I II
III
IV
V
TARIMDA KAPİTALİZM[1]
(KAUTSKY'NİN KİTABI VE BAY BULGAKOV'UN MAKALESİ)
Bay S. Bulgakov'un, Naçalo, nº 1-2'de (bölüm II, s. 1-21), Kautsky'nin tarım sorunu üzerine yapıtını eleştiren "Tarımın Kapitalist Evrimi Sorununa Bir Katkı" adlı bir yazısı yayınlandı. Yazar, haklı olarak, "Kautsky'nin kitabının tam bir dünya görüşünü temsil ettiğini", teorik ve pratik öneminin büyük olduğunu belirtiyor. Bu yapıt tüm ülkelerde, genel konularda aynı düşünceleri paylaşan ve kendilerini marksist sayan yazarlar arasında bile ateşli bir tartışmaya neden olan ve olmaya devam eden bir sorunun belki de sistematik ve bilimsel ilk incelenmesidir. Bay Bulgakov, kendisini "negatif eleştiriyle", (Naçalo okurları için "kısaca" —daha sonra göreceğimiz gibi pek kısaca ve pek doğru olmayan bir biçimde— gözden geçirdiği) "Kautsky'nin kitabındaki özel tezlerin" eleştirisiyle sınırlıyor. Bay Bulgakov "ardından", "tarımın kapitalist evrimi sorununu sistematik bir biçimde sergilemeyi" ve böylece, Kautsky'ye karşıt "başka bir dünya [sayfa 7] görüşü" ortaya koymayı umuyor.
Kautsky'nin kitabının Rusya'daki marksistler arasında küçümsenmeyecek ölçüde bir tartışmaya yolaçacağından ve Rusya'da da kimileri onu desteklerken, kimilerinin de ona karşı çıkacağından kuşkumuz yok. Nasıl olursa olsun, Kautsky'nin kitabına ilişkin bu satırların yazarının düşünceleriyle bay Bulgakov'un düşünceleri birbirine aykırı düşmektedir. Die Agrarfrage'nin[1*] "önemli bir yapıt" olduğunu kabul etmesine karşın, bay Bulgakov'un değerlendirmesi şaşılacak ölçüde sert ve aynı eğilimde olan yazarlar arasında pek raslanmayan bir tonda. İşte bay Bulgakov'un kullandığı ifadelerden birkaç örnek: "fazla yüzeysel" ... "hem gerçek iktisat, hem gerçek tarımbilim açısından çok yetersiz" ... "ciddi bilimsel sorunlardan kaçınmak için Kautsky boş tümceler kullanıyor" (italikler bay Bulgakov'un!!), vb., vb.. Bu nedenle, biz, bu sert eleştirmenin anlatımını özenle inceleyeceğiz ve aynı zamanda okuru Kautsky'nin kitabıyla tanıştıracağız.
Kautsky'ye çatmadan önce bay Bulgakov, geçerken Marx'ı şöyle bir paylıyor. Bay Bulgakov, Marx'ın sınırsız hizmetlerinin önemine değinmekle birlikte, büyük iktisatçının yapıtlarında, insanın, "kimi zaman tarihin yeterince çürütmüş olduğu ... yanlış görüşler"le karşılaştığını gözlemliyor. "Bunlar arasında, örneğin, tıpkı manüfaktür sanayisinde olduğu gibi, tarımda da, değişen sermayenin, değişmeyen sermayeye oranının azaldığı ve dolayısıyla tarımsal sermayenin organik bileşiminin sürekli olarak yükseldiği görüşü yeralmaktadır." Burada yanılan Marx mı, yoksa Bulgakov mu — bay Bulgakov'un anıştırmasında şu olgu var: Tekniğin ilerlemesi ve yoğun tarımın gelişmesi, kırsal ekonomide, çoğunlukla, belirli bir toprak alanının ekilmesi için gerekli emek miktarında bir artışa yolaçar. Bu, yadsınamaz. Ama bu, değişmeyen sermayeye göre, bu sermayeyle orantılı olarak değişen sermayenin [sayfa 8] azalması teorisini çürütmekten çok uzaktır. Marx'ın teorisi, yalnızca, d/s oranının (d=değişen sermaye, s=değişmeyen sermaye), genel olarak, d'nin birim alan başına arttığı durumlarda bile azalmaya eğilimli olduğunu göstermektedir; aynı zamanda, s daha hızlı artarsa, Marx'ın teorisinin yanlışlığı mı kanıtlanmış olur? Kapitalist ülkelerin tarımına gelince, d'de bir azalma ve s'de bir artış görülür. Almanya, Fransa ve İngiltere'de tarımda çalışan işçilerin sayısıyla orantılı olarak kırsal bölgelerdeki nüfus azalmakta, bunun yanısıra tarımda kullanılan makine sayısı artmaktadır. Örneğin, Almanya'da 1882 ile 1895 yılları arasında kırsal bölgelerde yaşayan nüfus 19.200.000'den 18.500.000'e (tarımda çalışan ücretli işçilerin sayısı 5.900.000'den 5.600.000'e) düşmüş; öte yandan tarım makinelerinin sayısı ise 458.369'dan 913.391'e[2*] yükselmiş; tarımda kullanılan buharlı makine sayısı (1879'da) 2.731'den (1897'de) 12.856'ya çıkmış; buharlı makinelerin toplam beygirgücü ise daha da fazla bir artış göstermiştir. Sığır sayısı (1883 ve 1892 yıllarında sırayla) 15.800.000'den 17.500.000'e, domuz sayısı ise 9.200.000'den 12.200.000'e yükselmiştir. Fransa'da kırsal nüfus, 1882'de ("özgür") 6.900.000 çiftçiden 1892'de 6.600.000 çiftçiye düşmüştür, tarım makinelerinin sayısındaki artış ise şöyledir: 1862'de 132.784; 1882'de 278.896; 1892'de 355.795. Öte yandan sığır sayısı, sırasıyla, 12.000.000; 13.000.000; 13.700.000 olarak artmış, atların sayısı ise sırasıyla 2.910.000; 2.840.000; 2.780.000'e inmiştir. (1882-92 döneminde atların sayısındaki düşme, kırsal nüfustaki düşmeden daha az belirgindi.) Kısacası, sorun tüm olarak ele alınacak olursa, modern kapitalist ülkelerin tarihi, Marx'ın koyduğu yasanın tarım alanında uygulanabilirliğini çürütmemiş, tam tersine, doğrulamıştır. Bay Bulgakov'un yanılgısı, belli tarımbilimsel olguları, ne anlama geldiklerini incelemeden, genel ekonomik yasalar düzeyine çıkarmakta çok aceleci davranmasındadır. "Genel" sözcüğünü vurguluyoruz, çünkü ne Marx ve ne de onun öğretilileri, bu kuralı, hiçbir zaman, [sayfa 9] kapitalizmin genel eğilimlerini gösteren bir yasadan başka bir yasa olarak görmedikleri gibi, tek tek her durum için geçerli bir yasa olarak da görmediler. Sanayi alanında bile, bizzat Marx, (s/d oranının düştüğü) teknik değişme dönemlerini, belirli bir teknik temel üzerinde (yani s/d oranı değişmeden kalırsa, ki kimi durumlarda bu oran yükselebilir de) ilerleme dönemlerinin izlediğini gösterdi. (Yanlış olarak fabrika diye adlandırılan) büyük kapitalist işliklerin çöktüğü ve bunların yerini kapitalist ev (domestic) sanayisinin aldığı dönemlerde olduğu gibi, sanayinin, bütün dallarında, bu yasanın ters düştüğü durumlara, kapitalist ülkelerin sanayi tarihlerinde raslandığı bilinir. Kapitalizmin gelişme süreçlerinin tarımda çok daha karmaşık olduğu ve son derece çok değişik biçimler gösterdiği kuşkusuz.
Kautsky'ye gelelim. Kautsky'nin kitabının başında yeralan feodal dönem tarımının özetinin "çok yüzeysel ve gereksiz" olduğu öne sürülüyor. Böyle bir yargıya hangi nedenle varıldığım anlamak oldukça güç. Kanımızca, bay Bulgakov, tarımın kapitalist evriminin sistemli bir yorumunu yapma konusundaki planını gerçekleştirmek istiyorsa, tarımda kapitalizm-öncesi ekonomilerin temel özelliklerini özetlemesi gerekir. Yoksa, kapitalist ekonominin ve bu ekonomiyle feodal ekonominin birbirine bağlandığı geçiş biçimlerinin özellikleri anlaşılamaz. "Kapitalist sürecin başlangıcında [italikler bay Bulgakov'un] tarımın aldığı biçimlerin" öneminin büyüklüğünü bay Bulgakov'un kendisi kabul ediyor. Kautsky ise, açıkça, Avrupa tarımında "kapitalist sürecin başlangıcı"nı gözönünde bulunduruyor. Kautsky'nin yaptığı feodal tarım özeti, bize göre, çok iyidir, ve kanıtlamadaki tam açıklık, ikincil ayrıntılar içinde boğulmadan temel yargıya varması bu yazarın genel özelliğidir. Kautsky, her şeyden önce sorunu tamamıyla açık ve doğru bir biçimde ortaya koyarak başlamaktadır. O, pek kesin biçimde açıklıyor: 'Tarımın, aynı sanayinin gelişme şemasına göre gelişmediği —bunu, a priori (von vornherein) kanıtlanmış olarak kabul ediyoruz— kuşkusuz kesindir: o kendine özgü yasalara bağımlıdır." (s. 5-6.) [sayfa 10] Yapılacak iş, "sermayenin tarımı egemenliği altına alıp almadığını ve bu egemenliğin nasıl yürütüldüğünü, sermayenin tarımı nasıl değiştirdiğini, eski mülkiyet ve üretim biçimlerini değiştirerek yeni biçim gereksinimlerine nasıl yolaçtığını araştırmaktır", (s. 6.) Sorun yalnızca bu biçimde ortaya konulacak olursa "kapitalist toplumda tarımın gelişmesi"nin (Kautsky'nin kitabının ilk, teorik bölümünün başlığı) doyurucu bir açıklaması yapılabilir.
"Kapitalist sürecin" başlangıcında, tarım, genel kural olarak, feodal rejimin toplumsal ekonomisine bağlı olan köylü elindeydi. Kautsky, ilk olarak, köylü çiftçiliği (peasant farming) sistemini, toprak ve ev sanayisi emeğinin birleşmesini ve daha sonra küçük-burjuva ve tutucu (Sismondi'vari) yazarların bu "cennet"lerinin bozulan öğelerini, yüksek faizin rolünü, yavaş yavaş "kırsal alanlar içine, bizzat köylü ekonomisinin bağrına sızan, eski uyumluluğu ve eski ortaklaşa çıkar birliğini yıkan uzlaşmaz sınıf karşıtlığının" özelliklerini belirtti. Başlangıcı ortaçağa uzanan bu süreç, bugün de kesin olarak sona ermemiştir. Bu tezi vurguluyoruz, çünkü bu olgu, Kautsky'nin tarımda teknik gelişmenin taşıyıcısının kim olduğu sorununu bile tartışmadığını öne süren bay Bulgakov'un büyük yanılgısını hemen ortaya koymaktadır. Kautsky'de bu sorun, pek açık ve kesindir, ve dikkatli her okur, bugün tarımda teknik ilerlemenin taşıyıcısının hem küçük hem büyük kır burjuvazisi olduğunu, ve (Kautsky'nin gösterdiği gibi) büyük-burjuvazinin bu bakımdan küçük-burjuvaziden daha önemli bir rol oynadığını, (narodniklerin, tarım uzmanlarının ve daha birçoğunun sık sık unuttuğu bu gerçeği) kavrayacaktır.
Kautsky, daha sonra, yaygın olan üçyıllık almaşık sistemi, tarımdaki bu en koruyucu sistemi; büyük toprak aristokrasisinin köylülüğü ezmesini ve mülksüzleştirmesini; gene büyük toprak aristokrasisi tarafından feodal-kapitalist bir [sayfa 11] ekonominin düzenlenmesini; 17. ve 18. yüzyıllar boyunca köylünün açlıktan kıvranan yoksullar (Hungerleider) haline dönüşümünü; eski kırsal ilişkiler ve toprak mülkiyet biçimleri kendileri için elverişli olmayan bir burjuva köylülüğün (Groesbauern, artık tarım işçileri ve gündelikçiler kullanmak zorunda olan) gelişmesini; bu eski biçimleri ortadan kaldıran ve sanayinin ve kentlerin gelişmesiyle oluşmuş bulunan burjuva sınıf tarafından "yoğun, kapitalist tarım"ın (s. 26) yolunu açtığını — yani feodal tarımı kalın çizgileriyle (III. bölümde) açıkladı. Bu tabloyu tamamladıktan sonra, Kautsky, "modern tarım"ı (bölüm IV) tanımlıyor.
Bu bölümde, bilgisizlik ve yoksulluğun darbesini yemiş bulunan göreneksel köylü zanaatını, tarımbilimin bilimsel bir uygulamasına dönüştüren, tarımda yüzyıllardan beri süregelen durgunluğu altüst eden ve toplumsal emeğin üretici güçlerinin gelişmesini hızlandıran (ve bugün de bunu sürdüren) kapitalizmin tarımda gerçekleştirdiği büyük devrim, oldukça tam, kesin ve açık bir biçimde özetleniyor. Üçyıllık almaşık sistem, yerini, almaşık ekim sistemine bıraktı; hayvan beslenmesi ve ekim biçimleri iyileştirildi, ürünlerin verimliliği arttı ve işletmeler arasında işbölümü ve tarımda uzmanlaşma büyük ölçüde ilerledi. Kapitalizm-öncesi benzerliğin yerini, bütün tarım dallarındaki teknik gelişme ile birlikte giderek artan bir çeşitlilik aldı. Tarımda makineler kullanılmaya ve buhar gücünden yararlanılmaya başlandı ve büyük bir hızla gelişti. Uzmanların belirttiği gibi, bu alanda buhardan çok daha büyük bir rol oynayacağı düşünülen elektrik gücü kullanılmaya başlandı. İkincil yollardan yararlanılması bitkisel fizyolojinin verilerine uygun olarak yapay gübre kullanılması nedeniyle toprağın verimliliği arttı, bakteriyoloji, tarımda kullanılmaya başlandı.
"Kautsky'nin incelemelerinde[3*] ekonomik bir tahlil bulunmadığı" [sayfa 12] konusundaki bay Bulgakov'un iddiası tamamen asılsızdır. Kautsky, bu devrim ile (özellikle kentlerin gelişmesiyle), pazarın büyümesi arasındaki bağlantıyı ve tarımdaki dönüşümlere ve uzmanlaşmaya bağlı olan rekabete tarımın bağımlı duruma geldiğini kesin olarak göstermektedir. "Kentsel sermayeden kaynaklanan bu devrim, diyor Kautsky, çiftçinin pazara bağımlılığını artırmakta ve dahası, çiftçi açısından önemli olan pazar koşullarını sürekli olarak değiştirmektedir. Yerel pazarın dünyayla olan bağlantısı bir şose olduğu sürece kârlı olan bir üretim dalı, bu yöreye bir demiryolu yapıldığı zaman kârlı olmamakta ve onun yerini zorunlu olarak başka bir üretim dalı almaktadır. Örneğin, yöreye trenler daha ucuz buğday taşıyorsa, tahıl üretimi artık kârlı olmamakta, ama aynı zamanda süt satmanın olanağının ortaya çıktığı görülmektedir. Meta dolaşımının gelişmesi, köylerde, geliştirilmiş yeni ürün çeşitlerinin ekimine olanak sağlar." vb. (s. 37-38). Kautsky şöyle diyor: "Feodal çağda yalnızca küçük-ölçekli tarım yapılıyordu, çünkü senyör, topraklarını, köylünün kendi araçlarıyla işlemekteydi. Kapitalizm, ilk kez, tarımda teknik açıdan küçük-ölçekli üretimden çok daha rasyonel olan büyük-ölçekli üretimin olanaklarını yarattı." Kautsky (ki, onun tarımın kendine özgü niteliklerinin kesinliğine değindiğini burada belirtmemiz gerekir), tarım makinelerinden sözederken, bu makinelerin kullanımının kapitalist niteliğini, emekçiler üzerindeki etkilerini, gelişmenin etkeni olarak makinelerin rolünü ve tarım makinelerinin kullanılmasını sınırlayan tasarıların "gerici ve ütopik niteliğini açıklıyor. "Tarım makineleri, dönüşümcü etkinliklerini sürdüreceklerdir: tarım işçilerini kentlere çekecek ve böylece kırsal alanlarda bir yandan ücretleri artırıcı, güçlü birer araç olarak görev yapacaklar, öte yandan da tarımda makine kullanımının daha da gelişmesine hizmet edeceklerdir." (s. 41.) Belirli bölümlerde Kautsky'nin modern tarımın kapitalist [sayfa 13] niteliğini, büyük ve küçük-ölçekli üretim arasındaki ilişkiyi ve köylülüğün proleterleşmesini ayrıntılı olarak anlattığını da ekleyelim. Görüldüğü gibi, Kautsky'nin "bütün bu değişikliklerin neden gerekli olduklarını bilmek sorusunu yanıtlamadığı" konusunda bay Bulgakov'un iddiası bütünüyle gerçek dışıdır.
V. bölümde ("Modern Tarımın Kapitalist Niteliği") Kautsky, Marx'ın değer, kâr ve rant teorisini açıklamaktadır. "Para olmadan, başka bir deyişle sermaye olmadan, diyor Kautsky, modern tarımsal üretim olanaksızdır." Gerçekten, günümüzün üretim biçiminde bireysel tüketim amacıyla kullanılmayan herhangi bir miktar para, sermayeye, yani genel kural olarak kendisi de sermayeye dönüşen artı-değeri doğuran bir değer haline dönüştürülebilir. Modern tarımsal üretim, öyleyse kapitalist üretimdir" (s. 56). Bu pasaj, yeri gelmişken bay Bulgakov'un şu satırlarını değerlendirmemize olanak sağlıyor: "Bu terimi, (kapitalist tarım), alışılagelen anlamında, yani tarımda büyük-ölçekli işletme anlamında kullanıyorum (Kautsky de aynı anlamda kullanıyor). Ama gerçekte [tıpkı böyle!] doğal ekonominin tümü kapitalist tarzda düzenlenince artık kapitalist-olmayan tarım varolmaz. Çünkü tarım bütünüyle üretim örgütlenmesinin genel koşullarınca belirlenir ve yalnızca bu sınırlar içinde büyük-ölçekli tarım ile küçük tarım arasında bir ayrım yapma olanağı vardır. Daha iyi anlaşılabilmesi açısından burada da yeni bir terim gerekmektedir." Galiba bay Bulgakov, Kautsky'yi düzeltiyor. ... Okurun da izlediği gibi, "ama gerçekte", Kautsky, "kapitalist tarım" terimini, bay Bulgakov'un kullandığı "alışılagelen" ve kesin olmayan anlamıyla kullanmıyor. Kapitalist üretim tarzının egemen olduğu koşullarda tarımsal üretimin tümünün "genel kural olarak" kapitalist üretim olduğunu Kautsky çok iyi anlıyor ve bu gerçeği çok kesin ve açık bir biçimde belirtiyor. Düşüncesini kanıtlamak için ise çok yalın bir gerçeği, yani modern tarımın yürütülebilmesi için paranın gerekli olduğunu ve modern toplumda bireysel tüketim amacıyla kullanılmayan paranın sermayeleştiği [sayfa 14] olgusunu açıklıyor. Bize göre bu, bay Bulgakov'un "düzeltmelinden çok daha açıktır ve Kautsky, "yeni terim" olmadan da işin içinden çıkmanın olanaklı olduğunu açıkça göstermiştir.
Kitabının V. bölümünde, Kautsky, gerek İngiltere'de çok gelişmiş olan inter alia, yani kiracı çiftçi sisteminin ve gerek kıta Avrupasında şaşılacak bir hızla gelişen ipotek sistemlerinin her ikisinin de, gerçekte tek ve aynı süreci, yani çiftçinin topraktan ayrılması[4*] sürecini ifade ettiğini belirtmektedir. Kapitalist kiracı çiftçi sisteminde, bu ayrılma gün gibi açıktır. İpotek sisteminde ise sözü edilen süreç "daha az belirgin ve her şey çok yalın olmamakla birlikte, süreçte varılan nokta aynıdır" (s. 86). Gerçekten, açıktır ki, toprağın ipotek edilmesi, toprak kirasının ipotek edilmesi ya da satılması anlamına gelir. Sonuç olarak, ipotek sisteminde, tıpkı kiracı çiftçi sisteminde olduğu gibi, kirayı alanlar (=topraksahipleri), işletmenin kârını alanlardan (=tarım işletmecileri, tarımsal girişimciler) ayrıdırlar. Bay Bulgakov için, "Kautsky'nin bu savının anlamı pek açık değil". "İpotek sisteminin, diyor, toprağın çiftçiden ayrılmasını ifade ettiğini düşünmek zordur". "İlk olarak, borcun, kiranın tümünü içine aldığını kanıtlamak olanaksızdır; bu, ancak ayrıksın bir durumda olanaklıdır. ..." Buna bizim yanıtımız şudur: İpotek borçlarından elde edilen kârların bütün kirayı içerdiğini kanıtlamaya gerek yoktur. Tıpkı, kiralanan bir toprak için ödenen gerçek miktarın kirayı karşıladığını kanıtlamaya gerek olmadığı gibi. İpotek borçlarının büyük bir hızla arttığını; topraksahiplerinin bütün topraklarını ipotek etmeye, rantın tümünü satmaya uğraştıklarını kanıtlamak yeter. Bu eğilimin varlığı —ki teorik bir ekonomik tahlil genellikle ancak eğilimlerle ilgilenebilir— kuşkusuzdur. Bunun sonucu olarak, çiftçinin topraktan ayrılması sürecinden de kuşku [sayfa 15] duyulamaz. Kirayı alan kimse ile işletmenin kârını alanın aynı kişi olması, "tarihsel açıdan bir istisnadır" (ist historisch eine Ausnahme, s. 91)... "İkinci olarak, borcun kaynakları ve nedenleri tek tek her durum için ayrı ayrı incelenmelidir ki, o durumun özelliği anlaşılabilsin." Bu son tümce büyük bir olasılıkla bir dizgi yanlışı ya da atlamadır. Bay Bulgakov'un (hele özellikle onun gibi genelde "kapitalist toplumda tarımın gelişmesi" ile ilgilenen birisinin), bir ekonomistten tek tek her durum için borcun nedenlerinin araştırmasını istemesi, hatta bunun yapılabileceğini düşünmesi bile olanaksızdır. Bay Bulgakov borcun nedenlerinin çeşitli ülkelerde, birbirinden farklı dönemlerde incelenmesinin gerekliliğini anlatmak istiyorsa kendisine katılamıyoruz. Kautsky, haklı olarak tarım konusunda elde çok fazla veri bulunduğunu ve modern teorinin acil görevinin, bunlara yenilerini eklemek yerine, "tarımda kapitalizmin gelişmesinin temel çizgilerini bir bütünsellik içinde araştırmak" olduğunu söylemektedir. (Vorrede, s. vi.[5*]) Kuşkusuz bu temel çizgiler arasında, ipotek borçlarında artış biçiminde kendini gösteren, çiftçinin topraktan ayrılması olayı yeralmaktadır. Kautsky, ipoteklerin gerçek anlamını, onların ilerici tarihsel niteliğini (çiftçinin topraktan ayrılması, tarımın toplumsallaşmasının koşullarından birisidir) ve tarımın kapitalist gelişmesinde oynadıkları rolün anlamını açık ve kesin olarak ortaya koymuştur.[6*] Kautsky'nin bu soruna ilişkin olarak ileri sürdüğü savların tümü teorik açıdan son derece değerlidir ve (özellikle "tarım ekonomisi ile ilgili her elkitabında" rasladığımız) borçlardan doğan "talihsizlikler" ve "yardım önlemleri" gibi yaygın burjuva gevezeliklere karşı güçlü birer silah görevini yapmaktadırlar. ... Bay Bulgakov'a göre, "Üçüncüsü, kiralanan toprak, ikinci bir işlem olarak ipotek edilebilir; ve bu anlamda toprak, [sayfa 16] adeta ipotekten önceki gibi hiç kiralanmamış sayılabilir". İlginç bir tez! Bay Bulgakov'a, öteki ekonomik kategorilerle birbirine karıştırılması olanaksız olan, tek bir ekonomik olguyu anımsatalım. Toptan kiralama ve ipotek etme olayları, çiftçinin topraktan ayrılması olayının, toprakta kiracılık sistemi ve ipotek sistemi olmak üzere iki bolümde açıklanmasına ilişkin teorik öneriyi ne zayıflatır, ne de çürütür.
Bay Bulgakov, "büyük toprak mülkiyetinin egemen olduğu ülkelerde toprakta kiracılık sisteminin de gelişmiş olduğu"na (s. 88) ilişkin Kautsky'nin savlarının "oldukça şaşırtıcı" ve "baştan aşağı yanlış" olduğunu söylüyor. Kautsky, burada, özel toprak mülkiyetinin ortadan kalkmasını kolaylaştıran koşullardan, yani (toprakta kiracılık sistemi sırasında) toprak mülkiyetinin yoğunlaşmasından ve (topraksahiplerinin topraklarını doğrudan işletmeleri sırasında) ipoteklerin yoğunlaşmasından sözediyor. Gene toprak mülkiyetinin yoğunlaşması sorununa ilişkin olarak, Kautsky, "ayrı ayrı mülklerin tek bir kişinin elinde toplanmasını gözleyebilmemizi sağlayacak" istatistiklerin bulunmadığını, ama "genel olarak" kiralanan çiftliklerin sayısındaki ve kiralanan toprakların yüzölçümlerindeki artışın, toprak mülkiyetinin yoğunlaşması ile başabaş ilerlediğini "kabul edebileceğimizi" söylüyor? "Toprakta kiracılık sisteminin gelişmiş olduğu ülkeler, aynı zamanda, büyük toprak mülkiyetinin egemen olduğu ülkelerdir." Kautsky'nin tezinin yalnızca toprakta kiracılık sisteminin gelişmiş olduğu ülkelere uygulanabileceği açıktır; ama bay Bulgakov, doğu Prusya'ya göndermede bulunuyor ve burada parçalanan büyük toprak mülklerine koşut olarak kiracı çiftçilerin artışını "kanıtlayabileceğini sanıyor", ve bu tek örnekle Kautsky'nin savını çürütebileceğim umuyor! Bizzat Kautsky'nin büyük mülklerin parçalanışına ve Elbe'nin doğusunda köylü kiracının artmasına değindiğini ve, daha sonra göreceğimiz gibi bu süreçlerin her ikisinin de gerçek anlamlarını açıkladığını bay Bulgakov, okurlarına iletmeyi her nasılsa unutmuş! [sayfa 17]
İpotek borçlanmalarının olduğu ülkelerde özel mülk toprakların yoğunlaşmasını, Kautsky, ipotek kurumlarının yoğunlaşmasına dayanarak kanıtlıyor. Bay Bulgakov'a göre bu bir kanıt sayılmaz. Ona göre, "(hisse senetleri aracılığıyla) sermayenin dağılması olayı ile kredi kurumlarının yoğunlaşması olayının başabaş ilerledikleri durumlar olabilir". Eh artık, sorun buraya gelince, bay Bulgakov'la tartışmayacağız.
Feodal ve kapitalist tarımın temel niteliklerini inceledikten sonra, Kautsky, (bölüm VI) tarımda "büyük ve küçük-ölçekli üretim" sorununa geliyor. Kautsky'nin kitabının en iyi bölümlerinden biri olan bu bölümde ilkin "büyük-ölçekli üretimin teknik açıdan üstünlüğü" ele alınıyor. Büyük-ölçekli üretimin yararının ^kesin olduğu konusunda kararlı olan Kautsky, (bay Bulgakov'un temelsiz olarak varsaydığı) tarımsal ilişkilerdeki sayısız çeşitliliği gözardı eden soyut bir formül önermek yerine, açık ve net olarak, pratiğin incelenmesinde teorik yasanın uygulamalarında bu çeşitliliğin gözönüne alınmasının zorunluluğunu belirtiyor, öncelikle tarımda büyük-ölçekli üretimin küçük-ölçekli üretime olan üstünlüğünün yalnızca "bütün öteki şeyler eşit olmak koşuluyla" kaçınılmaz olduğu "kendiliğinden anlaşılır" (s. 100. İtalikler benim). Tarımda olduğu gibi, sanayide de, büyük-ölçekli üretimin üstünlüğü kuralı, sanıldığı gibi, basit ve kesin değildir; sanayide de, bu yasanın uygulanabilirliği (günlük yaşamda da her zaman bulunmayan) "bütün öteki şeyler eşit olmak koşulana bağlıdır. Bununla birlikte, oldukça karmaşık ve çeşitli ilişkileri olan tarım kesiminde, büyük-ölçekli üretimin üstünlüğü kuralının tam olarak uygulanabilirliğini engelleyen oldukça zorlu koşullar vardır. Örneğin Kautsky, köylü mülkleri ile küçük senyör mülklerinin sınır noktasında gerçekten "niceliğin niteliğe dönüştüğünü" gözlüyor: büyük köylü çiftliği, "teknik açıdan değilse bile ekonomik açıdan" küçük senyör çiftliğinden "üstün" olabilir. (Büyük-ölçekli üretimin [sayfa 18] en önemli üstünlüklerinden biri olan) bilimsel eğitim görmüş bir yöneticiyi çalıştırmak, küçük bir mülksahibine çok pahalıya gelebilir; ve çiftlik sahibinin kendisinin çiftliği yönetmesi ise, genelde, yalnızca "tutuculuk"tur ve bilimsel hiçbir özelliği yoktur, ikincisi, tarımda, büyük-ölçekli üretimin küçük-ölçekli üretime olan üstünlüğü sınırlıdır. Kautsky, bu sının derinliğine inceliyor. Bu sınırın tarımın farklı dallarında ve farklı toplumsal ve ekonomik koşullarda değişiklikler gösterdiğini söylemeden geçemeyeceğiz. Üçüncüsü, Kautsky, hiçbir biçimde, uzmanların belirttikleri gibi, küçük-ölçekli üretimin büyük-ölçekli üretimle "bir ölçüde" rekabet edebildiği, örneğin, sebzecilik, üzüm yetiştirme, sınai bitkiler, vb. gibi (s. 115) tarım dalları bulunduğu gerçeğini gözardı etmemektedir. Ama hayvancılık ve tahıl üretimi gibi tarımın belirleyici (entscheidenden) dalları, yukarda sözünü ettiğimiz dallara oldukça egemen durumdadırlar. Ayrıca, "sebzecilik ve üzüm yetiştirme alanlarında bile oldukça başarılı büyük-ölçekli girişimler vardır" (s. 115). Böylece, tarım bir bütün olarak (in Allgemeinen) ele alındığı zaman küçük-ölçekli üretimin üstün olduğu dallar dışlandığında büyük-ölçekli üretimin küçük-ölçekli üretime kesinlikle üstün olduğu söylenebilir" (s. 116).
Tarımda büyük-ölçekli üretimin teknik üstünlüğünü (Kautsky'nin kanıtlarını, bay Bulgakov'un itirazlarını ele alırken, daha ayrıntılı olarak sunacağız) ortaya koyan Kautsky: "Büyük-ölçekli üretimin üstünlüklerine karşılık küçük-ölçekli üretim neler sağlayabilir?" diye soruyor. Ve yanıtlıyor: "Ücretli işçiden farklı olarak, kendi hesabına daha geniş bir alanda ve daha fazla çalışan tarım emekçisinin, bağımsız küçük çiftçinin gereksinimleri, tarım işçisinin düşük düzeydeki gereksiniminin daha altında bir düzeydedir" (s. 106); bunun yanısıra, Fransa, İngiltere ve Almanya'daki köylülerin durumlarına ilişkin birkaç çarpıcı rakam veren Kautsky, "küçük-ölçekli üretimdeki aşın çalışma ve yetersiz tüketim" konusunda hiçbir kuşkuya yer bırakmıyor. Son olarak, büyük-ölçekli üretimin üstünlüğünün, çiftçilerin [sayfa 19] kooperatifler kurma çabaları ile de kanıtlandığını belirtiyor ve "kooperatifleşmiş üretim, büyük-ölçekli üretimdir" diyor. Genel olarak küçük-burjuva ideologların ve özellikle Rus narodniklerin (örneğin, bay Kablukov'un yukarda değinilen kitabının) küçük çiftçi kooperatifleri konusundaki dedikoduları herkesçe bilinmektedir. Bu nedenle, Kautsky'nin, bu kooperatiflerin görevlerine ilişkin mükemmel incelemesi önem kazanmaktadır. Doğal olarak, küçük çiftçi kooperatifleri ekonomik gelişmede bir bağlantı noktasıdır, ama bu kooperatifler sık sık düşünüldüğü ve ileri sürüldüğü gibi tam bir kolektivizme geçişi değil, kapitalizme bir geçişi (Fortschritt zum Kapitalismus) ifade ederler (s. 118). Kooperatifler, tarımda büyük-ölçekli üretimin küçük-ölçekli üretime olan üstünlüğünü (Vorgprung) azaltmak bir yana artırırlar, çünkü büyük çiftçiler bu kooperatiflerin kurulmasından daha çok çıkar sağlarlar ve üstünlüklerinden çok daha fazla yararlanırlar. Ortaklaşa, kolektif büyük-ölçekli üretimin, kapitalist büyük-ölçekli üretime olan üstünlüğünü daha kategorik biçimde Kautsky'nin açıkça gösterdiği kendiliğinden anlaşılır. Kautsky, İngiltere'de Robert Owen yandaşlarının uyguladıkları ve Kuzey Amerika'nın Birleşik Devletlerinde uygulanan kolektif çiftçilik denemelerini ele alıyor.[7*] Ona göre, bütün bu deneyimler, işçilerin kolektif olarak büyük-ölçekli modern çiftçiliği yürütebileceklerini kesin olarak kanıtlamaktadır, ama bunun gerçekleşmesi için "kimi belirli ekonomik, siyasal ve düşünsel koşullar" gerekmektedir. Onları yalıtan disiplin ve dayanışmanın çok az gelişmiş olması, yalnızca batı Avrupa köylülerinde değil ama, (A. N. Engelhardt ve G. N. Uspenski'yi anımsarsak) Rus "komün" köylüleri arasında gözlediğimiz "topraksahipliğinin fanatizmleri, küçük üreticinin (zanaatçının ve köylünün) kolektif üretime geçişini engellemektedir. Kautsky, kategorik olarak "modern toplumda köylünün komünal üretime geçmesini beklemenin çok saçma olduğunu" açıklıyor. [sayfa 20]
Kautsky'nin kitabının VI. bölümünün oldukça zengin içeriği işte budur. Bay Bulgakov özellikle bu bölümden rahatsız olmuştur. Kanımızca, Kautsky'nin "büyük günahı" çeşitli kavramları birbirine karıştırmasıdır; "teknik üstünlükler ekonomik üstünlüklerle karıştırılmıştır". Kautsky "teknik açıdan daha yetkin olan bir üretim biçiminin ekonomik açıdan da daha yetkin, yani daha geçerli olduğuna ilişkin yanlış varsayımdan yola çıkmaktadır". Kautsky'nin tezinin çizgisini açıklığa kavuşturarak bay Bulgakov'un bu duygusal savının tamamen temelsiz olduğunu okurlarımıza açıkladığımızı umarız. Kautsky, teknik ile ekonomiyi[8*] birbirine hiç karıştırmadan, kapitalist sistem içinde, bütün öteki şeyler eşit almak koşuluyla, tarımda büyük-ölçekli üretim ile küçük-ölçekli üretim arasındaki ilişki sorununu çok doğru bir biçimde inceliyor. VI. bölümün giriş tümcesinde, Kautsky, kapitalizmin gelişme düzeyi ile büyük-ölçekli tarımın üstünlüğü kuralının genel uygulanabilirlik derecesi arasındaki açık bağıntıyı belirliyor: "Tarım ne kadar kapitalistleşirse, büyük ve küçük-ölçekli üretim teknikleri arasındaki nitelik farkı da o denli büyür." (s. 92.) Kapitalizm-öncesi tarımda bu nitelik farkı yoktu. Öyleyse, bay Bulgakov'un Kautsky'ye yönelttiği [sayfa 21] bu sert suçlamaya ne demeli? "Sorunun, günümüz toplumsal ve ekonomik koşullarında, büyük ve küçük-ölçekli üretim biçimlerinin hangi (delilikleri, ikisi arasındaki rekabeti açıklamaktadır biçiminde konulması gerekirdi." Bu "düzeltme" de, yukarda incelediğimiz düzeltmeyle aynı niteliktedir.
Şimdi Kautsky'nin tarımda büyük-ölçekli üretimin teknik açıdan üstünlüğünü savunan tezlerini bay Bulgakov'un nasıl çürüttüğünü görelim. Kautsky diyor ki: "Tarımı sanayiden ayıran en önemli özelliklerden biri, terimin gerçek anlamıyla tarımsal üretimin (Wirtschaftsbetrieb, ekonomik bir girişim) genellikle ev ekonomisi (Haushalt) ile bağlantılı olması, sanayide ise böyle bir durumun sözkonusu olmamasıdır." Emeğin ve maddi araçların tutumlu kullanılması açısından büyük ev ekonomisinin küçük bir ev ekonomisinden avantajlı olduğunu kanıtlamaya gerek yoktur. ... Birincisi (buna dikkat ediniz! V. D "gazı, margarini ve hindibayı toptan alırken, ikincisi bu malzemeleri vb. perakende olarak satın alır" (s. 93). Bay Bulgakov "düzeltiyor": "Kautsky bunun teknik açıdan daha avantajlı olduğunu değil, ama yalnızca daha ucuza geldiğini anlatmak istiyor"!.. (Bütün ötekilerde olduğu gibi) burada da bay Bulgakov'un Kautsky'yi "düzeltme" çabalarındaki talihsizlik açıkça görülmüyor mu? İnatçı eleştirmen şöyle devam ediyor: "Bu tez, kendi içinde de kuşkuludur, çünkü belirli koşullarda ürünün değeri dağınık durumda olan kulübelerin değerini kapsamayabilir. Öte yandan basit bir evin değeri, faizi dahil olmasa da, ürünün değerine eklenmektedir. Bu da, büyük-ölçekli üretimin küçük-ölçekli üretim karşısında abartılmış teknik üstünlüklerine değil, araştırılması gereken toplumsal ve ekonomik koşullara bağlıdır." ... Öncelikle, bay Bulgakov, önemsiz bir noktayı, yani Kautsky'nin bütün öteki şeyler eşit olmak koşuluyla büyük-ölçekli üretim ile küçük-ölçekli üretimin özelliklerini karşılaştırdıktan sonra bu koşulların daha ayrıntılı bir çözümlemesine giriştiğini unutuyor. Sonuçta, bay Bulgakov, farklı sorunları aynı kefeye koyuyor, ikincisi, köylülerin baraka evlerinin (isba) değeri, ürünün değerinin kapsamına nasıl olur [sayfa 22] da girmez? Yalnızca köylü kullandığı kerestenin değerini ya da baraka evinin yapımında ve onarımında harcadığı emeği "hesaba katmadığı" için. Kuşkusuz, doğal ekonomiyi sürdürdüğü ölçüde köylünün emeğini "hesaba katmayacağını", Kautsky'nin kitabının 165-167'inci sayfalarında (bölüm VIII. "Köylünün Proleterleşmesi") açık ve kesin olarak ortaya koyduğunu, bay Bulgakov, okura söylemeyi unutmuş görünüyor. Ama biz, şimdi doğal ekonomiyi ya da basit meta üretimini değil, kapitalizmin "toplumsal ve ekonomik koşul"unu tartışıyoruz. Çünkü, kapitalizmin toplumsal koşullarında onun emeğinin "hesaplanmaması", emeği, (bir tüccara ya da bir başka kapitaliste) bedava olarak vermektir; emek-gücünün eksik bir ücreti karşılığında çalışmaktır; gereksinimlerin düzeyini normalin altına çekmektir. Görüldügü gibi, küçük üretimin bu ayırdedici özelliğini Kautsky tamamen kavramış ve çok doğru açıklamıştır. Kautsky'ye karşı çıkan bay Bulgakov, burjuva ve küçük-burjuva iktisatçıların her zamanki hilelerini ve yanılgılarını yineliyor. Bu iktisatçılar, küçük köylünün kendi emeğini hesaba katmak gereğini duymadığını ya da kira ve kâr ardında koşmadığını vb. ileri sürdüler, onun "canlılığını" öve öve bizi sağır ettiler. Bu alkışlanası kişiler, bu tip tartışmalarla yalnızca doğal ekonominin, basit meta üretiminin ve kapitalizmin "toplumsal ve ekonomik koşullarının" birbirine karıştırıldığını unutuyorlar. Kautsky bütün bu yanılgıları çok iyi bir biçimde açıklıyor ve çeşitli toplumsal ve ekonomik ilişki sistemleri arasında kesin bir ayrım yaparak şöyle diyor: "Küçük köylünün tarımsal üretimi, meta üretimi sınırları içine alınmazsa, yalnızca ev ekonomisinin bir bölümü olarak kalırsa, aynı zamanda modern üretim biçiminin merkezileşme eğilimlerinin de dışında kalır. Bu işlerin parça parça bölünmesi ne denli irrasyonel olursa olsun, ne denli boş yere çaba harcanmasına neden olursa olsun, köylü ona dört elle sarılır, tıpkı karısının, büyük bir ölçüde emek-gücü harcanmasına karşılık sonuçları son derece yoksulluk olan, ama başkalarının iradesinden bağımsız ve tüm sömürüden özgür tek bir alanı [sayfa 23] temsil eden yoksul evinin işlerine sarılması gibi." (s. 165.) Doğal ekonominin yerini meta ekonomisi aldığı zaman durum değişir. Köylü artık ürettiklerini satmak, araçlar satın almak ve toprak satın almak durumundadır. Köylü basit meta üreticisi olarak kaldığı sürece ücretli bir işçinin yaşam düzeyiyle yetinebilir; ne kira, ne de kâr gereksinir; toprağa bir kapitalist girişimcinin ödediğinden çok daha yüksek bir fiyat ödeyebilir (s. 166). Ama basit meta üretiminin yerini kapitalist üretim almaktadır. Örneğin, köylü, toprağını ipotek ettirmiş ise, kredi veren alacaklıya bıraktığı rantı da geri almak zorundadır. Bu gelişme aşamasında, köylü, yalnızca basit bir meta üreticisi olarak görülebilir. De facto[9*] çoğunlukla ondan "ek iş" istemek zorunda olduğu, yani emek-gücünü ona satmak zorunda olduğu kapitalist ile —kredi veren alacaklı, tüccar, sanayi girişimcisi ile— iş yapmak zorundadır. Kautsky gene, kapitalist toplumda büyük-ölçekli üretim ile küçük-ölçekli üretimi karşılaştırıyor: Bu aşamada köylünün "emeğini hesaba katmaması"nın kendisi için yalnızca tek bir anlamı vardır: gücü tükenene değin çalışmak ve sürekli olarak tüketimi kısmak.
Bay Bulgakov'un öteki itirazları da bunun gibi anlamsızdır. Kautsky diyor ki, küçük-ölçekli üretim, makinelerin kullanımına çok daha dar sınırlar içinde izin verir; ve küçük mülksahibi daha zor ve daha pahalıya kredi bulur. Onun bu tezlerini yanlış bulan bay Bulgakov köylü kooperatiflerine gönderme yapıyor! Kautsky'nin özelliklerini ve anlamlarını değerlendirdiği, yukarıda değinilen bu kooperatiflere ilişkin öne sürdüğü bulguları tamamen görmezlikten geliyor. Bay Bulgakov, Kautsky'yi, makineler konusunu da, "daha genel bir ekonomik sorun" biçiminde sunmadığı için suçluyor: Bütünsel olarak tarımda makinelerin ekonomik rolü nedir ve makineler, manüfaktür sanayisindeki gibi tarımda da vazgeçilmez araçlar mıdır?" [Bay Bulgakov Kautsky'nin kitabının IV. bölümünü unutmuş!] Kautsky, modern tarımda makinelerin kullanımının kapitalist niteliğini açıkça anlatıyor [sayfa 24] (s. 39, 40 ve devamı); tarımda makinelerin kullanımında "teknik ve ekonomik güçlükler" doğuran, tarımın kendine özgü özelliklerinin altım çiziyor (s. 38 ve devamı); ve makinelerin gittikçe artan kullanımları (s. 40), bu olayın teknik açıdan anlamı (42 ve devamı), ve buharla elektriğin rollerine ilişkin veriler ortaya koyuyor. Kautsky çeşitli makinelerin bütünsel olarak en verimli biçimde kullanımı için tarımbilimin ilkelerine göre gerekli çiftlik büyüklüğünü belirliyor (94), ve Almanya'da 1895 yılı nüfus sayımına göre küçük işletmelerden büyük işletmelere doğru makine kullanımının düzenli ve hızlı bir artış gösterdiğini vurguluyor. (2 hektara kadar olan Çiftliklerde yüzde 2; 2-5 hektar arasındaki çiftliklerde yüzde 13,8; 5-20 hektar arasındaki çiftliklerde yüzde 45,8; 20-100 hektar arasındaki çiftliklerde yüzde 78,8; 100 ve daha fazla hektarlık çiftliklerde yüzde 94,2.) Bay Bulgakov, makinelerin "ortadan kaldırılmazlığı" ya da "ortadan kaldırıldığı" konusundaki "genel" tartışmaları bu rakamlara yeğlerdi!...
Bay Bulgakov'a göre "küçük-ölçekli üretimde hektar hasına çok daha fazla yük taşıyan hayvan kullanıldığı savı güvenilir olmaktan uzaktır... çünkü işletmeye göre gerekli hayvan yoğunluğu araştırılmamış." Kautsky'nin kitabında bu savın bulunduğu sayfada ise şu satırları okuyoruz: "Küçük-ölçekli tarımda (hektar başına 1000 adet) kullanılan inek sayısının fazlalığı, hayvancılıkta köylünün büyük işletmeciden daha fazla, buğday üretiminde ise ondan daha az sayıda hayvan kullanması olgusuyla da belirlenebilir; ama bu, beslenen at sayısındaki farklılığı açıklamaz." (s. 96'da, 1860 yılı Saksonyası, 1883 yılı Almanyası'nın tümü ve 1880 yılı İngilteresi'ne ilişkin rakamlar aktarılmıştır.) Okurun bir konuda dikkatini çekmek istiyoruz: Rusya'da zemstvo istatistikleri de büyük-ölçekli tarımın küçük-ölçekli tarıma üstünlüğünü gösteren aynı yasayı açıkça düşündürüyor; büyük köylü işletmeleri, daha az sığır ve birim toprak başına[10*] daha az alet ve [sayfa 25] avadanlıkla işletilirler.
Kautsky'nin, kapitalist tarımda büyük-ölçekli üretimin küçük-ölçekli üretime üstünlüğüne ilişkin tezlerini bay Bulgakov oldukça eksik yorumlamakta. Büyük-ölçekli tarımın üstünlüğü, yalnızca, ekili alanların daha az çarçur edilmesi, araç-gereçlerde ve çiftlik hayvanlarında yapılacak tasarruf, araç-gereçlerin tam kapasiteyle kullanımı, makinelerin kullanımında ve kredi kullanımında çok geniş olanakların varlığına dayanmaz. Bunların yanısıra büyük-ölçekli üretimin ticari üstünlüğü ve bu üretim biçiminde bilimsel yöntemlerle eğitilmiş yöneticilerin istihdam edilmesi olguları da bu üstünlüğe neden olmaktadır. (Kautsky, s. 104.) Büyük-ölçekli tarımda, işçilerin birlikte çalışmasından ve işbölümünden çok daha fazla yararlanılır. "Bilimsel açıdan iyi eğitim görmüş bir çiftçi, ancak, emek-gücünün tam olarak kullanılabildiği yönetim ve denetim açısından yeterince geniş olan bir çiftlikte istihdam edilebilir." (s. 98: "Bu tip çiftliklerin büyüklüğü, üretimin biçimine göre" üç hektarlık alanlardan (üzüm bağlarından) 500 hektarlık yaygın (extensive) tarım yapan çiftliklere dek değişir.) Bu nedenle Kautsky, ilginç, ve oldukça karakteristik bir başka olguya, yani ilk ve orta dereceli tarım okullarının kurulmasının köylüye değil, ama ona çalıştıracağı elemanı sağlaması açısından büyük çiftçiye çıkar sağladığı olgusuna parmak basmaktadır (Rusya'da da aynı şey gözleniyor). "Bütünüyle rasyonelleştirilmiş üretim için gerekli olan daha yüksek dereceli eğitim, köylülerin bugünkü yaşam koşullarına uygun düşmemektedir. Kuşkusuz bu, daha ileri dereceli öğrenimin kınanması değil, tam tersine köylülerin yaşam koşullarının yerilmesidir. Bunun anlamı şudur: Köylü üretimi, büyük-ölçekli üretimle birlikte varlığını sürdürebiliyorsa, bunun nedeni, bu üretim biçiminin yüksek verimliliği değil, ama gereksinimlerin en düşük düzeyiyle yetinilmesidir." (s. 99.) Büyük-ölçekli üretim koşullarında yalnızca kır emekçilerinin kullanılması yeterli değildir. Bunlarla birlikte, gereksinimleri yüksek düzeyde olan kent emekçilerinin de çalıştırılmaları gerekir. [sayfa 26]
Kautsky'nin "küçük-ölçekli üretimde fazla çalışma ve düşük tüketim" konusunda kanıtlamaya çalıştığı oldukça ilginç ve önemli verileri bay Bulgakov "birkaç [!] raslansal [??] alıntı" olarak nitelendiriyor. Bay Bulgakov olabildiğince çok sayıda "karşıt nitelikli alıntıları" kanıt olarak ileri sürmek "görevini üstleniyor". Ancak "karşıt nitelikli alıntılar" ile kanıtlayacağı karşıt bir görüş getirmeyi de üstlenip üstlenmediğini söylemeyi unutuyor, işte sorunun özü buradadır! Bay Bulgakov, kapitalist toplumda, işçilerin düşük tüketim ve fazla Çalışma koşullarının yaygınlığı açısından, büyük-ölçekli üretim ile küçük-ölçekli üretimin farklılaşmasını kanıtlama görevini üstleniyor mu? Bay Bulgakov bu denli gülünç bir iddiayı ortaya atmayacak kadar ihtiyatlıdır. "Köylülerin bazı bölgelerde zengin, bazı bölgelerde ise yoksul olduklarını" söyleyerek onların fazla çalışma ve düşük tüketim olgularını gözardı etmenin olanaklı olduğunu sanıyor!! Küçük ve büyük-ölçekli üretimin durumu ile ilgili verileri genelleştirmek yerine, çeşitli "bölgelerdeki" nüfusun "zenginlik" farklarını incelemeye girişen bir ekonomist için ne söylenebilir ki? "Zanaatçıların kimi yerlerde zengin, kimi yerlerde ise yoksul oldukları" düşüncesinden hareketle, fabrika işçileriyle karşılaştırıldıklarında, zanaatçıların fazla çalışmalarını ve düşük tüketimlerini görmekten kaçınan bir ekonomist için ne söylenebilir ki? Yeri gelmişken zanaatçılarla ilgili birkaç söz edelim. Bay Bulgakov, şöyle yazıyor: "Anladığım kadarıyla Kautsky, [tarımda olduğu gibi] fazla çalışma konusunda teknik sınırları bulunmayan Hausindustrie[11*] ile kuşkusuz bir koşutluk düşünüyor, ama bu koşutluk buraya uygun düşmüyor." Buna karşılık, biz de, anladığımız kadarıyla, bay Bulgakov'un eleştirmekte olduğu kitap konusunda şaşılacak derecede dikkatsiz davrandığını ileri sürüyoruz. Çünkü, Kautsky Hausindustrie ile "bir koşutluk düşünmedi", tam tersine, ortalamanın çok üstünde çalışma sorunuyla ilgili olan bu bölümün (bölüm VI, b, s. 106) daha ilk sayfalarından başlayarak bu konuyu açık ve kesin olarak vurguladı: "Ev sanayisinde [sayfa 27] (Hausindustrie) olduğu gibi, diye yazıyor Kautsky, küçük köylü işletmesinde de ailedeki çocukların çalışması, başkalarının yanında ücretli olarak çalışmasından çok daha kötüdür." Bay Bulgakov bu koşutluğun hiçbir anlamı olmadığını ne denli parlak bir biçimde ileri sürerse sürsün, aslında tamamen yanlış olan kendi düşüncesidir. Sanayide, diye açıklıyor, ortalamanın üstünde çalışmanın teknik sınırları yoktur, ama köylü açısından, bu çalışma, "tarımın teknik koşullarıyla sınırlanır". Şimdi soralım: Teknik ile ekonomiyi, gerçekte, birbirine karıştıran kimdir? Bay Bulgakov mu, yoksa Kautsky mi? Sanayide ve tarımda küçük üreticinin çocuklarını oldukça küçük bir yaşta çalıştırdığını, kendisinin ise her gün saat olarak da fazladan çalıştığını, "çok daha tutumlu" yaşadığını, ve çağdaş bir ülkede (Marx'ın deyimiyle) gerçek bir "barbar" haline gelecek ölçüde gereksinimlerini kıstığım olaylarla kanıtlamasının, ev sanayisi ya da tarım tekniği ile ne ilgisi var? Tarımın kendine özgü sayısız özellikleri olması, (ki Kautsky bunu hiç unutmuyor) tarım ve sanayide varolan bu tür olguların ekonomik açıdan benzerliklerinin yadsınması için neden olabilir mi? Bay Bulgakov'a göre "küçük köylü istese bile tarlasında gerektiğinden fazla çalışamaz". Ama küçük köylü günde oniki saat değil, ondört saat çalışabilmektedir ve çalışır; normalin üstünde çalışabilmektedir ve çalışır, bu da onun sinirlerini ve kaslarını normal çalışmadan çok daha çabuk yıpratmaktadır. Ayrıca, köylünün çalışmasını bütünüyle tarlasında çalışmaya indirgemek ne kadar aşırı ve yanlış bir soyutlamadır! Kautsky'nin kitabında böyle bir şey yoktur. Köylünün evinde de çalıştığını, barakasının, araç ve gereçlerini, hayvanlarını koyduğu ağılı kendisinin yaptığını ve onardığını ve büyük bir çiftlikte çalışan ücretli bir işçinin günlük bedel üzerinden ödenmesini isteyeceği bütün bu ek işleri "hesaba katmadığını" Kautsky çok iyi bilmektedir. Ortalamanın üstünde çalışmanın, köylü —küçük çiftçi— açısından, yalnızca zanaatçı olan küçük zanaatçıya oranla çok daha geniş bir alan içinde olduğu önyargısız herkes için açık bir olgu değil midir? Küçük çiftçinin [sayfa 28] ortalamanın üstünde çalışmasını kanıtlayan uluslararası bir olgu vardır: Tüm burjuva yazarlar hep birlikte köylülerin "tutumluluğunu" ve "çalışkanlığını" överken işçileri "savruk" ve "tembel" olmakla suçlarlar.
Kautsky'nin bir alıntısında, Westphalia'daki kırsal nüfusun yaşamını inceleyen bir araştırmacı, küçük köylülerin, çocuklarını, onların fiziksel gelişmelerini geriletecek kadar çok çalıştırdıklarını, ücretli emeğin ise bu denli kötü olmadığını söylüyor. Lincolnshirelı küçük bir çiftçi, İngiltere'de (1897) tarım koşullarını inceleyen bir meclis komisyonuna şunları söylüyor: "Bir aile yetiştirdim ve onları ölesiye çalıştırdım." Bir başkası ise, "Çocuklarımla birlikte kimi günler günde on-sekiz saat çalıştığımız oluyor. Yılda ortalama olarak günde on-oniki saat çalışıyoruz." diyor. Bir üçüncüsü, "İşçilerden Çok daha fazla çalışıyoruz, aslında köleler gibi çalışıyoruz." diyor. Bay Read ise, sözcüğün tam anlamıyla tarımın egemen olduğu bölgelerde yaşayan küçük çiftçilerin koşullarını aynı komisyona şöyle anlatıyor: "Bir küçük çiftçi, ancak, iki tarım işçisi kadar çalışır ve birisi kadar harcama yaparsa ... yaşamını sürdürebilir. Ailesine gelince, onlar tarım işçilerinin çocuklarından çok daha eğitimsizdirler ve çok daha fazla çalışırlar." (Royal Commission on Agriculture, Final Report[12*] s. 34, 358. Kautsky'nin alıntısı s. 109.) Acaba bay Bulgakov bir gündelikçi işçinin sık sık iki köylünün yaptığı işi yüklendiğini mi iddia edecek? "Köylülerin açlığa katlanma sanatının (Hungerkunst) küçük üretimin üstünlüğüne yolaçabileceğini" gösteren Kautsky'nin aktardığı şu olgu özellikle ilginçtir: Baden'de iki köylü işletmesinin kârlılıklarının karşılaştırılması sonucunda, büyük işletmede 933 marklık bir zarar, birincinin yalnızca yarısı kadar büyük olan ikinci işletmede ise 191 marklık bir kâr gözlenmiştir. Birinci işletmede tamamıyla ücretli işçiler çalıştırılmaktadır ve doğru dürüst beslenen bu işçilerin masrafı hemen hemen günde adam başına bir mark (yaklaşık olarak 45 kopek) tutmaktadır. Daha küçük olan öteki işletmede ise üretim tamamıyla aile bireylerinin (eş ve [sayfa 29] altı yetişkin çocuk) yardımıyla sürdürülmektedir ki, bunların bakımı için gündelikçi işçilere harcanan miktarın yalnızca yansı, yani günde birey başına 48 fenik harcanmaktadır. Küçük köylünün ailesi de büyük işletmecinin ücretli emekçileri kadar iyi beslenmiş olsaydı, küçük çiftçi, 1.250 marklık bir zarara girecekti! "Onun kârı, dolu mısır ambarlarından değil, boş midesinden gelmektedir." Büyük ve küçük işletmelerin "verimliliği" üzerine karşılaştırmaların ücretli emekçilerin ve köylülerin tüketiminin ve emeğinin değişimiyle birlikte hesaplandığını[13*] gösteren ne kadar çok sayıda, benzer örnek bulunabilir? İşte özel dergilerden birisi tarafından yapılan daha kârlı .(4,6 hektarlık) küçük bir işletme ile (26,5 hektarlık) büyük bir işletmenin verimliliğinin karşılaştırıldığı bir hesaplama daha. Ama Kautsky daha yüksek gelirin nasıl elde edildiğini soruyor. Çocuklarının yürüdükleri andan başlayarak küçük çiftçiye yardım ettikleri; öte yandan büyük işletmecinin ise çocukları için (okul, gymnasium) para harcadığı görülüyor. Küçük çiftlikte, yetmişin üstündeki yaşlılar bile "güçlü, kuvvetli bir insan gibi çalışıyorlar". "Özellikle büyük bir işletmede çalışan bir gündelikçi, işe giderken kendi kendine düşünür: 'Keşke bugün biraz zaman öldürsem!' Küçük köylü ise, tersine, her yoğun çalışma mevsiminde, her zaman şöyle düşünür: "Günler bir-iki saat daha uzun olsaydı ne kadar iyi olurdu!" Bu makalenin yazarı didaktik açıdan küçük üreticilerin, işin yoğun olduğu mevsimlerde zamanlarını daha iyi kullandıklarını söylüyor: "Daha erken kalkarlar, işi daha geç bırakırlar ve daha hızlı çalışırlar. Bunların yanısıra büyük işletmecilerin ücretli olarak tuttukları gündelikçiler ise, öteki günlere göre, daha erken kalkmak, daha geç yatmak ya da daha sıkı çalışmak istemezler." Köylü, elde ettiği net geliri, sürdürdüğü "basit" yaşama borçludur. Tamamıyla ailesi tarafından yapılan kerpiç küçük bir evde yaşar; karısı onyedi yıllık evlidir ve yalnızca bir çift ayakkabı eskitmiştir; genellikle nalınla ya da yalınayak dolaşır; ve ailenin bütün dikişini [sayfa 30] diker. Yemekleri, patates, süt, ve ender olarak ringa balığıdır. Koca, yalnızca pazar günleri bir pipo tüttürebilir. "Bu insanlar oldukça basit bir yaşam sürdürdüklerinin farkında değildiler ve durumlarından hiç yakınmazdılar. ... Bu basit yaşamları nedeniyle işletmelerinden hemen hemen her yıl küçük bir fazla elde ederlerdi."
Kapitalist tarımda küçük ve büyük üretim arasındaki ilişkileri çözümlemesinin ardından Kautsky (bölüm VII), "kapitalist tarımın sınırları"nı özellikle araştırıyor. Kautsky, büyük-ölçekli üretimin küçük-ölçekli üretime üstünlüğü teorisine karşı çıkışın, esas olarak, burjuvazinin içinde "insanlığın dostları"ndan (halkın dostları da diyebiliriz...), saf kan serbest ticaretçilerden ve tarımcılardan geldiğini söylüyor. Son yıllarda birçok iktisatçının, küçük-ölçekli üretimi savunması moda olmuştu. Genellikle büyük işletmelerin küçükleri ortadan kaldırmadığını gösteren istatistiklere başvuruluyordu. Kautsky ise, aşağıdaki rakamları veriyor: Almanya'da 1882'den 1895'e kadar, en büyük artışı arazileri orta büyüklükte olan işletmeler gösterdi. Fransa'da 1882'den 1892'ye kadar en küçükler ve en büyükler arttı, arazileri orta büyüklükteki işletmeler azaldı. İngiltere'de, 1885'ten 1895'e kadar, en küçükler ve en büyükler azaldı; 40-120 hektar (100-300 akrlık) arasında, küçükler kategorisine sokulamayan işletmeler en büyük arazi artışını gösterdi. Amerika'da çiftliklerin ortalama büyüklükleri azalmaktadır; bu sayı, 1850 yılında 203 akr; 1860 yılında 199 akr; 1870 yılında 153 akr; 1880 yılında 134 akr ve 1890 yılında 137 akrdır. Kautsky, Amerikan istatistiklerini daha yakından inceliyor ve bay Bulgakov nasıl düşünürse düşünsün, Kautsky'nin incelemesi ilke açısından büyük bir önem taşır. Çiftliklerin ortalama büyüklüklerinin azalmasının nedeni ise, özellikle zencilerin özgürlüklerini kazanmasından sonra güneydeki geniş plantasyonların parçalanmasıdır; güney eyaletlerinde çiftliklerin [sayfa 31] yarıdan fazlası küçülmüştür. "Konuyu bilen hiç kimse bu sayıları küçük-ölçekli üretimin modern [=kapitalist] büyük-ölçekli üretim üzerinde bir başarısı olarak yorumlayamaz." Genelde, bölgelere göre Amerikan istatistiklerinin incelenmesi, ortaya büyük bir ilişkiler çeşitliliği çıkarır. Orta-batının kuzey bölgesindeki, başlıca "buğday eyaletleri''nde bir çiftliğin ortalama büyüklüğü 122 akrdan 133 akra yükselmiştir. "Küçük-ölçekli üretim, yalnızca tarımın bir çöküntü içinde bulunduğu yerlerde ya da kapitalizm-öncesi, büyük-ölçekli üretimin köylü üretimiyle rekabete girdiği bölgelerde egemen duruma geçmektedir." (135) Kautsky'nin vardığı bu sonuç çok önemlidir, çünkü belirli koşullar gozönünde tutulmayacak olursa istatistiklerin ancak kötüye kullanılmış olabileceğini gösteriyor: Kapitalist büyük-ölçekli üretim ile kapitalizm-öncesi büyük-ölçekli üretim arasına bir çizgi çekilmelidir. Tarım biçimleri ve gelişmesinin tarihsel koşulları açısından maddi olarak birbirlerinden farklılıklar gösteren ayrı ayrı bölgelerin ayrıntılı birer incelemeleri yapılmalıdır. "Sayılar kanıtlar!" denir. Ama sayıların neyi kanıtladıklarını görmek için de insanın onları incelemesi gerekir. Onlar yalnızca doğrudan gösterdiklerini kanıtlarlar. Sayılar üretimin oylumunu doğrudan göstermezler, ama işletmelerin alanlarını verirler. "Küçük bir toprak üzerinde yoğun (intensive) tarım yapan işletmede, yaygın (extensive) tarım yapılan büyük bir işletmeden çok daha fazla üretim yapmak olanaklıdır." "Bize yalnızca ekilen alanlar hakkında bilgi veren istatistikler, bu çiftliklerin alanlarındaki azalmanın nedeninin işletmenin alanında gerçek bir azalmaya mı, yoksa üretimin yoğunlaşmasına mı bağlı olduğu konusunda bir şey söyleyemezler." (146) Kapitalist büyük-ölçekli üretimin ilk biçimleri olan ormanların kesimi ve otlak biçimi en büyük alanların kullanımına olanak sağlar. Ekim için ise daha küçük bir alan ister. Ama Çeşitli ekim sistemleri birbirlerinden şöyle ayrılırlar: (Amerika'da bugüne dek varlığını sürdürmüş olan) geniş ve yaygın işletme sistemi (Dalrymple, Glenn ve ötekilerin bonanza farms'ı[14*] gibi 10.000 hektara kadar olan) çok büyük çiftliklerin [sayfa 32] kullanımına olanak verir. (Bizim steplerimizde de, köylü çiftlikleri ve özellikle tüccarların çiftlikleri bu boyutlara ulaşmışlardır.) Tarımda gübrelemenin başlaması, vb., zorunlu olarak, Örneğin Avrupa'da, Amerika'dakinden çok daha küçük olan işletmelerin alanlarında bir azalmaya yolaçmıştır. Ekimden hayvancılığa geçiş de alanların azalmasına neden olmaktadır: 1880 yılında, İngiltere'de, hayvan çiftliklerinin ortalama büyüklüğü 52,3 akr iken, tarla olarak ekilen, tahıl üretilen çiftliklerde bu büyüklük 74,2 akrı buluyordu, İngiltere'de ekimden hayvancılığa geçişin, tarımsal işletmelerin alanlarındaki bir küçülme eğilimi doğurma zorunluluğu buradan gelmektedir. "Ama buradan hareketle, üretimde bir gerilemenin varolduğu sonucuna ulaşılırsa, durum çok yüzeysel olarak değerlendirilmiş olur." (149) Doğu Elbe'deki (bay Bulgakov'un bir ara Kautsky'yi çürütebilmek umuduyla incelediği) durum, kesinlikle yoğun işletmeye bir geçişin ürünüdür. Kautsky'nin alıntılar yaptığı Sering, büyük çiftçilerin, topraklarının verimliliğini artırmakta olduklarını ve çevredeki arazilerini köylülere kiraladıklarını ya da sattıklarını, çünkü yoğun tarımda bu uç alanlardan yararlanmanın zor olduğunu söylüyor. "Böylelikle, doğu Elbe'deki büyük topraklar küçülüyor ve bunların çevresinde küçük köylü işletmeleri kuruluyor; ama bunun nedeni küçük-ölçekli üretimin büyük-ölçekli üretime üstünlüğü değil, toprakların başlangıçtaki boyutlarının yoğun tarımın gereklerine göre yeniden düzenlenmesidir." (150) Bu örneklerin tümünde işletme alanındaki küçülme, genellikle, (birim toprak alanı başına) ürün miktarında ve sık sık istihdam edilen işçilerin sayısında bir artışa, yani üretimin oylumunun gerçek bir artışına yolaçmaktadır.
İşletmelerin alanlarına ilişkin genel tarım istatistikleri ile ne kadar az şeyin kanıtlandığı ve bunların ne denli dikkatle ele alınması gerektiği ortadadır. Sanayi istatistiklerinde üretimin boyutları (metaların niceliği, üretimin toplam değeri, işçilerin sayısı) konusunda elimizde doğrudan ipuçları [sayfa 33] vardır ve bunların yanısıra farklı dalları birbirinden ayırdetmek kolaydır. Tarım istatistikleri bu gerekli kanıtları ender olarak sağlar.
Dahası, toprak mülkiyeti tekeli, tarım kapitalizmini sınırlamaya zorlar: Sanayide, sermaye, birikimce, artı-değerin sermayeye dönüşmesiyle durmadan büyür. Merkezileşme, birçok küçük sermayenin büyük bir sermaye olarak kaynaşması, daha az önemde bir rol oynar. Tarımda durum aynı değildir. (Uygar ülkelerde) toprağın tümü elaltında bulundurulmaktadır ve bir işletmenin alanını genişletmek yalnızca birçok parseli merkezileştirmekle olanaklıdır; bunun da tek bir alan oluşturacak biçimde yapılması zorunludur. Açıkçası, onu çevreleyen parselleri satın alarak bir araziyi genişletmek, özellikle bu küçük parsellerin kısmen tarım işçileri (ki büyük topraksahibinin onlara gereksinimi vardır) ve kısmen de tüketimlerini inanılmaz bir dereceye dek azaltarak varlıklarını sürdürmek sanatının ustaları olan küçük köylülerin elinde bulunmaları nedeniyle, çok zor bir iştir. Tarım kapitalizmindeki sınırlamaları gösteren bu çok açık ve yalın olgu, bilemediğimiz bir nedenden dolayı, bay Bulgakov'a yalnızca bir "gevezelik" (??!!) olarak görünmüş ve onun tutarsız bir konuda sevinmesine neden olmuştur. Bay Bulgakov'a göre: "Ve böylece [!], büyük-ölçekli üretimin üstünlüğü, daha ilk engelde faciayla [!] sona eriyor." Birincisi, bay Bulgakov, büyük-ölçekli üretimin üstünlüğü yasasını yanlış anlıyor ve bu yasayı, Kautsky'nin çok uzak kaldığı aşın bir soyutlamayla karşılaştırıyor ve daha sonra kendi yanlış anlayışından giderek Kautsky'ye karşı bir tez oluşturuyor! Bay Bulgakov'un (büyük-ölçekli üretimin olmadığı, ama büyük toprak mülkiyetinin bulunduğu) İrlanda'ya gönderme yaparak Kautsky'yi çürütebileceğine inanması gerçekten gariptir. Büyük toprak mülkiyetinin büyük-ölçekli üretimin koşullarından biri olduğu gerçeği, hiçbir zaman bu olgunun tek başına yeterli bir koşul olduğunu kanıtlamaz. Tarımda kapitalizmle ilgili genel bir çalışma yapan Kautsky, doğal olarak İrlanda'nın ya da başka bir ülkenin kendine özgü özelliklerinin tarihsel [sayfa 34] ya da öteki özelliklerini inceleyemezdi. Sanayide kapitalizmin genel yasalarını inceleyen Marx'tan, Fransa'da küçük sanayinin niçin daha uzun zaman sürdüğünü, İtalya'da sanayinin niçin yavaş geliştiğini vb. açıklamasını istemeyi kimse düşünmemiştir. Bay Bulgakov'un, yoğunlaşmanın ancak aşamalı olarak "ilerleyebileceği"ne ilişkin savı da temelsizdir. Çevredeki parselleri satın alarak arazisini genişletmek, bir fabrikaya ek makineler vb. koyabilmek için yeni binalar eklemek kadar kolay değildir.
Tamamen kurgusal bir olanak olan, toprağın aşama aşama tek elde toplanmasına ya da büyük işletmelerin kurulması amacıyla aşama aşama kiralanmasına değinirken, bay Bulgakov, Kautsky'nin önemli bulduğu özel özelliğine, toprağın bir elde toplaşması süreci konusunda tarımın gerçekten özel bir özelliğine çok az dikkat etmiş. Bu, latifundialardır, yani birçok toprak mülkünün tek bir kişinin elinde toplanmasıdır. İstatistiklerde genellikle tek tek toprak mülklerinin sayıları gösterilir, ama bulunan tek tek mülklerin büyük topraksahiplerinin elinde toplanması süreci hakkında hiçbir bilgi yoktur. Kautsky, Almanya ve Avusturya'da birçok büyük toprak mülkünün, tek merkezden yönetilen tek bir ekonomik birim oluşturmak üzere birleştikleri, büyük-ölçekli kapitalist tarımın özel ve ileri bir biçimine ilişkin çok çarpıcı örnekler aktarıyor. Böylesine dev bir tarımsal girişim, tarımın çok çeşitli dallarının birleşmesine ve büyük-ölçekli üretimin üstünlüklerinden en ileri düzeyde yararlanmasına olanak sağlar.
Okur, Kautsky'nin, soyutluktan ve inançla izlediği "marksist teori"nin basmakalıp bir anlayışından ne denli uzak olduğunu görecektir. Tartışmakta olduğumuz bölüme, sanayide küçük-ölçekli üretimin çöküşüyle ilgili özel bir bölümü ekleyen Kautsky, bu basmakalıp anlayışa karşı herkesi uyarıyor. Pek doğru olarak, sanayide de büyük-ölçekli üretimin zaferle sonuçlanmasını sağlamanın kolay olmadığını ve bunun, marksist teorinin tarımda uygulanamayacağını söyleyenlerin düşünme alışkanlıkları gibi tekdüze bir olay [sayfa 35] olmadığını belirtiyor. Kapitalistlerin yararına ev sanayisini göstermek yeter; Marx'ın, fabrika sisteminin zaferini engelleyen karmaşık geçiş biçimlerinin çeşitliliklerinin fazlalığına ilişkin düşüncesini anımsatmak yeter. Ve durum, tarımda, bugün de pek çok karmaşıktır! Örneğin zenginliğin ve lüksün artışı, milyonerleri, zevk için orman haline getirdikleri çok büyük arazileri satın almaya itmektedir. Avusturya'da, Salzburg"da, 1869 yılından beri hayvan sayısı azalmaktadır. Bu azalmanın nedeni, Alplerin av düşkünü zenginlere satılmasıdır. Çok yerinde bir saptama ile Kautsky, tarım istatistikleri genel olarak ve eleştirilmeksizin ele alındıkları zaman, onlardan yola çıkarak, kapitalist üretim tarzında, modern ulusların avlanan kabilelere dönüşmeleri doğrultusunda bir eğilim keşfetmenin oldukça kolay olduğunu söylüyor.
Sonuçta Kautsky, kapitalist tarıma sınırlamalar getiren koşullardan birisine, yani kırsal nüfusun göçü dolayısıyla işçi sıkıntısı çeken büyük toprak sahiplerinin, bu nedenle toprakları işçilere bölüştürmeye, büyük topraksahibi için gerekli emek-gücünü sağlayacak bir küçük köylülük yaratmaya zorlandıklarına da değiniyor. Tamamen mülksüz bir tarım işçisine çok ender raslanır, çünkü kırsal tarım ekonomisi, tam anlamıyla ev ekonomisiyle bağlantılıdır. Tarımdaki ücretli işçilerin bütün kesimleri toprağın mülkiyetine, ya da kullanım hakkına sahiptirler. Küçük üretim büyük ölçüde ortadan kalktığı zaman büyük topraksahipleri, toprakları satmak ya da kiralamak suretiyle, bu üretim biçimini güçlendirmeye ya da sürdürmeye çabalarlar. Kautsky'nin alıntı yaptığı Sering şöyle diyor: "Bütün Avrupa ülkelerinde, son zamanlarda, toprağı tarım işçileri arasında bölüştürerek, onların o bölgelerde yerleşmelerini sağlamaya yönelik bir çaba gözlenmektedir." Böylece, kapitalist üretim tarzının çerçevesi içinde, küçük-ölçekli üretimin tarımdan tamamen silinip atıldığını düşünmek olanaksızdır, çünkü köylülüğün çöküntüsü çok aşırı gittiği takdirde kapitalistlerin ve tarım işletmecilerinin kendileri, onun yaşamını sürdürmesi için çaba göstermektedirler. Daha 1850'lerde, Neue Rheinische Zeitung'da,[4] Marx, [sayfa 36] kapitalist toplumda toprağın yoğunlaşmasının ve parçalanmasının bu dönüşümsel hareketini belirtmişti.
Bay Bulgakov, Kautsky'nin bu tezlerde "bir doğruluk payı" olduğunu ama "yanılgı payının daha fazla" olduğunu düşünmektedir. Bay Bulgakov'un öteki yargıları gibi, bu da, oldukça zayıf ve karışık bir temele dayanmaktadır. Bay Bulgakov, Kautsky'nin "proleter bir küçük üretim teorisi geliştirdiğini" sanmakta ve bu teorinin çok sınırlı bir bölge için geçerli olduğunu düşünmektedir. Biz daha farklı düşünüyorum Küçük üreticilerin (tarım işçisi ya da toprakta payı olan bir gündelikçi anlamında) ücretli olarak tarımda çalışması, az ya da çok bütün kapitalist ülkelerin karakteristik bir olgusudur. Tarımda kapitalizmi tanımlamak isteyen hiçbir yazar, gerçekleri tahrif etmeden bu olguyu geri plana atamaz.[15*] Kitabının "Köylünün Proleterleşmesi" adlı VIII. bölümünde, Kautsky, özellikle Almanya'da proleterleşmiş küçük üretimin genelleştiğini kanıtlamak üzere birçok kanıt öne sürüyor. Bay Bulgakov'un, bay Kablukov dahil olmak üzer, e öteki yazarların "usta-işçi eksikliği'ne parmak bastıklarına ilişkin savı, en önemli olanı gölgede bırakmaktır: bu, bay Kablukov'un teorisi ile Kautsky'nin teorisi arasında ilkesel en büyük farktır. Bay Kablukov, Kleinbürger[16*] görüş açısı nedeniyle, usta-işçi eksikliği olayından hareketle küçük-ölçekli üretimin geçerliliği, büyük-ölçekli üretimin ise geçersizliğine ilişkin teorisini "oluşturuyor". Kautsky ise, gerçekleri doğru belirledikten sonra, bunların modern sınıflı toplumdaki gerçek anlamlarını belirtiyor: Topraksahiplerinin sınıf çıkarları, onları, tarım işçilerine topraktan pay vermeye zorluyor. Bu paylara sahip tarım ücretlilerinin sınıfsal konumu, küçük-burjuvazi ile proletarya arasındadır. Proletaryaya daha yakındırlar. Bir başka deyişle, bay Kablukov, karmaşık bir sürecin yalnızca bir yönünden yola çıkarak, büyük-ölçekli [sayfa 37] üretimin yetersizliği teorisini oluştururken, Kautsky, büyük-ölçekli üretimin belirli bir gelişme aşamasında ve belirli tarihsel koşullar altında, bu üretim biçiminin çıkarlarının doğurduğu toplumsal ve ekonomik ilişkilerin özel biçimlerini inceliyor.
Şimdi Kautsky'nin kitabının, biraz önce başlığını aktarmış olduğumuz diğer bölümüne geçiyoruz. Kautsky, burada, ilk olarak, "toprağın parçalanması eğilimi"ni, ve ikinci olarak da, "köylünün ek çalışma biçimleri'ni araştırıyor. Dolayısıyla, kapitalist ülkelerin çok büyük çoğunluğunda tipik olan, tarım kapitalizminin önemli eğilimleri burada anlatılmaktadır. Kautsky'ye göre, toprağın parçalanması, toprağa, büyük topraksahiplerinden daha fazla ödeyen küçük köylülerin, küçücük parseller için giderek artan talebine yolaçmaktadır. Kimi yazarlar, küçük-ölçekli üretimin büyük-ölçekli üretime üstünlüğünü kanıtlamak için bu olguyu gösterirler. Toprağın fiyatı ile kiraları karşılaştırarak Kautsky, çok doğru bir biçimde onları yanıtlıyor: en ucuz olan küçük konutların kirası, hacim birim hesabıyla, kirası yüksek büyük apartmanların kirasından daha pahalı olduğu çok iyi bilinir. Ufacık parsellerin yüksek fiyatları, küçük-ölçekli üretimin üstünlüğünü değil, tam tersine köylünün özellikle ezilmişliğini gösterir. Kapitalizm sonucu ortaya çıkan çok sayıdaki cüce işletmeleri şu sayılar göstermektedir: (1895) Almanya'da 5.500.000 tarımsal işletmenin 4.250.000'i, yani toplam çiftliklerin dörtte-üçünden fazlası beş hektardan daha az bir alanı kaplamaktadır (%58'inin alanı iki hektardan azdır). Belçika'da %78'i (909.000 üzerinden 709.500'ü) iki hektardan küçüktür. İngiltere'de (1895) 520.000 üzerinden 118.000'i iki hektardan daha az bir alana sahiptir. Fransa'da (1892), (5.700.000 üzerinden) 2.200.000'i bir hektardan; 4.000.000'u ise beş hektardan küçüktür. Bay Bulgakov, "emek-gücünün çok irrasyonel bir biçimde harcanmasına" karşın... toprağın [sayfa 38] "sık sık [??], dikkate değer bir yoğunlukla" bellendiğini söyleyerek, (hayvan mevcudunun, araç ve gereçlerin ve paranın yetersizliği ve emek-gücünün ikincil dereceden uğraşlara yöneltilmesi gibi nedenlerle) bu küçücük işletmelerin irrasyonelliğine ilişkin Kautsky'nin tezini çürütebileceğim sanıyor. Bu itiraz tümüyle temelden yoksundur, ve tek tek küçük köylülerin toprağı çok iyi bir biçimde ekmeleri örneğinin, küçük bir işletmenin yüksek verimliliği için yukarda verdiğimiz örneğin, büyük-ölçekli üretimin üstünlüğü teorisini çürütebilmekten çok uzak olması gibi, Kautsky'nin bu işletme tipi için genel nitelemesini çürütmekten de çok uzaktır. Almanya'da 1895 yılı nüfus sayımında ortaya çıkan, birçok küçük çiftçinin ek kazançlarından vazgeçememeleri olayı, Kautsky'nin, bütün içinde[17*] bu işletmeleri proleter kategorisine koymaktaki haklılığını göstermektedir. Bağımsız tarımcı 4.700-000 kişiden 2.700.000'inin ya da %57'sinin ek kazançları vardır. Her birisi iki hektardan daha az toprağa sahip, toplam olarak 3.200.000 işletmeden yalnızca 400.000'inin yani %13'ünün ek gelirleri yoktur! Tüm Almanya'da, 5.500.000 tarım işletmesinden 1.500.000'i, tarım ve sanayide çalışan ücretli işçilerindir. (704.000'i de zanaatçılarındır.) Ve bütün bunlardan sonra, bay Bulgakov, hâlâ proleterleşmiş küçük işletmeler teorisinin Kautsky[18*] tarafından "kurulduğunu" [sayfa 39] iddia edebileceğini sanıyor! Köylülüğün proleterleşme biçimlerini (köylülerin yan — yani ek uğraş biçimlerini) Kautsky inceden inceye araştırmıştır (s. 174-193). Yer darlığı nedeniyle, onun bütün bu biçimlerle ilgili tanımlamalarını (tarımda ücretli emek, ev sanayisi ya da "kapitalist sömürünün en tiksindirici biçimi" olan Haussindustrie, fabrika ve maden ocaklarındaki çalışma vb.) ne yazık ki burada ayrıntılarıyla inceleyemiyoruz. Gözlediğimiz tek şey, Kautsky'nin, yan uğraşlar konusunda Rus ekonomistlerinin değerlendirmesini paylaşmasıdır. Bu işleri yapan gezgin işçiler daha az gelişkindirler ve kent işçilerinden daha düşük bir gereksinim düzeyleri vardır. Onların, kent işçilerinin yaşam koşulları üzerindeki zararlı etkileri az raslanan bir olay değildir. "Ama geldikleri ve döndükleri yerlerde gelişmenin öncülleridirler. ... Yeni gereksinimler ve yeni düşünceler kazanırlar" (s. 192), basit köylüler arasında bilinç, insanlık onuru bilinci ve kendi gücüne güvenme duygusu uyandırırlar.
Son olarak, bay Bulgakov'un Kautsky'ye yönelttiği son ve özellikle sert saldırının üstünde duracağız. Kautsky, 1882'den 1895'e dek, Almanya'da sayıları (alan olarak) en çok artan [sayfa 40] işletmelerin en büyük ve en küçük işletmeler olduğunu söylüyor (böylelikle, toprağın parçalanması, orta-büyüklükteki işletmelerin aleyhine bir gelişme, oluyor). Gerçekten, bir hektarın altındaki çiftlik sayısı %8,8 arttı; 5-20 hektar arasındakilerin sayısı %7,8 arttı; 1.000 hektarın üstündeki çiftliklerde ise %11'lik bir artış görüldü (ara sınıflandırmalara giren çiftliklerin alanlarında çok az bir artış oldu; öte yandan çiftliklerin toplam sayısında %5,3'lük bir artış izlendi). Bay Bulgakov, sayıları kesin olarak bilinmeyen, (1882'de 515 ve 1895'te 572) en büyük işletmeler yüzde alınmasında kullanıldığı için çok kızmış. Ama hiddeti temelden tamamen yoksun. Sayıları belirgin olmayan bu işletmelerin, en büyük toprak genişliğine sahip olduklarını ve 2.300.000 ile 2.500.000 cüce işletmenin (bir hektar kadar) kapladığı toprağa yakın bir alanı kapladıklarını unutuyor. Ben, bir ülkede, 1.000 ve daha fazla sayıda işçi çalıştıran çok büyük fabrikaların sayısının 51'den 57'ye çıktığını, yani %11'lik bir artış gösterdiğini, öte yandan fabrikaların toplam sayısında %5,3'lük bir artış olduğunu söyleyecek olursam, fabrikaların toplam sayısıyla karşılaştırıldığında çok büyük fabrikaların sayıları çok belirgin olmasa bile, bu durum, büyük-ölçekli üretimde artma olduğunu göstermez mi? Kautsky ekilen alan olarak en çok genişleyen işletmelerin, (bay Bulgakov, s. 18) 5-20 hektar arasındaki köylü işletmeleri olduğunu çok iyi bilmektedir ve sonraki bölümde bu konuyu incelemektedir.
Kautsky, daha sonra, 1882 ve 1895 yıllarında alanlarda ve farklı kategorilerde meydana gelen değişmeleri ele alıyor. En büyük artışın (+563.477 hektar) 5-20 hektar arasındaki köylü işletmelerinde; ikinci büyük artışın ise 1.000 hektardan fazla alana sahip olan işletmelerde (+94.014) görüldüğü; 20-1.000 hektar arasındaki çiftliklerin alanlarında ise 86.809 hektarlık bir küçülme görüldüğü belirtiliyor. Alanları bir hektarı bulan işletmelerde 32.683 hektarlık bir artış oluyor ve alanı 1-5 hektar arasındaki yerlerde ise 45.604 hektarlık bir artış izleniyor.
Ve Kautsky şu sonuca varıyor: 20 ile 1.000 hektarlık [sayfa 41] işletmelerin alanlarındaki küçülmenin nedeni (ki 1.000 hektar ve daha fazla toprağı olan işletmelerin alanlarındaki artış ile çok iyi bir biçimde dengelenmişlerdir), büyük-ölçekli üretimin çöküşü değil, tam tersine yoğunlaşması dır. Yoğun tarımın Almanya'da gelişme gösterdiğini ve sık sık işletmelerin alanlarında bir küçülmeyi gerektirdiğini gördük. Büyük-ölçekli üretimin yoğunlaşmasını, buharla işleyen makinelerin kullanımındaki artışın yanısıra, Almanya'da, yalnızca büyük üretimde yararlanılan tarım çalışanlarının sayısındaki açık artıştan da izlemek olanağı vardır. Kahyaların (denetleyicilerin), ustabaşıların, muhasebecilerin vb. sayısı, 1882'de 47.465'ken, 1895'te 76.978'e yükseldi, yani %62'lik bir artış gösterdi; bu çalışanlar arasında kadınların oranı ise %12'den %23,4'e çıktı.
"Bütün bunlar, diye sürdürüyor Kautsky, 80'li yılların başından bu yana büyük-ölçekli tarımda, kapitalistleşmenin ve yoğunlaşmanın ne kadar arttığını açıkça gösteriyor. Bundan sonraki bölümde, orta-büyüklükteki köylü işletmelerinin alanlarındaki büyük artışın yukarda tartışılan durumla başabaş gidişinin nedenleri açıklanmaktadır." (s.174.)
Bay Bulgakov, bu tablodaki anlatımı, "gerçeklikle apaçık bir çelişki" olarak görüyor, ama kanıtları, onun bu cesur ve etkili vargısını doğrulamaktan uzak kalıyor ve Kautsky'nin vardığı sonuçları az da olsa sarsamıyor. "Öncelikle, tarımın yoğunlaşması gerçekten meydana gelmişse; bu, ekili alanların göreli ve mutlak küçülmesini açıklamaz. 20-1.000 hektarlık grubun içinde yeralan işletmelerin toplam olarak oranlarındaki bir azalmayı açıklamaz. Ekili alanlardaki artış ile işletmelerin sayısındaki artış, aynı zamanda yeralmış olabilir. Yalnızca [tıpkı böyle!] bu işletmelerin sayısındaki artışın, biraz daha hızlı olmuş olması gerekir ki, her işletmenin alanı azalabilsin."[19*]
Biz, bu tartışmayı, özellikle buraya olduğu gibi aktardık; [sayfa 42] çünkü bay Bulgakov bu düşünceden başlayarak "daha yoğun bir üretimin etkisi altında bir işletmenin boyutlarının küçülmesi, tam bir kuruntudur" [tıpkı böyle!] sonucuna varıyor. Bu, Kautsky'nin uyarısını, "istatistiksel verilerin" yanlış yorumlanmasından doğan yanılgıları çok çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. İşletmelerin alanlarına ilişkin istatistiklere bay Bulgakov gülünç derecede keskin bir titizlikle bakıyor ve bu istatistiklere kendilerini aşan anlamlar yüklüyor. Gerçekten, ekili alanlar niçin "biraz daha" hızlı artmış olsun? Üretimin yoğunlaşması, (ki daha önce gördüğümüz gibi, bu durum, kimi zaman merkezden uzak tarlaların köylülere satılmasına ya da kiralanmasına yolaçmıştır) niçin belirli bir sayıda işletmeyi daha yüksek bir kategoriden daha düşük bir kategoriye geçirmiş "olsun"?[20*] Niçin bu 20-1.000 hektar arasındaki işletmelerin ekili alanlarını azaltmamış "olsun"? Sanayi istatistiklerinde, çok büyük fabrikaların çıktısındaki düşüş, büyük-ölçekli üretimdeki gerilemeyi gösterir. Ama büyük toprakların alanlarındaki %1,2'lik bir küçülme, işletme alanındaki bir küçülmeyle birlikte genel olarak üretim hacminin arttığı konusunda hiçbir şey göstermez ve hiçbir şey gösteremez. Özellikle İngiltere'de gözlenen, tahıl ekiminin yerini hayvancılığın alması sürecinin Avrupa'da bir bütünsellik içinde ilerlediğini biliyoruz. Bu değişikliğin kimi zaman çiftlik alanlarındaki bir küçülmeye neden olduğunu da biliyoruz, ama bu sonuçtan yola çıkarak, daha küçük çiftlik alanlarının büyük-ölçekli üretimde bir gerilemeyi gösterdiğini söylemek garip olmaz mı? İşte bu nedenle, 20. sayfada, bay Bulgakov'un verdiği, büyük ve küçük işletmelerin sayılarındaki azalmayı ve tarlada çalışan hayvanların bulunduğu orta-büyüklükteki (5-20 hektarlık) işletmelerin sayısındaki artmayı gösteren "açık ve düzgün tablo" hiçbir şeyi kanıtlamaz. Bu durum, işletme tarzındaki bir değişmeye de bağlı olabilir. [sayfa 43]
Büyük-ölçekli tarımsal üretimin Almanya'da daha yoğun ve daha kapitalist bir nitelik aldığını gösteren, her şeyden önce, buharlı tarım makinelerinin sayılarındaki artıştır: 1879'dan 1897'ye dek beş kat artmıştır. Genel olarak küçük işletmelerde kullanılan bütün makinelerin (yalnızca buharlı makinelerin değil) sayısının büyük işletmelerde kullanılan makine sayısından çok daha fazla olduğunu ve gene Amerika'da da, makinelerin yoğun tarımda kullanıldığını ileri sürerek bu teze karşı çıkan bay Bulgakov boşuna çabalıyor. Biz, şimdi, Amerika'yı değil; bonanza farms'ın[21*] bulunmadığı Almanya'yı tartışıyoruz. Aşağıdaki tabloda, Almanya'da (1895'te) buharlı pulluk ve harmanlama makinelerinin kullanıldığı işletmelerin yüzdeleri verilmiştir.
|
İşletmeler |
İşletmelerin Yüzdeleri |
|
|
Buharlı Pulluk Kullananlar |
Buharlı Harman Makinesi Kullananlar |
|
|
2 hektardan az
2-5 hektar 5-20 hektar 20-100 hektar 100 hektardan fazla |
0,00
0,00 0,01 0,10 5,29 |
1,08
5,20 10,95 16,60 61,22 |
----------------------
İKİNCİ MAKALE
I
II
TARIM SORUNU VE
"MARX'IN ELEŞTİRMENLERİ"[9]
I. AZALAN VERİMLİLİK "YASASI"