Friedrich Engels
Doğanın
Diyalektiği


1873-1883 yılları arasında yazıldı.
İlk kez Archiw K. Marksa i F. Engelsa. Kniga wtorajaj, Moskau - Leningrad 1925'de yayınlandı.

[Türkçe çevirisi, Friedrich Engels'in Dialektik der Natur (1876-1878) adlı yapıtını, Almanca aslından (Dietz Verlag, Berlin 1961) ve "Sunuş" ile "Açıklayıcı Notlar"ı İngilizce baskısından (Dialectics of Nature, Progress Publishers, Moscow 1964) Arif Gelen dilimize çevirmiş ve kitap, Doğanın Diyalektiği adı ile, Sol Yayınları tarafından Nisan 1979 (Birinci Baskı: Kasım 1970; İkinci Baskı: Mart 1975; Üçüncü Baskı: Ocak 1977) tarihinde Ankara'da bastırılmıştır.]

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.
erisyay@kurtuluscephesi.org

Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında:
Doğanın Diyalektiği (1.693 KB)











[BİYOLOJİ]



      TEPKİ.
Mekanik, fiziksel (başka deyimle ısı vb.) tepki, tepkinin her ortaya çıkışında tükenir. Kimyasal tepki, kimyasal tepki gösteren cismin bileşimini değiştirir ve aynı cisimden yeni bir miktar eklenince tazelenir. Yalnız organik cisim bağımsız olarak tepki gösterir —kuşkusuz, kendi güç alanı içinde (uyku) ve besin sağlama da varsayılarak— ama besinin sağlanması, ancak sindirildikten sonra etkindir, daha alt aşamalardaki gibi hemen olmaz; böylece burada organik cismin, bağımsız bir tepki gücü vardır, yeni tepki onun aracılığı ile olmalıdır. [sayfa 375]

*


      Yaşam ve ölüm.
Ölümü, yaşamın temel bir öğesi olarak kabul etmeyen ve şunu anlamayan bir fizyoloji, şimdiden bilim olarak geçerli değil (bkz: Hegel, Enz [yklopädie], I, s. 152-153).[246] Yaşamın yadsınması temel olarak yaşamın bizzat içinde vardır, öyle ki yaşam, daima onun zorunlu sonucuyla, yani daima içinde tohum halinde bulunan ölümle bağıntılı olarak düşünülür. Yaşamın diyalektik kavranışı bundan başka bir şey değildir. Ama bunu bir kez anlayan kişi için, ruhun ölümsüzlüğü ile ilgili bütün sözler değerini yitirir. Ölüm, ya onu meydana getiren kimyasal unsurlardan başka geriye bir şey bırakmayan organik cismin çözüşmesi-dir, ya da yalnızca insandan değil, bütün canlı organizmalardan süren bir yaşam ilkesini, azçok ruh demek olan bir şeyi geride bırakır. Demek ki, burada diyalektik yardımı ile yaşam ve ölümün mahiyeti konusunda basit bir aydınlanma, çok eski bir boşinanı ortadan kaldırmaya yetiyor. Yaşamak ölmek demektir.

*


      Generatio aequivoca
[1*] Şimdiye dek yapılan bütün araştırmalar şuraya varıyor: ayrışma halindeki organik maddeleri içeren ve havanın sızabildiği sıvılarda ilkel organizmalar, tekhücreliler, mantarlar, haşlamlılar meydana gelir. Bunlar nereden geliyor? Bunlar generatio aeauivoca ile mi, ya da atmosferden gelen tohumlardan mı meydana gelmişlerdir? O halde araştırma çok dar bir alanla, plasmogoni[247] sorunu ile sınırlanmıştır.
      Yeni canlı organizmaların, başka organizmaların [sayfa 376] ayrışmasıyla meydana gelebileceği varsayımı, esas olarak, değişmez türler dönemine aittir. O zamanlar, bütün organizmaların, en karmaşık olanlarının bile canlı olmayan maddelerden ortaya çıktığını varsaymak zorunluluğu vardı ve bir yaratma eylemine başvurmak istemeyince de, bu sürecin organik dünyadan çıkmış bir malzeme ile daha kolay açıklanabileceği görüşüne kolayca varılıyordu; artık hiç kimse, bir memeli hayvanın doğrudan doğruya inorganik maddeden kimyasal yollarla meydana gelebileceğine inanmıyordu.
      Ancak böyle bir varsayım bilimin bugünkü durumu ile doğrudan doğruya çatışır. Kimya, ölü organik cisimlerin ayrışma sürecinin tahlili ile bu sürecin her ardışık adımından, zorunlu olarak, giderek daha çok ölü, inorganik dünyaya giderek daha çok yakın, organik dünyanın giderek daha az kullanabileceği ürünler verdiği ve bu sürece, bu ayrışma ürünlerinin daha önce varolan uygun bir organizma tarafından yeterince erken olarak soğurulabilmesiyle ancak mümkün olabilecek bir kullanma yönü verilebildiğini tanıtladı. Hücrelerin meydana gelmesinde en önemli araç olan protein, hepsinden önce parçalanır ve şimdiye kadar da yeniden yapılması mümkün olmamıştır.
      Dahası var. Bu araştırmalarda organik sıvılardan ilk üreyişi konu olarak alman organizmalar, oldukça ilkel olmakla birlikte, aslında bakteriler, mayalar vb. olarak, değişik evrelerden meydana gelmiş bir yaşam süreci ve haşlamlılar gibi kısmen oldukça iyi gelişmiş organları bulunması bakımından farklılık gösterirler. Hepsi en azından tekhücrelidir. Ancak yapıdan yoksun monerleri tanıdığımızdan bu yana, tek bir hücrenin meydana gelişini bile, yapıdan yoksun canlı protein yerine ölü madde ile açıklamaya kalkmak, birazcık kokmuş su ile doğanın, binlerce yılda yarattığı şeyi [sayfa 377] 24 saatte yapmaya zorlanabileceğini sanmak saçma olur.
      Pasteur'ün bu yöndeki deneyleri[248] yararsızdır. Kendisi, böyle bir olanağa inananlara, yalnız bu deneylerle olanaksızlığı asla tanıtlayamayacak. Ama deneyler, bu organizmalar, onların yaşamı, tohumlan vb. konusunda büyük bir aydınlanma sağladığı için önemlidir.

*


MORİZ WAGNER, NATURWISSENSCHAFTLICHE
STREITFRAGEN
, I

(AUGSBURCER ALLGEMEİNE ZEİTUNG, BEİLAGE, 6, 7, 8 EKİM 1874)[
249]


      Liebig'in, yaşamının sonuna doğru Wagner'e söyledikleri (1868): "Ancak şunu varsayabiliriz ki, yaşam, madde kadar eskidir, ölümsüzdür ve yaşamın kökeni konusundaki bütün anlaşmazlık noktası bana göre bu basit varsayımla ortadan kalkar. Gerçekte, organik yaşam, karbon ve bileşikleri[2*] (!) gibi neden ilk başlangıç olarak düşünülmesin, ya da genellikle tüm yaratılamaz ve yok edilemez özellikteki madde, uzayda maddenin hareketi ile sürekli olarak bağıntılı olan kuvvetler diye kabul edilmesin?"
      Liebig daha sonra şöyle diyordu (Wagner'e göre, Kasım 1868'de): Kendisi de, gezegenimizdeki organik yaşamın, uzaysal uzaydan "ithal" edilebileceği varsayımını "kabul edilebilir" görüyor.
      Helmholtz (Thomson'un Handbuch der theoretischen physik kitabına önsöz, Almanca baskı, bölüm II): "Cansız maddeden organizmalar meydana getirme [sayfa 378] yolundaki bütün çabalarımızın başarısızlığa uğraması halinde*[3*] şöyle bir soru sormamız bana doğru bir yöntem gibi görünüyor: yaşam aslında sonradan mı ortaya çıktı, madde kadar eski değil mi, onun tohumları başka bir göksel cisimden ötekine taşınarak elverişli bir toprak bulup her yerde gelişti mi?"[250]
      Wagner: "maddenin yok edilmez ve gelip geçici olmadığı, ... hiç bir kuvvetle hiçliğe indirgenemeyeceği gerçeği, kimyacı için onun 'yaratılamaz' nitelikte kabul edilmesine yeter* ... Ama şimdi egemen olan görüşe (?) göre yaşam, en ilkel organizmaları meydana getiren bazı basit elementlerdeki bir 'özellik' olarak görülüyor, kuşkusuz bu özelliğin sözkonusu temel maddelerle onların bileşikleri[4*] (!!) kadar eski olması gerekir." Bu anlamda Liebig gibi (Chemische Briefe, 4. basım) bir canlı kuvvetten de, "yani fiziksel kuvvetlerde"[251] ve onlarla birlikte etkileyen, maddenin dışında etkin olmayan 'bir biçim verici ilkeden' sözedilebilir. Bu canlı kuvvet, 'maddenin bir özelliği' olarak ... ancak sonsuzluktan bu yana sonsuz uzayda sayısız noktalarda var olan, ama zaman dönemleri içinde yeteri kadar çok yer değiştirmek zorunda kalan uygun koşullar altında kendini gösterir." Demek ki, eski akışkan dünyada ya da şimdiki güneşte yaşam mümkün değildir, ama kor halindeki cisimler son derece geniş ölçüde yaygınlaşmış atmosfere sahiptir. Bu atmosferler, en son görüşe göre, son derece seyreltik biçimde uzayı dolduran ve cisimler tarafından çekilen aynı materyallerden meydana gelmiştir. Güneş sisteminin geliştiği dönem, bulutsu kütle, Neptün'ün yörüngesinin ötesine kadar uzanır; içindeki bütün su (!) karbonik asit bakımından zengin bir atmosfer içinde buhar halinde çok yükseklere kadar dağılmıştır, onunla [sayfa 379] birlikte, en ilkel tohumların varlığı için gerekli temel materyaller de dağılmıştır, bu atmosferde "çok çeşitli bölgelerde çok değişik sıcaklık dereceleri vardır, bundan dolayı da, her zaman herhangi bir yerde organik yaşam için gerekli koşulların bulunması gerektiği varsayımı tümüyle doğrulanmıştır.* Buna göre, dönen kozmik bulutsu kütleleri gibi göksel cisimlerin atmosferleri, canlı biçimin sürekli muhafaza odaları, organik tohumların yeşerme yerleri olarak kabul edilebilir." — And Dağlarında, ekvatorun altında, atmosferin 16.000 ayak yüksekliğine kadar gözle görünmeyen tohumlara sahip en küçük canlı tekhücreli hayvanlar yığın halinde atmosferi doldururlar. Perty'nin dediğine göre, bunlar "hemen her zaman vardır". Yalnız, kızgın sıcaklığın onları öldürdüğü yerde yokturlar. Bu yüzden onlar için (vibrinoidler vb.) "bütün* göksel cisimlerin buhar kuşağı içinde de" var oldukları, "aynı koşulların bulunduğu her yerde" bulundukları düşünülebilir.
      "Cohn'a göre bakteriler ... öylesine küçüktür ki, bir milimetreküpte 633 milyon tanesi yer bulur ve 636.000 milyon tanesi ele ancak bir gram ağırlığındadır. Mikrokoklar daha da küçüktür", belki en küçükleri bile değildir. Ama çok çeşitli biçimlerdedirler. "Vibrinoidler ... bazan küre, bazan yumurta biçiminde, bazan çubuk ya da sarmal biçimindedir" (demek ki, önemli sayılabilecek bir biçime sahiptirler). "Şu çok yerinde varsayıma karşı henüz geçerli bir itiraz yükselmemiştir: hayvan ve bitki arasında bulunan bu ve benzeri[5*] en basit (!!) nötr varlıklar ... bireysel değişiklikleri ve kazanılmış belirtileri kendilerinden sonrakilere miras bırakma yetenekleri dolayısıyla, göksel cisimlerin değişik fiziksel koşullarında, meydana gelen bireysel değişkenliklerin yerel farkları karşısında, çok uzun zaman [sayfa 380] dönemleri içinde her iki doğa zenginliğinin bütün değişik ve daha yüksek canlı varlıklarını geliştirebilirler[6*] ve geliştirmek zorunda kalmışlardır."[7*]
      Biyoloji, kimyaya yakın bir bilim olmasına karşın Liebig'in bu bilimde ne kadar acemi olduğu dikkati çekiyor. Kendisi, Darwin'i ilk kez ancak 1861'de, Danvin'i izleyen önemli biyolojik ve paleontolojik-yerbilimsel yapıtları ise çok daha sonra okudu. Lamarck'ı "hiç okumamıştı". "1859'dan önce L. v. Buch, d'Orbigny, Münster, Klipstein, Kauer tarafından yayınlanan önemli pa-leontolojik özel araştırmaları, Quenstedt'in çeşitli yaratıkların kalıtımsal bağıntısı üzerine dikkati çekici bir ışık getiren taşıl sefalodlarla ilgili araştırmaları da, ona tamamen yabancı kalmıştı. Adı anılan bütün araştırmacılar ... olguların zoru ile, nerdeyse isteklerine aykırı olarak, Lamarck'm köken varsayımına itilmişlerdi" ve hem de Darwin'in kitabından önce, "Buna göre soy teorisi, taşıl organizmaların karşılaştırmalı incelemesi ile geniş ölçüde uğraşan bilginlerin görüşlerinde daha önceleri sessizce kök salmıştı. ... L. v. Buch, 1832'de, Über die Ammoniten und ihre Sonderung in Familien adlı yapıtında ve 1848'de Berlin Akademisi önünde okuduğu 'Ortak kökenin belirtileri olarak organik biçimlerin tipik yakınlığına ilişkin Lamarck'ın fikri' konulu yazısında değişmez gerçeklerin bilimi içine bunu sokmuştu." 1848'de ammonitlerle ilgili araştırmasına dayanarak şunu ileri sürüyordu: "Eski biçimlerin kayboluşu ve yeni biçimlerin ortaya çıkışı organik yaratıkların tamamen yok olmasının sonucu değil, tersine, yalnızca değişen yaşam koşulları dolayısıyla eskiyen biçimlerden yeni türlerin meydana gelmesidir."[8*] [sayfa 381]
      Yorumlar.
"Ölümsüz yaşam" ve tohumların dışardan ithali ile ilgili yukardaki varsayım ilkin şunları gerektiriyor:
      Proteinin ölümsüz varlığı,
      Bütün organik şeylerin gelişebildiği ilk biçimlerin ölümsüz varlığı. Her ikisi de kabul edilemez.
      Ad l. —
Liebig'in, karbon bileşiklerinin karbonun kendisi gibi ölümsüz olduğu yolundaki iddiası, yanlış değilse bile şüphelidir.
      Karbon basit midir? Değilse, bu haliyle ölümsüz değildir.
      Karbon bileşikleri, aynı karışım, sıcaklık, basınç, elektrik gerilimi vb. koşulları altmda kendi kendilerine durmadan çoğalmaları anlamında ölümsüzdürler. Ama, örneğin en basit karbon bileşiklerin, Co2 ya da CH4, her zaman ve azçok her yerde var oldukları, sürekli olarak ise çoğalmadıkları ve gene ortadan kayboldukları —hem de elementlerden ve elementlere— anlamında ölümsüz oldukları şimdiye dek ileri sürülmemiştir. Eğer canlı protein öteki karbon bileşikleri gibi aynı anlamda ölümsüz ise, bilindiği gibi sürekli olarak elementlerine ayrışmakla kalmayıp, aynı zamanda daha önce hazır bulunan proteinin yardımı olmaksızın elementlerden sürekli olarak üretilmesi gerekirdi ki, Liebig'in vardığı sonuç bunun tersidir.
      c) Protein, bildiğimiz en dayanıksız karbon bileşiğidir. Yaşam dediğimiz kendine özgü işlevlerini yerine getirme yeteneğini yitirir yitirmez ayrışır ve bu yeteneksizliğin ergeç ortaya çıkması onun doğasında vardır. Ve ölümsüz varsayılan, üst sınır sıcaklığı böylesine düşük olmasına —100° C'den daha az— karşın, uzayda, sıcaklık, basınç değişikliğinde, besin, hava vb. eksikliğinde dirimliliğini koruyan, bu bileşiktir! Proteinin varolma koşulları, bilinen öteki bütün karbon [sayfa 382] bileşiklerine göre sonsuz ölçüde karmaşıktır, çünkü yalnız fiziksel ve kimyasal değil, aynı zamanda beslenme ve solunum işlevleri, fiziksel ve kimyasal bakımdan sınırlı bir ortamı gerektirir ve bütün bu mümkün olan değişiklikler altında ölümsüzlüğü sağlayan bu ortam mıdır? Liebig, "iki varsayımdan, ceteris paribus[9*] basit olanını yeğ tutuyor", ama bir şey çok basit görünmekle birlikte çok da karmaşık olabilir. — Bütün ölümsüzlük içinden, birinden ötekine intikal eden, bütün koşullar altında iyi düzenlenmiş bir birikimi yeteri kadar tutan canlı protein cisimlerinin sonsuz sayıda sürekli dizileri bulunduğu varsayımı, mümkün olabilecek en karmaşık varsayımdır. — Göksel cisim atmosferleri ve özellikle bulutsu halindeki atmosferler başlangıçta kor halindeydi, yani protein cisimlerine yer yoktu; bu yüzden uzayın, büyük depo olarak, son sığmak görevi görmüş olması gerekir — bu depoda, ne hava, ne besin ve ne de sıcaklık vardır, gerçekten proteinin işlevlerini yerine getirebileceği ya da varlığını sürdürebileceği bir yer değildir.
      Ad 2.
— Burada sözü geçen vibrionlar, mikrokoklar vb., zaten oldukça farklılaşmış varlıklardır, bir dış zardan salgılanan, ama çekirdeksiz protein tanecikleridir. Gelişmeye yatkın protein cisimlerinin dizileri ise, önce çekirdeği meydana getirir ve bir hücre olur — daha sonra gelen hücre zarı daha ileri bir adımdır (Amoeba sphaerococcus). O halde burada sözkonusu edilen organizmalar, şimdiye kadar olan benzetmeye göre bir çıkmaza girerek verimsiz hale gelen ve daha ileri organizmaların ataları olamayan bir diziye girer.
      Yaşamı, yapay yollardan meydana getirme deneylerinin verimsizliği konusunda Helmholtz'un söyledikleri [sayfa 383] salt çocuksu şeylerdir. Yaşam, protein cisimlerin varoluş tarzıdır, bu cisimlerin temel unsuru, onları dıştan çevreleyen doğa ile sürekli madde alış-verişinden meydana gelir ve bu, metabolizmanın durmasıyla proteinin ayrışmasına neden olarak son bulur.[10*] Eğer protein cisimlerin kimyasal yoldan sağlanması hedefine ulaşılırsa, bunlar mutlaka yaşam belirtileri gösterecekler, ne kadar zayıf ve kısa ömürlü olurlarsa olsunlar, metabolizmayı gerçekleştireceklerdir. Ama şurası kesindir ki, bu tür cisimler olsa olsa en kaba monerlerin biçimine ve olası ki, çok daha aşağı biçimlere sahip olabilirler, ne var ki, binlerce yıllık bir evrim ile hücre zarı, hücrenin içeriğinden ayrılmış ve belirli bir biçim almış olan farklılaşan organizmalar biçimine gelemezler. Ancak proteinin kimyasal bileşimi konusunda şimdikinden daha çok şey bilmediğimiz, yani onun yapay olarak hazırlanmasını belki daha yüz yıl sonra bile akla getiremeyeceğimiz sürece, bütün çabalarımızın vb. "boşa gittiğinden" yakınmak gülünçtür.
      Metabolizmanın protein besinlerinin karakteristik etkinliği olduğu yolundaki yukardaki iddiaya, Traube'nin "yapay hücreler"inin büyümesi ile itiraz edilebilir.[252] Ama burada ozmoz yoluyla bir sıvının değişmeden soğurulması sözkonusudur, oysa metabolizma, maddelerin soğurulmasmdan meydana gelir. Bu maddeler, kimyasal bileşimi değişmeyen, ve organizma tarafından özümlenen yaşam sürecinin sonucu olarak organizmanın ayrışma ürünleriyle birlikte salgılanan kalıntılardır.[11*] Traube "hücrelerinin" önemi, inorganik [sayfa 384] doğada da ve karbon olmaksızın üretilebilen iki şey olarak, ozmoz ve büyüme gösterme gerçeğinde yatar.
      Yeni meydana gelen protein taneciklerinin, oksijen, karbondioksit, amonyak ve onları çevreleyen suda çözüşmüş tuzlardan birkaçı ile beslenme yeteneğinde olması gerekir. Tanecikler henüz birbirlerini yiyemediklerinden organik yiyecek maddeleri henüz yoktu. Bu, şimdiki monerlerin, çekirdeksiz olanlarının bile, ötekilerden ne kadar ilerde olduğunu tanıtlıyor, çünkü şimdikiler diatomlarla vb. yaşıyor, yani birçok farklılaşmış organizmaları gerektiriyorlar.

*


      Doğanın diyalektiği
— kaynaklar.
      Nature
, n° 294 ve devamı. Allman on Infusoria [Allman, haşlamlılar üzerine][253] tekhücrelilik, önemli.
      Croll on Ice Periods and Geological Time.[254]
      Nature
, n° 326, Tyndall, Generatio (üreme) Üzerine.[255] Özgül bozulma ve mayalanma deneyleri.

*


      Tekhücreliler
. 1. Hücresizler; monerle birlikte şu ya da bu biçimde yalancıayaklılara kadar giden ve onları içine alan basit protein yuvarlağı ile başlarlar. Büyük kısmı organik madde ile yaşadığından, diatomları ve haşlamlıları (yani kendilerinden daha yüksek olan ve daha sonra meydana gelen cisimleri) yuttuklarından, [sayfa 385] Haeckel'de tablo I'de [görülen] gibi[256] bunların bir gelişme tarihi bulunduğu ve hücresiz kamçılılar biçiminden geçtikleri için, bugünkü monerler, ilk biçimlerinden mutlaka çok farklıdırlar. — Bütün protein cisimlere özgü olan biçimleşme eğilimi, burada da kendini gösteriyor. Bu biçimleşme eğilimi, artistik kabuklar meydana getiren (toplu halde bulunan? mercanlar vb.) ve daha yüksek bitkilerin gövde, sap, kök ve yaprak biçimini yapan ve gene de sadece yapışız protein olan yuvarlak yosunlar (sifoenler) gibi biçim bakımından daha yüksek yumuşakçalara giren çekirdeksiz, delikli kabuklarda daha belirgin haldedir. Bunun için protameab cisimler, ameablardan ayrılır.[12*]
      2. Bir yandan deri (ektosark) ile ilik tabaka (endosark) arasındaki fark günsülerde, Actinophrys sol'da ortaya çıkar (Nicholson,[257] s. 49). Derisel tabaka, yalancıayaklılarda kaybolur (Protomyxa aurantiaca'da, bu basamak geçiş basamağıdır, bkz: Haeckel, tablo I). Bu evrim çizgisi yolu boyunca proteinin fazla ileri gitme diği anlaşılıyor.
      3. Öte yandan proteinde çekirdek ve çekirdekçik farklılaşır — çıplak amipler. Bu noktadan itibaren biçimsel gelişme hızlanır. Bunun gibi organizmada
genç hücrenin gelişmesi, bkz: Wundt[258] (Başlangıç'ta). A[moeba] shaerococcus''da, Protomyxa'da, olduğu gibi hücre zarı yalnız geçici bir evredir, ama burada bile dolaşımının büzülebilir vaküolde başlangıcı sözkonusudur. Bazan, solucanlarda ve böcek sürfelerinde olduğu gibi birbirine yapışmış kum taneciklerinin bir kabuğu, (Difflugia, Nicholson, s. 47) bazan da gerçekten salgılanmış bir kabuk buluruz. Son olarak. [sayfa 386]
      4. Sürekli tir hücre zarı bulunan hücre. Haeckel'e göre (s. 382), bundan ya hücde zarının sertliğine göre, bitki, ya da yumuşak bir zar olması halinde hayvan meydana gelmiştir (? kuşkusuz bunu böyle genel anlamda almak mümkün değildir). Hücre zarı ile birlikte, belirli ve aynı zamanda plastik olan bir biçim ortaya çıkar. Burada da basit hücre zarı ile salgılanmış kabuk arasında fark vardır. Ama (3. noktanın tersine) bu hücre zarı ve bu kabukla birlikte psöydopodiaların çıkarılması son bulur. Daha önceki biçimlerin yinelenmesi (silikat kamçılılar) ve biçim çeşitliliği. Geçiş, yalancıayaklarını dışarda tutan ve bu şebeke içersinde belirli sınırlarda normal iğ biçimini değiştirerek sürünen Ldbyrinthulea'lar tarafından sağlanmaktadır (Haeckel, s. 385).[13*] Gregarineler, daha yüksek asalakların yaşayış biçimini alırlar — bazıları artık tekhücre değildir, hücreler zinciridir (Haeckel, s. 451), ama ancak 2-3 hücreli zincir — zayıf bir başlangıç. Bunlar gerçekten tek-hücreliyseler, tekhücreli organizmaların en yüksek gelişmesi, haşlamlılardır. Burada önemli bir farklılaşma var (bkz: Nicholson). Bir kez daha koloni halinde yaşayanlar ve bitkisel hayvanlar[259] (Epistylis). Tekhücreli bitkilerde de buna benzer bir yüksek biçim gelişmesi (Desmidiacea, Haeckel, s. 410).
      5. Bundan sonraki adım, birçok hücrenin artık bir koloni halinde değil, gövde halinde birliğidir. Önce Haeckel'in Katalaktaları, Magosphaera planula (Haeckel, s. 384); bunlarda hücre birliği ancak bir gelişme evresidir. Ama burada da artık yalancıayaklar yoktur (geçici bir evrenin olup olmadığını Haeckel kesinlikle söylemiyor). Öte yandan, Radiolaria'lar, hücrelerin farklılaşmamış yığınları da yalancıayakları muhafaza etmiştir [sayfa 387] ve gerçekten hücresiz rizopodlarda bile bir rol oynayan kabuğun geometrik düzenliliği en yüksek noktaya kadar gelişmiştir — denilebilir ki, protein, kendisini, kendi kristal biçimi ile çevirmiştir.
      6. Magosphaera planula, asıl planula ve gastrulaya vb. geçiş aşamasını meydana getirir. Daha fazla ayrıntılar Haeckel'de vardır (s. 452 vd.).[260]

*


      Bathybius
.[261] Onun etindeki taşlar, proteinin en ilk biçiminde, herhangi bir biçimde farklılaşma henüz yokken, iskelet biçimleşmesinin tohumunu ve yeteneğini taşıdığının kanıtıdır.

*


      Birey.
Bu kavram da tamamen göreli bir şey haline getirilmiştir. Cormus, barsak kurdu kolonisi — öte yandan bir anlamda birey olarak hücre ve metamer (Anthropogenie ve Morphologie).[262]

*


      Bütün organik doğa, biçim ile içeriğin özdeşliği ya da ayrılmazlığı konusunda sürekli bir kanıttır. Morfolojik ve fizyolojik olaylar, biçim ile işlev birbirlerini karşılıklı olarak belirlerler. Biçimin farklılaşması (hücre), maddenin kas, deri, kemik, epitelyum vb. halinde farklılaşmasını, maddenin farklılaşması da biçimin farklılaşmasını belirlerler. [sayfa 388]

*


      Evrimin bütün gelişme aşamalarında morfolojik biçimlerin yinelenmesi: hücre biçimleri (Gastrula'da bile bulunan iki önemli biçim) — belli bir aşamada me-tamerin meydana gelişi: annelidler, arthropodlar, omurgalılar, amfibianların [hem karada, hem denizde yaşayan hayvanların] iribaş hallerinde askid larvalarının ilkel biçimi yinelenir. — Plasentalarda yeniden ortaya çıkan (yalnızca canlı keselileri dikkate alsak bile) keselilerin çeşitli biçimleri.

*


      Organizmaların bütün evriminde, çıkış noktası itibarıyla, zaman içinde uzaklığın karesine göre yivme yasasını kabul etmek gerekir. Bkz: Haeckel, Schöpfungsgeschichte ve Anthropogenie, çeşitli yerbilimsel dönemlere uygun düşen organik biçimler. Ne kadar yükselirse süreç de o kadar hızlanıyor.

*


      Darwin teorisinin, zorunluluk ile raslantı arasındaki içsel bağıntı konusunda Hegel'in söylediklerinin pratik tanıtı olduğu gösterilecek.

*


      Varolma savaşımı.
Her şeyden önce bu, bitkisel ve hayvansal fazla kalabalık dolayısıyla meydana gelen, belli bitkisel ve aşağı hayvansal aşamalarda gerçekten kendini gösteren savaşımlar üzerinde kesinlikle sınırlandırılmalıdır. Ama içinde türlerin değiştiği, eskilerin yok olup yeni oluşanların, bu fazla kalabalık olmaksızın, eskilerin yerini aldıkları koşullar bundan [sayfa 389] kesinlikle ayrı tutulmalıdır. Örneğin, hayvanların ve bitkilerin, yeni iklim, toprak vb. koşullarının değişmeyi sağladığı yeni bölgelere göç etmesinde böyle olur. Eğer orada koşullara kendini uyduran bireyler yaşamaya devam ederse ve durmadan gelişen bir uyum yeni bir türün ortaya çıkmasına neden olursa, öte yandan öteki daha hareketsiz bireyler yok olup gider ve sonunda ortadan kalkarsa ve onlarla birlikte tamamlanmamış ara aşamalar da yok olursa, bu iş kendiliğinden olabilir ve maltusçulukla hiç bir ilgisi bulunmaksızın olur, Malthus ilkelerinin etkisi olsa bile, bundan dolayı süreçte bir şey değişmez, bu olsa olsa süreci hızlandırabilir. — Belli bir bölgede, coğrafya, iklim vb. koşullarının giderek değişmesi halinde de böyle olur (Orta Asya'nın kuraklaşması gibi). Buradaki hayvan ve bitki topluluğunun bireylerinin birbiri üzerinde baskı yapıp yapma-ması önemli değildir; bu değişmenin gerektirdiği organizmaların evrim süreci, aynı biçimde sürüp gider. — Maltusçuluğun gene uzağında bulunduğu eşeysel seçme konusunda da böyledir.
      Bundan dolayı Haeckel'in "uyum ve kalıtım"ı, seçme ve maltusçuluğa gerek kalmaksızın, tüm evrim sürecini sağlayabilir.
      Darwin'in hatası, "natural selection or the survival of the fittesfde[263] [doğal seçme ya da en elverişli durumda olanın yaşamını sürdürmesi] birbirlerinden tamamıyla ayrı olan iki şeyi biraraya koymasıdır.
      Belki en güçlünün önplanda yaşamım sürdürdüğü, ama birçok bakımlardan en zayıfın da yaşayabildiği, aşırı kalabalıklaşmanın baskısı ile seçme,
      Yaşamasını sürdürenlerin, değişen koşullara daha fazla uyduğu, ama bu uyarlanmanın bir bütün olarak bir ilerleme olduğu kadar gerileme anlamına da gelebildiği (örneğin asalak yaşamına uyarlanma, her [sayfa 390] zaman gerilemedir) bu koşullara daha fazla uyarlanma yeteneği yoluyla seçme.
      Önemli nokta: organik evrimde her ilerleme, aynı zamanda evrimin birçok yönlü olanağını dıştalayarak evrimi tekyanlı olarak değişmezleştiren bir gerilemedir.
      Ancak bu, temel bir yasadır.

*


      Yaşam savaşımı
.[264] Bugünkü yandaşlarının da belirttiği gibi, Darwin'e kadar önemli olan, organik doğanın uyumlu işleyişi, bitki dünyasının hayvanlara yiyecek ve oksijeni nasıl sağladığı, hayvanların da onlara gübre, amonyak ve karbonik asidi nasıl sağladığı noktasıydı. Bu aynı kişiler, her yerde savaşımdan başka bir şey görmezden önce, Darwin hemen hiç kabul edilmiyordu. Her iki görüş dar sınırlar içinde haklıdır, ama her ikisi de aynı ölçüde tekyanlı ve önyargılıdır. Cansız doğa cisimlerinin karşılıklı etkisi, uyumluluğu ve çatışmayı, bilinçli ve bilinçsiz savaşımı olduğu kadar, canlı cisimlerin bilinçli ve bilinçsiz işbirliğini de içine alır. Demek ki, doğa bakımından bile, yalnızca tekyanlı "savaşımı" bayrak yapmaya izin yoktur. Ama tarihsel evrimin ve karmaşıklığın tüm çeşitli zenginliğini "varolma savaşımı" gibi zayıf ve tekyanlı bir deyim altında toplamaya kalkışmak, çok çocukça bir şeydir. Bu, hiç bir şey söylemez.
      Varolma savaşımı ile ilgili tüm Darwin teorisi, Hobbes'un bellum omnium contra omnes[265] teorisini ve burjuva ekonomisinin rekabet teorisini, ayrıca Malthus'un nüfus teorisini toplumdan canlı doğaya aktarmaktan başka bir şey değildir. Bu marifetin tamamlanmasından sonra (bunun kayıtsız şartsız haklı olduğu, özellikle [sayfa 391] Malthus'un teorileri bakımından henüz çok şüphelidir) , bu teorileri doğa tarihinden alıp tekrar toplum tarihine aktarmak çok kolaydır ve böylece bu iddiaların toplumun ölümsüz doğal yasaları olduğunun tanıtlandığını ileri sürmek çok daha fazla bir bönlüktür.
      Sırf tartışma açısından, "varolma savaşımı" deyimini bir an için kabul edelim. Hayvanın erişebildiği en büyük şey toplamaktır; insan üretir, doğanın onsuz üretemeyeceği yaşam araçlarını en geniş anlamı ile hazırlar. Böylece hayvan topluluklarının yaşama yasalarının insan toplumuna rasgele aktarılması olanaksız hale gelir. Üretim hemen hemen, yaşam savaşımı denilen şeyin, artık salt bir varolma aracı haline değil, zevk alma ve gelişme aracı durumuna geldiğini ortaya koyar. Burada —gelişme araçlarının toplumsal bakımdan üretildiği yerde— hayvanlar dünyasının kategorileri tüm olarak uygulanma alanından çıkar. Son olarak, kapitalist üretim tarzında, üretim öyle yüksek bir noktaya çıkar ki, toplum, üretilmiş bulunan yaşama, zevk alma ve gelişme araçlarını artık tüketemez; çünkü üreticilerin büyük yığınlarına bu araçların ulaşması, yapay ve zoraki yollardan önlenir. Bundan dolayı, her on yılda bir, yalnızca üretilen yaşama, zevk alma ve gelişme araçları değil, bizzat üretici güçlerin büyük bir kısmı da yok edilerek meydana gelen bunalım, dengeyi yeniden sağlar — böylece, varolma savaşımı denilen şey, toplumsal üretimin ve dağıtımın denetimini buna yetersiz hale gelmiş egemen kapitalist sınıfın elinden alıp üretici kitleye vererek burjuva kapitalist toplum tarafından meydana getirilen ürünleri ve üretici güçleri, bu kapitalist toplum düzeninin yok edici, yıkıcı etkisine karşı koruma biçimini alır — işte bu sosyalist devrimdir.
      Tarihi, bir dizi sınıf savaşımlarının tarihi olarak [sayfa 392] almak da içerik bakımından onu salt varolma savaşımının zayıfça ayrımlanmış evrelerine indirgemekten daha zengin ve derindir.

*


      Omurgalılar.
Bunların temel karakteri, bütün bedenin sinir sistemi çevresinde gruplaşmasıdır. Böylece öz bilincinin gelişmesi vb. mümkün olur. Bütün öteki hayvanlarda sinir sistemi bir ayrıntı, burada ise tüm organizasyonun temelidir; sinir sistemi, belli bir dereceye kadar gelişince —kurtların baş çıkıntısının arkaya doğru uzaması ile— bütün bedeni kendi egemenliği altına alır ve onu gereksinmelerine göre düzenler.

*


      Hegel, döllenme (üreme) yoluyla yaşamdan bilgiye geçiş yaparken,[266] bunun içinde evrim teorisinin tohumunu taşır ve bir kez organik yaşam ortaya çıkınca, kuşakların evrimi ile bir düşünen varlık cinsine kadar gelişecektir.

*


      Hegel'in karşılıklı etki dediği şey, bilince geçişi, yani zorunluluktan özgürlüğe, kavrama geçişi de meydana getiren organik cisimdir (bkz: Logik, II, sonuç).[267]

*


      Doğada ilk ürünler:
Böcek durumunda da (ki bunlar, normal olarak, salt doğa koşullarının çerçevesini aşmazlar) toplumsal ilk izi görmekteyiz. Buna benzer [sayfa 393] aleti olan üretici hayvanlar (arılar vb., kunduz) böyledir, ama gene de ayrıntı şeylerdir ve genel etkileri yoktur. — Daha önce bile, mercan ve hydrozoa kolonilerinde birey, en çok bir ara aşama, etimsi topluluk da en çok tam gelişmenin bir aşamasıdır. Bkz: Nicholson.[268] — Aynı biçimde haşlamlılar tek bir hücrenin erişebileceği en yüksek, kısmen çok farklılaşmış biçimidir.

*


      İş.
— Isının mekanik teorisi bu kategoriyi ekonomiden fiziğe aktarmıştır (çünkü fizyolojik bakımdan daha uzun süre bilimsel olarak belirlenemez), ama ancak çok küçük, ikinci dereceden bir ekonomik işin (yük kaldırmak vb.) kilogrammetre olarak belirlenebilmesi gerçeğinde ortaya çıktığı gibi, böyle yapmakla onun çok başka bir yoldan belirlenmesi sağlanır. Bununla birlikte, işin termodinamik tanımlamasını, bu kategorinin başka bir belirleme altında kaynaklığını yaptığı bilimlere tekrar aktarma eğilimi vardır. Örneğin, fazla gürültü çıkarmadan, onu kabaca fizyolojik iş ile özdeşleştirmek, yani bir insan bedeninin, diyelim ki 60 kiloluk bir bedenin 2.000 metre yüksekliğe, yani 120.000 kilogrammetreye kaldırıldığı Fick ve Wislicenus'un Faulhorn denemesinde[269] olduğu gibi yapılan fizyolojik işin belirlendiği sanılıyor. Oysa, bu kaldırmanın nasıl olduğu, yapılan fizyolojik işte büyük bir fark meydana getirir, kaldırma, yükün pozitif kaldırılması, dik merdivenlerin kurulması ile mi, yoksa 45° eğimli bir yol ya da merdiven üzerinde mi (= askerî bakımdan mümkün olmayacak bir alanda), ya da 1/18 eğimli, yani aşağı yukarı 36 km uzunluğunda bir yolda mı yapılmıştır (bütün şıklar için aynı zaman kabul edilirse bu şüphe götürür). Ama herhalde, bütün uygulanabilir durumlarda ileri doğru bir [sayfa 394] hareket kaldırma ile bağıntılıdır ve yolun düz olması halinde bu oldukça önemlidir, ve fizyolojik iş olarak bu sıfıra eşit duruma getirilemez. Bazı yerlerde ise termodinamik iş kategorisini tekrar ekonomiye aktarma konusunda en küçük bir istek görülmemektedir (darvinciler ve varolma savaşımı gibi), ki böyle bir durumda sonuç bir zırvadan başka bir şey olmayacaktır. Herhangi bir vasıflı emek kilogrammetreye çevrilsin ve günlük ücret buna göre saptanmaya çalışılsın! Fizyolojik yönden insan bedeninde, bütünü ile, bir açıdan, termodinamik makine olarak görülebilen, ısının sağlandığı ve harekete dönüştüğü organlar vardır. Ama öteki bedensel organlar için de değişmeyen koşullar varsayılsa bile, yapılmış fizyolojik işin, hatta kaldırmanın, bedende aynı zamanda sonuç olarak ortaya çıkmayan bir içsel işte geçtiğine göre, kilogrammetre halinde hemen ve eksiksiz biçimde ifade edilebileceği kuşku götürür. İnsan bedeni yalnızca sürtünme ve aşınmaya katlanan bir buhar makinesi de değildir. Fizyolojik iş, ancak, aynı zamanda solunum sürecine ve kalbin çalışmasına bağlı olan, bedendeki sürekli kimyasal değişmelerle birlikte mümkün olan bir şeydir. Kasların her gerilmesinde, sinirlerde ve kaslarda kimyasal değişmeler olur; bunlar buhar makinesinin kömüründe meydana gelen değişmelere paralel biçimde ele alınamaz. Kuşkusuz, başka bakımlardan özdeş koşullarda geçen iki fizyolojik iş birbiriyle karşılaştırılabilir, ama insanın fiziksel işi bir buhar makinesinin vb. fiziksel işine göre ölçülemez: dış sonuçlar için bu ölçme doğrudur, ama süreçlerin kendileri için önemli kayıtlar konmadan böyle bir ölçme yapılamaz.
      (Bütün bunların derinlemesine bir daha gözden geçirilmesi gereklidir.) [sayfa 395]






Dipnotlar

[1*] Kendiliğinden üreme. -Ed.
[2*] İtalikler Engels'indir. -Ed.
[3*] İtalikler Engels'indir. -Ed.
[4*] İtalikler Engels'indir. -Ed.
[5*] İtalikler Engels'indir. -Ed.
[6*] İtalikler Engels'indir. -Ed.
[7*] İtalikler Engels'indir. -Ed.
[8*] İtalikler Engels'indir. -Ed.
[9*] Önceki koşullar aynı kalmak koşuluyla. -ç.
[10*] Böyle bir metabolizma inorganik cisimlerde de olabilir ve her yerde pek yavaş da olsa kimyasal etki bulunduğundan, uzun vadede her yerde görülür. Aradaki fark, inorganik cisimlerde metabolizmanın onları yok etmesi, organik cisimlerde ise varlığın zorunlu koşulu olmasıdır. [Engels'in notu.]
[11*] N. B. Nasıl ki omurgasız omurgalı hayvanlardan sözetmemiz gerekliyse burada da düzensiz, biçimsiz, farklılaşmamış protein taneciğinden organizma olarak sözedebiliriz, — diyalektik bakımdan bu mümkündür, çünkü sırtta omurga kemiğinin gerekli oluşu gibi protein taneciğinde de yeni meydana geldiği zaman daha yüksek organizmaların sonsuz dizisi bir filiz halinde "kendiliğinden" vardır. [Engels'in notu.]
[12*] Elyazmasının kenarına, bu paragrafın karşısına Engels şöyle bir not koymuş: "Bireyselleşme küçük, bunlar bölünüyor, ve ayrıca birleşiyorlar da." -Ed.
[13*] Elyazmasının kenarına bu yazının yanına Engels, "İleri farklılaşmaya başlangıç" sözlerini eklemiştir.

Açıklayıcı Notlar

[246] Felsefî Bilimler Ansiklopedisi, paragraf 81, ek 1: "... yaşam, yaşam olarak kendinde, ölümün tohumunu taşır." -376.
[247] Plasmogony, Haeckel'in, organizmanın autogeny'nin tersine yani canlı protoplazmanın inorganik maddeden dolaysız olarak çıkıp organik sıvı içinde meydana gelmesi halinde, organizmaların varsayımsal kökenini açıklamak için kullandığı terimdi. -376.
[248] Engels, 1860'ta Pasteur tarafından kendiliğinden üreme üzerinde yapılan deneylere değiniyor. Pasteur, bu deneylerle, mikro organizmaların (bakteri, maya, haşlamlılar) herhangi bir beslenme (organik) ortamında yalnızca ortamda var olan ya da ona dışardan ulaşan tohumlardan geliştiklerini tanıtla-mıştır. Pasteur, mikro organizmaların kendiliğinden üremenin ve genellikle kendiliğinden üremenin mümkün olmadığı sonucuna varmıştır. -378.
[249] Wagner'in makalesinden yapılan aktarmalar, Augsburg, Die Allgemeine Zeitung, 1874, s. 4333, 4334, 4351 ve 4370'ten alınmıştır.
      Die Allgemeine Zeitung,
1798'de kurulmuş tutucu günlük gazeteydi: 1810 ve 1882 yılları arasında Augsburg'da yayınlandı. -378.
[250] W. Thomson and P. G. Tait, Handbuch der theoretischen Physik, Dr. H. Helmholtz ile G. IVertheim'ın yetkili Almanca çevirisi, 1. Band, 2. Teil, Braunschweig 1874, s. XI. Engels Wagner'in makalesinden aktarıyor. -379.
[251] Bkz: Liebig, Chemische Briete, 4. gözden geçirilmiş, genişletilmiş baskı, s. I, Leibzig ve Heidelberg 1859, s. 373. -379.
[252] Traube'nın yapay hücreleri, canlı hücrelerin inorganik biçimlerini temsil eder, metabolizma ve büyüme sağlayabilirler, canlı olayların çeşitli görünüşlerinin araştırılmasına hizmet ederler. Bunlar, Alman kimyacısı ve fizyologu M. Traube tarafından kolloid çözeltilerin karıştırılmasıyla meydana getirilmişti. Traube deneylerini, Alman Doğa Bilginleri ve Fizikçilerinin Breslau'da 23 Eylül 1874'te toplanan 47. Kongresinde açıkladı. Marks ve Engels, Traube'nın keşfine büyük önem vermişlerdi (bkz: Marx'ın P. L. Lavrov'a, 18 Haziran 1875 ve W. A. Freund'a 21 Ocak 1877 tarihli mektubu). -384.
[253] Engels, Allman'ın, 24 Mayıs 1875'te Linnaeus Derneğine verilen "Recent Progress in Our Knowledge of the Ciliate Infusoria" başlıklı rapora değiniyor. Bu rapor İngiliz Nature dergisinin 294, 295 ve 296. sayılarında (17 Haziran, 24 Haziran ve 1 Temmuz 1875) basılmıştır. -385.
[254] Engels, Croll'un Climate and Time in Their Geological Relations; a Theory of Secular Changes of the Earth's Climate ("Jeolojik İlişkileri İçinde iklim ve Zaman; Dünyanın Peryodik İklim Değişmeleri İçin Bir Teori"), London 1875, kitabına değiniyor; Nature dergisinin 294, 295. (17 ve 24 Haziran 1875) sayılarında J. F. B. imzası ile basılmıştır. -385.
[255] Engels, Tyndall'ın "Filizler Üzerine" başlıklı, Nature dergisinin 326 ve 327. sayılarında (27 Ocak ve 3 Şubat 1876) yayınlanan makalesine değiniyor. -385.
[256] Haeckel, Natürliche Schöpfungsgeschichte, 4. Aufl., Berlin 1873. I no'lu tablo kitabın 168 ve 169. sayfalarında, ama açıklaması 664. sayfadadır. -386.
[257] Engels, Nicholson'un A Manual of Zoology kitabına değiniyor (bkz: 18 numaralı açıklayıcı not). -386.
[258] Engels, büyük bir olasılıkla Wilhelm Wundt'un Lehr-buch der Physiologie des Menschen adlı kitabına değiniyor. Bu kitap ilkönce 1865'te Eriangen'de basıldı. İkinci ve üçüncü baskıları aynı yerde 1868 ve 1873 yıllarında yayınlandı. -386.
[259] Zoophytes (bitkisel hayvanlar, hayvan bitkiler). — Bir vertebrasızlar grubu, çoğunlukla parazitler ve selentereler için 16. yüzyıldan itibaren kullanılan bir terim. Bunların, bitki işaretleri olduğu sanılan belli özellikleri vardı (başka bir şeye yapışık bir hayat gibi). Bundan dolayı zoophyte'ler, bitkilerle hayvanlar arasında bir ara biçimi olarak kabul ediliyordu. 19. yüzyılın ortasında bu terim selentere için anlamdaş oldu. Çoktandır kullanılmıyor. -387.
[260] Haeckel, Natürliche Schöpfungsgeschichte'ın dördüncü baskısında çokhücreli hayvanlarda embriyonun aşağıdaki beş gelişme basamağını sayar: Monerula, Ovulum, Morula, Planula ve Gastrula. Ona göre bunlar, bir bütün olarak hayvan yaşamındaki gelişmenin beş başlangıç aşamasıdır. Haeckel, kitabın daha sonraki baskılarında bu şemayı değiştirdi; ama temel düşünce, Engels'in olumlu olarak nitelendirdiği düşünce, yani bir organizmanın bireysel gelişmesi (autogeny) ile evrim boyunca olan özel biçim gelişmesi arasındaki paralellik fikri bilimde iyice yerleşti. -388.
[261] "Bathybius" sözü "derinlerde yaşama" anlamına gelir. Huxley, 1868'de okyanusun dibinden çıkarılmış, onun yapışız ilkel canlı madde, protoplazma diye kabul ettiği yapışkan bir sümüğü anlatır. En ilkel canlı organizma diye düşündüğü bu maddeyi Haeckel'in onuruna Bathybius haeckelii diye adlandırdı. Haeckel, bathybius'u modern canlı Monera'nın bir türü kabul ediyordu. Daha sonra ortaya çıkarıldı ki, bathybius'un protoplazma ile bir ilgisi yoktur ve inorganik bir şeydir. Haeckel, Natürliche Schöpfungsgeschichte, Berlin 1873'ün 165, 166, 306 ve 379. sayfalarında bathybius'tan ve ondaki küçük kireçlenmelerden sözeder. -388.
[262] Haeckel, Generelle Morphologie der Organismen kitabının birinci cildinde (Berlin 1866), dört geniş bölümde (VIII-XI), organik birey ve organizmaların morfolojik ve fizyolojik bireyselliği üzerinde durur. Ayrıca, Anthropogenie oder Enlloickelungsgeschichte des Menschen ("Antropoloji ya da İnsanın Evrim Tarihi"), Leipzig 1874, kitabının birçok pasajlarında birey kavramını inceler. Organik bireyleri altı sınıfa ya da takıma ayırır: plastidler, organlar, anfimerler, metamerler, bireyler ve cormuseler. Birinci takımdaki bireyler Monera tipi organik hücre-öncesi biçimler ve hücrelerdir. Bunlar, "temel organizmalar"dır. İkinciden başlayan her takımın bireyleri, bir önceki takımın bireylerinden meydana gelir. Beşinci takımın bireyleri, daha yüksek hayvanlar için, sözcüğün dar anlamında "bireyler"dir.
      Cormus.
— Beşinci takımın bireyler topluluğunu temsil eden altıncı takımın morfolojik bireyi. Denizyıldızları dizisi buna örnek olarak gösterilebilir.
      Metamer.
— Dördüncü takımın morfolojik bir bireyi, beşinci takımın bireyinin tersine uzaması. Solucanın parçaları buna örnektir. -388.
[263] “Dogal Seçme; ya da En Uygunların Kalımı", Darwin'in Türlerin Kökeni adlı yapıtının dördüncü bölümünün başlığıdır. -389.
[264] Bu notun içeriği, Engels'in Lavrov'a yazdığı 12 Kasım 1875 tarihli mektubun hemen hemen aynıdır. -390.
[265] Bellum omnium contra omnes (herkesin herkese karşı bir savaşı), T. Hobbes'un bazı yazılarında kullandığı bir deyimdir. -390.
[266] Hegel, Mantık Bilimi, kitap III, bölüm III, kısım 1. -393.
[267] Engels, Hegel'in Mantık'ının ikinci kısmının sonuna (Mantık Bilimi, kitap II, bölüm III, kısım 3, "Karşılıklı İlişki", ve Felsefî Bilimler Ansiklopedisi, kısım I, bölüm II, "Karşılıklı İlişki") değiniyor. Burada Hegel'in kendisi, karşılıklı ilişkiye bir örnek olarak canlı organizmayı belirtiyor: "... ayrı organlar ve fonksiyonlar da birbirleriyle karşılıklı bir ilişki içinde olduklarını gösterirler." (Ansiklopedi, paragraf 156, ek.) -393.
[268] H. A. Nicholson, A Manual of Zoology, 5th edition, Edinburg and London 1878, s. 32, 102. -394.
[269] İsviçre'de Bern Alplerinde bir tepe. -394.


Sayfa başına gidiş