Karl Marks
Grundrisse
Birinci Kitap


Karl Marks’ın Grundrisse Der Kritik der Politischen Ökonomie (Rohentwurf) 1857-1858 Anhang 1850-1859 (Dietz Verlag, Berlin 1953/75) başlıklı yapıtı Almancasından çevrildi ve kitap Fransızcasıyla (Manuscrits de 1857-1858 “Grundrisse”, Première partie, Ouvrage publié sous la responsabilité de Jean-Pierre Lefebvre, Editions Sociales, Paris 1980) ve İngilizcesiyle (Grundrisse Foundations of the Critique of Political Economy (Rough Draft), translated with a foreword by Martin Nicolaus, Penguin Books in association with New Left Review, London 1973/93) karşılaştırıldıktan sonra Sol Yayınları tarafından Grundrisse - Ekonomi Politiğin Eleştirisinin Temelleri [Birinci Kitap] adıyla Kasım 2013 (Birinci Baskı: Kasım 1999) tarihinde yayınlanmıştır.

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir. erisyayinlari@kurtuluscephesi.org

Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında: Grundrisse / Birinci Kitap (3.131 KB)








PARA BÖLÜMÜ1

Alfred Darimon: De la Reforme des Banques
[Bankalar Reformu Üzerine], Paris 1856.


      ||I-1| “Bütün kötülük dolaşımda ve değişimde değerli metalleri korumakta diretmenin ağır basmasından kaynaklanır.” (s. 1, 2.)
      Ekim 1855’te Fransa Bankasının yedek paranın düşüşünü önlemek için (s. 2) aldığı önlemlerle başlıyor. Bu bankanın Ekim önlemlerinden önce son altı ay içindeki durumuna ilişkin bir tabloyu bize göstermek istiyor. Bu amaçla, sözkonusu altı aynı her birinde bankanın metal [altın ve gümüş] yedeklerini, “portföy dalgalanmalarını”, yani banka tarafından yapılan iskontoların tümünü (bankanın portföyünde bulunan ticari değerde kağıtlar, bonolar) karşılaştırıyor. Bankanın elinde bulunan senetlerin değerini anlatan rakam, Darimon’a göre, “halkın hizmetlerine karşı duyduğu az ya da çok gereksinmeyi, ya da, aynı anlama gelmek üzere, dolaşım zorunluluklarını temsil eder” (s. 2). Aynı anlama mı? Hiç de değil. İskontoya sunulan bonoların kitlesi, gerçek anlamda para akışının “dolaşım gereksinimleri”ne özdeş olsaydı, dolaşımdaki banknotların, iskonto edilen bonoların sayısı ile belirlenmesi gerekirdi. Oysa bu hareketler ortalama olarak hem paralel, hem de çoğu zaman tersine [sayfa 47] hareketlerdir. Iskonto edilen bonoların sayısı ve bunlardaki dalgalanmalar kredi gereksinmelerini anlatır; buna karşılık dolaşımdaki para kitlesi çok farklı etkilerle belirlenir. Darimon, dolaşım konusunda herhangi bir yoldan sonuçlara varmak için, her şeyden önce metal [altın ve gümüş] yedekleri sütunu ile iskonto edilen bonolar sütunu yanında dolaşımdaki banknotların miktarıyla ilgili bir sütun açmak zorundaydı. Dolaşım gereksinimleri üzerinde söz etmek için, önce, gerçek dolaşımdaki dalgalanmaları saptamakla başlamak daha doğru olurdu. Karşılaştırmanın bu gerekli halkasının dikkate alınmaması, bilgisizlikle dolu bir beceriksizliği ve kredi gereksinimlerinin para dolaşımı gereksinimleri ile kasıtlı olarak karmakarışık hale getirildiğini hemen ortaya çıkarıyor – aslında Proudhon tipi bilgiçliğin tüm gizeminin dayandığı bir karışıklık. (Bir sayfada hastalıkların, başka bir sayfada ölümlerin belirtildiği, ama doğumların unutulduğu bir ölüm oranı istatistiği.)
      Darimon’un verdiği iki sütun (bkz: s. 3), bir sayfada bankanın nisan ve eylül ayları arasındaki metal yedekler sütunu, öteki sayfada portföy hareketi, bu olgu, bu totoloji, başka bir şey ifade etmiyor. Bunun için istatistik değerlendirmeler yapma zahmetine girmeye gerek yoktur. Metal çekmek için bankaya bonolar verildiği ölçüde, bankanın portföyü bonolarla dolmuş ve deposundan metal boşalmıştır. İstatistik bilgilerin gösterdiği budur. Darimon’un verdiği tablo ile kanıtlamak istediği bu totoloji bile, tabloda yalın olarak anlatılmamıştır. Daha çok tablo, 12 Nisan 1855’ten 13 Eylüle kadar bankanın metal yedeklerinin 144 milyon kadar düştüğünü, öte yandan portföyündeki değerli kağıtların 1012 milyon kadar yükseldiğini gösteriyor. Öyleyse metal [altın ve gümüş] yedeklerdeki azalma, iskonto edilen ticari değerde kağıtların artışından 43 milyon fazladır. Bu iki hareketin özdeşliği, altı aylık hareketin bu genel sonucunda başarısızlığa uğruyor. Rakamların daha temelli karşılaştırılması bize başka çelişkileri de gösterir.
       
Bankanın metal yedekleri Bankanın iskonto ettiği değerli kağıtlar

12 Nisan - 432.614.799 frank

12 Nisan - 322.904.313 frank

10 Mayıs - 420.914.028 frank

10 Mayıs - 310.744.925 frank


      Başka bir deyişle, 12 Nisandan 10 Mayısa kadar metal yedeklerinde 11.700.769 düşme oluyor, öte yandan senetlerin sayısı 12.159.388 artıyor3; bu demektir ki, senetlerdeki artış4½ milyon (458.619 frank) [sayfa 48] kadar, metal yedeklerindeki azalmayı aşıyor. Mayıs ayını Haziran ayı ile karşılaştırırsak, daha şaşırtıcı bir kapsamda tersine bir olgu kendini gösteriyor:
       

Bankanın metal yedekleri

Bankanın ıskonto ettiği değerli kağıtlar

10 Mayıs - 420.914.028

10 Mayıs - 310.744.925

14 Haziran - 407.769.813

14 Haziran - 310.369.439


      ||2| Buna göre 10 Mayıstan 14 Hazirana kadar metal yedeklerinde 13.144.225 frank azalma olmuştur. Bankanın senetleri aynı ölçüde artmış mıdır? Tersine, bunlarda aynı süre içinde 375.486 frank düşme olmuştur. Bundan dolayı, burada, bir yandaki düşüşte ve öte yandaki yükselmede artık yalnızca nicel oransızlıkla karşılaşmıyoruz. Her iki hareketin ters orantısı da kaybolmuştur. Bir yandaki çok büyük düşüşün eşliğinde öte yanda oldukça zayıf bir düşüş vardır.
       

Bankadaki metal yedekleri

Bankanın iskonto ettiği değerli kağıtlar

14 Haziran - 407.769.813

14 Haziran - 310.369.439

12 Temmuz - 314.629.614

2 Temmuz - 381.699.256


      Haziran ve Temmuz aylarının karşılaştırılması metal yedeklerinin 93.140.199 azaldığım ve senetlerin 71.329.817 arttığını, yani metal yedeklerindeki 21.810.382 frank azalmanın portföydeki artıştan daha fazla olduğunu gösteriyor.
       

Bankadaki metal yedekleri

Bankanın iskonto ettiği değerli kağıtlar

12 Temmuz - 314.626.614

12 Temmuz - 381.699,256

9 Ağustos - 338.784.444

9 Ağustos - 458.689.605.


      Her iki yanda da artış görüyoruz; metal yedekleri yanında 24.154.830, portföy yanında daha önemli olan 76.990349 frank artış.
       
Bankada metal yedekleri [Bankanın iskonto ettiği değerli kağıtlar]

9 Ağustos - 338.784.444

9 Ağustos - 458.689.605

13 Eylül - 288.645.333

[13 Eylül] - 431.390.562


      Burada metal yedeklerin gösterdiği 50.139.111 franklık düşmeye, senetlerdeki 27.299.043 franklık düşüş eşlik ediyor. (Aralık 1855’te, Fransa Bankasının kısıtlayıcı önlemlerine karşın, bankanın yedeklerinde gene 24 milyonluk azalma olmuştur.)
      Yemeğin sosu erkek kaz için ne ise, ana kaz için de odur. Altı aynı uzun uzun karşılaştırılmasından ortaya çıkan gerçekler, bay Darimon’un [sayfa 49] bu sıraya göre iki uç noktayı karşılaştırmasının verdiği gerçekler kadar sağlam olma hakkına sahiptir. Peki, bu karşılaştırma neyi gösterir? Birbirlerini karşılıklı götüren sonuçları. Metal yedeklerdeki düşüş ile birlikte portföy iki kez büyüyor, ama metal yedeklerdeki düşüşün ötekinin büyümesine ulaşmaması biçiminde (nisan ayından mayısa ve hazirandan temmuza kadar) metal yedeklerindeki düşüşe iki kez portföydeki düşüş eşlik ediyor, ama portföydeki düşüşün ötekinin düşüşünü kapatmaması biçiminde (mayıs ayından hazirana ve ağustostan eylüle kadar); sonunda bir kez metal yedeklerinde artış ve portföyde artış var, ama birincinin ikinciyi kapatmaması biçiminde. Bir yanda düşme, öteki yanda artış; iki yanda birden düşme; iki yanda birden artış; böylece her şey var, yalnız aynı kalan bir yasa yok, her şeyden önce tersine bir oran yok, portföydeki düşüş metal yedeklerindeki düşüşün, portföydeki artış metal yedeklerindeki artışın nedeni olamayacağı için karşılıklı bir etkilenme de yok. Ters orantı ve karşılıklı etki, Darimon’un ilk ve son ay arasında yaptığı soyutlanmış karşılaştırma ile bile saptanmamıştır. Sürekli olarak, portföydeki 101 milyonluk artışla, metal nakitlerdeki 144 milyonluk azalma telafi edilemiyorsa, bir yandaki artış ile ||3| öte yandaki azalma arasında hiçbir nedensellik bağı yok demektir. İstatistik açıklama, bir yanıt vermek yerine, tersine, kesişen bir yığın soruna neden olur; tek bir sorun yerine, bir sürü sorun doğurur. Bay Darimon metal yedekleri ve portföy (iskonto edilmiş kağıtlar) sütunları yanma banknot dolaşımı ve depozitolar sütunlarını koysaydı, bilmeceler gerçekten ortadan kaybolacaktı. Metal yedekleri tarafında portföydeki artıştan daha az düşüş olmasının nedeni, metal depozitosunun aynı zamanda büyümesi ya da iskonto karşılığı verilen banknotların bir kısmının metal karşılığı değiştirilmemesi, tersine dolaşımda kalması, son olarak ya da dolaşımı artırmaksızın dışarı verilen banknotların derhal depozitolar biçiminde ya da süresi dolmuş bonoların ödenmesi ile geri gelmesidir. Metal yedeklerindeki düşüşe portföydeki daha az bir düşüşün eşlik etmesinin nedeni de, depozitoların bankadan çekilmesi ya da banknotların metal karşılığı değişim için kullanılması ve böylece bankaya özgü iskontonun çekilmiş depozitoların ya da gümüşe çevrilmiş banknotların sahipleri tarafından zarara uğratılmasıdır. Son olarak, metal yedeklerdeki daha az düşüşün portföydeki daha sonraki düşüşle birlikte gitmesinin nedeni, gene aynıdır (ülke içinde gümüş paranın yerine konması için sağlanan emisyonu tamamıyla bir kıyıya bırakıyoruz; çünkü Darimon bu noktayı inceleme alanının içine almamıştır). Ama çeşitli yanları ile açıklanabilecek olan sütunlar, kanıtlanması gerekmeyen bir şeyi, gittikçe büyüyen ticaret gereksinimlerinin banka yönünden karşılanmasının bankanın banknot dolaşımını zorunlu olarak artırması koşulunun bulunmadığını, [sayfa 50] bu dolaşımdaki azalmanın ya da çoğalmanın bankanın metal yedeklerinin azalmasına ya da çoğalmasına uygun düşmediğini, bankanın dolaşım araçlarının çokluğunu kontrol etmediğini de vb. kanıtlayabilir – bay Darimon’un çerçöpüne uyduramadığı birçok sonuç bunlar. Darimon, önceden hazırladığı görüşünü, bankanın metal yedeklerinde deyimlenen metal varlığı ile onun görüşü gereğince portföyde deyimlenen dolaşım gereksinimleri arasındaki karşıtlığı gürültü içinde ortaya koymak için gösterdiği acele ile, bu soyutlama içinde tüm anlamını yitiren ya da en ileri noktada kendisine karşı tanıklık eden iki sütunu zorunlu tamlanması içinden koparıp alıyor. Prudoncuların istatistik ve olumlu canlandırmalarının tüm değerini bir örnekle açıklamak için bu olgu üzerinde durduk. Ekonomik olgular onların teorilerine ilişkin provayı sağlayacak yerde, olgularla uğraşabilmek için bunların üstesinden gelinmediğinin kanıtını verir. Sözkonusu kişilerin olgularla uğraşma biçimi ise, bunların teorik soyutlanmasının oluşumunu gösterir.
      Darimon’u izlemeyi sürdürelim.
      Fransız Bankası metal yedeklerini 144 milyon azalttığında ve portföyünü de 101 milyon artırdığında, 4 ve 18 Ekim 1855 günlerinde deposunu portföyüne karşı korumak için önlemlere başvurdu. Iskonto oranını yavaş yavaş yüzde 4’ten 5’e ve 5’ten 6’ya yükseltti, iskontoya sunulan bonoların vadesini 90 günden 75 güne indirdi. Başka bir deyişle, metalini ticaretin yararına verme koşullarım güçleştirdi. Bu neyi kanıtlar? Darimon’un dediğine göre, “şimdiki ilkelere göre örgütlenen, bu demektir ki, altınla gümüşün egemenliği üzerine kurulu bulunan bir bankanın, halkın kendisinin hizmetini en çok gereksindiği anda halka hizmetten kaçtığını”5 Bay Darimon, talebin bankadan isteklerde bulunduğu (ve aşırı bir noktaya vardığı) ölçüde arzın bankanın hizmetlerini pahalılaştırdığını kanıtlamak için rakamlara gereksinimi var mıydı? Banka karşısında “halk”! temsil eden baylar, aynı “varolmanın hoş alışkanlığı”nı6 izlemiyorlar mı? Banknot almak için, banknotlarım bankanın altınına karşılık değişmek, bankanın altınını dış ülkelerin tahılıyla değişmek için, dış ülkelerin tahılını Fransız halkının parasıyla değişmek için bankaya bonolarını sunan insancıl tahıl tüccarları, acaba şimdi halkın tahıla en çok gereksinim duyması karşısında, tahılı halka daha ucuza satmanın görevleri olduğu düşüncesinden mi hareket etmişlerdir? Yoksa, tersine, tahıl fiyatlarını yükseltmek için talebin arz karşısında oransızlığından yararlanmak üzere bankaya koşmamışlar mıdır? Bankanın kendisi de bu genel ekonomik yasanın [sayfa 51] dışında mı kalmalı? Ne fikir! Oysa bankaların şimdiki örgütlenme durumu, tahıl kıtlığı karşısında ulusun en çok yararına kullanılabilecek satm alma gücünü işe yaramaz halde bir yerde tutmaya, üretimin üretken ||4| değişmelerinden geçmesi gereken sermaye dolaşımını üretken-olmayan ve etkisiz bir dayanağı haline getirmeye yarayacak kadar miktarda altın birikimi sağlama sonucuna götürebilir. Önümüzdeki olayla ilgili olarak sözkonusu olan, bankaların şimdiki örgütlenme durumunda üretken olmayan metal yedeklerinin, altın ve gümüşün biriktirilmesi dolaşım çerçevesinde henüz ekonomik sınırları içine itilmediği için, gerekli en düşük düzeyinin de üstünde bulunmasıdır. Aynı temel üzerinde daha çok ya da daha az olması sözkonusudur. Ancak sorunu sosyalist yüceliğinden burjuva pratiği alanına indirmek gerekirdi. İngiltere Bankasının burjuva İngiliz muhaliflerinin büyük bir kısmında sorunu bu alanda dolaşır durumda buluruz. Ne düşüş! Yoksa banknot ve başka banka araçları ile metallerin biriktirilmesinin çokluğu ya da azlığı değil de, metal temelden tamamıyla vazgeçmek mi sözkonusu? Ama o zaman istatistik masalının, bu masalın dürüstlüğünün gene bir değeri yok. Hangi koşullar altında olursa olsun banka değerli metallerini zorunlu durumda dış ülkelere yollayacaksa, bunları daha önceden biriktirmek zorundadır. Bir dış ülke bunları, malları karşılığında kabul edecekse, metallerin bir ön egemenliği olması gerekir.
      Bankanın değerli metallerini elinden kaçırması sonucunu doğuran nedenler, Darimon’a göre, hasadın kötü oluşu ve bu yüzden dışardan tahıl ithal etme zorunluğunun ortaya çıkmasıydı.7 Darimon, toplanan ipek ürününün yetersizliğini ve Çin’den çok miktarda ipek satın almak gerektiğini unutuyor. Ayrıca Darimon, Paris sanayi sergisinin son aylarında ortaya çıkan büyük ve çok sayıda girişimlere değiniyor.8 Ama Crédit mobilier ile rakiplerinin, İsaac Péreire’in dediği gibi, Fransız sermayesinin başka sermayeler karşısında, Fransız dilinin başka diller karşısında olması gibi kozmopolit niteliği ile üstünlük kazandığını göstermek için dış ülkelerde giriştikleri büyük spekülasyonları ve girişimleri de unutuyor. Bunun dışmda Doğu savaşının neden olduğu üretken-olmayan giderler var: 750 milyonluk borçlanma. Dolayısıyla bir yanda Fransız üretiminin en önemli iki dalmda büyük ve ansızın bir düşüş! Öte yanda Fransız sermayesinin yabana piyasalarda, asla doğrudan bir eşdeğer yaratmayan ve belki de kısmen üretim giderlerini asla karşılayamayacak olan girişimlerde aşın ölçüde kullanılması! Bir yandan yurtiçi üretimdeki azalmanın ithalat yoluyla karşılanması ve öte yandan dış sanayi girişimlerindeki artış için gerekli olan, [sayfa 52] eşdeğerlerin değişimine yarayacak dolaşım belirtileri değil, eşdeğerlerin kendisi, para değil, sermaye idi. Yurtiçi Fransız üretimindeki düşüş de, Fransız sermayesinin dış ülkelerde kullanılması için asla bir eşdeğer durumunda değildi. Diyelim ki, Fransa Bankası metal temele dayalı değildi ve dış ülkeler Fransız eşdeğerlerini ya da, yalnızca özgül değerli metaller biçiminde değil, her biçimdeki Fransız sermayesini kabule istekliydi. Banka “müşterilerinin” kendisinden en çok hizmet istediği anda iskonto koşullarını ağırlaştırmak zorunda gene kalmaz mıydı? Bankanın müşterilerinin bonolarını iskonto ederken esas aldığı banknotlar, şimdi altın ve gümüşe dayalı havalelerden başka bir şey değildir. Bizim savımıza göre, bunlar, ulusun ürün yedeklerine ve doğrudan kullanılabilecek emek-gücüne göre ayrılmışlardır: birincisi sınırlıdır, ikincisi yalnızca çok olumlu sınırlar çerçevesinde ve belirli dönemlerde çoğalabilir. Öte yandan kağıt para makinesi yorulmak bilmez ve sihirli bir değnek vuruşuyla çalışır. Aynı zamanda, tahıl ve ipekte kötü ürün alınması, ulusun doğrudan değişilebilen servetini büyük ölçüde azaltırken, yabana demiryolu ve madencilik şirketleri vb. aynı doğrudan değişilebilen serveti, doğrudan hiçbir eşdeğer yaratmayan ve bu yüzden aynı serveti o an için yerine konmayan bir özellikte harcama biçiminde saptıyorlar. Öyleyse, ulusun doğrudan değişilebilen, dolaşıma elverişli, dış ülkelere yollanabilen serveti, büsbütün azalıyor! Öte yandan, bankaların çıkardığı tahvil sınırsız olarak artıyor. Bunun doğrudan sonucu: Ürünün, hammaddenin ve emek[-gücünün] fiyatlarının artması. Öte yandan da, bankaların çıkardığı tahvil fiyatında düşme. Banka, ulusal serveti, sihirli bir değnek vuruşuyla artırmamak, tersine çok olağan bir eylemle kendi değerli kağıtlarının değerini düşürmeliydi. Bu değer düşürme ile birlikte üretim ansızın kötürümleşiyor! Ama hayır, diye haykırıyor prudoncu. Bizim yeni banka sistemimiz ||5|, metal tabanı ortadan kaldırmak ve geri kalan her şeyi olduğu gibi bırakmak gibi olumsuz bir hizmetle hoşnut kalmaz. Yepyeni üretim ve dolaşım koşulları yaratır, yani yepyeni koşullar altında müdahalede bulunur. Şimdiki bankaların kurulması da zamanında üretim koşullarında devrim yapmadı mı? Onun yarattığı kredi yığılımı olmasaydı, toprak rantının tersine onun yarattığı devlet rantı, böylece toprak mülkiyetinin tersine onun yarattığı finans gücü, toprağın faizinin tersine onun yarattığı paranın faizi olmasaydı, bu yeni dolaşım kuruluşu olmasaydı, modern büyük sanayi olur muydu, dolaşım kağıtlarının binlerce biçimi, aynı zamanda modern ticaretin ve modern sanayinin üretim koşulları olarak ürün demek olan ortaklık girişimleri vb. olur muydu? Burada, çıkış noktası ile artık bağıntılı olmayan temel soruna ulaştık. Buradaki genel soru şu olabilir: Dolaşım mekanizmasında –dolaşım sisteminde– değişiklik yaparak, var olan üretim koşullarında ve [sayfa 53] bunlarla ilgili bölüşüm koşullarında devrim yapma olanağı var mıdır? Soruyu sürdürelim: Dolaşımdaki böyle bir dönüşüme, var olan üretim koşullarına ve onlara dayalı toplumsal koşullara dokunmadan girişilebilir mi? Dolaşımdaki böyle her dönüşüm, gene öteki üretim koşullarının değiştirilmesini ve toplumsal devrimleri koşullandırırsa, bir yandan değişimlerin zora dayalı niteliğinden kaçınmak, öte yandan bu değişimlerin kendisini dolaşım değişiminin koşulu değil de tersine bunların yavaş yavaş gelen bir sonucu yapmak için dolaşım hünerleri öneren öğreti daha baştan doğal olarak ortadan kalkmış olur. Bu temel koşulun yanlışlığı, üretim, bölüşüm ve dolaşım ilişkilerinin içsel bağıntısı konusundaki aynı yanlışlığı kanıtlamaya yeter. Yukarda belirtilen tarihsel örnek, kuşkusuz önemli değildir; çünkü modern kredi kurumlan, sermaye yoğunlaşmasının hem etkeni ve hem de nedenidirler; bunda yalnız bir öğe meydana getirirler ve servet yoğunlaşması, dolaşım eksikliği (eski Roma’da olduğu gibi) ile olduğu kadar kolaylaştırılmış dolaşımla da çabuklaştırılır. Ayrıca, paranın çeşitli uygar biçimlerinin –madeni para, kağıt para, kredi parası, emek parası (sonuncusu sosyalist biçim olarak)– kendisinden istenilene, para kategorisinde anlatılan üretim ilişkisini bizzat ortadan kaldırmaksızın ulaşıp ulaşamayacağı, öte yandan daha sonra da gene kendi kendini yok eden bir ilişkinin biçimsel değişimi yoluyla aynı ilişkinin temel koşullarının bırakılması isteminin olup olmadığı noktalarını araştırmak, ya da daha çok genel bir soru haline getirmek gerekir. Paranın çeşitli biçimleri, çeşitli basamaklarda toplumsal üretime daha uygun düşebilir; bir kısmının üstesinden gelemediği kötü durumları bir başkası ortadan kaldırabilir. Ama bunların hiçbiri, paranın biçimleri olarak kaldıkça ve para önemli bir üretim ilişkisi olarak kaldıkça, para ilişkisinde yatan çelişkileri ortadan kaldıramaz, yalnızca bunları şu ya da bu biçimde temsil edebilir. Ücretli emeğin bir biçimi ötekinin kötülüklerini düzeltebilir, ama ücretli emeğin hiçbir biçimi ücretli emek kötülüğünün kendisini düzeltemez. Bir kaldıraç, hareketsiz maddenin direncinin üstesinden, başka birinden daha iyi gelebilir. Bunların her biri, direncin ortada kalmasına dayanır. Dolaşımın öteki üretim ilişkileriyle olan ilişkisi konusundaki bu genel soru doğal olarak ancak sonunda ortaya atılabilir. Proudhon ile yandaşlarının bu soruyu arı biçimi içinde bile ortaya koymaması, yalnız arasıra bu konuda ustaca söz etmesi, daha baştan kuşku veriyor. Bu noktaya dokunulduğu yerde, her zaman iyice gözden geçirme olanağı bulunacaktır.
      Darimon’un yaptığı girişten, para deviniminin ve kredinin tamamıyla özdeş olduğu hemen ortaya çıkıyor ki, ekonomik bakımdan bu yanlıştır. (Bu arada şunu belirtelim: Karşılıksız kredi formülü, mülkiyet hırsızlıktır9 sözünün ikiyüzlü, darkafalı ve korkak bir biçimidir ancak. İşçiler [sayfa 54] kapitalistlerden sermaye alacak yerde, kapitalistlerin onlara bunu vermeye zorlanmaları gerekir.) İlerde ayrıca buna da döneceğiz.
      Ele aldığımız konuda da Darimon ancak, kredi işlemleri yapan bankaların, meta işlemi yapan tüccarlar ya da çalışma işleminde bulunan işçiler gibi, girdilere oranla talep yükselince, daha pahalıya satışta bulunurlar; bu demektir ki, müşterinin en çok gereksindiği anda ona karşı hizmeti güçleştirirler. Bankanın çıkardığı banknotlar konvertibl olsa da olmasa da, böyle yapmak zorunda olduğunu gördük.
      Fransa Bankasının Ekim 1855’teki işlemi bir “bağırıp çağırmaya’’ (s. 4) ve kendisi ile müşterilerinin sözcüleri arasında bir “büyük tartış-maya” neden oldu. Darimon bir özetleme yapıyor ya da bu tartışmadan önceki durumu özetliyor. Burada onu arasıra izliyoruz, çünkü yaptığı özet iki karşıt tarafın yaptığı sürekli kaypaklıklar sonucu onların zayıflıklarını gösteriyor. Dışsal nedenlerin elyordamı ile araştırılması sözkonusu. Tarafların her biri, bir başkasını aramak için hep silahını yere düşürüyor. İkisi de vuruşa yanaşmıyor; yalnızca sürekli olarak silahları değiştirdikleri için değil (bu durumda kendi kendilerini vururlar), aynı zamanda başka bir alana hemen kaçmak için bir alan üzerinde raslaşmışlardır.
      (Fransa’da 1806’dan 1855’e kadar iskonto oranı %6’ya çıkmamıştı: 50 yıldan bu yana, ticari senetler için maksimum 90 günlük vade değişmedi.)10
      Darimon’un bankaya kendisini ve kendi yanlış görüşünü savundururken gösterdiği zayıflık, örneğin kendisinin tasarlanmış diyalogunun şu kısmından ||6| anlaşılıyor:
      Bankanın muhalifi şöyle diyor: “Tekeliniz sayesinde kredi dağıtıcısı ve düzenleyicisisiniz. Katı bir tutum takındığınızda, iskontocular size öykünmekle kalmazlar aynı zamanda katılığınızı abartırlar.... Önlemlerinizle işlerin durmasına yol açtınız.”
      Banka “alçakgönüllü” bir yanıt verir: “Ne yapmamı isterdiniz?” diyor banka alçakgönüllülükle ... “Kendimi yabancıya karşı korumak için, kendimi yurttaşlarımıza karşı korumak zorundayım.... Her şeyden önce, paranın dışarıya akmasını önlemek zorundayım, para yoksa ben bir hiçim ve onsuz hiçbir şey yapamam”
      Bankaya böyle kabalıklar yakıştırılıyor! Banka asıl sorundan uzaklaştırılıyor, genel sözlerle kendisine yanıt verilebilmesi için, genel sözler içinde sorun kaybediliyor. Bu diyalogda, banka, sahip olduğu tekel sayesinde, krediyi gerçekten bankanın düzenlediğini sanan Darimon’un yanılsamasını paylaşıyor. Gerçekte, bankanın gücü, ancak, özel [sayfa 55] “iskontocuların” gücünün bittiği yerde, böylece de bizzat bankanın gücünün çok fazla sınırlı olduğu anda başlıyor. Herkesin %2,5 ile iskonto yaptığı rahat bir para piyasasının akıştığı bir sırada banka, %5’le yetinsin; iskontocular bankayı örnek alacak yerde, iskontoyla ilgili bütün işlemleri kendileri yapacaklardır. Bu durum, iskonto işlemleri vb. için, İngiltere Bankasını özel bankerlerin gerçek rakibi haline getiren 1844 tarihli yasadan bu yana, bankanın tarihinde olduğu kadar hiçbir yerde daha göze çarpıcı değildir. İngiltere Bankası, para piyasasının rahatlık dönemlerinde iskonto ticaretinden kendine bir pay, artan bir pay sağlamak için, kendi payını özel bankerlerin hacmi düzeyine, hatta onun da bazan altına sürekli olarak düşürmek zorundaydı. O halde bankanın “kredi düzenlemesi”ni cum grano salis11* yerine koymak gerekir. Oysa Darimon, para piyasasının ve kredilerin kaçınılmaz denetimine ilişkin boş inancını çıkış noktası yapıyor.
      Bankanın para piyasası üzerinde gerçek gücünün koşullarını eleştirici gözle araştıracak yerde, nakit paranın onun için her şey demek olduğu ve paranın dış ülkelere akmasını önlemek zorunda bulunduğu yolundaki boş sözlere hemen sarılıyor. College de France’ın bir profesörü (Chevalier) karşılık veriyor: “Altın ve gümüş, bütün öteki metalar gibi metadırlar. ... Her halkın, olağanüstü gereksinimlerinde, örneğin, yabancılardan satın almak için, bu metallerden belirli bir yedeğe sahip olması gerekir.”12 Banka karşılık veriyor: “Metal para öteki metalar gibi bir meta değildir; bir değişim aracıdır ve bundan aldığı güçle tüm öteki metalara yasa koymak ayrıcalığına sahiptir”. Bu noktada Darimon tartışmacıların araşma giriyor: “Öyleyse altın ile gümüşün sahip olduğu, dolaşımın ve değişimin bu tek doğal araçları olma ayrıcalığına, yalnızca güncel bunalımla değil, aynı zamanda ticarete bağlı dönemsel bunalımlarla da ilgili olmak gerekir.”13 Bunalımların her türlü sıkıntılarını örtbas etmek için, “altın ile gümüşün öteki metalar gibi birer meta olması, ya da daha açık bir deyişle, tüm meraların altın ve gümüşün değerinde14 değişim araçları olması, ürünlerin gerçekten ürün karşılığı değişilmesi yeterli olacaktır”.15 (s. 5-7).
      Burada tartışma konusunun sunuluş biçimi bu yüzeysellikte. Banka para emisyonları yaparsa (banknot) ve altın (gümüş) olarak geri ödenebilen (depozitler) sermayeye ilişkin tahviller çıkarırsa, bankanın metal yedeklerinin azalmasını ancak bir ölçüye kadar kabul edebileceği ve herhangi bir tepkide bulunmaksızın buna katlanabileceği [sayfa 56] kendiliginden anlaşılır. Bununla, metal para teorisinden bir şey çıkarılamaz. Darimon’un bunalım öğretisine de ileride döneceğiz.
      Bay Darimon, “Dolaşım Bunalımlarının Küçük Tarihi”16 başlıklı bölümde, 1809 ve 1811 yılları arasında İngiltere’de görülen bunalıma değiniyor, 1810 başlığı altında Altın-Gümüş Komitesinin atanışını not etmekle yetiniyor. 1811 başlığı altında ise gerçek bunalıma (ki, 1809’da başlamıştı) gene değinmiyor ve Avam Kamarası tarafından “banknotun altın ve gümüşe karşı değer yitirmesinin, kâğıt paranın değer yitirmesinden değil, altın ve gümüşün pahalılaşmasından ileri geldiği” yolundaki karan kabul etmesini [not etmekle] yetiniyor. Bu arada, Ricardo’nun karşıtı bir sav ortaya koyan broşürüne de dayanıyor. Bu savdan şöyle bir sonuç çıkarıyor: “Para, tümüyle kâğıt-paradan oluştuğunda en tam durumundadır.”17 (s. 22-23.) 1809 ve 1811 bunalımları burada önemliydi, çünkü o sıralarda banka konvertibl-olmayan banknotlar çıkarıyordu, dolayısıyla bunalımlar hiçbir biçimde banknotların altınla (metal) konvertibl olmasından çıkmıyordu ve böylece de hiçbir zaman bu konvertibilitenin ortadan kaldırılmasıyla önlenebilecek nitelikte değillerdi. Darimon, becerikli bir terzi davranışı içinde, kendisinin bunalım teorisini çürüten bu olguları atlayıp geçiyor. Ricardo’nun özdeyişine yapışıyor. Oysa bunun, broşürlerdeki sorunun asıl konusu ile –banknotların değer yitirmesiyle– hiçbir ilişkisi yoktu. Ricardo’nun para öğretisinin, bankanın dolaşımdaki banknot çokluğunu denetlediği, dolaşım araçlarının çokluğunun fiyatları belirlediği, öte yandan da fiyatların dolaşım araçlarının çokluğunu belirlediği vb. yollu yanlış varsayımlarla tamamıyla çürüdüğünü görmezden geliyor. Ricardo’nun zamanında para dolaşımının görünüşlerine ilişkin ayrıntılı araştırmalar henüz yoktu. Buna da şöylece değinmiş olalım.
      Altın ve gümüş, öteki metalar gibi birer metadır. Altın ve gümüş öteki metalar gibi meta değildir: Genel bir değişim aracı olarak ayrıcalıklı metalardandır ve tam da bu ayrıcalıkları gereği öteki metaların değerini düşürürler. Darimon’un uzlaşmaz karşıtlığa indirgediği son çözümleme bu. Altın ve gümüşün ayrıcalığını kaldırın, onu tüm öteki metaların düzeyine indirin; Darimon’un son aşamada verdiği karar bu. O zaman altın ve gümüş paranın, ya da altına ya da gümüşe çevrilebilen banknotların kendine özgü kötülüğünden kurtulmuş olursunuz. Tüm kötülükleri kaldırırsınız. Ya da tersine bütün metaları, şimdi yalnızca altın ve gümüşün sahip olduğu tekel düzeyine yükseltirsiniz. Bırakın Papa yerinde kalsın, ama herkesi de birer Papa yapın. Her megayı para yaparak ve paranın sahip olduğu özelliklerle donatarak [sayfa 57] parayı ortadan kaldırın. Burada, sorunun kendi anlamsızlığının ortaya çıkıp çıkmadığı ve bu yüzden çözüm olanaksızlığının da görevin ortaya koyduğu koşullarda bulunup bulunmadığı sorusu ortaya çıkıyor. Çoğunlukla bunun yanıtı yalnızca sorunun eleştirilmesindedir ve ancak soruya olumsuz yanıt verilerek ||7| içinden çıkılabilir. Gerçek soru: Burjuva değişim sisteminin kendisine özel bir değişim aracı gerekli değil mi? Tüm değerler için özel bir eşdeğeri zorunlu olarak yaratmıyor mu? Bu eşdeğerin ya da bu değişim aracının bir biçimi, daha kullanışlı, daha uygun, ötekilerden daha az güçlük getirici nitelikte olabilir. Ama özel bir değişim aracının varlığından ortaya çıkan, özel ve bununla birlikte genel olan bir eşdeğerin güçlüklerinin, her biçimde, hatta değişik biçimlerde bile, yeniden-üremesi gerekirdi. Darimon böyle bir soruya doğal olarak coşkunlukla giriyor. Parayı ortadan kaldırın ya da kaldırmayın! Altın ve gümüşün para olarak kendine özgülüğü dolayısıyla sahip olduğu özel ayrıcalığı kaldırın, ama tüm metaları da paraya dönüştürün, yani bunların hepsine ortaklaşa olarak, bir kez bu tekel hakkından ayrı olarak varlığını yitiren bir özellik verin.
      Gerçekte külçelerin ihracında, altın ve gümüş yetersizliklerinde, Darimon’un üstesinden gelemediği gibi yüzeysel olarak kavradığı bir çelişki gün ışığına çıkıyor. Altın ve gümüşün öteki metalar gibi birer meta olmadığı, modern ekonominin ansızın ve korku ile geçici olarak ikide bir merkantil sistemin önyargılarına varmış halde kendini gördüğü anlaşılıyor. İngiliz ekonomistleri, bir ayırma yaparak güçlükleri çözmeye çalışıyorlar. Böyle para bunalımları sırasında, altın ve gümüşün para olarak değil, madeni para olarak değil, sermaye olarak istendiğini söylüyorlar. Sermaye olarak ama, altın ve gümüşün belirli biçimindeki sermaye olarak istendiğini eklemeyi unutuyorlar. Sermaye her biçimde ihraç edilebilir nitelikte olsaydı, öteki metaların çoğu dışarı akış yetersizliğinden değer yitirirken, bu metaların dışarı çıkışının nedeni başka olabilirdi.
      Belirgin örnekleri ele alalım: Ülke içinde, başlıca geçim araçlarından birinin (tahıl gibi) kötü hasadı sonucu, yurtdışında kötü hasat sonucu ve bundan dolayı da ithal edilen bir ana tüketim maddesinin (örneğin çay) pahalılaşması sonucu; sanayinin önemli hammaddelerinde (pamuk, yün, ipek, keten) kötü hasat sonucu altının ihracı; fazla ithalat (istifçilik, savaş vb.) sonucu ihraç. Ansızın gelen ya da sürekli görülen bir yokluğun (tahılda, çayda, pamukta, ketende vb.) giderilmesi, yurtiçi kötü hasat konusunda ulusu iki kat zarara uğratır. Yatırılan sermayenin ya da emeğin bir kısmı yeniden-üretilmez – gerçek üretim kaybı. Yeniden-üretilen sermayenin bir kısmının, bu açığı kapatmak için elden çıkarılması gerekir. Üstelik bu kısım, kayıp olanın [sayfa 58] basit aritmetik oranda bir kısmı değildir. Çünkü ürünün eksikliği, dünya piyasasında arzın azalması ve talebin yükselmesi sonucu artar ve artması da gerekir. Böyle bunalımların, para bir yana, nasıl önleneceğini çözümlemek ve karşılaşılan koşullarda parayı neyin belirleyeceğini araştırmak gerekir. (Tahılda kötü hasat ve aşırı ithalat başlıca durumlardır. Savaşın, ekonomik bakımdan, ulusun sermayesinin bir kısmını doğrudan suya atması demek olduğu kendiliğinden anlaşılır.)
      Tahılda kötü hasat durumu: Başka bir ulusla karşılaştırıldığında, ulusun sermayesinin (yalnız gerçek zenginliğinin değil) azaldığı açıktır. Hem de bu, fırındaki ekmeğini yakan ve bu kez ekmeği fırıncıdan satın almak zorunda bulunan bir köylünün satın aldığının fiyatı ölçüsünde yoksullaştığı kadar açıktır. Yurtiçi ile ilgili olarak tahıl fiyatının yükselmesinin, değer sözkonusu olunca, her şeyi eski durumunda bıraktığı sanılır. Ama gerçek kötü hasat durumunda, tahılın daha az miktarı ile daha yüksek fiyatının çarpımı, normal miktarı ile daha düşük fiyatın çarpımının asla eşit olmadığım bir yana koyalım. Varsayalım ki, İngiltere’de yalnız 1 quarter üretiliyor ve bu 1 quarter eskiden 30 milyon quarter buğdayın fiyatına erişiyor. Bu durumda ulus, yaşamın ve bununla birlikte tahılın yeniden-üretilmesi için gerekli araçlardan yoksun olması bir yana, 1 quarter üretmek için işgününün a olduğunu kabul edersek, 1 × a işgünü (ürün) için a ? 30 milyon işgününü değiş tokuş edecektir. Ulusun sermayesinin üretken gücü milyonlarca kat azalacak ve ülkede sahip olunan değerlerin toplamı azalacaktır; çünkü her işgününün değerinde milyonlarca kat düşme olacaktır. Artık her sermaye parçası, eski değerinin, üretim maliyetindeki eşdeğerinin 1/30.000.000’unu temsil edecektir. Çünkü sözkonusu olayda ülke sermayesinin nominal değerinde hiçbir azalma olmamakla birlikte (arsa ve arazinin değer yitirmesi dışında), öteki ürünlerin azalan değeri 1 quarter buğdayın yükselen değeri ile aynen karşılanabilir. Buğday fiyatının a × 30 milyon kat yükselmesi, geri kalan tüm ürünlerde aynı değer azalmasının bir açıklanmasıdır. Ayrıca, yurtiçi ve yurtdışı ayrımı tamamıyla aidatladır. Tahıl yokluğuna katlanan ulus, tahılım satın aldığı yabana ulus nasıl davranıyorsa, ulusun herhangi bir bireyi de çiftçiye ya da tahıl tüccarına karşı öyle davranır. Tahıl satın almak için harcamak zorunda olduğu ek miktar, doğrudan onun sermayesinin, alım olanaklarının bir azalmasıdır.
      Konuyu önemli olmayan etkilerle bulandırmamak için, tahılın serbest değişiminin var olduğu bir ulus varsayılmalıdır. İthal edilen tahıl, ülkede üretilmiş tahıl kadar ucuz olsa bile, ulus, çiftçilerin üretmediği sermaye oranında yoksullasın Yalnızca varsayılan durumda ulus her zaman, normal fiyatlar durumunda ithal edilebildiği kadar çok dışardan buğday ithal eder. O halde ithalattaki artma, fiyatların yükselmesi [sayfa 59] anlamına gelir.
      Tahıl fiyatındaki yükselme = tüm öteki metaların fiyatlarının düşüşü. Bir quarter tahılın alınmasına yarayan (fiyatta temsil edilen) üretim maliyetlerinin artması = tüm başka biçimlerde var olan sermayenin verimliliğinin azalması. Tahılın satın alınması için harcanan fazlanın, tüm öteki ürünlerin salın alınmasındaki azalmayı ve dolayısıyla bu ürünlerin fiyatlarındaki düşüşü karşılaması gerekir. Ulus, metal para ile ya da herhangi bir paraya sahip olarak ya da olmayarak, yalnız tahılı değil, tüm öteki üretim dallarını da kapsayan bir bunalım içinde bulunabilir. Çünkü tüm öteki üretim dallarının verimliliği kesin olarak azalmakla kalmaz, bunların üretiminin değeri normal üretim giderleriyle belirlenen değere karşı düşmekle kalmaz; tüm sözleşmeler, yükümlülükler de vb. ürünlerin ortalama fiyatlarına dayanır. Örneğin x teneke buğdayın devlet borcunu ödemek için verilmesi gerekir, ama bu x teneke buğdayın üretim maliyeti belli bir oranda azalmıştır. Para hiç dikkate alınmasa bile, ulus genel bir bunalım ||8| içinde bulunur. Yalnız para değil, ürünlerin değişim-değeri bile bir kenarda bırakılsa, ürünlerin değeri düşmüş, ulusun verimliliği azalmış olur; öte yandan ise ulusun tüm ekonomik ilişkileri emeğinin ortalama verimliliğine dayalıdır.
      Bir tahıl kıtlığı dolayısıyla meydana gelen bunalım, külçe ihracına [altın ve gümüş] karşıt olan engellerle artmış olmasına karşın, hiçbir zaman bu ihraç nedeniyle ortaya çıkmış demek değildir.
      Her şeye karşın, Proudhon ile birlikte18, bunalımın, değerli metallerin tek başına, öteki metaların tersine, kendine özgü bir değer sahibi olmasından ileri geldiği söylenemez. Çünkü tahıl fiyatının yükselmesi demek, bir sonraki aşamada yalnızca hububatın belirli miktarı karşılığında daha çok altın ve gümüşün verilmesi, yani altın ve gümüşün fiyatının hububat fiyatına oranla düşmesi gerektiği anlamına gelir. Öyleyse altın ve gümüş, hububata oranla değer yitirmesini tüm öteki metaların yazgısıyla paylaşır ve hiçbir ayrıcalık onları bundan korumaz. Altın ve gümüşün tahıla karşı değer yitirmesi, tahıl fiyatlarının yükselmesi ile özdeştir. (Tamamıyla doğru değil. Bir quarter hububat 50 şilinden 100 şiline yükseliyor. Bu demektir ki %100 yükseliyor. Ama pamuklu mallar %80 düşüyor. Gümüş tahıla karşı ancak %50, pamuklu mallar (azalan talep vb. sonucu) %80 düşmüştür. Bu demektir ki, öteki malların fiyatları, tahıl fiyatlarının yükselmesinden daha büyük düşüş gösteriyor. Ama bunun tersi de oluyor. Örneğin tahılın %100 oranında geçici olarak yükseldiği son yıllarda sanayi ürünlerinin, tahıla karşı altının düştüğü oranda düştüğü görülmemiştir. Ancak bu [sayfa 60] durum genel kurala dokunmamaktadır.) Altının maden-para olarak miktarının, tam ve değişmez biçimde belirlenmiş olması dolayısıyla bir ayrıcalığa sahip bulunduğu da söylenemez. Bir taler (gümüş) hangi koşullar altında olursa olsun bir talerdir. Böylece bir teneke buğday da bir teneke buğdaydır, bir arşın bez de her zaman bir arşın bezdir.
      Meraların (emek dahil) çoğunun değerinin düşmesi ve bunun sonucu olarak bunalım, tahıl ürününün önemli ölçüde düşük olması durumda, altının ihraç edilmesinin ilk nedeni olarak düşünülemez; çünkü değerin düşmesi ve bunalım, ülkeden altın hiç ihraç edilmediği ve dışardan tahıl ithal edilmediği zaman da olabilir. Bunalım, açıkça, birincil gereksinimler alanında –ulusal ölçek sözkonusu olunca– tüm öteki alanlardan çok daha belirgin ve daha güçlü etkisiyle belli olan arz ve talep yasasıyla geri gelir. Altın ihracatı tahıl bunalımının nedeni değildir, tersine, tahıl bunalımı altın ihracatının nedenidir.
      Altın ve gümüş tek basma alınınca, yalnız iki yönde bunalımda etkili olabilir ve bunun belirtilerini ağırlaştırdığı ileri sürülebilir: 1) altın ihracatı koşullan, bankaların uyması gereken metal rezervleriyle ilgili olarak güçleştirildiği ölçüde, ve bu yüzden bankanın sözkonusu altın ihracatına karşı aldığı önlemler, yurtiçi dolaşım üzerinde can sıkıcı etkilerini gösterdiği ölçüde; 2) altın ihracatı, yabancı uluslar sermayeyi yalnızca altın biçiminde almak istediği ve başka bir biçimde kabul etmek istemediği için gerekli olursa.
      2 nolu güçlük, 1 nolu güçlük ortadan kaldırılsa bile sürüp gidebilir. İngiltere Bankası, konvertibl-olmayan banknotlar çıkarmaya yasal bakımdan yetkili olduğu dönemde bu güçlüğü yaşadı. Banknotlar külçelere [altın ve gümüşe] göre düşme gösterdi, ama altının para fiyatı da külçe fiyatına göre eşit olarak düştü. Altın, banknota göre özel bir meta türü olmuştu. Banknotun varsayımsal olarak belirli bir miktarda altını, gerçekte banknota karşılık değişilemeyen bu altını temsil ettiği zaman alana bağımlı kaldığı söylenebilir. Altın, banknotun, yasal olarak bankada, arak, bu nicelikte altına karşı değişilebilir olmamasına karşın, banknotun paydası olarak kalmıştı.
      Kuşkusuz olasıdır ki (?) (ileride araştırılacaktır ve şu anda tartışılan konuyla doğrudan ilgili değildir), alanın kağıt para olarak adlandırılması (dolayısıyla, örneğin, 5 İngiliz liralık banknotun 5 İngiliz altın lirasının kağıt olarak temsilcisi olması gibi), banknotun alana konvertibilitesi, banknot için, siyasal bakımdan var olsun olmasın, ekonomik bir yasa olarak kalır. İngiltere Bankasının banknotları, 1799-1819 yılları arasında da, belirli bir miktarda altının değerini temsil ettikleri görünüşünü sürdürdü. Bu sav, banknotun gerçekte şu ya da şu miktar metale komuta etmesi olgusundan başka nasıl denemeden geçirilebilir? 5 İngiliz liralık banknot 5 altın lirasına = altın olarak bir değere sahip [sayfa 61] olmadığı andan başlayarak banknotun değeri, konvertibl-olmadığı halde, gene de düştü. Banknotun değerinin üstündeki rakamın gösterdiği belirli altın değerine olan eşitliği, banknot ile altın arasındaki gerçek eşitsizlikle hemen çelişkiye girdi. Banknotun göstergesi olarak altına sımsıkı bağlı kalan İngilizler arasındaki tartışma, bu durumda gerçekte banknotun altına konvertibilitesi –bu yalnızca banknotun üstündeki rakamın teorik olarak gösterdiği pratik bir eşitliktir– üzerinde değil, bu konvertibilitenin nasıl güvenceye alınabileceği, bu konvertibilitenin bankaya yasal olarak yüklenecek sınırlamalarla mı, yoksa kendi haline bırakılması halinde mi güvence sağlanacağı konusundadır. Sorunun kendi haline bırakılması görüşünde olanlar, bu konvertibilitenin, bono üzerine avans veren, böylece banknotları güvenceli bir geri dönüşe sahip bulunan bir banknot bankasında ortalama ölçüde güvenceye bağlandığı, muhaliflerinin ise bu ortalama güvenliğe bile varamadıkları savında bulunuyorlar. Sonuncu nokta bir olgudur. Ayrıca belirtirsek, ortalama ölçü küçümsenecek bir şey değildir ve ortalama hesapların tüm sigortaların vb. olduğu gibi bankaların da temelini meydana getirmesi gerekir. Bu noktada, haklı olarak örnek diye gösterilen İskoçya bankaları özellikle sözkonusudur. Altın ve gümüşün koyu taraftan ||9| olanlar ise, konvertibiliteyi ciddiye aldıklarını, bankanın çevirme yükümlülüğünün banknotu konvertibl olarak tuttuğunu, bu konvertibilite gerekliliğinin bizzat banknotun değer kaybı dolayısıyla var olduğunu ve aşırı-emisyona karşı bir set meydana getirdiğini, muhaliflerin konvertibl-olmamanın sahte taraftarları olduklarını söylüyorlar. Bu iki taraf arasında, çeşitli farklılıklar, küçük “çeşitler”in bir yığını vardır. Son olarak, konvertibl-olmamanın savunucuları, bu kararlı altın ve gümüş muhalifleri, kendileri fark etmedikleri halde, konvertibl-olmamanın muhalifleri kadar konvertiblitenin sahte taraftarlarıdır; çünkü banknotun değer yitirmesine hiç dokunmazlar, böylece belli gösterge banknot ile belli altın oranının pratik eşitliğini banknotlarının tam değer ölçüsü haline getirirler. Prusya’da kağıt para zorunlu kur üzerinden vardır. (Banknotun geriye akışı, vergilerin belli bir oranının kağıt para ile ödenmesi zorunluğu dolayısıyla güvenceye alınmıştır.) Bu kağıt talerler gümüş üzerine emisyon değildir, yasal olarak hiçbir banka bunları değişmez vb.. Hiçbir ticaret bankası tarafından bono üzerine borç olarak verilmezler, yalnız hükümet tarafından giderlerin karşılanması için ödenirler. Ama bunların değerinin düşmesi gümüşün değerinin düşmesi demektir. Bir kağıt talerin, böyle bir değer dolayısıyla bir gümüş taleri temsil ettiği savlanır. Hükümete olan güven kökten sarsılırsa, ya da bu kağıt para dolaşım gereksinimlerinin gerektirdiğinden daha büyük porsiyonlar halinde harcanırsa, kağıt taler artık gümüş talerle uygulamada eşit olmaz ve üstündeki [sayfa 62] rakamın gösterdiği değerin altına düştüğü için değerini yitirir. Yukarda anılan durumların hiçbiri ortaya çıkmasa, gümüşe olan özel gereksinim, örneğin ihraç gümüşüne kağıt talere göre bir ayrıcalık sağlamış olsa, gene de kağıt taler değerini yitirir. O halde altın ve gümüşe konvertiblite, kağıt yasal olarak konvertibl olsun olmasın, tanımlanışını altın ya da gümüşten alan her kağıt paranın pratikteki değer ölçüsüdür. Bir nominal değer asıl bedeni yanında ancak gölge olarak vardır, her ikisinin birbirini karşılayıp karşılamadığını bunların gerçek konvertiblitenin (değişilebilirliğinin) kanıtlaması gerekir. Gerçek değerin nominal değer altına düşmesi değer yitirmedir. Konvertibilite, bu ikisi gerçekten yan yana gittiğinde, birbirlerinin yerine geçtiğinde vardır. Konvertibl-olmayan banknotların konvertibilitesi kendini bankanın kasasında değil, kağıt para ile onun tanımlanmasını sağlayan metal para arasındaki günlük değişimde gösterir. Pratikte konvertibl banknotların konvertibilitesi, ülkenin her yanında günlük alışveriş yoluyla değil, bankanın kasasındaki özellikle büyük denemeler yoluyla onaylandığı zaman sakatlanmış demektir. İskoçya’nın kırlık bölgelerinde kağıt para metal paradan da yeğ tutulur. 1844 tarihli İngiliz yasasının zorla kabul ettirildiği 1845 yılından önceki İskoçya, doğal olarak tüm İngiliz toplumsal bunalımlarını birlikte yaşamış ve toprağın tarıma açılması1918 ülkede alabildiğine geliştiği için bazı bunalımları daha ileri derecede geçirmişti. Bununla birlikte İskoçya, hiçbir gerçek para bunalımı görmedi (birkaç bankanın düşüncesizce kredi dağıtması yüzünden olağanüstü bir iflasa gitmesi bu nokta ile ilgili değildir); banknotların değer yitirmesine, dolaşımdaki para miktarının yeterli olup olmadığı konusunda yakınmalara ve araştırmalara tanık olmamıştır. Bu bakımdan İskoçya önemlidir, çünkü bir yandan para sisteminin bugünkü temel üzerinde, şimdiki toplumsal temelden vazgeçmeksizin, tam olarak nasıl düzenlenebileceğini –Darimon’un acı acı yakındığı tüm kötülüklerin nasıl ortadan kalkacağını– gösterir. Hatta bir yandan da aynı zamanda bu toplumsal temelin çelişkilerinin, karşıtlıklarının, sınıf karşıtlığının vb. dünyanın başka herhangi bir ülkesinde görüldüğünden daha yüksek bir dereceye ulaştığını gösterir. Gerek Darimon’un ve gerek kitabının girişini yazan koruyucunun –pratik yalancılığım teorik ütopizmi ile tamamlayan Emile Girardin’in– İngiltere Bankası ve Fransa Bankası gibi tekelci bankalarla olan karşıtlığı İskoçya’da bulmamaları, tersine bunu, banka sisteminin gerekli devlet anlaşmaları sonucu ancak varsayımsal olarak serbest olduğu, bankaların serbest rekabetinin değil, tekelci bankaların federatif sisteminin var olduğu Birleşik Devletler’de aramaları dikkat çekicidir. Kuşkusuz İskoçya bankacılığı [sayfa 63] ve para sistemi, dolaşım canbazlarının hayalleri bakımından en tehlikeli engeldi. Altın ya da gümüş paranın değerinin (iki kat daha yasal bir ayarda madeni para olmadığı yerde), göreli değerin geri kalan tüm metalara göre değiştikçe düştüğü söylenmez. Neden? Çünkü bunlar, kendi kendilerinin değer belirleyicisidir; çünkü bunların üstündeki rakam bir değerin rakamı değildir, yani üçüncü bir metaya göre değerleri biçilmez, tersine yalnız kendi maddelerinin bölünemeyen parçalarını anlatır; 1 İngiliz altın lirası = şu ve bu ağırlıkta bir altın miktarı. Öyleyse altın, tek basma kesin bir değeri ifade ettiği için değil, para olarak hepsinin hiçbir değer ifade etmediği, kendi maddesinin belli bir oranım, kendi niceliksel belirliliğini anlattığı, üzerinde gösterdiği için nominal olarak değer yitirici özellikte değildir. (Altın ve gümüş paranın bu belirleyici özelliğinin son aşamada her paranın değişmez bir özelliği olup olmadığı ileride daha geniş olarak araştırılacaktır.) Metal paranın bu nominal değer yitirmezliğine aldanan Darimon ile ortakları, yalnız bunalımlarda kendini gösteren bir tarafı görüyorlar: Altın ve gümüşün geri kalan hemen tüm mallara karşı değer kazanmasını; öteki tarafı, altın ve gümüşün ya da paranın geri kalan tüm metalara karşı (belki emek dışlanabilir, o da her zaman değil) gönenç dönemi denilen dönemlerde, fiyatların20 geçici olarak genellikle yükseldiği dönemlerde değer yitirmesini görmüyorlar. Metal paranın (ve ona dayanan tüm para çeşitlerinin) bu değer yitirmesi bunların değer kazanmasından her zaman önde geldiği için, adı geçen kişilerin sorunu tersine koymaları gerekir: dönemsel olarak yinelenen para değeri yitiminin önüne geçilmesi (onların dilinde metaların paraya karşı olan ayrıcalıklarının kaldırılması). Son bir anlatım biçimi ile sorun hemen çözülebilirdi: Fiyatların yükselmesini ve düşmesini ortadan kaldırmak. Bu demektir ki, fiyatları ortadan kaldırmak. Başka bir anlamı da, değişim-değerini ortadan kaldırmak. Bu sorun, toplumun ||10| burjuva örgütlenmesine tekabül eden değişimi anlatir, bunun ortadan kaldırılması demektir. Bu sonuncu sorun, burjuva toplumun ekonomik bakımdan devrimden geçirilmesidir. Sorunu bu açıdan ele alınca, burjuva toplumun körü yanının banka “değişmeleri” yoluyla ya da rasyonel bir “para sisteminin” kurulmasıyla düzelemeyeceği daha başlangıçta anlaşılır.
      O halde konvertiblite –yasal olsun olmasın– üstündeki rakamın bir değer imi haline getirdiği yani nicelik olarak üçüncü bir metaya eşit olan her paraya karşı öne sürülen bir istem olarak kalır. Bu eşitlik, daha şimdiden, tersi konumu, eşitsizlik olasılığını içerir; konvertiblite, karşıtını, konvertibl-olmamayı içerir; değer düşmesi, değer kazanılmasını, Aristo’nun diyebileceği gibi, dunamei21* içerir. Örneğin diyelim ki, İngiliz [sayfa 64] altın lirası metrenin belli uzunluk için oluşu gibi, bir ons altının x payında kısmı için salt bir onur adı (hesap kavramı) olan İngiliz altın lirası adını taşımakla kalmıyor; bunun için gene diyelim ki, x saat emek-zamanı deniyor. Gerçekte 1/x ons altın, maddeleşmiş, nesneleşmiş olarak 1/x saat emek-zamanı demektir. Ama altın geçmiş emek-zamanı, belli emek-zamanıdır. Bunun üstündeki rakam, belli oranda işi kendisinin ölçütü haline getirebilirdi. Böyle bir durumda bir altın liranın x saat emek-zamanına karşılık konvertibl olması, onu her an satın alabilmesi gerekir: Daha çok ya da daha az satın alabilme durumunda ise, değerinin artmış ya da azalmış olması gerekir. Bu son durumda konvertiblitesi son bulmuş demektir. Değer belirleyici olan, ürünlerde yer almış emek-zamanı değil, o an için gerekli emek-zamanıdır. Altın liranın kendisini ele alalım: Bu lira 20 saatlik emek-zamanının ürünü olsun. Diyelim ki, bazı nedenler dolayısıyla daha sonra bir altın lira üretmek için 10 saat gereklidir. Üstündeki rakamın, liranın 20 saat çalışma süresine eşit olduğunu anlattığı altın lira bu kez yalnız 10 saatlik çalışma süresine eşittir, çünkü 20 saat çalışma süresi 2 altın liraya eşittir. 10 saat emek gerçekte 1 altın liraya karşılık değişilir. O halde 1 altın lira, artık 20 işsaatine karşılık değişilemez. Üstünde değer gösteren bir rakamın oluşmadığı altın para, yani x işsaati, başka bir paraya göre ve özellikle şimdiki altın paraya göre daha büyük dalgalanmalara uğrayabilirdi; altının altına karşı yükselememesinden ya da düşememesinden dolayı değil (kendi kendine karşı eşit kalır), belki de belli bir orandaki altında bulunan geçmiş emek-zamanının sürekli olarak şimdiki canlı emek-zamanına karşı değer yükselmesi ya da düşmesi gerektiği için. Bunu konvertibl halde tutmak için işsaati verimliliğinin değişmez olarak korunması gerekirdi. Hatta üretim maliyetinin durmadan düştüğü, canlı emeğin durmadan daha verimli hale geldiği, böylece ürünlerde nesneleşen emek-zamanının sürekli olarak değer yitirdiği yolundaki genel ekonomik yasaya göre, bu altın, emek parasının kaçınılmaz yazgısı sürekli değer yitirme bile olabilirdi. Bu sakıncayı önlemek için, altının işsaati rakamını taşımaması, Weitling’in22, ondan önce İngilizlerin ve ondan sonra da Fransızların, bu arada Proudhon ve ortaklarının önerdiği gibi, kağıt paranın, salt bir değer iminin bu rakamı taşıması gerektiği söylenebilir. Bu durumda, kağıdın kendisinde temsil edilen emek-zamanı, banknotların kağıt değeri kadar düşük ölçüde anlatılmış olur. Bunların biri salt işsaatlerinin temsilcisi, öteki de altın ya da gümüşün temsilcisi olabilir. İşsaati daha verimli olursa, onu temsil eden23* kağıt parçası, alım gücünü artırır ya da, şimdi bir [sayfa 65] 5 liralık banknotun, altının göreli değerinin öteki metalarla karşılaştırılınca yükselmesine ya da düşmesine göre daha çok ya da daha az satın alması gibi, bunun tersi olur. Altın emek parasının sürekli bir düşüş içinde bulunduğunu anlatan yasa gereğince, kağıt emek parasının, sürekli bir yükseliş durumunda bulunması gerekirdi. İşte bizim istediğimiz de budur. İşçi, şimdi emeğinin yabancı zenginliği ile ilişki içinde kendi değer kaybını yaratacak yerde, emeğinin yükselen verimliliğinden sevinç duyacaktır. Sosyalistler de öyle. Ama ne yazık ki, burada bazı küçük güçlükler ortaya çıkıyor. İlkin: Bir kez parayı öne sürüyorsak, isterse bu yalnız saat hesabını gösteren bir pusla olsun, bu paranın birikimini, bu para biçimi altında gelebilecek sözleşmeleri, tahvilleri, değişmez vergileri vb. varsaymak zorundayız. Biriken puslalar sürekli olarak değer kazanacaktır; yeni verilenler de. Böylece bir yandan emeğin artan verimliliği işçi olmayanların yararına olacak, öte yandan da daha önce anlaşmaya bağlanan borçlar, emeğin çoğalan verimliliği ile yanyana gidecektir. Eğer dünyada her şeye yeniden başlanabiliyorsa ve gelen yükümlülükler cansız belirli bir miktar altınla ödenebiliyorsa, altın ya da gümüşün değerinin düşmesi ya da yükselmesi hiç önemli değildir. Altın değerindeki dalgalanmalar sürekli olmamıştır. Burada önemli olan işsaati-puslası ve işsaatinin üretkenliğidir.
      Burada araştırılması gereken nokta, işsaati puslasının konvertiblitesidir. Başka bir noktaya atlarsak, gene aynı hedefe varırız. Henüz erken olmakla birlikte, işsaati puslasının temelinde yatan ve Proudhon’un dolaşım teorisinin onun genel teorisine –değerin ||11| belirlemesi teorisine– bağlanmasındaki derin gizemi görebilmemizi sağlayan yanılsamalar konusunda bazı şeyler söylenebilir. Aynı bağıntıyı örneğin Bray ve Gray’de de görüyoruz. Bunun temelinde yatan gerçek şeyin ne olabileceği ilerde araştırılacaktır (önceden, sırası gelmişken: banknotlar salt alfana dayalı poliçeler olarak gözönünde tutulursa, yerine geçecekleri sanılan altın-para miktarı üzerinden, değer kaybına uğramaksızın asla piyasaya çıkarılamazlar. Üç değişik alacaklıya aynı 15 lira üzerinden altın olarak çıkardığım 15 liralık üç poliçe, gerçekte her biri 15/3 = 5 lira olan bir poliçedir. Bu banknotların her biri o halde daha başlangıçta %331/3 değer kaybına uğramış olur.).
      Tüm metaların (emek de bunlar arasında) değeri (gerçek değişim-değeri), bunların üretim maliyeti ile, başka bir deyişle, bunların meydana getirilmesi için gerekli olan emek-zamanı ile belirlenir. Fiyat, bunların para olarak gösterilen değişim-değeridir. Metal paranın (ve ondan tanımlanmasını alan kağıt paranın ya da kredi parasının) yerine, tanımlamasını bizzat emek-zamanından alan emek parasının konması, metaların gerçek değerinin (değişim-değerinin), nominal değerinin, fiyatlarının, para değerinin yerine geçmiş olur. Gerçek değerin ve nominal [sayfa 66] değerin, değerin ve fiyatın eşitlenmesi. Ancak bu, değer ile fiyatın yalnız nominal bakımdan farklı olması koşulu ile sağlanabilir. Böyle bir durum ise asla sözkonusu değildir. Metaların emek-zamanı ile belirlenmiş değeri, onların yalnız ortalama değeridir. Dışsal bir soyutlama olarak kendini gösteren bir ortalamadır; ama bir çağın ortalama değeri olarak bulunuyorsa, örneğin 1 pound kahve bir şilin ise, diyelim ki yirmibeş yıllık kahve fiyatlarının ortalaması olarak çıkarılıyorsa. Ancak bu ortalama, aynı zamanda devindiren bir güç ve belirli bir çağ süresince meta fiyatlarının geçirdiği dalgalanmaları canlandıran ilke olarak kabul ediliyorsa tamamıyla gerçektir. Bu gerçek, yalnız teorik bir önem taşımakla kalmaz: Olasılık hesabı hem bu hesap için dalgalanmanın merkezi olarak sözkonusu orta ortalama fiyatlardan, hem de bu merkezin üstünde ya da altındaki dalgalanmanın ortalama yüksekliklerinden ve ortalama düşüklüklerinden çıkan tüccar spekülasyonunun temelini oluşturur. Metanın piyasa değeri, bu ortalama değerden her zaman farklıdır ve her zaman ya bunun üstündedir ya da altındadır. Piyasa değeri, gerçek değere göre, sürekli dalgalanmalar yoluyla, üçüncü bir değer olarak gerçek değerle benzeşme yoluyla değil, sürekli olarak kendi kendine benzememe yoluyla (Hegel’in diyebileceği gibi, soyut özdeşlik yoluyla değil, yadsımanın, yani gerçek değerin yadsınması olarak kendi kendinin yadsınmasının sürekli yadsınması yoluyla) dengelesin Gerçek değerin kendisinin de –piyasa fiyatının dalgalanmalarına egemen bulunmasından bağımsız olarak (bu dalgalanmaların yasası olarak bunun dışında)–, kendi kendini yadsıdığını ve metaların gerçek değerini kendi belirlemesi ile sürekli olarak çelişkiye soktuğunu, var olan metaların gerçek değerini düşürdüğünü ya da yükselttiğini, Proudhon’a karşı yazdığım broşürde gösterdim.24 Bu yüzden burada aynı konu üzerinde daha fazla durulmayacaktır. Öyleyse fiyat değerden yalnızca nominalin gerçekten ayırdedilmesi olarak değil, yalnızca altın ve gümüşte tanımlanmasıyla değil, ama ikincisi [değer], birincisinin [fiyatın] izlediği hareketlerin yasası olarak belirdiği için, ayırdedilir. Ama bunlar sürekli olarak farklıdır ve hiçbir zaman çakışmazlar, ya da tamamıyla raslansal ve ayrıksın olarak çakışırlar. Meta fiyatı sürekli olarak meta değerinin üstünde ya da altındadır, meta değerinin kendisi ancak meta fiyatlarının iniş ve çıkışları içinde vardır. Talep ve arz sürekli olarak meta fiyatlarını belirler; onlar [meta değeri ve meta fiyatı] hiçbir zaman çakışmaz ya da ancak raslansal olarak çakışırlar. Ama üretim maliyeti, kendi açısından, talep ve arz dalgalanmalarım belirler. Bir metanın fiyatının, piyasa değerinin ifade edildiği [sayfa 67] altın ya da gümüş de, bizzat birikmiş emeğin belirli bir miktarı, maddeleşmiş emek-zamanının belirli bir miktarıdır. Metanın üretim maliyetinin, allın ve gümüşün üretim maliyetinin aynı kalması koşuluyla, bunların piyasa değerinin yükselmesi ya da düşmesi, piyasada, bir meta = x emek-zamanına > ya da < x emek-zamanına sürekli olarak komuta etmesinden, emek-zamanı ile belirlenmiş ortalama değerin üstünde ya da altında bulunmasından başka bir şey değildir. Saat-puslacılarının ilk temel yanılması, gerçek değer ile piyasa değeri, değişim-değeri ile fiyat arasındaki nominal farklılığı kaldırarak –bu demektir ki, değeri, emek-zamanının belirli bir nesneleşmesi, diyelim ki altın ve gümüş olarak değil, bizzat emek-zamanı olarak ifade ederek– fiyat ile değer arasındaki gerçek farkı ve çelişkiyi de ortadan kaldırmalarında toplanıyor. Böylece, saat -puslası sisteminin yalnızca kabul edilmesinin bile tüm bunalımları, burjuva üretimin tüm kötü yanlarını nasıl bir yana attığı kendiliğinden anlaşılıyor. Metaların para fiyatı = bunların gerçek değeri; talep = arz; üretim = tüketim; aynı zamanda para kaldırılmış ve bir kenara konmuştur; ürünü meta olan, metada maddeleşen emek-zamanının, bu emek-zamanının karşılığı olan paranın, değerinin simgesi biçiminde saat-puslalarında üretmesi için yalnızca belirtilmesi yeterlidir. Böyle olunca her meta para olarak doğrudan dönüştürülmüş olur ve altın ile gümüş de tüm öteki metaların düzeyine indirilmiş olurlar.
      Değişim-değeri ile fiyat –ortalama fiyatın ve kendisinin ortalamasını meydana getirdiği fiyatların– arasındaki çelişkinin, büyüklüklerle bunların ortalama büyüklüğü arasındaki farkı birbirleri arasındaki salt adlandırma farkını ortadan kaldırarak, ||12| böylece 1 pound ekmek 8 penidir yerine, 1 pound ekmek = 1/x işsaati demekle ortadan kalkma-dığını açıklamaya gerek yoktur. Tersine, 8 peni = 1/x işsaati ise, bir pound ekmekte maddeleşen emek-zamanı, 1/x işsaatinden daha çok ya da daha az ise, değer ile fiyat arasındaki fark, değerin ölçüsü aynı zamanda fiyatın anlatıldığı öğe olduğu zaman, bunların altın ya da gümüş fiyatında gizli bulunan farkını zorla ortaya çıkarmaz. Bundan sonsuz bir denklem ortaya çıkabilir. 1/x işsaati (8 penide içerilen ya da bir pusla ile ifade edilen) ><1/x işsaati (bir pound ekmekte içerilen).
      Ortalama emek-zamanını temsil eden saat-puslası, hiçbir zaman gerçek emek-zamanına tekabül etmez ve asla onunla değişilemez. Bu demektir ki, bir metada nesneleşmiş emek-zamanı, eşit bir nicelikte emek-paraya asla komuta edemez ve tersi, ama piyasa değerlerinin her dalgalanışının altın ve gümüş fiyatlarının yükselmesinde ve düşmesinde şimdi ifade edildiği gibi, daha az ya da daha çok nicelikte emek-paraya komuta eder.
      Metaların, saat-puslalarına karşı daha önce sözünü ettiğimiz sürekli [sayfa 68] değer kaybı –uzun dönemlerde–, emek-zamanının yükselen verimliliği yasasından, göreli değerde, bu değerin doğasında var olan ilke, emek-zamanı yoluyla meydana gelen bozukluklardan ortaya çıkmıştı. Saat-puslalarının şimdi sözünü edeceğimiz konvertibl-olmaması, gerçek değer ile piyasa değeri, değişim-değeri ile fiyat arasındaki konvertibl-olmayışın başka bir anlatımından başka bir şey değildir. Saat-puslası, tüm metaların tersine, ideal bir emek-zamanını temsil ediyordu. Bu ideal emek-zamanı, bazan daha çok, bazan daha az gerçek emek-zamanına karşı değiştirilebiliyor ve puslada ayrı, kendine özgü, bu gerçek eşitsizliğe uygun bir varlık kazanıyordu. Genel eşdeğer, dolaşım aracı ve metaların ölçüsü, bunların karşısına bireyselleşmiş olarak, kendi yasalarına uyarak, yabancılaşmış halde, yani gerekli hizmetleri yapmaksızın şimdiki paranın tüm özellikleri ile birlikte çıkabilirdi. Ama o zaman, metaların, emek-zamanının bu nesneleşmiş oranlarının karşılaştırıldığı aracın üçüncü bir meta değil de, kendi kendinin değer ölçüsü, emek-zamanı olmasıyla kargaşa daha büyük bir boyuta girebilir. 3 saatlik emek-zamanının nesneleşmesi olan a metası = 2 işsaati puslası; 3 saatlik aynı işsaatinin nesneleşmesi olan b metası = 4 işsaati puslası. Gerçekte bu çelişki, kapalı biçimde, para fiyatlarında ifade edilmiştir. Fiyat ile değer arasında, ürünü meta olan emek-zamanı ile ölçüldüğünde, meta ile metanın çevrilebildiği emek-zamanının ürünü arasındaki fark, metanın gerçek değişim-değerinin ifade ettiği ölçü olarak üçüncü bir metayı gerektirir. Fiyat değere eşit olmadığı için, değer belirleyici öğe –emek-zamanı– fiyatların ifade edildiği öğe olamaz; çünkü emek-zamanı, aynı zamanda hem belirleyici ve hem belirlemeyen, kendi kendisinin hem eşit ve hem de eşit olmayan parçası olarak kendi kendini ifade edemez. Emek-zamanı değer ölçüsü olarak ancak ideal nitelikte var olduğu için, fiyatların karşılaştırılma konusu olarak iş göremez. (Burada aynı zamanda, değer ilişkisinin parada maddi ve özel bir varlığa nasıl ve niçin kavuştuğu aydınlığa çıkıyor. Bu konu ileride açıklanacaktır.) Fiyat ile değer arasındaki fark, değerlerin fiyat olarak, kendi ölçülerinden başka bir ölçüye vurulmasını gerektirir. Değerden farklı olarak fiyatın para fiyatı olması gerekir. Burada, fiyat ile değer arasındaki nominal farkın bunların gerçek değeri ile koşullandığı ortaya çıkıyor.

[Paranın Doğuşu ve Özü]


      a metası = 1 şilin (yani = 1/x gümüş); b metası = 2 şilin (yani 2/x gümüş). Bu yüzden b metası, a metası değerinin iki katına eşittir, a ile b arasındaki değer ilişkisi, her ikisinin üçüncü bir metanın bir parçasına, bir değer ilişkisine karşı değil, gümüşe karşı değişildiği oranla [sayfa 69] anlatılmıştır.
      Her meta (ürün ya da üretim aleti) = belirli bir emek-zamanının nesneleşmesi. Metanın değeri, kendisinin başka metalara karşı değişildiği ya da başka metaların ona karşı değişildiği oran, metada gerçekleşmiş emek-zamanı miktarına eşittir. Meta, örneğin 1 saat emek-zamanına eşitse, 1 saat emek-zamanının ürünü olan tüm öteki metalar-la değişilebilir. (Bütün bu düşünceler, değişim-değerinin piyasa-değerine, gerçek değerin fiyata eşit olması koşulu ile sözkonusudur.) Metanın değeri, metanın kendisinden farklıdır. Değer (değişim-değeri) yalnız değişim durumunda (gerçek ya da tasarlanmış) metadır; değer genel olarak metanın yalnız değişebilme yeteneği değil, aynı zamanda özgül değişilebilirliğidir. Aynı zamanda, metanın başka metalarla değişildiği ilişkinin göstericisi, metanın daha üretim sırasında başka metalarla (maddeleşmiş emek-zamanı ile) değişildiği ilişkinin göstericisidir; metanın nicel bakımdan belirlenmiş ||13| değişilebilirliğidir. Metalar, örneğin bir elle pamuk ve bir ölçü yağ, pamuk ve yağ olarak gözönünde tutulunca, doğal olarak değişiktirler, değişik özelliklere sahiptirler, değişik ölçülerle ölçülürler, karşılaştırılamazlar. Değer olarak tüm metalar nitel bakımdan eşittir ve yalnız nicel bakımdan değişiktirler, böylece karşılıklı olarak ölçülürler ve belirli nicel ilişkiler içinde başkasının yerini alırlar (birbirleriyle değişilebilir, karşılıklı konvertibl). Değer, metaların toplumsal ilişkisi, ekonomik niteliğidir. Belli bir değere sahip bir kitap ve aynı değere sahip bir ekmek birbiriyle değişilebilirler, yalnız farklı bir malzeme içinde, aynı değerdedirler. Değer olarak, meta, aynı zamanda, belli bir ilişki içindeki tüm öteki metalar için eşdeğerdir. Değer olarak meta eşdeğerdir; eşdeğer olarak metanın tüm doğal özellikleri metada kaybolmuştur. Meta bundan sonra öteki metalarla hiçbir nitel özel ilişki içinde değildir. Tersine hem genel temsilci olarak genel ölçüdür, hem de tüm öteki metaların genel değişim aracıdır. Meta değer olarak paradır. Ama meta, ya da ürün, ya da üretim aleti, değer olarak kendi kendinden farklı olduğu için, değer olarak meta da ürün olarak kendi kendinden farklıdır. Değer olarak özelliği, aynı zamanda kendi doğal varlığından farklı bir varlık kazanabilir, kazanması da gerekir. Niçin? Çünkü değer olarak metalar yalnız nicel bakımdan birbirinden farklı olduğundan, her metanın nitel bakımdan kendi değerinden farklı olması gerekir. Bu yüzden metanın değerinin de nitel bakımdan kendisinden ayırdedilebilen bir varlığa sahip olması gerekir. Gerçek değişimde bu ayrılabilirlik gerçek ayrılma olmak zorundadır, çünkü metaların doğal farklılığı onların ekonomik eşdeğeri ile çelişkiye düşmek zorundadır ve her ikisi ancak, metanın çifte varlık kazanmasıyla yanyana varolabilir; doğal varlığı yanında, metanın yalın bir simge olduğu saf bir ekonomik varlığı, üretim ilişkisi için [sayfa 70] bir harf, kendi değeri için yalın bir simge olan ekonomik varlığı vardır. Değer olarak her meta aynı ölçüde bölünebilir; ama doğal varlığı içinde bu özellikte değildir. Değer olarak, ne kadar çok metamorfozlardan ve varoluş biçimlerinden geçmiş olursa olsun, hep aynı kalır. Gerçekte metalar yalnız, benzer olmadıkları ve çeşitli gereksinim sistemlerine ait oldukları için değişilirler. Değer olarak meta geneldir, gerçek meta olarak bir özelliktir. Değer olarak her zaman değişilebilir; gerçek değişimde ise yalnız özel koşullan yerine getirince değişilebilir. Değer olarak metanın değişilebilirliğinin ölçüsü kendi kendisi ile belirlenir. Bu değişim-değeri de, metanın başka metaların yerini aldığı ilişkiyi anlatır. Gerçek değişimde, meta, yalnız, doğal özellikleriyle bağıntılı olan ve değişim yapanların gereksinimlerine uygun düşen nicelikler olarak değişilebilir. (Kısacası, paranın ayrı özellikleri olarak sayılan tüm özellikler, değişim-değeri olarak metanın özellikleridir; ürün olarak değerden farklı biçimde değer olarak ürünün özellikleridir.) (Metanın değişim-değeri, metanın kendisinin yanında özel varlık olarak paradır; bu biçim içinde tüm metalar birbirine benzer, birbiriyle karşılaştırılır, biribiriyle ölçülürler; bu biçim içinde tüm metalar çözüşürler, böylece bütün metalar çözüşürler; genel eşdeğerdirler.) Her an, hesap yaparken, defter tutarken vb., metaları değerin simgelerine çeviririz, yalın değişim-değerleri olarak saptarız, onları kendi maddesinden ve tüm doğal özelliklerinden soyutlarız. Kağıt üzerinde, kafamızda, bu metamorfoz yalın bir soyutlamayla oluşur; ama gerçek değişimde gerçek bir aracılık, bu soyutlamayı gerçekleştirecek bir araç gereklidir. Doğal özellikleriyle, meta, sürekli olarak hem değişilemez, hem de başka herhangi bir metaya karşılık değişilemez; kendi kendisiyle doğal özdeşlik içinde değildir; tersine, kendi kendisinden başka türlüdür, kendine benzemeyen bir şey olarak, değişim-değeri olarak ortadadır. Metayı, önce, bu değişim-değerini başkaları ile karşılaştırmak ve onlarla değişmek için değişim-değerine çevirmemiz gerekir. En ilkel değişimle alışverişte, iki meta birbirine karşılık değişiliyorsa, önce bunların her biri, metaların değişim-değerini ifade eden bir simgeye, örneğin Batı Afrika kıyılarındaki bazı zencilerde olduğu gibi, onlar [mallar] = x çubuk simgesiyle ifade edilir. İki metadan biri = 1 çubuk, öteki = 2 çubuk. Bu ilişki içinde metalar değişilir. Metalar önce kafada ve dilde çubuklara çevrilir, sonra birbirleriyle değişilirler.25 Değişilmeden önce değerleri biçilir ve değer biçmek için de birbirleriyle belirli sayı ilişkileri içine sokulmaları gerekir. Metaları böyle sayı ilişkileri içine sokmak ve ölçülebilir hale getirmek için aynı tanımlamayı (birimi)26* [sayfa 71] almaları gerekir. (Çubuğun yalnız tasarımsal bir varlığı vardır, bunun gibi ancak özel bir cisimleşmeye soyutlama yoluyla kavuşur, sonradan gene bireysellik kazanabilir.) Değişim sırasında bir değerin ötekine göre fazla olan tarafını karşılamak için, bilançonun kapatılması için, günümüzde uluslararası ticarette olduğu gibi, en ilkel değişimle alışverişte ödemenin para üzerinden yapılması gerekli olur.
      Ürünler (ya da etkinlikler) yalnız meta olarak değişilebilir; değişimde metalar bile ancak değer olarak vardır; onlar, ancak bu değerlerle karşılaştırılırlar. Bir metre bez ile değiştirebileceğim belirli ağırlıkta ekmeği belirlemek için, önce bir metre bezi değişim-değerine eşit hale getiririm; yani onu 1/x emek-zamanına eşitlerim. Bunun gibi bir kilo ekmeği = değişim-değeri =1/x ya da 2/x vb. emek-zamanı durumuna koyarım. Metaların her birini bir üçüncü terimle eşitlerim; yani, ||14| kendi kendilerine eşitsizleştiririm. Her iki metadan farklı olan bu üçüncü, bir ilişkiyi ifade ettiği için, önce kafada, ilişkilerin saptanmaları gerektiği zaman davranış gösteren öznelerden farklı olarak nasıl düşünülebileceği tasarlamasında vardır. Bir ürün (ya da etkinlik) değişim-değeri haline gelerek, yalnızca belirli bir nicel ilişkiye, –öteki metadan hangi niceliğin ona eşit olduğunu, onun eşdeğerini ifade eden bir sayıya ya da hangi ilişki içinde ürünün öteki metaların eşdeğeri olduğunu gösteren bir sayıya– bir ilişki sayışma dönüşmüş olmakla kalmaz, aynı zamanda ürünün, her iki metanın adlandırılan büyüklükte olması, aynı birimde olması, yani ölçülebilir olması için, nitel bakımdan değişmesi, başka bir öğeye çevrilmesi de gerekir. Meta, ilkin emek-zamanına, böylece de nitel bakımdan kendisinden farklı bir şeye çevrilmesi gerekir (nitel bakımdan farklı), çünkü 1) meta, emek-zamanı olarak emek-zamanı değildir, maddeleşmiş emek-zamanıdır; emek-zamanı hareket biçiminde değil, hareketsizlik biçimindedir; süreç biçiminde değil, sonuç biçimindedir; 2) meta genel olarak yalnız düşüncede var olan emek-zamanının nesneleşmesi değil (yalnız kendi niteliğinden ayılmış, yalnız nicel olarak farklı emek bile böyledir), doğal olarak belirli, nitel olarak başka emeklerden farklı, belirli bir emeğin belirli sonucudur; sonradan belirli büyüklükte emek-zamanına belirli emek büyüklüğü olarak, başka büyüklüklerde emek-zamanı ile, başka emek büyüklükleri ile karşılaştırılmak için çevrilmesi gerekir. Yalın bir karşılaştırma –ürünlere bir değer biçme– için, değerlerinin kavramsal olarak belirlenmesi için, bu değiştirmeye zihinsel olarak girişilmesi yeterlidir (ürünün açıkça üretimin nicel ilişkilerinin ifadesi olarak varolduğu bir değiştirme). Metaları karşılaştırmak için bu soyutlama yeterlidir; gerçek değişimde ise soyutlamanın gene nesneleşmesi, [sayfa 72] simgeleşmesi, bir im yoluyla gerçekleşmesi gerekir. Bu gerekliliğin ortaya çıkrığı durumlar şunlardır: 1) daha önce söylediğimiz gibi, değişilecek metaların biri ve öteki düşüncede ortak büyüklük ilişkilerine, değişim-değerine çevrilir ve böylece biribirlerine karşı değerleri biçilir. Ama gerçekten değişileceklerse, o zaman bunların doğal özellikleri, değişim-değerleri salt adlandırılan sayılar olarak belirlenmeleri ile çelişkiye girer. İstenildiği gibi bölünebilir nitelikte değildirler vb.. 2) Gerçek değişimde her zaman özel metalar özel metalarla değişilir ve her metanın değişilebilirliği, değişilebilir olduğu ilişki gibi, yerel ve zamansal koşullara vb. bağlıdır. Metanın değişim-değerine dönmesi ise onları başka bir belirli metaya eşit yapmaz, ama onların eşdeğer olarak ifadesidir, tüm öteki metalarla değişilebilme ilişkisini ifade eder. Kafada tek bir anda yapılan bu karşılaştırma, ancak gerçeklik içinde, gereksinimle belirlenmiş, belirlenmiş bir çember içinde ve ardarda gerçekleşir. (Örneğin 100 talerlik bir geliri, gereksinimlerime göre, ardarda, toplamı = 100 taler değişim-değeri olan bir dizi metanın tümüyle değişirim.) Öyleyse, metayı bir anda değişim-değeri olarak gerçekleştirmek ve ona değişim-değerinin genel etkisini kazandırmak için, özel bir meta ile değişimi yeterli değildir. Kendisi özel bir meta olmayan, meta olarak metanın, metanın kendi değişim-değerinin simgesi olan üçüncü bir nesneyle değişilmesi gerekir. Dolayısıyla böylece temsil edilen emek-zamanıdır, emek-zamanının bölünebilir bir kısmını temsil eden bir kağıt ya da deri parçasıdır deriz. (Böyle bir simgenin herkesçe tanınması gerekir; bu, yalnızca toplumsal bir simge olabilir; gerçekte, o, ancak toplumsal bir ilişkiyi açıklar.) Bu simge, emek-zamanının bölünebilir kısımlarım temsil eder; birbirleri arasında değişim-değerlerinin bütün ilişkilerini, basit aritmetik düzenleşimle açıklamaya elverişli olan böyle bölünebilir kısımlara bölünmüş değişim-değerini temsil eder. Bu simge, değişim-değerinin bu maddi imi, bizzat değişimin bir ürünüdür; a priori27* tasarlanmış bir düşüncenin uygulaması değildir. (Gerçekte, değişim aracı olarak kullanılan meta, paraya, bir simgeye, yavaş yavaş çevrilir; bu iş olur olmaz, aynı şeyin simgesi yeniden onun yerine geçer. Artık meta, değişim-değerinin bilinçli bir imi haline gelir.)
      Öyleyse, süreç basittir: ürün, meta haline, yani değişimin yalın anı haline gelir. Meta, değişim-değerine dönüşür. Değişim-değeri olarak kendi kendini ona eşit yapmak için, değişim-değeri olarak metayı temsil eden bir imle değişilir. Meta, böyle simgeleşmiş değişim-değeri olarak, belirli oranlara göre başka herhangi bir meta ile değişilir. Ürünün meta, metanın değişim-değeri olmasıyla, ürün, zihinsel olarak çifte varlık kazanır. Bu kavramsal ikileme olgusu, metanın gerçek [sayfa 73] değişiminde ikili görünür (ve bu, zorunlu bir süreçtir): bir yandan doğal ürün olarak, öte yandan değişim-değeri olarak. Yani, metanın değişim-değeri, maddi olarak metadan ayrılmış bir varlığa kavuşur.
      ||15| Öyleyse ürünün değişim-değerinde belirlenmesi, zorunlu olarak, değişim-değerinin üründen ayrılmış, farklı bir varlık kazanması sonucunu da doğurur. Metaların kendilerinden ayrılmış ve bizzat kendisi bunların yanında meta olarak varolan değişim-değeri, paradır. Değişim-değeri olarak metanın tüm özellikleri, metadan farklı, onun doğal varoluş biçiminden ayrılmış toplumsal bir varlık biçimi olarak parada, kendini gösterir. (Bunu daha genişçe kanıtlamak için, paranın olağan özellikleri tek tek sayılır.) (Bu simgenin anlatıldığı malzeme, tarihsel bakımdan çok değişik olarak ortaya çıksa da, hiçbir zaman önemsiz değildir. Toplumun gelişmesi, simge ile birlikte ona yavaş yavaş uygun hale gelen malzemeyi de ortaya çıkarır. Sonradan ise yeniden bu malzemeden kurtulmaya çalışır; bir simge, eğer keyfî değilse, dile getirildiği malzemede belirli koşullar bulunmasını gerektirir. Örneğin sözcükler için alman imlerin bir tarihi, harflerin yazılışı vb. vardır.) Böylece ürünün değişim-değeri, ürünün yanında parayı üretir. Özel metaların yanında paranın varlığından ileri gelen karışıklıkların ve çelişkilerin, paranın biçimini değiştirerek ortadan kaldırılması nasıl olanaksız ise (paranın daha ilkel biçimine ait olan güçlükler, daha ileri bir biçim verilerek giderilebilirse de), değişim-değeri, ürünlerin toplumsal biçimi olarak kaldığı sürece, paranın kendisini ortadan kaldırmak olanaksızdır. Çözümü olanaksız sorunlar ortaya koymamak ve para reformlarının dolaşım değişikliklerinin üretim ilişkileri ile bunlara dayalı toplumsal koşullan yeniden biçimlendirebildiği sınırları tanımak için, bunu açıkça görmek gereklidir.
      Paranın özellikleri, 1) metaların değişim ölçüsü olarak; 2) değişim aracı olarak; 3) metaların temsilcisi olarak (bundan dolayı da sözleşmelerin konusu olarak); 4) özel metalar yarımda genel meta olarak yalnızca, metaların kendilerinden ayrılmış ve nesneleşmiş değişim-değerini belirlemesinden ortaya çıkar. (Tüm öteki metalara karşı genel meta, metaların değişim-değerinin cisimleşmesi olarak paranın özelliği, aynı zamanda onu sermayenin gerçekleştirilmiş ve her zaman gerçekleştirilebilir biçimi yapar; sermayenin her zaman geçerli bir görünüş biçimi olmak, altın ve gümüş sıkıntısında ortaya çıkan bir özelliktir; bu, tarihsel bakımdan sermayenin önce yalnız para biçiminde ortaya çıkmasını sağlar; sonunda para ve faiz ve bu sonuncusu üzerinde yaptığı etki arasındaki bağları açıklar.)
      Üretim, her üreticinin kendi metasının değişim-değerine bağımlı olması biçiminde ne kadar çok biçimleşirse, yani ürün ne kadar çok gerçek değişim-değeri olur ve değişim-değeri üretimin doğrudan [sayfa 74] konusu durumuna gelirse, para ilişkilerinin öylesine gelişmesi, bu arada para ilişkisine, para olarak ürünün kendi kendisiyle ilişkisine özgü olan çelişkilerin de gelişmesi gerekir Değişim gereksinimi ve ürünün saf değişim-değerine dönüşmesi, işbölümü ölçüsünde, yani üretimin toplumsal karakteri ile birlikte gelişir. Ama bunun artması ölçüsünde paranın gücü de artar, yani değişim ilişkisi üreticiler karşısında dışsal olan ve onlardan bağımsız bulunan bir güç olarak yerleşir. Başlangıçta üretimin isteklendirilmesi için araç olarak görünen şey, üreticiye yabancı bir ilişki haline gelir. Üreticilerin değişime bağımlı olması gibi bir ilişki içinde, değişim onlardan bağımsız olmuş gibi görünür ve ürün olarak ürün ile değişim-değeri olarak ürün arasındaki uçurum büyüyor gibi olur. Para bu karşıtlıkları ve çelişkileri meydana getirmez; tersine, bu çelişkilerin ve karşıtlıkların gelişmesi, paranın görünüşte üstün olan gücünü meydana getirir. (Tüm ilişkilerin para ilişkilerine dönüşmesinin etkisini açıklar: ayni verginin para vergiye, ayni rantın para-ranta dönüşmesi durumunda kişisel askerî hizmetlerin paralı birliklere, genel biçimde tüm kişisel yükümlülüklerin para yükümlülüğüne dönüşmesi, patriyarkal, köle, serf ve lonca emeğinin salt ücretli emeğe dönüşmesi.)
      Ürün meta haline gelir; meta değişim-değeri haline gelir. Metanın değişim-değeri kendine özgü para özelliğidir; bu para özelliği, para olarak ondan ayrılır, tüm özel metalardan ve onların doğal varlık biçiminden ayrı toplumsal bir varlık kazanır; değişim-değeri olarak ürünün kendi kendisiyle ilişkisi, onun, kendi yanında var olan para ile ilişkisi, ya da tüm ürünlerin, onların dışında varolan para ile ilişkisi haline gelir. Ürünlerin gerçek değişimi onların değişim-değerini ürettiği gibi, değişim-değeri de parayı üretir.
      Şimdi karşımıza çıkan ilk soru şudur: Metaların yanında paranın varoluşu, bu ilişki ile birlikte var olan çelişkileri daha başlangıçta gizlemez mi?
      Birincisi: Metanın çifte varlık gösterdiği, önce değişim-değerini doğal oluş biçimi içinde düşüncel olarak (gizli biçimde) içeren belirli bir ürün olarak, ve sonra da ürünün doğal varoluş biçimiyle tüm ilişkisini yeniden kendinden uzaklaştıran gösterilmiş değişim-değeri (para) olarak varlık gösteren basit olgu, bu çifte farklı varoluş, bir farka, bu fark da karşıtlık ve ||16| çelişki ile farklılığa varmak zorundadır. Metanın ürün olarak özel doğası ile değişim-değeri olarak genel doğası arasındaki çelişki, metayı çifte biçimde ortaya koyma, birincisinde bu belirli meta olarak, ikincisinde ise para olarak koyma gerekliliğini ortaya çıkaran bu çelişki, metanın doğal özellikleriyle genel toplumsal özellikleri arasındaki aynı çelişki, daha başlangıçta, metanın bu iki ayrı varoluş biçimlerinin birbirine karşı konvertibl olmaması olanağını içerir. [sayfa 75]
      Metanın değişilebilirliği, meta yanında bir şey olarak parada, meradan değişik bir şey olarak vardır; artık doğrudan özdeş bir şey değildir. Para, metanın yanında dışsal bir şey olarak bulununca, metanın paraya karşı değişilebilirliği hemen, ortaya çıkabilen ya da çıkamayan dış koşullara bağlanır; dış koşullara feda edilir. Değişimde meta, doğal özellikleri dolayısıyla, konusu olduğu gereksinimler dolayısıyla istenir. Buna karşılık para, yalnızca değişim-değeri dolayısıyla, değişim-değeri olarak istenir. Dolayısıyla metanın, paraya dönüştürülebilir olup olmadığı, parayla değişilebilir olup olmadığı, onun yerine değişim-değerinin konulup konulamayacağı, önce değişim-değeri olarak meta ile hiçbir ilgisi olmayan ve bundan bağımsız bulunan koşullara bağlıdır. Metanın değişilebilirliği, ürünün doğal özelliklerine bağlıdır. Paranın değişilebilirliği, simgeleştirilmiş değişim-değeri olarak varoluşu ile aynı izdüşüm üzerindedir. Öyleyse metanın, ürün olarak belirli biçimi içinde değişilmemesi, para olarak genel biçimi ile eşit tutulması olanağı doğar.
      Metanın değişilebilirliğinin kendi dışında para olarak varoluşu yoluyla, meta kendisinden değişik bir şey, kendisine yabancı bir şey olmuştur. Böylece metanın önce, dışsal olarak eşit bulunmadığı şeyle eşit duruma getirilmesi gerekir.
      İkincisi: Metanın değişim-değeri çifte nitelikte, belirli meta olarak ve para olarak varolduğu gibi, değişim edimi de birbirinden bağımsız iki edime ayrılır: Metaların para karşılığında değişimi, paranın metalar karşılığında değişimi; alış ve satış. Bunlar artık uzamsal ve zamansal bakımdan birbirinden ayrı, birbirine karşı ilgisiz bir varoluş biçimi kazandıkları için, doğrudan özdeşlikleri sona erer. Birbirlerine uygun düşerler, ya da düşmezler; birbirlerini karşılayabilir ya da karşılayamazlar; birbirlerine karşı ters bir ilişki içine girebilirler. Gerçi sürekli olarak dengelenmeye çalışırlar; ama eski doğrudan benzerliğin yerine, şimdi, aynı biçimde sürekli bir eşitsizliği gerektiren sürekli bir dengeleme hareketi geçmiştir. Büyük bir olasılıkla şimdi uyumluluk, ancak en aşın uyumsuzluktan geçerek sağlanabilir.
      Üçüncüsü: Alış ve satışın ayrımı ile, değişimin uzamsal ve zamansal bakımdan birbirinden bağımsız iki edime bölünmesiyle, başka bir yeni ilişki ortaya çıkar.
      Değişimin kendisinin birbirinden bağımsız iki edime bölünmesi gibi, değişimin tüm hareketinin kendisi de değişimcilerden, metaların üreticilerinden ayrılır. Değişim için değişim, metalar için değişimden ayrılır. Üreticiler araşma bir tüccar topluluğu girer; yalnızca satmak için satın alan, yalnız yeniden satın almak için satan ve bu işlemde ürün olarak metalara sahipliği değil, yalnızca değişim-değerlerini, parayı almayı amaçlayan bir topluluk. (Salt değişim içinde, bir tüccar [sayfa 76] topluluğu oluşabilir. Ama bu topluluk, her iki tarafta yalnızca üretim fazlasını değişime sürebildiği için, genel olarak tüm önemliliği gibi, üretim üzerindeki etkisi de ikincil nitelikte kalır.) Değişim-değerinin parada bağımsızlaşması, ürünlerden kopması, değişimin (ticaretin) değişim yapanlardan kopmuş bir işlev olarak bağımsızlaşmasıdır. Değişim-değeri, mal değişiminin ölçüşüydü. Ama amacı, değişilen metanın doğrudan sahipliği, tüketilmesiydi (bu tüketim şimdi, metanın doğrudan gereksinimlerin karşılanmasına ürün olarak hizmet etmesi ya da bizzat üretim aleti olarak iş görmesi biçiminde olabilir). Ticaretin amacı doğrudan tüketim değil, para ve değişim-değerleri elde etmektir. Değişimin böyle çifte nitelik almasıyla –tüketim için değişim ve değişim için değişim– yeni bir oransızlık meydana gelir. Değişiminde, tüccarı belirleyen, yalnızca metaların alınışı ve satılışı arasındaki farktır. Ama tüketicinin, satın aldığı metanın değişim-değerini kesinlikle yerine koyması gerekir. Dolaşım, tüccar topluluğu arasındaki değişim ve dolaşımın sonu, tüccar topluluğu ile tüketiciler arasındaki değişim, karşılıklı olarak birbirini ne denli koşullandırmak zorunda olursa olsun, bambaşka yasalar ve nedenlerle belirlenmişlerdir ve birbirleriyle en büyük çelişkiye girebilirler. Bu ayrılma bile, daha şimdiden ticaret bunalımlarının olasılığını içerir. Ama üretim doğrudan ticaret için ve ancak dolaylı olarak ||17| tüketim için yapıldığında kendi payına ürettiği ölçüde de, tüketim için ticaret ve değişim arasındaki uyuşmazlığın etkisi altına girmek zorundadır. (Talep ve arz ilişkileri tamamıyla ters biçimdedir.) (O zaman para ticareti asıl ticaretten gene ayrılır.)
      Özdeyişler. (Tüm metalar, geçici paradır; para geçici olmayan metadır. İşbölümünün gelişmesi ölçüsünde, doğrudan ürün de aynı biçimde değişim aracı olmaktan çıkar. Genel bir değişim aracının yani her ürünün özel üretiminden bağımsız olan bir değişim aracının gerekliliği ortaya çıkar. Parada nesnelerin değeri, özlerinden ayrılmıştır. Para özünde tüm değerlerin temsilcisidir; pratikte, nesnenin durumu değişir ve tüm gerçek ürünler ve uğraşlar, paranın temsilcileri haline gelirler. Doğrudan değişim ticaretinde her mal her mala karşılık değişilemez, belli bir etkinlik yalnız belli ürünlere karşılık değişilebilir. Değişim ticaretinde bulunan güçlükleri yalnızca para genelleştirerek, evrensel hale getirerek ortadan kaldırabilir, özsel olarak birarada olan, zorla ayrılmış öğelerin, kendilerini, özsel olarak birarada olan şeylerin ayrılması olarak zorlu patlama yoluyla açığa çıkarmaları mutlak olarak zorunludur. Birlik zorla kurulur. Düşman öğeler bölünmeye götürür götürmez, ekonomistler özsel birliğe dikkati çeker ve bu yabancı öğeleri geri çevirirler. Onların övgülü bilgiçliği, önemli sonuca götüren her an, onların kendi belirlemelerini unutmalarından ibarettir. Ürün, [sayfa 77] doğrudan değişim aracı olarak, 1) henüz doğrudan doğal niteliğine bağlıdır, dolayısıyla, her bakımdan sınırları saptanır; örneğin bozulabilir, vb.; 2) başka birinin doğrudan bu ürüne gereksinimi olup olmamasına, ya da henüz kendi ürününe gereksinimine bağlıdır. Emeğin ürünü ve emeğin kendisi değişime bağlı olduğundan, emeğin sahibinden ayrıldığı bir an gelir. Bu ayrılmadan sonra, emeğin başka bir biçim alfanda yeniden ürüne dönmesi, raslantıya bağlıdır. Para değişime girdiği için, ürünümü genel değişim-değerine ya da genel değişim yeteneğine karşılık değişmek zorunda olduğuma göre, ürünüm genel ticarete bağımlı olur ve kendi yerel, doğal ve bireysel sınırlarından dışarı çekilmiş olur. Bu yüzden de bir ürün olmaktan çıkabilir.)
      Dördüncüsü: Değişim-değerinin parada, tüm özel metalar yanında genel meta olarak ortaya çıkması gibi, aynı zamanda böylelikle değişim-değeri parada özel meta olarak (özel bir varlığa sahip bulunduğu için) tüm öteki metaların yanında ortaya çıkar. Dolayısıyla bir uyuşmazlığın meydana gelmesi, yalnız değişimde var olduğu için, paranın genel değişim yeteneği olarak metaların özel değişim yeteneğinin karşısına çıkması, onu doğrudan ortadan kaldırması ve gene de her ikisinin sürekli olarak birbirlerine karşı konvertibl kalmaları gereği yanında; para, bizzat kendisinin özel bir meta olması (yalnızca bir im olmakla birlikte) ve böylece başka metalara karşılık değişilirken, onun genel ve koşulsuz değişilebilirliğine aykırı düşen özel değişim koşulları altına gene girmesi dolayısıyla, kendi kendisiyle ve belirlenmesiyle çelişkiye düşer. (Burada henüz belirli bir ürünün özünde yerleşik vb. olarak paradan sözedilemez.) Değişim-değeri metadaki varlığının yaranda, parada kendisi bir varlık kazanmış, özünden ayrılmıştı; çünkü bu özün doğal belirlenimi değişim-değeri olarak genel belirlenmesine aykırı düşüyordu. Değişim-değeri olarak, her meta, başka metalara eşittir (ya da ölçüştürülebilir) (nitel bakımdan, her meta, yalnızca değişim-değerinin nicel bir fazlasını ya da azım temsil eder). Bunun için metanın bu eşitliği, bu birliği, doğal farklılığından ayrıdır; ve bu yüzden parada onun hem ortak öğesi olarak, hem de onların karşısında üçüncü bir şey olarak ortaya çıkar. Ama bir yandan değişim-değeri doğal olarak, aynı zamanda metaların dışında varolduğu halde, onların özündeki bir nitelik olarak kalır; öte yandan ise para, artık metaların özelliği olarak, onların genel niteliği olarak varolmadığı için, onlardan ayrı bireyleşmiş olduğu için, öteki metaların yaranda bizzat özel bir meta olur. (Talep ve arz ile belirlenebilir; özel para çeşitlerine ayrılır vb..) Öteki metalar gibi bir meta olur ve aynı zamanda da öteki metalar gibi bir meta değildir. Para, genel belirlenmesine karşın, değişilebilen öteki şeyler yanında değişilebilir bir şeydir. Yalnızca genel değişim-değeri değildir ama aynı zamanda öteki özel değişim-değerleri [sayfa 78] yanında özel bir değişim-değeridir. Pratikte başgösteren çelişkilerin yeni kaynağı budur. (Para ticaretinin gerçek ticaretten ayrılmasıyla paranın özel doğası kendini gösterir.)
      Dolayısıyla, paranın amaçlarını, bunları eşanlı olarak yadsıyarak yerine getirmesinin onun nasıl içkin bir özelliği olduğunu; metalardan bağımsızlaştığım; amaç haline gelen araç olduğunu; metaların değişim değerini metaları değişim değerinden ayırarak gerçekleştirdiğini; değişimi, onu parçalayarak kolaylaştırdığını, metaların doğrudan değişiminin ||18| güçlüklerinin üstesinden onları genelleştirerek geldiğini; üreticiler değişime bağımlı hale geldiği ölçüde değişimi üreticilerden bağımsızlaştırdığını görüyoruz.
      (İlerde, bu konudan ayrılmadan önce, yalnızca kavram belirlemelerinin ve bu kavramların diyalektiğinin sözkonusu olduğu görüntüsünü veren idealist açıklama tutumunu düzeltmek gerekli olacaktır. Öyleyse her şeyden önce şu deyim geliyor: Ürün (ya da etkinlik) meta olur; meta değişim-değeri, değişim-değeri para olur.)
      (Economist. 24 Ocak 1857. Aşağıdaki kural, yeri geldikçe bankalarca dikkate alınmalıdır:
      “Tüccar sınıflar, şimdi pek yaygın olarak yaptıkları gibi, bankaların kârlarına katıldıkları ölçüde –anonim şirket bankalarının daha çok yaygınlaşması, şirket ayrıcalıklarının kaldırılması ve bankacılığa tam bir özgürlüğün verilmesi yolu ile bu ölçü daha da genişleyebilir– bu sınıflar, para oranlarının artması sonucu zenginleşmişlerdir. Gerçekte, tüccar sınıflar, mevduatlarının artmasıyla, potansiyel olarak kendi kendilerinin bankerleri olmuşlardır; ve bu durum sözkonusu olduğu ölçüde, iskonto oranının onlar için öneminin azalmış olması gerekir. Kuşkusuz bankalar ve başka kurumların toplam yedekleri, doğal olarak sürekli bir çabanın ve kârlardan ayrılarak biriktirilmiş paraların sonucu sayılmalıdır; dolayısıyla, tüccar sınıflar ya da bir bütün olarak sanayi sınıfları alınırsa, bunların zorunlu olarak kendi kendilerinin bankerleri olması gerekir ve gerekli olan tek şey, serbest-ticaret ilkelerinin, para piyasasındaki tüm dalgalanmaların yararlarını ve zararlarını bu kişiler için eşit ya da etkisiz hale getirmek için tüm çalışma kollarına yayılmasıdır.”)28
      Para sisteminin ve para sisteminde ürünlerin değişiminin bütün çelişkileri, değişim-değerleri olarak ürünlerin ilişkisinin, değişim-değeri ya da asıl değer olarak belirlenmelerinin gelişmesidir.
      (Morning Star, 12 Şubat 1857. “Geçen yıl boyunca paranın baskısı ve bunun sonucu olarak kabul edilen yüksek iskonto oranı, Fransa Bankasının kâr hesabına çok yararlı olmuştur. Bankanın dağıttığı kâr payları sürekli artış göstermiştir: 1852’de 118 frank, 1853’te 154 frank, 1854’te 194 frank, 1855’te 200 frank, 1856’da 272 frank.”)29 [sayfa 79] Şu kısmın da not edilmesi gerekir: “İngiliz gümüş paralan, içerdikleri gümüşün değerinden daha yüksek bir fiyat taşıyacak biçimde çıkarılmıştı. Özündeki değeri 60-62 şilin olan bir gümüş lira (altın olarak ortalama 3 sterlin) sikke olarak 66 şiline dönüştürülmüştü. Darphane günlük piyasa fiyatı olarak ons başına 5 şilin ile 5 şilin 2 peni ödüyor, ve paraları onsu 5 şilin 6 peni oranı üzerinden piyasaya çıkarıyordu. Bu uygulamanın doğurduğu her pratik güçlüğü önleyen iki neden var:” (Özündeki değer değil, gümüş olarak simgesel para)30 “birincisi, sikke, yalnızca darphanede ve bu fiyat üzerinden üretilebiliyor; yurtiçi dolaşımda kullanılıyor, dolayısıyla değeri düşürülemiyor ve özündeki değerinden burada daha yüksek bir dolaşım değeri olduğu için dışarı gönderilemiyor; ve ikincisi de, yasal olarak ancak 40 şiline kadar fiyat üzerinden önerilebildiği için altın paralarla birbirine karışmıyor, onların değerini etkilemiyor.” Fransa’ya, gümüş sikkelerin, özsel değerden değil, nominal değer üzerinden çıkarılmasını ve yasal bir zorunluluk olduğu için bunların toplamının sınırlandırılmasını öğütlüyor. Ama aynı zamanda: özsel ve nominal değer arasında, bizim İngiltere’de sahip olduğumuzdan daha büyük bir oynama payı bırakmak için paranın niteliğinin saptanması sözkonusu ediliyor. Çünkü altına oranla gümüşün değerinde artış, büyük bir olasılıkla, çok daha önce, bizim şimdiki darphane fiyatına yükselebilir. Belki de biz bunu gene değiştirmek zorunda kalacağız. Şimdi bizim gümüş para, özsel değerin %5 altındadır. Kısa bir zaman önce bu oran %10’du. (Economist, 24 Ocak 1857.)31
      Saat-puslaları verilmesinin bütün bu güçlükleri geride bıraktığı belki düşünülebilir. (Saat-puslasının varlığı, değişim-değeri ve para ilişkisinin araştırılmasında doğrudan verili olmayan ve saat-puslası olmaksızın varolabilen ve varolan koşullan: kamusal kredi, banka vb. doğal olarak gerektirir; ama bütün bunlara burada daha fazla değinme olanağı yoktur, çünkü kuşkusuz saat-puslası taraftarları onu “dizi”nin son ürünü, “saf” para kavramına en uygun düşmesi halinde, gerçeğin içinde en son “kendini gösteren” ürün olarak görürler.) Her şeyden önce, meraların fiyatının onların değişim-değerine eşit olduğu koşulların; talep ve arzın karşılanmasını ürerim ve tüketimin karşılanmasının; son aşamada oransal üretimin32 (“bölüşüm ilişkileri” denilen ilişkiler de üretim ilişkileridir) yerine geldiği varsayılırsa, para konusu [sayfa 80] tamamıyla ikincil duruma geçer; biletlerin mavi mi yoksa yeşil mi, saçtan mı yoksa kağıttan mı çıkarılacağı, ya da başka hangi biçimde toplumsal muhasebenin kullanılacağı özel bir sorun olur. O zaman, gerçek para ilişkileri üzerindeki araştırmaların yapılması gerektiği özürüne sarılmak son derece anlamsız olur.
      ||19| Banka (herhangi bir banka)33 saat-puslaları çıkarıyor. Meta a = x değişim-değeri, yani = x emek-zamanı, x emek-zamanını temsil eden para karşılığında değişiliyor. Bunun gibi bankanın meta satın alması da gerekebilirdi, yani para temsilcisine karşılık değişimde bulunması gerekirdi, örneğin şimdi İngiltere Bankasının altın karşılığında banknot vermesi gerektiği gibi. Meta, değişim-değerinin özsel, dolayısıyla da raslansal varlığı, değişim-değeri olarak değişim-değerinin simgesel varlığına karşılık değişiliyor. Öyleyse onu meta biçiminden para biçimine çevirmenin hiçbir güçlüğü yoktur. Onun içerdiği emek-zamanının yalnızca resmî olarak onaylanması gerekir (bu arada değinmek gerekir ki, alfan ve gümüşün saflığım ve ağırlığını denetlemek o kadar kolay değildir) ve bu emek-zamanı böylece de hemen kendi karşıt-değerini, parasal varlığını üretir. Konuyu sürekli olarak hangi açıdan alırsak alalım, sonunda iş dönüp dolaşıp şu noktaya varır: Saat-puslaları çıkaran banka, metayı üretim maliyeti üzerinden satın alır, bütün metaları satın alır ve bu satın alma ona kağıt parçaları üretiminden başka bir şeye malolmaz, satıcıya da, belli bir esas biçimde sahip olduğu değişim-değeri yerine, metanın sembolik değişim-değerini, başka bir deyişle, aynı değişim-değerinin tutarında bütün başka metaların bonosunu verir. Bu biçimiyle değişim-değeri doğal olarak yalnız simgesel anlamda vardır, oysa bu simge nesnel anlamda söyleyebilirsek –salt tasarımsal biçim olarak değil–, nesnel bir varlığa sahiptir; yalnızca zihinsel bir tasarım değildir, nesnel bir tarzda gerçekten tasarlanmıştır. (Bir ölçü, el içinde tutulabilir; değişim-değeri ölçer, ama yalnızca ölçünün bir elden ötekine geçmesi yoluyla değişilir.34) Demek ki banka meta için para veriyor; para, metanın değişim-değeri üzerinden, yani aynı değerde bütün metaların üzerinden, tam bir bonodur; banka satın alır. Banka, genel bir alıcıdır, yalnız şu ya da bu metanın değil, bütün metaların alıcısıdır. Çünkü banka, her metanın satışım değişim-değeri olarak simgesel varlığına dönüştürerek gerçekleştirme rolündedir. Ama genel alıcı olunca, genel satıcı da olmak zorundadır, yalnızca bütün metaların depo edildiği dokun değil, yalnızca genel ambarın değil, başka her tüccarın yaptığı anlamda metaların sahibidir, a metasını, onun değişim-değerini temsil eden b saat-puslasına karşılık [sayfa 81] değiştirdim; ama yalnızca, bu b’yi tekrar bütün gerçek c, d, e vb. metalarına istediğim gibi dönüştürebilmek için. Bu para şimdi banka dışında dolaşabilir mi? Bononun sahibi ile banka arasında olduğundan başka bir yolu var mıdır? Bu bononun konvertibilitesi bu yoldan sağlamlaştı mı? Burada yalnız iki olanak sözkonusudur. Ya bütün meta sahipleri (ürünler ya da emek) metalarını değişim-değeri üzerinden satmak isterler, ya da birkaçı ister, ötekiler istemez. Hepsini değişim-değerleri üzerinden satmak isterlerse, alıcı bulunur mu bulunmaz mı diye işi raslantıya bırakmazlar, derhal bankaya gider metayı ona devreder, buna karşılık metanın değişim-değeri simgesini, parayı alırlar: onu kendi parasına karşılık öderler. Bu durumda banka, tek ve aynı kişide hem genel alıcı, hem de genel satıcıdır. Ya da bunun tersi olur. Bu durumda banka tarafından çıkarılan bono basit bir kağıttır, değişim-değerinin genel olarak kabul edilmiş simgesi olmak savmdadır, ama hiçbir değeri yoktur. Çünkü bu simge, yalnızca değişim-değerini göstermekle kalmaz, aynı zamanda gerçek değişimde de değer olma özelliğine sahiptir. Bu ikinci durumda, banka bonosu para değildir, ya da genel piyasada değil, ancak banka ile müşterileri arasında anlaşmalı paradır. Bir lokantacıya abone olur da karşılığında bir düzine yemek kartı alırsam, ya da bir düzine tiyatro bileti satın alırsam, aynı şey sözkonusudur, her ikisi de parayı temsil eder, ama bir tanesi yalnız belli bir yemek masasında, öteki de belli bir tiyatroda paradır. Banka bonosu, paranın gereklerini yerine getirme özelliğini yitirebilir, çünkü topluluğun tümü içinde dolaşımda değildir, yalnız banka ile müşterileri arasında dolaşır. Öyleyse son varsayımı geçersiz saymak zorundayız.
      Öyleyse, banka, genel alıcı ve satıcıdır. Banknot yerine çek de çıkarabilir, bunun yerine basit banka hesapları yürütebilir. X’in kendisine bıraktığı meta değerlerinin toplamına göre, başka metalardaki aynı değer toplamını da kabul edebilir. Bankanın ikinci bir özelliği, bütün metaların değişim-değerini, yani onlarda maddeleşmiş emek-zamanını resmî olarak belirlemek için gereklidir. Ancak bankanın işlevleri burada sona ermez. Metaların meydana getirildiği emek-zamanını, sanayinin ortalama değerleri ile, bunların meydana getirilmesi için gerekli zamanı belirlemesi zorunludur. Ancak bu da yeterli olmayabilir. Belli bir miktarda ürünün meydana getirilmesi için gerekli zamanı, üreticilerin aynı ölçüde üretici olması için gerekli koşulları (yani aynı zamanda emek araçlarının bölüşümünü dengeleme ve düzenleme koşullarını) belirlemesi zorunluğu yanında, değişik ||20| üretim dallarına uygulanması gerekli emek-zamanını da belirlemesi gereklidir. Bu sonuncusu, değişim-değerinin gerçekleşmesi, bankanın parasının gerçekten konvertibl olması amacıyla, genel üretimin sağlama alınması ve değişimcilerin gereksinimlerini karşıladığı ölçüde bulunması zorunluluğu [sayfa 82] yüzünden gerekli olabilir. Hepsi bu kadarla da kalmıyor. En büyük değişim, metaların değişimi değil, metalar karşılığında emeğin değişimidir. (Az sonra buna daha çok değineceğiz.) İşçiler emeklerini bankaya satmazlar, emeklerinin toplam ürünü için değişim-değeri elde ederler, vb.. Tam bu açıdan bakınca, banka, yalnızca genel alıcı ve satıcı değil, aynı zamanda genel üreticidir. Gerçekte banka ya üretimin despotik hükümeti ve bölüşümün yöneticisi ya da basbayağı ortaklaşa çalışan toplum için defter ve hesap tutan bir organizmadan başka bir şey olmayabilir. Üretim araçlarının ortaklaşalığı önkoşuldur vb., vb.. Sen-simoncular, bankalarını, üretimin papalığı yapmışlardı.
      Bütün ürünlerin ve etkinliklerin değişim-değerlerine dönüştürülmesi, hem değişmeyen bütün kişisel (tarihsel) bağımlılık ilişkilerinin üretime dönüştürülmesini, hem de üreticilerin birbirlerine çokyanlı bağımlılığını gerektirir. Hem her bireyin ürerimi bütün ötekilerin üretimine bağımlıdır; hem de bireyin üretiminin kendisi için geçim araçlarına dönüşmesi, bütün ötekilerin tüketimine bağımlı durumdadır. Fiyatlar eskidir; değişim de; ama hem birinin giderek üretim maliyeti yoluyla belirlenmesi, hem de ötekinin bütün üretim ilişkilerini kapsaması tam olarak ancak o zaman gelişmiştir ve burjuva toplumda, serbest rekabet toplumunda sürekli olarak daha tam biçimde gelişir. Adam Smith’in, 18. yüzyıl düşünürleri tarzında, tarih-öncesi döneme yerleştirdiği, tarihten önce gelen dönem, daha çok tarihin ürünüdür.35
      Bu çokyanlı bağımlılık, değişimin sürekli zorunluluğunda ve çokyanlı aracı olarak değişim-değerinde ifade edilmiştir. Ekonomistler bunu şöyle ifade ederler: herkes kendi özel çıkarını ve yalnız kendi özel çıkarını izler; ve böylece de, istemeden ve bilmeden, herkesin özel çıkarlarına, genel çıkarlara hizmet etmiş olur. Bunda canalıcı nokta, herkesin kendi özel çıkarını izleyerek özel çıkarların bütününü, yani genel çıkarı sağlaması değildir. Bu soyut formülden çıkarılabilecek sonuç, herkesin karşılıklı olarak başkasının çıkarının ortaya konuşunu engellemesi, genel bir olumluluk yerine, bu bellum omnium contra omnes’ten36* genel bir yadsıma sonucunun çıkmasıdır. İşin can alıcı noktası daha çok, özel çıkarın kendisinin toplumsal olarak belirlenmiş bir çıkar olmasında ve yalnızca toplum tarafından konmuş koşullar çerçevesinde ve onun sağladığı araçlarla ulaşılabilmesindedir; yani bu koşulların ve araçların yeniden-üretimine bağlı olmasındadır. Bu özel kişilerin çıkarıdır; ama gerçekleşme biçimi ve araçları gibi içeriği de hiçbirine bağımlı olmayan toplumsal koşullar yoluyla ortaya çıkmıştır.
      Bir yandan birbirlerine karşı ilgisiz olan bireylerin karşılıklı ve [sayfa 83] çokyanlı bu bağımlılığı, onların toplumsal bağını oluşturur. Bu toplumsal bağ, değişim-değerinde ifadesini bulur ve bu her birey için kendi etkinliği ya da üretimi, ancak onun için bir etkinlik ve bir üründür; o, ona genel bir ürünü, değişim-değerini, ya da kendi içinde yalıtılmış, bireyselleşmişse bu değeri, parayı üretmesi zorunludur. Öte yandan her bireyin başkalarının etkinliği üzerinde ya da toplumsal servetler üzerinde kurduğu güç, değişim-değerlerinin sahibi olarak, paranın sahibi olarak bireyde vardır. Birey, toplumla olan bağı gibi toplumsal gücü de, cebinde birlikte taşır. Etkinlik hangi bireysel görüngüsel biçiminde olursa olsun, doğası hangi özellikte olursa olsun, etkinliğin ürünü, değişim-değeridir, yani her bireyselliği, özelliği yadsıyan ve ortadan kaldıran genel bir şeydir. Gerçekte bu, bireyin ya da ailede ve kabilede (sonraları toplulukta) doğal olarak bulunmuş ya da tarihsel olarak genişletilmiş bireyin, doğrudan doğadan kendine yeniden-ürettiğinden, ya da üretici etkinliğini ve üretimdeki payını emeğin ve ürünün belli bir biçimine sokmasından, başkalarıyla ilişkisini böylece belirlemesinden çok farklı bir durumdur.
      Ürünün toplumsal karakteri, bireyin üretimdeki payı gibi etkinliğin toplumsal niteliği de, burada, bireyler karşısında yabana ve nesnel bir şey gibi görünür; bireylerin birbirine karşı davranışı olarak değil, onlardan bağımsız olarak var olan ve birbirleriyle ilgisiz bu bireylerin birbiriyle çatışmasından oluşan ilişkiler çerçevesinde uyuşması olarak ortaya çıkar. Etkinliklerin ve ürünlerin genel değişimi, her birey için yaşam koşulu olduğuna göre, onların karşılıklı ilişkisi durumunda, onların kendisine yabana, bağımsız, bir nesne olarak görünür. Değişim-değerinde kişilerin toplumsal ilişkisi, nesnelerin toplumsal bir ||21| davranışına dönüşür; kişisel servet nesnel servete dönüşür. Değişim aracının sahibi olan toplumsal gücün azlığı ölçüsünde, doğrudan emek ürününün doğası ile ve değişimcilerin doğrudan gereksinimleri ile bu aracın ilişkisi artar; bireyleri birbirine bağlayan toplumun gücünün, ataerkil ilişkinin, eskiçağ toplumunun, feodalizmin ve lonca sisteminin öylesine büyük olması gerekir. (Bkz: benim defterimde: XII, 34B.37) Her birey bir şey biçiminde toplumsal güce sahiptir. Nesneden bu toplumsal gücü gasp ederseniz, onu kişiler üzerinden kişilere vermek zorunda kalırsınız. Kişisel bağımlılık ilişkileri (önceleri tamamıyla ilkel biçimde), insan verimliliğinin ancak dar ölçüde ve yalıtılmış noktalar üzerinde geliştiği ilk toplum biçimleridir. Nesnel bağımlılığa dayalı kişisel bağımsızlık, genel toplumsal madde değişimi, evrensel ilişkiler, çokyanlı gereksinimler ve evrensel servetler sisteminin ilk geliştiği ikinci bir büyük biçimidir. Bireylerin evrensel gelişmesine, bunların topluluk, [sayfa 84] toplumsal verimliliğine toplumsal servetin verimliliğine uymasına dayanan özgür bireysellik üçüncü basamaktır. Bu da, üçüncü basamağın koşullarını yaratır. Bundan dolayı eskiçağ durumları gibi ataerkil (ayrıca feodal) durumlar, aynı şekilde ticaretin, lüksün, paranın, değişim-değerinin gelişmesi ile birlikte, bunlara paralel biçimde modern toplumun aynı hızla büyümesi ölçüsünde ortadan kalkar.
      Değişim ve işbölümü karşılıklı olarak birbirini koşullandırır. Her birey kendisi için çalıştığına, ama ürünü kendisi için hiçbir şey olmadığına göre, yalnız genel üretim toplamından pay almak için değil, aynı zamanda kendi ürününü kendisi için besin maddesine dönüştürmek için doğal olarak değişim yapmak zorundadır. (Benim “Bemerkungen über Ökonomie”ye bakınız, s. V (13, 14.))38 Değişim-değeri ve para aracılığıyla gerçekleşen değişim ayrıca üreticilerin çokyanlı olarak birbirine bağımlılığını zorunlu kılar, ama aynı zamanda onların özel çıkarlarının eksiksiz yalıtıldığı ve birliğin ve karşılıklı olarak birbirini bütünleyen bireylerin dışında, onlardan bağımsız olarak sanki doğal bir ilişki halinde varolan toplumsal bir işbölümünü gerektirir. Genel talebin ve arzın birbiri üzerindeki baskısı, birbirini ilgilendirmeyen kişilerin bağlantısını ortaya çıkarır.
      Ürünü ya da bireylerin etkinliğini önce değişim-değeri biçimine, paraya dönüştürme zorunluluğu ise, bunun nesnel biçimde toplumsal gücünü koruması ve kanıtlaması demektir, bu kanıtlama iki türlüdür 1) bireylerin yalnız toplum için ve toplum içinde üretmesi; 2) bireylerin üretiminin doğrudan toplumsal olmaması, onun içindeki emeği bölüştüren bir birliğin meyvesi olmamasıdır. Bireyler toplumsal üretim altında onların dışında bir yazgı gibi varolan toplumsal üretim altında, toplanırlar; ama toplumsal üretim, bireyler arasında, onu ortak bir servet olarak kullanan bireyler arasında toplanmaz. Dolayısıyla, yukarda saatlik-bono çıkaran banka örneğinde olduğu gibi, değişim-değerine, paraya dayanarak birleşmiş bireylerin tüm üretimleri üzerinde denetime sahip olacaklarını varsaymaktan daha yanlış ve saçma bir şey olamaz. Bütün emek ürünlerinin, zenginliğin ve etkinliklerin özel değişimi hem bireyler arasında üstlük ve astlık düzenine (doğal ya da siyasal) dayalı paylaşıma (burada asıl değişime yalnızca katılmıştır ya da geniş anlamda bütün topluluğun yaşamını pek az kavrar, daha çok farklı topluluklar arasında sözkonusudur, kendini, her durumda, asla bütün üretim ve değişim ilişkilerine bağlamaz) (bu üstlük ve astlık sisteminin nasıl bir nitelik aldığına gelince: ataerkil, antik ya da feodal olabilir), hem de üretim araçlarına sahipliğin ve denetimin ortaklaşalığı temeline dayalı olarak birleşmiş bireylerin serbest değişimiyle çelişir. [sayfa 85] (Sonuncu çağrışım keyfî bir şey değildir: bu, burada üzerinde daha fazla durulamayacak olan, maddi ve kültürel koşulların gelişmesini önvarsayar.) İşbölümü yığışımı, kombinasyonu, işbirliğini, özel çıkarların, sınıf çıkarlarının karşıtlığını, rekabeti, sermayenin yoğunlaşmasını, tekeli, ortaklık şirketlerini nasıl üretiyorsa –çelişkinin kendisini doğuran bu birliğin bütün çelişkili biçimleri–, özel değişim de dünya ticaretini, özel bağımsızlık dünya piyasası denilen şeye tam bağımlılığı, değişimin dağınık işlevleri bir banka ve kredi sistemini üretir, bu sistemin defter tutma sistemi ||22| en azından özel değişimin dengelerini saptar. Her ulusun özel çıkarları bunları yetişkin bireylerin sayısı ölçüsünde birçok ulusa paylaştırmakla ve aynı ulusun ihracatçılarının ve ithalatçılarının çıkarları burada karşı karşıya gelmekle birlikte – para kurunda ulusal ticaret varoluşu nedeniyle bir akrabalık kazanır, vb., vb.. Bundan dolayı bir borsa reformu ile iç ya da dış özel ticaretin temellerinin ortadan kaldırılabileceğine kimse inanmaz. Ancak değişim-değeri üzerine kurulmuş toplumun, burjuva toplumun çerçevesinde, ticaret ilişkileri kadar, onları parçalayacak kadar mayınlamak demek olan ilişkiler ve değişim ilişkileri yaratılır. (Toplumsal birliğin çelişik biçimler yığını, bu birliğin çelişik niteliği sessiz bir biçim değişikliğiyle parçalanamaz. Öte yandan toplumda olduğu gibi, sınıfsız bir toplumun üretiminin gizlenmiş maddi koşullarını ve onlara uygun düşen değişim ilişkilerini bulamıyorsak, bütün yok etme girişimleri donkişotluktan öteye geçmez.)
      Değişim-değeri = ürünlerde maddeleşmiş göreli emek-zamanı ise, para da = kendi özünden ayrılmış metaların değişim-değeri olduğunu; bu değişim-değerinde ya da para ilişkilerinde metalarla bunların değişim-değeri arasındaki çelişkilerin, değişim-değerleri olarak metalar ile para arasındaki çelişkilerin bulunduğunu gördük. Doğrudan metanın ayna-görüntüsünü emek-para biçiminde doğrudan yaratan bir bankanın bir ütopya olduğunu gördük. Dolayısıyla, para yalnızca metaların özünden kopmuş değişim-değeri olmasına karşın, saf durumu içinde, bu değişim-değerinin eğilimine kökenini borçlu olmakla birlikte, meta doğrudan paraya dönüşemez; yani onda gerçekleşen emek-zamanının miktarının resmî belgesi değişim-değerleri dünyasında onun fiyatı olarak iş göremez. Nasıl oluyor?
      (Paranın biçimlerinden birinde –değişim aracı olarak (ve değişim-değerinin ölçüsü değil)–, ekonomistler bilir ki, paranın varlığı toplumsal bağlantının nesneleşmesini koşullandırır; yani bir kimsenin bir meta almak için başkasının eline terk etmek zorunda bulunduğu sürece para rehin olarak kendini gösterir. Bu noktada bizzat iktisatçılar der ki, insanlar birbirlerine duymadıkları güveni, şeye (paraya) duyarlar. Peki, neden şeye güven duyarlar? Anlaşılan yalnızca kişilerin birbirleri [sayfa 86] arasındaki şeyleşmiş ilişki olduğu için; şeyleşmiş değişim-değeri olduğu için ve değişim-değeri de, kişilerin birbirleri arasındaki üretici etkinlik ilişkisinden başka bir şey olmadığı için. Başka her rehin, doğrudan bu niteliği ile rehin sahibinin yararına olur: para onun için yalnız “toplumun gezen rehini”39* olarak işe yarar, ancak bu, toplumsal (simgesel) özelliği dolayısıyla böyle bir rehindir; toplumsal bir özelliğe de, ancak bireyler onun kendi toplumsal ilişkisini nesne olarak kendilerine yabancılaştırdıkları için sahip olabilir.)
      Bütün değerlerin parayla ölçüldüğü geçerli fiyat listelerinde, nesnelerin toplumsal niteliğinin bağımsızlığı, bütün kişilerle ilişkili olarak, aynı zamanda, bu yabancılaşma temeli üzerinde ticaretin etkinliği olarak, toplam üretim ve değişim ilişkileri içinde, her bir bireyi kendine bağlar gibi görünerek,40* tüm bireylerin her birinde, her bir bireyde ortaya çıkar. Dünya pazarının bağımsızlaşması, izin verirseniz, (her bireyin etkinliği bunun içindedir) para ilişkilerinin (değişim-değerinin) gelişmesi ile ve vice versa41* büyüdüğü için, üretimdeki ve tüketimdeki genel bağlantı ve çokyanlı bağımlılık da, tüketiciler ve üreticiler arasındaki serbestlikle ve birbirine karşı ilgisizlik ile birlikte büyür; bu çelişki bunalımlara yolaçtığı vb. için, bu yabancılaşmanın gelişmesi ölçüsünde onun bulunduğu taban üzerinde onu ortadan kaldırma girişiminde bulunulur; günlük fiyat listeleri, para kurları, ticaret yapanlar arasındaki mektup, telgraf vb. (doğal olarak iletişim araçları da aynı zamanda çoğalır) bağlantıları sayesinde her birey bütün ötekilerin etkinliği üzerinde bilgi sağlar ve kendi etkinliğini buna göre dengelemeye çalışır. (Bu demektir ki, herkesin arzının ve talebinin bütün ötekilerden bağımsız oluşmasına karşın, herkes kendine genel arz ve talep durumu konusunda bilgi sağlamaya çalışır; ve bu bilgi de yeniden, uygulamada onlar üzerinde ayrı bir etki yapar. Bütün bunlar, herhangi bir noktada yabancılaşmayı ortadan kaldırmamakla birlikte, daha önceki bir noktanın ortadan kaldırılması olanağını içeren koşullara ve bağlantılara götürür.) (Genel istatistik olanağı vb..) (Ayrıca bu nokta, “fiyatlar arz ve talep” kategorileri altında daha da geliştirilebilir. Gene de burada yalnız şunu belirtmeli ki, günlük fiyat listelerinde bulunduğu ölçüde, gerçekten bulunuyorsa, tüm ticaretin ve tüm üretimin gözden geçirilmesi, bireye karşı onun değişimi ve kendi üretiminin nasıl nesnel, ondan bağımsız bir ilişki olarak bulunduğu konusunda gerçekten en iyi kanıtı verir. Dünya piyasasında her bir bireyin başkaları ile olan bağıntısı, aynı zamanda da bu bağıntının başkalarına karşı bağımsızlığı ||23| öyle bir noktaya kadar gelişmiştir ki, bunun sonucu olarak bağıntının oluşumu [sayfa 87] aynı zamanda bu bağıntıdan başkasına geçiş koşulunu da kapsar.) Gerçek toplumsallık ve genellik yerine karşılaştırma.
      (İşte bu doğal, bireylerin bilgisinden ve isteğinden bağımsız, onların karşılıklı bağımsızlığım ve birbirlerine karşı ilgisizliğini koşullandıran bağıntıda, maddi ve tinsel metabolizmada güzelliğin ve büyüklüğün bulunduğu söylenmiştir ve söylenebilir. Kuşkusuz bu nötr şeylerin bağıntısı, bireyler arasında bağların yokluğuna ya da ilk kan yakınlığı üzerine ve egemenlik ve kölelik ilişkileri üzerine kurulu özellikle yerel bir bağıntıya yeğ görülebilir. Gene kesindir ki, bireyler, kendi toplumsal bağıntılarını yaratmadan önce bunları kendi egemenliklerine alamazlar. Ama bu bağıntıyı, ancak şeylerin bağıntısı, bireyselliğin doğasında içkin ve ondan ayrılmaz, (yansımış bilgiye ve istence karşıt olarak) doğal bağıntı olarak kavramak saçmadır. Bu bağıntı, onun ürünüdür. Bu tarihsel bir üründür. O, bireyselliğin gelişmesinin belirli bir dönemiyle ilgilidir. Bireylerle olan bağımsızlığı ve yabancılığı, yalnızca, bunların, toplumsal yaşama bu koşullardan başlamış olmaları yerine, toplumsal yaşamlarının koşullarının yaratılmasında bulunmaları yoluyla kanıtlanır. Bu, belirli, sınırlı üretim ilişkileri içinde bulunulan bireylerin –doğal– bağıntısıdır! Evrensel olarak gelişmiş, toplumsal ilişkileri onların kendi topluluk bağları ile birlikte onların kendi topluluğunun denetimi altında bulunan bireyler, doğanın değil, tarihin ürünüdür. Bu bireyselliğin sağlanmasına yarayan güçlerin gelişme düzeyi ve evrenselliği de işte bu üretimi değişim-değerleri temelinde koşullandırır, bu ürerim de, genellikle birlikte, bireyin kendisine ve başkalarına yabancılaşmasını, aynı zamanda bireyin ilişkilerinin ve yeteneklerinin genelliğim ve çokyanlılığını üretir. Gelişmenin ilk aşamalarında her bir birey daha tam olarak ortaya çıkar, çünkü ilişkilerinin çoğuna henüz tam olarak hazır değildir ve henüz onlara karşı koyacak ondan bağımsız toplumsal güçler ve ilişkiler yoktur. Bu ilk bolluğa42 özlem duymak gülünç olduğu kadar bunların tamamıyla ortadan kalktığı noktada kalması gerektiğine inanmak da gülünçtür. Burjuva görüş, kendisi ile bu romantik görüş arasındaki karşıtlığın ötesine asla geçmemiştir ve bu nedenle bu romantik görüş ona son nefesine kadar eşlik edecektir.
      (Burada örnek olarak, her bir bireyin bilimle olan ilişkisi ele alınabilir.)
      (Parayı kan ile karşılaştırırsak –dolaşım sözcüğü buna olanak verdi–, aşağı yukarı bu, Romalı soylu yurttaş ile mideyi karşılaştıran Menenius Agrippa’nm öyküsünü andırır.) (Parayı dil ile karşılaştırmak da bunun kadar yanlıştır. Fikirler dilde değişime uğramaz, bu yüzden [sayfa 88] onların özelliği erir ve metaların yanında fiyatların bulunuşu gibi, toplumsal karakteri dilde onların yanında var olur! Fikirler dilden ayrı var olmazlar. Ancak dolaşımda bulunmak, değişilebilir olmak için, anadilden yabancı bir dile çevrilmesi gereken fikirler benzeşim olanağı sağlar; bu durumda benzeşim dilde değil, yabancılıktadır.43)
      (Bütün ürünlerin, etkinliklerin, ayrımsız hepsiyle yeniden değişilebileceği bir üçüncüyle, bir şeyle değişilirliği – değişim-değerlerinin (ve para ilişkilerinin) gelişmesi, genel satın alınabilirlikle, rüşvetle özdeştir. Genelleşmiş fahişelik, kişisel eğilimlerin, yeteneklerin, becerilerin, etkinliklerin toplumsal niteliğinin zorunlu bir gelişme aşaması olarak kendini gösterir. Daha nazikçe söylersek, genel yararlanma ve kullanma ilişkisi. Shakespeare’in parayı çok hoş bir biçimde kavraması gibi,44 benzer olmayanların benzerleştirilmesi. Zenginleşme tutkusu olarak zenginleşme tutkusu, para olmaksızın olanaksızdır; başka her birikim ve birikim tutkusu doğal, bir yandan gereksinimlerle sınırlanmış, öte yandan ürünlerin sınırlı doğasıyla koşullandırılmış (sacra auri fames45) görünür.)
      (Gelişmesi içinde para sistemi, öteki genel gelişmeleri açıkça içeriyor.)
      Gelişmemiş bir değişim, değişim-değerleri ve para sistemi üreten, ya da bunların gelişmemiş aşamasına uygun düşen toplumsal koşulları gözden geçirirsek, bireylerin ilişkileri daha kişisel görünmekle birlikte, ancak birbirleriyle ilişkilerinde tek bir belirleniş içinde, efendi ve kul, senyör ve serf vb., ya da bir kastın üyesi olarak vb., ya da henüz toplumsal bir mevkiye ait olan vb. bireyler olarak ortaya çıktıkları baştan anlaşılır. Para ilişkilerinde, gelişmiş değişim sisteminde (ve bu görünüş demokrasiyi baştan çıkarır) gerçekten kişisel bağımlılık bağları parçalanmıştır, dağılmıştır, kan ayrılıkları, eğitim ayrılıkları vb. olmuştur (kişisel bağlar hiç değilse kişisel ilişkiler olarak ortaya çıkar); bireyler bağımsız görünürler (bu bağımsızlık yalnızca bir yanılsamadır, tam bir ilgisizliktir –ayrımsızlık anlamında– adı bağımsızlıktır), birbirleriyle çatışmakta ve bu özgürlük içinde değişim yapmakta serbesttirler; ama yalnız koşullardan, varoluş koşullarından (bunlar da gene, toplum tarafından üretilmekle birlikte, bireylerden bağımsızdır ve doğal koşullar gibi, yani bireyler tarafından denetlenebilen doğal koşullar olarak ortaya çıkarlar) çıkarı durum için ortaya çıkarlar, bu koşullar altında bu bireyler birbiriyle ilişkiye geçerler. ||24| Birincisinde bireyin başka bir birey tarafından kişisel sınırlanmasıyla belirlenmişlik, ikincisinde, bireyin ondan bağımsız ve onun kendisindeki ilişkiler tarafından [sayfa 89] nesnel sınırlanması olarak oluşmuş biçimde kendini gösterir. (Bir birey kişisel belirlenmişliğini kendisi sıyırıp atamadığı, ancak dış ilişkilerin üstesinden geldiği ve kendini onlara bağladığı için, 2 numaralı durumda özgürlüğü daha büyük gibi görünür. Bu dış ilişkilerin, daha derinliğine incelenmesi, aynı zamanda bu koşulların, kitlesel olarak ortadan kaldırılmadan üstesinden gelinemeyeceğini, bir sınıfın vb. bireyleri için olanaksızlığını gösterir. Tek basma birey bir raslantıyla bunların üstesinden gelebilir; onların egemenliği alfanda olan yığın bunu yapamaz, çünkü bireylerin salt varlığı, bağımlı olması, zorunlu olarak onlara bağımlı olması anlamına gelir.) Bu dış ilişkiler, öyle güçlüdür ki, bu aynı ilişkilerin genel bir biçim içinde dağılmasıyla birlikte “bağımlılık ilişkileri”nin ortadan kaldırılmasıyla kalkar; yalnız sözkonusu olan, kişisel bağımlılık ilişkilerinin genel temelinin ortaya konmasıdır. Burada da bireyler yalnız belirli bireyler olarak birbirleriyle ilişkiye geçerler. Kişisel bağımlılık ilişkilerinin tersine bu nesnel bağımlılık ilişkileri, henüz bir başka görünüm alfanda ortaya çıkarlar, (bu nesnel bağımlılık ilişkisi, şeylerin bu ilişkisi, sözde bağımsız bireylerin karşısına bağımsız olarak çıkan toplumsal ilişkilerden başka bir şey değildir, yani onların kendilerine karşı bağımsızlaştırılmış karşılıklı üretim ilişkileridir) ve bunu izleyerek: bireyler, daha önce birbirlerine bağımlı oldukları halde, şimdi soyutlamaların egemenliğinde ortaya çıkarlar. Ama soyutlama ya da fikir, onlar üzerinde egemen olan bu maddi ilişkilerin teorik anlatımından başka bir şey değildir. Doğal olarak koşullar, ancak fikirler halinde ifade edilebilirler ve böylece filozoflar da modern zamanların özel niteliği olarak, bunu fikirlerin egemenliği diye kavramışlardır ve fikirlerin bu egemenliğinin yıkılmasıyla özgür bireyselliğin üretilmesi özdeşleştirilmiştir. İdeolojik bakış açısından bu yanlışlığı yapmak daha da kolay olmuştur, çünkü ilişkilerin bu egemenliği (üstelik gene belirli, her türlü yanılsamadan arınmış, kişisel bağımlılık ilişkilerine dönen nesnel bağımlılık) bizzat düşüncelerin egemeni olarak bireylerin bilincinde ortaya çıkar ve bu düşüncelerin, yani nesnel bağımlılık ilişkilerinin ölümsüzlüğüne olan inanç, kuşkusuz egemen sınıflar tarafından olabildiğince her bakımdan berkitilir, beslenir, kafalara yerleştirilir.
      (Feodal dönemlerin vb. “sımsıkı kişisel ilişkileri” hayaline doğal olarak bir an bile kapılmadan unutmamak gerekir ki, 1) bu ilişkiler kendi alanı içersinde de, belirli bir aşamada nesnel bir nitelik kazanmıştır, örneğin sıkı askerî hiyerarşi ilişkilerinden doğan toprak mülkiyeti ilişkilerinin gelişmesi bunu gösterir; ama 2) onların yok olduğu nesnel ilişkinin de yozlaşmış, doğaca belirlenmiş karakteri vardır ve bundan dolayı da kişisel nitelikte ortaya çıkar, oysa modern dünyada kişisel ilişkiler üretim ve değişim ilişkilerinin basit bir yayılması olarak [sayfa 90] kendini gösterir.)
      Ürün meta haline gelir. Meta değişim-değeri haline gelir. Metanın değişim-değeri, meta yanında özel bir varlık kazanır; yani meta bu biçiminde, 1) bütün öteki metalarla değişilebilir; bu biçiminde 2) bundan dolayı genel metadır ve doğal özelliği ortadan kalkmıştır; 3) bu biçiminde değişilebilirliğinin ölçüsü konmuştur, bütün öteki metalarla eşit kabul edilmesinin belirli oranına sahiptir, para olarak ve kesin olmak gerekirse genelde para olarak değil ama belirli para toplamı olarak metadır, çünkü değişim-değerini bütün farklı durumlarında anlatmak için paranın sayılabilir, nicel bakımdan bölünebilir olması zorunludur.
      Bütün metaların değişim-değerleri olarak dönüştüğü ortak biçim olan para, genel meta, özel bir meta olarak bile öteki metaların yanında varolmak zorundadır, çünkü bunlar onunla zihinde yalnızca ölçülmekle kalmaz, zorunlu olarak gerçek değişimde paraya karşılık değişilmiş olmaları ve parayla değişilmeleri gerekir. Surdan burdan araya giren çelişki, başka bir yerde geliştirilir. Para sözleşmeyle oluşmaz, devlet de. Değişimle oluşur ve değişimde doğal olarak vardır, onun bir ürünüdür. Başlangıçta, meta, para hizmeti görür –yani değişilecektir, ama gereksinimin ve tüketimin konusu olarak değil, öteki metalara karşılık onlar için yeniden değişilmek için–, daha çok gereksinimin konusu olarak değişilecektir, dolaşacaktır; yeniden öteki özel metalara karşılık değişilebilme yönünden en güvencelidir; dolayısıyla belli toplumsal örgütlenmede cat’ exochn46* zenginliği temsil eder, en genel talebin ve arzın konusudur, özel bir kullanım-değerine sahiptir. Tuz, deri hayvan, köleler böyledir. Böyle bir meta gerçekte meta olarak özel biçimiyle (yazık ki, Almancada, denrée [besin, aşlık] ile marchandise [meta, mal] arasındaki fark gereği gibi yansıtılamıyor) değişim-değeri biçiminde olduğundan daha çok, öteki bütün metalara göre, kendi kendine daha uygun düşer. Metanın özel yararlılığı, ister özel tüketim konusu (deri) olarak olsun, ister doğrudan üretim aleti olarak (köle) olsun bu durumda, para, ona damgasını vurur. Gelişme sırasında, bu tam tersine çevrilmiş görünür: yani doğrudan tüketimin konusunu ya da üretimin aletini en az temsil eden meta, bu biçimiyle değişim gereksinimine hizmet yönünü tam tamına en iyi biçimde temsil edecektir. Birinci ||25| örnekte meta, özel kullanım-değeri dolayısıyla para olur; ikinci örnekte para olarak hizmet gördüğü özel kullanım-değerini bundan alır. Süreklilik, bölünebilirlik ve yeniden birleştirilebilirlik, küçük bir hacimde büyük bir değişim-değerini içermesi dolayısıyla oldukça kolay taşınabilirlik özelliği, bütün bunlar, değerli metalleri son [sayfa 91] basamakta özellikle elverişli duruma getirir. Aynı zamanda, paranın birinci biçiminden başlayarak doğal geçişi oluştururlar. Üretimin ve değişimin biraz daha yüksek bir aşamasında, üretim aleti, ürünlere üstün gelir; ama metaller (başlangıçta taşlar) ilk ve en gerekli üretim aletleridir. Eskilerin parasında büyük bir rol oynayan bakırda, üretim aleti olarak özel kullanım-değeri ve metanın kullanım-değerinden doğmayan, ama (değişim aracını içeren) değişim-değerinin belirlemesine uygun düşen öteki özellikler, iki özellik henüz birlikte bulunur. Değerli metallerde, oksidasyona uğrama vb. özelliği bulunmadığı için, benzer nitelikte vb. olduğu için, daha sonra üst aşamaya daha uygun düştükleri için, öteki metallerden gene ayrılırlar; çünkü bunların tüketim ve üretim için doğrudan yararlılığı arka plana geçer, ama seyrek bulunuşları yüzünden de değişime dayanan saf değeri daha çok gösterirler. Daha baştan bolluğu, zenginliğin temelden ortaya çıktığı biçimi tanıtırlar. Metaller de öteki metalardan daha çok metal karşılığı değişilirler.
      Paranın ilk biçimi, değişimin ve trampanın az gelişmiş bir aşamasına uygun düşer ve burada para ölçü olarak kendi belirlenmesinde gerçek değişim aleti olarak daha belirgin biçimde ortaya çıkar. Bu aşamada ölçü, henüz tam tasarımsal olabilir (ama zencilerin parası demiri de kapsar47) (midye vb. son ucu altın ve gümüş olan diziye daha uygun düşer).
      Metanın genel değişim-değeri oluşundan ortaya çıkan, değişim-değerinin özel bir meta haline gelmesidir; değişim-değeri, ancak, özel bir metanın bütün ötekiler karşısında onların değişim-değerini temsil etme ayrıcalığını, onları sembolize etme, yani para olma ayrıcalığını kazanmak suretiyle bu hale gelebilir. Bütün metaların para özelliğine karşı özel bir metanın para öznesi olarak ortaya çıkması, değişim-değerinin bizzat özünden ileri gelir. Gelişmenin sürekliliği içinde paranın değişim-değeri, yeniden, kendi maddesinden, özünden ayrılmış bir varlık kazanabilir; kağıt parada olduğu gibi ve ama bu özel metanın ayrıcalığım ortadan kaldırmadan, özellik kazanmış varlığın özel metadan gelen adlanışını sürdürme zorunluluğu çerçevesinde.
      Meta değişim-değeri olduğu için paraya karşılık değişilebilir, paraya = sayılır. Paraya eşit tutulma oram, yani değişim-değerinin belirlenmişliği, onun paraya çevrilmesinin önkoşuludur. Özel metanın para karşılığı değişilme oram, yani belirli bir miktardaki metanın dönüştürüldüğü para miktarı, metada nesneleşmiş emek-zamanı ile belirlenir. Belirli bir emek-zamanının gerçekleştirilmesi olarak meta değişim-değeridir; parada, temsil edilen emek-zamanının payı, hem ölçülür, hem de genel, kavrama uygun, değişilebilir biçimiyle korunur. Para [sayfa 92] değişim-değerlerinin içine battığı ve içinde genel belirlenimine uygun bir biçim aldığı nesnel aracıdır. Adam Smith diyor ki, emek (emek-zamanı) bütün metaların satın alındığı ilk paradır.48 Üretim eylemi gözden geçirilirse, bu formül (göreli değerlerin belirlenmesi bakımından da) her zaman doğru kalır. Üretimde, her meta, sürekli olarak emek-zamanı karşılığında değişilir. Emek-zamanından ayrışmış bir paranın gerekliliği, emek-zamanı miktarına göre doğrudan ve özel üründe değil, dolaylı yoldan sağlanmış genel üründe, aynı emek-zamanının bütün öteki ürünler karşılığında değişilen ve ürün olarak özel ürününde ifade edilmesiyle ortaya çıkar; yalnızca bir meta içindeki emek-zamanı değil, bütün metalar içindeki emek-zamanı bu nedenle, bütün öteki metaları temsil eden özel bir meta içinde korunur. Emek-zamanı doğrudan bizzat para olamaz (bu istek, her metanın doğrudan kendi parası olması gerekliliği bakımından yeniden dile gelir); çünkü gerçekten her zaman yalnız özel ürünlerde vardır (nesne olarak): gene para olarak kabul edilen özel bir metada, yeniden, genel nesne olarak, ancak simgesel bir varlık olabilir. Emek-zamanı, metaların doğal özelliklerinden bağımsız, ayrılmış (çözülmüş) genel değişim konusu olarak bulunmaz. Bununla birlikte, paranın koşullarını doğrudan yerine getirmek için var olması gerekirdi. Tam da bu emeğin (ve dolayısıyla değişim-değerinde bulunan emek-zamanının) genel, toplumsal karakterinin nesneleşmesi, onun ürününü bir değişim-değeri yapar; metaya para özelliği verir, ama bu özellik de onun dışında bağımsız biçimde varolan bir para öznesini içerir.
      Belirli emek-zamanı, özel nitelikler verilmiş ve gereksinimlerle birlikte özel ilişkilerin sürdürüldüğü, özel, belirli bir metada nesneleşmiştir; ancak değişim-değeri olarak, yalnız onun payını ya da niceliğini belirleyen bir metada nesneleşmiş olması gerekir; burada onun doğal özellikleri bir önem taşımaz ve bundan dolayı da bu emek-zamanını nesneleştiren, dönüştürülen –yani değişilen– başka her metada nesneleşebilir. Nesne olarak, doğal özelliğine aykırı düşen bu genel karaktere ||26| sahip olması gerekir. Bu çelişki, ancak, onun kendisinin nesneleşmesiyle ortadan kalkabilir; yani meta iki bakımdan konarak, ilkin doğal biçiminde, doğrudan, sonra dolaylı biçiminde para olarak. Bu sonuncusu ancak, özel bir metanın aynı zamanda değişim-değerlerinin genel özü olmasıyla ya da metaların değişim-değerinin özel bir özle, bütün ötekilerden farklı özel bir meta ile özdeş hale gelmesiyle olanaklıdır. Bu demektir ki, meta önce bu genel meta ile simgesel genel ürünle ya da emek-zamanının nesneleşmesi ile değişilmeli, sonra da değişim-değeri olarak bütün öteki metalarla istenildiği [sayfa 93] gibi değişilebilmeli, dönüştürülebilmelidir. Para, genel nesne olarak emek-zamanıdır, ya da genel emek-zamanının, genel meta olarak emek-zamanının nesneleşmesidir. Bundan dolayı, emek-zamanının, değişim-değerlerini düzenlediği için, ve gerçekte onun yalnızca içkin ölçüsü değil, aynı zamanda bizzat özü olduğu (çünkü, metalar, değişim-değerleri olarak başka bir töze, başka bir doğal özniteliğe sahip değildir) için, doğrudan para olarak hizmet görebileceği (yani içinde değişim değerlerinin değişim değerleri olarak gerçekleştikleri öğeyi sağlayabileceği) basit bir konu olarak görülebilir. Ama bu basitlik görünüşü aldatıcı olabilir. Tersine, değişim-değerlerinin –emek-zamanının birbirine eşit ve eşit tutulabilir nesneleştirmeleri olarak meraların– ilişkisi, emek-zamanından farklı bir parada nesnel ifadesini bulan çelişkiler içerir.
      Adam Smith’te bu çelişki henüz iki terimin yanyana konması olarak ortaya çıkar. Emekçinin, emeğinin özel ürününün yanında (özel nesne olarak emek-zamanının ürünü), genel metanın bir miktarını da (genel nesne olarak emek-zamanım) yaratması zorunlu olarak gerekir. Değişim-değerinin iki belirlenimi, ona, biri ötekinin yanında, dışsal görünür.49 Tüm metanın içinde henüz çelişki tarafından kapsanmamış ve nüfuz edilmemiş olarak görünür. Bu, henüz emekçinin gözleri önünde bulunan üretim aşamasına tekabül ediyordu, emekçi, burada, henüz geçim nesnelerinin bir kısmına doğrudan ürününde sahiptir; ne onun bütün etkinliği, ne de bütün ürünü henüz değişime bağımlı hale gelmiştir; yani geçim nesneleri tarımı (ya da Steuart’ın benzer bir terimle dediği gibi)50 henüz büyük ölçüde egemendi, ataerkil sanayi de aynıydı (el dokumacılığı, iplikçilik evlerde yapılmaktadır ve tarımla bağlantılıdır). Ancak, fazla, ulusun büyük bir kesiminde değişilmektedir. Değişim-değeri ve emek-zamanıyla belirlenme, ulus ölçeğinde henüz tam gelişmemiştir.
      (Ara notu: Tüketimin ancak azalan üretim maliyeti oranında artabileceği, başka her metaya göre altın ve gümüş için, daha az doğrudur. Tersine, tüketim daha çok genel zenginliğin büyümesi oranında artar, çünkü özel kullanım, zenginliği, bolluğu, lüksü temsil eder, bunların kendileri de genel zenginliği temsil eder. Para olarak kullanımı bir yana, gümüş ve altın genel zenginliğin büyümesi oranında daha çok tüketilir. O halde bunların arzı, üretim maliyeti ya da bunların değeri göreli olarak azalmadığı zaman bile ansızın yükseliyorsa, durgunluğu önleyen ve hızla büyüyen bir pazar bulunur. Ekonomistlerin –altın ve gümüş tüketiminin yalnızca üretim maliyetinin düşmesine bağlı olduğu genel tarzın– Avustralya-Kaliforniya örneğinde, durmadan aynı [sayfa 94] şeyleri yineleyerek açıklayamadıkları noktalar, böylece açıklanmış olur. Bunun nedeni, altın ve gümüşün zenginliği temsil etmesi olgusuyla, bunların para olma niteliğiyle sıkı sıkıya ilişkisidir.)
      (Petty’de51 Ölümsüz meta olarak altın ve gümüş ile öteki metalar arasında karşılaştığımız karşıtlığı, Xenephon, de Vectigalibus, c. l’de, mermer ve gümüş konusunda [buluyoruz]. “Ou umonon de cratei toz ep eniauton Jalloui te cai ghraocousin alla cai aidia agaJa ecei h cwra. pejuce men gar liJox en auth ajqonoz, vb. (yani mermer)... est de cai gh, h speiromenh men ou jerei carpon oruttomenh de pollaplsiouz trejei h ei siton ejere.)52 (Gene belirtilmelidir ki, çeşitli kabilelerde ya da halklarda görülen değişim –değişimin ilk biçimini oluşturan buradaki değişim, özel kişiler arasındaki değişim-değildir– ancak, emeğin ürününü değil, tuttuğu toprağın ve doğanın doğal ürününü, bolluğunu elinden kaptıran, uygarlaşmamış bir kabilenin aktarılmasıyla başlar.)
      (Paranın, belirli bir metada simgeleşmesi gerektiği olgusundan kaynaklanan sıradan ekonomik çelişkiler, ve sonra bu metanın kendisinden (altın vb.) kaynaklananlar geliştirilmeli. Bu, n° II’dir. Sonra bütün metaların, fiyatlar olarak belirlenmek için parayla değişilmeleri gerektiğinden, altın ve gümüş miktarı ile meta fiyatları arasındaki ilişki ve değişimin gerçeklikte mi yoksa yalnızca zihinde mi olduğu belirlenmeli. Bu, n° III’tür. Yalnızca altın ve gümüşle ölçüldüğünde bu metallerin miktarının metaların fiyatı üzerinde hiçbir etkisi olmadığı açıktır. Gerçek değişim yoluyla, gerçekten dolaşım aracı olarak iş gördüğü sürece güçlükler çıkıyor; talep ve arz ilişkileri vb.. Dolaşım aracı olarak paranın değerini etkileyen şey, anlaşılan ölçü olarak da etkiliyor.)
      ||27| Emek-zamanının kendisi emek-zamanı olarak ancak öznel olarak vardır, ancak etkinlik biçiminde vardır. Böyle değişilebilir (bizzat meta) olduğu ölçüde, hem nicel hem de nitel olarak belirlenmiştir ve değişiktir, hiç de genel, kendine eşit bir emek-zamanı değildir; özel metalar ve ürünler [gibi] nesne olarak da, değişim-değerlerini belirleyen genel emek-zamanına özne olarak da tekabül etmez.
      A. Smith’in, emekçinin özel metasının yanında bir de genel meta üretmesi gerektiği, başka bir deyişle, ürünlerinin bir bölümüne, sonunda meta biçimini, para biçimini, sonunda, kendisi için kullanım-değeri olarak değil de değişim-değeri olarak hizmet vermeye yazgılı olan [sayfa 95] kadarına meta biçimim vermesi gerektiği formülü – öznel anlatımıyla, işçinin kendi özel emek-zamanının başka her özel emek-zamanı karşılığında doğrudan değişilemeyeceği, emek-zamanının bu genel değişilebilirliğinin ancak aracı olmakla sağlanabileceği, bu genel değişilebilirliğin elde edilmesi için emek-zamanının nesnel, kendisinden farklı bir biçim alması gerektiği anlamından başka bir şey değildir.
      Üretimin aynı eylemi içinde ele alındığında, bireyin emeği, para demektir, bu para ile o, doğrudan ürününü, kendi özel etkinliğinin nesnesini satın alır; ama bu, özel bir paradır, yalnızca tam da bu belirli ürünü satın alır. Doğrudan genel para olması için emeğin baştan özel emek değil, genel emek olması, yani daha baştan genel üretimin bir halkası olarak ortaya konması gerekir. Ama, bu önvarsayımda emeğe onun genel karakterini veren değişim olmayacaktı; ama onun önvarsayılan kolektif karakteri ürünlerin bölüşümünü belirleyecekti. Üretimin kolektif karakteri, ürünü, daha baştan genel kolektif ürün haline getirir. Temelde üretimde oluşan değişim –bu değişim, değişim-değerlerinin değil, kolektif gereksinimler tarafından, kolektif amaçlar tarafından belirlenmiş etkinliklerin değişimi olabilir– daha baştan bireyin toplumsal ürünler dünyasına katılmasını içerebilir. Emek, kullanım-değerlerinin temeli üzerinde, ancak değişim yoluyla genel olarak vardır. Bu temel üzerinde, değişimden önce bu niteliği ile vardır; yani ürünlerin değişimi, bireyin genel üretime katılmasına olanak sağlayan aracı olamaz. Aracılığın varlığı doğal olarak gereklidir. Bireylerin bağımsız üretiminden çıkan birinci durumda –bu bağımsız üretimlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin post festum* belirlenmesi, değişimlere uğraması ölçüsünde–, aracılık, metaların değişimi, değişim-değeri, para tarafından bir ve aynı ilişkinin bütün anlatımları olan bu araçlarla gerçekleşir. İkinci durumda, aracılık eden önvarsayımın kendisidir; yani üretimin temeli olarak bir kolektif üretim, kolektif karakter varsayılır. Bireyin emeği, daha baştan toplumsal emek olarak ortaya çıkar. Dolayısıyla bireyin yarattığı ya da yaratılmasına yardıma olduğu ürünün özel maddi biçimi hangisi olursa olsun, – emeği ile satın aldığı şey, belirli bir özel ürün değil, kolektif üretime belirli bir kamıştır. Bunun için bireyin de özel bir ürün değişimi sözkonusu değildir. Bireyin ürünü bir değişim-değeri değildir. Ürünün, birey için genel bir karakter alması için özel bir biçime dönüştürülmesi gerekli değildir. Değişim-değerlerinin değişiminde zorunlu olarak oluşan işbölümü yerine, bireyin kolektif tüketime katılması sonucunu doğuran emeğin bir örgütlenmesi oluşabilir. Birinci durumda, ürerimin toplumsal karakteri, ürünlerin değişim-değerlerine yükseltilmesi tarafından ve [sayfa 96] bu değişim-değerlerinin değiştirilmesi tarafından post festum53* ortaya çıkmışta, ikinci durumda, üretimin toplumsal karakteri varsayılmıştır, ve ürünler dünyasına, tüketime katılma, birbirinden bağımsız emeklerin ya da emek ürünlerinin değişimiyle sağlanmamıştır. Bu, bireyin çalışma alanı çerçevesinde üretimin toplumsal koşulları tarafından sağlanmıştır. Dolayısıyla bireyin emeğini doğrudan para (yani aynı zamanda onun ürünü), gerçekleştirilmiş değişim-değeri yapmak istemek, onu doğrudan genel emek olarak belirlemek demektir, yani emeğin para ve değişim-değerleri yapılması gereken koşulların yadsınmasıdır, bunlar özel değişime bağımlıdır. Talebin, artık ileri sürülmesi olanağı bulunmayan koşullar altında karşılanması olanaklıdır. Değişim-değerleri temeli üzerinde, doğru olarak hem bireyin emeği, hem de onun ürünü varsayılan emek, doğrudan genel emek değildir; bunlar, bu biçimi ancak nesnel bir aracı ile, ondan farklı bir para aracılığıyla kazanır.
      Kolektif üretim önvarsayımı altında zaman belirlemesi doğal olarak önem kazanır. Toplum, buğday, hayvan vb. üretmek için ne kadar az zamana gereksinim duyarsa, maddi ya da tinsel, başka üretim için o kadar zaman kazanır. Tek bir birey için olduğu gibi, gelişmesinin eksiksizliği, isteklerinin ve etkinliğinin çokluğu zamandan tasarrufa bağlıdır. Bütün ekonomi sonal olarak kendini bu, zamandan tasarrufa indirger. Ayrıca toplum, tüm gereksinimlerine uygun bir üretim elde etmek için, zamanım, amaca uygun olarak bölüştürmek zorundadır; bunun gibi birey de, uygun bölümler halinde bilgi elde etmek ya da etkinliğinin çeşitli gereklerine göre gerekeni yapmak için zamanını doğru olarak bölmek zorundadır. Zamandan tasarruf, bunun gibi emek-zamanının çeşitli üretim dalları arasında planlı olarak bölünmesi, toplumsal üretim temeli üzerinde birinci ekonomik yasa olarak bulunuyor demektir. Dahası, bu, kendim yüksek düzeyde bir yasa olarak benimsetir. Bununla birlikte, bu, ||28| değişim-değerlerinin (emeklerin ya da emek ürünlerinin) emek-zamanı ile ölçülmesinden çok farklıdır. Aynı iş kolunda bireylerin emekleri ve emeğin çeşitli türleri, hem niceliksel, hem de niteliksel bakımdan farklıdır. Şeylerin yalnız nicel farklılığı neyi gerektirir? Bunların niteliğinin aynı olduğunu. Öyleyse, emekleri nicel olarak ölçmek, tam eşitliği, niteliklerinin özdeşliğini önvarsayar.

(Strabo, kitap XI, Kafkas Arnavutları konusunda: “cai oi avqrwpoi callei cai megeqei diajerovtez, aploi de cai ou caphlicoi oude gar vomismati ta polla crwvtai, oude apiqmov isasi meizw twv ecatov, alla jortioz taz amoibaz poipuvtai.” Daha sonra aynı yerde şöyle der: “apeiroi d eisi cai metrwv twv ep acribez cai staqmwv.”)54 [sayfa 97]
      Para, değişim-değeri olmaktan daha önce ölçü olarak ortaya çıkar (Homer’de ölçü öküzdür), çünkü trampa ticaretinde her metanın kendisi henüz onun değişim-değeridir. Ama onun ölçüsü ya da onun kendi kendini karşılaştırma ölçütü olamaz.

[Para İlişkilerinin Taşıyıcısı Olarak Değerli Metaller]


      (2)55* Buraya kadar geliştirilmiş olan tüm sonuç şu: Özel bir ürünün (meta) (gereç), her değişim-değerinin özelliği olarak varolan paranın öznesi olması gerekir. Simgede temsil edilen bu özne, ilgisiz bir simge değildir, çünkü temsil edenin istemleri –kavramsal belirlemeler, belirli ilişkiler– koşulları içinde bulunur. Öyleyse para ilişkisinin özneleri olarak değerli metallerin, bu aynı ilişkinin cisimleşmesinin incelenmesi, Proudhon’un düşündüğü gibi ekonomi politiğin alanının hiç de dışında değildir, renklerin ve mermerin fiziksel niteliğinin ressamlık ve heykelcilik alanının dışında olmaması gibi. Değişim-değeri olarak metanın taşıdığı özellikler, metanın doğal niteliklerinin uygun olmaması ile birlikte, metalara karşı ileri sürülen istemleri dile getirir, bu istemler cat’ exochn56* paranın maddesi için de sözkonusudur. Bu istemler, buraya kadar sözünü ettiğimiz aşamada, en tam olarak değerli metallerde gerçekleşmiştir. Aslında metaller üretim aletleri olarak bütün öteki metalardan önde tutulur ve metallerin fiziksel tamlık ve anlık bakımından ilk önce bulunanı da altındır; bakır, daha sonra gümüş ve demir onu izler. Sırasında Hegel’in söyleyeceği gibi, değerli metaller, öteki metallere tercih edildikleri için, metali gerçekleştirirler.
      Değerli metaller fiziksel nitelikleri bakımından tek biçimlidirler, öyle-ki onların eşit nicelikleri, birini diğerine yeğlemek için hiçbir neden sunmayacak kadar özdeştir, örneğin eşit sayıda hayvan ya da eşit miktarda tahıl, bu durumda değildir.

a) Öteki Metallerle İlişkisi Yönünden Altın ve Gümüş


      Değerli olmayan metaller havayla oksitlenirler; değerli metaller (ava, gümüş, altın, platin) havayla değişikliğe uğramaz.
      Aurum57* (Au). Yoğunluğu = 19,5; erime noktası: 1200° C. “Parlak altın, metallerin en görkemlisidir, bu yüzden eski insanlar tarafından metallerin güneşi ya da kralı diye adlandırılmıştır. Oldukça yaygındır, büyük yığınlar halinde değildir ve bu yüzden de öteki metallerin [sayfa 98] hepsinden daha değerlidir. Genellikle, kısmen büyükçe parçalar halinde, kısmen de başka taşların içinde küçük tanecikler halinde saf olarak bulunur. Bu taşların hava koşullarında aşınması sonucu, birçok ırmağın sürüklediği altınla karışık kum meydana gelir, bu kumun içinden altın daha fazla yoğun olduğu için yıkanarak çıkarılabilir. Altının olağanüstü telleşme özelliği vardır; bir gran58* altın 500 ayak uzunluğunda bir tel kadar çekilebilir, kalınlığı 1/200.000 pus olan tabakalar halinde inceltilebilir. Hiçbir asit altını etkileyemez, yalnız saf klorla eritilebilir (altın suyu, nitrik asit ve güherçile karışımı). Altın suyuna batırma.”
      Argentum59* (Ag). Yoğunluğu = 10. Erime noktası = 1000° C. Parlak görünüşte; bütün metallerin en hoş olanı, çok beyaz ve yumuşak; güzel işlerde kullanılabilir ve ince iplikler halinde çekilebilir. Gümüş yaygın olarak bulunur; çok zaman kurşunla halita yapılarak gümüşlü kurşun halinde dökülür.
      Bunlar altın ve gümüşün kimyasal nitelikleri. (Bölünebilirlik ve yemden bileşik hale gelebilirlik, tekdüzelilik özellikleri, saf altın ve gümüş vb. için herkesçe bilinir.) Mineraloji açısından:
      Altın. Metallerin değerli oldukları ölçüde kendi başına, normal olarak ortaya çıkan cisimlerden ayrı yalıtılmış bulunmaları, daha yüksek doğallıkların sıradan olanlardan ayrı bulunması kuşkusuz dikkate değerdir. Böylece kural olarak altını yaygın halde, küpün değişik biçimlerinde kristalleşmiş biçimde ya da son derece değişik biçimlerde buluruz: birbirine benzemeyen parçalar ve taneler, kum ve toz, birçok kaya türünde, örneğin granitte parçacıklar halinde; bunların, ırmakların kumunda ve su baskınına uğrayan toprağın çakıllarında ||29| parçalanmış halde raslanır. Bu durumda altının yoğunluğu 19,4’e kadar çıktığı için, altın taşıyan kum suyla çalkalanarak, en ince altın tanecikleri bile elde edilebilir. Bu kumdan önce özgül ağırlığı daha fazla olan metal dibe çöker ve kendine özgü deyimiyle, yıkanıp çıkarılır. En çok da altına gümüş karışmış olur ve her iki metalin, %0,16-38,7 oranında gümüş içeren doğal halitalarına raslanır; doğal olarak bunlar renk ve yoğunluk bakımından farklılıklar gösterirler.
      Gümüş. Minerallerinin oldukça zengin durumu ile, en çok raslanan metallerden biri olarak, hem yaygın durumda, hem de öteki metallerle halita halinde ya da arşen ve kükürtle bileşik olarak vardır. (Klor gümüş, brom gümüş, karbondioksitli gümüş oksit, wismut-gümüş, yıldız bergit, polibazit vb..)
      Bütün değerli metallerin başlıca kimyasal özellikleri: Havada okside olmazlar; altın (ve platin) asitte çözüşmez, altın yalnız klorda çözüşür. Havada okside olmamaları, onları temiz tutar, paslanmazlar; neyseler [sayfa 99] öyle görünürler. Oksijenle çözüşmeye karşı dayanıklıdırlar. Ölümsüzlük (niteliği, eskiden alfan ve gümüş düşkünleri tarafından çok övülürdü).
      Fiziksel özellikleri: Özgül ağırlıkları, yani küçücük hacimde yüksek ağırlık; dolaşım aracı için özellikle önemli. Altın 19,5; gümüş W. Renk parlaklığı. Altının parıltısı, gümüşün beyazlığı, görkemlilik, telleşme özelliği. (Bu yüzden süs eşyası ve başka nesnelerin göz kamaştırıcılığına yararlar. Gümüşün beyaz rengi (bütün ışık ışınlarını esas karışımı halinde yansıtır); altının kırmızı-sarı rengi (üstüne düşen ışık karışımının bütün renkli ışınlarını yok eder, yalnız kırmızıyı yansıtır60). Ergime güçlüğü yüksekliği.
      Jeolojik özellikler: saf, öteki cisimlerden ayrı, benzersiz, özgünleşmiş (özellikle de altın), durumda bulunurlar. Elementer maddelere göre bağımsız özellikleriyle görünürler.
      Bu ikisi dışındaki değerli metaller: 1) Platin, rengi ayrıdır: gri içinde grilik (metallerin böceği); seyrek bulunur; eskiler bilmiyordu; ancak Amerika’nın keşfinden sonra tarımdı; ondokuzuncu yüzyılda Urallar’da da bulunmuştur; yalnız klordan etkilenir; her zaman saf durumda; özgül ağırlığı 21; en yüksek ısıda bile erimez; daha çok bilimsel değeri vardır. 2) Cıva: sıvı haldedir; buharlaşabilir; buharı zehirlidir; sıvı bileşimlere katılabilir (amalgamlar). (Yoğunluğu 13,5; kaynama derecesi 360º C.) Dolayısıyla, ne platin, ne de, daha az, ava para olmaya elverişli değildir.
      Bütün değerli metallerin ortak jeolojik özelliği: az bulunurluk. Üretimin sonucu olarak ortaya çıkmadığı için değeri yoktur, kendinde ve kendi için azlığı-değil, elementer olması, az bulunurluğun olumsuzluğu ölçüsünde, yalnızca az bulunurluk, (arz ve talep bir yana bırakılırsa) değerin öğesi olur. Değerin ilk belirlenişinde, bu, çoğu zaman, bilinçli ve istençli olan üretimden, önceden varsayılan talepten bağımsız olan, daha değerliydi. Çakıl taşlarının konuşana göre (relativement parlant) hiçbir değeri yoktur, çünkü bunlar üretim olmaksızın (yalnız arayınca vardırlar) bulunur. Bir şeyin değişimin bir konusunu oluşturması, değişim-değerine sahip olması için, her birinin, değişimin aracısı olmadan ona sahip olabilmesi zorunluğu yoktur; böyle bir başlangıç biçimi alfanda ortak bir mal gibi ortaya çıkmaması gerekir. Değişim-değerinin öğesi olan bu azbulunurluk ölçüsünde ve, bundan dolayı, arz ve talep ilişkisinden daha tam yalıtılmış olsa da, değerli metallerin bu özelliği önemlidir.
      Genel olarak, metallerin, üretim aletleri olarak elverişli bulunmasını ele alırsak, aslında, alfanın, metal olarak keşfedilen ilk metal olma üstünlüğü vardır. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi, alfanın, bütün metallerden [sayfa 100] ayrı ve ayırdedilebilir metal olarak, doğada metalik biçimde daha sık bulunması; ikincisi, hazırlanmasında sanatın işini doğanın yüklemiş olması ve ilk bulunuşunda yalnızca kaba emek gerekmesi, bilime de, gelişmiş üretim aletlerine de gerek olmaması.
      “Şurası kesindir ki, altın en önce bilinen metal olarak yer alır ve insanın gelişmesi konusunda ilk kayıtlarda insanın yerinin düzeyini belirtici olarak görülür” (çünkü zenginlik ilkin hangi biçiminde görünürse görünsün, bolluk olarak görünür). Değerin ilk biçimi kullanım-değeridir, günü gününe bireyin doğayla ilişkisini anlatır; ikincisi, kullanım-değerinin yanında değişim-değeridir, başkalarının kullanım-değerlerine egemenliği, toplumsal ilişkisi: başlangıçta bile, pazar gününün, fiziksel zorunluluğunu doğrudan aşan gene kullanım-değeridir).
      ||30| Altının insan tarafından çok erken bulunuşu:
      “Altın, doğada metalik halde bulunması bakımından, birkaç istisnasıyla öteki metallerden geniş ölçüde farklıdır. Demir ve bakır, kalay, çinko ve gümüş genellikle oksijen, sülfür, arsenik ya da karbonla kimyasal bileşimler halinde bulunur; bu metallerin bileşik olmayan, ya da eski deyimiyle el değmemiş durumda pek seyrek olarak ortaya çıkışı, kolay üretimlerinden çok mineralojik gariplikler olarak değerlendirilir. Ancak altın her zaman saf ya da metalik halde bulunur.... Bunun içindir ki metalik kitle olarak, san renginin çekiciliği ile birlikte, az kültürlü kişinin gözünü kamaştırır, buna karşılık insanın gözünün önünde bulunan öteki maddeler onun seyrek uyanan gözlem gücü için çekicilik konusu olmaz. Gene altına dönersek, atmosfer etkilerine en çok uğrayan kayalıklardan koparak, dağların çakılları arasına karışır. Atmosferin, ısı değişikliklerinin, su hareketlerinin yıkıcı etkileri, özellikle buzun etkisi ile kayalardan sürekli olarak parçalar kopar. Bu parçalar seller tarafından vadilere taşınır ve akan suların sürekli etkisiyle çakıllarla birlikte yuvarlanır. Bunların arasında çakıllara ve altın parçalarına raslanır. Yaz sıcağında, kaynakların kurumasıyla birlikte, ırmakların meydana getirdiği yataklar ortaya çıkar, kışın suların akış yolları ve dolayısıyla bu yataklar, gezginci insanın yolculuk yönleridir; altının ilk bulunduğu yerlerin buralar olduğunu düşünebiliriz
      “Altın çok sık olarak an biçimde ortaya çıkar, ya da kesinlikle metalik doğası hemen kolayca göze çarpar, hem ırmaklarda, hem de kuars damarlarında
      “Kuarsın ve ağır kayaların çoğunun özgül ağırlığı 2½ kadardır, oysa altının özgül ağırlığı 18 ya da 19’dur. Bu yüzden altın, birleşmesi olası bir kayadan ya da taştan aşağı yukarı yedi kat daha ağırdır. Buna göre akan suyun, kumu, kuars ya da başka kaya parçacıklarını taşımaya yetecek kadar gücü olduğundan, onlarla birlikte bulunan altın tanelerini alıp götüremez. Bu yüzden akan su, önceleri altın içeren kayaları, bugün madencilerin yaptığı duruma getirmiş, yani onları parçalamış ve hafif tanecikleri alıp götürmüş ve geride altın kalmıştır. Irmaklar gerçekten büyük doğal altın yıkayıcılardır, bütün hafif ve ufak parçaları süpürüp götürür, ağır parçacıklar ya doğal engellere takılır kalır, ya da akıntının gücü ya da hızı azaldıkça [sayfa 101] olduğu yerde kalır.” (Bkz: Gold (Lectures on) [Altın (Üzerine Dersler)] Londra 1852,) (s. 12 ve 13.)61
      “En büyük olasılık, gelenekten ve eski tarihlerden anlaşıldığı gibi, altının kumda ve ırmakların çakılları arasında bulunuşu, metallerin tanınmasında ilk adım olmuş ve Avrupa, Afrika ve Asya’nın hemen hemen bütün, belki de bütün ülkelerinde altın, az ya da çok büyüklüklerde çok eski zamanlardan bu yana, içinde altın bulunan madenler, basit aygıtlarla yıkanmış ve çıkarılmıştı. Kimi zaman altın karışımı bulunan akıntıların sonucu bir heyecan dalgası uyandıracak kadar büyük olmuş, bu heyecan dalgası bir süre için bir bölgeyi sarmış, ama sonra gene sönmüştür. 760 yılında yoksul halk Prag’ın güneyinde yıkadığı ırmak kumlarından büyük ölçüde altın çıkarmış, üç kişi bir günde bir mark (½ libre) altın elde etmeyi başarmıştı; bunun sonucu olarak altın ‘kazmaya’ koşuş öylesine büyük olmuştu ki, ertesi yıl ülkeyi kıtlık sarmıştı. Buna benzer olayların daha sonraki birkaç yüzyıl içinde görüldüğünü okuyoruz, oysa burada, her yerde olduğu gibi, toprağın üstüne yayılmış zenginliğin genel çekiciliğinin yerini ve düzenli ve sistemli madencilik almıştır
      “Altının bulunduğu iki tür kaynak cevher yatakları ve damarları, az çok ufka doğru dike halde sert kayaları keser; altının çakıl, kum ya da çamurl karışı olduğu akıntı yatakları ya da ‘ırmaklar’da bulunan altın, suyun mekanik hareketi ile bu kayaların üstüne getirilmiş, kayalar da bilinmeyen derinliklere yataklar halinde yerleştirilmiştir. Birinci türe giren, özel olarak işlenen madenciliktir; ikinci sınıf da basit kazıcılık işlemidir. Genel deyimi ile altın madenciliği, başka tür madencilik gibi, ||31| sermayenin ve yıllara dayanan bir deneyimin verdiği becerinin kullanılmasını gerektirir. Bunlar, uygar insanların yapacağı, tam anlamı ile geliştirilmesi için pek çok bilimin ve yan işlerin uygulanmasını gerektiren işler değildir. Ama. madenci için çok önemli olmakla birlikte, en başta kolunun gücüne ya da sağlığının dayanıklılığına güvenen altın yıkayıcı ya da tarayıcı için bu tür şeylerin gereği yok gibidir. Onun kullandığı araçların basit olması gerekir, bir yerden ötekine taşınabilir olmalı, hasara uğrayınca kolay tamir edilmeli ve küçük miktarlar halinde elde etmede onun zaman yitirmesine neden olacak incelikleri gerektirmemelidir.”
      Günümüzde en iyi örneği Sibirya, Kaliforniya ve Avustralya’da bulunan, akıntıların yığdığı altın ile; her yıl ırmakların getirdiği ince kum arasındaki fark, bunların bazılarında işlenebilir miktarda altının bulunmasıdır. Bu sonuncular doğal olarak üst yüzeydedir, birinciler ise 1-70 feet kalınlıkta bir tabaka altındadır, bu tabaka toprak, torf, kum, çakıl vb. karışımıdır. İşleme türünün her ikisi için de ilke olarak aynı olması gerekir. Akıntıların biriktirdiği yerlerde, doğa, cevher yataklarının en önemli, en cömert ve en zengin bölümlerini çekip çıkarmış, böylece malzeme kazılmış ve yıkanmıştır, onun önünde en ağır bölümü daha önce yapılmış bir iş vardır; buna karşılık daha zayıf, daha uzun süren, daha derine giden yatakları işleyecek madencinin, en ince sanat kaynaklarının yardımına el uzatması [sayfa 102] zorunludur.
      Altın, çeşitli fiziksel ve kimyasal varlıklar arasında metallerin en soylusu olarak kabul edilmiştir. Havada değişime uğramaz ve paslanmaz. (Dayanıklılığı en başta, atmosferin oksijenine karşı direncidir.) Topak halinde parlak, sarı-kırmızımsı renktedir, çok yoğundur. Son derece yumuşaktır. Erimek için güçlü bir ısı ister. Özgül ağırlık.
      Dolayısıyla, üç tip üretimi vardır: 1) Irmak kumunda. Üst yüzeyde kolayca bulunması. Yıkama. 2) Alüvyon yataklarında. Altın yatakları. 3) Madencilik. Öyleyse üretimi, üretken güçlerin gelişmesini gerektirmez. İşin çoğunu doğa yerine getirir.
      (Altın, gümüş vb. sözcüklerinin kökleri (bkz: Grimm)62; bu noktada, parlaklığın, rengin, sözcüklere hemen aktarılan birçok genel kavramı bulunur. Gümüş beyazdır, altın san; cevher ve altın, cevher ve demir isimlerini değiştirir. Alınanlarda eskiden bronzun demir diye kullanılmasında olduğu gibi. Aes [bronz] ile aurum [altın] arasındaki doğrudan yakınlık.)
      Bakır (cevher, bronz: kalay ve bakır) ve altın, gümüş ve demirden önce kullanılmıştır.
      “Altın, saf olduğu ve yalnız gümüşle biraz karışık halde bulunduğu için, gümüşten çok önce kullanılmıştır; basit bir yıkama ile elde edilir. Gümüş genellikle uygarlaşmamış toprakların en sert kayaları içine sokulmuş damarlarda bulunur: çıkarılması için, karmaşık makine ve çalışmalar ister. Güney Amerika’da, damar halindeki altın değil, ama alüvyonlu topraklarda, toz ve tane halinde dağılmış bulunan altın işlenir. Herodot çağında da durum aynıydı. Yunanistan’ın, Asya’nın, Kuzey Avrupa ve Yeni-Dünya’nın en eski anıtları, hatta yarı-barbar devletlerde bile, kap-kacak ve mücevher yapımında altın kullanıldığını gösterirler; aynı işler için gümüşün kullanılması, tek başına oldukça ileri bir toplumsal durumun belirtisidir.” Bkz: Dureau de la Maile, Defter (2).63
      Savaşın ve barışın başlıca aleti olarak bakır (ibid, 2) (İtalya’da para olarak, ibid64).

b) Farklı Metaller Arasında Değer Oranı Dalgalanmaları


      Paranın cismi olarak metallerin kullanılışı, birbirleri arasındaki göreli kullanılışı, önce ya da sonra ortaya çıkışı, bunların göreli değerindeki dalgalanmalarla birlikte gözden geçirilebilir. (Letronne, Böckh, Jacob.65) Bu sorun dolaşımdaki metallerin yığını ve bunların fiyatlara [sayfa 103] oranı ile bağıntılı olduğu ölçüde, sonradan, paranın fiyatlara oranına ilişkin bölüme tarihsel ek olarak gözden geçirilecektir.)
      Çeşitli çağlarda altın, gümüş ve bakırı etkileyen ardışık değişiklikler, ilkin bu üç madenin maden yataklarının niteliğine ve içinde bulundukları az çok saf duruma; ikinci olarak, Asya ile Afrika’nın bir bölümünün İranlılar ve Makedonyalılar tarafından istilası, daha sonra üç kıtanın bir bölümünün (orbis Romanus, vb.) Romalılar tarafından fethi gibi siyasal karışıklıklara bağlıdır. O halde içinde bulunduğu saflığın göreli durumuna ve saflık halitasına bağlıdır.66
      Çeşitli metaller arasındaki değer ilişkisi, fiyatlar dikkate alınmadan – bunların birbirine karşılık değişilmesine esas olan basit nicel ilişki yoluyla belirlenebilir. Bu biçimde, ancak, aynı ölçüye sahip birkaç metayı birbiriyle karşılaştırırsak, ||32| bir sonuca varabiliriz; örneğin şu kadar quarter buğday için şu kadar quarter çavdar, arpa, yulaf. Henüz pek az değişim yapıldığı ve pek az metanın işlem gördüğü trampa ticaretinde bu yöntem kullanılır ve bundan dolayı da henüz para gerekli değildir.
      Sebalara komşu Araplarda, Strabon’a göre, toprakta saf altın bol bulunuyordu, 10 pound altın 1 pound demir, 2 pound 1 pound gümüştü.67 Bactriane bölgesinin (Bactara vb. kısaca Türkistan) ve Asya’nın bir kısmının altın zenginliği, Paropamisus (Hindukuş) ile Imaüs (Mustag Dağları), yani Desertum arenosum auro abondans68* (Gobi çölü) arasında bulunur: Olabilir ki, Dureau de la Malle’e göre, İÖ 15. yüzyıldan 6. yüzyıla değin altının gümüşe olası oranı = 6:1 ya da 8:1, 19. yüzyıl başlarına değin Çin’de ve Japonya’da varolan oran; Herodot bu oranı, Darius Hystaspes dönemi için, 13:1 olarak saptıyor. İÖ 1300 ile 600 arasında yapılmış bulunan Manon yasasına göre, altın ile gümüş arasındaki oranı 2½:1 idi. Gümüş maden yatakları gerçekte uygarlaşmamış, özellikle tabakalı topraklarda, ve bazı ikincil topraklar damarlarından başka yerlerde pek bulunmazlar. Gümüş üzerindeki tabakalar, alüvyon kumları olacak yerde, genellikle kuvartz vb. gibi, en yoğun ve en sert kayalardır. Bu maden, gerek iklimleri, gerekse mutlak yükseklikleri bakımından, soğuk bölgelerde, genellikle sıcak ülkeleri yeğleyen altından daha yaygındır. Altının tersine, saf durumda gümüşe çok ender raslanır, vb. (çoğu zaman arşen ya da kükürtle karışık) (muriatik asit, nitric salpeter). Her iki metalin yayılış niceliğine gelince (Avustralya ve Kaliforniya’nın keşfinden önce): 1811’de, Humboldt, Amerika’da altının gümüşe oranını 1:46, Avrupa’da (Asya [sayfa 104] Rusyası ile birlikte) 1:40 olarak tahmin ediyor. Şu sırada (184269*) Academie des Sciences’ın mineralojistlerine göre = 1:52; bununla birlikte alfan lira yalnızca 15 gümüş lira değerinde; öyleyse değer oranı = 15:1.70
      Bakır. Yoğunluğu 8,9. Güzel tan kızıllığı renginde; oldukça sert; eritmek için çok yüksek ısı gerekiyor. Oldukça yaygın olarak saf durumda bulunur; çoğunlukla oksijen ya da kükürtle bileşiktir. Yatakları eski ilkel topraklardadır. Ama çoğu zaman, öteki minerallerden daha çok toprağın üstünde, ya da, saf yığınlar halinde topaklanmış, hazan büyük bir ağırlıkta, yüzeye yakın yerlerde bulunur. Savaşta ve barışta, demirden önce kullanıldı. (Tarihsel gelişme içinde bakırın durumu iş aleti olarak demire göre nasılsa, altının durumu da para gereci olarak gümüşe göre öyledir.) 1. yüzyıldan 5. yüzyıla kadar Roma egemenliğindeki İtalya’da büyük ölçüde dolaşımdadır. Denebilir ki, bir halkın uygarlık derecesi, yalnızca silahlan, aletleri ya da süsü için kullandığı altın, bakır, gümüş ya da demir, maden türünün bilinmesine göre a priori71* belirlenebilir. Hesiod, tarım üzerine şiirinde der ki:72
      “Calxv d’ eipgazovto melaz d’ ouc esce sidhpoz”73*
      Lucretius: “Et prior aeris erat auam ferri cognitus usus.”74* Jacob, Nubye’de ve Sibirya’da çok eski bakır madenlerinden söz eder (bkz: Dureau I, 58); Herodot, Massagetler’in yalnız bronzu olduğunu, bakırları bulunmadığını söyler. Demir, Oxford mermer heykel koleksiyonlarından sonra, İÖ 1431’den önce bilinmiyordu. Homer demirden seyrek söz eder; buna karşılık Yunan ve Roma toplumlarının, hatta balta ve bıçak yapımı için bile çok uzun süre kullandıkları [o bakır, çinko ve kalay almaşığı, ...].75 İtalya, toprakta doğal olarak bulunan bakır bakımından oldukça zengin; bundan ötürü gümüş para İÖ 247’ye değin tek nakit parayı değilse de, en azından normal parayı, orta İtalya’daki parasal birimi oluşturdu. Güney İtalya’da Yunan kolonileri, Yunanistan ve İtalya’dan, doğrudan, ya da Tyrus ve Kartaca yoluyla, gümüş alıyor, 5. ve 6. yüzyıldan76 bu yana bundan para yapıyorlardı. Anlaşılan Romalılar, kralların kovulmasından önce gümüş paraya sahipti, ama, diyor Plinius, “interdictum id vetere consulto patrum, Italiae parci” (yani gümüş madenlerinin) “Jubentium”77*. Kolay bir dolaşım aracının sonucundan –lüksten, kölelerin sayısının [sayfa 105] artmasından, biriktirmeden, toprak mülkiyetinin yoğunlaşmasından– korkuyorlardı.78 Etrüsklerde de bakır, para için altından önce vardı.
      Garnier’in şu sözleri yanlıştır (bkz: defter III, s. 28): “Birikime ayrılan maddenin mineral bölgesinde aranması ve seçilmesi doğaldır.”79 Tersine; metal para bulunduktan sonra (ister kendi anlamında para olarak olsun, ister yalnızca ağırlığa göre yeğlenmiş değişim aracı olsun), biriktirme başlamıştır. Bu nokta üzerinde altınla ilgili olarak ayrıca söz edilirken durulacaktır. Reitemeier’in80 dediği doğrudur (bkz: defter III, s. 34): “Altın, gümüş ve bakır eski halklarda oldukça zayıf niteliklerine karşın, demirden önce, paranın kullanılmasından önce vurma ve kırma aletleri olarak kullanılmışlardır.” (Bakın suya batırarak, en sert taşa bile dayanacak kadar bir sertlik verilmesi öğrenildikten sonra, aletlerin iyileştirilmesi. Sertleştirilen bir bakırdan keski kalemi ve çekiç yapılıyor, bunlar da taşların işlenmesinde kullanılıyordu. Sonunda da demir bulunuyor.81) Jacob diyor ki: “Ataerkil dönemde” (bkz: defter IV, s. 3), “silah yapımında kullanılan metaller, 1) pirinç ve 2) demir gibi, o zaman kullanılan yiyecek ve giyeceklere göre çok seyrek ve son derece pahalıdır, oysa değerli metallerden yapılmış metal para yoktur, ama artık altın ve gümüşün başka metallerle değişilmesi için sağlanması, tahıla ve koyuna82 göre daha kolay ve daha elverişlidir.”
      ||33| “Öte yandan, Hindu-Kuş ve Himalaya sıradağları arasında bulunan en alüvyonlu topraklardan saf ya da hemen hemen saf altın elde etmek için, basit bir yıkamadan başka bir şey gerekli değildi. Vaktiyle, Asya’nın bu bölgelerinde nüfus boldu; ve dolayısıyla işgücü de çok ucuzdu. İşlenmesindeki (teknik) güçlükler nedeniyle, gümüş görece pahalıydı. İskender’in ölümünden sonra Asya’da ve Yunanistan’da bu durumun tersi görüldü. Altınlı kumlar tükendi; köle ve emek-gücü fiyatı arttı; mekanik ve geometri, Öklid’den Arşimed’e değin büyük ilerlemeler gösterdiğinden, Asya, Trakya ve İspanya’nın zengin gümüş maden damarları kârlı bir biçimde işletilebildi, ve gümüş altından 52 kat bol olduğundan, iki maden arasındaki değer oranı değişme zorunda kaldı, ve Xenophon zamanında, İÖ 350’de, 10 gümüş liraya karşı değişilen altın lira, İS 422 yılında83 18 gümüş lira değerini kazandı.” Demek ki 10:1’den 18:1’e yükselmiştir.
      İS 5. yüzyılın sonunda nakit paranın miktarında olağandışı azalma, maden çıkarma sanayisinin durması. Ortaçağda 15. yüzyılın sonuna kadar paranın oldukça önemli bir kısmı altın para halindedir. (Azalma, [sayfa 106] özellikle, eskiden en çok dolaşımda bulunan gümüşte yoğunlaşmıştır.) Oran 15. yüzyılda 10:1,18. yüzyılda 14:1’dir, Kıta Avrupası’nda böyledir, İngiltere’de 15:1’dir. Yeni Asya’da ticarette metadan çok gümüş vardır; özellikle bakır paranın (tehen:84 bakır, kalay, kurşun karışımı) ülke parası olduğu Çin’de; Çin’de altın (ve gümüş), ağırlığına göre dış ticaret dengesi için metadır.85
      Bakır ve gümüş değeri arasında Roma’da büyük dalgalanmalar görülür (metal paralarda). Servius’a kadar ticaret için metal külçe olarak: aes ruda.86 Para birimi bakır as = 1 pound bakır. Servius zamanında gümüşün bakıra oranı 279:1; Pön Savaşının başlangıcına kadar = 400:1; Birinci Pön Savaşı sırasında = 140:1; İkinci Pön Savaşı sırasında = 112:1.
      Başlangıçta Roma’da altın çok pahalıdır, gümüş ise Kartaca’dan (ve İspanya’dan) gelir; altın yalnız külçe halinde 547’ye kadar kullanılmıştır. Ticarette altının gümüşe oranı = 13,71:1, paralarda = 17,4:1; Sezar zamanında = 12:1 (iç savaş patladığı zaman, aerarium’un87* Sezar tararından yağmalanmasından sonra yalnız = 8:1); Honorius ve Arcadius zamanında (397) = 14,4:1 oranında saptanmıştır. Gümüşün bakıra oranı = 100:1; altının gümüşe oram = 18:1. Roma’da ilk gümüş para U. C.88* 485’te, ilk altın para 547’de dökülmüştür. İkinci Pön Savaşından sonra as 1 onsa düşer düşmez, bozuk para olur; sesterce (gümüş) para birimidir ve parayla yapılan büyük ödemelerde kullanılır. (Günlük alışverişte bakır (sonradan demir) ana metal olarak geçerlidir. Doğunun ve Bafanın imparatorları zamanında solidus89* (aureus), yani altın, düzenleyici paradır.)
      Ortalamasını dikkate alırsak eski dünyada:
      Birincisi: gümüşün altına oranı daha yüksek bir değerdedir. Altının gümüşten daha ucuz ve demirden daha da ucuz olduğu bazı durumlar (Araplarda) bir yana bırakılırsa, İÖ 15. yüzyıldan 6. yüzyıla kadar Asya’da altının gümüşe oranı = 6:1 ya da 8:1’dir (bu son oran Çin’de ve Japonya’da 19. yüzyılın başına kadardır). Manu Yasasında bile = 2½ : 1. Düşük oranın kaynağı, altım önce metal olarak ortaya çıkaran nedenlerdir. O zamanlar altın genellikle Asya’dan ve Mısır’dan gelir. Bu [sayfa 107] dönem, İtalya gelişmesinde para olarak bakırın bulunduğu dönemdir. Bunun gibi bakır barışın ve savaşın asıl aracı olarak, önde gelen değerli metal olarak altına eşit durumdadır. Xenophon zamanında henüz altının bakıra oranı 10:1’dir.
      İkincisi: İskender’in ölümünden sonra altınlı kumların tüketilmesi, teknikte ve uygarlıkta ilerleme ile birlikte altının ve gümüşün değeri aynı ölçüde yükselmiştir; gümüş madenleri işletilmiştir; toprakta gümüşün niceliksel bakımdan altından daha çok oluşunun etkisi vardır. 15. yüzyılın sonunda Amerikan gümüşünün keşfedilmesi gibi, Kartacalıların, İspanya’daki işletmelerin, altın ve gümüşün oranında özellikle büyük değişmeler getirmiş olması gerekir. Sezar döneminden önce oran 17:1, sonra 14:1’dir; en sonunda. İS 422’den bu yana 18:1’dir. (Sezar zamanında altının düşmesi raslansal nedenlerden dolayıdır.) Gümüşün altına oranla düşmesi, savaşta ve barışta esas üretim aracı olarak demirin durumuyla ilgilidir. İlk dönemde Doğudan alfan arzı, ikinci dönemde daha soğuk olan Batıdan gümüş arzı sözkonusudur.
      Üçüncüsü, ortaçağda: Gene oran Xénophon zamanındaki gibidir. 10:1. (Bazı yerlerde = 12:1?)
      Dördüncüsü, Amerika’nın keşfinden sonra: Gene oran aşağı yukarı Honorius ve Arcadius zamanındaki gibidir (397); 14-15:1. 1815-1844 dolaylarından bu yana altın üretimi büyümüşse de, altın prim getirmektedir (örneğin Fransa’da). Belki de Kaliforniya ve Avustralya’nın keşfinden dolayı.
      Beşincisi: Daha fazla olmasa bile gene Roma’nın imparatorluk dönemi oram vardır, 18:1. Değerli metal üretiminin gelişmesiyle birlikte gümüşün göreli olarak ucuzlaması, hem eski, hem de yeni çağda Doğudan Batıya, Kaliforniya ve Avustralya’ya kadar dönüş yapmıştır. Tek tek bakınca dalgalanmalar vardır; ama temel farklılıklar dikkate alınınca, bunlar göze çarpıcı biçimde yinelenmiştir.90
      ||34| Eski dönemlerde bakır, bugünkünden üç-dört kat daha pahalıdır. (Garnier.91)
      c) Şimdi altın ve gümüşün ikmal kaynakları, bunların tarihsel gelişme ile bağlantısı gözden geçirilebilir.
      d) Metal para olarak para. Metal paralar üzerine kısa tarihsel bilgi. Düşüşü ve yükselişi vb..

[Paranın Çevrimi]


      Paranın dolaşımı ya da sürümü, metaların karşıt dolaşımı ya da sürümüne uygun düşer. A’nın metası, B’nin eline geçer, bu arada B’nin [sayfa 108] parası A’nın eline geçer vb.. Metanın dolaşımı gibi paranın dolaşımı da sonsuz değişiklikteki noktalardan çıkarak, sonsuz değişik noktalara geri döner. Çevrenin değişik noktaları yönünde bir merkezden çıkış, bir merkez yönünde değişik noktalara dönüş, para dolaşımının burada gözden geçirdiğimiz basamağında doğrudan dolaşımda değil, ancak bankacılık yoluyla dolaylı dolaşımda gerçekleşir. Ama bu ilk doğal dolaşım bir sürümler yığınından meydana gelir. Asıl dolaşım ise, altının ve gümüşün meta olmaktan çıktığı noktada başlar; değerli metal ihraç eden ülkelerle bunları ithal edenler arasında dolaşım bu anlamda değildir, orada basit değişim vardır, çünkü altın ve gümüş burada para olarak değil, meta olarak işlev görür. Para metaların değişimine yani burada dolaşımına, değişim aracı olarak aracılık etmesi bakımından, dolaşımın aleti, dolaşım çarkıdır; ama bu süreçte bizzat dolaştığına, sürümde bulunduğuna, kendi hareketini izlediğine göre, kendisinin bir dolaşımı, para dolaşımı, paranın sürümü vardır. Bu dolaşımın özel yasalarla ne ölçüde belirlendiğini bulmak gerekir. Başlangıçta şu kadarı açıktır ki, para, meta için dolaşım çarkı, meta da para için aynı dolaşım çarkıdır. Para, metaları dolaştırırsa, metalar da parayı dolaştırır. Metaların dolaşımı ile paranın dolaşımı karşılıklı birbirinin koşuludur. Paranın sürümünde üç noktanın gözden geçirilmesi gerekir: 1) hareket biçiminin kendisi; onun baştan başa dolaştığı çizgi (kavramı); 2) dolaşan paranın niceliği; 3) hareketini geliştirme, dolaşım hızı. Bu da yalnız meta dolaşımı ile ilişkisi çerçevesinde olabilir. Buraya kadar şu açıktır ki, metaların dolaşımı para dolaşımından bağımsız öğelere sahiptir ve bunlar onu ya doğrudan belirler, ya da örneğin meta dolaşımının hızını belirleyen durumların, para dolaşımının hızını da belirlemesi yoluyla belirler. Üretim tarzının genel karakteri her ikisini de belirler ve meta dolaşımım daha doğrudan belirler. Değişimciler kitlesi (varolan nüfus): bunların kentler ve köyler arasında dağılışı; metaların, ürünlerin ve üretim işlemcilerinin mutlak niceliği; dolaşıma sokulan metaların göreli yığını; iletişim ve ulaşım araçlarının gelişmesi, çift anlamda, bunların hem birbirleri arasında değişimde bulunan kimselerin çevresini, ilişkiye geçen kimseleri belirlemesi, hem de hammaddenin üreticiye ve ürünün tüketiciye ulaşmasındaki hız anlamında; son olarak da, iplikçilik, dokumacılık, boyama vb. gibi değişik üretim dallarını yoğunlaştıran sanayinin gelişmesi, böylece aracılık isteyen bir dizi değişim eylemini gereksiz hale getirmesi. Meta dolaşımı, para dolaşımının ilk temel koşuludur. Bu da yeniden meta dolaşımını kendi yönünden belirler, şimdi sıra bunda.
      Önce dolaşımın ya da sürümün genel kavramını saptamak gerekir.
      Ayrıca belirtmelidir ki, parayı dolaştıran, değişim-değerleri, dolayısıyla fiyatlardır. Bundan dolayı metaların dolaşımı durumunda [sayfa 109] yalnız yığını değil, aynı ölçüde fiyatları da dikkate almak gerekir. Düşük fiyattan, değişim-değerinden büyük miktarda metalar, açıkça dolaşım için, iki katı bir fiyattan küçük miktarda metaya göre daha az parayı gerektirir. Öyleyse, gerçekte, fiyat kavramını dolaşım kavramından önce geliştirmek gerekir. Dolaşım, fiyatların saptandığı, meraların fiyatlara dönüştürüldüğü harekettir: onların fiyat olarak gerçekleşmesi. Paranın 1) ölçü ya da metanın değişim-değeri olarak gerçekleştiği öğe olarak, 2) değişim aracı, dolaşım aleti olarak ikili belirlenmesi çok değişik yönde etkide bulunurlar. Para, yalnızca, zihinsel olarak, yalnız bireyin kafasında değil, aynı zamanda toplumun düşüncesinde (alış ve satış sürecinde doğrudan tarafların düşüncesinde) paraya çevrilmiş olan meraları dolaştırır. Paraya bu düşünsel çevriliş ve gerçekleştiriliş, asla aynı yasalarla belirlenmez. Bunların birbiriyle olan ilişkisini araştırmak gerekir.

[Değerlerin Ölçüsü Olarak Para]


      a) Dolaşımın başlıca belirlenimlerinden biri, (ürünler ya da emek) değişim-değerlerini, tam da fiyat olarak belirlenmiş değişim-değerlerini dolaştırmasıdır. Bundan dolayı, meta değişiminin her türü, örneğin trampa, aynî olarak ödeme, feodal hizmetler vb., henüz dolaşımı oluşturmaz. Dolaşım olması için her şeyden önce iki şey gereklidir: birincisi: metaların fiyatları olduğunu varsayar; ikincisi: tek tek değişim eylemleri değil, değişimlerin tümü, bütünlüğü, sürekli hareket halindedir, toplumun bütün yüzeyinde az ya da çok gerçekleşir; bir değişim eylemleri sistemidir. ||35| Meta değişim-değeri olarak belirlenmiştir. Değişim-değeri olarak belirli bir oranda (onda içerilen emek-zamanı oranında) bütün öteki değerler (metalar) için eşdeğerdir; ama onun bu belirlenmişliğine doğrudan tekabül etmez. Değişim-değeri olarak doğal varlığı içinde kendi kendisinden farklıdır. Onun bu biçimde ortaya konması için bir aracıya gereksinim vardır. Bunun içindir ki, parada, değişim-değeri onun karşısına başka bir şey olarak çıkar. Para olarak kabul edilen meta önce saf değişim-değeri olarak metadır, ya da saf değişim-değeri olarak meta paradır. Ama, aynı zamanda, para, artık metanın dışında ve yanında vardır; onun değişim-değeri, tüm metaların değişim-değeri, ondan bağımsız, kendi malzemesi içinde, belirli bir metada, bağımsızlaşmış bir varlık kazanmıştır. Metanın değişim-değeri nicel oranların bütününü anlatır, bu oranlarda bütün öteki metalar ona karşılık değişilebilir, aynı emek-zamanı içinde üretilebilen metaların eşit olmayan miktarları ile belirlenir. Şimdi para, metaların yanında ve dışında bulunan bütün metaların değişim-değeri [sayfa 110] olarak vardır. Değişim-değerleri olarak metaların özgür varlığını kazanmak için, önce bunların bürünmesi, altınlaşması ve gümüşleşme-si için genel bir madde olması gereklidir. Altına çevrilmeleri, onda ifade edilmeleri gerekir. Para, değişim-değerlerinin, değişim-değerleri olarak metaların genel paydası olur. Parada ifade edilmiş değişim-değeri, yani onun paraya eşit tutulması, bu, fiyattır. Para, değişim-değerlerine karşı bağımsız bir nesne durumuna getirildikten sonra, değişim-değerleri, bunların karşısında özne olarak bulunan paranın belirlenmişliği haline gelmişlerdir; bununla birlikte, her değişim-değeri belirli bir niceliktir; niceliksel olarak belirlenmiş bir değişim-değeridir. Bu hali ile o = belli bir para miktarı. Bu belirlenmişlik, genel yasa gereğince, değişim-değerinde gerçekleşen emek-zamanı yoluyla vardır. Öyleyse bir günün ürünü dediğimiz bir değişim-değeri, emek-zamanının bir günü = altın ya da gümüşün bir miktarı olarak ifade edilir; bir günlük emeğin ürünüdür. Böylece değişim-değerlerinin genel ölçüsü, her değişim-değeri ile bununla eşitlenen para arasındaki ölçü durumuna gelir. (Altın ve gümüş, önce, üretildikleri ülkelerdeki üretim maliyetleriyle belirlenmiştir. “Madenci ülkelerde bütün fiyatlar yalnızca değerli metallerin maliyetine bağlıdır; ... madenciye yapılan ödeme ... bir ölçü verir, bütün öteki üreticilerin ödemeleri buna göre hesaplanır.... Tekele bağlı olmayan her metanın altın ve gümüş değeri, madene sahip olmayan bir ülkede, belli bir emek niceliğinin sonucunun ihraç edilmesiyle sağlanabilen alan ve gümüşe bağlıdır, kâr oranına bağlıdır ve her bireysel durumda, ücretlerin toplamı, ödenen ücretler ve bunların sağlanması için harcanan zaman buna bağlıdır.” (Senior.92) Bir başka deyişle, madene sahip ülkelerin madenlerinden emeğin (ihraç edilebilen ürünlerin) belli bir miktarı için dolaylı ya da doğrudan elde edilen altın ve gümüşün miktarına bağlıdır. Önce para, bütün değişim-değerlerinin eşitliğinin ilişkisini gösterir: onda aynı adı alırlar.)
      Paranın niteliğinde belirlenen değişim-değeri, fiyattır. Fiyatta, değişim-değeri paranın belirli bir miktarı olarak ifade edilir. Fiyatta, para, birincisi, bütün değişim-değerlerinin birimi olarak görünür; ikincisi birim olarak, dolayısıyla değişim-değerleri bu birimden belirli bir sayıda içerirler, böylece fiyatla karşılaştırma yoluyla birimin nicel olarak belirlenmesi, bunların birbirleriyle oranını ifade eder. Öyleyse, para, burada değişim-değerlerinin ölçüsü olarak konmuştur; fiyatlar da parada ölçülmüş değişim-değerleri olarak. Paranın fiyatların ölçüsü olması, yani onda değişim-değerlerinin birbiriyle karşılaştırılması, kendiliğinden ortaya çıkan belirlenimdir. Ancak gelişme için daha önemli olan, fiyatta, değişim-değerinin parayla karşılaştırılmasıdır. Para, metalardan [sayfa 111] bağımsız, ayrılmış değişim-değeri olarak konduktan sonra, bir meta, özel değişim-değeri, yeniden paraya eşitlenir, yani belirli miktarda paraya eşit tutulur, o para olarak ifade edilir, paraya çevrilir. Metalar, paraya eşit tutularak, gene, birbirleriyle, tanımlanan kavramları gereğince, kendilerini değişim-değerleri olarak yeniden karşılaştırılmış bulurlar: belirli oranlarda birbirleriyle çakışırlar ve karşılaştırılırlar. Özel değişim-değeri, meta, bağımsızlaşmış değişim-değerinin, paranın belirlenmesi altında ifade edilir, sıralanır, konumunu bulur. Bunun nasıl olduğu (yani nicel olarak belirlenmiş değişim-değeri ile belirli bir miktardaki para arasındaki nicel ilişkinin nasıl bulunduğu) yukarıda gösterilmiştir. Ama para, metaların dışında bağımsız bir varlığa sahip bulunduğu için, metanın fiyatı da değişim-değerlerinin ya da metaların paraya oranına göre dışsal ilişki olarak ortaya çıkar; meta fiyat değildir, toplumsal özü gereğince değişim-değeridir; bu belirlilik onunla dolayımsız bir ilişki halinde değildir; tersine, metanın para ile karşılaştırılması yoluyla dolayımlıdır; meta değişim-değeridir, ama onun bir fiyatı vardır. Değişim-değeri meta ile dolayımsız bir birlik halindeydi, onun dolayımsız biçimde ayrıldığı belirlenimiydi, öyleki bir yanda meta, öte yanda (parada) onun değişim-değeri bulunuyordu; şimdi ise fiyatta, bir yandan meta paraya kendi dışında bir şey olarak ilişkilenir, ve ikincisi, para ondan farklı bir gerçekliğe sahip olduğundan, metanın kendisi düşüncel halde para olarak kabul edilmiştir. Fiyat, metanın bir özelliğidir, para olarak tasarlandığı bir belirlenimdir. Artık metanın doğrudan bir belirlenimi değil, metanın yansıtılmış bir belirlenimidir. ||36| Şimdi gerçek para yanında meta, tasarlanmış para olarak vardır.
      Paranın gerek ölçü olarak, gerek metanın fiyatı olarak bu belirlenimi, gerçek para ile hesap parası arasındaki farkın en basit açıklamasıdır. Para ölçü olarak her zaman hesap parası yerine geçer, fiyat olarak meta da her zaman salt tasarım yoluyla paraya çevrilir.
      “Saha tarafından metaya değer biçilmesi, aha tarafından yapılan arz, faturalar, borçlar, rantlar, envanterler vb., kısacası ödemenin maddi gerçekleşmesine götüren ve ondan gelen her şey, hesap parasında anlatılmak zorundadır. Gerçek para ancak, ödemelerin gerçekleştirilmesi, hesapların çıkarılması (çözümlenmesi) için araya girer. 24 livres 12 sous ödemem gerekiyorsa, hesap parası, bir türden 24 birim ve öteki türden 12 birim gösterir, buna karşılık, gerçekte iki parayla hesabı kapatacağım: 24 livres değerinde bir alfan, 12 sous değerinde bir gümüş. Gerçek paranın tümünün, dolaşım gereksinimlerinde zorunlu sınırları vardır. Hesap parası, tasarım olarak sınırları olmayan ideal bir ölçüdür. Değişim-değeri açısından yalnızca incelemek için olsa da zenginliğin her türünü anlatmak için kullanılır: ulusal zenginliği, devletin ve yurttaşların gelirini ifade etmek için de kullanılır; hesap değerleri, bu değerler [sayfa 112] hangi biçim alanda bulunursa bulunsun, aynı formüle göre düzenlenir; böylece tüketilen şeylerin yığını içinde, zihin yoluyla paraya birçok kez çevrilmeyen tek bir mal yoktur, oysa yığınla karşılaştırılınca, nakit paranın bütün toplamı en çok 1:10 oranına eşittir.” Garnier. (Sonuncu oran kötüdür. 1: milyonlarcası, daha doğrudur. Ancak bu asla ölçülemez.93)
      Öyleyse, başlangıçta para değişim-değerini anlatıyorsa, şimdi de fiyat olarak, düşüncel olarak, zihinde gerçekleşmiş değişim-değeri olarak meta, bir para toplamını anlatır: belirli bir oranda para. Fiyat olarak bütün metalar değişik biçimler altında paranın temsilcileridir, oysa daha önce para, bağımsızlaşmış değişim-değeri olarak, bütün meraların temsilcisiydi. Para meta olarak reel hale gelince, meta düşüncel olarak para diye ortaya konmuştur.
      Önce şurası açıktır ki, metaların paraya düşüncel olarak bu çevrilişinde, meraların fiyat olarak konmasında, reel olarak var olan paranın niceliği tamamıyla önemsizdir ve iki açıdan böyledir: birincisi: metaların paraya düşüncel çevrilişi, prima facie94* gerçek para yığınından bağımsızdır ve onunla sınırlı değildir. Bu süreç için tek bir para parçası gerekli değildir, tıpkı örneğin arşınların ideal niceliğini anlatmak için bir uzunluk ölçüsünün (örneğin arşının) kullanılmasına gerek olmayışı gibi. Örneğin İngiltere’nin tüm ulusal servetini para olarak tahmin ederken, yani fiyat olarak dile getirirken, herkes bilir ki, bu fiyatı gerçekleştirmek için dünyada yeteri kadar para yoktur. Burada para yalnızca kategori olarak, düşünülmüş oran olarak gereklidir. İkincisi: para birim olarak geçerli olduğundan, yani meta, paranın bölünebilir parçalarının belirli bir bütününü içerecek biçimde ifade edildiğinden, para ile ölçülür, böylece de ikisi arasındaki ölçü, değişim-değerlerinin genel ölçüsüdür – üretim maliyeti ya da emek-zamanı. Demek ki, 1/3 ons altın bir işgününün ürünü, x metası 3 işgününün ürünü ise, meta x = 1 ons ya da 3 sterlin 17 şilin 4 penidir. Para ile metanın ölçülmesinde gene değişim-değerlerinin temel ölçüsü ortaya çıkar. Meta, 3 işgünü yerine, 3 işgününün ürünü olan altın ya da gümüş miktarıyla ifade edilir. Görüldüğü gibi, reel olarak yedekte bulunan para miktarının bu oranla hiçbir ilgisi yoktur.
      (James Mill’in yanlışı: değerli metallerin niceliğinin değil, üretim maliyetinin bunların değerini belirlemesini, metaların fiyatlarının metalik değer olarak ölçülmesini gözden kaçırmasıdır.95)
      (“Değişimde metalar karşılıklı olarak kendi ölçüleridir.... Ancak bu işlem, metaların dolaşımda varoluşundan çok daha fazla karşılaştırma [sayfa 113] noktaları gerektirir. Bir meta iki meta karşılığında değil, yalnız bir meta karşılığında değişilirse, karşılaştırma terimi olarak işe yaramaz. ... Bu yüzden bir ortak karşılaştırma terimi gereklidir. ... Bu terim tamamıyla ideal olamaz. ... Ölçünün belirlenmesi ödemenin belirlenmesinden daha önemlidir ve temel olandır. ... Rusya ile Çin arasındaki ticarette bütün metaların değerlerinin biçilmesinde gümüş madeni kullanılır, ama gene de bu ticaret trampalar yoluyla olur.” (Storch.96) “Para ile ölçme işlemi, maddi niceliklerin karşılaştırılmasında ağırlıkların kullanılmasına benzer. Her ikisinin aynı adı taşıması, her şeyin ağırlığının ve değerinin sayım için belirlenmiş iki birim olması demektir. Ağırlık ölçüsü ve değer ölçüsü, aynı adlar. Bir ayar (étalon) her zaman özdeş ağırlıkta olsaydı, kolayca bulunurdu. Parada bu, gene bir pound gümüşün değeri = onun üretim maliyeti demekti.” (Sismondi.97 Yalnız aynı ad değil. Altın ve gümüş önce tartılmıştır. Öyleyse Romalılarda, as = 1 pound bakır.)
      ||37| “Homer ve Hesiod’da değer ölçüsü olarak para, altın ve gümüş değil, koyun ve öküzdür. Troya bölgesinde trampa ticareti.”98 (Jacob.) (Ortaçağda köleler de böyle. İbid.)99
      Para, ölçünün belirlenimi konumunda olabilir ve daha sonraki belirlenimlerinde gerçekleşmeksizin, değişim-değerlerinin genel öğelerinin belirleniminde bulunabilir; öyleyse metal para biçimini almadan önce de var olabilir. Basit trampa durumunda. Buna karşılık, tasarlanan, değişimin ancak pek azının yapılmış olmasıdır; metaların değişim-değerleri olarak ve bundan dolayı da fiyat olarak gelişmemiş olmasıdır. (“Herhangi bir şeyin fiyatında genel bir ölçü, onun sık sık ve yakın çevrede devredilmesini gerektirir. Bu durum, basit toplumsal koşullarda görülmez. Sanayileşmemiş ülkelerde birçok şeyin belirli fiyatı yoktur. ... Fiyatı belirleyen ancak satış olabilir ve ancak sık yapılan satış bir ölçü saptayabilir. Birinci derecede önemli maddelerin sık yapılan satışı, kent ve ülke arasındaki ilişkiye bağlıdır”, vb..100)
      Fiyatın belirleniminin gelişmesi, tek basma bireyin kendi geçimini doğrudan üretmemesini, onun ürününün doğrudan değişim-değeri olmasını, yani kendisi için geçim aracı haline gelmesi için toplumsal bir sürecin aracılığı ilkin zorunlu olur. Sanayileşmiş toplumun bu temelinin tam olarak gelişmesi ile ataerkil durum arasında birçok ara aşama, sonsuz nüans vardır. [sayfa 114]
      Bundan çıkan sonuçlar: a) değerli metallerin maliyeti yükselince, bütün meta fiyatları düşer; değerli metallerin maliyeti düşünce, bütün meta fiyatları yükselir. Bu, duruma göre değişime uğradığını göreceğimiz genel yasadır.

[Dolaşım Aracı Olarak Para]


      b) Değişim-değerleri, fiyatlarda, düşüncel olarak paraya çevrilirlerse, değişimde, alımda ve satışta, reel olarak paraya çevrilir, para olarak yeniden meta karşılığında değişilmek için para karşılığında değişilir. Özel değişim-değerinin, sonra yeniden özel değişim-değeri karşılığında değişilmesi için önce genel değişim-değeri karşılığında değişilmesi gerekir. Meta değişim-değeri olarak paranın aracı olarak rol oynadığı bu aracılık hareketi tarafından gerçekleştirilir. Öyleyse para, metaların ters yönünde çevrilir. O, değişimin aracısı olarak ortaya çıkar. Meta çevrimi için dolaşım aleti, dolaşım çarkıdır; ama bu durumda, aynı zamanda kendi dolaşımına sahiptir – para çevrimi, para dolaşımı. Metanın fiyatı, ancak, nakit para karşılığında, ya da yeniden para karşılığında nakit değişiminde gerçekleşir.
      Yukardaki açıklamalardan şu sonuçlar çıkıyor: Metalar, ancak, düşüncel olarak paraya dönüştürüldükten sonra, para karşılığında reel olarak değişilir, nakit paraya dönüşür – yani bir kez fiyat olarak, bir fiyatın belirlenimine kavuşurlar. Demek ki fiyatlar, para dolaşımının önkoşuludur, bu dolaşımın sonucu olarak onların gerçekleşmesinde kendini gösterir. Metaların fiyatlarını, onların değişim-değerini, bunların ortalama değerinin üstüne çıkaran ya da altına düşüren koşullar, değişim-değeri bölümünde geliştirilebilir ve bunlar onların parada nakdi gerçekleşmesinden önce gelirler. Öyleyse, önce bu süreçten tamamıyla bağımsız olarak görünürler. Sayısal oranlar, ben onları ondalık kesirlerle anlatsam da doğal olarak aynı kalırlar. Bu yalnızca bir başka adlandırmadır. Metaların gerçekten dolaşımda olması için taşıt araçları gereklidir, para bunu yerine getiremez. 1.000 pound demiri x£ tutarı karşılığında satın almışsam, demirin mülkiyeti benim elime geçmiştir. Benim x£’im değişim-değeri olarak işini görmüştür ve tüm mülkiyetin sıfatı gibi dolaşımdadır. Tersine, demirin fiyatım gerçekleştiren satıcı, değişim-değeri olarak demiri gerçekleştirmiştir. Ama şimdi demiri ondan bana getirmek için para hiçbir şey yapmaz; bunun için bir araba, atlar, yollar, vb. gerekir. Yer ve zaman içinde metaların gerçek dolaşımı para tarafından yerine getirilmez. Para yalnız onların fiyatını gerçekleştirir ve böylece metanın mülkiyetinin unvanını, alıcıya, değişim-değerlerini sunmuş olan kişiye aktarır. Paranın dolaştırdığı metalar değil, onlardaki mülkiyetin unvanıdır; bu dolaşımda para karşılığı [sayfa 115] gerçekleşen şey, alışta ya da satışta olsun, gene metalar değil, onların fiyatıdır. Dolaşım için istenen para niceliği, önce dolaşıma çıkarılan metaların fiyatlarının düzeyinin çok ya da az yüksekliği tarafından belirlenir. Ama bütün bu fiyatların toplamı, birincisi, tek tek metaların fiyatlarıyla; ikincisi, belirli fiyatlarla dolaşıma konan metaların kitlesi ile belirlenmiştir. Örneğin bir quarter buğdayın 60 şiline dolaşımda olması için, 30 şilinlik buğdayın bu fiyata dolaşımı için, iki katı şilin gereklidir. 60 şiline bu quarter’lerin 500’ü dolaşımda olacaksa, 30.000 şilin gerekir, buna karşılık 200 quarter’in dolaşımı için yalnız 12.000 şilin gerekecektir. Dolayısıyla metaların fiyatlarının düzeyinin çok ya da az yüksekliğine ve sabit fiyatlı metaların miktarına bağlıdır.
      Üçüncüsü, dolaşım için gerekli paranın niceliği ise, hem gerçekleşecek fiyatların tüm toplamına, hem de paranın dönüştüğü, bu gerçekleşme işinin meydana geldiği hıza bağlıdır. Eğer 1 taler bir saatte her biri 1 taler fiyattan 10 satın alım yapıyor, on kez değişim oluyorsa, 10 talerin yalnız 1 alımı bir saatte yaptığı aynı işi yerine getirmiş demektir. Hız, negatif zamandır; niceliğin yerine geçer; tek bir para parçası, onun yardımıyla çoğalarak artar.
      Bir yanda gerçekleştirilecek meta fiyatlarının yığınını, öte yanda da paranın dolaşımının hızım belirleyen koşulların sonradan incelenmesi gerekir. Şu kadarı açıktır ki, çok ya da az para dolaştığı için fiyatlar yüksek ya da düşük değildir, tersine, fiyatlar yüksek ya da düşük olduğu için çok ya da az para dolaşır; ayrıca, dolaşan paranın hızı onun niceliğine değil, ||38| dolaşım aracının niceliği onun hızına bağlıdır (büyük ödemeler sayılmaz, tartılır; böylece zaman kısaltılır).
      Bununla birlikte, yukarda anıldığı gibi, para dolaşımı bir merkezden çıkarak, çevrenin bütün noktalarından tekrar bir merkeze dönmez (emisyon bankalarında ve kısmen de devlet parasında olduğu gibi); tersine sonsuz birçok noktadan çıkar ve sonsuz başka birçok noktaya döner (bu dönüşün kendisi, onun geçirdiği zaman, raslansaldır). öyleyse, dolaşım aracının hızı, ancak belli bir noktaya kadar dolaşım aracının miktarının yerini alabilir. (Örneğin fabrikatörler ve işletmeciler işçiye ödeme yapar; işçi de bakkala vb.; ondan da para yeniden fabrikatöre ve işletmeciye döner.) Aynı miktarda para, ancak, giderek, hangi hızda olursa olsun, bir dizi ödemeyi yerine getirebilir. Ama bir yığın belirli ödeme aynı zamanda yapılabilir. Dolaşım, çıkış noktasını bir yığında birçok noktadan aynı zamanda alır. Öyleyse dolaşım için belirli bir miktarda para gereklidir, bu para her zaman dolaşım içinde bulunur ve bunu dolaşımın aynı andaki çıkış noktalarından gelen tüm toplam ile geçtiği yolun aşılmasındaki (geri dönüşündeki) hız belirler. Dolaşımda bu aracının miktarı ne kadar çok inişlere ve çıkışlara uğrasa da, .ortalama bir düzey oluşur; çünkü sürekli değişmeler çok yavaş [sayfa 116] olur, uzun dönemler içinde oluşur ve ilerde göreceğimiz gibi, bir yığın yan koşul tarafından sürekli felce uğratılırlar.
      ((a)’ya ilişkin). “Paranın sıfatı olarak kullanılan ölçü, değer göstergesi anlamına gelir”. ... Şurası gülünç: “fiyatların düşmesi gerekir, çünkü metalara değer biçilirken, su kadar ons altına değer denir ve bu ülkede altının miktarı azalır. ... Değerin göstergesi olarak altının gücü, herhangi bir ülkede onun miktarının büyük ya da küçük olmasından etkilenmez. Bankacılık olanaklarının uygulanması yoluyla bu ülkede bütün kağıt ve metal dolaşımının yarıya indirilmesi başarılsaydı, paranın ve metaların göreli değeri değişmezdi.” 16. yüzyılda Peru örneği ve Fransa’dan İngiltere’ye taşınma. Hubbard, VIII, 45.101) (“Afrika kıyılarında ne altın, ne de gümüş değer ölçüsüdür; bunun yerine ideal bir ölçü vardır, tasarımsal bir çubuk102 (Jacobs V, 15.)
      Ölçü olarak belirlenmesinde para, niceliğine karşı ilgisizdir, ya da henüz paranın varlığının niceliğine ilgisizdir. Dolaşımın aleti olarak değişim aracının belirlenmesinde ise niceliği ölçülmüştür. Paranın bu iki türlü belirleniminin birbiriyle çelişkiye düşüp düşmediğini sonra göreceğiz.
      (Zorlama, zoraki dolaşım kavramı (bkz: Steuart103) henüz bu bölümle ilgili değildir.)
      Değişimin bir süreç olarak, alımların ve satımların akışan bir toplamı olarak ortaya çıkması, dolaşımla yakından ilgilidir. Bunun ilk koşulu, doğal, birçok yönden gelen dolaşım olarak bizzat metaların dolaşımıdır. Metaların dolaşımının koşulu, onların değişim-değerleri olarak, doğrudan kullanım-değerleri olarak değil, değişim-değeri tarafından dolaylı üretilmiş olmalarıdır. Elden çıkarılması ve devredilmesi yoluyla sahiplenilmesi temel koşuldur. Değişim-değerinin gerçekleşmesi olarak dolaşım şunları içerir: 1) benim ürünüm, ancak başkaları için olduğu ölçüde üründür; yani özgünlüğü aşılmış bir genelliktir; 2) ancak devredildiği, başkaları için ürün haline geldiği ölçüde benim için üründür; 3) başkası da kendi ürününü devrediyorsa, ancak, kendisi devrettiği ölçüde, başkası için üründür; bunda, şimdiden içerilmiş olanda, 4) üretimim benim için kendinde amaç olarak değil, araç olarak ortaya çıkar. Dolaşım, genel devretmenin genel sahiplenme olarak, genel sahiplenmenin genel devretme olarak ortaya çıktığı harekettir. Bu hareketin bütünü toplumsal süreç olarak ne kadar çok ortaya çıkıyorsa, bu hareketin tek tek öğeleri bireylerin bilinçli istemine ve özel amaçlarına ne kadar çok bağlıysa, bu sürecin bütünlüğü öylesine nesnel bir birlik, doğal olarak oluşan bir birlik olarak kendini gösterir; [sayfa 117] hem de bilinçli bireylerin karşılıklı etkisinden doğar, ama ne onların bilincinde bulunur, ne de bütün olarak onların arasına girer. Bireylerin birbiriyle olan karşılaşması, onlar için, kendilerinin üzerinde bulunan, yabancı bir toplumsal güç üretir; birbirlerini karşılıklı etkilemeleri, onlardan bağımsız bir süreç ve güçtür. Dolaşım, toplumsal sürecin bir bütünlüğü olduğu için, aynı zamanda, örneğin bir parada, ya da değişim-değerinde olduğu gibi, toplumsal ilişkinin bireylerden bağımsız bir şey olarak ortaya çıktığı ilk biçimdir, aynı zamanda toplumsal hareketin bizzat bütünüdür. Bireyler üzerinde bağımsızlaşmış bir güç olarak bireylerin birbiriyle toplumsal ilişkisi, doğa gücü, raslantı ya da başka herhangi bir biçimde tasarlansa da, çıkış noktasının özgür toplumsal birey olmadığı sonucuna zorunlu olarak götürür. Ekonomik kategoriler arasında ilk bütünlük olarak dolaşım, bunu gözönüne koymaya elverişlidir.
      ||39| İlk bakışta, dolaşım, kötü sonsuz104 bir süreç olarak görünür. Meta, para karşılığı değişilir; para meta karşılığı değişilir ve bu sonsuza dek yinelenir. Aynı sürecin bu sürekli yenilenmesi, gerçekte, dolaşımın başlıca öğesidir. Ama dikkatle gözden geçirildiğinde, bu, başka görüngüler de verir; çıkış noktasının birbirine bağlanması ya da kendi kendine yeniden dönüşü görüngülerini. Meta, para karşılığında değişilir; para, meta karşılığında değişilir. Bunun gibi meta, meta karşılığında değişilir, yalnız bu, değişim aracıyla yapılan bir değişimdir. Alıcı yeniden satıcı olur ve satıcı yeniden alıcı olur. Dolayısıyla her belirlenim kendi içinde ikili ve karşıt olarak ortaya çıkar, her iki belirlenim canlı bir bütündür. Bununla birlikte ekonomistlerin yaptığı gibi, para sisteminin çelişkileri birdenbire ortaya çıkar çıkmaz, salt kesin sonuçlar, bunların getirdiği süreçten ayrı olarak saptanırsa, ayrım değil de salt birlik, yadsıma değil de, salt olurlama ortaya konursa, bu tümüyle yanlış olur. Dolaşımda, meta, meta karşılığında değişilir; para karşılığı değişildiği ölçüde, meta karşılığı değişilmez. Başka bir deyişle, satın alma ve satma, birbirine karşı ilgisiz, yer ve zaman105* içinde birbirinden ayrı bulunan iki eylemdir. Eğer satış yapan, para satın aldığı için, aynı zamanda satın alıyor ve satın alan, para sattığı için aynı zamanda satış yapıyor deniyorsa, aradaki ayrım, meta ve paranın kendine özgü ayrımı bir kenara bırakılıyor demektir. Ekonomistler, her iki eylemin paralel gittiği trampa ticaretinin gelişmiş bir toplum biçimine ve üretim tarzına yeterli olmadığını bize en güzel biçimde gösterdikten sonra, para aracılığı ile yapılan trampa ticaretini birden doğrudan ticaret [sayfa 118] olarak görüyor, bu işlemin kendine özgü karakterini gözden uzak tutuyorlar. Metadan farklı olarak paranın gerekli olduğunu bize gösterdikten sonra, para ile meta arasında hiçbir ayrım bulunmadığını hemen birden ileri sürüyorlar. Bu soyutlamaya kaçışın nedeni, paranın gerçek gelişmesinde, burjuva sağduyunun gerekçelerine hoş gelmeyen ve bu yüzden örtbas edilmesi gereken çelişkilerin ortaya çıkmasıdır. Oysa alışın ve satışın, yer ve zaman bakımından ayrılmış dolaşımın bu iki önemli öğesinin, birbiriyle ilgisi olmaması ölçüsünde hiç de aynı zamana raslaması gerekmez. Bunların ilgisizliği, birinin ötekine karşı durumunu ve görünebilen bağımsızlığını sürdürebilir. Ama her ikisi de bir bütünün önemli öğelerini oluşturdukları ölçüde, bağımsız yapının zorla kırıldığı ve içsel birliğin dışsal olarak bir zorlayıcı patlama yoluyla sağlandığı bir öğenin de eklenmesi gereklidir. Böylece aracı olarak paranın belirlenmesinde, değişimin iki eyleme ayrılmasında bunalımların filizi bulunur; hiç değilse bunalımların gerçekleştirilmemesi olanağı, klasik olarak oluşmuş; kavramına uygun düşmüş dolaşımın temel koşullarının var olduğu yerde bulunur.
      Ayrıca anlaşılmıştır ki, dolaşımda para yalnız fiyatları gerçekleştirir. Fiyat önce metanın düşüncel belirlenimi olarak ortaya çıkar. Ama meta karşılığında değişilen para onun gerçekleşmiş fiyatı, gerçek fiyatıdır. Bu yüzden fiyat, metanın dışında ve bağımsız halde yanında olduğu kadar, onda düşüncel biçimde vardır. Meta parada gerçekleşemiyorsa, dolaşım yeteneğini yitirir, fiyatı da yalnız tasarımsaldır; değişim-değerine dönüşmüş ürün, gerçekten değişilemiyorsa başlangıçta olduğu gibi, ürün olmaktan çıkar. (Burada fiyatların yükselmesi ve düşmesi sözkonusu değildir.) a) yönünden gözden geçirilince, fiyat metalarda belirlenmiş olarak ortaya çıkar; ama b) yönünden gözden geçirilince, para metanın dışında fiyat olarak ortaya çıkar. Metaya olan talebin basit bir talep değil, aynı zamanda paralaşmış bir talep olması zorunludur. Dolayısıyla, meta, onun fiyatı, gerçekleşemiyorsa, paraya dönüştürülemiyorsa, değersizleşmiş, fiyatsızlaşmış olarak görünür. Bu kendine özgü paraya dönüşme zorunlu olur olmaz, metanın fiyatında ifade edilmiş değişim-değerinin feda edilmesi gerekir. Örneğin paranın bütün şeylerin celladı, uğruna her şeyin feda edilmesi gereken Moloch,106* metaların despotu olduğu yollu, Boisguillebert’in yakınmaları, bu yüzdendir. Mutlak monarşinin geliştiği dönemlerde bütün vergilerin para vergilerine dönüştürülmesi ile birlikte para, bütün gerçek servetin uğrunda feda edildiği gerçekten bir Moloch gibi ortaya çıkar. Her para paniği aynen böyle ortaya çıkar. Para, diyor Boisguillebert, ticaretin uşağı olmaktan çıkmış, onun tiranı olmuştur.107 Ama, oysa, gerçekte, paraya [sayfa 119] karşı değişimde konan şey fiyatların belirlenmesinde zaten vardı: para artık merayı temsil etmiyor, meta parayı temsil ediyor. Feodal dönemden yeni çağa geçişi oluşturan bazı yazarların, sonradan da sosyalistlerin, para ile yapılan ticaretin hukuksal olmadığı yolundaki yakınmaları da bundandır.
      a) İşbölümü geliştiği ölçüde, ürün de değişim aracı olmaktan çıkar. Her ürünün kendine özgü üretiminden bağımsız olarak, genel bir değişim aracının gerekliliği ortaya çıkar. Doğrudan maddi varlığa yönelmiş üretimde her mal her malla değişilemez, belirli bir etkinlik yalnız belirli ürünler ||40| karşılığında değişilebilir. Ürünler ne kadar özel, değişik, bağımsız olursa, genel bir değişim-değeri öylesine gereklidir. Başlangıçta emeğin ürünü ya da emeğin kendisi, genel değişim-değeridir. Ancak bu özelleştiği ölçüde, genel bir değişim-değeri olmaktan giderek çıkar. Bir dereceye kadar gelişmiş işbölümü, her bireyin gereksinimlerinin çokyanlı ve ürününün o kadar tekyanlı olmasını gerektirir. Değişim gereksinimi ile doğrudan değişim aracı, ters orantılı olarak gelişir. Öyleyse belirli bir ürünün ve belirli emeğin değişilebilirliğine karşı değişilmesi gerektiği yerde, genel bir değişim aracının gerekliliği vardır. Bir nesnenin değişim-değeri, onun değişim-değeri olarak iş görme yeteneğinin nicel olarak özgülleşmiş ifadesinden başka bir şey değildir. Parada, bu değişim aracının kendisi bir nesne haline gelir, ya da yeniden nesnenin değişim-değeri, nesnenin dışında bağımsız bir varlık kazanır. Meta, para karşısında yalnız sınırlı gücü olan bir değişim-değeri olduğu için, para karşısında değişim aracı olmaktan çıkabilir.
      b) Değişimin alışa ve satışa ayrılması, satış yapmadan satın almamı olanaklı kılar (metaların istifçiliği) ya da satın almaksızın satış yapabilirim (paranın birikimi). Bu, spekülasyona olanak verir. Değişimi özel bir mesleksel etkinlik haline getirir; yani tüccar sınıfını yaratır. Bu ayrılık, metaların kesin değişimi arasında bir yığın işlemi olanaklı duruma getirmiştir ve bir yığın insanın bu ayrılığı sömürmesini sağlar. Bir yığın sözde işlemi olanaklı kılmıştır. Hemen anlaşılır ki, iyice ayrı bir eylem olarak ortaya çıkan şey iyice birleşik bir şeydir; iyice birleşik bir eylem olarak düşünülmüş bir şey, gerçekte iyice ayrıdır. Alım ve satımın iyice değişik eylemler olarak kendini gösterdiği anlarda, bütün metaların genel değer yitirmesi ortaya çıkar. Paranın yalnız değişim aracı olarak kendini gösterdiği anlarda, paranın değer düşüşü kendim gösterir. Fiyatların genel düşüşü ya da yükselişi.
      Emeğin kendi özgül ürününden, ürünün onun için dolayımsız kullanım-değerinden bağımsızlığı nedeniyle para mutlak işbölümü olanağı sağlar. Spekülasyon dönemlerinde fiyatların genel yükselişi, onların [sayfa 120] değişim-değerinin ya da onların üretim maliyetlerinin genel yükselişinin sonucu olamaz; çünkü değişim-değeri ya da altının üretim maliyeti, bütün öteki metaların maliyeti ile eşit ölçüde yükselirse, bunların değişim-değeri, para olarak ifade edilirse, yani fiyatları belirtilirse, aynı kalır. Altının üretim fiyatındaki bir düşüş de bunun nedeni olamaz. (Burada henüz kredi sözkonusu değildir.) Ancak para hem genel meta, hem de özel meta olduğu için, özel meta olarak talep ve arz yasalarına bağlı olduğu için, özel metalara olan genel talep, paranın tersine, bunu düşürmek zorundadır.
      Görüyoruz ki, paranın, gerek doğrudan trampanın, ve gerek değişim-değerinin çelişkilerini ancak bunları genelleştirmesi yoluyla çözmesi onun doğasında vardır. Özel değişim-değerinin özel bir değişim-değerine karşılık değişilmesinin olup olmaması bir raslantıydı; ama şimdi metanın genel değişim-değerine karşılık, kendi özelliğinin daha büyük ölçüde çeliştiği değişim-değerine karşılık, değişilmesi zorunludur. Metanın değişilebilirliğini güvenceye almak için değişilebilirliğinin kendisi onun karşısına bağımsız bir meta olarak konur. (Araç, amaç olur.) Özel meta, özel metayı buluyor mu sorusu vardı. Ama para, değişim eyleminin kendisini birbiriyle ilgisiz iki eylem durumuna getirir.
      (Güçlü, zayıf vb. dolaşım ile ilgili sorunlardan, özellikle dolaşımdaki paranın miktarının ve fiyatlar konusundaki tartışmalı noktanın geliştirilmesinden önce, parayı üçüncü belirlenimi içinde gözden geçirmek gerekir.)
      Dolaşımın bir öğesi, metanın para yoluyla metaya karşılık değişilmesidir. Ama bunun gibi başka bir öğe de vardır ve hem meta para karşılığında ve para meta karşılığında değişilir, hem de para meta karşılığında, ve meta para karşılığında değişilir; öyleyse para meta yoluyla kendi kendisinin aracılığını yapar, bu hareketin bağrında, kendi kendisiyle birlikte bulunan birlik olarak ortaya çıkar. Bunun gibi, artık para araç olarak değil, dolaşımın amacı olarak ortaya çıkar (örneğin tüccar sınıfı içinde) (ve genel olarak ticarette). Dolaşım yalnızca sürekli bir değişme diye değil de, aynı zamanda kendi kendisinde gösterdiği yuvarlak dolaşımlar halinde gözönüne alınınca, bu yuvarlak dolaşım iki yönlü olur: meta–para–para–meta; öte yandan da para–meta–meta–para; yani satan almak için satıyorsam, satmak için satın alırım. Birinci örnekte para yalnız, meta elde etmek için araçtır, meta da amaçtır; ikinci örnekte meta yalnız, para elde etmek için araçtır, para da amaçtır. Bu, dolaşım öğelerinin özetlenmesiyle basit biçimde kendini gösterir. Salt dolaşım olarak gözönüne alınırsa, onu çıkış noktası diye saptamak için hangi noktada konuya el attığım önemsiz sayılmak gerekir. [sayfa 121]
      Gerçi şimdi dolaşımda bulunan meta ile dolaşımda bulunan para arasında kendine özgü bir ayrım oluşuyor. Meta belli bir noktada dolaşımdan dışarı atılır ve kesin belirlenişini ancak, dolaşımdan kesinlikle çıkarılınca, ||41| ister üretim eyleminde, ister asıl tüketimde olsun, tüketildikten sonra yerine getirir. Buna karşılık, paranın kullanılması ve belirlenimi, çark olarak dolaşımda kalmaktır; perpetuum mobil108* olarak dolaşımına durmadan yeniden başlamaktır.
      Bununla birlikte ikinci belirlenim de birincisi gibi dolaşım içinde oluşur. Şimdi şöyle söylenebilir: Metayı meta karşılığında değişmenin bir anlamı vardır, çünkü metalar fiyat olarak eşdeğer olmakla birlikte, nitel olarak farklıdırlar ve bunların değişimi sonunda nitel olarak farklı gereksinimleri karşılarlar. Buna karşılık, parayı para karşılığında değişmenin bir anlamı yoktur, çünkü nicelik farkı oluşsa bile, çok para daha az para karşılığında değişilir, satın alındığından daha pahalıya satılır – ayrıca kâr kategorisi ile şimdilik ilgimiz yoktur. Dolaşımın analizinden çıkardığımız para–meta–meta–para sonucu, yaşamın dolaşımını: ölüm–yaşam–ölüm diye betimlemek isteyişimiz gibi, salt keyfî ve anlamsız bir soyutlamaya benzer; oysa bu son örnekte, birey-selleşmiş öğenin temel öğede sürekli çözüşmesinin, temel öğenin sürekli bireyselleşmesi gibi, doğal sürecin bir öğesi olduğu yadsınamaz. Dolaşım eyleminde metaların sürekli parasallaşması gibi, meralarda da paranın sürekli değişimi sözkonusudur.109* Yeniden satmak için sarın almanın gerçek sürecinde ise asıl neden, bununla yapılacak olan kârdır, son amaç da meta yoluyla daha az parayı daha çok para karşılığında değişmektir, çünkü para ile (burada ne özel metal para, ne de özel metal para türleri sözkonusudur) para arasında nitel olarak bir ayrım yoktur. Bununla birlikte işlemin başarısızlığa uğrayabileceği ve böylece nicel olarak fark olmadan paranın paraya karşılık değişilmesinin gerçekte bile sık sık görüldüğü ve görülebileceği de yadsınamaz. Ama ticaretin dayandığı ve bundan dolayı genişliğine göre dolaşımın başlıca öğesini oluşturan bu sürecin olanaklı bulunabilmesi için, para–meta–meta–para dolaşımının, dolaşımın özel biçimi sayılması zorunludur. Bu biçim, paranın metaların salt değişim-değeri olarak [sayfa 122] ortaya çıkışından kendine özgü biçimde ayrılır; orta nokta olarak; sonun altlığı olarak. Dolaşımın ticarette gösterdiği nicel olarak belirlenişi yanında, onu salt nicel biçimde, kendine özgü hareketi içinde ortaya koymalıdır. İkincisi, dolaşım paranın ne ölçü olarak, ne değişim-değeri olarak, ne de her ikisi olarak tek başına geçerli olmamasını içerir; onun üçüncü bir belirlenimi daha vardır. Birincisi, burada, kendinde amaç olarak, bu amacın salt gerçekleşmesi için meta ticareti ve değişim kendinde amaç olarak görünür. İkincisi, onunla birlikte burada çevrim tamamlandığı için onun dışına çıkar, bunun gibi para yoluyla eşdeğerine karşılık değişilen meta da dolaşımdan dışlanmıştır. Paranın, yalnızca dolaşımın acentası olarak belirlendiği ölçüde, sürekli olarak çevrim içinde kapalı kaldığı çok doğrudur. Ama burada şu da görülüyor ki, bu dolaşım aleti dışında başka bir şey daha vardır, bu da dolaşımın dışında bağımsız bir varlığa sahiptir ve metanın sürekli olarak kesinlikle dışarda kalması zorunluluğu gibi, bu yeni belirlenimi içinde onun dışına çıkarılıp konabilir. Parayı, bu üçüncü belirlenimi içinde, gerek ölçü olarak iş görmek, gerek genel değişim aracı ve böylece de meta fiyatlarının gerçekleşmesi olmak üzere, ilk iki belirlenimini içine alan bu belirlenimi içinde incelememiz gerekir.

c) Zenginliğin Maddi Temsilcisi Olarak Para
(Paranın Birikimi; Bundan Önce Sözleşmelerin
Genel Konusu vb. Olarak Para)


      Her noktanın aynı zamanda başlangıç noktası ve bitiş noktası olarak ortaya çıkması her dolaşımın doğasında vardır: gerçekte, Öteki olarak ortaya çıktığı ölçüde de Biri olarak ortaya çıkar. P–M–M–P biçim belirlemesi, birinci olarak ortaya çıkan öteki gibi yani M–P–P–M biçimi gibi doğrudur. Güçlük, öteki metanın nitel olarak farklı olmasında öteki paranın böyle olmamasındadır. Bu para yalnız nicel olarak farklı olabilir. – Ölçü olarak alınınca, paranın maddi özü önemlidir, oysa var oluşu ve daha açıkçası niceliği, birim hizmeti gören altın ya da gümüşün paylarının sayısı, onun için tamamıyla bu belirlenimde önemsizdir, yalnızca tasarlanmış, varlığı olmayan birim olarak kullanılır. Bu belirlenimde, para, kaçınılmaz bir biçimde, sayı olarak değil, birim olarak bulunur. Bir pound pamuk 8 peni değerindedir dersem, 1 pound pamuk eşittir 1/116 ons altın demiş olurum (onsu 3£ 17 şilin 7 peni) (931 peni). Aynı zamanda bu, bütün öteki metalara karşılık değişim-değeri olarak, hepsi de bir ons altınla karşılaştırıldıkları için, ||42| çoğunlukla şu kadar ons altın içeren bütün öteki meraların eşdeğeri olarak belirlendiğini ifade eder. Pound pamuğun, bir onstaki pamuğu içeren altın niceliğinin belirlendiği ve altınla olan ilk oram, her ikisinde [sayfa 123] gerçekleşen emek-zamanının, değişim-değerlerinin gerçek ortak özünün niceliği ile belirlenir. Bu, değişim-değerinin böyle işlendiği bölümden çıkan koşuldur. Bu denklemi bulma zorluğu, göründüğü kadar büyük değildir. Örneğin, doğrudan alfan üreten emekte, belirli miktarda altın doğrudan bir işgününün ürünü olarak vardır. Rekabet öteki işgünlerini buna eşit duruma getirir, modificandis modificatis110*. Dolaylı ya da doğrudan. Tek sözcükle, altının doğrudan üretiminde altının belirli bir miktarı doğrudan ürün olarak ve bundan dolayı da belli bir emek-zamanının eşdeğeri olan değer olarak bulunur. Dolayısıyla yalnızca, çeşitli metalarda gerçekleşmiş emek-zamanının belirlenmesi, doğrudan altın üreten emek-zamanı ile bunun eşitlenmesi, belirli bir metada ne kadar altın içerildiğini söylemek için önemlidir. Bütün metaların fiyat olarak –ölçülmüş değişim-değerleri olarak– belir-lenmesi, ancak azar azar oluşan, sık sık değişimi ve böylece de metaların değişim-değerleri olarak sık sık karşılaştırılmalarını gerektiren bir süreçtir; ancak metaların fiyatlar olarak varlığının önkoşul olması halinde de –kendisi toplumsal sürecin bir ürünü, toplumsal üretim sürecinin bir sonucu olan önkoşul– yeni fiyatların belirlenimi hemen ortaya çıkar, çünkü üretim maliyetinin öğeleri de fiyat biçiminde var olmuş sayılır, yani bunları basbayağı bir noktada toplamak gerekir. (Sık sık devir, satış, sık sık satış, Steuart.) Fiyatların belli bir düzenlilik kazanması için bütün bunların süreklilik bulması zorunludur.111 Bununla birlikte, burada şimdi gelmek istediğimiz nokta şu: alfan, gene de metalara göre, ölçü birimi olarak saptanması gerekiyorsa, doğrudan trampa yoluyla belirlenir; bütün öteki metaların birbiriyle ilişkisi gibi. Ama trampada ürün ancak kendinde değişim-değeridir; bu onun ilk fenomenal biçimidir; ama ürün henüz değişim-değeri olarak konmamıştır. Birincisi, bu belirlenim tüm üretimi kapsamaz, yalnızca onun fazlasıyla ilgilidir ve bundan dolayı da az çok kendisi fazlalıktır (değişimin kendisi gibi); yararlanmaların, doyumların çevresinin raslantı sonucu genişlemesiyle ilgilidir (yeni nesnelerle ilişki). Bu yüzden ancak pek az noktada oluşur (başlangıçta, doğal toplulukların durduğu yerde, yabancılarla alışveriş içinde), dar bir çevre ile sınırlıdır, üretimde geçici, ayrıntı bir özellik oluşturur; oluşması gibi sönüşü de raslansaldır. Trampa, yerli üretimin fazlasının yabancı üretimin fazlasına karşılık değişimidir, genellikle değişim-değeri olarak ürünün ilk ortaya çıkışıdır ve raslansal gereksinimlerle, heveslerle vb. belirlenmiştir. Ancak sürdürülmüş olsa, sürekli bir eylem olsa, sürekli yenilenmesi için gerekli araçları kendinde içermiş olsa, gene dışsal bir raslantı ile yavaş yavaş karşılıklı üretimin düzenlenmesi sayesinde karşılıklı değişimin [sayfa 124] düzenlenmesi gerçekleşir, böylece sonunda emek-zamanında çözüşen bütün üretim giderleri değişimin ölçüsü olabilir. Bu, bize, değişimin nasıl olduğunu ve metanın değişim-değerinin nasıl oluştuğunu gösterir. Bir ilişkinin önce ortaya çıktığı durumlar ise aynı şeyi bize, ne bu ilişkinin saflığında, ne de bütünlüğünde gösterir. Değişim-değeri olmuş bir ürün, en başta basit ürün diye belirlenmiş olmaktan başka bir şey değildir; doğal niteliğinden farklı olarak ortaya konmuştur; ilişki olarak konmuştur ve hem de bu ilişki geneldir, bir meta ile değil, her meta ile, akla gelebilecek her ürünle ilgilidir. Öyleyse genel bir ilişkiyi anlatır; kendi kendisiyle, genel emeğin, toplumsal emek-zamanının belirli bir miktarının gerçekleşmesi olarak ilişkili üründür ve bu bakımdan değişim-değerinde dile gelmiş ilişki içinde başka her ürün için eşdeğerdir. Değişim-değeri, bütün ürünlerin özü olarak, bunların doğallığı tamamıyla bir yana, toplumsal emeği gerektirir. Hiçbir şey, bir bütünle ilişkisi olmaksızın genel bir ilişkiyi dile getiremez; ve hiçbir genel ilişki, genel bir şeyle ilişkisi olmaksızın var olamaz. Emek hareket olduğu için, zaman onun doğal ölçüsüdür. En ilkel biçimiyle trampa, öz olarak emeği ve meraların ölçüsü olarak emek-zamanını gerektirir; trampanın düzenlenmesinden, süreklilik kazanmasından, yenilenişinin karşılıklı koşullarını kendi kendine içermesinden hemen sonra da ortaya çıkan budur. – Değişim-değeri, ancak metanın başka bir metada dile gelmesiyle, yani ilişki olarak metadır. Bir şinik buğday şu kadar şinik çavdar değerindedir; bu örnekte buğday, çavdarda dile getirilmişse, çavdar buğdayda dile getirilmişse değişim-değeridir. Bunların her biri yalnızca kendi kendisiyle ilişkili olursa, değişim-değeri değildir. Şimdi paranın ölçü olarak bulunduğu ilişkide paranın kendisi, ilişki olarak değil, değişim-değeri olarak değil, belli bir maddenin doğal niceliği olarak, doğal bir ağırlık parçası halindeki altın ya da gümüş olarak dile getirilir. Başka bir metanın değişim-değerinin dile getirildiği meta da, asla değişim-değeri olarak, ilişki olarak değil, doğal özelliği içinde belirli bir miktar olarak dile getirilir. Bir şinik buğday = 3 şinik çavdar değeri ise, çavdar şiniği değil, yalnızca buğday şiniği değer olarak ifade edilmiştir. Aslında öteki kendinde ortaya konmuş eşitliktir; o zaman 1 şinik çavdar 1/3 şinik buğdaya eşittir; ama bu ortaya ||43| konmamıştır, yalnız ikinci bir ilişkidir ve kuşkusuz birincisinde de doğrudan vardır. Bir meta başka bir metada ifade edildiği zaman, bu, ilişki olarak, öteki ise belirli bir maddenin yalın miktarı olarak konmuş demektir. 3 şinik çavdar aslında bir değer değildir, çavdar belirli bir hacim miktarını doldurarak bir hacim birimiyle ölçülmüştür. Ölçü olarak, başka meraların değişim-değerlerinin ölçüldüğü birim olarak para için de aynı şey sözkonusudur. Para, içinde doğal özün temsil edildiği belirli bir ağırlıktır, altındır, gümüştür vb.. 1 şinik buğdayın fiyatı 77 şilin 7 peni ise, [sayfa 125] bu, eşit olduğu başka bir şey olarak, 1 ons altın olarak, oran olarak, değişim-değeri olarak ifade edilmiş demektir. Oysa aslında 1 ons altın kendinde bir değişim-değeri değildir; değişim-değeri olarak değil, kendi kendisinin, kendi doğal özünün, altının belirli bir miktarı olarak ifade edilmiştir. 1 şinik buğdayın fiyatı 77 şilin 7 peni ya da 1 ons altın ise, bu daha büyük ya da daha küçük bir değer olabilir, çünkü 1 ons altın değer olarak, onun üretimi için gerekli-emek niceliğine oranla yükselebilir, ya da düşebilir. Ama bu, onun fiyat belirlenimi için bir önem taşımaz; çünkü onun 77 şilin 7 penilik fiyatı, bütün öteki metalar için eşdeğer olduğu, onları satın alabileceği oranı aynen dile getirir. Quarter 77 ya da 1780 şilin olsun, fiyat belirleniminin belirliliği, fiyat belirleniminin tamamen dışında kalır, yani buğdayın fiyat olarak konmasının dışındadır. 100 ya da 1 şilin olsun onun bir fiyatı vardır. Fiyat ancak onun değişim-değerini, bütün öteki meralara ortak bir birimde ifade eder; dolayısıyla, bu değişim-değerinin başka oranlar tarafından düzenlenmiş olmasını varsayar. 1 quarter buğdayın 1 ons altın fiyatına sahip olması –altınla buğdayın doğal nesneler olarak birbiriyle ilişkisi olmadığı, böyle birbirleri için ölçü olmadıkları, birbirlerine ilgisiz kaldıktan için–, bir ons altının da gene, bunların üretimi için gerekli emek-zamanına oranla ve böylece her ikisinin, buğdayın ve altının, üçüncü bir şeye, emeğe eşit tutulması ve bu oranda eşit konması yoluyla; bundan dolayı her ikisinin değişim-değerleri olarak birbirleriyle karşılaştırılması yoluyla bulunmuştur. Ama bu, bize, yalnız, buğdayın fiyatının nasıl bulunduğunu, onun eşit sayıldığı altın miktarını gösterir. Paranın buğday fiyatı olarak ortaya çıktığı bu ilişki içinde bile, kendisi gene oran olarak, değişim-değeri olarak değil, doğal bir maddenin belirli miktarı olarak vardır. Değişim-değerinde metalar (ürünler), toplumsal özüne, emeğe oranları olarak bulunurlar; ama fiyat olarak, doğal özelliklerine göre başka ürünlerin miktarında ifade edilmişlerdir. Kuşkusuz denebilir ki, paranın fiyatı da, 1 quarter buğday, 3 quarter çavdar olarak, hepsi de fiyatı 1 ons altın olan çeşitli metaların değişik miktarları olarak konmuştur. Ancak daha sonra paranın fiyatını ifade etmek için, her biri bir ons altına eşit nicelikte bütün metaların dönüşünün sayılması zorunlu olabilir. Dolayısıyla paranın fiyatını bizzat ifade ettiği metalar kadar çok fiyatı olabilir. Fiyatın ana belirlenimi, birim, ortadan kalkabilir. Hiçbir meta, paranın fiyatını ifade etmez, çünkü hiçbiri, onun, öteki meralara olan oranını, onun genel değişim-değerini ifade ermemiştir. Çünkü fiyatın kendine ait özelliği, değişim-değerinin kendisinin genelliği içinde ve gene de belirli bir metada ifade edilmiş olmasıdır. Ama bunun da önemi yoktur. Para, bütün metaların fiyatının ifade edildiği madde olarak ortaya çıktığından, bunlarla ölçüldüğünden, paranın kendisi de, altının, gümüşün vb., kısacası [sayfa 126] doğal maddesinin belirli bir miktarı olarak ortaya çıkmıştır. Değişim-değeri olarak değil, oran olarak, belli bir maddenin yalın miktarıdır. Böylece, fiyat olarak başka bir metanın ifade edildiği her meta, bizzat değişim-değeri olarak konmamıştır, tersine metanın kendisinin yalın miktarıdır. Değişim-değerlerinin birimi, ölçüsü, genel karşılaştırma noktası olarak paranın belirleniminde, onun doğal maddesi, altın, gümüş, önemlidir, çünkü para metanın fiyatı olarak değişim-değeri değildir, oran değildir, belirli ağırlıkta altındır, gümüştür; örneğin alt-bölümleriyle birlikte bir liradır ve böylece para temelde de lira olarak, aes grave112* olarak vardır. İşte bu da fiyatı değişim-değerinden ayırır ve gördük ki, değişim-değeri zorunlu olarak fiyat belirlenimine götürür. Bu yüzden emek-zamanından böyle bir para yapmak isteyenler, yani fiyat ile değişim-değeri arasındaki ayrımı hem koymak ve hem de koymamak isteyenler saçmalamışlardır. Öyleyse ölçü olarak, fiyat belirleniminin öğesi, değişim-değerlerinin ölçü birimi olarak para, şu görüngüyü verir: 1) değişim-değeri herhangi bir metaya karşılık bir ons altın olarak belirlenmişse para yalnız onun tasarlanmış birimi olarak gereklidir; gerçek varlığı fazlalıktır ve bu yüzden içinde nesneleştiği niceliktir; gösterge (değerin göstergesi) olarak, bir ülkede bulunan kitlesi önemli değildir; salt hesap birimi olarak gereklidir; 2) bundan dolayı yalnızca zihinsel varlığı gerekli olduğu için, gerçekte meta fiyatı olarak onda yalnız düşüncel bakımdan bulunduğu için, aynı zamanda doğal özün yalın miktarı olarak vardır, bu özde kendini gösterir, birim olarak kabul edilmiş belirli ağırlıkta altını, gümüşü vb., karşılaştırma noktasını, birimi, ölçüyü yansıtır. Değişim-değerleri (metalar) tasarımda altın ya da gümüşün tasarlanmış, belli ağırlıklara çevrilmiş, düşüncede tasarlanmış altın vb. niceliğine eşit tutulmuş, böyle anlatılmıştır.
      ||44| Paranın değişim aracı ve fiyatların gerçekleştiricisi olan ikinci belirlenimine geçersek, burada gördük ki, paranın belirli bir nicelikte var olması gerekir; bu belirlenime uygun düşmesi için, birim olarak konmuş ağırlıkta altın ya da gümüşün belirli bir sayıda bulunması zorunludur. Eğer, bir yanda gerçekleşecek fiyatların, –niceliği tarafından belirlenmiş bir metanın fiyatına bağlı olan– toplamı verilmişse ve, öte yanda da para dolaşımının hızı varsa, dolaşım aracının belli bir niceliği gerekli olacaktır. Oysa şimdi, temel biçimi, dolaşımın kendini gösterdiği doğrudan biçimi, M–P–P–M biçimini yakından incelersek, burada para salt değişim-değeri olarak bulunur. Meta, meta karşılığında değişilir ve para, yalnızca değişim aracı olarak vardır. Birinci metanın fiyatı, ikinci metanın fiyatını para ile gerçekleştirmek için ve onu birincisi için elde etmek üzere, parada gerçekleştirilir. Birinci [sayfa 127] metanın fiyatı gerçekleştikten sonra, şimdi fiyatını parada elde etmiş olanın amacı, ikinci metanın fiyatını elde etmek değildir, şimdi o, metayı elde etmek için onun fiyatını öder. Aslında para ona, birinci metayı ikincisi karşılığında değişme hizmetinde bulunmuştur. Salt dolaşım aracı olarak paranın başka amacı yoktur. Metasını para karşılığında satmış olan kimse, yeniden meta satın almak ister, onun metasını satın aldığı kişinin de gene, meta satın almak için vb. paraya gereksinimi vardır. Salt dolaşım aracı olarak bu belirleniminde, paranın kendisinin belirlenimi yalnız bu dolaşım içinde vardır ve bu dolaşımı, niceliğinin önceden belirlenmiş olmasıyla gerçekleştirir; sayısı belirlenmiştir. Paranın kendisinin birim olarak metalarda bulunuşu ölçüsünde, fiyatlarda daha önceden belirlenmiştir ve dolaşım aracı olarak salt bu varsayılmış birimin sayısı olarak ortaya çıkar. Para metaların fiyatım gerçekleştirdiğine göre, meta, altın ve gümüşteki gerçek eşdeğerine karşılık değişilir; değişim-değeri gerçekten parada, başka bir metanın parasında değişilir; ama böylece de bu süreç yalnızca, paranın yeniden metaya dönüştürülmesi için, böylece de birinci metanın ikincisine karşılık değişilmesi için oluşur, bunun sonucu olarak para onca kaybolmuş durumda kendini gösterir, ya da özü yalnızca, sürekli halde bu kayboluş halinde bulunmasından, bu aracılığın gerçekleştiricisi olarak varlığından meydana gelir. Dolaşım aracı olarak para, yalnız dolaşım aracıdır. Bu karakteriyle iş görebilmesi biçiminde ona özgü bu tek belirlilik, dolaşımdaki niceliğinin, sayısının belirliliğidir. (Sayısı hızla da belirlendiği için, hızı, burada ayrıca belirtmeye gerek yoktur.) Para fiyatı gerçekleştirdiği ölçüde, altın ve gümüş olarak maddi özü önemlidir; ancak bu gerçekleşme yalnızca kayboluş halinde olduğu ve kendi kendim ortadan kaldıracağı için, önemsizdir. Bu, yalnız, burada sözkonusu olanın metanın altın ya da gümüş karşılığında özel bir meta olarak değişimiymiş gibi bir görüntüdür; sürecin sona ermesiyle, altın ve gümüş yeniden meta karşılığında, böylece de metaya karşılık meta değişilir değişilmez kaybolan bir görüntü. Bu yönden salt dolaşım aracı olarak altın ve gümüş, ya da altın ve gümüş olarak dolaşım aracı, doğal bir özel meta olarak onun özelliği karşısında önemsizdir. Dolaşımdaki metaların toplam fiyatının = 10.000 taler olduğunu varsayalım. Burada ölçü 1 taler = x gümüşün ağırlığıdır. Bu metaları 6 saat dolaştırmak için 100 taler gereklidir; yani her taler 6 saate 100 taler fiyatını öder. Şimdi önemli olan, 100 talerin, 100 sayısının, meta fiyatlarının toplamını ölçen metalik birimin varlığıdır; bu 100 birimdir. Bu birimlerin gümüşten olması, sürecin kendisi için önemsizdir. Çünkü bu, bir talerin dolaşım çemberi içinde gümüş yığınının, kendisinde gerçekten bulunandan 100 kat daha büyük bir gümüşü temsil ermesinde, paranın her belli değişiminde yalnız 1 talerlik gümüş ağırlığını temsil etmesine karşın, [sayfa 128] kendini gösterir. Dolaşımın bütünü içinde ele alınınca, 1 taler 100 taleri, gerçekte içerdiğinden 100 kat daha büyük bir gümüş ağırlığını temsil etmiş olur. Gerçekte taler, 100 talerde bulunan gümüş ağırlığı için yalnız bir imdir. Gümüş çokluğu olarak alınınca, gerçekte temsil ettiğinden 100 kat daha büyük bir fiyatı temsil eder. Örneğin diyelim ki 1 sterlin = 1/3 ons altın (aslında bu kadar değildir). 1 sterlinlik bir metanın fiyatı ödeniyorsa, yani fiyatı 1 sterlin olarak gerçekleşiyorsa, meta 1 sterlin karşılığında değişiliyorsa, önemli olan, sterlinin gerçekte 1/3 ons altın içermesidir. Bu bir sahte sterlin ise, değerli olmayan bir metalden meydana gelmişse, 1 sterlin yalnız görüntü ise, gerçekte metanın fiyatı gerçekleşmemiş olur; bunun gerçekleşmesi için metanın 1/3 ons altına eşit olan değersiz metalle ödenmesi gerekirdi. Dolaşımın yalıtılmış bu anı açısından sorun gözden geçirilirse, para biriminin belirli bir miktarda altın ve gümüşü gerçekten temsil ermesi önemlidir. Ancak dolaşımın bütününü ele alırsak, onu birleştirici M–P–P–M süreci ile gözden geçirirsek, konu tümüyle başkalaşır. Birinci durumda, fiyatının gerçekleşmesi ancak görünüşte olacaktı: fiyatının yalnız bir parçası gerçekleşmiş olacaktı. Düşüncel olarak ona verilmiş fiyat, gerçekte ortaya çıkmayacaktı. Düşüncel olarak şu kadar ağırlıkta altın = meta, değişimde şu kadar ağırlıkta altının parçası karşılığında gerçekte değişilmez. Ama gerçek bir sterlin yerine sahte bir sterlin dolaşımda olsaydı, dolaşımın bütünü içinde, sanki hakikisiymiş gibi kesinlikle aynı işi görebilirdi. Bir a metası 1£ fiyatına sahte 1 sterlin karşılığında değişilir ve bu sahte sterlin de gene (1 sterlinlik) b metası karşılığında değişilirse, sahte sterlin ||45| hakikisiymiş gibi kesinlikle aynı işi yapabilirdi. Bundan dolayı bu süreçte, gerçekte hakiki sterlin, fiyatların gerçekleşmesine esas olan öğe değil de, paranın yalnız dolaşım aracı olarak iş gördüğü, fiyatların gerçekleşmesinin yalnız bir görüntü, yitip giden aracı olduğu sürecin bütünü göz önüne alınırsa, yalın bir imdir. Burada sterlin altın yalnız, a metasının aynı fiyattaki b metası karşılığında değişilmesine yarar, a metasının fiyatının kesinlikle gerçekleşmesi burada b metasıdır ve b’nin fiyatının kesinlikle gerçekleşmesi de a metasıdır ya da c ya da d metasıdır, bu da ilişkinin biçimi için aynı şeydir, bu ilişki için metanın özel içeriği tamamıyla önemsizdir. Aynı fiyattaki metalar değişilir, a metası b metası ile doğrudan değişilecek yerde, a metasının fiyatı b metası ile, b metasının fiyatı a metası ile değişilir. Böylece para, meta karşısında onun yalnız fiyatını gösterir. Metalar fiyatları üzerinden birbirleri karşısında değişilirler. Meta fiyatının kendisi düşüncel olarak metada, altın ya da gümüşün, paranın nesneleştiği maddenin belli bir doğal biriminin (ağırlık parçasının) sayısı olduğunu anlatır. Bu kez parada, ya da metanın gerçekleşmiş fiyatında, bu birimin gerçek sayısı metanın karşısına çıkar. Ancak [sayfa 129] fiyatın gerçekleşmesi sonuncu olmadığı, burada sözkonusu olan şeyin, fiyat olarak metanın fiyatının elde edilmesi değil, fiyat olarak başka bir metanın fiyatı olduğu için, paranın maddesi, örneğin altın ve gümüş, önemli değildir. Para, dolaşım aracı, değişim-değeri olarak özne haline gelir, onun gösterildiği doğal madde, bir raslantı olarak ortaya çıkar, bu raslantının önemi değişim eyleminin içinde kaybolup gider; çünkü bu maddede bulunan şey, paraya karşılık değişilen metanın sonunda gerçekleşmesi değil, öteki metanın maddesinin bulunmasıdır. Öyleyse şimdi, dolaşımda 1) paranın fiyatları gerçekleştirmesi, 2) mülkiyet sıfatının dolaşması öğeleri yarımda, bir üçüncüsü de: doğrudan oluşama-yan şeyin aracılıkla oluşması, metanın değişim-değerinin başka herhangi bir metada gösterilmesi öğesi ile karşı karşıya bulunuyoruz. 1 arşın bez 2 şilin ve 1 pound şeker 1 şilin’ ediyorsa, bezin arşını 2 şilin aracılığıyla 2 pound şekerde gerçekleşir, bundan dolayı şeker, değişim-değerinin maddesine, değişim-değerinin gerçekleştiği maddeye dönüşür. Salt dolaşım aracı olarak, dolaşım sürecinin bağımdaki rolü içinde sürekli akışan para, fiyatların ölçüsü değildir, çünkü bu biçimiyle fiyatların kendisinde zaten vardır; fiyatların gerçekleşmesinin aracı da değildir, çünkü bu biçimiyle dolaşımın bir öğesinde vardır, ama öğelerin bütünlüğü içinde kaybolur; para yalnız bütün metalara karşı fiyatın salt temsilcisidir ve metaların aynı fiyatlardan değişilmesinde yalnız araç olarak iş görür. Bir metaya karşılık değişilir, çünkü metanın değişim-değerinin genel temsilcisi ve bu durumu ile aynı değerdeki başka her metanın temsilcisi, genel temsilcidir ve bu durumu ile de bizzat dolaşımın içindedir. Bir metanın fiyatını bütün öteki metalar karşısında, ya da bütün metaların fiyatını bir meta karşısında gösterir. Bu ilişki içinde para meta fiyatlarının yalnız temsilcisi değil, aynı zamanda kendi kendisinin imidir; bu demektir ki, dolaşım eyleminin içinde de onun maddesi, altın ve gümüş önemsizdir. Para fiyattır; belirli miktarda altın ya da gümüştür; bununla birlikte fiyatın bu gerçekliği burada yalnızca kaybolan bir gerçekliktir, sürekli olarak kaybolmak, saklı tutulmak için belirlenmiş gerçekliktir, kesin gerçeklik olarak geçerli değildir, her zaman yalnızca arada, aracı olarak bir gerçekliktedir; bu bakımdan, burada sözkonusu olan fiyatın gerçekleşmesi değil, özel bir metanın değişim-değerinin başka bir metanın malzemesindeki gerçekleşmesidir, böyle olunca onun kendi malzemesi önemli değildir, fiyatın gerçekleşmesi olarak kaybolan malzemedir, çünkü bu gerçekliğin kendisi de kaybolur; o halde bu sürekli hareket içinde bulunduğu sürece yalnızca değişim-değerinin temsilcisidir, bu değişim-değeri de ancak, gerçek değişim-değerinin sürekli olarak temsilcisinin yerine geçmesi, onunla sürekli yer değiştirmesi, onunla sürekli olarak değişilmesi ile gerçekleşir. Demek ki, bu süreçte paranın gerçekliği, onun fiyat [sayfa 130] olması değil, onu göstermesi, onun temsilcisi olmasıdır; fiyatın yani kendi kendisinin nesnel bakımdan var olan temsilcisidir ve bu biçimi ile metaların değişim-değeridir. Değişim aracı olarak para, metaların fiyatlarını ancak, bir metanın değişim-değerini başka bir metada onun birimi olarak göstermesi, metanın değişim-değerini başka bir metada gerçekleştirmek, yani öteki metayı değişim-değerinin malzemesi olarak ortaya koymak için gerçekleştirir.
      Öyleyse para bu nesnel im olarak ancak dolaşımda vardır; ondan çıkarılıp alınınca yeniden gerçekleşmiş fiyattır; ama süreç içinde, yukarda gördüğümüz gibi, niceliktir, parasal birimin bu nesnel iminin sayısı, belirlenişi önemlidir. Öyleyse, paranın metalar karşısında var olan nesne halinde göründüğü dolaşımda onun maddi özü, dayanağı belirli miktarda altın ve gümüş olarak önemsiz olduğu halde sayısının belirlenişi önemlidir, çünkü bu durumda bu birimin belirli sayısı için yalnız bir imdir, ama yalnız düşüncede ölçü olarak kabul edildiği belirlemesi içinde maddi dayanağı önemliydi, niceliği ve varlığı ise önemsizdi. Bundan çıkan sonuç, altın ve gümüş metal olarak paranın, ancak dolaşım ve değişim aracı olduğu, biriminin ||46| belirli bir miktarım ifade eden başka her im tarafından yerini alabildiği ve böylece simgesel paranın yerini gerçek para alabildiği için, maddi para, salt değişim aracı olarak da simgeseldir.
      Ölçü olarak, fiyatların gerçekleşmesi olarak, salt değişim aracı olarak paranın bu çelişkili belirlemelerinden çıkan sonuçla, başka türlü açıklanamayan, şu olgu açıklanabilir: altın, gümüş, metal para, değersiz metal karışımı yoluyla sahteleştirilirse, para değer yitirir, fiyatlar yükselir; çünkü bu durumda fiyatların ölçüsü, artık, altın onsla ifade ettiğimiz üretim maliyeti tarafından değil, ama 2/3 oranında bakır vb. karıştırılmış onsla belirlenmiştir (metal para sahtelikleri, yalnızca değerli metalin ağırlığının tambölen kesirlerinin adlarıyla sahteleştirilmiş ya da değiştirilmişlerse, örneğin bir onsun sekizde-biri 1 sovereign diye adlandırılmışsa, ölçü kesinlikle aynıdır ve yalnızca adını değiştirir. Eskiden ¼ ons 1 sovereign iken, şimdi 1/8 ise, 1 sovereign’in fiyatı yalnız 1/8 ons altın demektir; yani eskiden 1 sovereign’i gösteren fiyatı belirtmek için aşağı yukarı 2 sovereign gereklidir); ya da değerli metalin tam bölen parçalarının yalnızca adının sahteleştirilmesi halinde ölçü aynı kalmış, tambölen parça ise eskisinden iki kat daha fazla frank olarak ifade edilmiştir; öte yandan paranın, altının, gümüşün dayanağı tamamen kaldırılmış, onun yerine, gerçek paranın belirli miktarlarının imini taşıyan kağıt konmuşsa, dolaşımın gerektirdiği nicelikte kağıt altın ve gümüşün tam değerinde sürümdedir. Birinci örnekte, dolaşım aracı aynı zamanda ölçü olarak paranın malzemesi ve fiyatın kesinlikle gerçekleşen malzemesi olduğu için; ikinci örnekte, para yalnız dolaşım [sayfa 131] aracı olarak belirlenmesi durumunda olduğu için.
      Paranın çelişik belirlenimleri arasında kabaca karıştırılmasının örneği: “Fiyat, kesin olarak satın almak için kullanılabilen para miktarı ile belirlenir. Dünyadaki bütün metalar, dünyadaki bütün paradan fazlasını getiremez.” Birincisi, fiyat belirlemesi ile gerçek satışın hiçbir ilgisi yoktur; fiyat belirlemesinde para yalnız ölçüdür, ikincisi, (dolaşımda bulunan) bütün metalar her para parçası bin kez dolaşırsa, dünyadaki paranın bin katını getirebilir. (Alıntı London Weekly Dispatch’ten, 8 Kasım 1857.)
      Dolaşımda gerçekleşecek fiyatların bütün toplamı, metaların ve bunların dolaşıma bırakılmış yığınının fiyatları ile değişir; öte yandan sürümde bulunan dolaşım aracının hızı da, kendisinden bağımsız koşullar tarafından belirlendiği için, dolaşım araçlarının niceliği değişebilir, yayılabilir ve daralabilir – dolaşımın daralması ve yayılması.
      Salt dolaşım aracı olarak para konusunda denebilir ki, para, malzemesi önemsiz olduğu ve yalnız bizzat değişim gereksinimini giderdiği, başka hiçbir gereksinimi doğrudan gidermediği ölçüde, meta (özel meta) olmaktan çıkar: altın ve gümüş, para olarak dolaşmaya başlar başlamaz, meta olmaktan çıkar. Öte yandan para konusunda gene denebilir ki, para artık yalnız metadır (genel meta), doğal özelliğine karşı önemsiz ve bu yüzden bütün doğrudan gereksinimler için önemi olmayan, belli bir gereksinmeyle doğal ilişkisi olmayan, saf biçimi içindeki metadır. Parasal sistemin, hatta kısmen de korumacılık sisteminin yandaşları (bkz: örneğin Ferrier,113 s. 2), birinci yöne, modern ekonomistler de ikinci yöne bağlı kalmışlardır; örneğin Say, paranın bir “özel” meta olarak, başka bütün metalar gibi bir meta işlemi gördüğünü söyler.114 Değişim aracı olarak para, üretim ile tüketim arasında zorunlu bir aracıdır. Gelişmiş para sisteminde yalnız değişmek için üretilir, ya da değişerek üretilir. Para bir kenara atılarak ya üretimin daha alt bir aşamasına (ikincil derecede varolan trampaya uygun düşen bir aşamaya) dönülür, ya da daha yukarı bir aşamaya çıkılır ve bu aşamada artık değişim-değeri metanın ilk belirlenimi değildir, çünkü değişim-değerinin temsilcisi olan genel emek, artık yalnızca topluluğa aktarılan özel emek olarak ortaya çıkmaz.
      Paranın dolaşım aracı olarak üretken olup olmadığı sorusu da çözüme ulaşır. Adam Smith’e115 göre para üretken değildir. Örneğin Ferrier116 şöyle diyor: “Değerler para olmadan var olamayacakları için [sayfa 132] para değerleri yaratır.” Yalnızca “metal olarak paranın değerini değil, onun para olarak özelliğini de dikkate almak” zorunludur. Paranın herhangi bir özel üretim dalının aracı olmaması bakımından A. Smith haklıdır,117 ürünün ve üretim temsilcisinin paranın belirleniminde bulunması için değişim-değerine dayalı genel ürerimin bir öğesi olduğu, bu belirlenim üründen farklı bir parayı gerektirdiği için Ferrier de ||47| haklıdır. Çünkü üretim bütünlüğü içinde ele alınınca, para ilişkisinin kendisi bir üretim ilişkisi demektir.
      M–P–P–M ayrışımı metaların fiyatları varsayılmış olsa bile (bu da ana ayrımı oluşturur) her iki öğesine bölündüğüne göre, dolaşım da doğrudan trampanın iki eylemine bölünür. M–P: metanın değişim-değeri başka bir özel metada, paranın maddesinde, paranın değişim-değeri de metada dile getirilir; aynı zamanda P–M’da. Buna göre A. Smith, değişim-değeri olarak paranın, yalnız barter’ın (trampanın) pek karmaşık bir türü olduğunu söylerken haklıdır.118 Ancak sürecin bütünü gözden geçirildiğinde, her ikisi, metanın parada gerçekleşmesi ve paranın metada gerçekleşmesi eylemleri önemsiz olmadığına göre, A. Smith’in, kendisi paranın doğasını gözden kaçırmıştır, paranın dolaşımı trampayı ortadan kaldırmıştır; para yalnız işbölümünden meydana gelen “aritmetik bölünüşü” kapatmaya yarar diyen karşıttan haklıdır. Bu “aritmetik figürler”in, uzunluk ölçüsü gibi, altından ve gümüşten olmasına gerek yoktur. (Bkz: Solly, s. 20.119)
      Metalar, metaydılar, besin oldular, tüketim içinde bittiler; dolaşım aracı olarak para bu durumda değildir; dolaşım aracının bu belirleniminde kaldığı sürece para hiçbir noktada meta olmaktan çıkmaz.
      Şimdi paranın, dolaşımın ikinci biçiminden ilk çıkışım yapan üçüncü belirlenimine geçiyoruz:
      P–M–M–P; burada para yalnız araç olarak vardır; aynı zamanda da hem ölçüdür, hem de asıl amaçtır ve bundan dolayı da hem dolaşımdan çıkar, hem de dolaşımını önce tamamlayan belirli metadır ve metayken, besin haline gelir.
      Önce özellikle belirtmek gerekir ki, paranın, değişim-değerine dayalı genel üretimin özündeki ilişki olarak belirlenmesi koşulu altında, onun üretim aracı olarak yaptığı iş değişik yönlerden de kanıtlanabilir. “Altının ve gümüşün yaran, bunların emeğin yerine geçmesine dayanır”. (Lauderdale,120 s. 11.) Değişimde istenen nesneyi elde etmeden [sayfa 133] önce, tam bir dizi trampa gereklidir. Daha sonra her özel değişimde metaların göreli değerini bir inceleme altına almak gereklidir. Birincisi değişim aracı olarak (ticari araç) parayı gereksiz kılar, sonuncusu da bütün metaların değerinin ölçüsü ve temsilcisi olarak paraya gerek bırakmaz. (Agy, s. 11.) Para üretken değildir biçimindeki tersine olumlama, yalnızca, üretken olduğu belirlenimi dışında, ölçü olarak, dolaşım aracı ve değerlerin temsilcisi olarak üretken olmadığı, niceliğinin bu belirlenimleri yerine getirmesi için gerekli olması yönünden üretken olduğu anlamına gelir. Yalnızca üretken olmadığını değil, onun bu üreticilik belirlemesinde gerekli olduğundan daha fazlasının uygulanması halinde hemen üretimin faux frais’i121* olması başka her üretim ya da değişim aracı bakımından, hem makine ye hem de taşıt aracı bakımından geçerli olan bir doğrudur. Ama bununla, paranın, yalnızca var olan gerçek zenginliği değiştiği söylenmek isteniyorsa emeğin para karşılığında değişildiği ve onunla satın alınan emek için de, yani üretici etkinliğin kendisi, potansiyel zenginlik için de sözkonusu olduğu için, yanlıştır.
      Tam gelişmesi içinde, paranın üçüncü belirlenimi, ilk ikisini ve bunların birliğini gerektirir. Öyleyse paranın dolaşım dışında bağımsız bir varlığı vardır; dolaşımdan çıkmıştır. Özel meta olarak para biçiminden lüks nesnelere, altın ve gümüş, (kuyumcu işçiliği, İngiltere’nin daha eski döneminde olduğu gibi, pek sıradan ise, gümüş parayı gümüş takıma ve vice versa122* dönüştürme sürekli olduğu sürece, bkz: Taylor123) mücevhere dönüştürülebilir; ya da para, para olarak yığılır ve böylece bir hazine oluşturabilir. Bağımsız varlığı içinde para dolaşımdan çıktığına göre, dolaşımın sonucu olarak onda da kendini gösterir; dolaşım yoluyla kendi kendisiyle birleşik duruma gelir. Sermayenin belirlenmesini, belirlenişi içinde şimdiden saklı biçimde bulundurur. Yalnız değişim aracı olarak yadsınmıştır. Bununla birlikte, değişim aracı olarak ortaya çıkışından önce, tarihsel yönden ölçü olarak kabul edilebildiği, ölçü olarak konmadan önce değişim aracı olarak ortaya çıkabildiği –bu sonuncu örnekte yalnız yeğ tutulmuş meta olarak da bulunabilir–, daha önceki iki belirleniminde bulunmadan önce üçüncü belirleniminde de tarihsel yönden ortaya çıkabilir. Ancak para olarak altın ve gümüş, her iki belirlenimden birinde var ise biriktirilebilir ve daha önceki iki belirlenimde gelişmişse, üçüncü belirlenimde para gelişmiş olarak ortaya çıkabilir. Yoksa, birikme, paranın değil, altın ve gümüşün birikmesidir. [sayfa 134] ||48| (Çok ilginç bir örnek olarak, Roma Cumhuriyetinin daha eski dönemlerinde bakır paranın biriktirilmesi konusuna girilebilir.)
      Para, servetin evrensel maddi temsilcisi olarak dolaşımdan geldiğine, bu niteliği ile bizzat dolaşımın ürünü, dolaşım da hem daha yüksek bir güçle değişim olarak ortaya çıktığına ve hem de değişimin özel bir biçimi olduğuna göre, bu üçüncü belirlenimde dolaşımla ilişki halindedir; onun karşısında bağımsızdır, ama onun bu bağımsızlığı, bu dolaşıma özgü süreci ancak kendi gerçeğidir. Para, dolaşımdan geldiği gibi, yeniden ona girer. Dolaşımla olan ilişkisi dışında para olamaz, yalnızca basit bir doğa nesnesi, altın ve gümüştür. Bu belirlenimde, dolaşımın koşulu olduğu kadar sonucudur da. Bağımsızlığı da dolaşımla ilişkisinin kesilmesi değil, onunla olan olumsuz ilişkisidir. Bu bağımsızlığı P–M–M–P’nin sonucudur. Sermaye olarak parada şu koşullar bulunur: 1) Para dolaşımın koşulu olduğu kadar onun sonucudur; 2) dolayısıyla paranın bağımsızlığı ancak olumsuz ilişkinin, ama dolaşımla olan sürekli ilişkinin kendisidir; 3) çünkü artık dolaşımın ilk yalınlığı içinde, nicel değişim olarak değil, ama üretim süreci olarak, gerçek maddi değişim olarak dolaşımı ölçüsünde kendisi üretim aracı olarak konmuştur. Böylece paranın kendisi, bu üretim sürecinin özel öğesi olarak gereği gibi belirlenmiştir. Üretimde sözkonusu olan yalnızca yalın fiyat belirlenimi, yani metaların değişim-değerlerinin toplumsal bir birime aktarılması değil, aynı zamanda değişim-değerlerinin yaratılması, yani fiyatların belirmişliğinin yaratılmasıdır. Yalnız biçimin değil, aynı zamanda içeriğin konmasıdır. Eğer bundan dolayı basit dolaşımda para genel olarak üretken ise, buna göre de dolaşım genel olarak üretim sisteminin bir öğesi ise, bu belirlenim, henüz yalnızca bizim için konmuştur, henüz paranın kendisinin belirlenimi olarak konmamıştır. 4) Sermaye olarak para, dolayısıyla, dolaşım aracılığı ile kendi kendisiyle ilişki olarak da –faiz ve sermaye ilişkisi içinde– kurulmuştur. Ama burada henüz bu belirlenimler konusunda yapacağımız bir şey yoktur, yalnızca parayı, üçüncü ilişkisi içinde bağımsız olarak dolaşımdan, aslında ise daha önceki iki belirlenimden nasıl çıktığı konusunda yalın olarak inceleyebiliriz.
      (“Paranın çoğaltılması yalnızca sayım araçlarının çoğalmasıdır.” Sismondi.124 Bu, yalnızca paranın salt değişim aracı olarak belirlenmesi halinde doğrudur. Öteki özelliği içinde de, ödeme araçlarının çoğalması demektir.)
      “Ticaret gövdeden gölgeyi ayırmıştır ve onlara ayrı durumda sahip olma olanağını vermiştir.” (Sismondi.125) Dolayısıyla şimdi para, genel [sayfa 135] biçimi içinde bağımsızlaşmış değişim-değeridir (bu niteliği ile değişim-değeri olarak, ancak sürekli olarak geçici biçimde ortaya çıkar). Kuşkusuz, özel bir bedenselliğe ya da öze, altın ve gümüşe sahiptir, ve bu da ona bağımsızlığını verir, çünkü yalnız başka bir şeyde belirlenim ya da ilişki olarak bulunan, bağımsız değildir. Öte yandan ise, altın ve gümüş olarak hem bir metanın değişim-değerini başka metaya karşı temsil eder, hem de bütün metalara karşı değişim-değerinin temsilcisidir, ve kendisi bir öze sahip olduğu halde, aynı zamanda altın ve gümüş olarak özel bir varlık halinde öteki metaların genel değişim-değeri olarak vardır. Bir yanda metanın değişim-değeri olarak kalmıştır; öte yanda metalar onun aynı miktardaki özel özleri olarak bulunur, bunun sonucu olarak değişim-değeri, onların belirlenmişliği ve özelliği için önemsiz olsa ya da onların üzerinde bulunsa da, değişim yoluyla bu özlerin her birine aynı ölçüde dönüştürülebilir. Öyleyse bunlar yalnız raslansal varlıklardır. Para, “her şeyin özeti”dir,126 burada onun özel karakteri silinir; genel zenginlik, metalar dünyasında yaygınlığının ve dağılışının küçültülmüş karşılığı olarak vardır. Özel metada servet metanın bir öğesi olarak, ya da meta servetin özel bir öğesi olarak ortaya çıktığı halde, altın ve gümüşte genel servetin kendisi, özel bir maddede yoğunlaşmış halde bulunur. Her özel meta, değişim-değeri ise, fiyata sahiptir, yalnız belirli bir para miktarını tamlaşmamış biçimde dile getirir, çünkü gerçekleşmesi için önce dolaşıma sokulması gerekir, metanın özelliği dolayısıyla gerçekleşip gerçekleşmemesi raslantıya bağlıdır. Ancak meta fiyat olarak değil de, doğal belirlenimi içinde bulunuyorsa, karşıladığı özel gereksinim ile olan ilişkisi yoluyla servetin yalnız öğesidir ve bu ilişki içinde 1) yalnız kullanım servetini [Gebrauchsreichtum] 2) yalnız bu servetin çok özel bir yanını gösterir. Buna karşılık para, değerli meta olarak özel kullanılabilirliği bir yana, 1) gerçekleşmiş fiyattır; 2) her gereksinimin nesnesine karşılık değişilebiliyorsa, her özelliğe karşılık hiç önemi olmaksızın, her gereksinimi karşılar. Meta bu özelliğe ancak para yoluyla erişir. Para, bütün metalar karşısında, dolayısıyla da servetin bütün dünyası karşısında, bu haldeki servet karşısında bu özelliğe doğrudan sahiptir. Parada genel servet yalnız bir biçim değil, aynı zamanda içeriğin kendisidir. Denebilir ki, servet özel bir nesnede gerçekleşmiş, bireyselleşmiştir. Özel metada, ||II-1| eğer fiyat olmuşsa, servet yalnız, henüz gerçekleşmemiş düşüncel biçim halinde vardır; metanın belirli bir kullanım-değeri varsa, servetin yalnız çok ayrı bir yanını gösterir. Buna karşılık parada fiyat gerçekleşmiştir, özel varlık tarzlarının soyutluğu içinde olduğu kadar, tümlüğü içinde de, servet paranın özüdür. Değişim-değeri paranın özünü [sayfa 136] oluşturur ve değişim-değeri servettir. Bundan dolayı para bir yandan servetin meydana geldiği bütün özel özler karşısında servetin bedenselleşmiş biçimidir. Öte yandan ise onda, para kendi başına ele alınınca, servetin biçimi ile içeriği özdeştir, bir yandan da bütün öteki metaların aksine onlar karşısında, bu özelliklerin tümü onun özünü oluşturmakla birlikte, servetin genel biçimidir. Para birinci belirlenimi gereğince servetin kendisi olunca, öteki belirlenime göre de onun genel maddi temsilcisidir. Bizzat parada, metaların tasarlanmış içeriği olarak bu bütünlük vardır. Dolayısıyla servet (hem tüm olarak, hem soyutluk olarak değişim-değeri), ancak bütün öteki metaların dışlanması ile, bu özellikte, altın ve gümüşte, elle tutulabilir tek nesne olarak vardır, bireyselleşmiştir. Para, öyleyse, metalar arasında tanrıdır.
      Dolayısıyla para, elle tutulabilir nesne olarak, raslantı sonucu aranır, bulunur, çalınabilir, keşfedilebilir ve genel servet elle tutularak özel bireyin sahipliğine geçirilebilir. Salt dolaşım aracı olarak, bulunduğu uşak rolünden çıkarak, birdenbire metalar dünyasının efendisi ve tanrısı olur. Metaların göksel varlığını gösterir, oysa metalar onun yersel varlığını temsil ederler. Doğal servetin her biçimi, değişim-değeriyle yer değiştirmeden önce, bireyin nesne ile önemli bir ilişkisini gerektirir, böylece bir yönü ile nesnenin kendisinde nesneleşir ve nesnenin birey tarafından sahip olunması aynı zamanda onun bireyselliğinin belirli bir gelişmesi olarak ortaya çıkar; koyunda zenginliğin çoban olarak bireyin gelişmesi gibi, tahılda, zenginliğin çiftçi olarak bireyin gelişmesi gibi. Buna karşılık para, genel zenginliğin bireysel olarak, dolaşımın kendisinden doğan ve ancak geneli temsil eden olarak, ancak toplumsal sonuç olarak, sahibiyle hiçbir bireysel ilişki kurulmasını kesin olarak gerektirmez; onun sahipliği bireyselliğin herhangi bir önemli yanının gelişmesi değil, ama, tersine, bireyselsizliğin sahipliğidir, çünkü bu toplumsal ilişki, aynı zamanda duyusal, dışsal, mekanik bakımdan üstesinden gelinebilecek bir nesne olarak vardır, var oluşu gibi de kaybolabilir. Dolayısıyla onun bireyle ilişkisi salt raslantı olarak vardır; öte yandan onun bireyselliği ile hiçbir bağıntısı olmayan nesne ile olan bu ilişki aynı zamanda ona, bu nesnenin karakteri dolayısıyla, toplum üzerinde, yararlılıkların, emeklerin vb. tüm dünyası üzerinde genel egemenliği sağlar. Örneğin bir taşı bulmanın, bireyselliğimden tamamen bağımsız olarak, bütün bilimlere sahip olmayı bana sağlamasına benzer bir şey gibidir. Paraya sahiplik beni, zenginlikle (toplumsal zenginlikle) ilişki içinde bilimlere karşı, felsefe taşıyla127* aynı ilişki içine sokuyor.
      Dolayısıyla para, yalnızca zenginleşme tutkusunun bir konusu [sayfa 137] değil, aynı zamanda zenginleşmenin de konusudur. Bu, doğası gereği auri sacra fames’tir.128 Zenginleşme tutkusu, bu haliyle, itkinin özel biçimi olarak, yani özel bir zenginliğe, örneğin giysilere, silahlara, süs eşyasına, kadınlara, şarap vb. şeylere olan aşırı düşkünlükten farklı olarak, yalnızca genel zenginliğin, zenginlik olarak özel bir şeyde bireyselleşmesidir, yani paranın üçüncü belirleniminde bulunması halinde olanaklıdır. Öyleyse para zenginleşme tutkusunun yalnızca konusu değil, aynı zamanda kaynağıdır. Para olmadan da açgözlülük olabilir; zenginleşme tutkusu, bizzat belirli bir toplumsal gelişmenin ürünüdür, doğal değildir tersine tarihseldir. Eski insanlar bu yüzden, bütün kötülüklerin kaynağı olarak paradan yalanmışlardır. Genel biçimi ile yararlanma tutkusu ve cimrilik, para hırsının iki özel biçimidir. Soyut yararlanma tutkusu, bütün yararlanmaların olanağım içeren bir amacı varsayar. Soyut yararlanma tutkusu, parayı, zenginliğin maddi temsilcisi olduğu belirlenimi içinde; cimriliği, yalnızca paranın metalar karşısında, onun kendi özel özleri olan metalar karşısında zenginliğin genel biçimi olduğu için gerçekleştirir. Birey, onu bu halde tutmak için özel gereksinimlerinin konulan ile olan bütün ilişkisini feda etmek, yalnızca para hırsı gereksinimini karşılamak için bunlardan vazgeçmek zorundadır. Para hırsı ya da zenginleşme tutkusu, eski toplulukların sona ermesi için gereklidir. Ona olan karşıtlık bu yüzdendir. Paranın kendisi topluluktur [Gemeinwesen] ve kendisinin üstünde bulunan başka bir şeye dayanamaz. Ama bu da, değişim-değerlerinin, yani toplumun kendisine tekabül eden bir örgütün tam anlamıyla gelişmesini gerektirir. Eskiçağda değişim-değeri nexus rerum129* değildir; o, ancak, tüccar halklarda görülür, bunlar ise yalnız transit ticaret yapıyor ve kendileri üretmiyorlardı. Hiç değilse bu, Fenikelilerde, Kartacalılarda vb. ikincil bir şeydi. Bunlar, Polonya’da ya da ortaçağda yahudiler gibi, eski dünyanın yarıklarında yaşayabiliyorlardı. Bu dünyanın tersine, antikitenin kendisi, her şeyden önce bu tüccar halklar için koşul olmuştur. Bunlar ise, antik topluluklarla ciddi çatışmalara girer girmez hemen yok oluyorlardı. Romalılarda, Yunanlılarda vb., para, ölçü ve dolaşım aracı olarak ilk iki belirleniminde yavaş yavaş görülmeye başlar, her ikisinde de çok gelişmemiştir. Ama bunlarda ticaret vb. gelişmişse, ya da Romalılarda olduğu gibi, fetihler onlara yığınla para getirince, ||2| kısacası, ansızın ekonomik gelişmenin belli bir aşamasında para, üçüncü belirlenimi içinde ve bu belirlenim içinde gelişmesi ölçüsünde ve oranında zorunlu olarak topluluğun yıkılışı olarak görünür. Üretici etkide bulunmak için paranın, yukarıda gördüğümüz gibi, [sayfa 138] üçüncü belirlenimde hem koşul, hem de dolaşımın sonucu olması gerekir; dolaşımın koşulu olarak aynı zamanda onun öğesidir, onun tarafından konmuş bir öğedir. Örneğin, paranın bütün dünyadan çalınıp toplandığı Romalılarda durum böyle değildi. Paranın yalın belirleniminde sözkonusu olan nokta, üretimin gelişmiş öğesi olarak, yalnız, ücretli emeğin bulunduğu yerde var olabilmesi; yani burada da, toplumsal biçimi çözüştürme noktasından çok uzak bir noktada, daha çok, toplumun gelişmesinin bir koşulu, maddi ve zihinsel, bütün üretken güçlerin gelişmesinin bir motoru olmasıdır. Bugün tek başına bir birey parayı raslansal şansı yardımıyla elde edebilir ve dolayısıyla, sahip olması, paranın antik topluluklar üzerinde eskiden yaptığı çözüştürücü etkiyi yapabilir. Ama modern toplumda bu bireyin çözülmesi de bu toplumun üretici bölümünün zenginleşmesi demektir. Antik anlamda para sahibi, ondan habersiz ve ona karşın hizmet ettiği sanayi süreci tarafından çözüşmüştür. Çözüşme yalnız onun kendisini ilgilendirir. Genel servetin maddi temsilcisi olarak, bireyselleştirilmiş değişim-değeri olarak para, doğrudan, genel emeğin, bütün bireylerin emeğinin konusu, amacı ve ürünü olmak zorundadır. Emek doğrudan değişim-değerini, yani parayı üretmelidir. Dolayısıyla ücretli emek olmak gerekir. Zenginleşme tutkusunu, böylece de her şeyin dürtüsünü, herkesin para üretmek istemesi yoluyla, ancak genel servet sağlar. Ancak bu yoldan genel zenginleşme tutkusu genel servetin, durmadan yeniden-üretilen servetin kaynağı olabilir. Emek, ücretli emek, amacı da doğrudan para olduğu için, genel servet onun amacı ve konusu olarak bulunur. (Paralı askerlerden oluşan eskiçağ askerî sistemle bağıntısı üzerine, bu ilişki içinde söz edilebilir) Amaç olarak para, burada, genel çalışmanın aracı haline gelir. Genel zenginlik, temsilcisinin ele geçirilmesi için üretilir. Böylece zenginliğin gerçek kaynakları açılır. Emeğin amacı, bireyin özel gereksinimleriyle özel bir ilişki halinde bulunmayan özel bir ürün değildir, ama para, genel biçimiyle zenginlik olunca, birincisi, bireyin çalışkanlığının sınırı yoktur; özelliğine karşı ilgisizdir ve bu amaca hizmet eden her biçime girer; toplumsal gereksinim vb. için yeni konuların yaratılmasında beceriklidir. Öyleyse şurası açıktır ki, temel olarak ücretli emek ile para, çözüştürücü değil, üretici etki yapar; oysa antik topluluğun kendisi, genel temel olarak, ücretli emekle çelişki halindedir. Genel sanayi ancak, zenginliğin belirli bir biçimini değil, her emeğin genel zenginliği ürettiği yerde olanaklıdır; yani bireyin ücretinin de para olduğu yerde. Yoksa, ancak, etkinliğin özel biçimleri bulunabilir. Emeğin doğrudan ürünü olarak değişim-değeri, onun doğrudan ürünü olarak paradır. Öyleyse, değişim-değerini bu haliyle üreten doğrudan emek, ücretli emektir. Paranın kendisinin topluluğu dağıtmadığı yerde, onun zorunlu olarak topluluğu dağıtması gerekir. [sayfa 139] Antikçağın insanı, emeği doğrudan satın alabilirdi, bir köleyi; ama köle, emeği ile para sahn alamıyordu. Paranın çoğalması köleyi pahalılaştırabiliyordu, ama onun emeğim daha üretken yapamıyordu. Burjuva toplumun gelişmesiyle birlikte kaybolan ve çekilmez hale gelen zenci köleliği –salt sanayi köleliği– paranın çoğalmasını gerektiriyordu ve ücretli emeğin bulunduğu öteki özgür devletler onun yanı-başında olmasalardı, ondan ayrı kalsalardı, zenci devletlerde bütün toplumsal koşullar uygarlık öncesi biçimlere dönüşürdü.
      Para, bireyselleşmiş değişim-değeri ve bununla birlikte cisimleşmiş zenginlik olarak simyada aranmıştır; bu belirlenim içinde, moneter (merkantilist) sistem içinde bulunmuştur. Modern sanayi toplumunun gelişmesinin ön dönemi, gerek bireylerin, gerek devletlerin genel para hırsı ile başlar. Zenginlik kaynaklarının gerçek gelişmesi, zenginliğin temsilcilerini ele geçirmek için sanki onun ardından ortaya çıkar. Paranın dolaşımdan değil de, –İspanya’da olduğu gibi–, hazırdan geldiği yerde ulus zayıflar, öte yanda parayı İspanyollardan almak için çalışmak zorunda kalan uluslar zenginlik kaynaklarını geliştirirler ve gerçekten zenginleşirler. Bu yüzden, dünyanın yeni bölgelerinde, yeni ülkelerde altının bulunması, buralarda sömürgecilik sahneye konduğu, serada yetişir gibi oluştuğu için, devrimin tarihinde büyük bir rol oynar. Bütün ülkelerde altının peşinden koşulması, onun bulunmasına, yeni devletlerin kurulmasına; önce dolaşıma giren ve yeni gereksinimlere [götüren], dünyanın birbirinden uzak bölgelerine değişim ve emişim süreci [Prozess des Austauschs und Stoffwechsels] içine çeken meraların çoğalmasına götürüyor. Bu yönü bakımından da para, servetin genel temsilcisi olarak, bireyselleşmiş değişim-değeri olarak, serveti evrenselliğe doğru genişletmek, değişimin boyutlarını bütün dünyaya yaymak için çifte araçtır; değişim-değerinin gerçek genelliğini madde ve hacim çerçevesinde yaratmanın aracıdır. Ama paranın burada geliştirdiğimiz belirleniminde şu da vardır: Paranın doğasına ilişkin kuruntu, yani belirlenimlerinden birinin soyutluğu içinde sımsıkı tutulması, bu belirlenimin içerdiği çelişkilerin gözden uzak tutulmasıyla, ona bu gerçekten büyüleyici önemi, bireylerin sırtına yüklenerek verir. Bu kendi kendisiyle çelişkili ve dolayısıyla hayalci belirlenim yoluyla, bu soyutlama yoluyla para, ||3| toplumsal üretken güçlerin gerçek gelişmesinde çok büyük alet130* haline gerçekten gelir.
      Burjuva toplumun temel koşulu, emeğin doğrudan değişim-değerini, yani parayı üretmesi; sonra da doğrudan emeği, ancak işçinin bizzat kendi etkinliğini değişimde devretmesi yönünden işçiyi satın almasıdır. Bu durumda birinci yönü ile ücretli emek, ikinci yönü ile [sayfa 140] sermaye, gelişmiş değişim-değerinin ve bunun cisimleşmesi olarak paranın başka biçimlerinden başka bir şey değildir. Bununla para, eğer her şey için aynı zamanda var olmanın genel özü ise, doğrudan asıl toplumsallık, aynı zamanda da hepsinin toplumsal ürünüdür. Ama yukarda gördüğümüz gibi, bunun yanında parada toplumsallık salt soyutlanma, birey için salt dışsal, raslansal nesne, aynı zamanda da doyumlanmanın salt aracıdır. Antik topluluk, kendisi için bireyin bambaşka bir ilişkisini gerektirir. Öyleyse üçüncü belirleniminde paranın gelişmesini engeller. Her üretim bireyin bir nesneleşmesidir [Vergegenständlichung]. Ama parada (değişim-değerinde) bireyin nesneleşmesi, doğal belirlenmişliğinin nesneleşmesi değil, aynı zamanda onun dışında olan toplumsal belirleniminin (ilişkisinin) nesneleşmesidir.
      Dolaşım aracı biçiminde konmuş para, sikkedir [Münze]. Sikke [metal para] olarak para kullanım-değerinin kendisini yitirmiştir; onun kullanım-değeri, dolaşım aracı olarak belirlenmesiyle paraleldir. Örneğin, para olarak iş görebilmesi için önce dökülmesi gerekir. Parasallaşması gereklidir. Bundan dolayı sikke de yalnız bir imdir ve malzemesine karşılık önemsizdir. Sikke olarak da evrensel niteliğini yitirir, ulusal, yerel bir nitelik alır. Para, meydana geldiği, altın, bakır, gümüş vb. gibi malzemesine göre, çeşitli sikke türlerine ayrılır. Siyasal bir sıfat alır, denebilir ki, çeşitli ülkelerde değişik bir dil konuşur. Sonunda aynı ülkede çeşitli adlandırmalar alır vb.. Para üçüncü belirlenimde dolaşımdan bağımsız halde çıkıp dolaşımın karşısına geçerek, metal para olarak kendi karakterini böylece yadsımış olur. İster altın ve gümüşten dökülmüş olsun, ister yalnız altın ve gümüş ağırlığına göre değerlenmiş olsun, yeniden altın ve gümüş olarak ortaya çıkar. Ulusal niteliğini gene yitirir, uluslar arasında değişim aracı, evrensel değişim aracı olarak, ama artık im olarak değil, belirli altın ve gümüş miktarı olarak iş görür. Böylece en çok gelişmiş uluslararası değişim sisteminde altın ve gümüş, ilk trampada oynadığı rol gibi, gene başka biçimde ortaya çıkar. Değişim gibi gümüş ve altın da, önce de belirtildiği gibi, önce toplumsal bir örgütün çevresi içinde değil, son bulduğu yerde, sınırında kendini gösterir. Yabana toplumlarla bağının daha azlıktaki noktalarında bulunur. Bu haliyle şimdi meta olarak, her yerde meta karakterini alan evrensel meta olarak ortaya çıkar. Bu biçim belirlenimine göre her yerde aynı ölçüde geçerlidir. Ancak böyle, genel zenginliğin maddi temsilcisidir. Ticari sistemde altın ve gümüş bu yüzden çeşitli toplumların gücünün ölçüsü olarak geçerlidir. “Değerli metaller ticaretin konusu, her şey için evrensel bir eşdeğer haline gelince, aynı zamanda uluslar arasında güç ölçüsü olurlar. Merkantilist sistemin nedeni budur.” (Steuart.131) Modern iktisatçılar merkantilist sistemin [sayfa 141] dışında düşündüklerini ne kadar sanıyorlarsa da, 1600’de olduğu gibi 1857 yılında da, genel kriz dönemlerinde altın ve gümüş aynen bu belirleme içinde ortaya çıkar. Bu niteliğiyle altın ve gümüş, dünya piyasasının oluşturulmasında önemli rol oynar. Amerikan gümüşünün batıdan doğuya dolaşımı böyledir; bir yanda Amerika ile Avrupa arasındaki metal bağ, öte yanda modern çağın başından bu yana Asya ile olan bağ. İlkel toplumlarda altın ve gümüşle olan bu ticaret ayrıntı rolündedir, bütün değişim gibi fazlalıkla ilgilidir. Oysa gelişmiş ticarette, bütün üretimle vb. önemli bağıntısı olan bir öğedir. Artık fazlalığın değişimi için değil, uluslararası değişimin tüm süreci içinde fazlalığın dengelenmesi olarak vardır. Artık yalnız dünya parası olarak metal paradır. Ancak bu haliyle, malzemesi her şey demek olduğu halde, dolaşım aracı olarak kendi biçim belirlenimine karşı önemlidir. Biçim olarak bu belirlenimde altın ve gümüş, her yerde geçerli meta, bu haliyle metadır.
      (Değişim-değerlerinin, paranın, fiyatların gözden geçirildiği bu ilk bölümde metalar hep var olan olarak ortaya çıkar. Biçim belirlenimi basittir. Biliyoruz ki bunlar, toplumsal üretimin belirlenimlerini anlatır, ama bu üretimin kendisi koşuldur. Ancak metalar bu belirlenimde yoktur. Gerçekte ilk değişim, yalnız, üretimin bütününü kapsamayan ve belirlemeyen fazlalığın değişimi olarak vardır. Bu, değişim-değerleri dünyasının dışında bulunan genel bir üretimin var olan fazlalığıdır. Gelişmiş toplumda da, bu, doğrudan varolan değerler dünyası olarak üst yüzeyde kendini gösterir. Ancak kendisi tarafından ve kendisinin dışında, üretim ilişkileri olarak bulunan ekonomik ilişkilerden çıkmıştır. Bu yüzden üretimin içsel yapısı ikinci bölümü, devlet içinde toplanması üçüncü bölümü, uluslararası ilişki dördüncü bölümü, üretimin bütünlük olarak bulunduğu ve ayrıca öğelerinin her birini içeren sonuncu bölümü de dünya piyasasını oluşturur; ama bunda aynı zamanda bütün çelişkiler sürece katılır. Bu kez dünya piyasası da bütünün koşulunu ve taşıyıcısını oluşturur. Bunalımlar, koşulun dışına genel bir çıkış, yeni bir tarihsel kalıbın kabul edilmesine zorlayıştır.) “Malların niceliği ile paranın niceliği aynı kalabilir, gene de, fiyatlar yükselir ya da düşebilir” gerçekte, örneğin, paralı kapitalistlerin, toprak rantçılarının devlet memurlarının vb. büyük harcamaları yoluyla, Malthus, X, 43132).
      ||4| Gördük ki para, bağımsız halde dolaşımdan çıkıp onun karşısına geçmekle, dolaşım aracı ve ölçü olarak belirleniminin yadsınmasıdır (olumsuz birim).133* Buraya kadar şunları geliştirdik: [sayfa 142]
      Birincisi. Para dolaşım aracının, sikkenin yadsınmasıdır. Ama sürekli olarak sikkeye çevrilebildiği ölçüde, olumsuz olarak, aynı zamanda bunu kendi belirlenimi olarak içerir; dünya parası olarak olumluluk içerir; ancak bu haliyle biçimsel belirlenmeye ilgisizdir, her yerde bulunan, yeri tarafından belirlenmemiş meta olarak, önemli metadır. Bu ilgisizlik iki yönlü ifade edilir: ilkin, im olarak değil, ve metal para biçimi olmadan, şimdi yalnız altın ve gümüş metal olarak paradır. Bunun içindir ki, devletin metal parada paraya verdiği kılığın hiçbir değeri yoktur, yalnız onun paradaki tenörü bir değer taşır. İç ticarette bile ancak geçici, yerel değeri vardır, “çünkü ona sahip olan için, satın alınacak metaların sahibine olduğundan daha fazla yararlı değildir.” İç ticaret dış ticarete her yönden ne kadar bağlı ise, bu kılığın değeri de o kadar kaybolur; özel değişimde yoktur, yalnız vergi olarak kendim gösterir. Sonra, genel meta olarak” bu, bu dünya parası134 olarak altın ve gümüşün çıkış noktasına dönmesi, yani dolaşım, en basit haliyle gerekli değildir. Örnek: Asya ve Avrupa. Paranın kırlarda kaybolduğu, geri dönmediği konusunda, moneter sistem yandaşlarının yakınmaları bu yüzdendir. (Bak. Misselden,135 1600 dolayında.) Dış dolaşım iç dolaşıma ne kadar bağlı ise ve onun kapsamında ise, bu haliyle dünya parası o kadar çok dolaşıma girer (rotasyon). Daha yüksek aşama, burada bizi henüz hiç ilgilendirmiyor, burada incelediğimiz an için, basit ilişki içinde henüz bulunulmuyor.
      İkincisi: Para özel metanın her zaman önemli olduğu yerde, metaların fiyatlarının yalın gerçekleşmesi olarak kendisinin yadsınmasıdır. Bununla birlikte kendinde gerçekleşmiş fiyat, bu niteliği ile de, gerek servetin genel biçimi olarak bütün metalar karşısında, gerek yalnızca servetin özel özleri karşısında, servetin maddi temsilcisi olur. Ancak, [sayfa 143]
      Üçüncüsü: Para, yalnızca değişim-değerlerinin ölçüsü olduğu yerde belirlenmesi durumunda da yadsınır. Servetin genel biçimi ve onun maddi temsilcisi olarak, artık, ötekinin, değişim-değerlerinin düşüncel ölçüsü değildir. Burada ölçünün belirlenmesini, bizzat onun koymuş olması gerekir. Para, kendi kendinin birimidir ve değerinin ölçüsüdür, servet olarak, değişim-değeri olarak kendi niceliğinin ölçüsü, kendi kendini gösteren niceliktir. Birim olarak iş gören kendinden bir miktarın çokluk sayısıdır. Ölçü olarak sayışırım önemi yoktu; dolaşım aracı olarak maddiliği, birimin maddesi önemsizdi; bu üçüncü belirlenimde para olarak, belli bir maddi miktar olarak kendisinin sayısı önemlidir. Genel servet niteliğinde olma koşulu ile, artık onda nicel fark dışında bir ayrım yoktur. Bu servetin belirli miktarı olarak çok ya da az sayıda büyüklüğün sahibiyse, genel servetin çok ya da az miktarda bir büyüklüğünü temsil eder. Para genel servet olursa, bir kimse ona ne kadar sahipse, o kadar zengindir ve tek önemli süreç, gerek birey için, gerek uluslar için paranın birikmesidir. Daha önce, belirlenmesine göre, burada para, kendini dolaşımdan çıkmış olarak gösterir. Şimdi paranın dolaşımdan bu çıkışı ve biriktirilmesi zenginleşme dürtüsünün önemli konusu, zenginleşmenin önemli süreci olarak ortaya çıkar. Altın ve gümüşle, genel serveti yaygın biçimde elde etmiş olurum ve bunlardan ne kadar çok yığarsam, genel servetin o kadar çoğuna sahip olurum. Altın ve gümüş, belirli nicelikler olarak genel serveti temsil ederse, onlar yalnızca, kendisi belirsizliğe kadar yayılmaya elverişli olan, belirli düzeydeki bu serveti temsil ederler. Altın ve gümüşün, dolaşım dışına yeniden çekilişi, olarak temsil edilen bu birikimi, servetin değişim sırasında özel bir servet, sonunda da tüketimde yok olan bir servet halinde kaybolduğu dolaşıma karşı genel servetin aynı zamanda güvenceye alınmasıdır.
      Bütün eski halklarda altının ve gümüşün biriktirilmesi, başlangıçta, din adamlarının ve kralın ayrıcalığı olarak ortaya çıkmıştı, çünkü metaların tanrısı ve kralı yalnız tanrılara ve krallara aittir. Bu haliyle servete sahip olmak yalnız onların hakkıydı. Bu biriktirme, bir yandan yalnızca fazlalığın, yani tanrısal olağanüstü nesne olarak zenginliğin gösterişine yarar; tapmaklara ve tanrılarına armağandır; kamusal sanat konuları içindir; son olarak da olağanüstü bir yıkım durumunda, silah alımı vb. için güvence aracıdır. Daha sonra, biriktirme, eski toplumlarda bir politika olur. Yedek fonlar için devlet hazinesi ve tapmak, bu en kutsal şeyin korunduğu ilk bankadır. Biriktirme ve yığma, modern bankalarda gelişmesinin son aşamasına erişir; ama burada ||5| bir belirlenimle daha da gelişmiştir. Öte yandan, özel kişilerde, servetin gömülüp gidebileceği dış dünyanın değişen kararsız durumlarına karşı servetin saklanması olarak görünen yığma, bireyle tamamen gizli bir ilişkiye [sayfa 144] girer. Bu, Asya’da çok büyük bir tarihsel ölçekte görülür. Burjuva toplumda panik hallerinde, savaşlarda vb. yinelenir ve o zaman barbarlık durumuna yeniden düşülür. Yarı-barbarlarda süs ve gösteriş olarak altının vb. yığılması da böyledir. Ama bunun çok daha büyük ve durmadan büyüyen kısmı, lüksün konusu olarak en gelişmiş burjuva toplumda dolaşımdan çıkmıştır. (Bkz: Jacob136 vb..) Genel servetin temsilcisi olarak bunun bir kısmının, dolaşıma feda etmeksizin saklanması ve özel gereksinimler için kullanılması, bireylerin zenginliğinin kanıtıdır ve paranın değişik belirlenimlerde gelişmesi, yani servetin bu haliyle bireyin değerinin genel ölçüsü oluşu ölçüsünde, paranın sergilenmesi dürtüsü, servetin temsilcisi olarak alan ve gümüşün sergilenmesidir, tıpkı bay von Rothschild’in, kendine layık arma olarak, kanımca iki tane 100.000 sterlinlik banknotun her birini çerçeveleyerek duvara asması gibi. Altının vb. barbarca sergilenmesi, para olarak altınla daha az ilişkili biçimde görülmesi bakımından, bu modern sergilemenin ancak daha safça biçimidir. Birinci durumda, henüz etkili olan paranın yalın parıltısıdır. Öteki durumda mizahlık düşünce. Mizah, altının para olarak kullanılmamasındadır; dolaşıma karşıt biçim, burada önemlidir.
      Öteki bütün metaların biriktirilmesi, altın ve gümüşün biriktirilmesinden daha yenidir: 1) geçici nitelikleri nedeniyle. Metaller, öteki metalara göre, kendinde dayanıklılığı temsil ederler; çok seyrek bulunuşları ve üretimin eşsiz, par exellence137* araçları olması nitelikleri nedeniyle tercihen biriktirilirler. Değerli metaller ise havada okside olmadıkları için vb., değerli olmayan metallerden daha da dayanıklıdırlar. Öteki metalarda geçici olan, tam da onların biçimidir; ama bu biçim de onlara değişim-değerini verir, buna karşılık onların, kullanım-değeri, bu biçimin tüketim içinde ortadan kaldırılmasından ibarettir. Tersine, parada onun özü, serveti temsil ettiği biçimin kendisi olan maddileşmişliği vardır. Para her yerde, alanın belirlemesine göre genel meta olarak ortaya çıkıyorsa, şimdi zamanın belirlemesine göre genel meta olarak ortaya çıkar. Servet olarak her çağda kendini korur. Servetin kendine özgü dayanıklılığıdır. O hazinedir, o ne güvelenir ne de paslanır. Bütün metalar ancak geçici paradır; para ise geçici olmayan metadır. Para her yerde hazır metadır; meta ise yalnız yerel paradır. Ama biriktirme daha çok, zaman içinde oluşan bir süreçtir. Petty kendi konusu yönünden şöyle diyor:138100
      “Ticaretin büyük etkisi sonal etki, genel olarak zenginlik değil; ama öncelikle, dayanıksız olmayan, üstelik de öteki metalar gibi, değişime [sayfa 145] elverişli olmayan, her dönemde ve her yerde servet olan gümüş, altın ve mücevher fazlalığıdır. Şarabın, tahılın, kuşun, etin fazlalığı da servettir, ama hic et nunc139* ... Bu yüzden bu tür meraların üretilmesi ve bu tür ticaretin sonuçları, bir ülkeye altın ve gümüş kazandırdığı için ötekilerden daha yararlıdır.” (s. 3.140) “Parayı heba eden ya da içkiye harcayan birinin elinden vergi yoluyla para alınır, toprağım iyileştiren, balıkçılıkta, madenlerin işletilmesinde, manüfaktürlerde ya da hatta giyimde kullanan birine verilirse, bunda her zaman topluluk için yarar vardır; çünkü giysiler bile yemek kadar geçici değildir; yapıların donanımında kullanılırsa, yararı biraz daha çoktur; ev yapımında daha da çok; arazinin iyileştirilmesinde, madenlerin işletilmesinde, balıkçılıkta daha da çok; bunların hepsinden çok, ülkeye altın ve gümüş getirmek için yatırımda kullanılırsa, çünkü yalnız bu şeyler geçici değildir, her zaman ve her yerde servet olarak değer görürler.” (s. 5.) 17. yüzyılın bir yazan böyle diyor. Altın ve gümüşün yığılmasının, servetin maddi temsilcisi ve genel biçimi olduğu anlayışı ile gerçek dürtüsünü nasıl kazandığı görülüyor. Paraya tapmanın çilesi, feragati, fedakarlığı vardır – tutumluluk ve gözütokluk, dünyasal, zamansal ve geçici doyumlulukların kötü görülmesi; ölümsüz hazinenin ardından koşma. İngiliz püritanizminin ya da Hollanda protestanlığının para yapma ile bağlantısı buradadır. 17. yüzyılın başında bir yazar (Misselden), konuyu çok açık biçimde şöyle dile getiriyor:
      “Ticaretin doğal maddesi meta, yapay maddesi paradır. Para, doğa ve zaman içinde metadan sonra geliyorsa da, şimdi kullanımda olduğu gibi, ana nesne haline gelmiştir.” Bunu, sağ elini genç olan ve sol elini daha yaşlı olan oğlunun üstüne koyan ihtiyar Yakob’un iki oğlu ile karşılaştırıyor, (s. 24.141) “Kendi aramızda çok bol olarak İspanya, Fransa, Ren bölgesi, Akdeniz bölgesi, Adalardan gelen şarabı tüketiyoruz; İspanya’nın kuru üzümünü, Akdeniz bölgesinin kuş üzümünü, Halnaus ve Hollanda’nın patiskasını, İtalya’nın ipeklilerini, Batı Hint Adaları’nın şeker ve tütününü, Doğu Hindistan’ın baharatını; bizim için bütün bunlar gerekli değil ve üstelik ağırlığı ve ayarı tam metal para ile satın almıyor.... Daha az yabancı ürün alınsa ve daha çok yerli ürün satılsa, fazlalık, bize altın ve gümüş biçiminde, hazine olarak gelir.” (Agy.142) Kuşkusuz modern ekonomistler, ekonominin genel bölümünde böylesi şeylerle alay ederler. Ama özel olarak paraya ilişkin öğretideki çekingenlik, bunalım zamanlarında altın ve gümüşün girişinin ve çıkışının uygulamadaki gözlemlenmesi sırasında görülen aşırı korku [sayfa 146] dikkate alınırsa, paranın, moneter ve merkantilist sistem yandaşlarının safça bir tekyanlılıkla kavradıkları belirlenimde, hem tasarımda, hem de gerçek ekonomik kategori olduğu, bu yandaşların da haklılığı görülür.
      ||6| Üretimin gerçek gereksinimlerini paranın üstünlüğüne karşı temsil eden çelişki, Boisguillebert’te en çarpıcı biçimde görülür. (Benim defterde göze çarpan pasajlara bakınız.)
      2) Öteki metaların iki yönde yığılması, bunların geçiciliği bir yana, burada para ile özdeş olan altın ve gümüşün yığılmasından oldukça farklıdır. Önce öteki metaların yığılmasının, genel olarak servetin yığılmasının değil, özel servetin yığılmasının karakterini taşır ve bundan dolayı da bizzat özel bir üretim eylemidir, bu eylemde paranın basit yığılma ile ilgisi yoktur. Tahıl depolamak özel tesisler ister vb.. Koyun yığmak insanı çoban yapmaz; köle ya da toprak yığmak, egemenlik ve uşaklık ilişkilerim vb. gerektirir. Öyleyse bütün bunlar yalın birikimden, servetin böyle çoğaltılmasından farklı eylemler ve belirli ilişkiler gerektirir. Öte yandan, yığılan metayı bu kez genel servet olarak gerçekleştirmek üzere, serveti bütün özel biçimlerinde kendime maletmem için, yığdığım özel meta ile, zahire tüccarı, hayvan tüccarı vb. olarak ticaret yapmak zorundayım. Servetin genel temsilcisi olarak para beni buna zorlar.
      Altın ve gümüşün, paranın biriktirilmesi, sermaye toplamanın ilk tarihsel görünümü ve onun ilk büyük aracıdır; ama bu haliyle henüz sermaye birikimi değildir. Bunun için biriktirilen şeylerin, yığmanın öğesi ve aracı olarak dolaşıma yeniden bizzat girmiş olması zorunludur.
      Şimdi son, tamlaşmış belirleniminde para, kendi kendisini yok eden bir çelişki olarak her yana doğru kendini gösterir; kendi çözüşmesine doğru gider. Servetin genel biçimi olarak, gerçek servetlerin tüm dünyası karşısında vardır. O bunların salt soyutlanmasıdır, – ve dolayısıyla böyle saptanır, salt imgelemin yerini alır. Servetin tamamen maddi, elle tutulabilir biçimde var olduğu sanılan noktada, onun varlığı yalnız benim kafamdadır, salt bir kuruntudur. Midas.143* Öte yandan genel servetin maddi temsilcisi olarak para, yeniden dolaşıma sokulmak suretiyle, servetin özel tarzlarına karşılık yok olma yoluyla gerçekleşir. Dolaşımda dolaşım aracı olarak kalır; ama biriktiren birey için kaybolur ve bu kayboluş paranın servet olarak güvenceye alınmasının tek olanaklı tarzıdır. Bazı doyumlarda, biriktirilmişin yok olması, paranın gerçekleşmesidir. Bu kez yemden başka bireyler tarafından yığılır, ama aynı süreç yemden bir daha başlar. Onun varlığını kendim için ancak, [sayfa 147] onu salt varlık olarak başkaları için vermek suretiyle gerçekleştirebilirim. Onu sımsıkı tutmak istersem, gerçek servetin salt hayali durumuna girerek elimin altında buharlaşır. Ayrıca, yığılması, kendi niceliğinin değerinin ölçüsü olması yoluyla çoğalması, yanlışlığım gene gösterir. Başka servetler yığılmayınca, yığıldığı ölçüde değerini bizzat yitirir. Onun çoğalması olarak görünen şey, aslında onun azalmasıdır. Bağımsızlığı yalnızca görüntüdür; dolaşımdan bağımsız olması yalnızca ona bağımlılığı olarak dikkate alındığında vardır. Genel metaymış gibi olur, ama doğal özelliği dolayısıyla gene özel metadır ve metanın değeri, değerin kendi özel üretim giderleriyle değişmesi halinde, talep ve arza bağlıdır. Paranın kendisi de altın ve gümüşte cisimleştiği için, her gerçek biçimde tekyanlı olur; böylece birisi para olarak ortaya çıkarsa – öteki özel meta olarak ve bunun tersi yönde kendini gösterir, derken her biri her iki belirlenimde ortaya çıkar. Kesinlikle güvenli, benim kişiliğimden tamamen bağımsız servet olarak aynı zamanda bana göre tamamen dışsal, herhangi bir raslantı ile benden ayrılabilen kesinlikle güvensiz halde bulunur. Ayrıca ölçü, dolaşım aracı ve para olarak da servetin tamamen çelişkili belirlenimleridir. Son olarak da son belirlenimde kendi kendisiyle çelişir, çünkü bu haliyle değeri temsil etmesi gerekir; gerçekte ise değişken değerin yalnız özdeş bir miktarını temsil eder. Bundan dolayı tamlaşmış değişim-değeri düzeyine yükselir.
      Salt ölçü olarak para, dolaşım aracı, para olarak kendi kendinde dolaşım aracı ve ölçü olarak, kendi kendinde yadsınmıştır. Son belirlenimde kendinin yadsınması, aynı zamanda ilk ikisindeki yadsınma demektir. Servetin salt genel biçimi halinde yadsınmış oluşu, gerçek servetin özel özlerinde gerçekleşmesi zorunluğudur; ama servetin tümlüğünün maddi temsilcisi olarak bu yoldan değerini gerçekten gösterdiği için, aynı zamanda genel biçim olarak korunması gerekir. Dolaşıma girmesi de onun kendinde kalışının bir öğesidir ve kendinde kalışının ise dolaşıma girmesi anlamına gelmesi gerekir. Bu demektir ki, gerçekleşmiş değişim-değeri olarak, aynı zamanda, değişim-değerinin gerçekleştiği süreç halinde bulunmuş olması gerekir. Aynı zamanda kendi salt nesnel biçiminin, servetin bireyler karşısında dışsal ve raslansal biçiminin yadsınmasıdır. Bununla birlikte servetin üretimi olarak ortaya çıkması gerekir ve servetin de, bireylerin üretimde birbirleriyle ilişkilerinin sonucu olarak. Öyleyse şimdi değişim-değeri, salt basit nesne olarak değil, süreç olarak belirlenmiştir; salt basit nesne için dolaşım yalnız dışsal bir harekettir, ya da birey olarak özel bir maddede bulunan değişim-değeridir: dolaşım süreci yoluyla kendi kendisine karşı davranış olarak. Öte yandan dolaşımın kendisi de, artık metaların para, paranın metalar karşılığında değişilmesinin salt basit süreci [sayfa 148] olarak değil, çeşitli metaların fiyatlarını gerçekleştirmek, değişim-değerleri olarak birbirlerine karşı eşit hale getirmek için bir aracılık hareketi değildir; burada her ikisi de dolaşımın dışında bulunur: varsayılan değişim-değeridir, sonunda metanın tüketime çekilmesidir, o halde bir yandan değişim-değerinin yok edilmesi, paranın çekilip alınması, kendi özüne karşı bağımsızlaştırılmasıdır, bu da gene onun yok edilmesinin başka bir biçimidir. Değişim-değerinin kendisi, ve artık ||7| genel anlamda değişim-değeri değil, ölçülmüş değişim-değeri, dolaşımın getirdiği, onun getirip de koşul yaptığı koşulun kendisi olarak bulunmak zorundadır. Dolaşım süreci de gene, değişim-değerlerinin üretim süreci olarak bulunmalıdır. Öyleyse bir yandan değişim-değerlerinin emeğe geri dönmesi, öte yandan da paranın değişim-değerine geri dönmesidir; ama şimdi değişim-değeri derinleştirilmiş bir belirlenimde bulunur. Dolaşımda belirli fiyat koşulu vardır ve dolaşım fiyatı para olarak yalnız biçimsel olarak koyar. Değişim-değerinin kendisinin belirliliği, ya da fiyatların ölçüsü, şimdi dolaşım eyleminin kendisi olarak bulunmalıdır. Böyle olunca da, değişim-değeri sermayedir ve dolaşım aynı zamanda üretim eylemi olarak bulunur.
      Sonradan tamamlanacak noktalar: Para dolaşımı olarak ortaya çıkışı halinde, dolaşımda, değişimin her iki kutbunun zaman birliği, her zaman gereklidir. Ama değişilen metaların varoluşu arasında zaman farkı bulunabilir. Bir işin bugün olması, ama karşılık işin ancak bir yıl geçtikten sonra yapılabilmesi vb., karşılıklı hizmetlerin doğasında bulunabilir. Senior diyor ki:144 “İş sözleşmelerinin çokluğu halinde, anlaşan taraflardan yalnız birinin elinde nesne hazırdır ve onu verir; değişim yapılacaksa, eşdeğerini daha sonraki bir dönemde bulması koşulu ile nesnenin derhal devir ve temlik edilmesi zorunludur. Bütün nesnelerin değeri belli bir zaman bölümü içinde değiştiğinden, ödeme aracı olarak, değeri en az değişen, herhangi bir ortalama dayanıklılıkta olan nesneleri satın almak için en uzun korunan nesne ele alınır. Böylece para, değerin anlatımı ya da temsilcisi olur.” Buna göre, paranın sonuncu belirlenimi daha önceki ile asla bağıntılı değildir. Ama bu belirlenim yanlıştır. Para ancak değerin bağımsız temsilcisi olarak kon-muşsa, sözleşmeler artık tahıl miktarları ya da yapılacak hizmetler biçiminde değerlendirilmezler. (Sonuncusu örneğin feodal sistemde görülür.) Paranın “daha uzun bir ortalama dayanıklılığının”, değerinin bulunduğu, bay Senior’un bir düşüncesi. Gerçekte ise, sözleşmelerin genel malzemesi olarak (Bailey,145 sözleşmelerin genel metası, diyor) genel [sayfa 149] meta, genel servetin temsilcisi olarak (diyor Storch146), bağımsızlaşmış değişim-değeri alınır. Paranın, üçüncü belirlenimde genel olarak bu rolde ortaya çıkması için, ilk iki belirleniminde çok gelişmiş olması zorunludur. Şimdi gerçekten görülüyor ki, paranın niceliği hep aynı kalmakla birlikte değeri değişiyor; belirli miktar olarak bütün değerlerin değişkenliği altına giriyor. Burada onun doğası özel meta olarak genel belirlenimine karşı kendini gösteriyor. Ölçü olarak para için değişim önemsizdir, çünkü “değişen bir aracıda her zaman iki değişik ilişki aynı imiş gibi, sanki değişmeyen bir aracıdaymış gibi anlatılabilir”.147 Dolaşım aracı olarak da değişim-değeri önemsizdir, çünkü bu haliyle onun niceliği ölçü ile konmuştur. Ama sözleşmelerde olduğu gibi, para olarak önemlidir, onun çelişkileri de bu belirlenimde ortaya çıkar.
      Özel bölümlerde tamamlanacak noktalar:
      1) Metal para olarak para. Metal paralar üzerine çok özet halinde. 2) Altın ve gümüşün çıkış kaynakları üzerine tarihsel bilgi. Bunların keşfedilmesi vb.. Üretimlerinin tarihi. 3) Değerli metallerin ve dolayısıyla metal paranın değerindeki değişmelerin nedenleri. 4) Özellikle: Fiyatların yükselmesi ve düşmesi bakımından dolaşımın niceliği. (16. yüzyıl. 19. yüzyıl.) Bu arada, ölçü olarak paranın yükselen niceliğiyle nasıl etkilendiği vb. de incelenmeli. 5) Dolaşım üzerine: Dolaşımın hızı, gerekli miktarı, etkisi; az ya da çok gelişmiş hali vb.. 6) Paranın yok edici etkisi.
      (Bunlar tamamlanacak.) (Bu nokta üzerine yapılmış özgül ekonomik araştırmalar.)
      (Altın ve gümüşün özgül ağırlıkları, öteki metallerle karşılaştırıldığında, oldukça sınırlı bir hacmin içerdiği çok ağırlık, değerler dünyasında öylesine yineleniyor ki, bu ağırlık, oldukça sınırlı bir hacimde büyük değer (emek-zamanı) içeriyor. Onda gerçekleşen emek-zamanı, değişim-değeri, metanın özgül ağırlığıdır. Bu da değerli metalleri, sınırlı bir hacim içinde büyük bir değer güvenceye alınabildiği ve yığılabildiği için, dolaşımda iş görmesi (önemli porsiyonda değer cepte taşınabildiği için) ve birikim yönünden çok elverişli hale getiriyor. Altın, burada, demir, kurşun vb. gibi yığılma sırasında değişime uğramıyor, olduğu gibi kalıyor.)
      “İspanya Meksika’nın ve Peru’nun madenlerine sahip olmasaydı, Polonya’nın buğdayına gereksinimi olmazdı.” (Ravenstone.148)
      “Illi unum consilium habent et virtutem et protestatem suam bestiae [sayfa150] tradent. ... Et ne quis posset emere aut vendere, nisi qui habet characterem aut nomen bestiae, aut numerum nominis ejus” (Apocalypse. Vulgate.149) “Meraların karşılıklı bağıntılı ve birbirleri için satılan nicelikleri, metanın fiyatını meydana getirir.” (Storch150) “Fiyat, değişim-değerinin ölçüsüdür.” (Agy.151)
      Gördüğümüz gibi, bu haliyle basit dolaşımda (kendi hareketi içinde değişim-değerinde) bireylerin birbirine karşı eylemi, içeriği bakımından yalnız gereksinimlerinin karşılıklı ilişki ile karşılanması, biçim bakımından ise değişmek, eşitlikleri (eşdeğerleri) koymaktır, burada gene mülkiyet yalnız emek yoluyla emeğin ürününün, kendi emeği yoluyla ötekinin emeğinin ürününün, kendi emeğinin ürününün ötekinin emeği yoluyla satın alınması koşulu ile, sahipliğini elde etmektir. Ötekinin emeği üzerindeki mülkiyet, kendi emeğinin eşdeğeri yoluyla sağlanır. Mülkiyetin bu biçimi –tıpkı özgürlük ve eşitlik gibi– bu basit ilişki içinde vardır. Değişim-değerinin daha sonraki gelişmesinde bu değişecek ve sonunda, kendi emeğinin ürünündeki özel mülkiyetin, emek ile mülkiyetin ayrılmasıyla özdeş olduğu; böylece emeğin = yabancı mülkiyeti yaratacağı ve mülkiyetin, ötekinin emeğine komuta edeceği anlaşılacaktır. [sayfa 151]






Dipnotlar

      1 “Para Bölümü”, 1. defterin tümünü ve 2. defterin ilk 7 sayfasını kapsıyor. Bu bölü­me, Ekim 1857’de başlanmış ama Marx tarih koymamış.
      2 Marx, Darimon’un yanlışını yineliyor, 108 olacak.
      3 Marx’ın kalem sürçmesi. “Artıyor”, “azalıyor” olacak.
      4 “Artış”, “azalma” olacak. Bu yanlışlar, Marx’ın, Darimon’un istatistik tablolarından çıkardığı sonuçları özünde değiştirmiyor.
      5 Darimon, agy, s. 3.
      6 Goethe’nin oyununda Egmont’un bir dizisine anıştırma (Egmont, Perde V, Cezaevi, Ferdinand ile konuşma).
      7 Darimon, agy, s. 3.
      8 Agy, s. 3-4: Mayıs-Kasım 1855’te, Paris’teki evrensel sanayi sergisi sözkonusudur.
      9 Gratuité du crédit Discussion entre M. Fr. Bastiat et M. Proudhon, Paris, 1850, s. 66-74 ve 286-287
      10 Darimon, agy, s. 4.
      11 * Bir tuz tanesiyle. Burada: yedeklerle.
      12 Darimon, agy, s. 5.
      13 Agy, s. 6.
      14 Darimon’da: “aynı nitelikte”.
      15 Darimon, agy, s. 6-7.
      16 Darimon’da bölüm III’ün (s. 20-27) başlığı gerçekte şöyle: “Dolaşım Bankasının Küçük Tarihi”.
      17 Darimon, agy, s. 22.
      18 P J. Proudhon, Systeme des contradictions ...,s. 68-70.
      19 Clearing of the land. Bkz: J. Steuart, An Inquiry ..., c. 1, s. 45, 50, 153.
      20 Elyazmasında: paranın..
      21 * Potansiyel, olarak
      22 Wilhelm Weitling, Garantien der Harmonie und Freiheit, Vevey, 1842, s. 153-175.
      23 * Elyazmasında: üreten.
      24 Marx, burada, yalnızca Felsefenin Sefaleti’ne (1847) değil, aynı zamanda bugüne değin bulunamamış olan 1851’deki “Proudhon’un 19. Yüzyıl Devrimini Genel Anlayışı” broşürüne de değiniyor.
      25 Aslı demir olan bu çubuklar konusunda, Marx’ın, özellikle, okumuş olduğu düşü­nülebilir.
      26 * Elyazmasında: “birimi”, hiçbir im konmaksızın, “tanımlama”mn üstüne yazıl­mış.
      27 * Önsel.
      28 The Economist. Weekly Commercial Times, etc, Londra, n° 700, 24 Ocak 1857, s. 86: “Trade of 1856 – Decrease of Consumprion.”
      29 The Morning Star, Londra, 1857, n° 286, 12 Şubat 1857: “Foreign Correspondance – France”.
      30 Ayraç ve içi Marx tarafından eklenmiş.
      31 The Economist’in eki, Londra, n° 700, 24 Ocak 1857, s. 24: “Double Standard in France”.
      32 Proportionate production. Deyim, John Gray’in, Lectures on the Nature and Use of Money, Edinburg, 1848, s. 67, 108, 123, 125, 142-148, vb..
      33 Bkz: John Gray, The Social System..., Edinburg, 1831, s. 62-86.
      34 Marx, burada John Locke’tan özetliyor: Further Considerations Concerning Raising the Value ofMoney, 1695, The Works of John hocke, 7. baskı, c. 2, Londra, 1768, s. 92.
      35 Adam Smith, An İnquiry..., c. 1, Londra, 1835, s. 130..
      36 * Herkesin herkese karşı savaşı. Thomas Hobbes’un Leviathan’ından ünlü kalıp-söz
      37 Das vollendete Geldsystem üzerine 1851 elyazması içinde bulunması olası Marx’ın bilinmeyen bir elyazmasma gönderme.
      38 Bu “Ekonomi Üzerine Düşünceler”, Marx’ın bilinen hiçbir metninde bulunmu­yor.
      39 * Aristoteles, Nikomakhos’a Etik, bölüm 5, § 14.
      40 * Elyazmasında, Marx, “ortaya çıkarak” yazıyor.
      41 * Tersine.
      42 Adam Müller, Die Elemente der Staatskunst ..., Berlin, 1809, 2. kısım, s. 72-207, ve Thomas Carlyle, Chartism, Londra, 1840, s. 49-88.
      43 Bkz: J. Bray, Labour’s Wrongs and Labour’s Remedy, Leeds, 1839, s. 141.
      44 Shakespeare, Atinalı Timon, IV, 3.
      45 “Altın tutkusuyla lanetli”, Virgile, Enéide, III, 57.
      46 * par excellence, en üstün biçimde.
      47 Bkz: David Urquhart, Familiar Words..., s. 112.
      48 Bkz: Adam Smith, An lnquiry..., Garnier çevirisi, c. I, Paris, 1802, s. 60.
      49 Adam Smith, An lnquiry... Garnier çevirisi, s. 47.
      50 James Steuart, An lnquiry..., c. I, Dublin, 1770, s. 88.
      51 William Petty, Several Essays in Political Arithmetick, Londra, 1699, s. 178-179.
      52 “Gene de toprak yalnızca her yıl çiçek açan ve solan şeylere sahip değildir: kalıcı iyi şeyleri de vardır. Doğada bol bol taş vardır. ... Ve öyle topraklar vardır ki ekilirse hiç ürün vermez ama taşocağı işletilirse, tahıl yetiştirildiğinde besleyeceğinden daha çok sayıda insanı besler.”
      53 * Bayramdan sonra, iş işten geçtikten sonra.
      54 “Bu ülkede yaşayanlar güzel ve yapılı olmalarıyla dikkat çekerler, aynı zamanda içten ve açık yüreklidirler. Genel olarak para kullanmazlar ve bu yüzden büyük sayıları bilmezler, ticareti takas yoluyla yaparlar.... Aynı biçimde kesin ölçüleri ve ağırlıkları da tanımamışlardır.” (Strabo, Rerum geographicarum libri, c. 2, Leipzig 1829.)
      55 * Özgün metinde (1) yoktur.
      56 * par excellence, en üstün biçimde.
      57 * Altın
      58 * Değerli metaller için kullanılan İngiliz ağırlık ölçüsü (0.065 gr.).
      59 * Gümüş.
      60 Jacob Grimm, Geschichte der deutschen Sprache, 2. baskı, c. I, Leipzig, 1853, s. 7-9.
      61 Bkz: Lectures on gold for the instruction of emigrants about to proceed to Australia. Delivered at the Museum of Practical Geology, Londra, 1852, s. 171-172, 8,10,12.
      62 Jacob Grimm, Geschichte der deutschen Sprache, c. I, Leipzig, 1853, s. 7-9.
      63 Dureau de la Maile, Economie politique des Romains, c. I, Paris, 1840, s. 48-49. Marx burda XIV numaralı (Ağustos-Eylül 1851 tarihli) alıntı defterine gönderme yapıyor.
      64 Dureau de la Maile, agy, s. 56-57.
      65 Jean Antoine Letronne, Considérations généralés sur l’évaluation des monnaies grecques et romaines, et surla valeur de l’or et de l’argent avant la decouverte de l’Amérique, Paris, 1817. – August Böckh, Die Staatshaushaltung der Athener, Berlin, 1817. – William Jacob, An Historical lnquiry into the Production and Consumption of the Precious Metals, Londra, 1831.
      66 Dureau de la Maile, agy, s. 32-37. Bu alıntının büyük bir bölümü XIV numaralı defterde bulunmamaktadır.
      67 Agy, s. 52.
      68 * Altından zengin kum çölü.
      69 * Doğrusu: 1840.
      70 Dureau de la Maile, agy, s. 54-56.
      71 * Önsel olarak.
      72 Agy, s. 64.
      73 * Onlar tunç aletlerle çalışıyorlardı, çünkü koyu renk demir yoktu.
      74 * Ve onlar tuncu, demir kullanmasını öğrenmeden çok önce biliyorlardı.
      75 Agy, s. 64.
      76 Agy, s. 64.
      77 * İtalya’da senatonun eski bir kararma göre para biriktirmek (yani gümüş madenle­rinin işletilmesi) yasaktı.
      78 Agy, s. 65.
      79 Germain Garnier, Histoire de la monnaie..., c. I, Paris, 1819, s. 7.
      80 Johann Friedrich Reitemeier, Geschichte des Bergbaues und Hüttenwesens bei den alten Völkern, Göttingen, 1785, s. 14-16.
      81 Agy, s. 32.
      82 William Jacob, An Historical Inquiry into the Production and Consumption of the Precious Metals, c. I, Londra, 1831, s. 142.
      83 Dureau de la Maile, agy, s. 62-63.
      84 Tehen: Eski bir Çin parası. (Bkz: J. A. Decourdemanche, Traité des monnaies, mesures etpoids anciens et modernes de l’lnde et de la Chine, Paris, 1913, s. 138.)
      85 Gustav von Gülich, Geschichtliche Darstellung des Handels, der Gewerbe und des Ackerbaus der bedeutendsten Handeltreibenden Staaten unsrer Zeit, c. 5, Yena, 1845, s. 110-111.
      86 Dureau de la Maile, agy, s. 66-67. Aes ruda: para hizmeti gören damgalanmamış bronz.
      87 * Hazine.
      88 * Urbis conditae: kentin kuruluş tarihi.
      89 * Solidus: Bizans İmparatorluğunda altın sikke.
      90 Dureau de la Maile, agy, s. 70-96, vb..
      91 Germain Garnier, Histoire de la monnaie..., c. I, Paris, 1819, s. 253.
      92 Nassau William Senior, Three Lectures on the Cost of Obtaining Money ..., Londra, 1830, s. 13-14,14-15.
      93 Germain Garnier, agy, s. 72-78.
      94 * İlk bakışta.
      95 Thomas Tooke, An lnquiry..., agy, s. 136.
      96 Henry Storch, Cours d’économie politique..., c. I, Paris, 1823, s. 81-88.
      97 J. C. L. Simonde de Sismondi, Etudes sur l’économie politique, Brüksel, 1838, s. 264-268.
      98 William Jacob, An Historical Inquiry..., agy, s. 109.
      99 Agy, s. 351.
      100 James Steuart, An lnquiry..., c. I, Dublin, 1770, s. 395-396.
      101 John Gelibrand Hubbard, The Currency and the Country, Londra, 1843.
      102 William Jacob, An Historical lnquiry ..., agy, c. 2, s. 326-327.
      103 James Steuart, An lnquiry ..., agy, c. 2, s. 389.
      104 Hegel’in “kötü sonsuz”u [schlechte Unendlichkeit] sözkonusu ediliyor; anlığın, son­lunun yadsınmasından başka bir şey olmayan sonsuzu (bkz: Hegel, Werke, agy, c. VIII, s. 222 vd.).
      105 * Elyazmasında: Yer ve yer.
      106 * Ammonilerin ve Fenikelilerin çocuk kurban ettikleri tanrı.
      107 Pierre le Pesant, sieur de Boisguillebert, “Dissertation sur la nature des richesses, de l’argent et des tributs...” Economistes financiers du XVIII siècle, Paris, 1843, s. 395-413.
      108 * Devridaim makinesi.
      109 * Elyazmasında çizilmiş kısım: “Ancak önce şunu belirtmek gerekir ki, dolaşımın her iki öğesi, daha önce onun sonsuz süreci diye adlandırdığımız üçüncü öğe tarafından üretilir; bunun aracılığı ile, çıkış noktası olarak parayı ya da metayı ele alıp işlesek de, sonuç noktasının durmadan bu dolaşım çizgisi üzerinden geçmesi olanağı ve zorunluğu vardır. Ama gene de para-meta-meta-para-meta; öyleyse her iki öğeden hiçbiri kendi kendinde son bulmuyorsa, gene de kendi belirliliği içinde incelenmelidir; bununla ilgili olarak, hareketin bir öğesinin, paranın meta aracılığı ile kendi kendine karşı değişilme-sinden oluştuğu bir anlık son amaç olduğu pek tuhaf sayılmaz. Bir tüccar para karşılı¬ğında şeker satın alır, o satar...”
      110 * Değişmesi gerekeni değiştirerek.
      111 James Steuart, An lnquiry..., agy, s. 395-396.
      112 * Ağırlık birimi.
      113 François-Louis-Auguste Ferrier, Du gouvernement considéré dans ses rapports avec le commerce, Paris, 1805, s. 35.
      114 Jean-Baptiste Say, Traité d’Economie Politique, 3. baskı, c. 2, Paris, 1817, s. 460-461.
      115 Adam Smith, An lnquiry ..., c. 2, s. 271-285.
      116 F. L. A. Ferrier, Du gouvernement..., agy, s. 52.
      117 Agy, s. 18.
      118 Edward Solly, The Present Distress, in Relation to the Theory of Money, Londra, 1830, s. 3.
      119 Agy, s. 5-6.
      120 Lauderdale, Recherches sur la nature et l’origine de la richesse publique..., E. Lagentie de Lavaîsse çevirisi, Paris, 1808, s. 140.
      121 * Üretken olmayan, ama üretim için zorunlu olan giderler.
      122 * Tersi, tersine.
      123 James Taylor, A Vieıv of the Money System of England,from the Conquest, Londra, 1828, s. 18-19.
      124 J. C. L. Simonde de Sismondi, Etudes ..., agy, s. 278.
      125 Agy, s. 300.
      126 “Her şeyin özeti”. Boisguillebert’in deyimi (“bütün besinlerin özeti”): Dissertation sur la nature des richesses, Paris, 1843, s. 399.
      127 * Simyacılara göre madenleri altına çeviren taş.
      128 “Altın tutkusuyla lanetli.” (Sözcüğü sözcüğüne: “Altın açlığıyla lanetli”.) Virgile, Enéide, III, s. 57.
      129 * Şeyleri birleştiren.
      130 * Bu pasajın üstüne, sayfaların kıyısına Marx, “(trampa, satış, ticaret) değişimin üç aşaması (Steuart)” yazmış.
      131 J. Steuart, An Inquiry..., agy, s. 327.
      132 Th. Robert Malthus, Principies of Political Economy, Londra, 1836, s. 91.
      133 * Para dolaşım aracı olduğu ölçüde, onun “niceliği”, dolaşan niceliği, kendi basma uygulanamaz; sürekli dolaşımda bulunmak zorundadır.” (Storch96) Birey, paraya, ancak, başkasına devretmek istediği toplumsal belirlenimi içinde, başkası için olmak üzere koy­duğu ölçüde, gereksinim duyar. Bu, Storch’un doğru belirtmesiyle, paranın maddesinin neden, bazı uluslarda para işi gören deri, tuz gibi şeylerin, “insanın varlığı için vazgeçil­mez olamayacağının” bir nedenidir. Çünkü paranın dolaşımda bulunan niceliği, tüketi­me girmiştir. Bu yüzden birincisi, genellikle metaller para olarak öteki metalardan yeğ tutulur; ikincisi gene değerli metaller, üretim aletleri olarak yararlı metallerden yeğdirler. Storch’un bunu şöyle anlatışı, iktisatçılar için karakteristik sayılır. “Paranın maddesi doğ­rudan bir değer taşımalıdır, ama bu bir yapay gereksinime dayanmalıdır”. İktisatçı, birin­cisi, bireyin toplumsal varlığından doğan gereksinimleri, yapay gereksinim olarak adlan­dırıyor; ikincisi, doğal nesne olarak onun çıplak varlığından çıkmayanları. Bu ise,burjuva zenginliğin ve onun biliminin temelini meydana getiren çaresiz içsel yoksulluğu gösterir. [Marx’ın notu]
      134 Agy, s. 175.
      135 Edward Misselden, Free Trade. Or, The Meanes to Make Trade Florish, Londra, 1622, s. 19-24.
      136 William Jacob, An Historical lnquiry..., s. 270-323.
      137 * En üstün derecede.
      138 William Petty, Several Essays ..., agy, s. 178-179.
      139 * Burda ve şimdi.
      140 Agy, s. 195-196.
      141 Edward Misselden, Free Trade..., agy, s. 7.
      142 Agy, s. 12-13.
      143 * Bousguillebert’in, altına her dokunanın değiştiğini ileri sürmesine, Midas öyküncesine anıştırma.
      144 Nassau William Senior, Principes fondamentaux de l’économie politique, Paris, 1836, s. 116-117.
      145 Samuel Bailey, Money and its Vicissitudes..., Londra, 1837, s. 3.
      146 Henri Storch, Cours d’économie politique..., agy, s. 135.
      147 Samuel Bailey; Money and its Vicissitudes..., agy, s. 9-10.
      148 Piercy Ravenstone, Thoughts on the Funding System, and its Effects, Londra, 1824, s. 20.
      149 “Bunların düşünceleri birdir, güçlerini ve kuvvetlerini canavara verirler. ... Ve canavarın mührünü, adma ya da adının sayısına sahip olmayan kimse ne alabilir, ne de satabilir.” Apocalypse, XVII, 13; XIII, 17.
      150 Henri Storch, Cours d’économk politique..., agy, s. 72.
      151 Agy, s. 73.




Sayfa başına gidiş