Friedrich Engels
Doğanın
Diyalektiği


1873-1883 yılları arasında yazıldı.
İlk kez Archiw K. Marksa i F. Engelsa. Kniga wtorajaj, Moskau - Leningrad 1925'de yayınlandı.

[Türkçe çevirisi, Friedrich Engels'in Dialektik der Natur (1876-1878) adlı yapıtını, Almanca aslından (Dietz Verlag, Berlin 1961) ve "Sunuş" ile "Açıklayıcı Notlar"ı İngilizce baskısından (Dialectics of Nature, Progress Publishers, Moscow 1964) Arif Gelen dilimize çevirmiş ve kitap, Doğanın Diyalektiği adı ile, Sol Yayınları tarafından Nisan 1979 (Birinci Baskı: Kasım 1970; İkinci Baskı: Mart 1975; Üçüncü Baskı: Ocak 1977) tarihinde Ankara'da bastırılmıştır.]

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.
erisyay@kurtuluscephesi.org

Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında:
Doğanın Diyalektiği (1.693 KB)











[MEKANİK VE GÖKBİLİM]



      DİYALEKTİK düşüncenin ve doğadaki durağan olmayan kategorilerin ve ilişkilerin zorunluluğu konusunda bir örnek: düşme yasası; dakikalarca süren düşme zamanında bile yanlış durum alır, çünkü bu takdirde dünyanın yarıçapı hatasız halde = ∞ olarak kabul edilemez ve yerin çekimi, Galilei'nin düşme yasasında kabul edildiği gibi, sabit kalacak yerde, artar. Buna karşın bu yasa durmadan öğretilir, ancak ihtiyat kaydı eksiktir.

*


      Nevtoncu çekim ve merkezkaç kuvveti — metafizik [sayfa 346] düşünceye bir örnek: problem çözümlenemez, ancak, ortaya konur ve bu da bir çözüm gibi gösterilir. — Clausius'un ısı kaybı da böyle.[224]

*


      Nevtoncu gravitasyon.
Onun için söylenebilecek en iyi şey, gezegenler hareketini açıklamayıp yalnızca onun mevcut durumunu betimlemesidir. Hareket verilmiştir, güneşin çekim kuvveti de. Bu verilerle hareket nasıl açıklanabilir? Kuvvetlerin paralel kenarı ile, şimdi kabul etmemiz gereken zorunlu bir postulat haline gelmiş bir teğetsel kuvvet ile. Bu demektir ki, şimdiki durumun ölümsüzlüğünü kabul ederek, bir ilk dürtüye, tanrıya gereksinme duymaktayız. Ama ne şimdiki gezegenler durumu ölümsüzdür, ne de hareket başlangıcından bileşiktir; tersine basit dönmedir ve burada kuvvetlerin paralelkenan yanlış uygulanmıştır, çünkü yalnızca henüz bilinmeyen ve bulunabilen büyüklüğü x'i açık hale getirmemiştir; ki, Newton, sorunu yalnızca ortaya koymakla kalmayıp, onu çözdüğünü de ileri sürdüğü sürece, bu [bilinmeyen büyüklüğün] bulunması gerekmektedir.

*


      Güneş sisteminde, Newton'un kuvvetlerin paralel kenarı en çok, dairesel cisimlerin ayrıldığı an için doğrudur; çünkü o anda dönüş hareketi kendi kendisiyle çelişkiye düşer, bir yandan çekim olarak, bir yandan da teğetsel kuvvet olarak görünür. Ayrılma tamamlanır tamamlanmaz, hareket gene bir tektir. Bu ayrılmanın ortaya çıkması gerektiği, diyalektik sürecin bir kanıtıdır. [sayfa 347]

*


      Laplace'ın teorisi, yalnızca hareket halindeki maddeyi varsayar — dönme, evrensel uzayda asılı duran bütün cisimler için zorunludur.

*


     

MÄDLER, SABİT YILDIZLAR[225]


     
      Halley,
18. yüzyılın başında, üç yıldız üzerine Hipparchus ile Flamsteed'in verileri arasındaki farklılıktan hareket ederek, öz hareket fikrine vardı (s. 410). — Flamsteed'in British Catalogue'u[1*] oldukça tam ve kapsamlı ilk katalogdur; sonra 1750 dolaylarında, Bradley, Maskelyne ve Lalande gelir.
      Çok büyük cisimlerde ışık ışınlarının erimi ile ilgili
saçma teori ve Mädler'in buna dayanan hesapları — Hegel'in Doğa Felsefesi'ndeki herhangi bir şey kadar saçmadır (s. 424, 425).
      Bir yıldızın en güçlü (görünürde) öz hareketi — 701" bir yüzyılda = 11'41" = 1/3 güneş çapı; 921 teleskop yıldızın en küçük ortalaması 8,65", bazılarının 4".
      Samanyolu, hepsi ortak bir çekim noktasına sahip bir halkalar dizisidir (s. 434).
      Süreyya borcu ve ondaki Alcyone.
h Tauri, "samanyolunun en uzak bölgelerine kadar" (s. 448) evren adamızın hareket merkezi. Süreyya burcu grubunda dönüş zamanları ortalama 2 milyon yıl dolaylarında (s. 449). Süreyya burcu yıldızları çevresinde zaman zaman daire biçiminde, yıldızları az ve çok olan gruplar. — Secchi, halen bir merkez saptama olanağını kabul etmiyor. [sayfa 348]
      Bessel'e göre, Sirius ile Procyon, genel hareket yanında, karanlık bir cisim çevresinde bir yörünge çizerler (s. 450).
      Algol tutulması
üç günde bir olur, sekiz saat sürer, tayf ayrıştırmasıyla doğrulanmıştır. (Secchi, s. 786.)
      Samanyolu
dolaylarında, ama onun iyice iç tarafında 7-11 büyüklüğünde yoğun bir yıldız halkası; bu halkanın epeyce dışında ikisini gördüğümüz yoğun Samanyolu halkaları var. Herschel'e göre, samanyolunda kendisinin teleskopu ile görülebilen 18 milyon kadar yıldız vardır, bunlardan başka halkanın içinde 2 milyon daha vardır ki, hepsi 20 milyonu geçer. Buna ek olarak, dağılmış yıldızların bile ardında, samanyolunda dağılmayan bir ateş parçası her zaman vardır, yani görüş alanına girmeyen başka halkalar sözkonusu olabilir (s. 451,452).
      Alcyone
'un güneşten uzaklığı 573 ışık yılıdır. Birbirinden ayrı görünebilen yıldızların Samanyolu halkasının çapı en az 8.000 ışık yılıdır (s. 462, 463).
      Güneş—Alcyone 573 ışık yıllık yarıçapı içinde hareket eden cisimlerin kütlesinin 118 milyon güneş kütlesi olduğu hesaplanınca (s. 462), bu kütle, içinde hareket eden en çok 2 milyon yıldızla bağdaşmıyor. Karanlık yıldızlar mı? Herhalde burada yanlış bir şey var. Dayandığımız gözlemlerin hâlâ daha ne kadar eksik olduğunun tanıtı.
      Mädler'e göre, en dış Samanyolu halkasının uzaklığı binlerce, belki de yüzbinlerce ışık yılıdır (s. 464).
      Işığın soğurulması denilen şeye karşı güzel bir iddia: "Her şeye karşın, bize kadar ışığın ulaşmadığı bir uzaklık vardır, ama nedeni tamamen başkadır. Işığın hızı bitimlidir yaratılışın başlangıcından günümüze kadar bitimli bir zaman geçmiştir ve biz, göksel cisimleri ancak ışığın bu bitimli zaman içinde geçtiği [sayfa 349] uzaklığa kadar farkedebiliriz!" (s. 466).
      Işığın, uzaklığın karesine göre yoğunluğu azalarak ne denli güçlendirilmiş ve donatılmış olursa olsun, gözlerimiz tarafından artık görülemeyecek bir noktaya ulaşması gerektiği oldukça açıktır; Olbers'in, sonsuz bir uzaklığa kadar her yönde parlak ışıklarla dolu olmaması yüzünden göğün karanlığını ancak ışık soğurmasıyla açıklayabileceği yolundaki görüşünü çürütmek için yeterlidir. Bu demek değildir ki, esirin artık ışık geçirmesine isin vermediği bir uzaklık mevcut değildir.

*


      Bulutsu.
Her biçimde, tam dairesel, elips, ya da düzensiz ve kenarları dişli. Tüm çözülmezlikte kayboluncaya kadar her derecedeki çözülebilirlik; kalınlaşma ancak merkeze doğru farkedilebilir. Çözüşebilen bulutsunun bazı yerlerinde 10.000 yıldıza kadar görülebilir, ortası çok daha yoğundur, çok seyrek hallerde en büyük parlaklıkta bir merkezî yıldız bulunur. Rosse'nin dev teleskobu gene birçok şey çözdü. Herschel I, 197 yıldız yığını ve 2.300 bulutsu sayıyor, buna Herschel II tarafından göğün güneyinde kaydedilen yıldızlan da eklemek gerekir. — Düzenli olmayanlar uzak ada evrenleri olmalıdır, çünkü sis kütleleri ancak küre ve elips biçiminde dengede bulunabilirler. Çoğu da en kuvvetli teleskoplarla bile güçlükle görünürler. Ama yuvarlak olanlar ancak buhar kütleleri olabilir: bunlardan 78 tanesi yukardaki 2.500 tanesinin arasındadır. Bunların bizden uzaklığı Herschel'e göre 2 milyon, Mädler'e göre —8.000 ışık yılına eşit gerçek bir çap varsayıldığında— 30 milyon ışık yılıdır. Her bir gökbilimsel cisim sisteminin bir ötekinden uzaklığı, en az, [sayfa 350] sistemin çapının yüz katı olabileceğine göre, evren adamızın bir sonraki evren adasından uzaklığı en az 8.000 ışık yılının elli katı = 400.000 ışık yılı tutarındadır. Bu durumda Herschel Fin iki milyonu ötesinde daha binlerce bulutsu vardır ([Mädler, s. 485] s. 492).
      Seechi:
Çözülebilen bulutsular sürekli ve olağan bir yıldızsal tayf verirler. Asıl bulutsular ise "Andromeda'daki bulutsu gibi kısmen sürekli bir tayf, çoğu zaman da Orion, Sagittarius, Lyra'da olduğu gibi bir ya da birkaç parlak çizgiden meydana gelen bir tayf verirler; bunların çoğu, 'gezegen' (dairesel) bulutsu adıyla bilinirler" (s. 787). (Madler'e göre Andromeda'daki bulutsu çözüşmez, [s.] 495. — Orion'daki bulutsu düzensizdir, topak topaktır ve kollarını açmış gibidir, [s.] 495, Lyra'dakiler halka biçimindedir, ancak biraz elipse benzerler, [s.] 498). — Huggins, Herschel'in 4.374 numaralı bulutsusunun tayfında üç parlak çizgi buldu; "bundan da hemen, bu bulutsudan tek tek yıldızların yığılmasından değil, gerçek[2*] bir bulutsudan, gaz durumundaki korumsu bir maddeden meydana geldiği'* [s.] 787. sonucuna varıldı. Çizgilerin biri nitrojenin, biri hidrojenindir, üçüncüsü bilinmemektedir. Orion bulutsusunda da böyledir. Parlak noktaları bulunan bulutsuların bile (Hydra, Sagittarius) aynı parlak çizgileri vardır ve böylece yığılma halindeki yıldız kütleleri henüz katı ya da sıvı değildirler ([s.] 789). Lyra'daki bulutsunun yalnız bir nitrojen çizgisi vardır ([s.] 789). Orion bulutsusunda en yoğun yeri 1°, bütün yayılışı 4°'dir. [s. 790, 791.] [sayfa 351]

*


      Secchi: Sirius: "On bir yıl sonra" (Bessel'in hesabı sonucu, Mädler, [s.] 450) "... Sirius'ün uydusunun altıncı büyüklükte kendiliğinden parıldayan bir yıldız biçiminde olduğu keşfedilmekle kalmadı, aynı zamanda yörüngesinin Bessel tarafından hesaplanan yörüngeyle çakışmakta olduğu da gösterildi. Ondan bu yana Procyon ile eşi için de yörünge Auwers tarafından saptandı, ama uydunun kendisi henüz görülmedi" ([s.] 793).
      Secchi: Sabit yıldızlar: "İki ya da üçü dışında sabit yıldızların görülebilen bir paralaksı bulunmadığından, bunlar hiç değilse" bizden 30 ışık yılı uzaktırlar ([s.] 799).
      Secchi'ye göre, 16. büyüklükteki yıldızlar (Her-schel'in büyük teleskobunda hâlâ farkedilebilir) 7.560 ışık yılı uzaktırlar; Rosse'nin teleskobunda farkedilebilenler en az 20.900 ışık yılı uzaktırlar ([s.] 802).
      Secchi ([s.] 810) kendi kendine sorar: Güneş ve sistemin tümü ölünce "ölü sistemi başlangıçtaki kor halindeki bulutsu durumuna geri çevirecek ve yeni bir yaşamı bir daha uyandırabilecek kuvvetler doğada var mıdır? Bilmiyoruz."

*


      Secchi ve Papa.

*


      Descartes,
gel-gitin ay çekiminden olduğunu keşfetti. Descartes, Snell ile aynı zamanda ışığın kırılmasının temel yasasını,[3*] kendine özgü bir biçimde ve Snell'den farklı olarak keşfetti. [sayfa 352]

*


      Mayer, Mechanische Theorie der Wärne[4*] [s.] 328. Kant, gel-gitin, dünyanın dönüşü üzerinde geciktirici bir basınç yaptığını zaten belirtmiş bulunuyordu. (Adam'm hesapladığına göre, yıldız günü süresi şimdi 1.000 yılda 1/100 saniye artmaktadır.)[227] [sayfa 353]






Dipnotlar

[1*] Sabit yıldızlarla ilgili İngiliz katalogu. -Ed.
[2*] İtalikler Engels'indir. -Ed.
[3*] Metnin burasında, elyazmasının kenarına şöyle bir ek yapılmıştır: "Wolf buna itiraz ediyor, s. 325.”[226]. -Ed.
[4*] Isının Mekanik Teorisi. —Ed.

Açıklayıcı Notlar

[224] Engels, Clausius'un, Alman Doğa Bilginleri ve Fizikçilerinin 41. Kongresinde, 23 Eylül 1867'de Frankfurt/Main'da verdiği, vö Braunschweig'da aynı yıl kitap halinde yayınlanan "Isının Mekanik Teorisinin İkinci Yasası Üzerine" konulu konferansına değiniyor. -347.
[225] Bu ve bundan sonraki iki not, şu kitaplardan yapılan aktarmalardan meydana geliyor: J. H. Mâdler, Der Wunderbau des Weltalls, oder Populäre Astronomie, 5. Auflage, Berlin 1861 (IX ve X. bölümler); A. Secchi, Die Sonne, Braunschweig 1872, kısım III. Engels bu aktarmaları 1876'da Doğanın Diyalektiği için girişin ikinci kısmında kullandı. -348.
[226] Engels, Rudolf Wolfun Geschichte der Astronomie, München 1877 (124 numaralı nota bakınız) kitabına değiniyor. Kitabının 325. sayfasında Wolf, ışığın kırılması yasasının Descartes tarafından değil, bunun, yayınlanmamış yapıtında formüle eden Snell tarafından bulunduğunu, Snell’in ölümünden sonra Descartes'ın onu bu kitaptan aldığını ileri sürer. -352.
[227] Engels şu kitaba değiniyor: Julius Robert Mayer, Die Mechanik der Wärme in gesammelten Schriften, 2. Auflage, Stuttgart 1874, s. 328, 330. -353.


Sayfa başına gidiş