Viladimir İliç Lenin
Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi
Geniş Çaplı Sanayi İçin Bir İçpazarın Oluşma Süreci [1]





1896-1899 tarihleri arasında yazıldı.
İlk kez Mart 1899'da yayınlandı.
[Türkçesi: V. İ. Lenin'in Razvitiye kapitalizma v Rossi (1896-99) adlı yapıtının İngilizcesinden (The Development of Capitalism in Russia - The Process of the formation of a home market for large-scale industry, Progress Publishers, Moscow 1964) çevirildi ve Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi - Geniş-Çaplı Sanayi İçin Bir İçpazarın Oluşma Süreci adı ile Sol Yayınları tarafından Eylül 1975 (Birinci Bask) tarihinde yayınlandı.]
Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.
erisyay@kurtuluscephesi.org
Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında:
Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi (3.446 KB)










EKLER

ELEŞTİREL OLMAYAN ELEŞTİRİ[169]

(BAY SKVORTSOV’UN NAUÇNOYE OBOZRENYE’DEKİ, N° 12, 1889,
“META FETİŞİZMİ” MAKALESİ ÜZERİNE)


       
      “JÜPİTER gazaba geliyor”... Bu eskiden beri çok eğlendirici bir manzara olarak bilinmekte ve gerçekten de, gökgürültüsü ve yıldırımın sert efendisinin öfkesi, yalnızca kahkahalara yol açmaktadır. Rus kapitalizmi için bir içpazarın oluşması süreci hakkındaki kitabıma karşı, en seçkininden bir dizi “gazap dolu” laf savuran Bay P. Skvortsov, bu eski gerçeği bir kez daha doğruluyor.

I

      Bay Skvortsov’un, azametle bana öğrettiğine göre, “süreci bir bütün olarak tanımlamak için, kişinin kapitalist üretim biçimini anlayışını açıklaması gerekir; yalnızca gerçekleştirme teorisine atıf yapmakla yetinmek tamamen gereksizdir”. İçpazar teorisine yapılan atıflar, içpazara ait verilerin tahliline hasredilmiş bir [sayfa 529] kitapta neden “gereksiz” olsun? Bu, “kişinin anlayışını açıklamasını”, Kapitalden yarısı konuyla ilgisiz aktarmalar yapmak olarak “anlayan” sert Jüpiterimize ait bir sırdır... “Yazar, bir sorunu [Rus kapitalizmi için bir içpazarın nasıl oluştuğu sorununu] tahlil etme amacıyla işe başlayıp, teorik atıflarının sonunda, böyle bir sorunun hiç de varolmadığı sonucuna ulaşıyor. Bu diyalektik çelişki için onu kınayabiliriz [Bay Skvortsov’un ince zekâsından bir örnek].” Bay Skvortsov bu sözlerinden öyle hoşnut kalıyor ki, bunların büyük bir yanlışa dayandığını görmeden, ya da görmek istemeden birkaç kez yineliyor. Kitabımın birinci bölümünün sonunda, diyorum ki, “... kapitalist gelişme derecesine bağlı olmayan, kendi başına, ayrı bir sorun olarak, içpazar sorununun hiç de mevcut olmadığı kendiliğinden ortaya çıkar”. (51.)[170] Peki, eleştirmen buna katılmıyor mu? Hayır, katılıyor, çünkü bir önceki sayfada sözlerimin “haklı” olduğunu söylemektedir. Durum bu olduğuna göre, acaba hangi nedenle yaygara etmekte ve ulaştığım sonucu en önemli kısmından ayırmaya çabalamaktadır? Bu da bir sır olarak kalıyor. Teorik giriş bölümünün sonunda beni ilgilendiren konuyu açıklıkla belirtiyorum: “Rus kapitalizmi için bir içpazarın nasıl oluştuğu sorusu şuna indirgenir: Rus ulusal iktisadının farklı yönleri nasıl ve hangi doğrultuda gelişmektedir? Bu farklı yönler arasındaki ilişki ve karşılıklı bağıntı neden ibarettir?” (52.) Eleştirmen bu soruların incelenmeye değer olmadığı kanısında mıdır? Hayır, seçtiğim konudan sözetmeyi yeğlemekte, ve Jüpiter’in buyruğuyla uğraşıyor olmam gereken öteki konulara işaret etmektedir. Onun görüşüne göre, “ürünün gerek tarım ve sanayide kapitalist ilişkiler içinde üretilen bölümünün, gerekse bağımsız köylü üreticiler tarafından üretilen bölümünün yeniden üretimi ve dolaşımını” anlatmam “... ve onlar arasındaki ilişkileri, yani toplumsal emeğin değinilen her kesimindeki, değişmeyen ve değişen sermaye ve artı-değer miktarlarını” göstermem gerekirdi (2278). Ama bu, yalnızca tantanalı ve tamamen anlamsız bir tümcedir! Tarımda, kapitalist ilişkiler içinde üretilen ürünün yeniden üretimini ve dolaşımını tanımlamadan önce, tarımın, köylüler ya da toprak beyleri arasında şu ya da bu bölgede vb. tamı tamına nasıl ve ne ölçüde kapitalistleştiğini araştırmak gerekir. Bu yapılmadıkça (işte benim kitabımda yaptığım da budur), Bay Skvortsov’un önerdiği tanım, bir dizi basmakalıp laftan ibaret kalacaktır. Ürünün, sanayide, kapitalist ilişkiler içinde üretilen bölümünden sözetmeden önce, ilk iş olarak Rusya’da esas hangi sanayiin ve ne ölçüde kapitalistleştiğini araştırmalıyız. Örneğin elsanatı [sayfa 530] sanayiine ait verileri işlemekle benim yapmaya çalıştığım da tam budur; bizim sert eleştirmen bütün bunları sessizce geçiştiriyor ve son derece ciddî bir hava ile, beni yerimde saymaya ve kapitalist sanayi hakkında boş, basmakalıp laflarla durumu idare etmeye davet ediyor! Rusya’da kesinlikle hangi köylülerin “bağımsız üreticiler” olduğu sorunu da, gerçeklerin incelenmesini gerektirir, ve işte benim de kitabımda giriştiğim iş budur; eğer Bay Skvortsov bu sorun üzerinde düşünseydi, değişmeyen sermaye, değişen sermaye ve artı-değer kategorilerinin hiç üzerinde durulmadan, “bağımsız köylü üreticiler” ekonomisine uygulanabileceği yolundaki saçma iddiayı öne sürmezdi. Kısacası, Bay Skvortsov’un önerdiği konunun geliştirilmesi ancak benim belirtmiş olduğum sorunlar açıklığa kavuştuktan sonra mümkündür. Sert eleştirmenimiz, sorunu formüle edişimi düzeltmek örtüsü altında, somut ve tarihî açıdan özel gerçeğin tahlilinden kaçıp, kolayca, Marx’ı kopya etmektedir.
      Bu arada, Bay P. Skvortsov’un aşağıdaki hilesine de değinmeden geçemeyiz. Bu, eleştirmenimizin yöntemlerini çok güzel anlatan bir hiledir. (Bay P. Skvortsov’un dediğine göre) Prof. Sombart, Alman ihracatının, Alman sanayiinin gerisinde kaldığını göstermektedir. Bay P. Skvortsov bunu şöyle açıklıyor. “Bu veriler, benim pazar kavramımı doğrulamaktadır.” Ne de güzel, değil mi? Bay Skvortsov’un iddiaları, şu ünlü söze örnek oluyor: senin bahçende çalı var, ama benim de Kiev’de amcam var... Biz gerçekleştirme teorisini tartışıyoruz, o, bize, feodalizm gibi kapitalizmin de artı-emeğe dayanarak yaşadığını söylüyor! Eğer bu eşsiz hilelere, bir dizi de sert azar eklersek, Bay Skvortsov’un bütün “eleştirilini” görmüş oluruz.
      Ama okur kendisi karar versin: Bay P. Skvortsov, “anlayamadığımı” göstermek için, 2279 ve 2280. sayfalarda, Birinci Bölümden Çeşitli parçalar aktarıyor, ayrı ayrı cümlelerden ayrı ayrı sözcükler seçerek, öfkeyle bağırıyor: “Bulma, değişim, içpazar teorisi, yerine koymanın bulunması ve nihayet karşılama! Kanımca bu kesin terimler, Bay İlyin’in, Marx’ın ‘dikkate değer’ gerçekleştirme teorisini iyice anladığının kanıtı olarak alınamazlar!?” İşte bu, bir zamanlar Çernişevski’nin alay ettiği “eleştiri” türünün ta kendisidir; adamın biri Şişikov’un Maceraları’nı eline alıyor ve “eleştirmeye” başlıyor: “Şi-şi-kov, Çi-çi... Aman ne komik! Bulma, değişim ... Bence bu açık değil..,”[171] Ah, ne yıkıcı eleştiri!
      Kitabımın 37-38. sayfasında diyorum ki, tek tek sermayenin üretimini tahlil ederken, ürünü doğal biçimine göre ayırmak gerekli [sayfa 531] değildi, ama toplumsal sermayenin yeniden üretimini tahlil ederken bu kesinlikle gerekliydi, çünkü sonuncu durumda (ve yalnızca sonuncu durumda) ürünün doğal biçiminin yerine konması üzerinde duruyoruz. Bay Skvortsov, Marx’ı “anlayamadığımı” iddia ediyor, “istediğim gibi çeviri yaptığım” için beni azarlıyor, “Kapital’den uzun aktarmalar yapmayı gerekli” görüyor (aktarılan pasajlar tam benim dediklerimi anlatmaktadır) ve şu sözlerimin üstüne atlıyor: “Oysa, şimdi sorun”, yani tek tek değil, toplumsal sermayenin yeniden üretiminin tahmindeki sorun, “şudur: işçiler ve kapitalistler, tüketim maddelerini nereden elde edecekler, kapitalistler üretim araçlarını nereden elde edecekler, üretilmiş olan ürün bütün bu talepleri nasıl karşılayacak ve üretimin genişlemesini nasıl mümkün kılacak?” Bay Skvortsov bu pasajın üzerinde durarak devam ediyor: “Altını çizdiğim pasajlar, gerçekten de bir gerçekleştirme teorisi içermektedir, ama bu, Marx’a ait değil. Bay İlyin’e ait, Marx’ın teorisiyle hiç bir ortak yani olmayan bir teoridir.” (2282.) Çok iyi konmuş! Ama ne tür kanıtlar ileri sürüldüğünü görelim. Kanıtlar, tabiî ki, Marx’tan aktarmalar, şu da dahil: “Kendini hemen ortaya koyan sorun [aynen böyle!]1 şudur: Üretimde tüketilen sermaye, yıllık üründen, değer olarak nasıl yerine konacak, ve bu yerine koyma kapitalistlerin artı-değer, ve işçilerin ücret tüketimi ile nasıl birleşecektir?” Sonuç: “Sanırım, Bay İlyin’in Marx’ınki olarak sunduğu gerçekleştirme teorisinin, Marx’ın yaptığı tahlille hiç bir ortak yanı bulunmadığını yeterince gösterdim” vb.. Bütün yapabileceğim şey, bir kez daha sormaktır: Ne güzel [sayfa 532] değil mi? Benim söylediğimle Marx’tan yapılan aktarmalarda söylenenler arasındaki farkın ne olduğu, bizim sert eleştirmene ait bir sır olarak kalıyor. Açık olan tek şey şu ki, benim büyük günahım, “serbestçe çeviri yapmamda” ya da, belki de, Bay Skvortsov’un makalesinin bir başka bölümünde ifade ettiği gibi, Marx’ı, “kendi sözlerimle” açıklamamdadır! “Gerçek” marksizm, Kapital’i ezberlemek ve ondan, yerli yersiz aktarmalar yapmaktır... à la Bay Nikolay –on.
      İşte, bu son sözleri doğrulayan bir örnek. Kitabımda diyorum ki, kapitalizm “yalnızca, yaygın bir biçimde gelişmiş meta dolaşımının bir sonucu olarak ortaya çıkar”, ve bir başka yerde de, “kapitalizm, meta üretimindeki, işgücünün de bir meta haline geldiği gelişme aşamasıdır”. Gökgürültüleri ve şimşekler arasında sert Jüpiterimiz ilân ediyor; “kapitalizmin hangi koşullar altında ortaya çıktığını ... azçok eğitim görmüş her okur bilir” (aynen böyle!), ve “Bay İlyin’in burjuva görüş açısı”na dair sözler ve öfkeli Bay Skvortsov’un polemiklerini süsleyen öteki inciler buna ekleniyor. Sonra da Marx’tan aktarmalar: birincisi tamamen benim dediğimi diyor (işgücünün alım-satımı, kapitalist üretimin temel koşuludur); ikincisi, dolaşım biçiminin, üretimin toplumsal niteliğinden çıktığını, tersinin doğru olmadığını söylüyor (Das Kapital, II, B., 93).[172] Bay Skvortsov, bu son aktarma ile muhalifini kesinlikle çürüttüğünü hayalliyor. Oysa aslında, benim ileri sürdüğüm sorunun yerine bir başkasını koymuş ve konuyla ilgisiz aktarmalar yapma yeteneğini kanıtlamış oluyor. Suçlanan pasajda neden söz etmişim? Kapitalizmin meta dolaşımının sonucu olması gerçeğinden, yani, kapitalist üretimle meta dolaşımı arasındaki tarihî ilişkiden. Kapital’in II. Cildinden (sermaye dolaşımına ayrılmış olan cilt) aktarılan pasajda neden söz ediliyor? Kapitalist üretim ile kapitalist dolaşım imindeki ilişkiden; Marx bu pasajda (s. 92, II. B.)[173] doğal ekonomi, para ekonomisi ve kredi ekonomisini, toplumsal üretimdeki hareketin üç tipik ekonomik biçimi olarak karşılaştırılan iktisatçılarla tartışmaktadır; Marx, bunun yanlış olduğunu söylüyor, çünkü para ve kredi ekonomisi, yalnızca kapitalist üretimin farklı gelişme adamalarına özgü dolaşım biçimleridir ve Marx bu iktisatçiların, “burjuva görüş açısı” hakkında bir sözle pasajı bitiriyor. Bay Skvortsov sanıyor ki, “gerçek” marksizm, Marx’ın en son sözcüğünü yakalamaktır ve doğal, para ve kredi ekonomileri arasındaki ilişkiyi tartışmayı aklına getirmemiş bir muhalife bile karşı olsa, tekrarlamaktan ibarettir. Hangi tarafın “anlayamadığını” ve bu tür hilelerin nasıl bir yazına dahil edildiğini saptamayı okura [sayfa 533] bırakıyoruz. Bay Skvortsov, sert azarlarının yaygarası ardında yalnızca “yerine başka şey koyma yöntemine” başvurmakla kalmamış, ayrıca da kapitalist üretimle meta dolaşımı arasındaki ilişki sorununu tamamen bir kenara atmıştır. Bu, kitabımda, kapitalist üretimin önceli olan tüccar sermayesinin tarihî rolünü vurgulayarak, döne döne üzerinde durduğum çok önemli bir sorundur. Bay Skvortsov’un buna hiç bir itirazı yok gibi görünüyor (bu konuda hiç bir şey söylemediğine bakarsak). Durum bu olduğuna göre, benim kapitalizmin meta dolaşımının bir sonucu olduğu yolundaki sözlerim için gürültü koparmasında ne anlam var? Tüccar sermayesi, ticaretin, yani kapitalist üretim olmaksızın meta dolaşımının gelişmesini ifade etmez mi? Bu sorular da, gene, öfkeli Jüpiter’e ait sırlar olarak kalıyor.
      Bay Skvortsov’un kitabımın teorik kısmına yönelttiği “eleştiri” ile işimizi bitirmek için, “Meta Fetişizmi” başlıklı makalede pek bol bulunan sert azarlardan ve büyük hatalardan birkaçını daha incelemek gerekiyor.
      Kitabımda diyorum ki: “Kapitalist bir ülkenin bir dışpazara sahip olma ihtiyacı ... kapitalizmin, ancak, devlet sınırları dışına taşan geniş ölçüde gelişmiş meta dolaşımının bir sonucu olarak ortaya çıkması gerçeği ile belirlenir. Bu yüzden dış ticareti olmayan bir kapitalist ulus düşünülemez, böyle bir ulus da yoktur zaten. Okurun da gördüğü gibi, bu neden, tarihî türde bir nedendir.” (49.) Sert Jüpiter “eleştiriyor”; “Ben, bir okur olarak, bu nedeni, tarihî türde bir neden olarak görüyorum. Tümüyle temelsiz bir iddia” (2284) vb.. Eğer meta dolaşımı kapitalizmin zorunlu tarihî önceli ise, “bu neden”in niçin “tarihî türde” olduğunu ayrıca açıklamaya gerek var mı?
      Soyut kapitalizm teorisi için var olan tek şey, gelişmiş ve tam olarak kurulmuş kapitalizmdir, ve kapitalizmin kaynağı sorunu ele alınmamaktadır.
      “Bay İlyin ... kapitalist toplumda ürünün gerçekleştirilmesi için ... dışpazarın yardımına başvuruyor.” (2286.) Çalışmalar’ım ve Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi adlı yapıtıma aşina olan okura, bunun da, öncekilerin yöntemiyle yapılmış bir hile olduğunu açıklamaya hemen hiç gerek yok. Marx’tan bir aktarma: “... dış ticaret, yalnızca yerli malların yerine, başka bir işe yarayan ya da başka bir maddî biçimde mallar kor. ...”[174] Sonuç: “Önyargısı olmayanlar hariç, her okuryazar insan, anlayacaktır ki, Marx, Bay İlyin’in teorisinin tam karşıtını söylemekte, ‘ürünün satılan kısmı için bir eşdeğer’ bulmak, ‘birinci parçanın yerini almak üzere kapitalist [sayfa 534] ürünün bir başka parçasını’ bulmak için dışpazara gitmeye gerek olmadığını anlatmaktadır.” (2284.) Aman ne fevkalâde, Bay Skvortsov!
      “Bay İlyin ... kapitalist toplumun temel özelliklerini görmezlikten gelerek ve böylece onu planlı üretime dönüştürerek –farklı işlerin gelişmesinin oranlı olması, kuşkusuz planlı üretim demektir– sonunda, güzelce, ülke içinde aynı miktarda ürünü gerçekleştirmektedir.” (2286.) Bizim “eleştirmen”in yeni hilesi, bana kapitalizmin düzenli oranlar sağladığı görüşünü yakıştırmaktır. Sürekli, bilinçli olarak sağlanan oran, gerçekten de, planlamanın varlığını gösterir; ama bu, “ancak bir dizi sürekli dalgalanmanın ortalama büyüklüğü olarak kurulan” bir oran değildir (Bay Skvortsov’un aktardığı pasajda böyle diyorum). Kesinlikle diyorum ki, oran (ya da uygunluk) teorice “varsayılır”, ama aslında “sürekli olarak” bozulmaktadır, bir sermayenin dağılımı yerine ötekinin geçmesi ve böylece oranın yaratılabilmesi için “bir bunalım olması gerekir” (italik dizdirilen bütün sözler tam da Bay Skvortsov’un aktardığı 49. sayfada bulunabilir). Şimdi şu soru çıkıyor: muhalifine kapitalizmin planlı üretime dönüştürülmesini yakıştırırken, tam da, o muhalifin kapitalizm için sürekli olarak bozulan bir oran yaratılabilmesi için bir bunalım olmalıdır dediği sayfaya ve paragrafa atıf yapan bir eleştirmen hakkında ne düşünebiliriz??

II

      Bay Skvortsov’un makalesinin ikinci bölümüne geçelim. Bu bölüm, kitabımda aktarılmış ve tahlil edilmiş gerçeklere ilişkin verilirin eleştirisine ayrılmıştır. Belki hiç olmazsa burada, Bay Skvortsov’un özel olarak incelediği sorunlara ilişkin biraz ciddî bir eleştiri bulabiliriz.
      Bay Skvortsov, benim sözlerimi aktararak, toplumsal işbölümü meta ekonomisinin temeli ve bir içpazarın oluşmasında temel süreç ise, “sade işbölümü de –toplumsal olmadığını varsaymalıyız– manüfaktürün temelidir. ...” diyor. Eleştirmen, bu “alay etme çabasıyla”, toplumdaki işbölümü ile atelyedeki işbölümü arasındaki şu basit farkı anlayamadığını ortaya koyuyor: birincisi (meta üretimi altında – bu kesinlikle belirttiğim bir koşuldur, onun için Bay Skvortsov’un Hint köy topluluğundaki işbölümünü hatırlatması, bu yazarın, Marx’tan konuyla ilgisiz pasajlar aktarmaya karşı acınacak bir zaaf göstermesindendir), dolaşıma giren farklı ürünleri birbirinden bağımsız ve ayrı olarak üreten, tecrit olmuş [sayfa 535] meta üreticileri yaratır; ikincisi ise, üreticilerin toplumla olan ilişkisini değiştirmez, yalnızca atelye içindeki durumlarını değiştirir. Anladığım kadarıyla, Marx’ın, bazan “toplumsal işbölümünden”2 bazan da yalnızca işbölümünden söz etmesinin nedeni budur. Eğer Bay Skvortsov başka türlü düşünüyorsa, sert ama tümüyle anlamsız laflar edeceğine, görüşünü formüle etmeli ve açıklamalıydı.
      “İşbölümü hiç de manüfaktürün tipik bir özelliği değildir, çünkü işbölümü fabrikada da mevcuttur.”
      Pek güzel Bay Skvortsov! Ama ben, bunun, manüfaktürü fabrikadan ayıran tek özellik olduğunu söyledim mi ki? Eğer eleştirmen “manüfaktürün tipik özelliklerini’’ (çok ilginç ve hiç de ilk bakışta göründüğü kadar basit olmayan bir sorundur bu) doğru olarak anlayıp anlamadığımı ciddî olarak öğrenmek istemeseydi, tam da sözkonusu kesimde, kesinlikle şunları söylediğim gerçeğini sessizce geçiştirebilir miydi: “Başka yerde, Marx’a göre manüfaktür kavramının başlıca özelliklerini sıralamak fırsatını bulmuştuk (Çalışmalar, 1793*).” (385, dipnot 1)? Çalışmalar’da, işbölümü, bir dizi özellikten yalnızca biri olarak konmaktadır. Bu yüzden, Bay Skvortsov’un makalesini okuyan kişi, benim görüşlerim hakkında, kesinlikle tahrif edilmiş bir kavram edinebilecek, eleştirmenin görüşlerini ise hiç kavramayacaktır.
      Devam edelim, bir dizi sözde “elsanatı” sanayiini, Rus kapitalizminin manüfaktür aşaması olarak sunma çabasına, eğer yanılmıyorsam, ilk kez benim kitabımda girişilmiştir, ve kuşkusuz, bu sorunun tümüyle çözülmüş olduğunu (özellikle, sorunu belli bir görüş açısından incelediğime göre) düşünmekten çok uzağım. Bu yüzden de, görüşlerimin eleştirilmesini bekledim, hem de çok haklı olarak ve çok büyük bir ilgiyle bekledim, çünkü bazı Rus marksistleri, biraz farklı görüşler ileri sürmüşlerdi (bkz: Kapitalizmin Gelişmesi, s. 559, dipnot). Ama Bay P. Skvortsov, sorunu nasıl ele alıyor? “Eleştiri”si bir bütün olarak, “şu, şu yıllarda, şu ya da bu üretim alanındaki ücretli işçilerin sayısını ve toplam üretimi mekanik bir biçimde sıralamakla” yetinmemem gerektiği konusunda, veciz [sayfa 536] ifade edilmiş sertliği ile görkemli hale gelen bir öğütten ibarettir (2278). Eğer bu öğüt, kitabımın fabrika istatistikleri sorunu ile ilgili kesimine değinmiyorsa (Bay Skvortsov bu konuda tek sözcük söylememektedir), büyük kısmı gerçeklere ilişkin verilerden oluşan manüfaktür hakkındaki bölüme değiniyor olsa gerek. Bunlarsız nasıl yapabilirdik, bu, sert eleştirmenin açıklamadığı bir sır; ve ben. hâlâ o kanıdayım ki, okura, görüşümün Rus verilerinin incelenmesine değil de, Kapital’den “aktarmalara” dayandığını düşündürmektense, açıklamamın kuru olduğu ithamına uğramak yeğdir. Eğer Bay Skvortsov, sıralamamın “mekanik” olduğunu düşünüyorsa, bu verilerden, Altıncı Bölümün ikinci yarısında çıkarttığım ve Sekizinci Bölüm, § XII’de tekrarladığım sonuçları yanlış saydığını mı anlamamız gerekiyor? – Bu verilerin, (1) teknik, (2) iktisat ve (3) kültür sistemi ile tanımlanan özel bir sanayi yapısını yansıttığı görüşünde olmadığını mı düşünmemiz gerekiyor? Sert Jüpiter, öfkeli azarlar bir yana bırakılırsa, bütün içeriğini yitiren “eleştiri”sinde bu konuda tek söz söylemiyor. Gerçekten de, Bay Skvortsov’un bir madalya alması gerekir!
      Köylü vergilerinin meta ekonomisini geliştirmekte oynadıkları role geçelim. Nüfus vergilerinin bir zamanlar değişimin gelişmesinde önemli bir etken olduğunu, ama şimdi meta üretimi çok sağlam yerleştiğinden, vergilerin öneminin, “tamamen ikincil hale gelmekte olduğunu” ileri sürmüştüm. Bay Skvortsov, buna karşı, “meta fetişizmi”, her şeyin birleştirilmesi, “her şeye kadir olma”, meta üretiminin kudreti vb. gibi, bir dizi saçma ve korkutucu laf ediyor; ama ne yazık ki, bu keskin laflar, yalnızca, sert eleştirmenin ulaştığım sonucu çürütmedeki aczini örtmektedir. Bay Skvortsov şöyle yazıyor: “Bay İlyin’in birçok yönlerden benzediği, Bay Kautsky bile ...” (Kapital’i hiç anlamayan “meta fetişisti” ile “benzer yanlan olan” ve bir “burjuva görüş açısına” sahip adama, Bay İlyin’e benzeyen, zavallı “Bay Kautsky”! “Gerçek” bir marksistin vurduğu bu darbenin altından kalkabilecek mi?) “... diyor ki, aynî köylü vergilerinin nakit vergiye dönüştürülmesi, köylülerin paraya olan talebini artırır.” (2288.) Çok güzel, Bay sert Eleştirmen, ama, kuşkusuz, vergilerin, geri kalan gereksinmeleri için harcadıklarına kıyasla, köylülerin nakit harcamalarında oynadığı rol sorunu ile bunun kesinlikle hiç bir ilgisi yoktur. Bay Kautsky bu soruna dokunmamaktadır bile. Bay Skvortsov, tekrar tekrar, ilgisiz aktarmalar yapmaktaki görülmemiş yeteneğini ortaya koyuyor. Bay Skvortsov, ikinci itirazını ileri sürerken şöyle diyor: “Bütçe verileriyle bile açıklanmayan temel soru şudur: atı [sayfa 537] olmayan köylü vergilerini ödemek için 25 rubleyi” (nakit harcamalarının yüzde 25’i, 100 ruble içinden 25 ruble, Bay Skvortsov tarafından 25 rubleye dönüştürülüveriyor!) “ve at sahibi koylu 10 rubleyi nereden bulacaktır? Soru, gelir (?) vergilerinin, köylülerin toplam nakit harcamalarının ne kadarını oluşturduğu değildir.” (2290.) Bay Skvortsov’a bu görülmemiş buluşun patentini almasını öğütlerim: bir muhalifi kökünden yıkan en son ve en kolay “bilimsel eleştiri” yöntemi. Muhalifiniz, kitabının birkaç yüz sayfasından birinde, başka sorunlar arasında, toplam nakit harcamalar içinde vergi harcamalarının payı sorununu da öne sürmektedir; yapmamız gereken tek şey, bu pasajı aktarmak, muhalifinize bir başka soruyu kazıklamaktır, böylece onun atı olmayan yoksul köylünün 25 rubleyi nereden alacağım hiç düşünmeyen –ne canavarlık– bir “meta fetişisti” olduğunu parlak bir biçimde kanıtlamış olursunuz. Sonra da, kitabın, vergilerin gelire oranı, gelir kalemleri ve kaynağı ile ilgili öteki sayfalarına gelince, bunları atlayabilir ve böylece muhalifinizin bir “burjuva görüş açısına” sahip olduğunu kanıtlarsınız. Gerçekten de, bir patent alın Bay Skvortsov! İşte, Bay Skvortsov’un buluşundan nasıl yararlandığına dair bir örnek daha. Okurun dikkat etmesini rica ediyorum: bu tür “bilimsel eleştiri” cevherleri nevi şahsına münhasırdır.
      Köylü vergilerine ait bütçe rakamları ile ilgili, aynı 138-139. sayfaya bakıyoruz. Köylülerin toplam nakit harcamaları içinde vergilerin rolünü gösterdikten sonra, devam ediyorum. “Ancak, eğer vergilerin, değişimin gelişmesindeki rolünü ele alacak yerde, vergileri gelire oranla incelersek, bu oranın çok yüksek olduğunu göreceğiz. Küçük çiftçinin, ya da, hatta, verilmiş-toprak sahibi çiftlik emekçisinin harcamalarının yedide-birini yutan vergilerin varlığı, Reform-öncesi döneme ait geleneklerin, bugünkü koylu üzerinde ne ağır bir etkiye sahip olduğunu, bize, çarpıcı bir biçimde gösteriyor. Üstelik vergilerin köy topluluğu içindeki dağılımı, şaşırtıcı bir biçimde eşitsidir: köylü ne kadar iyi durumdaysa, toplam harcamalarının o kadar az bir bölümü vergilere gider. Atı olmayan köylü, gelirine oranla, çok ata sahip köylünün ödediğinden hemen hemen üç kat fazla vergi öder (yukarda bkz: harcamaların dağılımına ait tablo).” Okuduğuna biraz dikkatle yaklaşan herhangi bir okur, doğal olarak sormalıdır: Bütçeler, yalnızca farklı topluluklarda değil, hatta farklı uyezdlerde bulunan koylu çiftliklerine ait olduğu halde, ben neden köy topluluğu içinde vergilerin dağılımından söz ediyorum? Belki de eşit olmayan dağılım, burada raslansaldır – belki bu, bir desiyatinlik verilmiş-[sayfa 538] toprağa, biçilen verginin tipik bütçeler derlemek için seçilen çiftliklerin bulunduğu, farklı uyezdlerde ya da farklı köy topluluklarında farklı oluşuna dayanmaktadır. İşte bu kaçınılmaz itirazı önlemek için, bu söylediklerimden sonra, hemen açıklamaya devam ediyorum: “... Vergilerin köy topluluğu içindeki dağılımından söz-ediyoruz, çünkü, bir desiyatinlik verilmiş-toprak başına düşen vergi ve yükümlülükler miktarını hesaplarsak, bunların hemen hemen aynı olduğunu görürüz. ...” Eğer eleştirmen bu sözlerin doğruluğunu araştırmak isteseydi, yapması gereken tek şey, 134. sayfadaki tablo [42] ile (çiftlik başına düşen vergi ve resimlerin miktarı), 140. sayfadaki tabloyu [45] (aile başına düşen verilmiş-toprak miktarı) karşılaştırmaktı. Böylece, bütçe verilerine bakılırsa, bütçeleri saptanan çiftlikler ayrı topluluklara ve hatta ayrı uyezdlere ait olsalar da, bir desiyatinlik verilmiş-toprak başına düşen vergi ve resim miktarının hemen hemen aynı olduğuna kolayca inanacaktı.
      Ve şimdi, Bay Eleştirmenin muhalifini yıkmak için hangi yöntemleri kullandığına bakın. Bir desiyatin verilmiş-toprak başına düşen vergi miktarına ilişkin altım çizdiğim sözleri seçiyor, bu sözlerin yalnızca bütçe verilerine ait olduğunu farkedemiyor (aynen böyle!); bu sözlere, bir desiyatin verilmiş-toprak başına düşen vergi miktarının bütün Rus köylülüğü için hemen hemen aynı olduğu anlamını yakıştırıyor; ve bu son sonuçtan dolayı, muzafferane bir tavırla, beni, Zemstvo istatistik yayınlarından haberdar olmamakla suçluyor ve farklı köy topluluklarında, volostlarda ve uyezdlerde, bir desiyatinlik verilmiş-toprak başına düşen vergi miktarının aynı olmaktan çok uzak olduğu yolundaki (herkesçe bilinen) gerçeği doğrulamak için iki tablo veriyor. Bu hileyi yaptıktan sonra eleştirmen devam ediyor: “Gerçekten de, tek ve aynı büyüklükte verilmiş-toprak alman bir köy topluluğu içinde, ödemeler hemen hemen değil, gerçekten aynı büyüklükte olacaktır. Bütün sorun şu ki, Bay İlyin hangi köy topluluğundan sözettiğini bilmemektedir. Bay İlyin’in, Zemstvo istatistiklerini istismar etmesi ile işimizi bitirmek için” vb.. (2292.) Bilimsel yazında, bu türden başka bir eleştiri örneği daha bulunabilir mi, çok bilmek isterdim.
      Bay Skvortsov’un, benim sunduğum bütçe verilerinin kesin “değersizliğini” hangi yöntemlerle “kanıtladığını” gördükten sonra, herhalde, eleştirmenin, bütçe verilerinin kullanılmasına karşı hoşnutsuzluğunu ifade ederken kullandığı keskin (ve aciz) terimleri i ihmal edebiliriz. Bay Skvortsov, bütçelere ilişkin yığınsal [sayfa 539] veriler talep etmekle, açıkça, gene konuyla hiç bir ilgisi olmayan bir şeyden sözetmektedir, çünkü belirli çiftliklere ait, örneğin benim kullandıklarım gibi tanımlar, asla yığınsal bir nitelikte değillerdir ve asla böyle olamazlar. Belirli çiftliklerin bütçeleri hakkındaki yazını eleştirilen kesimin başında belirtmiştim, ve eğer eleştirmen bana ekleme yapsa ya da beni düzeltseydi, ona ancak müteşekkür kalırdım. Ama Bay Skvortsov, tartışılan konunun özüne dokunmadan nasıl “eleştirileceğini” biliyor! Bütçe verilerine ve “yığınsal verilere” göre, ailelerin ortalama büyüklüklerim, ekili alanı, kirayla tutulan toprağı ve atı olmayan ve tek atı olan aile başına hayvan sayısını karşılaştırarak, bütçelerin tipik olduğunu kanıtlamaya çalıştım (kitabımın 142-143. sayfası); ama bizim sert eleştirmen, buna sadece bir “gariplik” diyor – neye dayanarak, kimse bilmiyor. Belki de “eleştirmenin birinin, Şişikov adını çok komik bulmasındaki nedenin aynısına dayanmaktadır. – Yalnızca ... Voronej eyaletinde, tahılın ... sonbahardan sonra elden çıkarılması ve ilkbaharda alınmasına pek ender raslandığı halde, bütün Rusya için” bu tip elden çıkarmanın geçerli olduğunun, herhalde Bay Nik.–on tarafından kanıtlanması nedeniyle de olsa, bütçeler, “tipik değildir”. (2291.) Les beaux esprits se renconirent4 diyen atasözü çok doğrudur. Bu “gerçek” marksist, Bay Pavel Skvortsov, “gerçek” marksist, Bay Nikolay –on’un iddiaları ile Zemstvo istatistik verileri arasında bir çelişki ile karşılaştığı zaman, sorunu hiç duraksamadan, Bay Nik. –on’un sözlerinin yanlış, ya da çok genel olduğu yolunda değil de, verilerin tipik olmadığı yolunda çözümlemektedir! Ayrıca sonbaharda tahıl satıp ilkbaharda tahıl satın almak sorununun, bazı bütçelerin, sorunu incelerken hiç yararlanmadığım bütçelerin tipik olup olmadığı tartışması ile ne ilgisi var?

III

;       Bana atfedilen şeyleri açıklamak gibi nankörce bir işten sonra, Bay Skvortsov’un herhalde pek inandırıcı saydığı sert azarlarla (“fetişizm”, “kesinlikle anlayamama”) formüle edilmiş bile olsa, ve eleştirmenin kendi görüşleri, açıkça ifade edileceği yerde, üstü kapalı olarak konmuş bile olsa, nihayet temel konularda bir itirazla karşılaşmak bir zevk oluyor. Bay Skvortsov, [sayfa 540] görüşlerimin “bütün kitabın merkezî konusu olduğunu” söylerken çok haklıdır.
      Anlaşamadığımız noktaları daha kesin saptamak için, karşıt görüşlerimizin, iki aşırı formülasyonunu karşılaştıracağım: Herhalde Bay Skvortsov düşünüyor ki (her halükârda itirazlarından bu çıkıyor) köylüler özgürlüklerine kavuştukları zaman ne kadar az toprak aldılar, ve ona ne kadar yüksek fiyat ödedilerse, Rusya’da kapitalizmin gelişmesi o kadar hızlı olacaktır. Ben tersini düşünüyorum: özgürlüklerine kavuştukları zaman köylüler ne kadar çok toprak. aldılar ve ona ne kadar düşük bir fiyat ödedilerse Rusya’da kapitalizmin gelişmesi o kadar hızlı, geniş ve özgür olacaktır, nüfusun yaşam düzeyi o kadar yüksek, içpazar o kadar geniş, üretime makinenin sokulması o kadar hızlı olacaktır; kısacası, Rusya’nın iktisadî gelişmesi, Amerika’nınkine o kadar çok benzeyecektir. Kanımca bu son görüşün doğruluğunu tanıtlayan iki durumu belirtmekle yetineceğim: (1) toprak azlığı ve vergi yükü, Rusya’nın çok önemli bir kesiminde, özel toprak sahibi çiftçiliğine ait emek-hizmeti sisteminin, yani doğrudan doğruya serfliğin bir kalıntısının gelişmesine yol açmış,5 hiç de kapitalizmin gelişmesine neden olmamıştır; (2) serfliğin ya hemen hiç bilinmediği, ya da çok zayıf olduğu ve köylülerin toprak kıtlığı, emek-hizmeti ve vergi yükünden dolayı en az çile çektikleri sınır bölgelerimizdedir ki, tarımda kapitalist gelişme en büyük boyutlara ulaşır. Bu karşılaştırma, özellikle, Bay Skvortsov’un ihmal ettiğim için, beni şiddetle ve her yönden suçladığı “bir toplumsal formasyondan ötekine geçişin” koşullarını tahlil etmek için gereklidir.
      Bay Skvortsov’un bu ülkenin köylü iktisadındaki iktisadî süreçlere ilişkin görüşlerinin son derece basmakalıp oluşu, göçe ve kapitalizmin ortaçağ engellerini nasıl yıktığına dair sözlerinden de anlaşılmaktadır. Bu durumda, Bay Pavel Skvortsov ile Bay Nikolay –on’u karşılaştırmakta haksız mıymışım? Her ikisi de, göç sorununu, göçe “önem verenlerin”, son derece basit ve [sayfa 541] tümüyle olumsuz eleştirisiyle “çözüyorlar”. Ama bu sonuç, ancak, kesinlikle soyut ... beylik laflarla yetinen, en ilkel –yani, “gerçek” marksizme yaraşır. Göçe “önem vermek” ne demektir? Eğer bu sözleri, sözlük anlamıyla ele alırsak, yıllık göçlere, önem vermeyen aklıbaşında ve belleği kuvvetli bir tek iktisatçı var mıdır? Eğer bu sözleri, kapitalizme özgü anlamda ele alırsak, o zaman, birincisi, Bay Skvortsov benim kastettiğim anlamı tahrif etmektedir, çünkü aktardığı pasajda tam tersini diyorum. İkincisi de, Rusya’nın gelişmesinin ve iktisadî sisteminin özelliklerini incelemeye girişen bir iktisatçı, (yalnızca, Marx’tan uzun ve çoğu kez ilgisiz aktarmalar yapmakla kalmamalı) zorunlu olarak sormalıdır: Rusya’da göçlerin etkisi nedir? Sorunu özel olarak incelemeden, Bay Skvortsov’un işaret ettiği pasajda, köylülükteki farklılaşmaya ilişkin sonuçlarımın, Bay Hurviç’inkilere tamamen uyduğunu söyledim.6 Üsteli kitabımın öteki kısımlarında göç konusuna tekrar tekrar değiniyorum. Belki bu konudaki görüşlerim yanlıştır, ama Bay Skvortsov, bunları düzeltmek ya da tamamlamak için hiç bir şey yapmıyor; sert azarlarıyla, sorunun üstünü tamamen örtüyor. Ayrıca, sözlerim, Bay Skvortsov’un, “meta fetişistinin, şimdi bu fetişinin mucizevî gücüne inandığı” (aynen böyle!) sonucuna varmasına dayanak oluyor. Artık, bu gerçekten de “ezici”dir! Ama haklı olduğumu yadsıyor musunuz, pek saygıdeğer Bay Eleştirmen? Neden gerçeklere ilişkin görüşlerinizi herkesle paylaşmıyor ve hiç olmazsa bir uyezde ait verileri incelemiyorsunuz? Zemstvo istatistiklerini özel olarak inceleyen bir kişinin bunu yapması pek doğal olacaktır! Ve ben, Bay Skvortsov’un, herkesi korkutmaya yeten –kimsenin bundan kuşkusu var mı?– korkunç sözlerine (fetişizm, mucizevî güç) karşın, bu görüşü savunmaya cesaret etmekteyim.7 [sayfa 542]
      Nihayet, Bay Skvortsov’la esasların tartışılabileceği son nokta, Zemstvo istatistiklerinin köylülük sınıflandırmasıdır. Bay Skvortsov, Zemstvo istatistiklerini özel olarak incelemiştir ve yanılmıyorsak incelemeye devam etmektedir. Bu yüzden, onun gerçeklere dayanan bir şeyler söylemesini ve bu tartışmalı ve son derece ilginç konuyu açıklamasını beklemeye hakkımız vardır. Şöyle yazıyorum: “verilmiş-toprağa göre yapılan her sınıflamayı a limine reddediyor ve yalnızca iktisadî güce göre (çeki hayvanları, ekili alanlar) yapılan sınıflandırmayı kullanıyoruz”, ve devam ederek diyorum ki, Zemstvo istatistiklerimizde çok daha fazla görülen verilmiş-toprağa göre sınıflandırma, kesinlikle uygun değildir, çünkü yaşam (köy topluluğu içindeki), verilmiş-toprak tasarrufundaki eşitliği bozmaktadır: verilmiş-toprakların kiraya verilmesi, toprak satın alma ve kirayla tutma, ve tarımın ticarî ve sınaî işlerle ve ücret karşılığı çalışma ile desteklenmesi gibi herkesçe bilinen ve karşı çıkılamayan gerçekleri hatırlamak yeter. “İktisadî istatistikler, zorunlu olarak, çiftliğin tipini ve çapını, sınıflandırmanın temeli yapmak zorundadırlar.” (88.) Bay Skvortsov’un “eleştirisi” ise şundan ibarettir: “Bay İlyin, köylülüğe ait istatistiklerin, verilmiş-topraklara göre sınıflandırılmasından hoşnut değildir. İki [aynen böyle!] istatistik sınıflandırması vardır. Biri, tarihî sınıflandırma, ki buna göre, kayıtlı kişi başına aynı verilmiş-toprak miktarına sahip köy toplulukları [!] bir grupta toplanmıştır. Öteki ise, olaylara dayanan sınıflandırmadır, buna göre, eşit büyüklükte verilmiş-topraklara sahip köylü çiftlikleri, dahil oldukları köy toplulukları gözönünde tutulmaksızın, bir grupta toplanır. Tarihî sınıflandırmayı önemli yapan şey, köylülüğün feodal toplumdan kapitalist topluma hangi koşullar altında [sayfa 543] geçtiğini göstermesidir. ...” ve yukarda incelemiş olduğumuz bu konu üzerinde devam edip gidiyor. “Bay İlyin’in önerdiği sınıflandırma ... köylülüğümüzün bir toplumsal oluşumdan ötekine geçişinin koşullarının tarihî olarak kavranmasını kesinlikle karıştırmaktadır. Bay İlyin’in önerisi, daha çok, Almanya’da yapılanlar gibi, bir sınaî sayım niteliğindedir [aynen böyle!].” (2289.) Bu, Bay Skvortsov’un, uzmanlaştığı bir konuda ve dünya kadar iyi niyet gösterilse de Marx’tan “aktarma” yapılamayacak bir sorun üzerinde yaptığı eleştirinin bir örneğidir. Soru şudur: Ben, evden eve verilerin sınıflandırması üzerine durduğum halde, köy topluluklarının “tarihî” sınıflandırması üzerine tartışmanın ne anlamı vardır? Bugünkü evden eve verilerin sınıflandırılması, hangi mucizevî yollarla köy topluluklarına ait, eskiden saptanmış tarihî verileri “kesinlikle” karıştırabilir? Bay Skvortsov’un, ancak tarihe sırtını döndüğü ölçüde bu konuda “tarihî” lafını kullanmaya hakkı vardır. Eğer köy topluluklarının kayıtlı insan başına düşen verilmiş-toprak köylülüğüne göre sınıflandırılması, 40 yıl önce olanların tarihi ile ilgili ise, gözlerimizin önünde, gitgide artan bir hızla sürüp giden şeyler de tarihtir. Ayrıca, Zemstvo istatistiklerini inceleyen ve bir peygamber edasından daha aşağı bir eda ile konuşmayan bir adam, ekili alanlara, çeki hayvanlarının sayısına, çalışan fertlerin sayısına, çiftlik emekçilerinin sayısına, ev sahibi olmaya vb. göre pek çok sınıflandırmalar bulunduğunu herkes bildiği halde, nasıl olup da “iki sınıflandırma vardır” (köy topluluklarının, verilmiş-topraklara göre ve ailelerin, verilmiş-topraklara göre sınıflandırılması) diye yazabilir, açıklamaya olanak yok. Tartışılan konu, tam da, bu sınıflandırma, gerçeklere ilişkin bir sınıflandırma mıdır? sorusu iken, Bay Skvortsov, nasıl böyle kesin bir biçimde ve en küçük bir kanıt bile olmaksızın, yalnızca verilmiş-toprağa göre sınıflandırmanın “gerçeklere ilişkin” olduğunu ilân ediyor? Birkaç uyezd için gösteriyorum ki, verilmiş-toprakların köylü çiftlikleri arasında dağılımında, bugün bile, nispeten çok büyük bir “eşitlik” göze çarptığı halde, (hali-vakti yerinde ailelerin %20’si, nüfusun %26-30’u, çeşitli uyezdlerde, ya da uyezd gruplarındaki verilmiş-toprakların %29-36’sına sahiptir), çiftçiliğin gerçeklere ilişkin göstergeleri, çeki hayvanları, ekili alanlar, gelişmiş aletler vb., istisnasız, her yerde, kıyaslanamaz ölçüde daha az eşittir. Bay Skvortsov, esaslar üzerine tek söz etmeden, benim sözlerimi eleştirmeye, hatta mahkûm etmeye çalışmaktadır.
      Söylemeye gerek yok ki, profesyonel bir istatistikçi olmadığımdan, sınıflandırma sorununu çözeceğimi iddia etmedim. Ama, [sayfa 544] kanımca, Zemstvo istatistiklerinin temel sorunları (Bay Skvortsov’un aktardığı pasajda belirttiğim gibi, ailelerle ilgili bilgileri sınıflama yöntemleri sorunu, temel bir sorundur), yalnızca Zemstvo istatistikçilerinin değil, bütün iktisatçıların tartışma hakkına sahip ve hatta bununla yükümlü oldukları konulardır. Rusya’daki gerçek iktisadî durumu, Zemstvo istatistikleri olmaksızın inceleyebilecek bir iktisatçı düşünemiyoruz; ve eğer Zemstvo istatistiklerinin işlenmesi ile iktisatçıların çalışması, bağımsız olarak, herbiri kendi yolunda ilerlerse, ne biri, ne de öteki doyurucu sonuçlar elde edemez. Verilmiş-topraklara göre sınıflandırmanın, gerçeklere ilişkin yeterli bir sınıflandırma olmadığını, çeki hayvanlarına ve ekili alanlara göre kitabımda yararlandığım birkaç sınıflandırma vermiş olan, Zemstvo istatistikçilerinin kendileri de kısmen kabul etmektedirler. Tam şimdi, sorunun öneminin hemen hemen bütün marksıstlerce özellikle vurgulandığı ve başka eğilimlerdeki iktisatçılarca bile yadsınmadığı bir zamanda, sorunun yeniden incelenmesi özellikle gereklidir. Oysa Bay Skvortsov, eleştiri sunacağı yerde, bize şu aşağıdaki gibi, süslü ama tamamen yavan cümleler sunmaktadır: “Zemstvo sonuçlarının, köylü tannandaki üretim ve yeniden üretimi ayrıntılı bir biçimde anlatan bir özetine gereksinmemiz vardır. Öyle ki, herkes böyle bir özeti ele alabilsin ve Bay İyyin, Postnikov ve Hurviç’in ulaştığı ‘sonuçların’ doğruluğunu araştırsın.” (2292.) Evet, kuşkusuz “bir özete gereksinmemiz var”; ama eğer bu sözler birer boş laf olarak kalmayacaksa ve eğer, bu özet, Rusya’nın mevcut iktisadî sisteminin ve bu sistemdeki evrimin ortaya çıkardığı temel sorunları yanıtlamayı gerçekten başaracaksa, gereken şey, böyle bir özeti çıkarmak için kullanılacak yöntemlerin ne olduğu temel sorununu ortaya atmak ve bütün acılardan tartışmak, yalnızca Zemstvo istatistikçileri arasında değil ve hele şu ya da bu Zemstvo istatistik bürosunun dört duvarı arasında hiç değil, mutlaka genel yayınlarda tartışmaktır. Ben kitabımda bu “sorunu Ortaya attım ve çözümünü göstermeye çalıştım. Bu çözümün doğru Olup olmadığına karar vermek kuşkusuz bana düşmez. Ama, Bay Skvortsov’un bütün sertliğine karşın, sorun hakkında hiç bir şey söylemediği, bunun yerine, hiç bir dayanağı olmaksızın” alışılmış yöntemleri ve daha 1885’te eskimiş olan bir görüş acısını savunduğu sonucuna ulaşmakta da haklıyım. (Bkz: Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi, s. 87’deki [26.] dipnot. Burada, Bay V. V.’nin “Yeni Tipli Bir Yerel İstatistikî Yayın” başlıklı makalesinden, “istatistik verilerinin, köy ya da köy topluluğu gibi en farklı iktisadî gruplardan oluşan bir yığına değil, grupların kendilerine uyarlanması [sayfa 545] gerektiğini” kabul eden sözlerini aktarıyor ve Bay V. V.’nin kendisinin bu en farklı gruplara ait verilen neden hiç kullanmadığı sorusunu ortaya atıyorum.)
       

      Bitirirken, “Ortodoksluk” hakkında birkaç söz etmek gereksiz olmayacaktır; çünkü, Bay Skvortsov’un “gerçek” marksist pozunda ortaya çıkışı, deyim yerindeyse, insanın kendi durumunun ne olduğunu, mümkün olan en kesin biçimde tanımlamasını özellikle acil hale sokmaktadır. Bay B. Avilov’u Bay Skvortsov’la aynı düzeye koymayı hiç istememekle birlikte, Bay B. Avilov’un, Nauçnoye Obozrenye’nin aynı sayısındaki makalesinden bir pasaja değinmeyi gerekli gördüm. Bay B. Avilov, bu makalenin bir dipnotunun sonunda şöyle diyor: “Bay İlyin de Ortodoksluğu savunmaktadır. Ama kanımca, Ortodoksluğa’, yani Marx’ın basit yorumuna hâlâ epeyce yer vardır. ...” (s. 2308.) Sanırım, altını çizdiğim sözler muhtemelen bir dil sürçmesidir, çünkü, Ortodoksluk ile hiç de Marx’ın basit yorumunu kastetmediğimi tam bir kesinlikle söylemiştim. Bay B. Avilov’un sözettiği makalede: “Hayır, ‘Ortodoksluk bayrağı altında kalalım* daha iyi” sözlerinden sonra şöyle diyorum: “Ortodoksluğun, herhangi bir şeyi güvenle kabul etmek anlamına geldiğini, Ortodoksluğun eleştirel uygulama ve gelişmeyi dıştaladığını, tarihi sorunların üstünün soyut şemalarla örtülmesine izin verdiğini sanmayalım. Eğer gerçekten de bu affedilmez günahları işlemiş Ortodoksluk taraftarları varsa, bu suç, hiç bir zaman, tamamen karşıt nitelikleriyle göze çarpan Ortodoksluğa değil, bu taraftarlara aittir.” (Nauçnoye Obozrenye, 1899, n° 8, s. 1597.)[176] O halde, herhangi bir şeyi güvenle kabul etmenin, eleştirel uygulama ve gelişmeyi dıştalamanın affedilmez bir günah olduğunu söylüyorum, uygulamak ve geliştirmek için de “basit yorumlamanın” yeterli olmadığı ortadadır. Sözde “yeni eleştirel akımı” savunan marksistlerle, “Ortodoksluk” denen şeyi savunanlar arasındaki anlaşamamazlık, marksizmi farklı doğrultularda uygulamak ve geliştirmek istemelerindedir: bir grup, marksizmin temel görüşlerini değişen koşullara ve farklı ülkelerin yerel özelliklerine göre geliştirerek ve diyalektik materyalizmi ve Marx’ın siyasi-iktisadî öğretilerini daha da işleyerek, tutarlı marksistler olarak kalmak istemekte; öteki grup ise, Marx’ın öğretilerinin az ya da çok önemli bazı yönlerini kabul etmemekte, ve örneğin felsefede, diyalektik materyalizmin değil yeni-kantçılığın yanını, ekonomi politikte ise, Marx’ın [sayfa 546] öğretilerinden bazılarına “tarafgir” damgasını yapıştıranların yanını tutmaktadırlar vb.. Birinciler, ikincileri, bu açıdan eklektisizm ile suçlamakta ve kanımca, böyle yapmakta da pek haklı nedenlere dayanmaktadırlar, ikinciler ise, birincilere, “ortodoks” demekteler, unutmamak gerekir ki, bu terim, tartışma halindeki muhalifler tarafından kullanılmaktadır; “ortodoks” genel olarak eleştiriyi değil, yanlızca eklektiklerin “eleştirisini” reddederler (bunlar, kendilerine, ancak, felsefe tarihinde Kant’ın ve onun izleyicilerinin öğretilerine, “eleştiri”, “eleştirel felsefe” dendiği ölçüde, kendilerine “eleştiri” savunucuları deme hakkına sahiptirler). Aynı makalede, kanımca, marksizmdeki eklektik olmayan, tutarlı ve tamamlayıcı gelişmenin temsilcileri olan ve –felsefe alanında, ekonomi politik alanında, ve tarih ve siyaset alanında– bu gelişme için, örneğin eklektik görüşlerinin salt tekrarını bugün birçoklarının ileri doğru büyük bir adım saydıkları Sombart ya da Stammler8 ile kıyaslanamayacak ölçüde daha fazla bir şey yapmış olan yazarların adını vermiştim (s. 1569, dipnot, ve s. 1570, dipnot*). Eklememe gerek yok ki, son zamanlarda, eklektik eğilimin temsilcileri E. Bernstein etrafında toplanmışlardır. “Ortodoksluğum” sorunu ile ilgili olarak bu kısa sözlerle yetineceğim, çünkü, hem bu sorun, makalemin konusuyla doğrudan ilgili değildir, hem de burada, birincilerin görüşlerini ayrıntısı ile geliştirecek durumda değilim ve konuyla ilgilenenlere Alman yazınını salık vermek zorundayım. Bu konuda, Rusya’daki tartışmalar, yalnızca Almanya’dakilerin yansımalarıdır ve bu sonuncuları bilmedikçe, tartışılan konu hakkında gerçekten kelin bir fikir edinmek olanaksızdır.9 [sayfa 547]
       
      Nauçnoye Obozrenye,
      Mayıs ve Haziran 1900, n° 5 ve 6.
      İmza: Vladimir İlyin






Dipnotlar


      1 Bu arada çevirilere de değinelim. Bay Skvortsov, kitabımdan şu pasajı aktarıyor: “... sanki, onlar (üretim güçleri) için en son sınırı, sadece toplumun mutlak tüketim gücü teşkil ediyormuş gibi” (42), ve bana şu kesin uyarıyı yapıyor: “Bay Ilyin ... çevirisindeki beceriksizliği farketmemiştir, oysa orijinal metin bunu açık ve basit bir biçimde ifade etmektedir: ‘... als ob nur die absolute Konsumptionsfähigkeit der Geselîschaft ihre Grenzebilde’.” (2286.) Bu (tamamen doğru) çevirinin neresinde bata olduğunu eleştirmen belirtmiyor Ama kendisinin ne kadar titiz olduğunu göstermek için, onun birkaç çevirisini aktarmak yetecektir. Sayfa 2284: “Ama normal yıllık yeniden üretim belirli bir çapta gösterildiği zaman ... böylelikle o da gösterilir...” (orijinalinde: ist damit auch unterstellt); sayfa 2385: “Esas olarak basit yeniden üretimle uğraşıyoruz. Daha ilerde ürünlerin değerleri üzerinden değiştirildiği gösterilmekle kalınmayacak”, (orijinalde: Ferner wird unterstellt) vb.. Demek ki, kusursuz Bay Skvortsov, “unterstellen”in “göstermek” anlamına geldiğine ve “wird interstellt”in gelecek zaman olduğuna, kesinlikle inanmaktadır.
      Bize, “şimdi kapitalist üretim biçimi tarım sanayiine eşittir (2293) gibi tümceler sunan sert eleştirmenimizin üslubundan ise hiç söz etmiyoruz.
      2 Kapital’in birinci cildinin, manüfaktürle ilgili Onikinci Bölümün-de [Sol yayınları basımında Ondördüncü Bölüm .] “Manüfaktürde İşbölümü ve Toplumda İşbölümü” başlıklı özel bir kesim vardır. Marx bu kesimin başında şöyle diyor: “Şimdi de, manüfaktürdeki işbölümü ile, her türlü meta üretiminin temelini teşkil eden toplumsal işbölümü arasındaki ilişkiye şöyle bir değineceğiz.” (Das Kapital, I2, s. 362.)[175] Bunu öfkeli Jüpiterimizin hilesi ile karşılaştırmak gerçekten de ne kadar eğitici oluyor!
      3* Bkz: Lenin, Collected Works, c. 2, “Perm Eyaleti 1894-95 Elsanatı Sayımı”.
      4 * Bütün büyük kafalar aynı biçimde düşünürler, anlamında bir Fransız atasözü. -ç.
      5 Bu arada şunu da belirtelim ki, kitabımda bu tezi (emek-hizmetinin serfliğin bir kalıntısı olduğunu) kesinlikle ileri sürüyorum. Bay Skvortsov, bu konuda hiç bir şey demiyor, ama benim, esas olarak, emek-hizmetinin Russkaya Pravda zamanından beri varolduğu yolundaki sözlerimi ele alarak hiddetten köpürüyor; Klyuçevski’den bir aktarma yapıyor, 12. yüzyıldaki içpazarlardan ve meta fetişizminden sözediyor ve “meta üretiminin, Russkaya Pravda günlerinden bu yana, tarihteki mucizevî ve her şeyi açıklayan başlangıç noktası olduğunu” (aynen böyle!) düşündüğümü iddia ediyor. Anlaşılan bu, “çi-çi” türündeki eleştirinin bir başka örneğidir, ve sanırım buna bu makalenin başında pek fazla zaman ayırmıştık.
      6 Bay Hurviç’in sözü geçmişken belirtelim. Bay Skvortsov, marksist yazında iki kitabın yazarı ve dergilere katkıda bulunan bir kimse olarak bilinen bu yazarın ulaştığı “sonuçlara” karşı takındığı haksız ve kibirli tutumla, ancak, kendini beğenmişliğini göstermektedir.
      7 Benim: “Kapitalizm ortaya çıkmadan önce, Rusya’da tarım, soylulara ait bir iş, bazıları için beylere özgü bir merak ve başkaları için ise bir görev, bir zorunluluktu” (278) yolundaki sözlerim, Bay Skvortsov’a göre, “bütün bir toplumsal oluşumun, feodal üretim biçiminin, yalnızca bir bey merakı olduğunu göstermektedir”. Hayır Bay Skvortsov, hiç de bunu “göstermiyor”, çünkü başka yerde “feodal iktisadın, kesin, düzenli ve tam bir sistem olduğunu” (169, [dipnot]) belirttim, burada ise, ben, yalnızca bu sistemin özelliklerinden birini tanımlamaktayım. Toprakbeyi iktisadının bir “bey merakı” unsurunu içerdiğini, ‘’feodal ya da köleliğin acısını çeken kırların Oblomovlarını” ansıyan herkes, kolayca görebilecektir (193); ve bu durum”bey merakı” deyimini icat eden Zemstvo istatistikçileri tarafından da doğrulanmaktadır (189); – bu, Rusya’da tarım makineleri sanayiinin gelişmesindeki belli bir döneme ait verilerle bile kanıtlanmaktadır: toprak beylerinin dışardan, kolayca, hem içki, hem de makine getirme çabaları (170-171), (194), bir “bey merakı”ndan başka bir şey değildi. – “Kapitalizmin, malikâne beyini [votçinnik]” (Bay P. S., bu kategorinin, yalnızca “serfliğin doğuşundan önceki” dönem için geçerli olduğunu düşünmekle yanılıyor; aynı zamanda serflik dönemi için de geçerlidir) “ve bağımlı köylüyü sanayici haline dönüştürmesi, ne zaman ve nerede tamamlanmıştır, yazık ki Bay İlyin bunu bize söylemiyor.” (2293.) Kitabımın, tam da tarımın ticarî ve sınaî işletmeye dönülmesini anlattığım, İkinci, Üçüncü ve özellikle Dördüncü bölümlerinde bundan sözediyorum. Çok olasıdır ki, bu süreç hakkında söylediklerimin tamamlanması ve düzeltilmesi gerekir; hiç kuşkum yok, her ciddî ve bilgili eleştirmen bunu yapacaktır; ama ne yazık ki, Bay Skvortsov, sadece sert azarlar Söyleyerek sorunun üstünü tamamen örtüyor. Bu kadarı da yeter artık!
      8 . Cunow’un Stammler’e karşı söylediği pek yerinde sözlere bakınız. Cunow’un makalelerinden bir kısmı çevrilmiş ve 1899’da Nauçnoye Obozrenye’de yayınlanmıştır; sonra, B. Lvov’un Sosyal Yasa’sına (ibid.) ve Nauçnoye Obozrenye’nin 1900’de yayınlamayı vaadettiği Bay Sadi Günter’e ait makalenin çevirisine bakınız.
      * Bkz: Lenin, Collected Works, c. 4, “Bir Kez Daha Gerçekleştirme Teorisi Üzerine”. -ç.
      9 Son zamanlarda, yazınımızda “biçimlenmeye” başlayan, “yeni” “eleştirel” akımın özü, kanımca, bu eklektisizmdir. (Bkz: Struve’nin Jizn, 1899, n° 10 ve 1900, n° 2’deki makaleleri; ve Tugan-Baronovski’nin, Nauçnoye Obozrenye, 1899, n° 5 ve 1900, n° 3’teki makaleleri.) Adı geçen ilk yazar, beş yıl kadar Önce, Eleştirel Sözler’inde, eklektisizme doğru eğilimlerini biçimlendirmeye” başlamıştı ve bu kitap çıkar çıkmaz (Struve’nin de hatırlamak lütfunda bulunacağı gibi), görüşlerindeki marksizm ve burjuva bilimi karışımına, halkın “gözünü açma” amacıyla bir girişim yapılmıştı.[177] Bu nedenle Struve’den şunları işitmek garip oluyor; “İnsanın, yalnızca, Marx’ın öğretilerinin, sözde, ‘burjuva’ eleştirisine [yoksa sözde demek yanlış mı? – V. İ.] gözlerini kapaması ve bu öğretileri tekrarlamak ve başka sözcüklerle aktarmakla uğraşması, bugüne kadar yalnızca yararsız değil, hatta zararlı olmuştur.” (Jizn, n° 2, 305.) “İnsanın”, sadece burjuva bilimine değil, aşırı bilgisizlik taraftarlığına kadar ve o da dahil olmak üzere, en saçma doktrinlere bile “yalnızca gözlerini kapaması”, kuşkusuz ve tabiî ki zararlıdır, bu, genellikle bilinen bir şeydir. Ancak, onu gözetim altında tutarak ve ondan yararlanarak, ama ona karşı eleştirel olarak ve kendi dünya görüşünün bütünlüğü ve kesinliğini terketmeden burjuva bilimine gözlerini kapamamak başka bir şeydir, burjuva bilimine kapılmak ve örneğin Marx’ın “tarafgir” vb. olduğu yolundaki çok kesin bir anlama ve öneme sahip olan lafları yinelemek de gene başka bir şeydir. “Tekrarlama ve başka sözcüklerle aktarmaya” gelince, Böhm-Bawerk ve Wieser’in, Sombart ve Stammler’in tekrarlanması ve başka sözcüklerle aktarılması, kendi başına Önsel olarak, Marx’ın tekrarlanması ve aktarılmasından daha fazla mı dikkate değer? Marx’ı tekrarlamanın (dikkatinizi çekerim, Rus yazınında) “zararlı olduğunu” (aynen böyle), görmeyi başaran Struve, moda burjuva “bilminin”, moda düzeltmelerini eleştirmeden tekrarlamanın zararlı olduğunu görememiş midir? Böyle bir görüşe ve bugünkü “fikir bocalamalarına”, affedilmez bir biçimde “gözlerini kapama” durumuna ulaşmak için, insanın marksizmden ne kadar da çok uzaklaşmış olması gerekir! Makalesinin sonunda, Struve, özellikle, sözde “eleştirmenlerin” öne sürdükleri sorularda benim görüşlerimi istiyor. Bunu şöyle yanıtlayacağım: şimdi beni özellikle ilgilendiren şey, felsefe ve ekonomi politikteki çağdaş eklektik akımıdır, ve hâlâ, gelecekte bir gün, bu akımın sistematik bir tahlilini yapmayı umuyorum;[178] ama ... eklektisizmin herbiri “temel hata”sının ve “temel aykırılığının peşinden koşmak (saygıdeğer “eleştirmenlerin” affını rica ederim!) hiç ilginç değildir. Bu nedenle, şimdilik, bir karşı-öneri ile yetineceğim! Bırakın yeni “eleştirel akım” en belirgin biçimini alsın ve salt laf dokundurmakla kalmasın. Bu iş ne kadar çabuk olursa o kadar iyi olur, çünkü, o zaman, karışıklık daha az olacak ve halk marksizm ile, Marx’ın burjuva eleştirisindeki yeni “akım” arasındaki farkı daha açık bir biçimde değerlendirecektir.



Açıklayıcı Notlar

      [169] Lenin’in “Eleştirel Olmayan Eleştiri” başlıklı makalesi, bir “legal marksist” olan P. N. Skvortsov’un,
Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi üzerine düşmanca incelemesine bir yanıttır. Lenin, 1900 Ocağında, Şuşenskoye’deki sürgününün son haftalarında, makale üzerinde çalışmaya başladı. Bu bilgi, N. K. Krupskaya’nın Lenin’in annesi M. A. Ülyanova’ya yazdığı 19 Ocak 1900 tarihli bir mektupta bulunmaktadır. Makale 1900 Martında. Lenin’in sürgünden dönmesinden sonra bitirilmiş ve Mayıs ve Haziran 1900’de Nauçnoye Obozrenye’de yayınlanmıştır. Bu. Lenin’in, dışarı gitmeden önce, Rus legal yayınında çıkan son makalesidir. -329
     
[170] Lenin, Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi’ne yaptığı atıflarda, 1899 baskısının sayfa numaralarını veriyor. Banlar, mevcut baskının sayfalarına uyacak biçimde değiştirilmiştir. -531
     
[171] Tırnak içindeki “Çi-çi-kov ... vb.” sözleri. Çernişevski’nin Rus Yazınında Gogol Dönemi Üzerine Makaleler adlı yapıtındaki şu parçanın açıklamasıdır: “Ölü Canlar”ın espirili bir eleştirisi şöyle yapılabilir: Kitabın başlığı olan Çiçikov’un Maceraları [pohozdeniya] ya da Ölü Canlar sözünü naklettikten sonra doğrudan doğruya şöyle başlayın: ‘Çi!’Çi! kov’un.–okur hapşırdığınıı sanmasın– sakinleşmesi (prohlajdeniya)... vb., vb..’ Bir yirmi yıl kadar önce, bunu espirili bulan okurlar vardı.” (Bkz: N. G. Çernişevski, Rus Yazınında Gogol Dönemi Üzerine, St. Petersburg 1892, s. 64.) -531
     
[172] Karl Marx, Capital, c. II, Moskova 1957, s. 116-117. -533
     
[173] Karl Marx, Capital, c. II. Moskova 1957 s. 115. -533
     
[174] Karl Marx. Capital, c. II. Moskova 1957. s. 470.
     
[175] Karl Marx, Capital, c. I, Moskova 1953, s. 350-351 (Kapital, s. 378). -536
     
[176] Lenin’in “Bir Kez Daha Gerçekleştirme Teorisi Üzerine” başlıklı, V. İlyin imzalı makalesi, Nauçnoye Obozrenye, n° 8, Ağustos 1899’da çıktı. (Bkz: Lenin, Collected Works, c. 4.) -546.
     
[177] “Marksizm ile burjuva bilmi karşısına, halkın, ‘gözlerim açma’ çabası.” Lenin’in, Narodnizmin İktisadî İçeriği ve Bay Struve’nin Kitabında Bunun Eleştirisi adlı çalışmasında, struvecilik, “legal marksizm” üzerine yaptığı eleştiriye bir atıftır. Lenin, Collected Works, c. 1’de yeralan bu makale, “legal marksistlerin” gerçek niteliğini sergilemiş ve bunların marksist bayrağa ve işçi sınıfı hareketini burjuvazinin çıkarları için kullanmaya çalışan burjuva liberalleri olduklarını göstermişlerdir. -548
     
[178] “Bu eğilimin sistemli bir tahlili” Lenin tarafından, Materyalizm ve Ampiryokntisizm’de yapılmıştır. Bu son derece önemli felsefî yapıt, 1908 de yazılmış ve 1909’da, Moskova’da kitap olarak yayınlanmıştı. -548



Sayfa başına gidiş