,[26] Osvobojdenye grubuyla kaynaşmıyorlar ama, sloganlarının niteliği gereği, bunların kuyruğunda yürüyorlar. ve Osvobojdenye grubu, yani liberal burjuvazinin temsilcileri, otokrasiyle, aristokrasiyi, soyluları, ya da saray erkanını gücendirmeden, incelikle ve kibarlıkla -özenle, hiçbir şeyi kırmaksızın- beyaz eldivenli (tıpkı Kanlı Nikola'nın "halkın temsilcileri" [?] için verdiği kabul töreninde giymek üzere Bay Petrunkeviç'in bir başıbozuktan ödünç aldığı eldivenlere benzer eldivenli, bkz: Proletari, n° 5) centilmenlere yakışır bir biçimde nezaketle ve terbiyelice, reformcu bir biçimde hesaplaşmak istiyorlar.
      Çağdaş sosyal-demokrasinin jakobenleri [sayfa 62] -bolşevikler, Vperyod yandaşları, "Kongre" grubu, Proletari yandaşları,[27] ya da başka ne ad verirsek verelim, bunlar- sloganlarıyla, devrimci ve cumhuriyetçi küçük-burjuvaziyi ve özellikle de köylülüğü, bir sınıf olarak kişiliğini tümüyle koruyan proletaryanın tutarlı demokratçılığının düzeyine yükseltmek istiyorlar. Bunlar, halkın, yani proletarya ve köylülüğün, monarşi ve aristokrasiyle, serfliğin, Asyatik barbarlığın ve insanın aşağılanmasının her türden lanetli kalıntılarına hiçbir ödün vermeksizin özgürlük düşmanlarını acımasızca yok ederek, direnmelerini kuvvet yoluyla kırarak, "avam biçimi" hesaplaşmayı istemektedirler.
      Bu. elbette, 1793 jakobenlerine öykünmeyi, onların görüşlerini, programlarını, sloganlarını ve eylem yöntemlerini almayı zorunlu olarak önerdiğimiz anlamına gelmez. Böyle bir şey yok. Bizim programımız eski bir program değil, yeni bir programdır - Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin asgari programıdır. Yeni bir sloganımız var: proletaryanın ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü. Eğer devrimin gerçek zaferini görecek kadar yaşayacak olursak, tam bir sosyalist devrim için çaba gösteren işçi sınıfı partisinin niteliğine ve amaçlarına uyan yeni eylem yöntemlerimiz de olacaktır. Kurduğumuz bu paralellik ile açıklamaya çalıştığımız tek şey, 20. yüzyılın ilerici sınıfının, proletaryanın temsilcilerinin, yani sosyal-demokratların, 18. yüzyılın ilerci sınıfının temsilcilerinin, burjuvazinin, jirondenler ile jakobenler olarak bölünmelerine benzer biçimde iki kanada (oportünist ve devrimci) bölünmeleridir.
      Ancak demokratik devrimin tam bir zafere ulaşmasıyladır ki, proletarya, tutarsız burjuvaziye karşı savaşımında eli-kolu bağlı olmayacaktır; ancak bu durumdadır ki, proletarya, burjuva demokrasisi içersinde [sayfa 63] "erimeyerek", tüm devrime, proleter, ya da daha doğrusu proleter-köylü damgasını vuracaktır.
      Kısacası, tutarsız burjuva demokrasisine karşı savaşımında eli-kolu bağlı kalmaktan sakınmak için, proletarya, sınıf bilincine sahip olmalı ve köylülüğü devrimci bilince kavuşturacak kadar güçlü olmalı, savaşımına önderlik etmeli, ve böylece, bağımsız olarak, tutarlı proleter demokratçılık çizgisini izlemelidir.
      Tutarsız burjuvaziye karşı savaşımda elimizin-kolumuzun bağlı kalması tehlikesi sorununa -yeni-İskra grubu tarafından böylesine beceriksizce ele alınan bu soruna- ilişkin durum budur. Burjuvazi her zaman tutarsız olacaktır. Eğer yerine getirilecek olursa, bizim burjuva demokratlarını, halkın içten dostları olarak görmemizi sağlayacak koşullar ve maddeler[16*] öne sürmekten daha aptalca ve boş bir şey yoktur. Demokrasinin tutarlı savaşçısı ancak proletarya olabilir. Ancak köylü yığınlarının, proletaryanın devrimci savaşımına katılmasıyladır ki, proletarya, demokrasinin başarılı bir savaşçısı olabilir. Eğer proletaryanın gücü buna yetmezse, demokratik devrimin başında burjuvazi bulunacak ve devrime tutarsız ve çıkarcı bir nitelik aşılayacaktır. Proletaryanın ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünden başka hiçbir şey bunu önleyemez.
      Böylece, burjuva demokratların ekmeğine yağ sürenin, nesnel niteliği gereği, yeni-İskra'nın taktikleri olduğu yadsınamaz sonucuna varıyoruz. Plebisite, uzlaşma ilkesine ve parti yazının partiden ayrılmasına kadar varan örgütsel dağınıklığı öğütlemek; ayaklanmanın amaçlarını küçümsemek; devrimci proletaryanın halka mal olmuş siyasal sloganlarını, monarşist burjuvazinin [sayfa 64] sloganlarıyla karıştırmak; "çarlık üzerinde devrimin kesin zaferi"nin gereklerini çarpıtmak proletaryayı şaşkınlığa sokan, onu dağıtan, kavrayışını bulanıklaştıran ve zafere giden tek yolu göstermek ve halkın devrimci ve cumhuriyetçi unsurlarının proletaryanın sloganlarına uymalarını sağlamak yerine, sosyal-demokrasinin taktiklerini küçümseyen bütün bu şeyler, birarada alındıklarında, devrimci bir dönemdeki o kuyrukçuluk siyasetinin ta kendisini ortaya kor.



      Kararı tahlil ederek ulaştığımız bu sonucu perçinlemek için, bu aynı soruna başka açılardan da yaklaşalım. Önce Gürcü Sosyal-Demokrat'ta pek saf, ama açıksözlü bir menşeviğin yeni-iskra taktiklerini nasıl örneklediğini görelim. İkinci olarak da, bugünkü siyasal durumda yeni-İskra sloganlarından gerçekte kimlerin yararlandıklarını görelim. [sayfa 65]




YEDİ
"TUTUCULARI HÜKÜMETTEN TASFİYE ETME"
TAKTİKLERİ

      AZ önce değindiğimiz Tiflis menşevik "Komitesi" organındaki (Sosyal-Demokrat, n° 1) makale, "Zemski Sobor ye Taktiklerimiz" başlığını taşıyor. Yazar henüz programımızı tümüyle unutmamıştır; cumhuriyet sloganını öne sürmekte, ama taktikleri şöyle ele almaktadır:
      "Bu amaca [cumhuriyete] ulaşmakta iki yol gösterilebilir: ya hükümet tarafından toplanmakta olan Zemski Sobor'u tümüyle görmezlikten gelmek ve hükümeti silah zoruyla yenmek, devrimci bir hükümet kurmak ve kurucu bir meclis toplamak, ya da Zemski Sobor'u eylemlerimizin merkezi olarak ilan etmek, [sayfa 66] silah zoruyla onun bileşimini ve eylemlerini etkilemek, kendisini kurucu bir meclis olarak ilan etmeye zorlamak, ya da onun aracılığıyla bir kurucu meclis toplamak. Bu iki taktik birbirlerinden çok kesin bir biçimde ayrılır. Bunlardan hangisinin bize daha yararlı olduğunu görelim."
      Tahlil etmiş olduğumuz karara daha sonradan dahil edilmiş düşünceleri Rus yeni-iskracılar işte böyle ortaya koyuyorlar. Bunun Tsuşima savaşından[
29] örıce, Buligin "planı"nın henüz günışığına çıkmadığı bir zamanda yazılmış olduğuna dikkat edin. Liberallerin bile sabırları taşıyor ve legal basının sayfalarında güvensizliklerini dile getiriyorlardı; ama yeni-İskra marka bir sosyal-demokrat, liberallerden daha saf olduğunu ortaya koyuyor .Zemski Sobor'un "toplanmakta olduğu"nu söylüyor ve çara öylesine güveniyor ki, henüz daha varolmayan Zemski Sobor'u (ya da belki, "Devlet Duması"nı, ya da "İstişari Yasama Meclisi'ni?) eylemimizin merkezi haline getirmemizi öneriyor. Konferansta benimsenen kararın yazarlarından daha açık-sözlü ve daha dürüst olan bizim Tiflisli (eşsiz bir saflıkla ileri sürdüğü) bu iki "taktiği" aynı kefeye koymuyor, ama ikincisinin daha "üstün" olduğunu söylüyor. Dinleyiverin:
      "Birinci taktik. Bildiğiniz gibi, önümüzdeki devrim bir burjuva devrimidir, yani amacı, mevcut sistemde, yalnızca proletaryanın çıkarına değil, burjuva toplumun tümünün çıkarına olan değişiklikler yapmaktır. Bütün sınıflar hükümete karşıdırlar, kapitalistlerin kendileri bile. Militan proletarya ve militan burjuvazi, bir anlamda birlikte yürüyorlar ve değişik yönlerden otokrasiye birlikte saldırıyorlar. Hükümet, tümüyle tek başına kalmış ve halkın sempatisini yitirmiştir. Bu yüzden onu yıkmak çok kolaydır. Rus proletaryası bir [sayfa 67] tüm olarak henüz yeterince sınıf bilincine ye devrimi kendi başına götürebilecek örgütlenme düzeyine sahip değildir. Ve bunu yapabilecek güçte olsaydı bile, bir proleter (sosyalist) devrimi yapar, burjuva devrimi yapmazdı. Böylece hükümetin müttefiksiz kalması, muhalefeti bölememesi, burjuvaziyle elele verememesi ve proletaryayı yalnız başına bırakamaması bizim çıkarımızadır."
      Demek ki, çarlık hükümetinin, burjuvazi ile proletaryayı bölememesi proletaryanın çıkarınadır! Bu Gürcü organının Osvobojdenye yerine Sosyal-Demokrat adını almış olması bir yanılgı değil midir? Ve onun demokratik devrim konusundaki eşsiz felsefesine dikkat edin! Bu zavallı Tiflislinin "burjuva devrim" kavramının bilgiççe kuyrukçu yorumuyla, onmaz bir kafa karışıklığı içine düşmüş olduğu açık değil midir? Proletaryanın demokratik bir devrimde yalnız kalma olasılığı sorununu tartışıyor, ama bir şeyi unutuyor ... önemsiz bir şeyi... köylülüğü! Proletaryanın olası müttefikleri olarak Zemstvo[30] toprak beylerini tanıyor ve yeğliyor ama, köylülerin farkında bile değil. Ve hem de Kafkasya'da! Peki, uslamlamasıyla yeni-İskra'nın, devrimci köylülüğü müttefikimiz durumuna yükselteceği yerde, monarşist burjuva düzeyine indirdiğini söylediğimizde haklı değil miydik?
      "... Tersi durumda proletaryanın yenilgisi ve hükümetin zaferi kaçınılmazdır. Otokrasinin bütün çabası da işte budur. Zemski Sobor'uyla hiç kuşku yok ki, soyluluğun temsilcilerini, Zemstvoları, belediyeleri, üniversiteleri ve benzeri burjuva kurumlarını yanına çekecektir. Ufak tefek ödünlerle onları susturmayı deneyecek ve böylece onlarla uzlaşacaktır. Bu yolda güçlenerek bütün darbelerini tek başına kalmış olan çalışan halka yöneltecektir. Böylesine talihsiz bir sonucu [sayfa 68] önlemek bizim görevimizdir. Ama bu, birinci yöntemle yapılabilir mi? Tutalım ki, Zemski Sobor'a hiçbir önem vermedik ve kendimizi bir ayaklanmaya hazırlamaya başladık ve günün birinde silahlı ve savaşa hazır olarak sokaklara döküldük. Bu durumda bir değil, iki düşmanla karşı karşıya geleceğiz: hükümet ve Zemski Sobor. Biz hazırlıklarımızı yaparken, bunlar pazarlığa oturacaklar ve birbirleriyle bir anlaşmaya varacaklar, kendileri için elverişli olan bir anayasa çıkaracaklar ve iktidarı aralarında pay etmiş olacaklardır. Bu taktik, doğrudan doğruya hükümetin yararınadır ve biz olanca gücümüzle buna karşı durmak zorundayız. ..."
      İşte açıksözlülük diye buna denir! "Bu arada" hükümet, burjuvaziyle pazarlığa oturacağı için, biz, bu durumda, bir ayaklanmayı hazırlama "taktikler"ini kesinlikle reddetmeliyiz. En koyu ekonomizmin eski yazınında bile, devrimci sosyal-demokrasinin bu kerte aşağılanmasının yakınından olsun geçebilecek bir şey bulunabilir mi? İşçi ve köylülerin orada burada ayaklanma, ve patlamalara yol açtıkları bir gerçektir. Zemski Sobor ise, bir Buligin vaadidir. Ve Tiflis kentinin Sosyal-Demokrat'ı bir ayaklanmayı hazırlama taktiğinin reddedilmesi gerektiğine ve bir "etki merkezi"nin -Zemski Sobor'un- beklenmesi gerektiğine karar veriyor...
      "... İkinci taktik, tersine, Zemski Sobor'u kendi gözetiminiz altına almaktan, ona, kendi iradesine göre hareket etme ve hükümetle bir anlaşmaya girme olanağını vermemekten ibarettir.[17*]
      "Zemski Sobor'u otokrasiye karşı savaştığı ölçüde destekleriz ve otokrasiyle uzlaştığı yerde ona karşı [sayfa 69] savaşırız. Enerjik müdahaleyle ve kuvvet yoluyla milletvekilleri arasında bir bölünme yaratacağız,[18*] radikalleri kendi yanımıza alacak, tutucuları hükümetten tasfiye edecek ve böylece tüm Zemski Sobor'u devrim yoluna yönelteceğiz. Bu taktikler sayesinde hükümet her zaman yalnız başına bırakılacak, muhalefet güçlü olacak ve demokratik sistemin kurulması böylece kolaylaştırılacaktır."
      Aman ne güzel! Şimdi gelin de bize yeni-iskracıların, ekonomizmin en kaba bir türüne kaydıklarını söylemekle işi abarttığımızı söyleyin. Bu, tıpkı ünlü pire tozu öyküsüne benzer: önce pireyi yakalayacaksın, sonra da gözlerine toz ekerek pireyi öldüreceksin. Kuvvet yoluyla Zemski Sobor milletvekilleri arasında bir bölünme yaratacaksın, "tutucuları hükümetten tasfiye edeceksin" -ve böylece tüm Zemski Sobor devrim yolunu tutacak... "Jakoben" türünden hiçbir silahlı ayaklanma olmayacak, ama işte böyle kibar bir biçimde, hemen hemen parlamenter yoldan Zemski Sobor üyelerini "etkileyeceksin".
      Zavallı Rusya! Hep Avrupa'nın bir kenara attığı modası geçmiş başlıkları giydiği söylenmiştir. Henüz bir parlamentomuz yok, Buligin bile bir parlamento vaadinde bulunmuş değil, ama parlamenter budalalıklarımız tümen tümen.[31]
      "... Bu müdahale nasıl gerçekleştirilecekti? Her şeyden önce, Zemski Sobor'un gizli, genel, ve tek dereceli bir seçime dayanılarak toplanmasını isteyeceğiz. Aynı zamanda, bu seçim yönteminin ilanıyla birlikte[19*] seçim kampanyasının tam bir özgürlük içersinde [sayfa 70] yürütülmesi, yani toplanma, konuşma, basın, seçmenlerin ve adayların haklarının çiğnenmemesi, bütün siyasal mahkumların serbest bırakılmaları yasalaştırılmalıdır.[20*] Seçimler, halkı bu konuda bilgi sahibi kılmak ve seçime hazırlamak için bize yeterli zamanı verecek ölçüde olabildiğince ileri bir tarihe atılmalıdır. Ve Sobor'un toplanmasına ilişkin kuralların hazırlanması İçişleri Bakanı Buligin başkanlığında bir komisyona bırakıldığına göre, bu komisyon ve üyeleri üzerinde de baskı yapmalıyız.[21*] Eğer Buligin Komisyonu istemlerimizi yerine getirmeyi reddederse[22*] ve oy hakkını yalnızca mülk sahiplerine tanırsa, o zaman seçimlere müdahale etmeli ve devrimci araçlarla seçmenlerin ilerici adaylara oy vermelerini sağlamalı ve Zemski Sobor'da bir kurucu meclis isteminde bulunmalıyız. Son olarak, bütün olanaklarımızla -gösteriler, grevler, ve eğer gerekiyorsa ayaklanmalarla- Zemski Sobor'u bir kurucu meclis toplamaya, ya da kendisinin bir kurucu meclis olduğunu ilan etmeye zorlamalıyız. Silahlı proletarya, kurucu meclisin savunucusu olmalı ve her ikisi birlikte[23*] demokratik bir cumhuriyete doğru yürümelidirler .
      "Sosyal-demokrat taktikler işte bunlardır ve yalnızca bunlar bizi zafere götürür."
      Okur, bu akıl-dışı herzelerin, yetkisi ve etkisi olmayan herhangi bir toy yeni-İskra yazarından geldiğini sanmasın. Hayır, bu, tüm yeni-İskra yandaşları komitesinin, Tiflis Komitesinin organında söyleniyor. Dahası var. Bu zırva, n° l00'de "İskra" tarafından açıkça onaylanmıştır, burada Sosyal-Demokrat'ın sözkonusu [sayfa 71] sayısıyla ilgili olarak şunları okuyoruz:
      "Birinci sayı, canlı ve usta bir biçimde hazırlanmıştır. Yetenekli bir editör ve yazarın deneyimli elleri hissediliyor. ... Gazetenin, yüklendiği görevleri parlak bir biçimde yerine getireceği tam bir güvenle söylenebilir."
      Evet! Eğer bu görev herkese yeni-İskra eğiliminin kesin ideolojik çöküşünü açıkça göstermek ise, o zaman bu görev gerçekten de "parlak bir biçimde" yerine getirilmiştir. Hiç kimse yeni-İskra'nın liberal burjuva oportünizmi düzeyine düşmesini, bu denli "canlı, usta ve yetenekli" bir biçimde ifade edemezdi. [sayfa 72]




SEKİZ
OSVOBOJDENYE VE YENİ-İSKRA EĞİLİMLERİ

      ŞİMDİ de yeni-İskra eğiliminin siyasal anlamının bir başka çarpıcı belgelenmesine geçelim.
      "Yönümüzü Nasıl Belirleyeceğiz" (Osvobojdenye, n° 71) başlığını taşıyan parlak, dikkate değer ve en öğretici türden bir makalede Bay Struve, aşırı uçtaki partilerimizin "program devrimciliğine" karşı savaş açıyor. Bay Stıruve özellikle kişi olarak benden hoşnut değildir.[
24*] Benim açımdan ise, Bay Struve, beni ancak bu [sayfa 73] kadar hoşnut edebilirdi: yeni-İskra grubunun hortlayan ekonomizmine ve sosyalist-devrimcilerin getirdikleri ilkesizliğe karşı savaşımda bundan daha iyi bir müttefik bulamazdım. Sosyalist-devrimcilerin program taslağında marksizme getirilen "değişiklikler"in ne denli gerici olduklarını Bay Struve ile Osvobojdenye'nin pratikte nasıl tanıtladıklarına bir başka zaman değineceğiz. Bay Struve'rıin yeni-İskra eğilimini ilke olarak onayladığı her seferinde, bana yapmış olduğu dürüst, sadık ve gerçek hizmetlerden daha önce de yineleyerek[25*] [sayfa 74] sözetmiştik, ve şimdi bundan bir kez daha sözedeceğiz.
      Bay Struve'nin makalesi, burada ancak şöyle bir değinebileceğimiz pek ilginç bir takım sözler içermektedir. Bay Struve "Rus demokrasisini sınıf savaşımına değil de, sınıf işbirliğine dayanarak yaratmak" niyetindedir, ki bu durumda, "toplumsal olarak ayrıcalıklı aydınlar" (Bay Struve'nin gerçek bir yüksek sosyete... uşağı inceliğiyle önünde eğildiği "kültürlü soylular"a benzer bir şey) "toplumsal konumunun ağırlığını" (para keselerinin ağırlığını) bu "sınıfsal olmayan" partiden yana koyacaklardır. Bay Struve, "burjuvazinin korktuğu ve proletaryaya ve özgürlük davasına ihanet ettiği yolundaki harcıalem radikal görüşün" değersizliğini gençliğe göstermek istediğini söylemektedir. (Bu isteği yürekten karşılıyoruz. Hiçbir şey, bu marksist "harcıalem görüş"ün doğruluğunu Bay Struve'nin ona karşı açtığı savaştan daha iyi belgeleyemez.. Aman Bay Struve, bu parlak planınızdan sakın vazgeçmeyiniz.)
      Konumuzun amacı bakımından, havadan bu kadar çabuk nem kapan Rus burjuvazisinin bu duyarlı siyasal temsilcilerinin şimdi savaşmakta oldukları pratik sloganları kaydetmek önem taşımaktadır. Birincisi, cumhuriyetçilik sloganına karşı savaşmaktadır. Bay Struve, bu sloganın "halk yığınları için anlaşılmaz ve yabancı" olduğundan kesinlikle emindir (şunu eklemeyi unutmuştur: burjuvazi için anlaşılır, ama işine gelmez!). Bay Struve'nin bizim çalışma gruplarımızdaki ve yığınsal toplantılarımızdaki işçilerden ne yanıt alacağını görmek isterdik. Ama belki de işçiler halk değildir? Ama ya köylüler? Bunlar bazan Bay Struve'nin "safça cumhuriyetçilik" ("çarın defterini dürmek") [sayfa 75] dediği şeye kapılıyorlar - ama liberal burjuvazi safça cumhuriyetçiliğin yerini bilinçli bir cumhuriyetçiliğin değil, bilinçli bir monarşizmin alması gerektiğine inanıyor! Ça dépend Bay Struve; bu, koşullara bağlıdır. Hem çarlık, hem de burjuvazi, köylülüğün koşullarında büyük toprak mülkiyetinin zararına olacak köklü bir iyileştirmeye karşı çıkmadan edemezler, oysa işçi sınıfı bu açıdan köylülüğü desteklemeden edemez.
      İkincisi, Bay Struve "bir iç savaşta, saldırgan her zaman haksızdır" diye iddia ediyor. Bu düşünce yukarda sözü edilen yeni-İskra eğilimlerine pek yaklaşmaktadır. Kuşkusuz, bir İç savaşta saldırının her zaman avantajlı olduğunu söyleyecek değiliz; hayır, kimi zaman savunma taktikleri geçici bir süre için zorunludur. Ama 1905 Rusyasına Bay Struve'ninkine benzer bir önermeyi uygulamak demek, "harcıalem radikal görüşler"in ("burjuvazi korkuyor ve özgürlük davasına ihanet ediyor") biraz olsun doğruluk taşıdıklarını göstermek demektir. Her kim bugün otokrasiye ve gericiliğe saldırmayı reddediyor, her kim böyle bir saldırı için hazırlanmıyor ve her kim bunu savunmuyorsa, kendisini bir devrim yandaşı olarak adlandırmaya hakkı yoktur.
      Bay Struve şu sloganları suçluyor: "gizlilik" ve "kargaşalık" (kargaşalık, "bir minyatür ayaklanmadır"). Bay Struve bunların her ikisini de küçümsüyor - ve bunu "yığınlarla yakınlaşma" açısından yapıyor. Bay Struve'ye örneğin Ne Yapmalı?'da -kendisi açısından aşırı bir devrimcinin bu yapıtında- kargaşalığı savunan herhangi bir bölüm gösterip gösteremeyeceğini sormak isterdik. "Gizlilik"e gelince, örneğin bizimle Bay Struve arasında gerçekten de büyük bir ayrılık var mıdır? Her ikimiz de Rusya'ya "gizlice" sokulan "illegal" gazetelerde çalışmıyor muyuz ve [sayfa 76] Osvobojdenye Birliği ya da RSDİP'nin "gizli" gruplarına hizmet etmiyor muyuz? İşçilerin kitle toplantıları çoğu kez "gizlice" yapılıyor - bu günahı işliyoruz. Ama ya Osvobojdenye Birliğinin bayları tarafından yapılan toplantılar? Kibirlenmeye ve horgörülen partizanların horgörülen gizliliğine tepeden bakmaya neden var mı Bay Struve?
      Doğrudur, işçilere silah sağlanması tam bir gizlilik gerektirir. Bu konuda Bay Struve fazlasıyla açıksözlüdür. Şuna kulak verin: "Ayaklanma, ya da teknik anlamda bir devrim açısından yalnızca demokratik bir programdan yana kitle propagandası, genel bir silahlı başkaldırma için toplumsal-psikolojik koşulları yaratabilir. Böylece, bugünkü kurtuluş savaşımının başarısının kaçınılmaz gereğinin bir ayaklanma olduğu görüş açısından bile -ki bu görüşü paylaşmıyorum- yığınların demokratik reform düşünceleriyle donatılması en temel ve en zorunlu görevdir."
      Bay Struve, soruna yan çiziyor. Devrimin zaferi için ayaklanmanın zorunlu olduğundan sözedeceği yerde, onun kaçınılmazlığından sözediyor. Bir ayaklanma -hazırlıksız, kendiliğinden ve dağınık- zaten başlamış bulunuyor. Hiç kimse bunun genel ve tam bir halk ayaklanmasına dönüşeceği güvencesini veremez, çünkü bu, devrimci güçlerin durumuna (ki bu, ancak, bizzat savaşım süreci içersinde tam olarak hesaplanabilir), hükümetin ve burjuvazinin tutumlarına, ve önceden kesinlikle tahmin edilemeyecek bazı öteki koşullara bağlıdır. Bazı somut olaylar açısından, mutlak kesinlik anlamında, Bay Struve'nin sorunu indirgediği kaçınılmazlıktan sözetmek anlamsızdır. Eğer bir devrim savaşçısı iseniz, sözünü etmeniz gereken şey, devrimin başarısı için ayaklanmanın zorunlu olup olmadığı, ayaklanma düşüncesini canla-başla yaymanın, onu [sayfa 77] savunmanın ve bunun için ivedi ve etkin hazırlıklara girmenin gerekli olup olmadığıdır. Bay Struve şu farklılığı anlamamazlık edemez: örneğin kendisi genel oy hakkının -ki bir demokrat için, bu, tartışma götürmez bir haktır- mevcut devrim içersinde elde edilmesinin -ki siyasal eylem içersinde bulunanlar için tartışma götürür ve önemsiz bir şeydir- kaçınılmazlığını tartışma konusu yapmayarak bu hakkın gerekliliği sorununu bulandırmıyor. Bir ayaklanmanın gerekliliği konusuna yan çizerek Bay Struve, liberal burjuvazinin siyasal tutumunun derinliklerde yatan özünü açığa vuruyor. Birincisi, burjuvazi otokrasiyi ezmek yerine onunla pazarlığa oturmayı yeğler; ikincisi, burjuvazi, her durumda silahlı savaşımı işçilerin omuzlarına yükler. Bay Struve'nin yan çizmesinin gerçek anlamı budur. Kendisinin, bir ayaklanmanın gerekliliği sorunundan cayıp bu ayaklanmanın "toplumsal-psikolojik koşulları" ve ön "propaganda" sorunlarına yönelmesinin nedeni budur. Tıpkı 1848 Frankfurt Parlamentosunda burjuva gevezelerin, sorun, hükümetin silahlı kuvvetlerinin geri püskürtülmesiyken, hareket, silahlı bir savaşım "zorunluluğuna yolaçmış"ken, (hazırlık döneminde gerekliliği yüz kat daha fazla olan) sözlü ikna tek başına, yavan burjuva eylemsizliği ve korkaklığı haline gelmişken, kararlar, bildiriler, tasarılar kaleme almakla, "kitle propagandası" yapmakla ve "toplumsal-psikolojik koşulları" hazırlamakla meşgul olmaları gibi, Bay Struve de ayaklanma sorununa yan çiziyor ve lafların ardına sığınıyor. Bay Struve bize birçok sosyal-demokratın gözlerini kapadığı şeyi, yani devrimci bir dönem ile tarihteki sıradan, günlük, hazırlayıcı dönemlerin, kitlelerin duygularını, heyecanlarını ve inançlarını eylem içersinde ifade etmek zorunda olmaları ve ifade etmeleri yönünden birbirlerinden farklı olduğunu [sayfa 78] açık bir biçimde gösteriyor.
      Kaba devrimcilik, sözcüklerin de eylem olduklarını göremez: bu önerme, genel olarak tarihe, ya da açık siyasal kitle eyleminin görülmediği tarihsel dönemlere uygulandığında, tartışma götürmez. Ne türden olursa olsun, hiçbir komplo böyle bir eylemin yerini alamaz, ya da yapay olarak böyle bir eylem yaratamaz. Kuyrukçu devrimciler, devrimci bir dönem başladığında, eski "üstyapı" tepeden tırnağa çatırdadığında, kendileri için yeni bir üstyapı yaratmakta olan sınıfların ve yığınların açık siyasal eylemi bir olgu haline geldiğinde, ve iç savaş başladığında - "eyleme" geçmenin gerekliliği konusunda açık-seçik sloganlar atmaksızın bir kimsenin eski tarzda "sözcükler"le yetinmesinin ve genel olarak "psikolojik koşullar" ve "propaganda" gereğini ileri sürerek eylemden kaçınmaya kalkışmasının kayıtsızlık, cansızlık, şarlatanlık ya da devrime ihanet ve ona güvensizlik demek olduğunu anlayamıyorlar. Demokratik burjuvazinin Frankfurt gevezeleri, bu tür ihanetin ya da bu türden aptalca şarlatanlığın unutulmaz tarihsel örneklerini veriyorlar.
      Kaba devrimcilik ile devrimcilerin kuyrukçuluğu arasındaki bu farkı açıklamak için Rusya'daki sosyal-demokrat hareketin tarihinden bir örnek ister misiniz'? Size böyle bir açıklamada bulunacağız. Bize çok yakın olan, ama bugün bizim için çok eski bir tarih gibi görünen 1901 ve 1902 yıllarını anımsayalım. Gösteriler başlamıştı. Kaba devrimciler, "saldırı taktikleri" (Raboçeye Dyelo)[33] konusunda yaygara koparıyorlar (eğer belleğim beni yanıltmıyorsa Berlin kaynaklı) "kana susamış" bildiriler yayınlanıyor ve "yazınsal gösterişçiliğe" ve ajitasyonun ülke çapında bir gazete aracılığıyla (Nadejdin)[34] masa başından yürütülmesi düşüncesine saldırılar yöneltiliyordu. Tersine, devrimcilerin [sayfa 79] kuyrukçuluğu, bu sırada "ekonomik savaşımın, siyasal ajitasyonun en iyi yolu" olduğu öğretisinde ifadesini buluyordu. Devrimci sosyal-demokratların tutumu neydi ? Bunlar her iki eğilime de saldırıyorlardı. Ortalığı velveleye veren yöntemleri ve saldırı taktikleri konusundaki çığlıkları suçluyorlardı, çünkü açık kitle hareketinin yarının işi olduğu herkes için açıktı, ya da açık olması gerekirdi. Bunlar kuyrukçuluğu suçluyorlardı ve bir halk ayaklanması sloganını bile açıkça ilan ediyorlardı, ama doğrudan ayaklanmaya çağrı anlamında değil (Bay Struve, o dönemde ağzımızda "başkaldırma"ya herhangi bir çağrı bulamaz), zorunlu bir mantıksal sonuç anlamında, "propaganda" anlamında (ki bu, Bay Struve'nin aklına şimdi geliyor - bizim değerli Bay Struve'miz hep içinde yaşadığı zamanın birkaç yıl gerisinde kalır) , şaşkın ve pazarlıkçı burjuvazinin temsilcilerinin şimdi "üzülerek ve yersiz olarak" sarıldıkları o "toplumsal-psikolojik koşullar"ın hazırlanması anlamında. O sıralar, propaganda ve ajitasyon, ajitasyon ve propaganda gerçekten de nesnel durumun öne çıkardığı şeylerdi. O sıralar, haftalık olarak yayınlanması ideal gibi görülen, tüm Rusya'yı kucaklayan siyasal bir gazete, ayaklanmaya hazırlanma işinin denek taşı olarak önerilebilirdi (ve Ne Yapmalı?''da da bu önerildi). O sıralar, doğrudan silahlı eylem yerine kitle ajitasyonunu savunan sloganlar, ortalığı velveleye vermek yerine ayaklanmanın toplumsal-psikolojik koşullarını hazırlamak, devrimci sosyal-demokratların tek doğru sloganlarıydı. Şu anda bu sloganlar olaylar tarafından aşılmış bulunuyor; hareket bunları geride bırakmıştır; bunlar Osvobojdenye ikiyüzlülüğünü ve yeni-İskra kuyrukçuluğunu gizlemekten başka bir işe yaramayan pılıpırtılar haline geldiler!
      Ama belki de ben yanılıyorum? Belki de devrim [sayfa 80] henüz başlamamıştır? Belki de sınıfların girişecekleri açık siyasal eylemin zamanı henüz gelmemiştir? Belki de henüz bir iç savaş yoktur ve silahların eleştirisi, henüz eleştiri silahının gerekli ve zorunlu ardılı, varisi, yediemini, ve gerçekleştiricisi olmamalıdır?
      Kapalı odanızdan çıkın, çevrenize bakın ve yanıtlarınızı sokaklarda arayın. Her yerde barışçıl ve silahsız yurttaş yığınlarını kurşunlayarak iç savaşı başlatan bizzat hükümet olmamış mıdır? Silahlı kara-yüzler, otokrasinin "kanıtı" olarak ortaya çıkmamışlar mıdır? Burjuvazi -burjuvazi bile- bir sivil milis örgütünün gereğini kabul etmemiş midir? Bay Struve'nin kendisi, ılımlılıkta ve nezakette kusursuz olan Bay Struve (ne yazık ki, salt soruna yan çizmek için!) "devrimci eylemin açık niteliği" (ki bugün durumumuz böyledir!) "şimdi halk kitleleri üzerinde eğitsel bir etki yaratmak için en önemli koşullardan biridir" demiyor mu?
      Gözleri gören herkes, devrim partizanlarının şimdi ayaklanma sorununu nasıl koymaları gerektiği konusunda hiçbir kuşku taşıyamaz. Yığınları hiçbir biçimde etkileme gücüne sahip bulunmayan özgür basın organlarında bu sorunun üç sunuluş biçimini inceleyin.
      Birinci sunuş: Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin Üçüncü Kongresinin kararı.[26*] Bu karar, genel [sayfa 81] demokratik devrimci hareketin bir ayaklanmayı daha şimdiden zorunlu kıldığını açıkça kabul ve ilan etmiştir. Proletaryanın bir ayaklanma için örgütlenmesi, partinin temel, başta gelen ve kaçınılmaz görevlerinden biri olarak gündemde yer almıştır. Proletaryayı silahlandıracak ve ayaklanmaya doğrudan önderlik etme olanağını güvence altına alacak en etkin önlemler alınması için yönergeler yayınlanmıştır.
      İkinci sunuş: "Rus anayasacılarının önderi" (Bay Struve, Frankfurter Zeitung gibi Avrupa burjuvazisinin çok etkin bir organı tarafından son zamanlarda böyle tanıtılıyordu) ya da ilerici Rus burjuvazisinin önderi tarafından kaleme alınmış ve ilkeleri açıklayan Osvobojdenye'deki bir makale. Kendisi bir ayaklanmanın kaçınılmazlığı görüşünü paylaşmamaktadır. Gizli eylem ve başkaldırma, akla-aykırı devrimciliğin kendine özgü yöntemleridir. Cumhuriyetçilik bir sersemletme yöntemidir. Ayaklanma, gerçekten salt teknik bir sorundur, oysa, "temel ve en gerekli görev" kitle propagandası yapmak ve toplumsal-psikolojik koşullan hazırlamaktır. [sayfa 82]
      Üçüncü sunuş: Yeni-İskra konferansının kararı. Görevimiz bir ayaklanma hazırlamaktır. Planlı bir ayaklanma sözkonusu değildir. Ayaklanma için elverişli koşullar hükümetin dağıtılmasıyla, ajitasyonumuzla ve örgütümüzle yaratılır. Ancak o zaman "teknik savaş hazırlıkları azçok bir önem kazanabilir".
      Hepsi bu mu? Evet, hepsi bu. Ayaklanmanın zorunlu olup olmadığı, proletaryanın yeni-iskracı önderlerinin henüz bilmedikleri bir şeydir. Proletaryanın şu andaki savaşım için örgütlendirilmesi görevinin ivedi olup olmadığı henüz bunlar için açıklığa kavuşmamıştır. En etkin önlemlerin alınması konusunda direnmek gerekli değildir; bu önlemlerin "azçok ciddi" bir önem "kazanabileceği" koşulların neler olduklarını genel çizgileriyle açıklamak (1905'te, 1902'de değil) çok daha önemlidir...
      Yeni-İskra yoldaşları, martinovculuğa yönelmenizin sizi nerelere götürdüğünü görüyor musunuz? Siyasal felsefenizin, Osvobojdenye felsefesinin bir yeni baskısı olduğunun - (iradeniz dışında ve farkında olmaksızın) monarşist burjuvazinin kuyruğuna takıldığınızın farkında mısınız? Bayatlamış gerçekleri yinelerken ve safsatacılığını yetkinleştirirken -Pyotr Struve'nin unutulmaz makalesindeki unutulmaz sözleriyle- "devrimci eylemin açık niteliği şimdi halk kitleleri üzerinde eğitsel bir etki yaratmak için en önemli koşullardan biridir" şeklindeki olguyu gözden kaçırdığınız artık sizce açık değil mi? [sayfa 83]




DOKUZ
DEVRİM SIRASINDA AŞIRI MUHALEFET PARTİSİ
OLMAK NE DEMEKTİR?

      GEÇİCİ bir hükümetle ilgili karara dönelim. Yeni-iskraçı taktiklerin, devrimi ileri doğru itmediklerini -aldıkları kararlarla güvence altına almak istedik