Viladimir İliç Lenin
Tarımda Kapitalizm


V. İ. Lenin'in "Capitalism in Agriculture" (Collected Works, vol. 4, pp. 105-159); "The Agrarian Question and The 'Critics of Marx'" (vol. 5, pp. 103-222; vol. 13, pp-169-216) ["Le capitalisme dans l'agriculture (Œuvres, t. 4, pp. 105-163); "La question agraire et les 'critiques' de Marx", Œuvres, t. 5, pp. 101-226; 1.13, pp. 179-228)] Tarımda Kapitalizm adıyla Ekim 1996 tarihinde Sol Yayınları tarafindan yayınlanmıştır.

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.
erisyay@kurtuluscephesi.org
Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında:
Tarımda Kapitalizm (716 KB)







İ Ç İ N D E K İ L E R

7 Tarımda Kapitalizm (Kautsky'nin Kitabı ve Bay Bulgakov'un Makalesi)
7 Birinci Makale
8 I
11 II
18 III
31 IV
88 V
47 İkinci Makale
47 I
58 II
61 Tarım Sorunu ve "Marx'ın Eleştirmenleri"
62 I. Azalan Verimlilik Tasası"
74 II. Rant Teorini
85 III. Tarımda Makineler
103 IV. Kent ile Kır Arasındaki Karşıtlığın Ortadan Kaldırılması. "Eleştirmenlerin Ortaya Koyduğu özel Sorunlar
118 V. "Modern, Gelişmiş Küçük İşletmelerin Zenginliği". Baden Örneği
127 VI. Bir Büyük ve Bir Küçük isletmenin Verimliliği. Doğu Prusya'dan Bir Örnek
144 VII. Köylü Çiftçiliği Konusunda Baden Anketi
168 VIII. 1882 ve 1895 Yıllarında Alman Tarımı Konusundaki Genel istatistikler. Orta-Büyüklükteki Işletmeler Sorunu
173 IX. Almanya'da Mandıracılık ve Tarım Kooperatif Toplulukları. Almanya'da Tarımsal Nüfusun Ekonomideki Durumuna Göre Dağılışı
193 X. Alman Bulgakov’u E. David'in "Çalışması"
205 XI. Büyük ve Küçük İşltmelerdeki Çiftlik Hayvanları
219 XII. Tarım Sorunu Konusunda Marksizme Karşı Çıkanlar Açısından "İdeal Ülke"
245 Açıklayıcı Notlar


TARIMDA KAPİTALİZM[1]
(KAUTSKY'NİN KİTABI VE BAY BULGAKOV'UN MAKALESİ)



BİRİNCİ MAKALE


      Bay S. Bulgakov'un, Naçalo, nº 1-2'de (bölüm II, s. 1-21), Kautsky'nin tarım sorunu üzerine yapıtını eleştiren "Tarımın Kapitalist Evrimi Sorununa Bir Katkı" adlı bir yazısı yayınlandı. Yazar, haklı olarak, "Kautsky'nin kitabının tam bir dünya görüşünü temsil ettiğini", teorik ve pratik öneminin büyük olduğunu belirtiyor. Bu yapıt tüm ülkelerde, genel konularda aynı düşünceleri paylaşan ve kendilerini marksist sayan yazarlar arasında bile ateşli bir tartışmaya neden olan ve olmaya devam eden bir sorunun belki de sistematik ve bilimsel ilk incelenmesidir. Bay Bulgakov, kendisini "negatif eleştiriyle", (Naçalo okurları için "kısaca" —daha sonra göreceğimiz gibi pek kısaca ve pek doğru olmayan bir biçimde— gözden geçirdiği) "Kautsky'nin kitabındaki özel tezlerin" eleştirisiyle sınırlıyor. Bay Bulgakov "ardından", "tarımın kapitalist evrimi sorununu sistematik bir biçimde sergilemeyi" ve böylece, Kautsky'ye karşıt "başka bir dünya [sayfa 7] görüşü" ortaya koymayı umuyor.
      Kautsky'nin kitabının Rusya'daki marksistler arasında küçümsenmeyecek ölçüde bir tartışmaya yolaçacağından ve Rusya'da da kimileri onu desteklerken, kimilerinin de ona karşı çıkacağından kuşkumuz yok. Nasıl olursa olsun, Kautsky'nin kitabına ilişkin bu satırların yazarının düşünceleriyle bay Bulgakov'un düşünceleri birbirine aykırı düşmektedir. Die Agrarfrage'nin[
1*] "önemli bir yapıt" olduğunu kabul etmesine karşın, bay Bulgakov'un değerlendirmesi şaşılacak ölçüde sert ve aynı eğilimde olan yazarlar arasında pek raslanmayan bir tonda. İşte bay Bulgakov'un kullandığı ifadelerden birkaç örnek: "fazla yüzeysel" ... "hem gerçek iktisat, hem gerçek tarımbilim açısından çok yetersiz" ... "ciddi bilimsel sorunlardan kaçınmak için Kautsky boş tümceler kullanıyor" (italikler bay Bulgakov'un!!), vb., vb.. Bu nedenle, biz, bu sert eleştirmenin anlatımını özenle inceleyeceğiz ve aynı zamanda okuru Kautsky'nin kitabıyla tanıştıracağız.
     

I


      Kautsky'ye çatmadan önce bay Bulgakov, geçerken Marx'ı şöyle bir paylıyor. Bay Bulgakov, Marx'ın sınırsız hizmetlerinin önemine değinmekle birlikte, büyük iktisatçının yapıtlarında, insanın, "kimi zaman tarihin yeterince çürütmüş olduğu ... yanlış görüşler"le karşılaştığını gözlemliyor. "Bunlar arasında, örneğin, tıpkı manüfaktür sanayisinde olduğu gibi, tarımda da, değişen sermayenin, değişmeyen sermayeye oranının azaldığı ve dolayısıyla tarımsal sermayenin organik bileşiminin sürekli olarak yükseldiği görüşü yeralmaktadır." Burada yanılan Marx mı, yoksa Bulgakov mu — bay Bulgakov'un anıştırmasında şu olgu var: Tekniğin ilerlemesi ve yoğun tarımın gelişmesi, kırsal ekonomide, çoğunlukla, belirli bir toprak alanının ekilmesi için gerekli emek miktarında bir artışa yolaçar. Bu, yadsınamaz. Ama bu, değişmeyen sermayeye göre, bu sermayeyle orantılı olarak değişen sermayenin [sayfa 8] azalması teorisini çürütmekten çok uzaktır. Marx'ın teorisi, yalnızca, d/s oranının (d=değişen sermaye, s=değişmeyen sermaye), genel olarak, d'nin birim alan başına arttığı durumlarda bile azalmaya eğilimli olduğunu göstermektedir; aynı zamanda, s daha hızlı artarsa, Marx'ın teorisinin yanlışlığı mı kanıtlanmış olur? Kapitalist ülkelerin tarımına gelince, d'de bir azalma ve s'de bir artış görülür. Almanya, Fransa ve İngiltere'de tarımda çalışan işçilerin sayısıyla orantılı olarak kırsal bölgelerdeki nüfus azalmakta, bunun yanısıra tarımda kullanılan makine sayısı artmaktadır. Örneğin, Almanya'da 1882 ile 1895 yılları arasında kırsal bölgelerde yaşayan nüfus 19.200.000'den 18.500.000'e (tarımda çalışan ücretli işçilerin sayısı 5.900.000'den 5.600.000'e) düşmüş; öte yandan tarım makinelerinin sayısı ise 458.369'dan 913.391'e[2*] yükselmiş; tarımda kullanılan buharlı makine sayısı (1879'da) 2.731'den (1897'de) 12.856'ya çıkmış; buharlı makinelerin toplam beygirgücü ise daha da fazla bir artış göstermiştir. Sığır sayısı (1883 ve 1892 yıllarında sırayla) 15.800.000'den 17.500.000'e, domuz sayısı ise 9.200.000'den 12.200.000'e yükselmiştir. Fransa'da kırsal nüfus, 1882'de ("özgür") 6.900.000 çiftçiden 1892'de 6.600.000 çiftçiye düşmüştür, tarım makinelerinin sayısındaki artış ise şöyledir: 1862'de 132.784; 1882'de 278.896; 1892'de 355.795. Öte yandan sığır sayısı, sırasıyla, 12.000.000; 13.000.000; 13.700.000 olarak artmış, atların sayısı ise sırasıyla 2.910.000; 2.840.000; 2.780.000'e inmiştir. (1882-92 döneminde atların sayısındaki düşme, kırsal nüfustaki düşmeden daha az belirgindi.) Kısacası, sorun tüm olarak ele alınacak olursa, modern kapitalist ülkelerin tarihi, Marx'ın koyduğu yasanın tarım alanında uygulanabilirliğini çürütmemiş, tam tersine, doğrulamıştır. Bay Bulgakov'un yanılgısı, belli tarımbilimsel olguları, ne anlama geldiklerini incelemeden, genel ekonomik yasalar düzeyine çıkarmakta çok aceleci davranmasındadır. "Genel" sözcüğünü vurguluyoruz, çünkü ne Marx ve ne de onun öğretilileri, bu kuralı, hiçbir zaman, [sayfa 9] kapitalizmin genel eğilimlerini gösteren bir yasadan başka bir yasa olarak görmedikleri gibi, tek tek her durum için geçerli bir yasa olarak da görmediler. Sanayi alanında bile, bizzat Marx, (s/d oranının düştüğü) teknik değişme dö­nemlerini, belirli bir teknik temel üzerinde (yani s/d oranı değişmeden kalırsa, ki kimi durumlarda bu oran yükselebilir de) ilerleme dönemlerinin izlediğini gösterdi. (Yanlış olarak fabrika diye adlandırılan) büyük kapitalist işliklerin çöktüğü ve bunların yerini kapitalist ev (domestic) sanayisinin aldığı dönemlerde olduğu gibi, sanayinin, bütün dallarında, bu yasanın ters düştüğü durumlara, kapitalist ülkelerin sanayi tarihlerinde raslandığı bilinir. Kapitalizmin gelişme süreçlerinin tarımda çok daha karmaşık olduğu ve son derece çok değişik biçimler gösterdiği kuşkusuz.
      Kautsky'ye gelelim. Kautsky'nin kitabının başında yeralan feodal dönem tarımının özetinin "çok yüzeysel ve gereksiz" olduğu öne sürülüyor. Böyle bir yargıya hangi nedenle varıldığım anlamak oldukça güç. Kanımızca, bay Bulgakov, tarımın kapitalist evriminin sistemli bir yorumunu yapma konusundaki planını gerçekleştirmek istiyorsa, tarımda kapitalizm-öncesi ekonomilerin temel özelliklerini özetlemesi gerekir. Yoksa, kapitalist ekonominin ve bu ekonomiyle feodal ekonominin birbirine bağlandığı geçiş biçimlerinin özellikleri anlaşılamaz. "Kapitalist sürecin başlangıcında [italikler bay Bulgakov'un] tarımın aldığı biçimlerin" öneminin bü­yüklüğünü bay Bulgakov'un kendisi kabul ediyor. Kautsky ise, açıkça, Avrupa tarımında "kapitalist sürecin başlangıcı"nı gözönünde bulunduruyor. Kautsky'nin yaptığı feodal tarım özeti, bize göre, çok iyidir, ve kanıtlamadaki tam açıklık, ikincil ayrıntılar içinde boğulmadan temel yargıya varması bu yazarın genel özelliğidir. Kautsky, her şeyden önce sorunu tamamıyla açık ve doğru bir biçimde ortaya koyarak başlamaktadır. O, pek kesin biçimde açıklıyor: 'Tarımın, aynı sanayinin gelişme şemasına göre gelişmediği —bunu, a priori (von vornherein) kanıtlanmış olarak kabul ediyoruz— kuşkusuz kesindir: o kendine özgü yasalara bağımlıdır." (s. 5-6.) [sayfa 10] Yapılacak iş, "sermayenin tarımı egemenliği altına alıp almadığını ve bu egemenliğin nasıl yürütüldüğünü, sermayenin tarımı nasıl değiştirdiğini, eski mülkiyet ve üretim biçimlerini değiştirerek yeni biçim gereksinimlerine nasıl yolaçtığını araştırmaktır", (s. 6.) Sorun yalnızca bu biçimde ortaya konulacak olursa "kapitalist toplumda tarımın gelişmesi"nin (Kautsky'nin kitabının ilk, teorik bölümünün başlığı) doyurucu bir açıklaması yapılabilir.
      "Kapitalist sürecin" başlangıcında, tarım, genel kural olarak, feodal rejimin toplumsal ekonomisine bağlı olan köylü elindeydi. Kautsky, ilk olarak, köylü çiftçiliği (peasant farming) sistemini, toprak ve ev sanayisi emeğinin birleşmesini ve daha sonra küçük-burjuva ve tutucu (Sismondi'vari) yazarların bu "cennet"lerinin bozulan öğelerini, yüksek faizin rolünü, yavaş yavaş "kırsal alanlar içine, bizzat köylü ekonomisinin bağrına sızan, eski uyumluluğu ve eski ortaklaşa çıkar birliğini yıkan uzlaşmaz sınıf karşıtlığının" özelliklerini belirtti. Başlangıcı ortaçağa uzanan bu süreç, bugün de kesin olarak sona ermemiştir. Bu tezi vurguluyoruz, çünkü bu olgu, Kautsky'nin tarımda teknik gelişmenin taşıyıcısının kim olduğu sorununu bile tartışmadığını öne süren bay Bulgakov'un büyük yanılgısını hemen ortaya koymaktadır. Kautsky'de bu sorun, pek açık ve kesindir, ve dikkatli her okur, bugün tarımda teknik ilerlemenin taşıyıcısının hem küçük hem büyük kır burjuvazisi olduğunu, ve (Kautsky'nin gösterdiği gibi) büyük-burjuvazinin bu bakımdan küçük-burjuvaziden daha önemli bir rol oynadığını, (narodniklerin, tarım uzmanlarının ve daha birçoğunun sık sık unuttuğu bu gerçeği) kavrayacaktır.
     

II


      Kautsky, daha sonra, yaygın olan üçyıllık almaşık sistemi, tarımdaki bu en koruyucu sistemi; büyük toprak aristokrasisinin köylülüğü ezmesini ve mülksüzleştirmesini; gene büyük toprak aristokrasisi tarafından feodal-kapitalist bir [sayfa 11] ekonominin düzenlenmesini; 17. ve 18. yüzyıllar boyunca köylünün açlıktan kıvranan yoksullar (Hungerleider) haline dönüşümünü; eski kırsal ilişkiler ve toprak mülkiyet biçimleri kendileri için elverişli olmayan bir burjuva köylülüğün (Groesbauern, artık tarım işçileri ve gündelikçiler kullanmak zorunda olan) gelişmesini; bu eski biçimleri ortadan kaldıran ve sanayinin ve kentlerin gelişmesiyle oluşmuş bulunan burjuva sınıf tarafından "yoğun, kapitalist tarım"ın (s. 26) yolunu açtığını — yani feodal tarımı kalın çizgileriyle (III. bölümde) açıkladı. Bu tabloyu tamamladıktan sonra, Kautsky, "modern tarım"ı (bölüm IV) tanımlıyor.
      Bu bölümde, bilgisizlik ve yoksulluğun darbesini yemiş bulunan göreneksel köylü zanaatını, tarımbilimin bilimsel bir uygulamasına dönüştüren, tarımda yüzyıllardan beri sü­regelen durgunluğu altüst eden ve toplumsal emeğin üretici güçlerinin gelişmesini hızlandıran (ve bugün de bunu sürdü­ren) kapitalizmin tarımda gerçekleştirdiği büyük devrim, oldukça tam, kesin ve açık bir biçimde özetleniyor. Üçyıllık almaşık sistem, yerini, almaşık ekim sistemine bıraktı; hayvan beslenmesi ve ekim biçimleri iyileştirildi, ürünlerin verimliliği arttı ve işletmeler arasında işbölümü ve tarımda uzmanlaşma büyük ölçüde ilerledi. Kapitalizm-öncesi benzerliğin yerini, bütün tarım dallarındaki teknik gelişme ile birlikte giderek artan bir çeşitlilik aldı. Tarımda makineler kullanılmaya ve buhar gücünden yararlanılmaya başlandı ve bü­yük bir hızla gelişti. Uzmanların belirttiği gibi, bu alanda buhardan çok daha büyük bir rol oynayacağı düşünülen elektrik gücü kullanılmaya başlandı. İkincil yollardan yararlanılması bitkisel fizyolojinin verilerine uygun olarak yapay gübre kullanılması nedeniyle toprağın verimliliği arttı, bakteriyoloji, tarımda kullanılmaya başlandı.
      "Kautsky'nin incelemelerinde[3*] ekonomik bir tahlil bulunmadığı" [sayfa 12] konusundaki bay Bulgakov'un iddiası tamamen asılsızdır. Kautsky, bu devrim ile (özellikle kentlerin gelişmesiyle), pazarın büyümesi arasındaki bağlantıyı ve tarımdaki dönüşümlere ve uzmanlaşmaya bağlı olan rekabete tarımın bağımlı duruma geldiğini kesin olarak göstermektedir. "Kentsel sermayeden kaynaklanan bu devrim, diyor Kautsky, çiftçinin pazara bağımlılığını artırmakta ve dahası, çiftçi açısından önemli olan pazar koşullarını sürekli olarak değiştirmektedir. Yerel pazarın dünyayla olan bağlantısı bir şose olduğu sürece kârlı olan bir üretim dalı, bu yöreye bir demiryolu yapıldığı zaman kârlı olmamakta ve onun yerini zorunlu olarak başka bir üretim dalı almaktadır. Örneğin, yöreye trenler daha ucuz buğday taşıyorsa, tahıl üretimi artık kârlı olmamakta, ama aynı zamanda süt satmanın olanağının ortaya çıktığı görülmektedir. Meta dolaşımının gelişmesi, köylerde, geliştirilmiş yeni ürün çeşitlerinin ekimine olanak sağlar." vb. (s. 37-38). Kautsky şöyle diyor: "Feodal çağda yalnızca küçük-ölçekli tarım yapılıyordu, çünkü senyör, topraklarını, köylünün kendi araçlarıyla işlemekteydi. Kapitalizm, ilk kez, tarımda teknik açıdan küçük-ölçekli üretimden çok daha rasyonel olan büyük-ölçekli üretimin olanaklarını yarattı." Kautsky (ki, onun tarımın kendine özgü niteliklerinin kesinliğine değindiğini burada belirtmemiz gerekir), tarım makinelerinden sözederken, bu makinelerin kullanımının kapitalist niteliğini, emekçiler üzerindeki etkilerini, gelişmenin etkeni olarak makinelerin rolünü ve tarım makinelerinin kullanılmasını sınırlayan tasarıların "gerici ve ütopik niteliğini açıklıyor. "Tarım makineleri, dönüşümcü etkinliklerini sürdüreceklerdir: tarım işçilerini kentlere çekecek ve böylece kırsal alanlarda bir yandan ücretleri artırıcı, güçlü birer araç olarak görev yapacaklar, öte yandan da tarımda makine kullanımının daha da gelişmesine hizmet edeceklerdir." (s. 41.) Belirli bölümlerde Kautsky'nin modern tarımın kapitalist [sayfa 13] niteliğini, büyük ve küçük-ölçekli üretim arasındaki ilişkiyi ve köylülüğün proleterleşmesini ayrıntılı olarak anlattığını da ekleyelim. Görüldüğü gibi, Kautsky'nin "bütün bu değişikliklerin neden gerekli olduklarını bilmek sorusunu yanıtlamadığı" konusunda bay Bulgakov'un iddiası bütünüyle gerçek dışıdır.
      V. bölümde ("Modern Tarımın Kapitalist Niteliği") Kautsky, Marx'ın değer, kâr ve rant teorisini açıklamaktadır. "Para olmadan, başka bir deyişle sermaye olmadan, diyor Kautsky, modern tarımsal üretim olanaksızdır." Gerçekten, günümüzün üretim biçiminde bireysel tüketim amacıyla kullanılmayan herhangi bir miktar para, sermayeye, yani genel kural olarak kendisi de sermayeye dönüşen artı-değeri doğuran bir değer haline dönüştürülebilir. Modern tarımsal üretim, öyleyse kapitalist üretimdir" (s. 56). Bu pasaj, yeri gelmişken bay Bulgakov'un şu satırlarını değerlendirmemize olanak sağlıyor: "Bu terimi, (kapitalist tarım), alışılagelen anlamında, yani tarımda büyük-ölçekli işletme anlamında kullanıyorum (Kautsky de aynı anlamda kullanıyor). Ama gerçekte [tıpkı böyle!] doğal ekonominin tümü kapitalist tarzda düzenlenince artık kapitalist-olmayan tarım varolmaz. Çünkü tarım bütünüyle üretim örgütlenmesinin genel koşullarınca belirlenir ve yalnızca bu sınırlar içinde büyük-ölçekli tarım ile küçük tarım arasında bir ayrım yapma olanağı vardır. Daha iyi anlaşılabilmesi açısından burada da yeni bir terim gerekmektedir." Galiba bay Bulgakov, Kautsky'yi düzeltiyor. ... Okurun da izlediği gibi, "ama gerçekte", Kautsky, "kapitalist tarım" terimini, bay Bulgakov'un kullandığı "alışılagelen" ve kesin olmayan anlamıyla kullanmıyor. Kapitalist üretim tarzının egemen olduğu koşullarda tarımsal üretimin tümünün "genel kural olarak" kapitalist üretim olduğunu Kautsky çok iyi anlıyor ve bu gerçeği çok kesin ve açık bir biçimde belirtiyor. Düşüncesini kanıtlamak için ise çok yalın bir gerçeği, yani modern tarımın yürütülebilmesi için paranın gerekli olduğunu ve modern toplumda bireysel tüketim amacıyla kullanılmayan paranın sermayeleştiği [sayfa 14] olgusunu açıklıyor. Bize göre bu, bay Bulgakov'un "düzeltmelinden çok daha açıktır ve Kautsky, "yeni terim" olmadan da işin içinden çıkmanın olanaklı olduğunu açıkça göstermiştir.
      Kitabının V. bölümünde, Kautsky, gerek İngiltere'de çok gelişmiş olan inter alia, yani kiracı çiftçi sisteminin ve gerek kıta Avrupasında şaşılacak bir hızla gelişen ipotek sistemlerinin her ikisinin de, gerçekte tek ve aynı süreci, yani çiftçinin topraktan ayrılması[4*] sürecini ifade ettiğini belirtmektedir. Kapitalist kiracı çiftçi sisteminde, bu ayrılma gün gibi açıktır. İpotek sisteminde ise sözü edilen süreç "daha az belirgin ve her şey çok yalın olmamakla birlikte, süreçte varılan nokta aynıdır" (s. 86). Gerçekten, açıktır ki, toprağın ipotek edilmesi, toprak kirasının ipotek edilmesi ya da satılması anlamına gelir. Sonuç olarak, ipotek sisteminde, tıpkı kiracı çiftçi sisteminde olduğu gibi, kirayı alanlar (=topraksahipleri), işletmenin kârını alanlardan (=tarım işletmecileri, tarımsal girişimciler) ayrıdırlar. Bay Bulgakov için, "Kautsky'nin bu savının anlamı pek açık değil". "İpotek sisteminin, diyor, toprağın çiftçiden ayrılmasını ifade ettiğini düşünmek zordur". "İlk olarak, borcun, kiranın tümünü içine aldığını kanıtlamak olanaksızdır; bu, ancak ayrıksın bir durumda olanaklıdır. ..." Buna bizim yanıtımız şudur: İpotek borçlarından elde edilen kârların bütün kirayı içerdiğini kanıtlamaya gerek yoktur. Tıpkı, kiralanan bir toprak için ödenen gerçek miktarın kirayı karşıladığını kanıtlamaya gerek olmadığı gibi. İpotek borçlarının büyük bir hızla arttığını; topraksahiplerinin bütün topraklarını ipotek etmeye, rantın tümünü satmaya uğraştıklarını kanıtlamak yeter. Bu eğilimin varlığı —ki teorik bir ekonomik tahlil genellikle ancak eğilimlerle ilgilenebilir— kuşkusuzdur. Bunun sonucu olarak, çiftçinin topraktan ayrılması sürecinden de kuşku [sayfa 15] duyulamaz. Kirayı alan kimse ile işletmenin kârını alanın aynı kişi olması, "tarihsel açıdan bir istisnadır" (ist historisch eine Ausnahme, s. 91)... "İkinci olarak, borcun kaynakları ve nedenleri tek tek her durum için ayrı ayrı incelenmelidir ki, o durumun özelliği anlaşılabilsin." Bu son tümce büyük bir olasılıkla bir dizgi yanlışı ya da atlamadır. Bay Bulgakov'un (hele özellikle onun gibi genelde "kapitalist toplumda tarımın gelişmesi" ile ilgilenen birisinin), bir ekonomistten tek tek her durum için borcun nedenlerinin araştırmasını istemesi, hatta bunun yapılabileceğini düşünmesi bile olanaksızdır. Bay Bulgakov borcun nedenlerinin çeşitli ülkelerde, birbirinden farklı dönemlerde incelenmesinin gerekliliğini anlatmak istiyorsa kendisine katılamıyoruz. Kautsky, haklı olarak tarım konusunda elde çok fazla veri bulunduğunu ve modern teorinin acil görevinin, bunlara yenilerini eklemek yerine, "tarımda kapitalizmin gelişmesinin temel çizgilerini bir bütünsellik içinde araştırmak" olduğunu söylemektedir. (Vorrede, s. vi.[5*]) Kuşkusuz bu temel çizgiler arasında, ipotek borçlarında artış biçiminde kendini gösteren, çiftçinin topraktan ayrılması olayı yeralmaktadır. Kautsky, ipoteklerin gerçek anlamını, onların ilerici tarihsel niteliğini (çiftçinin topraktan ayrılması, tarımın toplumsallaşmasının koşullarından birisidir) ve tarımın kapitalist gelişmesinde oynadıkları rolün anlamını açık ve kesin olarak ortaya koymuştur.[6*] Kautsky'nin bu soruna ilişkin olarak ileri sürdüğü savların tümü teorik açıdan son derece değerlidir ve (özellikle "tarım ekonomisi ile ilgili her elkitabında" rasladığımız) borçlardan doğan "talihsizlikler" ve "yardım önlemleri" gibi yaygın burjuva gevezeliklere karşı güçlü birer silah görevini yapmaktadırlar. ... Bay Bulgakov'a göre, "Üçüncüsü, kiralanan toprak, ikinci bir işlem olarak ipotek edilebilir; ve bu anlamda toprak, [sayfa 16] adeta ipotekten önceki gibi hiç kiralanmamış sayılabilir". İlginç bir tez! Bay Bulgakov'a, öteki ekonomik kategorilerle birbirine karıştırılması olanaksız olan, tek bir ekonomik olguyu anımsatalım. Toptan kiralama ve ipotek etme olayları, çiftçinin topraktan ayrılması olayının, toprakta kiracılık sistemi ve ipotek sistemi olmak üzere iki bolümde açıklanmasına ilişkin teorik öneriyi ne zayıflatır, ne de çürü­tür.
      Bay Bulgakov, "büyük toprak mülkiyetinin egemen olduğu ülkelerde toprakta kiracılık sisteminin de gelişmiş olduğu"na (s. 88) ilişkin Kautsky'nin savlarının "oldukça şaşırtıcı" ve "baştan aşağı yanlış" olduğunu söylüyor. Kautsky, burada, özel toprak mülkiyetinin ortadan kalkmasını kolaylaştıran koşullardan, yani (toprakta kiracılık sistemi sırasında) toprak mülkiyetinin yoğunlaşmasından ve (topraksahiplerinin topraklarını doğrudan işletmeleri sırasında) ipoteklerin yoğunlaşmasından sözediyor. Gene toprak mülkiyetinin yoğunlaşması sorununa ilişkin olarak, Kautsky, "ayrı ayrı mülklerin tek bir kişinin elinde toplanmasını gözleyebilmemizi sağlayacak" istatistiklerin bulunmadığını, ama "genel olarak" kiralanan çiftliklerin sayısındaki ve kiralanan toprakların yüzölçümlerindeki artışın, toprak mülkiyetinin yoğunlaşması ile başabaş ilerlediğini "kabul edebileceğimizi" söylüyor? "Toprakta kiracılık sisteminin gelişmiş olduğu ülkeler, aynı zamanda, büyük toprak mülkiyetinin egemen olduğu ülkelerdir." Kautsky'nin tezinin yalnızca toprakta kiracılık sisteminin gelişmiş olduğu ülkelere uygulanabileceği açıktır; ama bay Bulgakov, doğu Prusya'ya göndermede bulunuyor ve burada parçalanan büyük toprak mülklerine koşut olarak kiracı çiftçilerin artışını "kanıtlayabileceğini sanıyor", ve bu tek örnekle Kautsky'nin savını çürütebileceğim umuyor! Bizzat Kautsky'nin büyük mülklerin parçalanışına ve Elbe'nin doğusunda köylü kiracının artmasına değindiğini ve, daha sonra göreceğimiz gibi bu süreçlerin her ikisinin de gerçek anlamlarını açıkladığını bay Bulgakov, okurlarına iletmeyi her nasılsa unutmuş! [sayfa 17]
      İpotek borçlanmalarının olduğu ülkelerde özel mülk toprakların yoğunlaşmasını, Kautsky, ipotek kurumlarının yoğunlaşmasına dayanarak kanıtlıyor. Bay Bulgakov'a göre bu bir kanıt sayılmaz. Ona göre, "(hisse senetleri aracılığıyla) sermayenin dağılması olayı ile kredi kurumlarının yoğunlaşması olayının başabaş ilerledikleri durumlar olabilir". Eh artık, sorun buraya gelince, bay Bulgakov'la tartışmayacağız.
     

III


      Feodal ve kapitalist tarımın temel niteliklerini inceledikten sonra, Kautsky, (bölüm VI) tarımda "büyük ve küçük-ölçekli üretim" sorununa geliyor. Kautsky'nin kitabının en iyi bölümlerinden biri olan bu bölümde ilkin "büyük-ölçekli üretimin teknik açıdan üstünlüğü" ele alınıyor. Büyük-ölçekli üretimin yararının ^kesin olduğu konusunda kararlı olan Kautsky, (bay Bulgakov'un temelsiz olarak varsaydığı) tarımsal ilişkilerdeki sayısız çeşitliliği gözardı eden soyut bir formül önermek yerine, açık ve net olarak, pratiğin incelenmesinde teorik yasanın uygulamalarında bu çeşitliliğin gözönüne alınmasının zorunluluğunu belirtiyor, öncelikle tarımda büyük-ölçekli üretimin küçük-ölçekli üretime olan üstünlüğünün yalnızca "bütün öteki şeyler eşit olmak koşuluyla" kaçınılmaz olduğu "kendiliğinden anlaşılır" (s. 100. İtalikler benim). Tarımda olduğu gibi, sanayide de, büyük-ölçekli üretimin üstünlüğü kuralı, sanıldığı gibi, basit ve kesin değildir; sanayide de, bu yasanın uygulanabilirliği (günlük yaşamda da her zaman bulunmayan) "bütün öteki şeyler eşit olmak koşulana bağlıdır. Bununla birlikte, oldukça karmaşık ve çeşitli ilişkileri olan tarım kesiminde, büyük-ölçekli üretimin üstünlüğü kuralının tam olarak uygulanabilirliğini engelleyen oldukça zorlu koşullar vardır. Örneğin Kautsky, köylü mülkleri ile küçük senyör mülklerinin sınır noktasında gerçekten "niceliğin niteliğe dönüştüğünü" gözlüyor: büyük köylü çiftliği, "teknik açıdan değilse bile ekonomik açıdan" kü­çük senyör çiftliğinden "üstün" olabilir. (Büyük-ölçekli üretimin [sayfa 18] en önemli üstünlüklerinden biri olan) bilimsel eğitim görmüş bir yöneticiyi çalıştırmak, küçük bir mülksahibine çok pahalıya gelebilir; ve çiftlik sahibinin kendisinin çiftliği yönetmesi ise, genelde, yalnızca "tutuculuk"tur ve bilimsel hiçbir özelliği yoktur, ikincisi, tarımda, büyük-ölçekli üretimin küçük-ölçekli üretime olan üstünlüğü sınırlıdır. Kautsky, bu sının derinliğine inceliyor. Bu sınırın tarımın farklı dallarında ve farklı toplumsal ve ekonomik koşullarda değişiklikler gösterdiğini söylemeden geçemeyeceğiz. Üçüncüsü, Kautsky, hiçbir biçimde, uzmanların belirttikleri gibi, küçük-ölçekli üretimin büyük-ölçekli üretimle "bir ölçüde" rekabet edebildiği, örneğin, sebzecilik, üzüm yetiştirme, sınai bitkiler, vb. gibi (s. 115) tarım dalları bulunduğu gerçeğini gözardı etmemektedir. Ama hayvancılık ve tahıl üretimi gibi tarımın belirleyici (entscheidenden) dalları, yukarda sözünü ettiğimiz dallara oldukça egemen durumdadırlar. Ayrıca, "sebzecilik ve üzüm yetiştirme alanlarında bile oldukça başarılı büyük-ölçekli girişimler vardır" (s. 115). Böylece, tarım bir bütün olarak (in Allgemeinen) ele alındığı zaman küçük-ölçekli üretimin üstün olduğu dallar dışlandığında büyük-ölçekli üretimin küçük-ölçekli üretime kesinlikle üstün olduğu söylenebilir" (s. 116).
      Tarımda büyük-ölçekli üretimin teknik üstünlüğünü (Kautsky'nin kanıtlarını, bay Bulgakov'un itirazlarını ele alırken, daha ayrıntılı olarak sunacağız) ortaya koyan Kautsky: "Büyük-ölçekli üretimin üstünlüklerine karşılık küçük-ölçekli üretim neler sağlayabilir?" diye soruyor. Ve yanıtlıyor: "Ücretli işçiden farklı olarak, kendi hesabına daha geniş bir alanda ve daha fazla çalışan tarım emekçisinin, bağımsız küçük çiftçinin gereksinimleri, tarım işçisinin düşük düzeydeki gereksiniminin daha altında bir düzeydedir" (s. 106); bunun yanısıra, Fransa, İngiltere ve Almanya'daki köylülerin durumlarına ilişkin birkaç çarpıcı rakam veren Kautsky, "küçük-ölçekli üretimdeki aşın çalışma ve yetersiz tüketim" konusunda hiçbir kuşkuya yer bırakmıyor. Son olarak, büyük-ölçekli üretimin üstünlüğünün, çiftçilerin [sayfa 19] kooperatifler kurma çabaları ile de kanıtlandığını belirtiyor ve "kooperatifleşmiş üretim, büyük-ölçekli üretimdir" diyor. Genel olarak küçük-burjuva ideologların ve özellikle Rus narodniklerin (örneğin, bay Kablukov'un yukarda değinilen kitabının) küçük çiftçi kooperatifleri konusundaki dedikoduları herkesçe bilinmektedir. Bu nedenle, Kautsky'nin, bu kooperatiflerin görevlerine ilişkin mükemmel incelemesi önem kazanmaktadır. Doğal olarak, küçük çiftçi kooperatifleri ekonomik gelişmede bir bağlantı noktasıdır, ama bu kooperatifler sık sık düşünüldüğü ve ileri sürüldüğü gibi tam bir kolektivizme geçişi değil, kapitalizme bir geçişi (Fortschritt zum Kapitalismus) ifade ederler (s. 118). Kooperatifler, tarımda büyük-ölçekli üretimin küçük-ölçekli üretime olan üstünlüğünü (Vorgprung) azaltmak bir yana artırırlar, çünkü büyük çiftçiler bu kooperatiflerin kurulmasından daha çok çıkar sağlarlar ve üstünlüklerinden çok daha fazla yararlanırlar. Ortaklaşa, kolektif büyük-ölçekli üretimin, kapitalist büyük-ölçekli üretime olan üstünlüğünü daha kategorik biçimde Kautsky'nin açıkça gösterdiği kendiliğinden anlaşılır. Kautsky, İngiltere'de Robert Owen yandaşlarının uyguladıkları ve Kuzey Amerika'nın Birleşik Devletlerinde uygulanan kolektif çiftçilik denemelerini ele alıyor.[7*] Ona göre, bütün bu deneyimler, işçilerin kolektif olarak büyük-ölçekli modern çiftçiliği yürütebileceklerini kesin olarak kanıtlamaktadır, ama bunun gerçekleşmesi için "kimi belirli ekonomik, siyasal ve düşünsel koşullar" gerekmektedir. Onları yalıtan disiplin ve dayanışmanın çok az gelişmiş olması, yalnızca batı Avrupa köylülerinde değil ama, (A. N. Engelhardt ve G. N. Uspenski'yi anımsarsak) Rus "komün" köylüleri arasında gözlediğimiz "topraksahipliğinin fanatizmleri, küçük üreticinin (zanaatçının ve köylünün) kolektif üretime geçişini engellemektedir. Kautsky, kategorik olarak "modern toplumda köylünün komünal üretime geçmesini beklemenin çok saçma olduğunu" açıklıyor. [sayfa 20]
      Kautsky'nin kitabının VI. bölümünün oldukça zengin içeriği işte budur. Bay Bulgakov özellikle bu bölümden rahatsız olmuştur. Kanımızca, Kautsky'nin "büyük günahı" çeşitli kavramları birbirine karıştırmasıdır; "teknik üstünlükler ekonomik üstünlüklerle karıştırılmıştır". Kautsky "teknik açıdan daha yetkin olan bir üretim biçiminin ekonomik açıdan da daha yetkin, yani daha geçerli olduğuna ilişkin yanlış varsayımdan yola çıkmaktadır". Kautsky'nin tezinin çizgisini açıklığa kavuşturarak bay Bulgakov'un bu duygusal savının tamamen temelsiz olduğunu okurlarımıza açıkladığımızı umarız. Kautsky, teknik ile ekonomiyi[8*] birbirine hiç karıştırmadan, kapitalist sistem içinde, bütün öteki şeyler eşit almak koşuluyla, tarımda büyük-ölçekli üretim ile küçük-ölçekli üretim arasındaki ilişki sorununu çok doğru bir biçimde inceliyor. VI. bölümün giriş tümcesinde, Kautsky, kapitalizmin gelişme düzeyi ile büyük-ölçekli tarımın üstünlü­ğü kuralının genel uygulanabilirlik derecesi arasındaki açık bağıntıyı belirliyor: "Tarım ne kadar kapitalistleşirse, büyük ve küçük-ölçekli üretim teknikleri arasındaki nitelik farkı da o denli büyür." (s. 92.) Kapitalizm-öncesi tarımda bu nitelik farkı yoktu. Öyleyse, bay Bulgakov'un Kautsky'ye yönelttiği [sayfa 21] bu sert suçlamaya ne demeli? "Sorunun, günümüz toplumsal ve ekonomik koşullarında, büyük ve küçük-ölçekli üretim biçimlerinin hangi (delilikleri, ikisi arasındaki rekabeti açıklamaktadır biçiminde konulması gerekirdi." Bu "düzeltme" de, yukarda incelediğimiz düzeltmeyle aynı niteliktedir.
      Şimdi Kautsky'nin tarımda büyük-ölçekli üretimin teknik açıdan üstünlüğünü savunan tezlerini bay Bulgakov'un nasıl çürüttüğünü görelim. Kautsky diyor ki: "Tarımı sanayiden ayıran en önemli özelliklerden biri, terimin gerçek anlamıyla tarımsal üretimin (Wirtschaftsbetrieb, ekonomik bir girişim) genellikle ev ekonomisi (Haushalt) ile bağlantılı olması, sanayide ise böyle bir durumun sözkonusu olmamasıdır." Emeğin ve maddi araçların tutumlu kullanılması açısından büyük ev ekonomisinin küçük bir ev ekonomisinden avantajlı olduğunu kanıtlamaya gerek yoktur. ... Birincisi (buna dikkat ediniz! V. D "gazı, margarini ve hindibayı toptan alırken, ikincisi bu malzemeleri vb. perakende olarak satın alır" (s. 93). Bay Bulgakov "düzeltiyor": "Kautsky bunun teknik açıdan daha avantajlı olduğunu değil, ama yalnızca daha ucuza geldiğini anlatmak istiyor"!.. (Bütün ötekilerde olduğu gibi) burada da bay Bulgakov'un Kautsky'yi "düzeltme" çabalarındaki talihsizlik açıkça görülmüyor mu? İnatçı eleştirmen şöyle devam ediyor: "Bu tez, kendi içinde de kuşkuludur, çünkü belirli koşullarda ürünün değeri dağınık durumda olan kulübelerin değerini kapsamayabilir. Öte yandan basit bir evin değeri, faizi dahil olmasa da, ürünün değerine eklenmektedir. Bu da, büyük-ölçekli üretimin küçük-ölçekli üretim karşısında abartılmış teknik üstünlüklerine değil, araştırılması gereken toplumsal ve ekonomik koşullara bağlıdır." ... Öncelikle, bay Bulgakov, önemsiz bir noktayı, yani Kautsky'nin bütün öteki şeyler eşit olmak koşuluyla büyük-ölçekli üretim ile küçük-ölçekli üretimin özelliklerini karşılaştırdıktan sonra bu koşulların daha ayrıntılı bir çözümlemesine giriştiğini unutuyor. Sonuçta, bay Bulgakov, farklı sorunları aynı kefeye koyuyor, ikincisi, köylülerin baraka evlerinin (isba) değeri, ürünün değerinin kapsamına nasıl olur [sayfa 22] da girmez? Yalnızca köylü kullandığı kerestenin değerini ya da baraka evinin yapımında ve onarımında harcadığı emeği "hesaba katmadığı" için. Kuşkusuz, doğal ekonomiyi sürdürdüğü ölçüde köylünün emeğini "hesaba katmayacağını", Kautsky'nin kitabının 165-167'inci sayfalarında (bölüm VIII. "Köylünün Proleterleşmesi") açık ve kesin olarak ortaya koyduğunu, bay Bulgakov, okura söylemeyi unutmuş görünü­yor. Ama biz, şimdi doğal ekonomiyi ya da basit meta üretimini değil, kapitalizmin "toplumsal ve ekonomik koşul"unu tartışıyoruz. Çünkü, kapitalizmin toplumsal koşullarında onun emeğinin "hesaplanmaması", emeği, (bir tüccara ya da bir başka kapitaliste) bedava olarak vermektir; emek-gücünün eksik bir ücreti karşılığında çalışmaktır; gereksinimlerin düzeyini normalin altına çekmektir. Görüldügü gibi, küçük üretimin bu ayırdedici özelliğini Kautsky tamamen kavramış ve çok doğru açıklamıştır. Kautsky'ye karşı çıkan bay Bulgakov, burjuva ve küçük-burjuva iktisatçıların her zamanki hilelerini ve yanılgılarını yineliyor. Bu iktisatçılar, küçük köylünün kendi emeğini hesaba katmak gereğini duymadığını ya da kira ve kâr ardında koşmadığını vb. ileri sürdüler, onun "canlılığını" öve öve bizi sağır ettiler. Bu alkışlanası kişiler, bu tip tartışmalarla yalnızca doğal ekonominin, basit meta üretiminin ve kapitalizmin "toplumsal ve ekonomik koşullarının" birbirine karıştırıldığını unutuyorlar. Kautsky bütün bu yanılgıları çok iyi bir biçimde açıklıyor ve çeşitli toplumsal ve ekonomik ilişki sistemleri arasında kesin bir ayrım yaparak şöyle diyor: "Küçük köylünün tarımsal üretimi, meta üretimi sınırları içine alınmazsa, yalnızca ev ekonomisinin bir bölümü olarak kalırsa, aynı zamanda modern üretim biçiminin merkezileşme eğilimlerinin de dışında kalır. Bu işlerin parça parça bölünmesi ne denli irrasyonel olursa olsun, ne denli boş yere çaba harcanmasına neden olursa olsun, köylü ona dört elle sarılır, tıpkı karısının, büyük bir ölçüde emek-gücü harcanmasına karşılık sonuçları son derece yoksulluk olan, ama başkalarının iradesinden bağımsız ve tüm sömürüden özgür tek bir alanı [sayfa 23] temsil eden yoksul evinin işlerine sarılması gibi." (s. 165.) Doğal ekonominin yerini meta ekonomisi aldığı zaman durum değişir. Köylü artık ürettiklerini satmak, araçlar satın almak ve toprak satın almak durumundadır. Köylü basit meta üreticisi olarak kaldığı sürece ücretli bir işçinin yaşam düzeyiyle yetinebilir; ne kira, ne de kâr gereksinir; toprağa bir kapitalist girişimcinin ödediğinden çok daha yüksek bir fiyat ödeyebilir (s. 166). Ama basit meta üretiminin yerini kapitalist üretim almaktadır. Örneğin, köylü, toprağını ipotek ettirmiş ise, kredi veren alacaklıya bıraktığı rantı da geri almak zorundadır. Bu gelişme aşamasında, köylü, yalnızca basit bir meta üreticisi olarak görülebilir. De facto[9*] çoğunlukla ondan "ek iş" istemek zorunda olduğu, yani emek-gücünü ona satmak zorunda olduğu kapitalist ile —kredi veren alacaklı, tüccar, sanayi girişimcisi ile— iş yapmak zorundadır. Kautsky gene, kapitalist toplumda büyük-ölçekli üretim ile küçük-ölçekli üretimi karşılaştırıyor: Bu aşamada köylünün "emeğini hesaba katmaması"nın kendisi için yalnızca tek bir anlamı vardır: gücü tükenene değin çalışmak ve sürekli olarak tüketimi kısmak.
      Bay Bulgakov'un öteki itirazları da bunun gibi anlamsızdır. Kautsky diyor ki, küçük-ölçekli üretim, makinelerin kullanımına çok daha dar sınırlar içinde izin verir; ve küçük mülksahibi daha zor ve daha pahalıya kredi bulur. Onun bu tezlerini yanlış bulan bay Bulgakov köylü kooperatiflerine gönderme yapıyor! Kautsky'nin özelliklerini ve anlamlarını değerlendirdiği, yukarıda değinilen bu kooperatiflere ilişkin öne sürdüğü bulguları tamamen görmezlikten geliyor. Bay Bulgakov, Kautsky'yi, makineler konusunu da, "daha genel bir ekonomik sorun" biçiminde sunmadığı için suçluyor: Bü­tünsel olarak tarımda makinelerin ekonomik rolü nedir ve makineler, manüfaktür sanayisindeki gibi tarımda da vazgeçilmez araçlar mıdır?" [Bay Bulgakov Kautsky'nin kitabının IV. bölümünü unutmuş!] Kautsky, modern tarımda makinelerin kullanımının kapitalist niteliğini açıkça anlatıyor [sayfa 24] (s. 39, 40 ve devamı); tarımda makinelerin kullanımında "teknik ve ekonomik güçlükler" doğuran, tarımın kendine özgü özelliklerinin altım çiziyor (s. 38 ve devamı); ve makinelerin gittikçe artan kullanımları (s. 40), bu olayın teknik açıdan anlamı (42 ve devamı), ve buharla elektriğin rollerine ilişkin veriler ortaya koyuyor. Kautsky çeşitli makinelerin bütünsel olarak en verimli biçimde kullanımı için tarımbilimin ilkelerine göre gerekli çiftlik büyüklüğünü belirliyor (94), ve Almanya'da 1895 yılı nüfus sayımına göre küçük işletmelerden büyük işletmelere doğru makine kullanımının düzenli ve hızlı bir artış gösterdiğini vurguluyor. (2 hektara kadar olan Çiftliklerde yüzde 2; 2-5 hektar arasındaki çiftliklerde yüzde 13,8; 5-20 hektar arasındaki çiftliklerde yüzde 45,8; 20-100 hektar arasındaki çiftliklerde yüzde 78,8; 100 ve daha fazla hektarlık çiftliklerde yüzde 94,2.) Bay Bulgakov, makinelerin "ortadan kaldırılmazlığı" ya da "ortadan kaldırıldığı" konusundaki "genel" tartışmaları bu rakamlara yeğlerdi!...
      Bay Bulgakov'a göre "küçük-ölçekli üretimde hektar hasına çok daha fazla yük taşıyan hayvan kullanıldığı savı gü­venilir olmaktan uzaktır... çünkü işletmeye göre gerekli hayvan yoğunluğu araştırılmamış." Kautsky'nin kitabında bu savın bulunduğu sayfada ise şu satırları okuyoruz: "Küçük-ölçekli tarımda (hektar başına 1000 adet) kullanılan inek sayısının fazlalığı, hayvancılıkta köylünün büyük işletmeciden daha fazla, buğday üretiminde ise ondan daha az sayıda hayvan kullanması olgusuyla da belirlenebilir; ama bu, beslenen at sayısındaki farklılığı açıklamaz." (s. 96'da, 1860 yılı Saksonyası, 1883 yılı Almanyası'nın tümü ve 1880 yılı İngilteresi'ne ilişkin rakamlar aktarılmıştır.) Okurun bir konuda dikkatini çekmek istiyoruz: Rusya'da zemstvo istatistikleri de büyük-ölçekli tarımın küçük-ölçekli tarıma üstünlüğünü gösteren aynı yasayı açıkça düşündürüyor; büyük köylü işletmeleri, daha az sığır ve birim toprak başına[10*] daha az alet ve [sayfa 25] avadanlıkla işletilirler.
      Kautsky'nin, kapitalist tarımda büyük-ölçekli üretimin küçük-ölçekli üretime üstünlüğüne ilişkin tezlerini bay Bulgakov oldukça eksik yorumlamakta. Büyük-ölçekli tarımın üstünlüğü, yalnızca, ekili alanların daha az çarçur edilmesi, araç-gereçlerde ve çiftlik hayvanlarında yapılacak tasarruf, araç-gereçlerin tam kapasiteyle kullanımı, makinelerin kullanımında ve kredi kullanımında çok geniş olanakların varlığına dayanmaz. Bunların yanısıra büyük-ölçekli üretimin ticari üstünlüğü ve bu üretim biçiminde bilimsel yöntemlerle eğitilmiş yöneticilerin istihdam edilmesi olguları da bu üstünlüğe neden olmaktadır. (Kautsky, s. 104.) Büyük-ölçekli tarımda, işçilerin birlikte çalışmasından ve işbölümünden çok daha fazla yararlanılır. "Bilimsel açıdan iyi eğitim görmüş bir çiftçi, ancak, emek-gücünün tam olarak kullanılabildiği yönetim ve denetim açısından yeterince geniş olan bir çiftlikte istihdam edilebilir." (s. 98: "Bu tip çiftliklerin büyüklüğü, üretimin biçimine göre" üç hektarlık alanlardan (üzüm bağlarından) 500 hektarlık yaygın (extensive) tarım yapan çiftliklere dek değişir.) Bu nedenle Kautsky, ilginç, ve oldukça karakteristik bir başka olguya, yani ilk ve orta dereceli tarım okullarının kurulmasının köylüye değil, ama ona çalıştıracağı elemanı sağlaması açısından büyük çiftçiye çıkar sağladığı olgusuna parmak basmaktadır (Rusya'da da aynı şey gözleniyor). "Bütünüyle rasyonelleştirilmiş üretim için gerekli olan daha yüksek dereceli eğitim, köylülerin bugünkü yaşam koşullarına uygun düşmemektedir. Kuşkusuz bu, daha ileri dereceli öğrenimin kınanması değil, tam tersine köylülerin yaşam koşullarının yerilmesidir. Bunun anlamı şudur: Köylü üretimi, büyük-ölçekli üretimle birlikte varlığını sürdürebiliyorsa, bunun nedeni, bu üretim biçiminin yüksek verimliliği değil, ama gereksinimlerin en düşük düzeyiyle yetinilmesidir." (s. 99.) Büyük-ölçekli üretim koşullarında yalnızca kır emekçilerinin kullanılması yeterli değildir. Bunlarla birlikte, gereksinimleri yüksek düzeyde olan kent emekçilerinin de çalıştırılmaları gerekir. [sayfa 26]
      Kautsky'nin "küçük-ölçekli üretimde fazla çalışma ve düşük tüketim" konusunda kanıtlamaya çalıştığı oldukça ilginç ve önemli verileri bay Bulgakov "birkaç [!] raslansal [??] alıntı" olarak nitelendiriyor. Bay Bulgakov olabildiğince çok sayıda "karşıt nitelikli alıntıları" kanıt olarak ileri sürmek "görevini üstleniyor". Ancak "karşıt nitelikli alıntılar" ile kanıtlayacağı karşıt bir görüş getirmeyi de üstlenip üstlenmediğini söylemeyi unutuyor, işte sorunun özü buradadır! Bay Bulgakov, kapitalist toplumda, işçilerin düşük tüketim ve fazla Çalışma koşullarının yaygınlığı açısından, büyük-ölçekli üretim ile küçük-ölçekli üretimin farklılaşmasını kanıtlama görevini üstleniyor mu? Bay Bulgakov bu denli gülünç bir iddiayı ortaya atmayacak kadar ihtiyatlıdır. "Köylülerin bazı bölgelerde zengin, bazı bölgelerde ise yoksul olduklarını" söyleyerek onların fazla çalışma ve düşük tüketim olgularını gözardı etmenin olanaklı olduğunu sanıyor!! Küçük ve büyük-ölçekli üretimin durumu ile ilgili verileri genelleştirmek yerine, çeşitli "bölgelerdeki" nüfusun "zenginlik" farklarını incelemeye girişen bir ekonomist için ne söylenebilir ki? "Zanaatçıların kimi yerlerde zengin, kimi yerlerde ise yoksul oldukları" düşüncesinden hareketle, fabrika işçileriyle karşılaştırıldıklarında, zanaatçıların fazla çalışmalarını ve düşük tüketimlerini görmekten kaçınan bir ekonomist için ne söylenebilir ki? Yeri gelmişken zanaatçılarla ilgili birkaç söz edelim. Bay Bulgakov, şöyle yazıyor: "Anladığım kadarıyla Kautsky, [tarımda olduğu gibi] fazla çalışma konusunda teknik sınırları bulunmayan Hausindustrie[11*] ile kuşkusuz bir koşutluk düşünüyor, ama bu koşutluk buraya uygun düşmü­yor." Buna karşılık, biz de, anladığımız kadarıyla, bay Bulgakov'un eleştirmekte olduğu kitap konusunda şaşılacak derecede dikkatsiz davrandığını ileri sürüyoruz. Çünkü, Kautsky Hausindustrie ile "bir koşutluk düşünmedi", tam tersine, ortalamanın çok üstünde çalışma sorunuyla ilgili olan bu bölümün (bölüm VI, b, s. 106) daha ilk sayfalarından başlayarak bu konuyu açık ve kesin olarak vurguladı: "Ev sanayisinde [sayfa 27] (Hausindustrie) olduğu gibi, diye yazıyor Kautsky, küçük köylü işletmesinde de ailedeki çocukların çalışması, başkalarının yanında ücretli olarak çalışmasından çok daha kötüdür." Bay Bulgakov bu koşutluğun hiçbir anlamı olmadığını ne denli parlak bir biçimde ileri sürerse sürsün, aslında tamamen yanlış olan kendi düşüncesidir. Sanayide, diye açıklıyor, ortalamanın üstünde çalışmanın teknik sınırları yoktur, ama köylü açısından, bu çalışma, "tarımın teknik koşullarıyla sınırlanır". Şimdi soralım: Teknik ile ekonomiyi, gerçekte, birbirine karıştıran kimdir? Bay Bulgakov mu, yoksa Kautsky mi? Sanayide ve tarımda küçük üreticinin çocuklarını oldukça küçük bir yaşta çalıştırdığını, kendisinin ise her gün saat olarak da fazladan çalıştığını, "çok daha tutumlu" yaşadığını, ve çağdaş bir ülkede (Marx'ın deyimiyle) gerçek bir "barbar" haline gelecek ölçüde gereksinimlerini kıstığım olaylarla kanıtlamasının, ev sanayisi ya da tarım tekniği ile ne ilgisi var? Tarımın kendine özgü sayısız özellikleri olması, (ki Kautsky bunu hiç unutmuyor) tarım ve sanayide varolan bu tür olguların ekonomik açıdan benzerliklerinin yadsınması için neden olabilir mi? Bay Bulgakov'a göre "küçük köylü istese bile tarlasında gerektiğinden fazla çalışamaz". Ama küçük köylü günde oniki saat değil, ondört saat çalışabilmektedir ve çalışır; normalin üstünde çalışabilmektedir ve çalışır, bu da onun sinirlerini ve kaslarını normal çalışmadan çok daha çabuk yıpratmaktadır. Ayrıca, köylünün çalışmasını bütünüyle tarlasında çalışmaya indirgemek ne kadar aşırı ve yanlış bir soyutlamadır! Kautsky'nin kitabında böyle bir şey yoktur. Köylünün evinde de çalıştığını, barakasının, araç ve gereçlerini, hayvanlarını koyduğu ağılı kendisinin yaptığını ve onardığını ve büyük bir çiftlikte çalışan ücretli bir işçinin günlük bedel üzerinden ödenmesini isteyeceği bütün bu ek işleri "hesaba katmadığını" Kautsky çok iyi bilmektedir. Ortalamanın üstünde çalışmanın, köylü —küçük çiftçi— açısından, yalnızca zanaatçı olan küçük zanaatçıya oranla çok daha geniş bir alan içinde olduğu önyargısız herkes için açık bir olgu değil midir? Küçük çiftçinin [sayfa 28] ortalamanın üstünde çalışmasını kanıtlayan uluslararası bir olgu vardır: Tüm burjuva yazarlar hep birlikte köylülerin "tutumluluğunu" ve "çalışkanlığını" överken işçileri "savruk" ve "tembel" olmakla suçlarlar.
      Kautsky'nin bir alıntısında, Westphalia'daki kırsal nüfusun yaşamını inceleyen bir araştırmacı, küçük köylülerin, çocuklarını, onların fiziksel gelişmelerini geriletecek kadar çok çalıştırdıklarını, ücretli emeğin ise bu denli kötü olmadığını söylüyor. Lincolnshirelı küçük bir çiftçi, İngiltere'de (1897) tarım koşullarını inceleyen bir meclis komisyonuna şunları söylüyor: "Bir aile yetiştirdim ve onları ölesiye çalıştırdım." Bir başkası ise, "Çocuklarımla birlikte kimi günler günde on-sekiz saat çalıştığımız oluyor. Yılda ortalama olarak günde on-oniki saat çalışıyoruz." diyor. Bir üçüncüsü, "İşçilerden Çok daha fazla çalışıyoruz, aslında köleler gibi çalışıyoruz." diyor. Bay Read ise, sözcüğün tam anlamıyla tarımın egemen olduğu bölgelerde yaşayan küçük çiftçilerin koşullarını aynı komisyona şöyle anlatıyor: "Bir küçük çiftçi, ancak, iki tarım işçisi kadar çalışır ve birisi kadar harcama yaparsa ... yaşamını sürdürebilir. Ailesine gelince, onlar tarım işçilerinin çocuklarından çok daha eğitimsizdirler ve çok daha fazla çalışırlar." (Royal Commission on Agriculture, Final Report[12*] s. 34, 358. Kautsky'nin alıntısı s. 109.) Acaba bay Bulgakov bir gündelikçi işçinin sık sık iki köylünün yaptığı işi yüklendiğini mi iddia edecek? "Köylülerin açlığa katlanma sanatının (Hungerkunst) küçük üretimin üstünlüğüne yolaçabileceğini" gösteren Kautsky'nin aktardığı şu olgu özellikle ilginçtir: Baden'de iki köylü işletmesinin kârlılıklarının karşılaştırılması sonucunda, büyük işletmede 933 marklık bir zarar, birincinin yalnızca yarısı kadar büyük olan ikinci işletmede ise 191 marklık bir kâr gözlenmiştir. Birinci işletmede tamamıyla ücretli işçiler çalıştırılmaktadır ve doğru dürüst beslenen bu işçilerin masrafı hemen hemen günde adam başına bir mark (yaklaşık olarak 45 kopek) tutmaktadır. Daha küçük olan öteki işletmede ise üretim tamamıyla aile bireylerinin (eş ve [sayfa 29] altı yetişkin çocuk) yardımıyla sürdürülmektedir ki, bunların bakımı için gündelikçi işçilere harcanan miktarın yalnızca yansı, yani günde birey başına 48 fenik harcanmaktadır. Küçük köylünün ailesi de büyük işletmecinin ücretli emekçileri kadar iyi beslenmiş olsaydı, küçük çiftçi, 1.250 marklık bir zarara girecekti! "Onun kârı, dolu mısır ambarlarından değil, boş midesinden gelmektedir." Büyük ve küçük işletmelerin "verimliliği" üzerine karşılaştırmaların ücretli emekçilerin ve köylülerin tüketiminin ve emeğinin değişimiyle birlikte hesaplandığını[13*] gösteren ne kadar çok sayıda, benzer örnek bulunabilir? İşte özel dergilerden birisi tarafından yapılan daha kârlı .(4,6 hektarlık) küçük bir işletme ile (26,5 hektarlık) büyük bir işletmenin verimliliğinin karşılaştırıldığı bir hesaplama daha. Ama Kautsky daha yüksek gelirin nasıl elde edildiğini soruyor. Çocuklarının yürüdükleri andan başlayarak küçük çiftçiye yardım ettikleri; öte yandan büyük işletmecinin ise çocukları için (okul, gymnasium) para harcadığı görülüyor. Küçük çiftlikte, yetmişin üstündeki yaşlılar bile "güçlü, kuvvetli bir insan gibi çalışıyorlar". "Özellikle büyük bir işletmede çalışan bir gündelikçi, işe giderken kendi kendine dü­şünür: 'Keşke bugün biraz zaman öldürsem!' Küçük köylü ise, tersine, her yoğun çalışma mevsiminde, her zaman şöyle düşünür: "Günler bir-iki saat daha uzun olsaydı ne kadar iyi olurdu!" Bu makalenin yazarı didaktik açıdan küçük üreticilerin, işin yoğun olduğu mevsimlerde zamanlarını daha iyi kullandıklarını söylüyor: "Daha erken kalkarlar, işi daha geç bırakırlar ve daha hızlı çalışırlar. Bunların yanısıra büyük işletmecilerin ücretli olarak tuttukları gündelikçiler ise, öteki günlere göre, daha erken kalkmak, daha geç yatmak ya da daha sıkı çalışmak istemezler." Köylü, elde ettiği net geliri, sürdürdüğü "basit" yaşama borçludur. Tamamıyla ailesi tarafından yapılan kerpiç küçük bir evde yaşar; karısı onyedi yıllık evlidir ve yalnızca bir çift ayakkabı eskitmiştir; genellikle nalınla ya da yalınayak dolaşır; ve ailenin bütün dikişini [sayfa 30] diker. Yemekleri, patates, süt, ve ender olarak ringa balığıdır. Koca, yalnızca pazar günleri bir pipo tüttürebilir. "Bu insanlar oldukça basit bir yaşam sürdürdüklerinin farkında değildiler ve durumlarından hiç yakınmazdılar. ... Bu basit yaşamları nedeniyle işletmelerinden hemen hemen her yıl küçük bir fazla elde ederlerdi."
     

IV


      Kapitalist tarımda küçük ve büyük üretim arasındaki ilişkileri çözümlemesinin ardından Kautsky (bölüm VII), "kapitalist tarımın sınırları"nı özellikle araştırıyor. Kautsky, büyük-ölçekli üretimin küçük-ölçekli üretime üstünlüğü teorisine karşı çıkışın, esas olarak, burjuvazinin içinde "insanlığın dostları"ndan (halkın dostları da diyebiliriz...), saf kan serbest ticaretçilerden ve tarımcılardan geldiğini söylüyor. Son yıllarda birçok iktisatçının, küçük-ölçekli üretimi savunması moda olmuştu. Genellikle büyük işletmelerin küçükleri ortadan kaldırmadığını gösteren istatistiklere başvuruluyordu. Kautsky ise, aşağıdaki rakamları veriyor: Almanya'da 1882'den 1895'e kadar, en büyük artışı arazileri orta büyüklükte olan işletmeler gösterdi. Fransa'da 1882'den 1892'ye kadar en küçükler ve en büyükler arttı, arazileri orta büyüklükteki işletmeler azaldı. İngiltere'de, 1885'ten 1895'e kadar, en küçükler ve en büyükler azaldı; 40-120 hektar (100-300 akrlık) arasında, küçükler kategorisine sokulamayan işletmeler en büyük arazi artışını gösterdi. Amerika'da çiftliklerin ortalama büyüklükleri azalmaktadır; bu sayı, 1850 yılında 203 akr; 1860 yılında 199 akr; 1870 yılında 153 akr; 1880 yılında 134 akr ve 1890 yılında 137 akrdır. Kautsky, Amerikan istatistiklerini daha yakından inceliyor ve bay Bulgakov nasıl düşünürse düşünsün, Kautsky'nin incelemesi ilke açısından büyük bir önem taşır. Çiftliklerin ortalama büyüklüklerinin azalmasının nedeni ise, özellikle zencilerin özgürlüklerini kazanmasından sonra güneydeki geniş plantasyonların parçalanmasıdır; güney eyaletlerinde çiftliklerin [sayfa 31] yarıdan fazlası küçülmüştür. "Konuyu bilen hiç kimse bu sayıları küçük-ölçekli üretimin modern [=kapitalist] büyük-ölçekli üretim üzerinde bir başarısı olarak yorumlayamaz." Genelde, bölgelere göre Amerikan istatistiklerinin incelenmesi, ortaya büyük bir ilişkiler çeşitliliği çıkarır. Orta-batının kuzey bölgesindeki, başlıca "buğday eyaletleri''nde bir çiftliğin ortalama büyüklüğü 122 akrdan 133 akra yükselmiştir. "Küçük-ölçekli üretim, yalnızca tarımın bir çöküntü içinde bulunduğu yerlerde ya da kapitalizm-öncesi, büyük-ölçekli üretimin köylü üretimiyle rekabete girdiği bölgelerde egemen duruma geçmektedir." (135) Kautsky'nin vardığı bu sonuç çok önemlidir, çünkü belirli koşullar gozönünde tutulmayacak olursa istatistiklerin ancak kötüye kullanılmış olabileceğini gösteriyor: Kapitalist büyük-ölçekli üretim ile kapitalizm-öncesi büyük-ölçekli üretim arasına bir çizgi çekilmelidir. Tarım biçimleri ve gelişmesinin tarihsel koşulları açısından maddi olarak birbirlerinden farklılıklar gösteren ayrı ayrı bölgelerin ayrıntılı birer incelemeleri yapılmalıdır. "Sayılar kanıtlar!" denir. Ama sayıların neyi kanıtladıklarını görmek için de insanın onları incelemesi gerekir. Onlar yalnızca doğrudan gösterdiklerini kanıtlarlar. Sayılar üretimin oylumunu doğrudan göstermezler, ama işletmelerin alanlarını verirler. "Küçük bir toprak üzerinde yoğun (intensive) tarım yapan işletmede, yaygın (extensive) tarım yapılan büyük bir işletmeden çok daha fazla üretim yapmak olanaklıdır." "Bize yalnızca ekilen alanlar hakkında bilgi veren istatistikler, bu çiftliklerin alanlarındaki azalmanın nedeninin işletmenin alanında gerçek bir azalmaya mı, yoksa üretimin yoğunlaşmasına mı bağlı olduğu konusunda bir şey söyleyemezler." (146) Kapitalist büyük-ölçekli üretimin ilk biçimleri olan ormanların kesimi ve otlak biçimi en büyük alanların kullanımına olanak sağlar. Ekim için ise daha küçük bir alan ister. Ama Çeşitli ekim sistemleri birbirlerinden şöyle ayrılırlar: (Amerika'da bugüne dek varlığını sürdürmüş olan) geniş ve yaygın işletme sistemi (Dalrymple, Glenn ve ötekilerin bonanza farms[14*] gibi 10.000 hektara kadar olan) çok büyük çiftliklerin [sayfa 32] kullanımına olanak verir. (Bizim steplerimizde de, köylü çiftlikleri ve özellikle tüccarların çiftlikleri bu boyutlara ulaşmışlardır.) Tarımda gübrelemenin başlaması, vb., zorunlu olarak, Örneğin Avrupa'da, Amerika'dakinden çok daha küçük olan işletmelerin alanlarında bir azalmaya yolaçmıştır. Ekimden hayvancılığa geçiş de alanların azalmasına neden olmaktadır: 1880 yılında, İngiltere'de, hayvan çiftliklerinin ortalama büyüklüğü 52,3 akr iken, tarla olarak ekilen, tahıl üretilen çiftliklerde bu büyüklük 74,2 akrı buluyordu, İngiltere'de ekimden hayvancılığa geçişin, tarımsal işletmelerin alanlarındaki bir küçülme eğilimi doğurma zorunluluğu buradan gelmektedir. "Ama buradan hareketle, üretimde bir gerilemenin varolduğu sonucuna ulaşılırsa, durum çok yüzeysel olarak değerlendirilmiş olur." (149) Doğu Elbe'deki (bay Bulgakov'un bir ara Kautsky'yi çürütebilmek umuduyla incelediği) durum, kesinlikle yoğun işletmeye bir geçişin ürünüdür. Kautsky'nin alıntılar yaptığı Sering, büyük çiftçilerin, topraklarının verimliliğini artırmakta olduklarını ve çevredeki arazilerini köylülere kiraladıklarını ya da sattıklarını, çünkü yoğun tarımda bu uç alanlardan yararlanmanın zor olduğunu söylüyor. "Böylelikle, doğu Elbe'deki büyük topraklar küçülüyor ve bunların çevresinde küçük köylü işletmeleri kuruluyor; ama bunun nedeni küçük-ölçekli üretimin büyük-ölçekli üretime üstünlüğü değil, toprakların başlangıçtaki boyutlarının yoğun tarımın gereklerine göre yeniden düzenlenmesidir." (150) Bu örneklerin tümünde işletme alanındaki küçülme, genellikle, (birim toprak alanı başına) ürün miktarında ve sık sık istihdam edilen işçilerin sayısında bir artışa, yani üretimin oylumunun gerçek bir artışına yolaçmaktadır.
      İşletmelerin alanlarına ilişkin genel tarım istatistikleri ile ne kadar az şeyin kanıtlandığı ve bunların ne denli dikkatle ele alınması gerektiği ortadadır. Sanayi istatistiklerinde üretimin boyutları (metaların niceliği, üretimin toplam değeri, işçilerin sayısı) konusunda elimizde doğrudan ipuçları [sayfa 33] vardır ve bunların yanısıra farklı dalları birbirinden ayırdetmek kolaydır. Tarım istatistikleri bu gerekli kanıtları ender olarak sağlar.
      Dahası, toprak mülkiyeti tekeli, tarım kapitalizmini sınırlamaya zorlar: Sanayide, sermaye, birikimce, artı-değerin sermayeye dönüşmesiyle durmadan büyür. Merkezileşme, birçok küçük sermayenin büyük bir sermaye olarak kaynaşması, daha az önemde bir rol oynar. Tarımda durum aynı değildir. (Uygar ülkelerde) toprağın tümü elaltında bulundurulmaktadır ve bir işletmenin alanını genişletmek yalnızca birçok parseli merkezileştirmekle olanaklıdır; bunun da tek bir alan oluşturacak biçimde yapılması zorunludur. Açıkçası, onu çevreleyen parselleri satın alarak bir araziyi genişletmek, özellikle bu küçük parsellerin kısmen tarım işçileri (ki büyük topraksahibinin onlara gereksinimi vardır) ve kısmen de tüketimlerini inanılmaz bir dereceye dek azaltarak varlıklarını sürdürmek sanatının ustaları olan küçük köylülerin elinde bulunmaları nedeniyle, çok zor bir iştir. Tarım kapitalizmindeki sınırlamaları gösteren bu çok açık ve yalın olgu, bilemediğimiz bir nedenden dolayı, bay Bulgakov'a yalnızca bir "gevezelik" (??!!) olarak görünmüş ve onun tutarsız bir konuda sevinmesine neden olmuştur. Bay Bulgakov'a göre: "Ve böylece [!], büyük-ölçekli üretimin üstünlüğü, daha ilk engelde faciayla [!] sona eriyor." Birincisi, bay Bulgakov, büyük-ölçekli üretimin üstünlüğü yasasını yanlış anlıyor ve bu yasayı, Kautsky'nin çok uzak kaldığı aşın bir soyutlamayla karşılaştırıyor ve daha sonra kendi yanlış anlayışından giderek Kautsky'ye karşı bir tez oluşturuyor! Bay Bulgakov'un (büyük-ölçekli üretimin olmadığı, ama büyük toprak mülkiyetinin bulunduğu) İrlanda'ya gönderme yaparak Kautsky'yi çürütebileceğine inanması gerçekten gariptir. Büyük toprak mülkiyetinin büyük-ölçekli üretimin koşullarından biri olduğu gerçeği, hiçbir zaman bu olgunun tek başına yeterli bir koşul olduğunu kanıtlamaz. Tarımda kapitalizmle ilgili genel bir çalışma yapan Kautsky, doğal olarak İrlanda'nın ya da başka bir ülkenin kendine özgü özelliklerinin tarihsel [sayfa 34] ya da öteki özelliklerini inceleyemezdi. Sanayide kapitalizmin genel yasalarını inceleyen Marx'tan, Fransa'da küçük sanayinin niçin daha uzun zaman sürdüğünü, İtalya'da sanayinin niçin yavaş geliştiğini vb. açıklamasını istemeyi kimse düşünmemiştir. Bay Bulgakov'un, yoğunlaşmanın ancak aşamalı olarak "ilerleyebileceği"ne ilişkin savı da temelsizdir. Çevredeki parselleri satın alarak arazisini genişletmek, bir fabrikaya ek makineler vb. koyabilmek için yeni binalar eklemek kadar kolay değildir.
      Tamamen kurgusal bir olanak olan, toprağın aşama aşama tek elde toplanmasına ya da büyük işletmelerin kurulması amacıyla aşama aşama kiralanmasına değinirken, bay Bulgakov, Kautsky'nin önemli bulduğu özel özelliğine, toprağın bir elde toplaşması süreci konusunda tarımın gerçekten özel bir özelliğine çok az dikkat etmiş. Bu, latifundialardır, yani birçok toprak mülkünün tek bir kişinin elinde toplanmasıdır. İstatistiklerde genellikle tek tek toprak mülklerinin sayıları gösterilir, ama bulunan tek tek mülklerin büyük topraksahiplerinin elinde toplanması süreci hakkında hiçbir bilgi yoktur. Kautsky, Almanya ve Avusturya'da birçok bü­yük toprak mülkünün, tek merkezden yönetilen tek bir ekonomik birim oluşturmak üzere birleştikleri, büyük-ölçekli kapitalist tarımın özel ve ileri bir biçimine ilişkin çok çarpıcı örnekler aktarıyor. Böylesine dev bir tarımsal girişim, tarımın çok çeşitli dallarının birleşmesine ve büyük-ölçekli üretimin üstünlüklerinden en ileri düzeyde yararlanmasına olanak sağlar.
      Okur, Kautsky'nin, soyutluktan ve inançla izlediği "marksist teori"nin basmakalıp bir anlayışından ne denli uzak olduğunu görecektir. Tartışmakta olduğumuz bölüme, sanayide küçük-ölçekli üretimin çöküşüyle ilgili özel bir bö­lümü ekleyen Kautsky, bu basmakalıp anlayışa karşı herkesi uyarıyor. Pek doğru olarak, sanayide de büyük-ölçekli üretimin zaferle sonuçlanmasını sağlamanın kolay olmadığını ve bunun, marksist teorinin tarımda uygulanamayacağını söyleyenlerin düşünme alışkanlıkları gibi tekdüze bir olay [sayfa 35] olmadığını belirtiyor. Kapitalistlerin yararına ev sanayisini göstermek yeter; Marx'ın, fabrika sisteminin zaferini engelleyen karmaşık geçiş biçimlerinin çeşitliliklerinin fazlalığına ilişkin düşüncesini anımsatmak yeter. Ve durum, tarımda, bugün de pek çok karmaşıktır! Örneğin zenginliğin ve lüksün artışı, milyonerleri, zevk için orman haline getirdikleri çok büyük arazileri satın almaya itmektedir. Avusturya'da, Salzburg"da, 1869 yılından beri hayvan sayısı azalmaktadır. Bu azalmanın nedeni, Alplerin av düşkünü zenginlere satılmasıdır. Çok yerinde bir saptama ile Kautsky, tarım istatistikleri genel olarak ve eleştirilmeksizin ele alındıkları zaman, onlardan yola çıkarak, kapitalist üretim tarzında, modern ulusların avlanan kabilelere dönüşmeleri doğrultusunda bir eğilim keşfetmenin oldukça kolay olduğunu söylüyor.
      Sonuçta Kautsky, kapitalist tarıma sınırlamalar getiren koşullardan birisine, yani kırsal nüfusun göçü dolayısıyla işçi sıkıntısı çeken büyük toprak sahiplerinin, bu nedenle toprakları işçilere bölüştürmeye, büyük topraksahibi için gerekli emek-gücünü sağlayacak bir küçük köylülük yaratmaya zorlandıklarına da değiniyor. Tamamen mülksüz bir tarım işçisine çok ender raslanır, çünkü kırsal tarım ekonomisi, tam anlamıyla ev ekonomisiyle bağlantılıdır. Tarımdaki ücretli işçilerin bütün kesimleri toprağın mülkiyetine, ya da kullanım hakkına sahiptirler. Küçük üretim büyük ölçüde ortadan kalktığı zaman büyük topraksahipleri, toprakları satmak ya da kiralamak suretiyle, bu üretim biçimini güçlendirmeye ya da sürdürmeye çabalarlar. Kautsky'nin alıntı yaptığı Sering şöyle diyor: "Bütün Avrupa ülkelerinde, son zamanlarda, toprağı tarım işçileri arasında bölüştürerek, onların o bölgelerde yerleşmelerini sağlamaya yönelik bir çaba gözlenmektedir." Böylece, kapitalist üretim tarzının çerçevesi içinde, küçük-ölçekli üretimin tarımdan tamamen silinip atıldığını düşünmek olanaksızdır, çünkü köylülüğün çöküntüsü çok aşırı gittiği takdirde kapitalistlerin ve tarım işletmecilerinin kendileri, onun yaşamını sürdürmesi için çaba göstermektedirler. Daha 1850'lerde, Neue Rheinische Zeitung'da,[4] Marx, [sayfa 36] kapitalist toplumda toprağın yoğunlaşmasının ve parçalanmasının bu dönüşümsel hareketini belirtmişti.
      Bay Bulgakov, Kautsky'nin bu tezlerde "bir doğruluk payı" olduğunu ama "yanılgı payının daha fazla" olduğunu düşünmektedir. Bay Bulgakov'un öteki yargıları gibi, bu da, oldukça zayıf ve karışık bir temele dayanmaktadır. Bay Bulgakov, Kautsky'nin "proleter bir küçük üretim teorisi geliştirdiğini" sanmakta ve bu teorinin çok sınırlı bir bölge için geçerli olduğunu düşünmektedir. Biz daha farklı düşünüyorum Küçük üreticilerin (tarım işçisi ya da toprakta payı olan bir gündelikçi anlamında) ücretli olarak tarımda çalışması, az ya da çok bütün kapitalist ülkelerin karakteristik bir olgusudur. Tarımda kapitalizmi tanımlamak isteyen hiçbir yazar, gerçekleri tahrif etmeden bu olguyu geri plana atamaz.[15*] Kitabının "Köylünün Proleterleşmesi" adlı VIII. bölümünde, Kautsky, özellikle Almanya'da proleterleşmiş küçük üretimin genelleştiğini kanıtlamak üzere birçok kanıt öne sürü­yor. Bay Bulgakov'un, bay Kablukov dahil olmak üzer, e öteki yazarların "usta-işçi eksikliği'ne parmak bastıklarına ilişkin savı, en önemli olanı gölgede bırakmaktır: bu, bay Kablukov'un teorisi ile Kautsky'nin teorisi arasında ilkesel en bü­yük farktır. Bay Kablukov, Kleinbürger[16*] görüş açısı nedeniyle, usta-işçi eksikliği olayından hareketle küçük-ölçekli üretimin geçerliliği, büyük-ölçekli üretimin ise geçersizliğine ilişkin teorisini "oluşturuyor". Kautsky ise, gerçekleri doğru belirledikten sonra, bunların modern sınıflı toplumdaki gerçek anlamlarını belirtiyor: Topraksahiplerinin sınıf çıkarları, onları, tarım işçilerine topraktan pay vermeye zorluyor. Bu paylara sahip tarım ücretlilerinin sınıfsal konumu, küçük-burjuvazi ile proletarya arasındadır. Proletaryaya daha yakındırlar. Bir başka deyişle, bay Kablukov, karmaşık bir sürecin yalnızca bir yönünden yola çıkarak, büyük-ölçekli [sayfa 37] üretimin yetersizliği teorisini oluştururken, Kautsky, büyük-ölçekli üretimin belirli bir gelişme aşamasında ve belirli tarihsel koşullar altında, bu üretim biçiminin çıkarlarının doğurduğu toplumsal ve ekonomik ilişkilerin özel biçimlerini inceliyor.
     

V


      Şimdi Kautsky'nin kitabının, biraz önce başlığını aktarmış olduğumuz diğer bölümüne geçiyoruz. Kautsky, burada, ilk olarak, "toprağın parçalanması eğilimi"ni, ve ikinci olarak da, "köylünün ek çalışma biçimleri'ni araştırıyor. Dolayısıyla, kapitalist ülkelerin çok büyük çoğunluğunda tipik olan, tarım kapitalizminin önemli eğilimleri burada anlatılmaktadır. Kautsky'ye göre, toprağın parçalanması, toprağa, büyük topraksahiplerinden daha fazla ödeyen küçük köylülerin, küçücük parseller için giderek artan talebine yolaçmaktadır. Kimi yazarlar, küçük-ölçekli üretimin büyük-ölçekli üretime üstünlüğünü kanıtlamak için bu olguyu gösterirler. Toprağın fiyatı ile kiraları karşılaştırarak Kautsky, çok doğru bir biçimde onları yanıtlıyor: en ucuz olan küçük konutların kirası, hacim birim hesabıyla, kirası yüksek büyük apartmanların kirasından daha pahalı olduğu çok iyi bilinir. Ufacık parsellerin yüksek fiyatları, küçük-ölçekli üretimin üstünlüğünü değil, tam tersine köylünün özellikle ezilmişliğini gösterir. Kapitalizm sonucu ortaya çıkan çok sayıdaki cüce işletmeleri şu sayılar göstermektedir: (1895) Almanya'da 5.500.000 tarımsal işletmenin 4.250.000'i, yani toplam çiftliklerin dörtte-üçünden fazlası beş hektardan daha az bir alanı kaplamaktadır (%58'inin alanı iki hektardan azdır). Belçika'da %78'i (909.000 üzerinden 709.500'ü) iki hektardan küçüktür. İngiltere'de (1895) 520.000 üzerinden 118.000'i iki hektardan daha az bir alana sahiptir. Fransa'da (1892), (5.700.000 üzerinden) 2.200.000'i bir hektardan; 4.000.000'u ise beş hektardan küçüktür. Bay Bulgakov, "emek-gücünün çok irrasyonel bir biçimde harcanmasına" karşın... toprağın [sayfa 38] "sık sık [??], dikkate değer bir yoğunlukla" bellendiğini söyleyerek, (hayvan mevcudunun, araç ve gereçlerin ve paranın yetersizliği ve emek-gücünün ikincil dereceden uğraşlara yö­neltilmesi gibi nedenlerle) bu küçücük işletmelerin irrasyonelliğine ilişkin Kautsky'nin tezini çürütebileceğim sanıyor. Bu itiraz tümüyle temelden yoksundur, ve tek tek küçük köylülerin toprağı çok iyi bir biçimde ekmeleri örneğinin, küçük bir işletmenin yüksek verimliliği için yukarda verdiğimiz örneğin, büyük-ölçekli üretimin üstünlüğü teorisini çürütebilmekten çok uzak olması gibi, Kautsky'nin bu işletme tipi için genel nitelemesini çürütmekten de çok uzaktır. Almanya'da 1895 yılı nüfus sayımında ortaya çıkan, birçok kü­çük çiftçinin ek kazançlarından vazgeçememeleri olayı, Kautsky'nin, bütün içinde[17*] bu işletmeleri proleter kategorisine koymaktaki haklılığını göstermektedir. Bağımsız tarımcı 4.700-000 kişiden 2.700.000'inin ya da %57'sinin ek kazanç­ları vardır. Her birisi iki hektardan daha az toprağa sahip, toplam olarak 3.200.000 işletmeden yalnızca 400.000'inin yani %13'ünün ek gelirleri yoktur! Tüm Almanya'da, 5.500.000 tarım işletmesinden 1.500.000'i, tarım ve sanayide çalışan ücretli işçilerindir. (704.000'i de zanaatçılarındır.) Ve bütün bunlardan sonra, bay Bulgakov, hâlâ proleterleşmiş küçük işletmeler teorisinin Kautsky[18*] tarafından "kurulduğunu" [sayfa 39] iddia edebileceğini sanıyor! Köylülüğün proleterleşme biçimlerini (köylülerin yan — yani ek uğraş biçimlerini) Kautsky inceden inceye araştırmıştır (s. 174-193). Yer darlığı nedeniyle, onun bütün bu biçimlerle ilgili tanımlamalarını (tarımda ücretli emek, ev sanayisi ya da "kapitalist sömürü­nün en tiksindirici biçimi" olan Haussindustrie, fabrika ve maden ocaklarındaki çalışma vb.) ne yazık ki burada ayrıntılarıyla inceleyemiyoruz. Gözlediğimiz tek şey, Kautsky'nin, yan uğraşlar konusunda Rus ekonomistlerinin değerlendirmesini paylaşmasıdır. Bu işleri yapan gezgin işçiler daha az gelişkindirler ve kent işçilerinden daha düşük bir gereksinim düzeyleri vardır. Onların, kent işçilerinin yaşam koşulları üzerindeki zararlı etkileri az raslanan bir olay değildir. "Ama geldikleri ve döndükleri yerlerde gelişmenin öncülleridirler. ... Yeni gereksinimler ve yeni düşünceler kazanırlar" (s. 192), basit köylüler arasında bilinç, insanlık onuru bilinci ve kendi gücüne güvenme duygusu uyandırırlar.
      Son olarak, bay Bulgakov'un Kautsky'ye yönelttiği son ve özellikle sert saldırının üstünde duracağız. Kautsky, 1882'den 1895'e dek, Almanya'da sayıları (alan olarak) en çok artan [sayfa 40] işletmelerin en büyük ve en küçük işletmeler olduğunu söylüyor (böylelikle, toprağın parçalanması, orta-büyüklükteki işletmelerin aleyhine bir gelişme, oluyor). Gerçekten, bir hektarın altındaki çiftlik sayısı %8,8 arttı; 5-20 hektar arasındakilerin sayısı %7,8 arttı; 1.000 hektarın üstündeki çiftliklerde ise %11'lik bir artış görüldü (ara sınıflandırmalara giren çiftliklerin alanlarında çok az bir artış oldu; öte yandan çiftliklerin toplam sayısında %5,3'lük bir artış izlendi). Bay Bulgakov, sayıları kesin olarak bilinmeyen, (1882'de 515 ve 1895'te 572) en büyük işletmeler yüzde alınmasında kullanıldığı için çok kızmış. Ama hiddeti temelden tamamen yoksun. Sayıları belirgin olmayan bu işletmelerin, en büyük toprak genişliğine sahip olduklarını ve 2.300.000 ile 2.500.000 cüce işletmenin (bir hektar kadar) kapladığı toprağa yakın bir alanı kapladıklarını unutuyor. Ben, bir ülkede, 1.000 ve daha fazla sayıda işçi çalıştıran çok büyük fabrikaların sayısının 51'den 57'ye çıktığını, yani %11'lik bir artış gösterdiğini, öte yandan fabrikaların toplam sayısında %5,3'lük bir artış olduğunu söyleyecek olursam, fabrikaların toplam sayısıyla karşılaştırıldığında çok büyük fabrikaların sayıları çok belirgin olmasa bile, bu durum, büyük-ölçekli üretimde artma olduğunu göstermez mi? Kautsky ekilen alan olarak en çok genişleyen işletmelerin, (bay Bulgakov, s. 18) 5-20 hektar arasındaki köylü işletmeleri olduğunu çok iyi bilmektedir ve sonraki bölümde bu konuyu incelemektedir.
      Kautsky, daha sonra, 1882 ve 1895 yıllarında alanlarda ve farklı kategorilerde meydana gelen değişmeleri ele alıyor. En büyük artışın (+563.477 hektar) 5-20 hektar arasındaki köylü işletmelerinde; ikinci büyük artışın ise 1.000 hektardan fazla alana sahip olan işletmelerde (+94.014) görüldüğü; 20-1.000 hektar arasındaki çiftliklerin alanlarında ise 86.809 hektarlık bir küçülme görüldüğü belirtiliyor. Alanları bir hektarı bulan işletmelerde 32.683 hektarlık bir artış oluyor ve alanı 1-5 hektar arasındaki yerlerde ise 45.604 hektarlık bir artış izleniyor.
      Ve Kautsky şu sonuca varıyor: 20 ile 1.000 hektarlık [sayfa 41] işletmelerin alanlarındaki küçülmenin nedeni (ki 1.000 hektar ve daha fazla toprağı olan işletmelerin alanlarındaki artış ile çok iyi bir biçimde dengelenmişlerdir), büyük-ölçekli üretimin çöküşü değil, tam tersine yoğunlaşması dır. Yoğun tarımın Almanya'da gelişme gösterdiğini ve sık sık işletmelerin alanlarında bir küçülmeyi gerektirdiğini gördük. Büyük-ölçekli üretimin yoğunlaşmasını, buharla işleyen makinelerin kullanımındaki artışın yanısıra, Almanya'da, yalnızca büyük üretimde yararlanılan tarım çalışanlarının sayısındaki açık artıştan da izlemek olanağı vardır. Kahyaların (denetleyicilerin), ustabaşıların, muhasebecilerin vb. sayısı, 1882'de 47.465'ken, 1895'te 76.978'e yükseldi, yani %62'lik bir artış gösterdi; bu çalışanlar arasında kadınların oranı ise %12'den %23,4'e çıktı.
      "Bütün bunlar, diye sürdürüyor Kautsky, 80'li yılların başından bu yana büyük-ölçekli tarımda, kapitalistleşmenin ve yoğunlaşmanın ne kadar arttığını açıkça gösteriyor. Bundan sonraki bölümde, orta-büyüklükteki köylü işletmelerinin alanlarındaki büyük artışın yukarda tartışılan durumla başabaş gidişinin nedenleri açıklanmaktadır." (s.174.)
      Bay Bulgakov, bu tablodaki anlatımı, "gerçeklikle apaçık bir çelişki" olarak görüyor, ama kanıtları, onun bu cesur ve etkili vargısını doğrulamaktan uzak kalıyor ve Kautsky'nin vardığı sonuçları az da olsa sarsamıyor. "Öncelikle, tarımın yoğunlaşması gerçekten meydana gelmişse; bu, ekili alanların göreli ve mutlak küçülmesini açıklamaz. 20-1.000 hektarlık grubun içinde yeralan işletmelerin toplam olarak oranlarındaki bir azalmayı açıklamaz. Ekili alanlardaki artış ile işletmelerin sayısındaki artış, aynı zamanda yeralmış olabilir. Yalnızca [tıpkı böyle!] bu işletmelerin sayısındaki artışın, biraz daha hızlı olmuş olması gerekir ki, her işletmenin alanı azalabilsin."[19*]
      Biz, bu tartışmayı, özellikle buraya olduğu gibi aktardık; [sayfa 42] çünkü bay Bulgakov bu düşünceden başlayarak "daha yoğun bir üretimin etkisi altında bir işletmenin boyutlarının küçülmesi, tam bir kuruntudur" [tıpkı böyle!] sonucuna varıyor. Bu, Kautsky'nin uyarısını, "istatistiksel verilerin" yanlış yorumlanmasından doğan yanılgıları çok çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. İşletmelerin alanlarına ilişkin istatistiklere bay Bulgakov gülünç derecede keskin bir titizlikle bakıyor ve bu istatistiklere kendilerini aşan anlamlar yüklüyor. Gerçekten, ekili alanlar niçin "biraz daha" hızlı artmış olsun? Üretimin yoğunlaşması, (ki daha önce gördüğümüz gibi, bu durum, kimi zaman merkezden uzak tarlaların köylülere satılmasına ya da kiralanmasına yolaçmıştır) niçin belirli bir sayıda işletmeyi daha yüksek bir kategoriden daha düşük bir kategoriye geçirmiş "olsun"?[20*] Niçin bu 20-1.000 hektar arasındaki işletmelerin ekili alanlarını azaltmamış "olsun"? Sanayi istatistiklerinde, çok büyük fabrikaların çıktısındaki düşüş, büyük-ölçekli üretimdeki gerilemeyi gösterir. Ama büyük toprakların alanlarındaki %1,2'lik bir küçülme, işletme alanındaki bir küçülmeyle birlikte genel olarak üretim hacminin arttığı konusunda hiçbir şey göstermez ve hiçbir şey gösteremez. Özellikle İngiltere'de gözlenen, tahıl ekiminin yerini hayvancılığın alması sürecinin Avrupa'da bir bütünsellik içinde ilerlediğini biliyoruz. Bu değişikliğin kimi zaman çiftlik alanlarındaki bir küçülmeye neden olduğunu da biliyoruz, ama bu sonuçtan yola çıkarak, daha küçük çiftlik alanlarının büyük-ölçekli üretimde bir gerilemeyi gösterdiğini söylemek garip olmaz mı? İşte bu nedenle, 20. sayfada, bay Bulgakov'un verdiği, büyük ve küçük işletmelerin sayılarındaki azalmayı ve tarlada çalışan hayvanların bulunduğu orta-büyüklükteki (5-20 hektarlık) işletmelerin sayısındaki artmayı gösteren "açık ve düzgün tablo" hiçbir şeyi kanıtlamaz. Bu durum, işletme tarzındaki bir değişmeye de bağlı olabilir. [sayfa 43]
      Büyük-ölçekli tarımsal üretimin Almanya'da daha yoğun ve daha kapitalist bir nitelik aldığını gösteren, her şeyden önce, buharlı tarım makinelerinin sayılarındaki artıştır: 1879'dan 1897'ye dek beş kat artmıştır. Genel olarak küçük işletmelerde kullanılan bütün makinelerin (yalnızca buharlı makinelerin değil) sayısının büyük işletmelerde kullanılan makine sayısından çok daha fazla olduğunu ve gene Amerika'da da, makinelerin yoğun tarımda kullanıldığını ileri sürerek bu teze karşı çıkan bay Bulgakov boşuna çabalıyor. Biz, şimdi, Amerika'yı değil; bonanza farms'ın[21*] bulunmadığı Almanya'yı tartışıyoruz. Aşağıdaki tabloda, Almanya'da (1895'te) buharlı pulluk ve harmanlama makinelerinin kullanıldığı işletmelerin yüzdeleri verilmiştir.

İşletmeler

İşletmelerin Yüzdeleri

Buharlı Pulluk Kullananlar

Buharlı Harman Makinesi Kullananlar

2 hektardan az
2-5 hektar
5-20 hektar
20-100 hektar
100 hektardan fazla
0,00
0,00
0,01
0,10
5,29
1,08
5,20
10,95
16,60
61,22

      Ve şimdi, Almanya'da tarımda kullanılan buharlı makinelerin toplam sayılarının beş kat artması, büyük-ölçekli üretimin daha yoğun bir duruma geldiğini göstermiyor mu? Yalnızca, bay Bulgakov'un 21. sayfada unuttuğunu, yani tarımda, işletmelerin büyüklüklerindeki bir artışın her zaman işletilen alanlarındaki artışla özdeş olmadığını unutmamak gerekir.
      Büyük-ölçekli üretimin daha kapitalist bir nitelik aldığını gösteren ikinci kanıt, tarımda çalışanların sayılarındaki artıştır. Kautsky'nin bu kanıtım "garip" olarak niteleyen ve, [sayfa 44] tarım ücretlilerinin sayısının azalmasını, "ordunun sayısı azalırken, subayların sayısının artması"na benzeten bay Bulgakov'un bu çabası da boşunadır. Bir daha yineliyoruz: Rira bien qui rira le dernierl[22*] Kautsky tarım emekçilerinin sayısının azalmasını yalnızca unutmamakla kalmıyor, aynı zamanda bu olguyu birçok ülke üzerinde gösteriyor; ancak bu olgunun tartıştığımız konu ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur, çünkü proleterleşmiş küçük çiftçilerin sayıları artarken, kırsal nüfus bütün nüfus açısından azalmaktadır. Büyük topraksahibinin tahıl üretiminden vazgeçtiğini ve şeker pancarı üreterek şeker yapımına başladığını varsayalım. (Almanya'da, 1871-1872 yıllarında 2.200.000 ton şeker pancarı işlenmiştir; 1881-1882'de 6.300.000 ton; 1891-1892'de 9.500.000 ton ve 1896-1897'de ise 13.700.000 ton.).Büyük topraksahibi özellikle, şeker pancarı tarlalarında köylülerin kanlarını ve çocuklarını gündelikçi olarak çalıştırma gereksiniminde ise, çevre bölgelerdeki tarlalarını küçük köylülere kiralayabilir ve hatta satabilir. Eski rençberleri ortadan silecek olan, buharlı bir pulluk satın aldığını varsayalım. (Saksonya'daki şeker pancarı tarlalarında, "yoğun tarım örnekleri",[23*] buharlı pulluklar günlük kullanıma girmiştir). Ücretli işçilerin sayısı azalacaktır. Kalifiye işçilerin (muhasebeciler, yöneticiler, teknisyenler vb.) sayısı ise zorunlu olarak artar. Burada büyük-ölçekli üretimin yoğunluğunun ve kapitalist niteliğinin arttığını bay Bulgakov yadsıyabilir mi? Almanya'da böyle şeylerin olmadığını mı öne sürecek?
      Kautsky'nin kitabının köylülerin proleterleşmesine ilişkin VIII. bölümünün yorumunu tamamlayabilmek için aşağıdaki pasajı aktarmamız gerekiyor. Yukarıya aldığımız ve bay Bulgakov'un da aktarmış olduğu pasajdan sonra [sayfa 45] Kautsky şöyle diyor: "Her ne kadar Almanya'da orta büyüklükteki mülklerin parçalanması eğiliminin durması kendini göstermişse de; burada bizi ilgilendiren şey, öteki ülkelerdeki gibi, bu ülkede de kırsal nüfusun giderek proleterleşmesidir. 1882'den 1895'e dek tarımsal işletmelerin toplam sayısında 281.000'lik bir artış oldu. Bu artışın en büyük bölümünü, bir hektara kadar toprağa sahip proleterleşmiş işletmelerin sayısındaki büyük artış oluşturuyordu. Bunların sayıları 206.000'e çıktı."
      "Gördüğümüz gibi, tarımdaki hareket, sınai ve ticari sermayenin hareketinden tamamen farklıdır ve özel bir karakter gösterir. Bundan önceki bölümde, işletmelerin merkezileşmesi eğiliminin küçük-ölçekli üretimin tamamen yokolmasına yolaçmadığını belirttik. Bu eğilim çok ileri gittiği zaman, kendisinin karşıtı bir eğilim doğurur ve böylece merkezileşme eğilimi ile parçalanma eğilimleri sırayla birbirlerini izlerler. Şimdi her iki eğilimin birbirlerine koşut olarak ortaya çıkabildiğini de görmekteyiz. Sahipleri, meta pazarına proleter olarak, emek-gücü satıcısı olarak gelen çiftliklerin sayısında bir artış var. ... Emek-gücünü satan kişiler olarak bütün bu küçük çiftçilerin maddi çıkarları ile sanayi proletaryasının çıkarları aynıdır ve bu çiftçilerin toprağa sahip olmaları, proletarya ile aralarında bir çelişki doğurmaz. Sahip olduğu toprak, küçük topraksahibi köylüyü yiyecek maddelerinin ticaretini yapan satıcıdan azçok kurtarır; ama sanayi ya da tarım kesimlerinin hangisinde olursa olsun, kapitalist girişimcinin sömürüsünden kurtaramaz." (s. 174.)

----------------------


      Bundan sonraki makalede, Kautsky'nin kitabının geri kalan bölümünü inceleyerek, bu çalışmanın genel bir değerlendirmesini yapacağız. Bu arada da bay Bulgakov'un daha sonraki bir makalede ileri sürmüş olduğu itirazları inceleyeceğiz. [sayfa 46]
     

 

İKİNCİ MAKALE


I


      Bu kitabın IX. Bölümünde, ("Ticari Tarımın Artan Zorlukları") Kautsky, kapitalist tarımın doğasındaki çelişkileri irdelemeye devam ediyor. Bay Bulgakov'un bu bölümle ilgili olarak ileri sürdüğü ve bizim daha sonra üzerinde duracağımız itirazlar bu "zorlukların" genel anlamını, eleştirmenin iyice kavramamış olduğunu gösteriyor. Rasyonel bir tarımın tam olarak gelişmesine bir "engel" oluşturmakla birlikte, aynı zamanda, kapitalist tarımın gelişmesine bir itme veren "zorluklar" vardır. Kautsky, örneğin, bu "zorluklar"dan birini, kırsal göçü gösteriyor. En iyi ve en yetenekli emekçilerin köylerinden göçetmesi, kuşkusuz rasyonel tarımın tam olarak gelişmesi açısından bir "engel"dir, ama çiftçilerin tekniği geliştirerek, yani makine kullanarak bu engelle savaştıkları da kesindir.
      Kautsky şu "zorlukları" ele alıyor: a) toprak rantı; b) miras hakkı; c) miras hakkının sınırlanması, meşruten vakfetmek (fideicommissum, Anerbenrecht);[
7] d) kırsal alanların kentler tarafından sömürülmesi; e) kırsal alanlardaki nüfus azalması.
      Toprak rantı, yatırılan sermaye üzerinden ortalama kâr çıkarıldıktan sonra kalan artı-değer kısmıdır. Toprak mülkiyeti tekeli, topraksahibinin, bu artı-değeri kendine maletmesine olanak tanır, ve toprağın fiyatı (sermayeleşmiş rant) belirli bir anda rant tarafından faiz oranına eşit olarak saptanır. Açıkçası, rant, tarımın tam olarak rasyonelleşmesini "engeller": Kiracı çiftçi sisteminde, iyileştirmeler vb. engellenir; ve ipotek sisteminde ise sermayenin büyük kısmının, üretime değil ama toprak alımına yatırılması zorunludur. Bay Bulgakov, ilk olarak, ipotek borçlarının artışının "korkunç bir şey" olmadığını söyleyerek karşı çıkıyor. Öte yandan, Kautsky'nin, tarımın gelişmekte olduğu koşullarda bile, "başka bir anlamda" değil, ama tam da tartışılan anlamda, [sayfa 47] ipoteklerdeki zorunlu artışa parmak bastığını unutuyor (yukarıya bkz: Birinci Makale, II). Burada, Kautsky, ipoteklerdeki artışın "korkunç" olup olmadığa sorununu tartışmıyor; kapitalizmi, işlevini başarmaktan alıkoyan zorlukları araştırıyor. İkinci olarak, bay Bulgakov'a göre, "bir engel olarak yalnızca rantın artışını görmek pek doğru değildir. ... Rantın yükselmesi ve artmasının olanağı, tarımda teknik gelişmeyi ve her türlü" gelişmeyi ("gelişme" yerine kullanılmış olan "süreç" sözcüğünün dizgi yanlışı olduğunu sanıyoruz) "harekete geçiren bağımsız bir dürtü olarak görev yapar". İlerleme yolunda kapitalist tarımı canlandıran dürtü, nüfusun, rekabetin ve sanayinin artmasıdır; rant ise, topraksahibi tarafından toplumsal gelişmeden, teknik gelişmeden zorla alınan bir haraçtır. Bu nedenle, rant yükselmesinin gelişmeyi ileri doğru götüren "bağımsız bir dürtü" olduğunu öne sürmek yanlıştır. Teorik açıdan, toprakta özel mülkiyetin olmadığı durumlarda, yani toprak ulusallaştırıldığı zaman, (Kautsky, s. 207) mutlak rantın hiç varolmadığı ve farklılık rantının ise devlet tarafından alındığı durumlarda, kapitalist üretim varlığını sürdürebilir; Bu, tarımbilimsel ilerlemeyi zayıflatıcı bir dürtü değildir, tersine, onu büyük ölçüde güçlendirir.
      "Mülk toprakların, diyor Kautsky, fiyatlarını yükseltmenin (in die Höhe treiben) ya da onları yapay olarak yüksek bir düzeyde tutmanın tarımın çıkarına olduğunu düşünmek kadar yanlış bir şey olamaz. Bu tutum, günümüzün (augenblicklicheri) topraksahipleri, ipotekçi bankalar ve taşınmaz mülk spekülatörlerinin çıkarlarına uygundur, ama tarımın çıkarlarına, en azından gelecekteki çıkarlarına, tarımsal işletmelerin gelecek kuşaklarının çıkarlarına uygun düşmemektedir." (s. 199.) Toprağın fiyatı ise sermayeleşmiş ranttan başka bir şey değildir.
      Ticari tarımın karşılaştığı ikinci güçlük, zorunlu olarak toprağın özel mükiyetini gerektirmesidir, bu, mirasçılara geçen toprağın parçalanmasına (ki böyle bir parçalanma, birçok yerde, teknik alanda gerilemeye neden olmuştur) ya da (toprağı alan mirasçının, toprağı ipotek etmek suretiyle, [sayfa 48] diğer mirasçılara para olarak bir sermaye ödemesi ile gerçekleşen) ipotek yüklerine yolaçar. Bay Bulgakov, toprağın taşınır mala dönüşümünü (mobilisation) "yorumladığında bu olayın olumlu yönünü görmezlikten geldiği" için Kautsky'yi kınıyor. Bu tamamen yersiz bir kınamadır, çünkü kitabın pratik bölümünde[24*] olduğu kadar tarihsel bölümünde de (özellikle incelenen feodal tarımı ve kapitalist tarımın feodal tarım biçiminin yerini alma nedenlerini anlattığı I. kısmın III. bölümünde) Kautsky, toprakta özel mülkiyetin tarihsel gerekliliğini ve olumlu yanını, tarıma rekabetin girişini ve son olarak toprağın taşınır mala dönüşmesini okurlarına açık olarak göstermiştir. Bay Bulgakov'un "farklı bölgelerde, farklı nüfus artışı dereceleri" sorununu araştırmadığını söyleyerek Kautsky'yi kınamasını anlayamadık. Bay Bulgakov, gerçekten, Kautsky'nİn kitabında nüfus teorisi (demography) üzerine incelemeler bulabileceğini mi sanıyordu?
      Yukarıda söylenenden sonra bir yenilik kazandırmayacağına inandığımız için meşruten vakfetme (entailment)[25*] sorunu üzerinde durmadan, kırsal alanların kentler tarafından sömürülmesi sorununun incelenmesine geçeceğiz. Kautsky'nin "öncelikle tarımsal üretim pazarları olan kentlerin önemini ve olumlu ve olumsuz yönlerini karşılaştırmadığını" söyleyen bay Bulgakov'un bu savı, gerçeklerle tümüyle çelişmektedir. "Modern tarım" bölümünün daha ilk sayfasında Kautsky, tarım pazarları olan kentlerin önemine çok açık olarak değiniyor (s. 30 vd.). Kautsky, tarımsal dönüşümde ve tarımın rasyonelleştirilmesinde vb. başlıca rolü "kent sanayisinin" oynadığını söylüyor.[26*]
      Dolayısıyla, bay Bulgakov'un (Naçalo, n°3, s. 32'deki) makalesinde biraz önce tartışılan bu düşünceleri Kautsky'ye [sayfa 49] karşıymışçasına nasıl yineleyebildiğini anlamamız olanaksızdır! Bu durum, inatçı eleştirmenin, eleştirdiği kitap hakkındaki yanlış yorumunun özellikle çarpıcı bir örneğidir. Bay Bulgakov, Kautsky'ye "(kentlere akan) değerlerin bir kısmının kırsal alanlara geri döndüğünün unutulmaması gerektiğini" öğütlüyor. Herkes Kautsky'nin bu temel gerçeği unuttuğunu sanacak. Aslında Kautsky, (kırsal alanlardan kentlere doğru) akan değerler arasında, eşdeğer bir geri dönüş olup olmadığını da araştırarak ayrım yapıyor, Ve bunu bay Bulgakov'dan çok daha belirgin bir biçimde yapıyor. Kautsky, ilkin, "eşdeğer bir geri dönüş (Gegenleistung) yapmaksızın, kırsal alanlardan kentlere akan meta değerlerini" (s. 210) yani (kentlerde harcanan rant, vergiler, kent bankalarından alınan faizleri) inceliyor ve bu olayı, kentlerin kırsal alanları ekonomik açıdan sömürmesi olarak yorumluyor. Kautsky, daha sonra, eşdeğer bir geri dönüş yapan akımı, yani tarım ürünlerinin işlenmiş mallar ile değiş tokuşunu tartışıyor ve şunları söylüyor: "Değer yasası açısından, bu akım, tarımsal sömürüyü göstermez;[27*] bununla birlikte, gerçekte, tıpkı yukarda değinilen etmenler gibi, o da tarımbilimsel (stofflichen) sömürüye, özetle, toprağın beslenme açısından fakirleşmesine yolaçar." (s. 211.)
      Kautsky, kırsal alanların kentler tarafından tarımsal sömürüsüne değinirken, burada, gene, Marx ve Engels'in teorilerinin temel fikirlerinden birini, yani, kent ile kır arasındaki karşıtlığın, tarım ve sanayi arasındaki zorunlu uygunluk ve karşılıklı bağımlılık olayını çökerttiği ve kapitalizm daha yüksek bir biçime dönüşür dönüşmez bu karşıtlığın ortadan kalkacağı düşüncesini paylaşıyor,[28*] Bay Bulgakov ise, Kautsky'nin, kentlerin kırsal alanları tarımsal açıdan [sayfa 50] sömürmesine ilişkin düşüncesini "garip" buluyor ve "her koşul altında, Kautsky'nin burada tam bir kuruntu çamuruna daldığını" (tıpkı böyle!!!) iddia ediyor. Bizi şaşırtan, Kautsky'nin düşüncesini eleştiren bay Bulgakov'un, bu düşünce ile Marx ye Engels'in temel düşünceleri arasındaki özdeşliği gözden kaçırmağıdır. Okur haklı olarak, kent ile kır arasındaki karşıtlığın ortadan kalkması düşüncesine bay Bulgakov'un "tam bir kuruntu" olarak baktığı sonucuna varacaktır. Bu, eleştirmenin gerçekten düşüncesiyse, biz, kendisiyle tamamen terfi kanıdayız ve "kuruntu" yanlışıyız (aslında, kuşkusuz, kuruntunun değil, ama kapitalizmin çok daha kapsamlı bir eleştirisinin yapılması düşüncesinin yanındayız). Kent ve köy arasındaki karşıtlığın ortadan kaldırılması düşüncesinin bir düş sayılması yeni değildir. Bu, burjuva iktisatçıların her zaman savundukları görüştür. Hatta birçok yazar tarafından çok daha kapsamlı olarak ele alınmıştır. Örneğin Dühring, kent ile kır arasındaki uzlaşmaz karşıtlığın, "şeylerin doğası gereği kaçınılmaz olduğunu" düşünüyordu.
      Dahası, Kautsky'nin ticari tarımın ve kapitalizmin karşılaştığı güçlüklerden biri olarak, hayvanlar ve bitkiler arasında giderek artan salgın hastalıklara değinmesi bay Bulgakov'u "şaşırtmış" (!). "Bunun kapitalizmle ne ilgisi var? ..." diyor bay Bulgakov. "Daha üst düzeyde bir toplumsal örgütlenme, sığır soyunu ıslah etme zorunluluğunu ortadan kaldırabilir mi?" Kautsky'nin çok açık düşüncesini bay Bulgakov'un anlayamaması da bizi şaşırttı. Doğal seçme ile oluşmuş bulunan eski hayvan ve bitki cinslerinin yerini yapay seçme ile oluşturulan "ıslah edilmiş" cinsler almıştır. Hayvanlar ve bitkiler giderek daha hassaslaşmakta ve daha çok şey gerektirmektedirler, çünkü günümüzün ulaşım yöntemleriyle salgın hastalıklar şaşırtıcı bir hızla yayılmaktadır. Günümüz tarımı, tek tek, dağınık ve çoğunlukla küçük (köylü) tarımı halindedir ve bilgi ve kaynaklardan yoksundur. [sayfa 51]
      Kentsel kapitalizm, modern bilimin bütün kaynaklarını tarım tekniklerinin gelişmesi için kullanma çabası içindedir, ama bunun yanında üreticilerin toplumsal düzeylerini eski sefil halinde bırakmaktadır; kent kültürünü sistemli ve yöntemli bir biçimde kırsal alanlara yerleştirmemektedir. Daha üst düzeyde bir toplumsal örgütlenme, kuşkusuz hayvan ırkını ıslah etme zorunluluğunu ortadan kaldırmaz (doğal ki, Kautsky de böyle ahmakça bir şey söylemeyi düşünmedi), ama teknik geliştikçe evcil hayvanların ırkları ve kültür bitkileri[29*] daha dayanıksız duruma geliyorlar ve günümüz kapitalizminin toplumsal örgütlenmesi de giderek toplumsal denetim yoksunluğunun ve köylü ve işçilerin düzeylerinin düşük olmasının sıkıntısını çekiyor.
      Kautsky, ticari tarımda karşılaşılan son "zorluğa" yani "kırsal alanlardaki nüfusun azalmasına", en yetenekli ustaların, en enerjik ve en bilgili emekçilerin kentler tarafından emilmesine değiniyor. Bay Bulgakov, bu düşüncenin, genel olarak "her koşulda yanlış olduğunu" ve "günümüzde kent nüfusunun kırsal alanların nüfusunun sırtından büyümesinin hiçbir biçimde kapitalist tarımın bir gelişme yasasını belirlemediğini, tersine, tarımsal nüfusun sanayiye göçünün denizaşırı yerlere, sömürgelere yapılan ihracatın belirtisi olduğunu" öne sürüyor. Bize göre bay Bulgakov yanılmaktadır. Kent (daha genel olarak sanayi) nüfusunun, kırsal nüfusun sırtından büyümesi yalnızca günümüzün bir olgusu değildir; açıkça kapitalizmin bir yasasını belirleyen genel bir olgudur. Bu yasanın teorik dayanakları, daha önceleri de belirttiğim gibi[30*] şunlardır: ilkin, toplumsal işbölümünün gelişmesi, giderek artan sayıda sanayi dallarını ilkel tarımdan ayırmıştır.[31*] ikinci olarak, belirli bir toprağın işlenmesi için gerekli olan değişen sermaye genel olarak azalır, [sayfa 52] (bkz: Das Kapital, III, 2, s. 177, Rusça çevirisi, s. 526;[8] Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi adlı kitabıma aktardığım bölüm, s. 4 ve 44[32*]). Yukarda, belirli durumlarda ve belirli dönemler sırasında, belirli bir toprak parçasının işlenmesi için değer olarak konması gereken değişen sermayede bir artışı gözlediğimizi belirttik, ama bu, genel yasanın doğruluğunu hiçbir bakımdan etkilemez. Kautsky, tarımsal nüfusun göreli azalmasının, her koşul altında, mutlak azalma haline gelmediğini ve gene bu mutlak azalmanın derecesinin kapitalist sömürgelerin gelişmesi tarafından da belirlendiğini yadsımayı kuşkusuz düşünmemiştir. Kautsky, kitabının birçok yerinde, Avrupa'ya ucuz buğday akıtan kapitalist sömürgelerdeki bu ilerlemeye açıkça parmak basmıştır. ("Avrupa'nın kırsal alanları halkının köylerden (Landflucht), yalnızca kentlere değil, sömürgelere de, kırın güçlü yeni yığınları da göçmektedir." ... s. 242.) Tarımın en güçlü, en enerjik ve en bilgili emekçilerinin sanayiye kayması genel bir durumdur ve yalnızca sanayi ülkelerinde ya da Batı Avrupa'da değil, aynı zamanda, tarım ülkelerinde, Amerika ve Rusya'da da görülmektedir. Kırsal alanların barbarlığı ile kentlerin kültürü arasında kapitalizmin yarattığı çelişki zorunlu olarak buna yolaçar. Bay Bulgakov'un düşüncesine göre "Büyük miktarlarda buğday İthalatı olmadan, nüfustaki genel bir artışla birlikte giden bir tarımsal nüfus azalmasının mantıksızlığı açıktır". Ama benim kanımca, bu tez açık olmamanın yanısıra, yanlıştır. Buğday ithalatı olmadan da, nüfusta genel bir artışla (kentlerdeki büyüme ile) atbaşı giden bir tarımsal nüfus azalması olayı, oldukça anlaşılırdır (tarımsal emeğin [sayfa 53] verimliliği yükselir ve bu, daha az sayıda emekçinin önceki kadar ve hatta daha fazla üretmesini olanaklı kılar). Tarımsal nüfustaki azalma ile koşut giden bir genel nüfus artışı ve tarımsal ürünlerin miktarında azalma (ya da orantılı olmayan bir artma) gene anlaşılırdır, çünkü kapitalizmle birlikte halkın beslenme koşullarının ağırlaşması kendiliğinden "anlaşılabilir" bir şeydir.
      Bay Bulgakov, 1882-1895 yılları arasında Almanya'da, orta-büyüklükteki köylü işletmelerinin sayılarının arttığı ve el-emeği eksikliğini bu işletmelerin duyduğu konusunda ileri sürdüğü olguların, Kautsky'nin tezinin "bütün yapısını sarsacak nitelikte" olduğunu öne sürüyor. Kautsky'nin tezlerini daha yakından irdeleyelim.
      Tarım istatistikleri verilerine göre, 1882-1895 yılları arasında, 5-20 hektar arasında alana sahip olan işletmeler en büyük artışı gösterdiler. 1882'de, bunlar, toplam alanların %28,8'ini oluştururken, 1895 yılında bu oran %29,9'a çıktı. Orta-büyüklükteki köylü işletmelerinin toplam alanlarındaki bu artışla birlikte büyük köylü işletmelerinin (20-100 hektar arasındakiler: 1882'de %31,1 ve 1895'te %30,3) alanlarında da bir azalma görüldü. "Bu sayılar, diyor Kautsky, köylülüğü, bugünkü düzenin en güçlü savunma aracı olarak gören bütün iyi yurttaşların yüreklerine su serpti. Ve sevinçle haykırdılar, 'işte bu, yani tarım, kımıldamıyor', 'marksist dogma tarıma uygulanamıyor'." Orta-büyüklükteki köylü işletmelerindeki artış, köylü tarımının zenginleşmesine doğru yeni bir çağın başlangıcı olarak yorumlandı.
      Kautsky, "ama bu zenginliğin kökü bir bataklıktadır" diyerek bu iyi yurttaşları yanıtlıyor. "Bu, köylülüğün gönencinden değil, tarımın tüm olarak kökleşmesinden doğuyor." (s. 230.) Kautsky şöyle devam ediyor: "Bütün teknik ilerlemelere karşın, belli bölgelerde [italikler Kautsky'nindir] tarımda bir gerilemenin varlığı kuşkusuzdur." (228) Bu gerileme, örneğin feodalizmin yeniden canlanmasına — emekçileri toprağa bağlayıp onları belli görevler yapmaya zorlama çabalarına yolaçmaktadır. Eski tarımsal biçimlerin bu "çöküş"ün [sayfa 54] temelinde yeniden canlanmaları şaşılacak bir şey midir? Genel olarak, düşük gereksinim düzeyi, aç kalabilme yeteneğinin yüksekliği, ve çalışırken gösterdiği büyük çaba nedeniyle büyük-ölçekli üretimde çalışanlardan ayrılan köylülük, bir bunalım döneminde daha uzun bir zaman dayanacak mıdır?[33*] "Tarımsal bunalım, meta üreticisi olan bütün kırsal sınıfları etkiler; orta-köylü para biriktiremez." (s. 231.)
      Kautsky'nin çok açık olan bütün bu tezlerini kavrayamamanın olanaksız olduğu sanılır. Ne var ki, eleştirmenin bunları kavrayamadığı açıkça görülüyor. Bay Bulgakov bir görüş ileri sürmüyor: orta-büyüklükteki köylü işletmelerinin sayısındaki artışı nasıl yorumladığını bize açıklamıyor, ama Kautsky'ye "kapitalist üretim tarzının gelişmesinin tarımı [sayfa 55] yıkıma götürdüğü" düşüncesini yüklüyor ve hiddetle haykırıyor: "Kautsky'nin tarımın yıkılmakta olduğuna ilişkin iddiası yanlış, keyfi ve kanıttan yoksundur; yaşamın bütün temel gerçeklerine ters düşmektedir." vb., vb..
      Yanıtımız şudur: Bay Bulgakov Kautsky'nin düşüncelerini tamamıyla yanlış bir yöne çekmektedir. Kautsky kapitalizmin gelişmesinin tarımı yıkıma götürdüğünü değil ama tam tersini söylüyor. Kautsky'nin tarım ekonomisinde çöküntü (= bunalım) ve kimi bölgelerde (nota bene[34*]) görülen teknik gerilemeye ilişkin sözlerinden tarımın "yıkıma uğradığı", "ölüm fermanı"nın okunduğu sonucuna vardığını söyleyebilmek için insanın ancak çok dikkatsiz bir okur olması gerekir. Özellikle denizaşırı rekabete (yani tarımsal bunalımın temel nedenine) ilişkin olan X. bölümde Kautsky, şöyle diyor: "Beklenen bunalımın, kendisinin etkilediği sanayiyi yıkması kuşkusuz (natürlich) her zaman zorunlu (braucht nicht) değildir. Bu ancak çok az raslanan durumlarda görülür. Genel kural olarak, bir bunalım, yalnızca, sürmekte olan ilişkilerin niteliğinde kapitalist anlamda bir değişiklik yaratır." (s. 273-74) Tarım sanayisindeki bunalıma ilişkin olarak yapılan bu gözlem, Kautsky'nin bunalımların genel anlamları konusundaki görüşünü açıkça ortaya koymaktadır. Aynı bölümde, Kautsky, tarımın bütününe ilişkin görüşünü yeniden açıklıyor: "Yukarda söylenenlerden hiçbirisi, hiç kimseye tarımın yıkımından sözetmek hakkını vermez (Man braucht deswegen noch lange nicht von einem Untergang der Landwirtschaft zu sprechen). Ama modern üretim tarzının sağlam bir biçimde yerleştiği her yerde, tarımın tutucu niteliği bir daha gelmeksizin ortadan kaybolur. Eski alışkanlığın sürmesi, [sayfa 56] (das Verharren beim Alten), tarım işletmecisi acısından belli bir yıkım demektir; sürekli olarak teknik gelişmeyi izlemek ve kendi üretim yöntemlerini yeni koşullarla uyumlu duruma getirmek zorundadır. ... Kırsal bölgelerde bile, bugüne dek tam bir tekdüzelik ile sonsuz bir alışkanlık içinde yürü­müş olan ekonomik yaşam, artık kapitalist üretim tarzının özel bir durumu, sürekli devrimin bir durumu içinde bulunuyor." (s. 289)
      Bay Bulgakov, tarımda üretici güçlerin gelişmesi yönündeki eğilimlerin, ticari tarımın güçlüklerini artıran eğilimlerle nasıl birleştirilebileceğini "kavrayamıyor". Bunda anlaşılmaz olan nedir? Gerek tarımda ve gerek sanayide, kapitalizm, üretici güçlerin gelişmesinde büyük bir itici güç görevini yapıyor; ama bu gelişmenin ilerlemesi, kapitalizmin çelişkilerini çok daha fazla keskinleştiriyor ve sistem açısından yeni "zorluklar" doğuruyor. Kautsky, tarımda kapitalizmin ilerici tarihsel rolünü (tarımın rasyonelleştirilmesi, çiftçinin topraktan ayrılması, kırsal nüfusun köle sahibinden ve köle ilişkilerinden kurtuluşu, vb.) kategorik olarak vurgulayan, ama aynı zamanda doğrudan üreticilerin yoksullaşmalarını ve ezilmelerini de kategorik olarak belirten ve rasyonel tarımın gereksinimleri ile kapitalizmin uyumsuzluğu olgusuna değinen Marx'ın temel düşüncelerinden birini geliştiriyor. "Kautsky ile aynı toplumsal ve felsefi dünya görüşünü" paylaştığını öne süren bay Bulgakov'un,[35*] Kautsky'nin burada, Marx'ın temel düşüncelerinden birini geliştirdiğini belirtmeyi unutması gerçekten şaşırtıcıdır. Bay Bulgakov'un bu temel düşüncelere ilişkin tutumunun Naçalo okurlarının kafalarını karıştırması ve genel dünya görüşleri açısından, onun nasıl "De principiis non est disputandum"!!?[36*] diyebildiğine şaşmaları kaçınılmazdır. Bay Bulgakov'un tezine inanmamak konusunda biz kendimizi izinli sayıyoruz; öteki marksistlerle olan tartışmalarının kesinlikle bu "principia"ların [sayfa 57] ortaklığına dayandığını düşünüyoruz. Kapitalizmin tarımı rasyonelleştirdiğini ve sanayinin ise tarıma makine sağladığını vb. söyleyen bay Bulgakov bu "principia"lardan birisini yinelemektedir. Ama bu bağlamda, "tam tersini" söylememesi gerekirdi. Okurlar, Kautsky'nin, çok etkin ve belirli bir biçimde, kitabında Marx'ın bu temel düşüncelerini geliştirmekle birlikte, farklı bir düşünceye sahip olduğunu sanacaklar. Kautsky şöyle diyor: "Yeni rasyonel tarımın teknik ve bilimsel koşullarını yaratan, kesinlikle sanayinin kendisidir. Makineler ve yapay gübrelerle, mikroskop ve kimya laboratuvarlarıyla tarımda devrim yaparak büyük-ölçekli üretimin küçük-ölçekli, köylü üretimine üstünlüğünü sağlayan kesinlikle sanayinin kendisidir." (s. 292.) Dolayısıyla, Kautsky, bay Bulgakov'un battığı çelişkiler çukuruna dalmıyor: Bay Bulgakov, bir yandan "kapitalizmin [yani ücretli emekle yapılan üretimin; köylü üretimi değil, ama büyük-ölçekli üretimin] tarımı rasyonelleştirdiğini" öne sürerken, öte yandan "bu teknik ilerleme taşıtının, büyük-ölçekli üretim olmadığını" söylüyor!
     

II


      Kautsky'nin kitabının X. bölümünde denizaşırı rekabet ve tarımın sanayileşmesi sorunları tartışılıyor. Bay Bulgakov, bu bölümü çok hazırlıksız bir biçimde ele alıyor: "Özellikle yeni ya da özgün olan hiçbir şey yok, azçok iyi bilinen, temel olgular", vb. demekle temel sorun olan tarımsal bunalım kavramı ile bunun önem ve anlamını üstü kapalı geçiştiriyor. Aslında bu, teorik açıdan çok önemli bir sorundur.
      Tarımsal bunalım kavramı, Marx'ın ortaya koyduğu ve Kautsky'nin ayrıntılı olarak genişlettiği genel tarımsal evrim kavramının kaçınılmaz bir sonucudur. Kautsky'de, tarımsal bunalımın temel niteliği şu olguya dayanır: çok ucuz buğday üreten ülkeler arasındaki rekabet nedeniyle, Avrupa tarımı, toprağın özel mülkiyeti ve kapitalist meta üretiminin kendisine getirdiği yükleri, tüketici yığınlara aktarmak [sayfa 58] şansını yitirdi. O günden bu yana, Avrupa tarımı, "[bu yükleri] kendisi taşımak zorundadır ve günümüzün tarımsal bunalımının maliyeti işte budur." (s. 239, italikler Kautsky'nindir). Başlıca yük, toprak rantıdır. Toprak rantı, Avrupa'da, sözü edilen tarihsel gelişme nedeniyle, (gerek farklılık rantı ve gerek mutlak rant olarak) oldukça üst bir düzeye yükseltilmiş ve toprak fiyatı içinde sabitleştirilmiştir.[37*] Öte yandan, (Amerika, Arjantin ve ötekiler gibi) sömürgelerde, sömürge olarak kaldıkları sürece, bölgeye yeni gelenlerin tamamen bedava ya da önemsiz bir fiyata satın aldıkları ve yerleştikleri "boş" topraklara (freeland) raslıyoruz; dahası, işlenmediği için yorulmamış bu toprağın verimliliği, işletme giderlerini asgariye indirmektedir. Bugüne dek, Avrupa'nın kapitalist tarımı, oldukça doğal bir biçimde, yüksek olan rant yükünü (yüksek buğday fiyatları biçiminde) tüketicinin sırtına yüklemiş bulunmaktadır; bununla birlikte, bugün, bu rantların yükü çiftçilerin ve topraksahiplerinin kendi sırtlarına binmekte ve onları çökertmektedir.[38*] Böylece, tarımsal bunalım, kapitalist tarımın ve kapitalist toprak mülkiyetinin önceden elde ettiği zenginliği altüst etmiştir ve etmektedir: Bugüne dek kapitalist toprak mülkiyeti, toplumsal gelişmeden sürekli olarak artan bir haraç almaktaydı; ve bu haracın düzeyi toprak fiyatı içinde sabitleşmişti. Şimdi bu haraçtan vazgeçmek durumundadır.[39*] Kapitalist tarım, bugün, kapitalist sanayinin özelliği olan kararsızlık durumuna düşmüştür ve [sayfa 59] kendisini yeni pazar koşullarına uydurmaya zorlanmaktadır. Her bunalım gibi, tarımsal bunalım da çok sayıda çiftçinin yıkımına neden olmakta, kurulu mülkiyet ilişkilerini önemli ölçüde değiştirmekte ve kimi yerlerde teknik gerilemeye, ortaçağ ilişkilerinin ve ekonomi biçimlerinin yeniden canlanmasına yolaçmaktadır. Bununla birlikte, bütünüyle ele alındığında, [bunalım .] toplumsal evrimi hareketlendirmekte, ataerkil durağanlığı en son sığınağından dışarı atmakta ve (kapitalist toplumda, tarımsal gelişmenin temel bir öğesi olan) tarımda uzmanlaşmanın artmasını ve daha fazla makine kullanımını vb. zorunlu duruma getirmektedir. Bu kitabın IV. bölümünde, Kautsky'nin çeşitli ülkelere ilişkin verilerle gösterdiği 1880-1890 döneminde tarımdaki duraksamaya karşın. Batı Avrupa'da bile, teknik ilerleme görmekteyiz. Batı Avrupa'da bile diyoruz, çünkü örneğin Amerika'da, bu süreç bugün de oldukça önemlidir.
      Kısacası, tarımsal bunalımı, kapitalizmin ve kapitalist gelişmenin önüne çıkan bir engel olarak görmek için ortada hiçbir neden yoktur.
     
      Nisan-Mayıs 1899'da yazıldı.
      Ocak-Şubat 1900'de Jizn dergisinde yayınlandı.
      İmza: V. İlyin
      Collected Works,
vol. 4, pp. 105-159.
[sayfa 60]
     
       




TARIM SORUNU VE
"MARX'IN ELEŞTİRMENLERİ"
[
9]




      "TARIM sorunları alanında dogmatik marksizmin durumunun sarsılmış olduğunu öne sürmek, ... açık bir kapıyı zorlamaya benzer. ..." Ruskoye Bogatstvo[10] geçen yıl, Viktor Çernov'un ağzından böyle konuşuyordu (1900, n° 8, s. 204). Bu "dogmatik marksizm"in ne garip bir özelliği var! Yıllardan beri, Avrupalı bilginler ve bilim adamları marksizmin konumunun "eleştiri" ile sarsıldığını, ama gene de, her yeni eleştirinin sıfırdan başladığını ve sözümona zaten yerlebir edilmiş bir konumun bombardımanının görev olduğunu üzüntüyle belirtiyorlar (ve gazete yazarları ile gazeteciler bunu durmadan yineliyorlar). Örneğin, gerek Ruskoye Bogatstvo dergisinde ve gerek Hertz'in tezini[40*] okuruyla birlikte "tartıştığı" 240 sayfalık Onur Postası koleksiyonunda, bay Çernov "açık bir kapıyı zorluyor." Böylesine uzun bir yoruma konu olan Hertz'in tezi, Kautsky'nin kitabının bir gözden [sayfa 61] geçirilmesidir ve Rusçaya çevrilmiştir. Kautsky'yi çürütmek konusunda verdiği sözü tutan bay Bulgakov iki ciltlik bir inceleme yayınladı. Basılı kağıtlardan oluşan bu eleştiri dağının altında ölümcül bir biçimde ezilmiş olarak yatarı "dogmatik marksizm"in kalıntılarını bugün kuşku yok ki, hiç kimse bulamayacaktır.
     

I. AZALAN VERİMLİLİK "YASASI"


      İlk olarak eleştirmenlerin genel teorik eleştirilerini irdeleyelim. Bay Bulgakov, Naçalo[
11] dergisinde yayınlanan Kautsky'nin Tarım Sorunu'na karşı bir yazıda "eleştiri"nin bütün yöntemlerini bir anda ortaya serdi. Kautsky'yi bir vuruşla yere devirdi ve gerçek bir şövalye gibi yıkarak "toz etti". Kautsky'ye söylemediği şeyleri söyletti. Onu, çok doğru bir biçimde açıkladığı olguları ve savları, görmezden gelmekle suçladı. Ve bunları, okura, kendisinin Kautsky'yi eleştirirken vardığı sonuçlar olarak sundu. Bir uzman edasıyla, Kautsky'yi, teknoloji ile ekonomiyi birbirine karıştırmakla suç­ladı. Böylelikle yalnızca içinde bulunduğu inanılmaz kargaşayı değil, rakibinin kitabından aktardığı sayfanın sonunu okumaktaki gönülsüzlüğünü de gözler önüne sermiş oldu. Geleceğin profesörünün kaleminden çıkan bu makalenin, sosyalistlere karşı, ütopyacılığa karşı, "yıkım teorisi'ne[12] karşı, mucizelere olan inanca karşı, vb.[41*] bir sürü eskimiş alayla dolu olduğunu söylemeyi gereksiz buluyorum. Bugün, doktora tezinde (Kapitalizm ve Tarım, St. Petersburg, 1900) bay Bulgakov, marksizmle hesaplaşmış ve "eleştirel" evrimini mantıksal sonucuna vardırmıştır.
      Bay Bulgakov, "azalan verimlilik yasası"m, "tarımsal gelişme teorisi"ne temel alıyor. (Toprağa yapılan her ek sermaye ve emek yatırımı karşılığında, bu yatırımlara tekabül etmeyen, ama tersine gittikçe azalan miktarda ürünün elde [sayfa 62] edilmesi anlamına gelen) bu "yasa"yı oluşturan klasik yapıtlardan pasajlar aktarılıyor. Bu yasayı benimseyen İngiliz iktisatçıların bir listesi veriliyor. Bu yasanın "evrensel anlamana "yalnızca daha açıkça ifade edilmesi gereken", "belirgin ve yadsınması olanaksız bir gerçek olduğu"na vb., vb. inandırılıyoruz. Bay Bulgakov düşüncelerini tumturaklı olarak ortaya koydukça, hayal ürünü olan "sonsuz" yasalardan yararlanarak toplumsal ilişkileri gizleyen burjuva ekonomi politiğe doğru geri çekildiği açıkça ortaya çıkıyor. Gerçekten, dillere destan "azalan verimlilik yasası"nın "açıklığı" nereye varıyor? Toprağa ardarda uygulanan yeni emek ve sermaye, gittikçe azalmayan ama tersine eşit miktarda ürün getirecek olursa, o zaman ekilen toprağın alanını genişletmenin anlamı olmayacak; ne denli küçük olursa olsun, eski alan üzerinde daha fazladan buğday üretilecek ve "yer yuvarlağının tümündeki tarımı yalnızca bir desiyatinlik toprak üzerinde yapmak olanağı doğacaktır". Bu "evrensel" yasadan yana ileri sürülen alışılagelmiş (ve tek) tez budur. Bununla birlikte, biraz düşünecek olursak, bu tezin, en önemli şeyi —teknolojik gelişme düzeyini, üretici güçlerin durumunu— gözden uzak tutan, boş bir soyutlama olduğunu anlarız. Gerçekten, "ek (ya da ardarda gelen) emek ve sermaye yatırımları" kavramının kendisi, üretim yöntemlerindeki değişmeleri, teknik alandaki reformları önceden varsaymaktadır. Toprağa yatırılan sermaye miktarını önemli ölçüde artırabilmek için, yeni makineler keşfedilmeli ve toprağın ekimi, hayvancılık, ürünlerin taşınması konularında yeni yöntemler vb. bulunmalıdır. Üretim tekniği aynı düzeyde kalsa bile, doğaldır ki, "ek emek ve sermaye yatırımı" nispeten küçük çapta yeralabilir ve alır. Böyle durumlarda, yani değişmeyen üretim tekniğinin ek emek ve sermaye yatırımları üzerinde göreli olarak çok dar sınırlamalar getirmesi anlamında "azalan verimlilik yasası" belli bir ölçüde geçerlidir. Sonuçta, ortada evrensel bir yasa yerine, tamamen göreli —gerçekte "yasa" ya da tarımın bellibaşlı, özel bir öğesi bile denilmeyecek ölçüde göreli— bir "yasa" var. Üç yıllık almaşık sistemi, geleneksel tahıl [sayfa 63] ürünleri ekimini, gübre elde etmek üzere sığır beslenmesini, gelişmiş otlakların ve gelişmiş araç-gereçlerin yokluğunu varsayalım. Bu koşulların hiç değişmediğini varsayarsak, toprağa ek emek ve sermaye yatırılması olanaklarının büyük ölçüde sınırlandığı kuşkusuzdur. Ama belli ölçüde ek emek ve sermaye yatırımının olanaklı olduğu dar sınırlar içinde bile, bu tip her ek yatırımın verimliliğinde, her zaman ve zorunlu olarak bir azalma görülmeyebilir. Örneğin buhar makinesinin bulunmasından önce, dünya ticaretinin henüz başlamadığı dönemde, sanayiyi, değirmenciliği ya da demirciliği ele alalım. Teknik gelişmenin bu aşamasında, el demirhanesinde, yel ya da su değirmeninde yatırılacak ek emek ve sermaye çok sınırlıydı: Üretim yöntemlerindeki köklü değişikliklerle yeni sanayi biçimlerinin temelleri atılıncaya dek, kü­çük demirhanelerin ve küçük değirmenlerin sayısı, kaçınılmaz olarak, giderek arttı ve yayıldı.
      Görüldüğü gibi, teknolojinin gelişmekte olduğu ve üretim yöntemlerinin değiştiği durumlarda "azalan verimlilik yasası" geçersizdir; bu yasa ancak teknolojinin hiç değişmeden yerinde saydığı koşullarda, oldukça göreli ve sınırlı olarak uygulanabilir. Soyut, sonsuz ve doğal yasalarıyla birlikte eski ekonomi politiğin önyargılarından kendilerini kurtaramayan Brentano gibi burjuva bilimin temsilcilerinin bu "yasa" çevresinde bu kadar gürültü koparmalarının nedeni ve Marx ve marksistlerin ise ondan hiç sözetmemelerinin nedeni işte budur.
      Bay Bulgakov ancak alay edilecek tezlerle "evrensel yasa"yı savunuyor.
      "Doğanın bir armağanı olan şeyi bugün insan üretmelidir: Besleyici unsurlarla dolu olan toprağı yel ve yağmur kabartıp yumuşattı ve gerekli olanı üretmek için çok az bir insan cabası gerekiyordu. Zamanla üretici emekten insana dü­şen pay giderek arttı. Her yerde olduğu gibi, yapay süreçler, giderek artan ölçüde doğal süreçlerin yerini aldı. Ama sanayide insanın doğaya karşı zaferini gösteren bu durum, tarımda, doğanın ihsanını azalttığı bir varlığın giderek artan [sayfa 64] güçlüklerini gösteriyor.
      "Bu durumda, yiyecek üretiminin giderek zorlaşmasının, insan emeğindeki artış ile, ya da üretim araçları, gübre gibi, emek ürünlerindeki bir artış ile açıklanması önemli değildir. [Bay Bulgakov yiyecek üretiminin giderek zorlaşmasının, insan emeğinin giderek daha fazla kullanılması ile ya da insan emeğinin ürünlerindeki artış ile açıklanmasının önemsiz olduğunu söylemek istiyor]; önemli olan şey, yiyeceğin insana giderek daha pahalıya gelmesidir. Doğa güçlerinin yerini insan emeğinin alması ve üretimin doğal etmenlerinin yerine yapay etmenlerin geçmesi, azalan verimlilik yasasıdır." (16)
      Görüldüğü gibi, bay Bulgakov, insanın makinelerin yardımıyla çalışmadığı, tersine, makinelerin çalışmasına insanın yardımcı olduğu sonucuna varan bay Struve ve bay Tugan-Baranovski'nin şöhretlerine gıpta etmektedir. Ve tıpkı bu eleştirmenler gibi, o da, doğa güçlerinin yerini insan emeğinin aldığını söyleyerek ve buna benzer şeylerden sözederek vülger ekonomi politik düzeyine iniyor. Genel olarak söylemek gerekirse, insan emeğinin yerini doğa güçlerinin alması, arşının yerini okkanın alması kadar olanaksızdır. Gerek sanayide ve gerek tarımda, insan, doğa güçlerinden ancak işleyişlerini kavradığı zaman yararlanabilir ve makineler, araçlar vb. sayesinde bu yararlanmayı kolaylaştırabilir, ilkel insanın bütün gereksinimlerini doğanın karşılıksız bir ödülü olarak elde ettiğini söyleyen aptalca masaldan dolayı birinci sınıf öğrencileri bile bay Bulgakov'u yuhalayıp sustururlar. Çağımız, bir altın çağı izlemedi; ve ilkel insan, yaşam yükünün altında, doğaya karşı verilen savaşımın güçlükleri altında tamamıyla ezilmiş bir durumdaydı. Makinelerin ve ileri üretim tekniklerinin doğuşu, insanın genel olarak doğaya karşı ve özelinde de yiyecek üretimi savaşımını çok önemli ölçüde kolaylaştırdı. Yiyecek üretimi güçleşmedi; işçiler açısından yiyeceği elde etmek güçleşti, çünkü kapitalist gelişme, toprak rantını ve toprak fiyatını yükseltti, tarımı büyük ve küçük kapitalistlerin ellerinde yoğunlaştırdı ve daha da geniş bir ölçüde, onlar olmadan başarılı bir [sayfa 65] üretimin olanaksız olduğu şeyleri, yani makineleri, araçları ve parayı yoğunlaştırdı. İşçilerin durumlarının kötüleşmesini, doğanın ödülünü azaltması teziyle açıklamak, burjuvazinin savunucusu olmaktır.
      Bay Bulgakov devam ediyor: "Biz bu yasayı benimserken, yiyecek üretiminin sürekli olarak zorlaştığını asla öne sürmedik ya da tarımsal ilerlemeyi yadsımadık. Birinciyi öne sürmek ya da ikinciyi yadsımak, görünen gerçeklerle ters düşmek olur. Bu zorluk doğal ki hiç durmaksızın artmıyor; gelişme zikzak çizerek ilerliyor. Tarım alanındaki buluşlar ve teknik gelişmeler verimsiz toprakları verimli duruma getiriyor ve geçici olarak, azalan verimlilik yasasının işaret ettiği eğilimi ortadan kaldırıyor." (agy.) Pek derin düşünceler! Öyle değil mi? Değişmeyen bir teknik temel üzerinde ek sermaye yatırımlarının azalan (ve her zaman değil) üretkenliği yani azalan verimlilik yasası "evrensel bir değer" taşırken, teknik ilerleme "geçici" bir eğilim oluyor! Bu, trenlerin istasyonlardaki duruşlarının buharın evrensel taşınma yasasını temsil ettiğini, öte yandan trenlerin istasyonlar arasındaki hareketinin ise evrensel hareketsizlik yasasının işleyişini felce uğratan geçici bir eğilim olduğunu söylemeye benzer.
      Son olarak, gerek tarımsal ve gerek tarım-dışı nüfusa ilişkin geniş veriler, azalan verimlilik yasasının evrenselliğini açıkça çürütmektedir. "Her ülke kendi doğal kaynakları içine hapsedilecek olursa, yiyecek sağlanması açısından emek miktarında ve son olarak da tarımsal nüfusta kesintisiz, göreli bir artış [buna dikkat edin!] gerekecektir." (19) Batı Avrupa'nın tarımsal nüfusundaki azalma da, aynı biçimde, toprağın, azalan verimlilik yasasının işleyişinin buğday ithalatı ile karşıt yönde hareket etmesi olgusu ile açıklanmaktadır.
      Gerçekten mükemmel bir açıklama! Uzmanımız bir ayrıntıyı, yani hem tarımda ve hem de buğday ithalatında, tarımsal nüfustaki göreli azalmanın bütün kapitalist ülkelere özgü bir durum olduğunu unutuyor! Tarımsal nüfus Amerika [sayfa 66] ve Rusya'da göreli olarak azalmaktadır. 18. yüzyıl sonlarından bu yana, Fransa'da da azalmaya devam etmektedir. (Bay Bulgakov'un sözü geçen araştırmasındaki rakamlara bakınız, t. II, s. 168.) Dahası var: tarımsal nüfustaki göreli azalma bazan mutlak bir azalma durumuna gelirken, buğdayın ithalatının ihracata oranla gösterdiği fazlalık 1830-1850 arasında oldukça önemsizdi, ve ancak 1878'den sonra ihracatın ithalatı geçtiği yıllara artık raslamamaktayız.[42*] Prusya'da, tarımsal nüfusta göreli bir azalma olmuş ve sırasıyla 1816'da %73,5 olan tarımsal nüfus, 1849'da %71,7'ye ve 1871'de ise %67,5'e düşmüştür. Öte yandan çavdar ithalatı ancak 60'ın başlarında, buğday ithalatı ise 70'in başlarında başladı (agy, II, s. 70 ve 80). Ensonu, son on yıl içinde, örneğin Fransa ve Almanya gibi buğday ithalatı yapan Avrupa ülkelerini ele alacak olursak, istihdam edilen tarım işçileri sayısındaki mutlak bir azalmanın, tarımda tartışmasız bir ilerleme ile başabaş gittiğine tanık oluruz . Fransa'da (Statistique agricole, c. II, s. 248-51'e göre) bu sayı 1882'de 6.913.504 iken 1892'de 6.663.135'e, Almanya'da ise 1882de 8.064.000 iken 1895'te 8.045.000'e inmiştir.[43*] Böylelikle, çok değişik ülkelerden elde edilen sayısız verilerle birlikte ele alınacak olursa, bütün 19. yüzyıl tarihi, kaçınılmaz olarak [sayfa 67] giderek artan bir nüfus ipin giderek artan miktarda üreten tarımsal nüfusun göreli olarak (ve kimi zaman da mutlak olarak) azalmasına yolaçan teknolojik ilerlemenin "geçici" eğilimi dolayısıyla "evrensel" azalan verimlilik yasasının tamamıyla felce uğradığını kanıtlıyor.
      Bu durumda, bu istatistik veri kitlesi, aynı zamanda, bay Bulgakov'un "teorisi"nin şu iki temel noktasını da çürütüyor: birincisi, bay Bulgakov, değişmeyen sermayenin (üretim araç ve malzemeleri) değişen sermayeden (emek-gücü) daha hızlı büyümesi teorisinin "tarıma hiçbir durumda uygulanamayacağını ileri sürüyor. Bay Bulgakov pek ciddi bir biçimde bu teorinin yanlış olduğunu belirtiyor ve düşüncesini kanıtlamak için: (a) (Marx'ın ortalama kâr oranı teorisini kötü amaçlı bir propagandanın ürünü saymakla ün salmış olan) "profesör A. Skvortsov'u ve (b) yoğun tarımda birim alan başına istihdam edilen işçi sayısının artması olgusunu kanıt olarak gösteriyor. Marx'ı anlamayı kasıtlı olarak reddetmek, ünlü eleştirmenlerin sürekli olarak yaptıkları şeydir. Düşünün: değişen sermaye ile karşılaştırıldığı zaman değişmeyen sermayenin daha hızlı olarak büyümesi teorisi, birim alan başına değişen sermayedeki artış ile çürütülüyor! Ve bay Bulgakov böylesine bolca sunduğu istatistiklerin Marx'ı güçlendirdiğini farketmiyor. Alman tarımında istihdam edilen işçi sayısı, tüm olarak, 1882'de 8.064.000 iken 1885'te 8.045.000'e indi (ve buna, tarımda ek bir iş için çalışanların sayısı eklenecek olursa, bu sayı, 11.208.000'den 11.623.000'e yükselmekte, yani ancak %3,7'lik bir artış göstermektedir). Aynı dönemde sığır (büyükbaş hayvanlar sığır sözcüğüyle ifade edilmiştir), 23 milyon baştan 25,4 milyon başa yükseldi, yani %10'dan fazla bir artış oldu; en önemli beş tarım makinesinin kullanıldığı yerlerin sayısı 458.000'den 922.000'e yükseldi, yani iki kattan fazla arttı; dışardan satın alınan gübre miktarı 636.000 tondan (1883) 1,916.000 (1892) tona, ve potasyum tuzlarının miktarı ise 304.000 kentalden 2.400.000 kentale yükseldi.[44*] Değişmeyen sermayenin [sayfa 68] değişen sermaye ile orantılı olarak arttığını bu durum açıkça ortaya koymuyor mu? Bu genel verilerin geniş-ölçekli üretimin gelişmesini büyük ölçüde gizlediğini söylemenin bir yaran yoktur. Bu noktaya daha sonra değineceğiz.
      İkincisi, kırsal nüfusun azaldığı ya da önemsiz miktarda mutlak olarak arttığı sırada, tarımda gerçekleşen ilerleme, bay Bulgakov'un maltusçuluğu canlandırmak doğrultusundaki aptalca çabasını tamamıyla çürütüyor. Rus "sabık marksistler"i arasında ilk olarak bu çabayı gösteren, Eleştirel Düşünceler adlı yapıtıyla bay Struve'dir, ama o, hiçbir zaman, mantıksal sonuçlarına ulaştırmadığı ya da tam bir görüş sistemi içine oturtmadığı kuşkucu, yarı-açıklanmış, belirgin olmayan düşüncelerin ötesine geçmemiştir. Bay Bulgakov ise çok daha cesur ve ısrarlıdır; hiç duraksamaksızın "azalan verimlilik yasası"nı "uygarlık tarihinin en önemli yasalarından biri"ne (tıpkı böyle! s. 18) dönüştürmektedir. "Bu yasa olmasaydı zenginlik ve yoksulluk sorunlarıyla birlikte ... 19. yüzyılın tüm tarihinin anlaşılması olanaksız olurdu." "Hiç kuşkusuz, toplumsal sorunun, bugünkü ortaya konuluş biçimiyle bu yasa arasında maddi bağlar vardır." (Keskin bilim adamımız "araştırma"sının 18. sayfasında alelacele bu açıklamayı yapıyor!) Çalışmasının sonunda ise "Hiç kuşkusuz, nüfus-fazlası olan her yerde görülen yoksulluğun belli bir bölümü, mutlak yoksulluk adı altında toplanmalıdır. Bu, bölüşümün değil üretimin yoksulluğudur." (II. 221.) "Kanımca, tarımsal üretimin sonucunda özel olarak karşılaştığımız nüfus sorunu —günümüzde, her koşul altında— tarımsal girişimin işbirliğinin ya da kolektivizasyon ilkelerinin yoğun her uygulamasının yoluna çıkan başlıca engeldir." (II, 265) "Geçmiş, geleceğe toplumsal sorundan çok daha zor ve feci olan bir buğday sorunu —dağıtım değil, ama üretim sorunu— mirası bırakmıştır." (II, 455) diyerek devam ediyor. Evrensel azalan verimlilik yasasıyla kopmaz bağları olan bu "teori"nin bilimsel açıdan önemini tartışmayı gereksiz buluyoruz, çünkü bu yasayı az önce inceledik. Bay Bulgakov'un büyük bir açıklı