Karl Marx'ın Capital, A Critical Analysis of Capitalist Productuon, Volume II, (Progress Publishers, Moscow 1974) adlı yapıtını İngilizcesinden Alaattin Bilgi dilimize çevirmiş, ve kitap, Kapital, Ekonomi Politiğin Eleştirisi, İkinci Cilt, adı ile, Sol Yayınları tarafından Haziran 1979 (Birinci baskı: Ağustos 1976) tarihinde yayınlanmıştır.

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.
erisyayinlari@kurtuluscephesi.org
İKİNCİ KISIM
SERMAYENİN DEVRİ



YEDİNCİ BÖLÜM
DEVİR ZAMANI VE DEVİR SAYISI


      BELLİ bir sermayenin tüm devir zamanının, onun dolaşım zamanı ve üretim zamanının toplamına eşit olduğunu görmüş bulunuyoruz. Bu, sermaye-değerin belirli bir biçim içerisinde yatırıldığı andan, işleyen sermaye-değerin aynı biçim içerisinde geriye dönmesine kadar geçen süredir.
      Kapitalist üretimin itici gücü, daima, yatırılan değer aracılığı ile artı-değer yaratmaktır; yatırılan bu değerin kendi bağımsız biçimi içerisinde, yani para-biçim içerisinde ya da metalar biçiminde olmasının önemi yoktur, değer-biçim, yatırılan metaların fiyatında yalnızca ideal bir bağımsızlığa sahiptir. Her iki durumda da bu sermaye-değer, dairesel hareketi sırasında çeşitli varlık biçimlerinden geçer. Kendisi ile olan özdeşliği kapitalistlerin defterlerinde ya da hesap parası biçimi içerisinde sabitleştirilmiştir.
      İster P ... P' biçimini, ister R ... R biçimini alalım, bunun anlamı şudur: (1) yatırılmış değer, sermaye-değerin işlevini görür ve artı-değer yaratmıştır; (2) sürecini tamamladıktan sonra, süreci başlattığı biçime tekrar dönmüştür. Yatırılmış değer P'nin (sayfa 164) kendini genişletmesi ve, aynı zamanda, sermayenin bu biçime (para-biçime) tekrar dönüşü, P ... P' 'nde açıkça görülmektedir. Ama aynı şey, ikinci biçim içinde de olmaktadır. Çünkü, R'nin başlangıç noktası, belli bir değere sahip üretim öğelerinin, metaların varlığıdır. Bu biçim, bu değerin (M' ve P' 'nün) kendini genişletmesini ve ilk biçime tekrar dönmesini içerir, çünkü ikinci R'de yatırılmış değer gene ilk yatırıldığında sahip bulunduğu üretim öğeleri biçimine sahiptir.
      Daha önce şunu görmüştük: "Üretim, biçim olarak kapitalist ise, yeniden-üretimin biçimi de aynı olur. Kapitalist üretim biçiminde, nasıl ki, emek-süreci sermayenin kendisini genişletmesi yolunda bir araçtan başka bir şey değilse, yeniden-üretim sürecinde de, yatırılmış değeri, sermaye olarak, yani kendi kendini genişleten değer olarak yeniden üretmenin aracından başka bir şey değildir." (Buch I, Kap XXIII, s. 588.)
      Üç biçim (1) P ... P', (II) R ... R, ve (III) M' ... M', şu farklılıkları gösterirler: biçim II'de, R ... R, sürecin yenilenmesi, yeniden-üretim süreci bir gerçek olarak ifade edildiği halde, biçim I'de yalnızca bir gizillik olarak ifade edilir. Ama her ikisi de biçim III'ten, yatırılan sermaye-değerin -ister para ister üretimin maddi öğeleri biçiminde yatırılmış olsun- çıkış noktası ve bu nedenle de aynı zamanda dönüş noktası olmasıyla ayrılır. P ... P' 'nde bu dönüş P' = P + p ile ifade edilir. Eğer süreç aynı ölçekte yenilenmiş ise P gene çıkış noktasıdır ve p sürece girmez, ama yalnızca P'nin sermaye olarak kendisini genişlettiğini ve dolayısıyla artı-değer p'yi yarattığını, ama bunu sürece almadığını gösterir. R ... R biçiminde, üretim öğeleri biçiminde yatırılan sermaye-değer R, gene aynı şekilde çıkış noktasıdır. Bu biçim, kendisine ait sermaye, genişlemesini de içerir. Eğer basit yeniden-üretim olursa, aynı sermaye-değer, aynı süreci, aynı R biçiminde yeniler. Eğer birikim olmuşsa R', (değer büyüklüğü olarak M' 'ne ve P' 'ne eşittir), süreci, genişlemiş sermaye-değer olarak tekrar açar. Ama süreç, öncekinden daha büyük bir sermaye-değer ile olmakla birlikte, başlangıç biçimindeki yatırılan sermaye-değer ile tekrar başlar. Biçim III'te, tersine, sermaye-değer, sürece bir yatırım olarak değil, zaten genişlemiş bir değer olarak yatırılmış bulunan sermaye-değerin bir kısmından başka bir şey olmayan metalar biçimi içerisinde mevcut toplam servet olarak (sayfa 165) başlar. Bu son biçim, bireysel sermaye hareketlerinin toplam toplumsal sermaye hareketleriyle olan ilişkisi yönünden tartışıldığı üçüncü kısım için önemlidir. Ama bu, ister para, ister metalar biçiminde olsun, daima sermaye-değer yatırımı ile başlayan ve dönen sermaye-değerin daima yatırılmış olduğu biçim içerisinde geri dönmesini gerektiren sermaye devri ile ilişkili olarak kullanılmamalıdır. I ve II devrelerinin birincisi artı-değer oluşumunda esas alarak devrin etkisinin incelenmesinde, ve ikincisi de ürün yaratılmasındaki etkisinin incelenmesinde yararlıdır.
      İktisatçılar, farklı devre biçimleri arasındaki ayrımlar üzerinde uzun boylu durmadıkları gibi, bunları, sermayenin devri ile bağıntısı yönünden de ayrı ayrı incelememişlerdir. Bireysel kapitalistlere egemen olduğu ve hatta para, salt hesap parası biçiminde bile olsa çıkış noktası alarak hesaplarında kendilerine yardımcı olduğu için, iktisatçılar, genellikle P ... P' biçimini gözönünde tutarlar. Başkaları, ister meta, ister para biçiminde olsun, geri dönüşlerin biçimini hiç dikkate almaksızın, hasılatın elde edildiği noktaya kadar, üretim öğeleri biçimindeki yatırımlarla başlarlar. Örneğin "Ekonomik Devir, ... yatırımların yapıldığı andan hasılatın elde edildiği zamana kadar bütün üretim süreci. Tarımda, bunun başlangıcı, tohumların ekildiği ve sonu da, hasat zamanıdır." S. P. Newman, Elements of Political Economy, Andover and New York, s. 81. Diğerleri ise M' (üçüncü biçim) ile başlıyor: Tb. Chalmers, On Political Economy, 2. baskı, Glasgow 1832, s. 85 vd. adlı yapıtında şöyle diyor: "Ticaret alemi, ekonomik devir diye adlandıracağımız bir dönüş hareketi olarak anlaşılabilir; burada bir dönüş, girişimle başlar ve bir dizi ticari işlemlerle tekrar çıkış noktasına dönmüş olur. Bunun başlangıcı, kapitalistin sermayesini kendisine geri getiren hasılatı elde ettiği nokta olarak alınabilir: böylece işçilerini yeniden çalıştırmaya; işçileri arasında nafakalarını ya da geçimlerini sağlayabilecekleri şeyi ücret olarak dağıtmaya; bunlardan, son halini almış işleri, özellikle ticaretini yaptığı malları elde etmeye; bu malları pazara getirmeye, burada, satış yapmak ve bunun sonucu, o dönemin tüm yatırımları karşılığında bir hasılat elde ederek bir dizi hareketlerin çizdiği yörüngeyi sonuçlandırmaya devam eder."
      Herhangi bir kapitalistin bir üretim koluna yatırdığı tüm sermaye-değer, devresini tamamlayan ne olursa olsun, tekrar kendisini başlangıçtaki biçimi içerisinde bulur ve şimdi aynı süreci (sayfa 166) yineleyebilir. Eğer değer, kendini sermaye-değer olarak devam ettirecekse ve artı-değer yaratacaksa, bunu tekrarlamalıdır. Bir bireysel devre, bir sermayenin hayatında devamlı tekrarlanan bir kesimden, böylece bir dönemden başka bir şey değildir. P ... P' döneminin sonunda sermaye gene para-sermaye biçimindedir ve, yeniden-üretimi ya da kendisini genişletme sürecini kapsayan bir dizi biçim değişikliklerinden yeni baştan geçer. R ... R dönemi sonunda sermaye tekrar üretim öğeleri biçimini alır ve bunlar devresini yenilemesinin önkoşullarıdır. Bir sermaye tarafından çizilen ve bireysel bir hareket değil de devresel bir süreç amaçlayan devreye, onun devri denir. Bu devrin süresini, üretim zamanı ve dolaşım zamanının toplamı belirler. Bu toplam zaman, sermayenin devir zamanını, oluşturur. Tüm sermaye-değerin bir devre, dönemi ile bir sonraki zaman aralığını, sermayenin yaşam sürecindeki devreselliği ya da bir başka deyişle, bir ve aynı sermaye-değerin yenilenme, yinelenme, kendisini genişletme ya da üretim süreci zamanını ölçer.
      Bazı sermayelerin devir zamanını hızlandıran ya da kısaltan tek tek serüvenlerinden ayrı olarak bu zaman, farklı yatırım alanlarında birbirinden farklıdır.
      Tıpkı işgününün, emek-gücünün işlevini ölçmede doğal birim olması gibi, yıl da, işleyen sermayenin devirlerinin ölçülmesinde doğal birimdir. Bu birimin doğal temeli, kapitalist üretimin anayurdu olan ılımlı iklim bölgesindeki en önemli ürünlerin, yıllık ürünler olmasıdır.
      Eğer devir zamanının ölçü birimi olarak yılı Z ile, belli bir sermayenin devir zamanını z ile ve devir sayısını n ile gösterirsek, n = Z : z olur. Örneğin, devir zamanı z üç ay ise n, 12: 3'e, yani 4'e eşittir; sermaye her yıl dört kez devredilmektedir. Eğer z = 18 ay ise n = 12 : 18 = 2/3, ya da sermaye bir yılda devrinin ancak üçte-ikisini tamamlıyor demektir. Eğer devir zamanı bir kaç yıl ise, bu, bir yılın katları ile hesaplanır.
      Kapitalist bakış açısından sermayesinin devir zamanı, sermayesini, artı-değer yaratmak ve ilk biçimi içerisinde geri almak üzere yatırması gerekli zamandır.
      Devrin, üretim ve kendini genişletme süreçleri üzerindeki etkisini daha yakından incelemeden önce, sermayeye dolaşım sürecinden eklenen ve devrinin biçimini etkileyen yeni iki biçimi incelememiz gerekiyor. (sayfa 167)



SEKİZİNCİ BÖLÜM
SABİT SERMAYE VE DÖNER SERMAYE


I. BİÇIM AYRILIKLARI



      Yaratılmasına katkıda bulunduğu ürünler yönünden, değişmeyen-sermayenin bir kısmının, üretim sürecine girdiği belirli kullanım-biçimini koruduğunu daha önce görmüş bulunuyoruz. (Buch I, Kap. IV.) Böylece, durmadan yinelenen emek-sürecinde aynı işlevleri uzun ya da kısa süreler için yerine getirmektedir. Bu örneğin sınai binalara, makinelere vb., kısacası emek aletleri adı altında topladığımız her şeye uygulanır. Değişmeyen-sermayenin bu kısmı, ürüne, kendi-değişim değeri ile birlikte kullanım-değerinden kaybettiği oranda değer katar. Bu de değer taşınması ya da üretim araçlarından yaratılmalarına yardım ettikleri ürüne bu biçimdeki değer geçişi, ortalamaların hesaplanmasıyla saptanır. Üretim araçlarının, üretim sürecine girdikleri andan, tamamen harcandıkları, tükenip gittikleri, aynı türden bir yenisiyle değişilmek ya da yeniden üretilmek zorunda bulundukları ana kadarki işlevinin ortalama süresiyle ölçülür.
      Demek oluyor ki, bu, deşmeyen-sermayenin bu kısmının, (sayfa 168) tam anlamıyla emek aletlerinin bir özelliğidir:
      Sermayenin bir kısmı, değişmeyen sermaye, yani üretim araçları biçiminde yatırılmıştır ve bu üretim araçları, bu sürece girdikleri bağımsız kullanım-biçimlerini korudukları süre boyunca, emek sürecinin etmenleri olarak işlev yaparlar. Son biçimini alan ürün ve bu nedenle de, ürüne dönüştükleri ölçüde bu ürünün yaratıcıları, üretim sürecinden çıkarlar ve bir meta olarak üretim alanından dolaşım alanına geçerler. Ama emek aletleri, üretim alanına bir kez girdiler mi, bu alanı bir daha terketmezler. İşlevleri onları orada tutar. Yatırılan sermaye-değerin bir kısmı, süreçteki emek aletlerinin işlevlerince belirlenen bu biçim içerisinde sabit hale gelirler. Bu işlevin yerine getirilmesinde ve böylece emek aletlerinin yıpranıp aşınmasıyla, bunların değerinin bir kısmı ürüne geçtiği halde diğeri emek, aletlerinde ve dolayısıyla üretim sürecinde sabit kalır. Bu biçimde sabit kalan değer, emek aleti eskiyene, değeri uzun ya da kısa bir sürede sürekli yinelenen bir dizi emek-sürecinden çıkan ürünler kitlesine dağılarak yıpranana kadar durmadan azalır. Ama, bunlar emek aletleri olarak etkinliklerini sürdürdükleri ve aynı türden yenileriyle değiştirilmeleri gerekmediği sürece, belli miktarda bir değişmeyen sermaye-değer bunlarda sabit kalırken, başlangıçta onlarda sabit bulunan değerin diğer kısmı ürüne aktarılır ve bu yüzden meta-ikmalin bir kısmı olarak dolaşıma devam eder. Bir araç ne kadar uzun ömürlü olur, ne kadar yavaş eskirse, değişmeyen-sermaye değeri o kadar uzun zaman bu kullanım-biçimi içerisinde sabit kalır. Ama dayanıklılığı ne olursa olsun, değerini aktarma oranı daima tüm işlev yapma zamanı ile ters orantılıdır. Eğer eşit değerde iki makineden biri beş, diğeri on yılda eskiyorsa, bunlardan ilki aynı sürede, ikincisinin iki katı değer aktarır.
      Sermaye-değerin emek aletinde sabit bulunan bu kısmı diğerleri gibi dolaşımda bulunur. Bütün sermaye-değerlerin sürekli dolaşımda bulunduğunu ve bu anlamda bütün sermayelerin döner sermaye olduğunu genel olarak görmüştük. Ama sermayenin şimdi incelemekte olduğumuz kısmının dolaşımı ayrı bir özellik taşır. Her şeyden önce bu kısım, kullanım-biçimi içerisinde dolaşmaz, dolaşan şey, yalnızca onun değeridir ve bu, derece derece, meta olarak dolaşan ürüne geçmesi oranında parça parça yer alır. İşlev yaptığı bütün süre boyunca değerinin (sayfa 169) bir kısmı daima, üretilmesine yardımcı olduğu metalardan bağımsız olarak kendisinde sabit kalır. Değişmeyen-sermayenin bu kısmına sabit sermaye biçimini veren özellik işte budur. Üretim sürecine yatırılmış sermayenin diğer bütün maddi kısımları, bunun karşıtı olarak, döner ya da akıcı sermayeyi oluşturur.
      Bazı üretim araçları maddi olarak ürüne girmezler. Buharlı bir makinenin tükettiği kömür gibi, emek aletlerinin işlevlerini yerine getirirken tükettikleri ya da aydınlatmak için kullanılan gaz, vb. gibi yalnızca işleme yardımcı malzemeler böyledirler. Ürünlerin değerinin bir kısmını oluşturan, yalnızca bunların değerleridir. Ürün, kendi dolaşımı içerisinde bu üretim araçlarının değerini dolaştırır. Onların sahip oldukları bu özellikleri, sabit sermaye ile ortaktır. Ama girdikleri her emek-sürecinde bütünüyle tüketilirler ve bunun için de yerlerinin her yeni emek-sürecinde aynı türden yeni üretim araçlarınca tümüyle doldurulması gerekir. Bunlar işlevlerini yerine getirirken kendi bağımsız kullanım-biçimlerini korumazlar. Bu yüzden de bunlar, işlevlerini yerine getirirken, sermaye-değerin hiç bir kısmı, ne eski kullanım-biçimleri içinde ne de maddi biçimleri içinde sabittir. Yardımcı malzemenin bu kısmının maddi olarak ürüne geçmeyip, ürünün değerine ancak kendi değerlerine göre, bu değerin bir kısmı olarak girmeleri ve bunun getirdiği şeyler, yani bu maddelerin işlevlerinin kesenkes üretim alanıyla sınırlı olması durumu, Ramsay gibi iktisatçıları, bunları sabit sermaye olarak sınıflandırma yanılgısına (Ramsay aynı zamanda sabit sermayeyi değişmeyen-sermaye ile de karıştırmıştır) düşürmüştür.[
1*]
      Ürüne maddi olarak giren üretim araçlarının bu kısmı, yani hammaddeler vb., böylece kısmen, sonradan onun bireysel kullanım nesneleri olarak bireysel tüketime girmesini sağlayan biçimlere bürünürler. Asıl anlamıyla emek aletleri denilen sabit sermayenin bu maddi araçları, ancak üretken olarak tüketilirler, bireysel tüketime giremezler, çünkü yaratılmasına yardım ettikleri ürüne ya da kullanım-değerine girmeyip, tamamen eskiyene kadar kendi bağımsız biçimlerini korurlar. Taşıma araçları bu kuralın bir istisnasıdır. Üretken işlevlerini yerine getirdikleri sırada yarattıkları yararlı etki, yani üretim alanında (sayfa 170) kaldıkları sırada, yer değiştirme, aynı anda, örneğin, yolcunun bireysel tüketimine geçer. Yolcu bunların kullanımı için, diğer tüketim mallarının kullanımı için yaptığı gibi ödemede bulunur. Örneğin kimya sanayiinde hammaddelerin ve yardımcı maddelerin karıştığını gördük.[2*] Aynı şey, emek aletleri ile yardımcı ve hammaddeler için de doğrudur. Tarımda da, gene toprağın iyileşmesi için eklenen maddeler kısmen yetiştirilen bitkilere geçer ve ürünün oluşmasına yardım eder. Öte yandan, bunların etkisi, uzun bir döneme, diyelim dört ya da beş yıla dağıtılmış olur. Bunların bir kısmı bu nedenle maddeten ürüne geçer ve böylece değerini ürüne aktarır, oysa diğer bir kısmı eski kullanım-biçimi içerisinde sabit kalır ve değerini korur. Üretim aracı olmaya devam eder ve bunun için de sabit sermaye biçimini korur. Bir iş hayvanı olarak öküz, sabit sermayedir. Eğer kesilip yenirse, artık ne emek aleti, ne de sabit sermaye olarak işlev yapar.
      Üretim araçlarına yatırılan sermaye-değerin bir kısmının, sabit sermaye niteliğine sahip bulunmasını belirleyen şey, salt bu değerin kendine özgü dolaşım biçimidir. Bu belirli dolaşım biçimi, emek aletlerinin değerini ürüne aktardıkları ya da üretim süreci sırasında değer yaratıcısı olarak hareket ettikleri belirli biçimden doğar. Bu biçim gene, emek aletlerinin emek-sürecinde işlev yapma belirli biçiminden doğar.
      Bir emek-sürecinden ürün olarak çıkan bir kullanım-değerinin bir diğerine üretim aracı olarak girdiğini biliyoruz.[3*] Bir ürünü sabit sermaye yapan şey, ancak onun bir üretim sürecinde emek aleti olarak işlev yapmasıdır. Ama üretim sürecinden meydana geldiği anda, henüz, o, hiç bir şekilde sabit sermaye değildir. Örneğin, makine fabrikatörünün bir ürünü ya da metaı olarak bir makine, onun meta-sermayesine dahildir. Onu satın alan kapitalistin elinde üretken biçimde kullanılana kadar sabit sermaye halini almaz.
      Diğer koşular eşit olmak kaydıyla, sabitlik derecesi, emek aletinin dayanıklılığı ile artar. Emek aletlerinde sabit bulunan sermaye-değer ile, bu değerin yinelenen emek-süreçleri içerisinde ürüne aktardığı kısmı arasındaki büyüklük farkını belirleyen şey, işte bu dayanıklılıktır. Bu değer ne derece ağır aktarılırsa -emek-sürecinin her yinelenmesinde emek-aracının verdiği (sayfa 171) değerin hızı ne denli yavaş olursa- sabit sermaye o kadar büyük ve üretim sürecinde kullanılan sermaye ile burada tüketilen sermaye arasındaki fark o kadar fazla olur. Şu fark yok olur olmaz, emek-aracı yararlılık sürecini tamamlamış, kullanım-değeri ile birlikte değerini de yitirmiş olur. Bundan böyle artık bir değer taşıyıcısı değildir. Bir iş aracı, değişmeyen sermaye bütün öteki maddi taşıyıcıları gibi, ürüne, ancak kullanım-değeri ile birlikte kendi değerinden de kaybetmesi ölçüsünde değer kattığı için, bu kullanım-değerini ne kadar yavaş kaybederse, o kadar uzun zaman üretim sürecinde kalacağı değişmeyen sermaye-değerin kendisinde sabit kalacağı, dönemin de o denli uzun olacağı açıktır.
      Yardımcı maddeler, hammaddeler, son biçimini almamış mallar, vb. gibi tam anlamıyla bir emek aleti olmayan bir üretim aracı, eğer aktarılan değer ve dolayısıyla değerinin dolaşım biçimi bakımından emek aleti gibi hareket ediyorsa, bu da gene sabit sermayenin maddi bir taşıyıcısı, bir varlık biçimidir. Yukarda sözü edilen, toprağın iyileştirilmesi konusunda, durum böyledir; toprağa katılan bu kimyasal maddelerin etkisi birkaç üretim dönemine ya da yıla dağılır. Burada değerin bir kısmı, kendi bağımsız biçimi ya da sabit sermaye biçimi içerisinde, ürünün yanısıra varolmaya devam ettiği halde, diğer kısmı ürüne geçmiştir ve bunun için de onunla birlikte dolaşımda bulunmaktadır. Bu durumda, ürüne giren yalnız sabit sermayenin değerinin bir kısmı değil, aynı zamanda, değerin bu kısmının içinde varolduğu kullanım-değeri, tözdür de.
      Bu temel yanılgıdan -yani, "sabit" ve "döner sermaye" kategorilerini, "değişmeyen" ve "değişen-sermaye" kategorileri ile karıştırmadan- ayrı olarak, iktisatçıların şimdiye kadar kavramların tanımında düştükleri karışıklık her şeyden önce şu noktalara dayanır:
      Kişi, emek aletlerine özgü bazı maddi özellikleri, doğrudan doğruya sabit sermayenin özellikleri haline getirmektedir, örneğin, diyelim bir evin fiziksel hareketsizliği. Ne var ki, bu gibi durumlarda, gene aynı biçimde sabit sermaye olan diğer emek aletlerinin bunun tam karşıtı özelliğe sahip bulunduğunu tanıtlamak daima kolaydır; örneğin, diyelim bir geminin fiziksel hareketliliği.
      Ya da, değerin dolaşımından ileri gelen ekonomik biçimin kesinliği nesnel bir özellikle karıştırılmaktadır; kendiliklerinden (sayfa 172) hiçbir biçimde sermaye olmayıp, daha çok, yalnızca belli toplumsal koşullar altında sermaye haline gelen nesneler, sanki kendiliklerinden ve taşıdıkları nitelik gereği, belli bir biçim içinde, ya sabit ya da döner sermaye haline gelebilirlermiş gibi. Her emek-süreci içerisinde, üretim araçlarının bu sürecin yer aldığı toplumsal koşul ne olursa olsun, emek aletlerine ve emek konularına bölündüğünü gördük (Buch I, Kap V). Ama bunların her ikisi de, ancak kapitalist üretim tarzı altında, bundan önceki kısımda gösterildiği gibi "üretken sermaye" haline geldiklerinde, sermaye olurlar. Temeli emek-sürecinin niteliğinde bulunan, emek aletleri ile emek konusu arasındaki ayrım böylece yeni bir biçim içerisinde yansıyor: sabit sermaye ile döner sermaye arasındaki ayrım. Bir emek aleti işlevini yerine getiren bir şey, ancak o zaman, sabit sermaye halini alıyor. Eğer maddi özellikleri nedeniyle emek aletliği işlevi dışında başka işlevleri de yerine getirebilirse, bu gördüğü belirli işleve bağlı olarak sabit sermaye olabilir ya da olamaz. Sığırlar iş hayvanı olarak sabit sermayelerdir; ama kesim hayvanı olarak, sonunda dolaşıma bir ürün olarak katılan hammaddeler; yani sabit değil, döner sermayedirler.
     
      BİR üretim aracının, birbiriyle ilişkili, sürekli ve bu nedenle de bir üretim dönemi -yani bir ürünün son halini alması için gerekli tüm üretim zamanı-, oluşturan yinelenen emek-süreçleri içerisinde salt uzunca bir süre yer alıyor olması, tıpkı sabit sermayenin yaptığı gibi, kapitalisti, yatırımlarını uzun ya da kısa vadeli yapmaya zorlar, ama bu, onun sermayesini sabit sermaye yapmaz. Örneğin, tohum, sabit sermaye değil, yalnızca üretim sürecinde aşağı yukarı bir yıl kalan hammaddedir. Bütün sermayeler, üretken sermaye olarak işlev yaptıkları sürece üretim sürecinde kalırlar ve bu nedenle, maddi biçimleri, işlevleri ve değerlerinin dolaşım biçimleri ne olursa olsun, üretken sermayenin bütün öğeleri için de durum budur. Bu yer alış süresinin uzun ya da kısa oluşu -bu, sözkonusu üretim sürecinin türüne ya da amaçlanan yararlı etkiye bağlı bir sorundur- sabit ve döner sermaye arasındaki ayrımı etkilemez.[20] (sayfa 173)
      Emeğin genel koşullarını içeren emek aletlerinin bir kısmı, emek aleti olarak üretim sürecine girer girmez ya sınırlandırılır, yani örneğin makineler gibi üretken işlevi için hazırlanır, ya da toprağın iyileştirilmesi, fabrika binaları, yüksek fırınlar, kanallar, demiryolları vb. gibi daha başlangıçta, taşınamaz, sınırlı biçimleri içerisinde üretilmiş bulunurlar. Emek aletinin içerisinde işlev yapacağı üretim sürecine devamlı bağlılığı burada aynı zamanda onun fiziksel varlık biçimi yüzündendir de. Öte yandan, bir emek aleti fiziksel olarak sürekli yer değiştirebilir, oradan oraya gidebilir ve gene de sürekli olarak üretim sürecinde kalabilir; örneğin, bir lokomotif, bir gemi, iş hayvanları, vb. gibi. Bir durumda hareketsizlik ona sabit sermaye niteliğini kazandırmadığı gibi, diğer durumda hareketlilik onu bu nitelikten yoksun bırakmaz. Ama bazı emek aletlerinin bir yerde sınırlandırılması, sıkı sıkıya bir yere bağlanması olgusu, sabit sermayenin bu kısmına, ulusların ekonomisinde özel bir rol yükler. Bunlar ülke dışına gönderilemez, dünya pazarında metalar olarak dolaşamazlar. Bu sabit sermaye üzerindeki sahiplik hakkı değişebilir, alınıp satılabilirler ve bu ölçüde de zihinsel olarak dolaşabilirler. Bu mülkiyet hakkı, sözgelişi hisse senetleri biçiminde, dış pazarlarda bile dolaşabilir. Ama bu tür sabit sermayeye sahip olan kişilerdeki bir değişme, ulusal servetin hareketsiz ve maddi bakımdan sabit kısmının, hareketli kısmıyla ilişkisini değiştirmez.[21]
     
      SABİT sermayenin bu kendine özgü dolaşımı, kendine özgü bir devirle sonucunu verir. Değerin, aşınıp yıpranmayla maddi biçimini kaybeden kısmı, ürünün değerinin bir kısmı olarak dolaşır. Ürün, kendi dolaşımı aracılığı ile kendisini metalardan paraya çevirir; dolayısıyla aynı şey, ürünün dolaşıma soktuğu emek aletinin değer-kısmına da uygulanır ve bu değer, bu emek aletinin, üretim sürecinde değer taşıyıcılığından kaybetmesi oranında, dolaşım sürecinden para biçiminde çıkar. Değeri böylece çifte bir varlık kazanır. Bir kısmı üretim sürecine ait bulunan kullanım-biçimine ya da madde biçimine bağlı kalır. Diğer kısmı, kendisini bu biçimden para biçimine bürünerek sıyırır. Kendi maddi biçimi içerisinde varolan emek aletinin değerinin bu kısmı, işlevini yerine getirirken sürekli azaldığı halde, paraya (sayfa 174) dönüşen kısım sürekli artar ve bu, alet ensonu tükenene ve tüm değeri gövdesinden ayrılarak paraya çevrilene kadar sürer. Burada, üretken sermayenin bu öğesinin devrindeki özellik açıkça ortaya çıkar. Değerinin paraya dönüşmesi, bu değeri taşıyan metaın para haline gelmesine ayak uydurur. Ama bu para-biçimden tekrar bir kullanım-biçime çevrilmesi, metaların diğer üretim öğelerine çevrilmelerinden ayrı olarak yer alır ve daha çok kendi yeniden-üretim dönemi, yani emek aletinin eskidiği ve aynı türden bir yenisiyle değiştirilmesi gerektiği süreyle belirlenir. Eğer 10.000 sterlin değerinde bir makine, diyelim on yıllık bir dönem dayanırsa, o zaman, bu makine için başlangıçta yatırılan değerin devir süresi on yıl olur. Bu süre sona erene kadar yenilenmesi gerekmez ve bu maddi biçimi içerisinde işlev yapmaya devam eder. Bu arada değeri, sürekli üretilmelerine yardımcı olduğu metaların değerinin bir kısmı olarak parça parça dolaşır ve böylece yavaş yavaş paraya dönüşür; bu durum, ensonu on yılın sonunda bütünüyle para biçimine bürünene ve paradan tekrar makineye çevrilene, bir başka deyişle devrini tamamlayana kadar devam eder. Bu yeniden-üretim zamanı gelene kadar, değeri, başlangıç olmak üzere bir para yedek fonu biçiminde yavaş yavaş birikir.
      Üretken sermayenin geri kalan öğeleri, kısmen, yardımcı ve hammadde olarak varolan değişmeyen-sermaye öğelerini, kısmen de emek-gücüne yatırılan değişen-sermaye öğelerini içerir. Emek süreci ile artı-değer üretim sürecinin tahlili (Buch I, Kap. V), bu farklı öğelerin, ürünlerin yaratıcıları ve değer1erin yaratıcıları olarak tamamen farklı hareket ettiklerini göstermişti. Değişmeyen-sermayenin, yardımcı ve hammaddeleri kapsayan kısmının değeri -tıpkı emek aletlerini kapsayan kısmı gibi- ürünün değerinde yalnızca aktarılmış değer olarak tekrar ortaya çıktığı halde, emek-gücü, emek-süreci aracılığı ile ürüne kendi değerinin bir eşdeğerini ekler, bir başka deyişle değerini fiilen yeniden üretir. Ayrıca, yardımcı maddelerin bir kısmı -yakıt, aydınlatıcı gaz, vb.- ürüne maddeten girmeksizin emek sürecinde tüketildiği halde, diğer bir kısmı ürüne maddeten girer ve onun maddi tözünü oluşturur. Ama bütün bu farklılıklar, dolaşım ve dolayısıyla devir biçimi yönünden önemsizdir. Yardımcı maddeler ve hammaddeler, ürünün yaratılmasında (sayfa 175) bütünüyle tüketildikleri için değer1erini tümüyle ürüne aktarırlar. Böylece bu değer, ürün tarafından kendi bütünlüğü içerisinde dolaşıma sokulur ve kendisini paraya, sonra da paradan tekrar metaın üretim öğelerine dönüştürür. Devri, sabit sermayeninki gibi kesintiye uğramayıp, biçimlerinin bütün devrelerinden kesintiye uğramaksızın geçer, öyle ki üretken sermayenin bu öğeleri sürekli olarak aynen yenilenir.
      Üretken sermayenin emek-gücüne yatırılmış bulunan değişen kısmına gelince, emek-gücünün belirli bir süre için satın alındığı unutulmamalıdır. Kapitalist, emek-gücünü satınalıp da üretim sürecinde somutlaştırdığı anda, bu emek-gücü, sermayesinin bir kısmını, değişen kısmını oluşturur. Emek-gücü günde belli bir süre faaliyette bulunarak ürüne tüm gün boyunca yalnız kendi değerini eklemekte kalmaz, ayrıca bunun üzerinde bir de artı-değer katar. Biz, şimdilik bu artı-değeri ele almayacağız. Emek-gücü satın alındıktan ve işlevini diyelim bir hafta için yerine getirdikten sonra, satın alınması, alışılagelen zaman aralıkları içerisinde sürekli yenilenmelidir. Emek-gücünün, işlevini yerine getirdiği sürece ürüne eklediği ve ürünün dolaşımı sonucu paraya dönüştürülen değerinin eşdeğeri, sürekli olarak paradan emek-gücüne çevrilmek, yani sürekli olarak kendi biçim devrelerinin tümünden geçmek zorundadır; yani sürekli üretim devresinin kesintiye uğramaması için bu değerin devredilmesi gerekir.
      Demek oluyor ki, üretken sermayenin değerinin emek-gücüne yatırılmış bulunan kısmı, tümüyle ürüne aktarılır (biz, burada, artı-değer sorununu daima konu-dışı tutuyoruz) ve onunla birlikte, dolaşım alanına ait iki başkalaşımdan geçer ve bu sürekli yenilenme nedeniyle daima üretim süreci içerisinde kalır. Böylece değer yaratılması sözkonusu olduğu sürece, emek-gücü ile değişmeyen sermayenin sabit sermayeyi oluşturmayan parçaları arasındaki ilişki, bunun tersi durumda, ne denli farklı olursa olsun, sabit sermayenin tersine onun değerinin bu tür devrini emek-gücü onlarla birlikte paylaşır. Üretken sermayenin bu parçaları -değerinin emek-gücüne ve sabit sermayeyi oluşturmayan üretim araçlarına yatırılmış kısımları- onların ortak devir niteliklerinden ötürü sabit sermayenin karşısına döner ya da akıcı sermaye olarak çıkarlar.
      Kapitalistin, emek-gücünü kullanmak için emekçiye ödediği paranın, emekçiye geçim araçlarının genel eşdeğeri biçiminden (sayfa 176) ne fazla ve ne de eksik olduğunu daha önce de gösterdik.[4*] Bu bakımdan değişen-sermaye, öz olarak, geçim araçlarını kapsar. Ama bizim devri ele aldığımız bu durumda, bu, bir biçim sorunudur. Kapitalist, emekçinin geçim araçlarını değil, emek-gücünü satın alır. Ve sermayesinin değişen kısmını oluşturan emekçinin geçim araçları değil, faaliyet halindeki emek-gücüdür. Kapitalistin emek sürecinde üretken olarak tükettiği şey, emekçinin geçim araçları değil, emek-gücünün kendisidir. Emek-gücü karşılığında aldığı parayı geçim araçlarına dönüştüren emekçinin kendisidir ve bunu, geçim araçlarını tekrar emek-gücüne dönüştürmek, yaşamını sürdürmek için yapar; tıpkı kapitalistin, sözgelimi, para karşılığında sattığı metaların artı-değerinin bir kısmını kendisi için tüketim maddelerine dönüştürmesi ve bunu, metalarını satın alanların karşılığında kendisine geçim araçları vermesini şart koşmadan yapması gibi. Eğer emekçiye ücretinin bir kısmı geçim araçları olarak, aynî olarak ödense bile, bu, şimdi ancak bir ikinci ticari işlem olur. Emek-gücünü, o, belli bir fiyata, ve bu fiyatın bir kısmının da geçim araçları olarak eline geçeceği düşüncesiyle satar. Bu, yalnızca ödeme biçimini değiştirir, fiilen sattığı şeyin kendi emek-gücü olduğu olgusunu değil. Bu, emekçi ile kapitalist arasında değil, meta alıcısı olarak emekçi ile meta satıcısı olarak kapitalist arasında geçen ikinci bir işlemdir; oysa ilk işlemde emekçi bir meta (kendi emek-gücünün) satıcısı, kapitalist ise bu metaın alıcısıdır. Bu, tıpkı bir kapitalistin metaını, diyelim bir makineyi bir demir imalatçısına satarak, onun yerine başka bir meta, diyelim demir alması gibidir. İşte bu nedenle, sabit sermayenin karşısında kesinlikle döner sermaye niteliğine bürünen, emekçinin geçim araçları değildir. Onun emek-gücü de değildir. Bu, daha çok, üretken sermayenin emek-gücüne yatırılan ve devir biçimi nedeniyle, değişmeyen-sermayenin bazı kısımlarıyla ortak ve bazı kısımlarıyla da karşıt düşen bu niteliği kazanan değer kısmıdır.
      Döner sermayenin değeri -emek-gücü ve üretim araçları olarak- ancak ürünün üretim sürecinde bulunduğu süre için, sabit sermayenin hacminin belirlediği üretim ölçeğine uygun olarak yatırılır. Bu değer bütünüyle ürüne girer ve bu nedenle satışıyla dolaşım alanından tümüyle geri döner ve yeniden yatırılabilir. Sermayenin döner kısmının içinde varolduğu emek-gücü (sayfa 177) ile üretim aracı, son biçimini almış ürünün yaratılması ve satışı için gerekli ölçüde dolaşımdan çekilmiştir, ama bunlar, yeniden satın alınmak, para biçiminden tekrar üretim öğelerine çevrilmek suretiyle sürekli olarak yerlerine konulmalı ve yenilenmelidir. Bunlar, pazardan, her seferinde, sabit sermaye öğelerinden daha küçük miktarlarda çekilir, ama bunların pazardan tekrar çekilmelerinin daha sık olması ve bunlara yatırılan sermayenin daha kısa aralıklarla yenilenmeleri gerekir. Bu sürekli yenileme, onların tüm değerlerini dolaştıran ürünün sürekli dönüşümüyle sağlanır. Ve son olarak, yalnız değerleri yönünden değil, maddi biçimleri bakımından da tüm başkalaşım evresinden de geçerler. Bunlar durmadan metalardan tekrar aynı metaların üretim öğelerine dönüşürler.
      Kendi değeriyle birlikte emek-gücü daima ürüne artı-değeri, karşılığı ödenmeyen emeğin somutlaşmış biçimini katar. Bu, son biçimini almış ürün tarafından sürekli dolaştırılır ve tıpkı değerinin öteki öğeleri gibi paraya çevrilir. Ne var ki, biz, burada, esas olarak, sermaye-değerin devriyle ilgilendiğimiz ve aynı zamanda meydana gelen artı-değerin devrini dikkate almadığımız için, şimdilik bu konuyu bir yana bırakıyoruz.
      Yukardaki açıklamalardan şu sonuçlar çıkarılabilir:
      1. Sabit ve döner sermayenin biçimlerindeki kesinlik, salt üretim sürecinde işlev yapan sermaye-değerin, yani üretken sermayenin farklı devirlerinden ileri gelir. Devirdeki bu farklılık kendi payına, üretken sermayenin çeşitli kısımlarının değerlerini ürüne farklı biçimde aktarmalarından doğar; bu, ürün değerin yaratılmasında bu kısımların oynadıkları farklı rollerden ileri gelmediği gibi, kendini genişletme sürecindeki, kendilerine özgü tutumlarından da ötürü gelmez. Son olarak, değerin ürüne aktarılmasındaki farklılık -ve bu nedenle, bu değerin ürün tarafından dolaştırılma ve ürünün başkalaşımları yoluyla ilk maddi biçimi içerisinde yenilenme biçimindeki farklılık-, bir kısmı tek bir ürünün yaratılması sırasında tamamen tüketilen, diğer kısmı ise yalnızca azar azar kullanılan üretken sermayenin içerisinde varolduğu maddi biçimlerindeki farklılığından ileri gelir. Bu duruma göre, sabit ve döner sermaye olarak bölünebilecek sermaye, ancak üretken sermayedir. Ne var ki, bu antitez, sanayi sermayesinin diğer iki varlık biçimine, yani meta-sermaye ile para-sermayeye uygulanmadığı gibi, bu iki biçimin üretken (sayfa 178) sermayeye antitezi olarak da bulunmazlar. Bu, ancak üretken sermaye için ve onun alanında bulunur. Para-sermaye ile meta-sermaye ne kadar sermaye olarak iş görürlerse görsünler, dolaşımları ne kadar kesintisiz olursa olsun, üretken sermayenin dolaşan kısımlarına dönüşene kadar, sabit sermayeden farklı olarak, döner sermaye haline gelemezler. Ne var ki, bu iki sermaye biçimi dolaşım alanında bulundukları için, ekonomi politik, göreceğimiz gibi, Adam Smith'ten beri, bunları üretken sermayenin dolaşan kısmı ile bir araya koyma ve bunları döner sermaye kategorisi içerisine yerleştirme yanılgısına düşmüştür. Bunlar, gerçekten de üretken sermayenin tersine, dolaşım sermayesidir, ama sabit sermayenin tersine döner sermaye değildirler.
      2. Sermayenin sabit kısmının devri ve dolayısıyla ayrıca bunun için gerekli devir zamanı, sermayenin dolaşan kısımlarının birkaç devrini kapsar. Sabit sermayenin bir devir yaptığı sürede, döner sermaye birkaç devir yapar. Üretken sermayenin değerini oluşturan kısımlardan birisi, kesin sabit sermaye biçimini, ancak içinde bulunduğu üretim aracı, ürünün yapımı ve meta olarak üretim sürecinden çıkması için gerekli sürede tamamen yıpranmadığı durumda kazanabilir. Değerinin bir kısmı, hâlâ korunan eski kullanım-biçiminde kalmak zorunda olduğu halde, diğer kısmı, son halini almış ürünle birlikte dolaşıma girer ve bu dolaşım, tersine, sermayeyi oluşturan akıcı kısımların tüm değerini de aynı zamanda dolaştırır.
      3. Üretken sermayenin değer-kısmı, sabit sermayeye yatırılan kısım, sabit sermayeyi içeren üretim araçlarının bütün kullanım süresi için bir defada hepsi yatırılır. Dolayısıyla bu değerin tümü dolaşıma kapitalist tarafından bir seferde sokulmuş olur. Buna karşılık dolaşımdan, sabit sermayenin ürünlere parça parça eklediği değerin kısımlarının gerçekleşmesiyle ancak parça parça ve yavaş yavaş tekrar çekilir. Öte yandan, üretken sermayenin bir kısmının kendilerinde sabit hale geldiği üretim araçlarının kendisi, işlev yaptıkları bütün dönem için üretim sürecinde somutlaşmış olarak bir seferde dolaşımdan çekilir. Ama, bu dönem için, aynı türden yenileriyle yerlerinin doldurulmasını ve yeniden-üretimi gerektirmezler. Bunlar, kendilerini yenileme öğelerini dolaşımdan çekmeksizin, dolaşıma sokulan metaların yaratılmasına, uzun ya da kısa bir dönem için katkıda bulunmaya devam ederler. Böylece, bunlar, bu dönem süresince (sayfa 179) kapitalistten, yatırımında bir yenileme yapmasını gerektirmezler. Son olarak, sabit sermayeye yatırılan sermaye-değer, bu sermaye-değerin içerisinde varolduğu üretim araçlarının işlev yaptıkları dönem sırasında, kendi biçimlerinin devresinden maddeten değil, ancak değerleri bakımından bu dolaşımdan geçer ve bunu da parça parça ve yavaş yavaş yapar. Bir başka deyişle, değerinin bir kısmı, para biçiminden kendi asıl maddi biçimine tekrar çevrilmeksizin, sürekli dolaşır ve metaların değerinin bir kısmı olarak paraya çevrilir. Paranın, üretim araçlarının maddi biçimine bu tekrar dönüşmesi, üretim araçlarının tamamen tüketildiği, kendi işlev yapma döneminin sonuna dek yeralmaz.
      4. Döner sermayenin öğeleri, üretim sürecine -eğer süreç kesintiye uğramayacak olursa- sabit sermayenin öğeleri kadar devamlı biçimde bağlıdır. Ne var ki, döner sermayenin bu biçimde bağlı bulunan öğeleri sürekli olarak aynen yenilendikleri halde (üretim araçları aynı türden yeni ürünlerle, emek-gücü sürekli yenilenen satınalmalarla yenilendikleri halde), sabit sermayenin öğeleri ne kendileri yenilenir, ne de bunlar varoldukları sürece satınalınmalarının yenilenmeleri gerekir. Üretim sürecinde ham ve yardımcı maddeler her zaman bulunur, ama son biçimini almış ürünün yaratılmasında eski öğelerin tüketilmesinden sonra, her zaman aynı türden yeni ürünler bulunur. Emek-gücü de aynı şekilde her zaman üretim sürecinde vardır, ama bu, ancak, sık sık kişilerin değişmesini de içeren devamlı yeni satın almalar sayesinde olur. Ama döner sermayenin yinelenen devirleri sırasında, yinelenen aynı üretim süreçlerinde aynı özdeş binalar, makineler vb. işlev yapmayı sürdürürler.


II. SABİT SERMAYENİN KISIMLARI, YERİNE KONMASI.
ONARIMI VE BİRİKİMİ


      Herhangi bir sermaye yatırımında, sabit sermayenin ayrı ayrı öğelerinin farklı yaşam süresi ve bu nedenle de farklı devir zamanları vardır. Örneğin demiryollarında rayların, vagonların, toprak tesviyesinin, istasyonların, köprülerin, tünellerin, lokomotiflerin, yük vagonlarının farklı işlev dönemleri ve yeniden-üretim zamanları vardır, bu yüzden de bunlara yatırılan sermayenin devir zamanları da farklıdır. Uzun yıllar, binalar, peronlar, su tankları, köprüler, tüneller, yarmalar, bentler, kısacası, İngiliz demiryolculuğunda "sanat yapıları" denilen şeyler herhangi bir (sayfa 180) yenilenmeyi gerektirmezler. En fazla eskiyen şeyler, raylar ile lokomotif ve vagonlardır.
      Başlangıçta modern demiryollarının yapımında, en seçkin mühendislerce benimsenen egemen görüşe göre, bir demiryolu bir yüzyıl dayanacak ve rayların aşınma ve yıpranması o denli pek az olacaktı ki, bu, bütün parasal ve diğer pratik amaçlar bakımından hesaba katılmayabilirdi; iyi bir demiryolunun yaşam süresi 100-150 yıl diye kabul ediliyordu. Ama çok geçmeden, bir rayın hiç kuşkusuz lokomotiflerin hızına, vagonların ağırlığı ile sayısına, rayların çapına ve diğer birçok ilgili koşula bağlı bulunan yaşamının ortalama 20 yılı geçmediği ortaya çıkmıştır. Hatta bazı istasyonlar ile büyük trafik merkezlerinde, raylar her yıl aşınmaktadır. 1867 dolaylarında, demir raylara göre iki katına malolan ama en az iki misli ömre sahip çelik rayların kullanılmasına başlandı. Ahşap vagonların ömrü 12-15 yıldı. Vagonlarla lokomotiflere gelince, yük vagonlarının yolcu vagonlarından daha çabuk eskidiği saptandı. 1867'de bir lokomotifin ömrü yaklaşık 10-12 yıl olarak tahmin ediliyordu.
      Aşınma ve yıpranma, her şeyden önce kullanımın bir sonucudur. Kural olarak "rayların aşınması, vagonların sayısı ile orantılıdır". (R. C., n° 17645.)[
22] Hızdaki artışla birlikte bir demiryolundaki aşınma ve yıpranma, hızın karesinden daha büyük bir oranda artar; yani eğer motorun hızını iki katına çıkartacak olursanız, yolun aşınma ve yıpranma maliyetini dört katından daha fazlasına çıkartmış olursunuz. (R. C. n° 17046.)
      Aşınma ve yıpranmaya, bir de ayrıca doğa güçlerinin etkisi yolaçar. Sözgelimi yolcu vagonları yalnız fiili yıpranmadan değil, küf ve pastan da eskir. "Yolun bakım maliyetleri, üzerinden geçen trafiğin aşındırma ve eskitmesinden daha çok, havayla temas eden, kerestenin, demirin, tuğlanın ve betonun niteliğine bağlıdır. Bir aylık şiddetli kötü hava, demiryoluna bir yıllık trafikten daha fazla zarar verir." (R. P. Williams, "On the Maintanence of Permanent Way", 1867 sonbaharında İnşaat Mühendisleri Enstitüsünde okunan bildiri.[5*]) (sayfa 181)
      Son olarak, modern sanayiin her yerinde olduğu gibi, burada da, manevi değer kaybı da bir rol oynar. Genellikle, eskiden 40.000 sterline malolan aynı sayıda vagon ve lokomotif, aradan on yıl geçtikten sonra, 30.000 sterline satın alınabilir. Kullanım-değerlerinde herhangi bir düşme olmadığı halde, vagon ve lokomotiflerde değer kaybı, pazar-fiyatının yüzde 25'i olarak saptanmalıdır. (Lardner, Railway Economy.)
      "Tünel-köprüler şimdiki biçimleriyle yenilenmeyecektir." (Çünkü bu gibi köprüler için şimdi daha iyi biçimler vardır.) "Sıradan onarımlar, kısım kısım sökülme ve yenileme pratik değildir." (W. P. Adams, Roads and Rails, London 1862.) Emek aletleri, sanayiin ilerlemesiyle her zaman geniş ölçüde değişikliğe uğrarlar. Bu nedenle, ilk biçimleriyle değil, bu değişikliğe uğramış biçimleriyle yenilenir.
      Bir yandan, belli bir maddi biçim içerisinde yatırılmış ve bu biçimiyle belli bir ortalama ömre sahip bulunan sabit sermaye kitlesi, yeni makinelerin vb. ancak yavaş yavaş kullanıma sokulmasının bir nedenini oluşturur ve bu yüzden gelişmiş emek aletlerinin hızla genel kullanıma sokulmasını engeller. Öte yandan da, rekabet, eski emek aletlerinin, özellikle kesin değişiklikler olduğu zaman, doğal ömürlerini daha tamamlamadan, yenileriyle değiştirilmelerini zorunlu kılar. Fabrika araç ve gereçlerinin oldukça geniş toplumsal boyutlarda bu gibi vaktinden önce yenilenmelerini esas olarak afetler ya da bunalımlar zorlar.
      Aşınma ve yıpranma (manevi değer kaybı hariç) sözü ile, sabit sermayenin kullanılmak suretiyle, kullanım-değerindeki ortalama kaybı oranında yavaş yavaş ürüne aktardığı değer kısmı kastedilmektedir.
      Bu aşınma ve yıpranma, kısmen öyle bir biçimde olmaktadır ki, sabit sermaye belli bir ortalama dayanıklılığa sahip olmaktadır. Sabit sermaye, bütün bu dönem için, bir defada yatırılmaktadır. Bu dönemin sona ermesinden sonra; o, tümüyle yenilenmelidir. Canlı emek aletleri (instrument), diyelim at sözkonusu olduğu zaman, bunların yeniden üretimini doğanın kendisi zamanlar. Bunların emek aleti olarak ortalama ömürleri doğa yasalarınca belirlenir. Bu süre dolar dolmaz bunların yerlerine yenilerinin konması gerekir. At, parça parça yenilenemez; diğer bir atla yenilenmelidir.
      Sabit sermayenin diğer öğelerinin, devresel ya da kısmi (sayfa 182) yenilenme olanağı vardır. Bu durumda, devresel ya da kısmi yenilenme ile, işin yavaş yavaş genişletilmesini birbirinden ayırmak gerekir.
      Sabit sermaye, kısmen, aynı süre dayanmayıp, çeşitli aralıklarla parça parça yenilenen homojen parçalardan oluşur. Bu, örneğin, demiryolunun öteki kısımlarından daha sık değiştirilmesi gerekli olan istasyonlardaki raylar için geçerlidir. Bu, gene, Lardner'e göre, Belçika demiryollarında, 1840'larda[6*] yılda yüzde 8 oranında değiştirilmeleri gereken yolcu vagonları için de geçerlidir; öyle ki, 12½ yılda bütün vagonlar yenilenmişti. Demek ki, burada, şöyle bir durumla karşı karşıyayız: sabit sermayenin belli bir türü için diyelim on yıllık bir süre için belli bir miktar yatırılıyor. Bu harcama bir defada yapılıyor. Ama bu sabit sermayenin belirli bir kısmı, değeri ürünün değerine girmiş ve paraya çevrilmiş kısım, her yıl aynî olarak yenilendiği halde, geri kalan kısmı, ilk maddi biçimi içerisinde varolmaya devam ediyor. Bu sermayeyi, sabit sermaye olarak, döner sermayeden ayıran şey, bu bir defada yatırılma durumu ile, maddi şekli içerisinde ancak kısmen yeniden üretilme durumudur.
      Sabit sermayenin diğer parçaları, eşit olmayan zaman sürelerinde eskiyen ve eskidikçe yenilenmeleri gereken heterojen kısımlardan oluşur. Bu, özellikle makineler için geçerlidir. Bir sabit sermayenin farklı kısımlarının farklı dayanıklılıkları ile ilgili olarak söylediğimiz bu sözler, bu durumda, bu sabit sermayenin bir parçası olarak ortaya çıkan herhangi bir makinenin farklı kısımlarının dayanıklılığı için geçerlidir.
      Kısmi yenilenme sırasında, işin yavaş yavaş genişlemesi konusunda şunları söyleyebiliriz: Gördüğümüz gibi, sabit sermaye üretim sürecindeki işlevlerini aynî olarak yerine getirmeye devam ettiği halde, değerinin ortalama aşınma ve yıpranmasıyla orantılı bir kısmı, ürünle birlikte dolaşmış, paraya dönüşmüş ve aynî olarak yeniden-üretimini bekleyen sermayenin yenilenmesi için ayrılan yedek para fonunda bir öğe oluşturmuştur. Sabit sermayenin bu paraya çevrilen değer kısmı, işin genişletilmesi için ya da makineler üzerinde bunların yeterliğini artıracak gelişmeler yapmak üzere kullanılabilir. Böylece, yeniden-üretim uzun ya da kısa zaman sürelerinde yeralır ve bu, toplum açısından, (sayfa 183) genişletilmiş ölçekli bir yeniden-üretimdir - eğer üretim alanı genişletilmiş ise yaygın (extensive); eğer üretim araçları daha etkin hale getirilmiş ise yoğunlaştırılmış (intensive) bir yeniden-üretimdir. Genişletilmiş ölçekli bu yeniden-üretici, birikimin -artı-değerin sermayeye dönüştürülmesinin sonucu olmayıp, sabit sermayenin gövdesinden kendisini para biçiminde koparıp ayıran değerin, tekrar yeni ek sermayeye ya da hiç değilse aynı türden daha etkin sabit sermayeye çevrilmesinden ileri gelir. Kuşkusuz bu, kısmen, işin kendine özgü niteliğine, bu türden yavaş yavaş yapılan eklemeleri yapabilme ölçüsüne ve oranına, dolayısıyla bu biçimde yeniden yatırılmak üzere toplanması gerekli yedek fonların miktarına ve bunun için gerekli zamana da bağlıdır. Mevcut makinelerin ayrıntıları üzerinde, ne ölçüde daha fazla iyileştirmeler yapılabileceği, doğal olarak, bu iyileştirmelerin niteliği ile makinenin kendi yapısına bağlıdır. Demiryollarının yapımında, daha başlangıçta bu noktanın ne kadar iyi düşünüldüğünü Adams şöyle anlatmaktadır: "Tüm yapı, arı kovanına egemen olan şu ilkeye dayanmalıdır: sınırsız genişleme kapasitesi. Herhangi bir sabit ve kesinleşmiş simetrik bir yapıdan, genişleme halinde ilerde yıkılmasına gereksinme duyulacağı için kaçınmak gerekir." (s. 123.)
      Bu, geniş ölçüde mevcut mekana bağlıdır. Bazı binalarda ek katlar yapılabilir; diğerlerinde ise yatay genişleme ve dolayısıyla daha fazla arazi gereklidir. Kapitalist üretimde, bir yanda geniş ölçüde malzeme savurganlığı, öte yandan ise, işin yavaş yavaş genişlemesi içerisinde (kısmen emek-gücüne zararlı) ve hiç de pratik olmayan bu tür yatay genişlemeler vardır, çünkü hiç bir şey toplumsal bir plana göre yapılmadığı gibi, her şey bireysel kapitalistin iş gördüğü sınırsız farklılıktaki koşullara, araçlara vb. bağlıdır. Bu, üretici güçlerin büyük ölçüde ziyan edilmesi sonucunu verir.
      Bu yedek para fonunun (yani tekrar paraya çevrilmiş bulunan sabit sermayenin bu kısmının) bölük pörçük yatırımı, en kolay, tarımda yapılır. Belli büyüklükte bir üretim alanı, burada, sermayenin yavaş yavaş emilmesine çok büyük olanak sağlar. Ayın şey hayvan yetiştirilmesinde olduğu gibi, doğal yeniden-üretimin bulunduğu yerler için de geçerlidir.
      Sabit sermaye özel bakım maliyetlerini gerektirir. Bu bakımın bir kısmını emek-sürecinin kendisi sağlar; sabit sermaye, (sayfa 184) emek-sürecinde kullanılmadığı takdirde zarar görür (Buch I, Kap, VI, s. 196 ve Kap. XIII, s. 423, kullanılmadıkları sırada makinelerin yıpranması ve aşınması konusu). İngiliz yasaları, bu nedenle, kiralanmış topraklar eğer usulünce ve adetlere göre ekilmiyor ise, bunu açıkça savurganlık saymaktadır. (W. A. Holdsworth, Barrister at Law, The Law of Landlord and Tenant, London 1857, s. 96.) Emek-sürecindeki kullanımdan ileri gelen bu bakım, canlı emeğin özünde bulunan bir doğa vergisidir. Üstelik, emeğin bu koruyucu gücü iki yönlü bir niteliğe sahiptir. Bir yandan emek malzemelerinin değerini ürüne aktarmak suretiyle bunu korumuş olur, öte yandan da emek aletlerinin değerini, bu değeri ürüne aktarmaksızın, bunların kullanım-değerini üretim sürecindeki faaliyeti aracılığı ile korumuş olur.
      Bununla birlikte, sabit sermaye, gene de, iyi durumda kalabilmek için mutlak bir emek harcamasını da gerektirir. Makinelerin zaman zaman temizlenmesi gerekir. Bu, yapılmadığı takdirde, makinelerin yararsız hale gelecekleri ve üretim sürecinden kopartılamayacak bazı öğelerin zararlı etkilerini yoketmek için harcanan bir ek emek sorunudur; dolayısıyla, makineleri çalışır durumda tutma sorunudur. Belirtmeye gerek yok ki, sabit bir sermayenin normal dayanıklılığı, işlevlerini normal olarak yerine getirebileceği süre boyunca gerekli bütün koşulların sağlandığı varsayımına göre hesaplanmaktadır; tıpkı bir insanın ortalama ömrünün 30 yıl olduğunu söylerken, daima yıkandığını varsaydığımız gibi. Burada sözkonusu olan, makinenin içerdiği emeğin yerine konması değil, kullanılmasının zorunlu kıldığı devamlı ek emektir. Bu, makinenin harcadığı emek sorunu değil, makineye harcanan emek, içinde üretim öğesi değil hammaddenin bulunduğu emek sorunudur. Bu emek için harcanan sermaye, ürünün varlığını borçlu olduğu asıl emek-sürecine girmediği halde, döner sermaye olarak sınıflandırılmalıdır. Bu emeğin, üretimde sürekli harcanması gerektiği için değerinin de ürünün değeri tarafından sürekli yerine konması gerekir. Buna yatırılan sermaye, döner sermayenin üretken olmayan maliyetleri kapsayan kısmına girer ve yaratılan değerlere, yıllık bir ortalama hesaba göre dağıtılması gerekir. Gerçek anlamıyla sanayide bu temizleme işinin, dinlenme zamanlarında işçiler tarafından bedavadan ve bedava oluşu nedeniyle çoğu kez üretim sırasında da yapıldığını, ve (sayfa 185) kazaların pek çoğunun bu kaynağa bağlanabileceğini gördük.[7*] Bu emek, ürünün fiyatında hesaba katılmıyor. Böyle olduğu sürece tüketici bunu bedavadan almış oluyor. Öte yandan kapitalist de, böylece, makinelerinin bakım maliyetleri için bir şey ödememiş oluyor. Bunu emekçi in persona[8*] ödemiş oluyor ve bu, sermayenin kendisini korumasının sırlarından biri oluyor, ki bu, aslında, emekçiyi makineler üzerinde yasal bir hak sahibi yapıyor ve buna dayanarak burjuva yasaları açısından bile makinenin ortak sahibi oluyor. Bununla birlikte, makinelerin temizlik için üretim sürecinden çıkartılmasının gerektiği ve bu yüzden de bu temizleme işinin örneğin lokomotiflerde olduğu gibi aralarda yapılamadığı çeşitli üretim kollarında, bu bakım işi cari giderler olarak sayılmakta ve bu nedenle de döner sermayenin bir öğesi olmaktadır. Örneğin bir yük treninin lokomotifi, bir gün bakım yerine alınmaksızın 3 günden fazla çalışmamalıdır. ... Kazan eğer soğumadan yıkanmaya kalkışılırsa, bu çok zararlı olabilir. (R. C., n° 17823.)
      Fiili onarım ya da parça değiştirme işleri, ilk yatırılan sermayede bulunmayan ve bu yüzden de sabit sermayenin değerinin yavaş yavaş yerine konmasıyla hiç değilse her zaman yerine konamayan ve karşılanamayan sermaye ve emek harcaması gerektirir. Örneğin, eğer sabit sermayenin değeri 10.000 sterlin ve toplam ömrü de 10 yıl ise, bu 10 yılın sonunda bütünüyle paraya çevrilen 10.000 sterlin yalnız ilk yatırılan sermayenin değerini yerine koyacak, ama bu arada onarımlar için eklenen sermayeyi ya da emeği yerine koymayacaktır. Bu, bir tek seferde değil, ancak gereksinme görüldüğü zaman yatırılan değerin ek bir kısmıdır ve bunun yatırılmasının çeşitli zamanlarda oluşu, işin doğası gereği raslansaldır. Her sabit sermaye, emek aletleri ve emek-gücü için bu gibi sonradan yapılan, parçalara bölünmüş ek sermaye yatırımlarını gerektirir.
      Makinelerin vb. ayrı kısımlarının başına gelebilecek hasar doğal olarak raslansal olup, bu yüzden gerektirecekleri onarım da gene raslansaldır. Bununla birlikte, azçok sabit nitelikte olan ve sabit sermayenin ömrünun çeşitli dönemlerine raslayan iki tür onarımı genel onarımlardan ayırmak gerekir. Bunlar, çocukluk dönemi hastalıkları ile çok daha fazla sayıda olan orta-yaş (sayfa 186) sonrası döneminin hastalıklarıdır. Sözgelimi bir makine çok mükemmel bir biçimde sipariş edilmiş olabilir, ama fiilen kullanılması bazı aksaklıklar ortaya çıkartır ve bunların daha sonra harcanan emekle giderilmeleri gerekir. Öte yandan bir makine ortayaş noktasını ne kadar geçerse, normal aşınıp yıpranması o kadar fazla artmış olur, içerdiği malzeme o denli eskimiş ve işe yaramaz hale gelmiş olur, ve ortalama ömrünün geri kalan kısmında onu çalışır durumda tutmak için gerekli onarımlar da o denli fazla ve önemli olur. Zamanından önce ölmeyi önlemek için, genç ve güçlü bir insana kıyasla, daha fazla tıbbi harcama yapan yaşlı bir adamın durumu da aynıdır. Böylece, raslansal niteliğine karşın, onarım işi, sabit sermayenin ömrünün çeşitli dönemlerine eşit olmayan biçimde dağılmıştır.
      Yukardaki açıklamalardan ve makineler üzerindeki onarım işinin genellikle raslansal niteliğinden şu sonuçlar çıkar:
      Onarımlar için fiilen emek-gücü ve emek aletleri harcanması, bu onarımları gerektiren durumlar gibi, bir bakıma, raslansaldır; gerekli olan onarımların miktarı, sabit sermayenin ömrünün farklı dönemlerine eşit olmayan biçimde dağıtılmıştır. Diğer bakımlardan sabit sermayenin ortalama ömrü hesaplanırken, kısmen temizleme ile (eklentilerin de temizliği dahil), kısmen de gerektiği zamanlarda yapılan onarımlarla, sürekli olarak iyi çalışır durumda tutulacağı kabul edilmiştir. Sabit sermayenin aşınıp yıpranması yoluyla değer aktarımı, ortalama ömrü üzerinden hesaplanmakla bitlikte, bu ortalama ömrün kendisi, bakım için gerekli ek sermayenin sürekli yatırılması varsayımına dayanır.
      Ne var ki, bu fazladan yapılan emek ve sermaye harcamasıyla eklenen değerin, ortaya çıktığı anda, ilgili metaların fiyatına giremeyeceği de açıktır. Örneğin bir iplik fabrikatörü, ipliğini, o hafta, salt, çarkı kırıldı ya da kayışı koptu diye geçen haftadan daha pahalı satamaz. Tek bir fabrikada böyle bir kaza oldu diye, ipliğin genel maliyetleri hiç bir şekilde değişmemiştir. Bütün değer belirlemelerinde olduğu gibi, burada da belirleyici ortalamalardır. Belli bir işkolunda yatırılmış bulunan sabit sermayenin ortalama ömrü sırasında gerekli bakım ve onarım işlerinin ortalama hacmi ile, bu gibi kazaların ortalamasını deneyim gösterir. Bu ortalama harcama, ortalama ömre dağıtılır ve buna tekabül eden kesirsiz parçalar biçiminde ürünün fiyatına eklenir; böylece, ürünün satılması yoluyla yerine konmuş olur. (sayfa 187)
      Bu biçimde yerine konulan ek sermaye, harcanış biçimi düzensiz olmakla birlikte döner sermayeye aittir. Makinelerdeki her tür arızanın hemen giderilmesi büyük önem taşıdığı için, nispeten büyük her fabrika, normal fabrika gücüne ek olarak, mühendis, marangoz, mekanikçi, çilingir vb. gibi özel personel de istihdam eder. Bunların ücretleri, değişen sermayenin bir kısmı olup, emeklerinin değeri ürüne dağıtılır. Öte yandan, üretim araçları için yapılan harcamalar, yukarda, sözü edilen ortalama temeli üzerinden hesaplanır; ki buna göre bu harcamalar, fiilen düzenli olmayan dönemlerde yatırıldıkları ve bu yüzden de ürüne ya da sabit sermayeye düzensiz dönemlerde girdikleri halde, ürünün değerinin daima bir kısmını oluştururlar. Tam anlamıyla onarımlara harcanan bu sermaye, birçok bakımdan kendine özgü bir sermayedir; ne döner ve ne de sabit sermaye olarak sınıflandırılabilirse de, cari giderler arasında sayıldığı için döner sermayeye sokulması daha doğru olur.
      Defter tutma biçimi, elbette ki, deftere geçirilen fiili durumu hiçbir şekilde değiştirmez. Ne var ki, birçok işkolunun, genellikle alışılageldiği gibi onarım maliyetlerini sabit sermayenin fiili aşınma ve yıpranmasıyla birlikte şu şekilde hesapladıklarını da dikkate almak önemlidir: Yatırılmış olan sabit sermaye 10.000 sterlin, dayanıklılığı da 15 yıl olsun. Bu durumda yıllık aşınma ve yıpranma 6662/3 sterlindir. Ama değer kaybı ancak on yıllık bir dayanıklılık üzerinden hesaplanır; bir başka deyişle, sabit sermayenin aşınma ve yıpranması karşılığı, üretilen metaların fiyatlarına, yılda 6662/3 sterlin yerine, 1.000 sterlin eklenir. Böylece, 3331/3 sterlin onarım, vb. için yedek olarak ayrılmış olur. (10 ve 15 rakamları salt bir örnek olmak üzere seçilmiştir.) Sabit sermaye 15 yıl dayanabilsin diye, bu miktar, onarımlar için ortalama olarak harcanır. Böyle bir hesaplama, doğal olarak, onarımlar için harcanan sabit sermaye ile ek sermayenin farklı kategorilere ait olmasını engellemez. Bu hesaplama biçimine dayanılarak, örneğin, buharlı gemilerin bakım ve yenilenmeleri, için asgari maliyet tahmininin yılda yüzde 15 olduğu kabul edilmiş ve bu nedenle de yeniden-üretim zamanı 62/3 yıl olmuştur. 1860'larda İngiliz hükümeti, Peninsular and Oriental Şirketine, 6¼ yıllık yeniden-üretim zamanına tekabül eden, yıllık yüzde 16 oranında tazminat vermiştir. Demiryollarında bir lokomotifin ortalama ömrü 10 yıldır ama, onarımlar hesaba katıldığında değer kaybı yüzde (sayfa 188) 12½ olarak alınmaktadır, bu da lokomotifin dayanıklılığını 8 yıla indirmektedir. Yolcu ve yük vagonlarında ise yapılan tahmin yüzde 9, ya da 111/9 yıllık bir dayanıklılıktır.
      Sahipleri için sabit sermayeyi temsil eden ve bu nitelikleriyle kiraya verilen ev ve diğer nesnelerin kiralanmasında, yasakoyucu, zamanın, doğal koşulların ve normal eskimenin sonucu olan normal değer kaybı ile, evin normal ömrü ve normal kullanımı sırasındaki bakımı için zaman zaman gerekli görülen onarımlar arasında her yerde bir ayrım yapmıştır. Kural olarak bunlardan ilkini mal sahibi, ikincisini kiracı karşılar. Onarımlar, ayrıca, sıradan ve esaslı onarımlar diye ayrılır. Bu esaslı onarımlar, sabit sermayenin, maddi biçimi içerisinde kısmen yenilenmesidir ve kira sözleşmesinde tersi açıkça, belirtilmediği takdirde, aynı biçimde mal sahibinin omuzlarına yüklenir. Örneğin İngiliz yasasını alalım: "Öte yandan, kiracı, her yıl, bunlar 'esaslı' onarımları gerektirmediği sürece, kiralanan şey ve eklentilerini, havadan ve yağıştan korumanın genel olarak 'sıradan' onarımlar başlığı altına girebilecek onarımları yapmanın dışında, başka bir yükümlülük taşımaz. Kiralanan şey ve eklentilerin 'sıradan' onarımlara konu olan kısımları bakımından bile, kiralandığı andaki yaşı, genel durumu dikkate alınmalıdır; çünkü kiracı, eski ve aşınmış malzemeleri yenileriyle değiştirmek zorunda olmadığı gibi, zaman ve olağan aşınıp yıpranmadan ileri gelen kaçınılmaz değer kaybını da telafi etmek zorunda değildir." (Holdsworth, The Law of Landlord and Tenant, s. 90 ve 91.)
      Aşınma ve yıpranmanın yerine konulması ile bakım ve onarım işinden büsbütün farklı bulunan bir de sigorta vardır ve bu, olağanüstü doğa olaylarının, yangının, selin, vb. yolaçtığı yıkımlarla ilgilidir. Bunun, artı-değerden karşılanması gereklidir ve bundan yapılan bir indirimdir. Ya da bütünüyle toplum açısından ele alındığında, sürekli bir aşırı-üretim, yani mevcut servetin yalnızca yerine konması ve yeniden üretilmesi için zorunlu olandan daha büyük ölçekte ve nüfus artışından tamamen ayrı bir üretim yapılması gerekir; böylece, kazalar ile doğa güçlerinin yolaçtığı olağanüstü yıkımların karşılanması için gerekli üretim araçları elaltında bulundurulmuş olacaktır.
      Aslında yerine konulmak üzere gereksinme duyulan sermayenin ancak çok küçük bir kısmı yedek para fonunu içerir. En büyük kısmı, kısmen fiili genişleme olan ve kısmen de, sabit (sayfa 189) sermayeyi üreten sanayi dallarındaki normal üretim hacmine ait bulunan, bizzat üretim ölçeğinin genişlemesini içerir. Örneğin bir makine fabrikası, işlerini, müşterilerine ait fabrikaların her yıl genişleyebileceği ve bunlardan bir kısmının daima, tüm ya da kısmı yeniden-üretim gereksinmesi içinde olacağı hesabına göre ayarlamak zorundadır.
      Toplumsal ortalamaya göre, aşınma ve yıpranmanın olduğu kadar onarım maliyetlerinin de belirlenmesinde, eşit koşullar altında ve aynı sanayi dalındaki eşit büyüklükte sermaye yatırımlarında bile, zorunlu olarak büyük eşitsizlikler görülür. Uygulamada bir makine vb., bir kapitalistin elinde ortalama süreden fazla dayandığı halde, bir diğerinde bu kadar uzun süre dayanmaz. Birinde onarım maliyetleri ortalamanın üzerinde, diğerinde ise, altındadır, vb.. Ama aşınma ve yıpranma ile onarım maliyetlerinden ileri gelen ve metaların fiyatlarına eklenen miktar aynıdır ve ortalama ile belirlenir. Bu nedenle birisi bu ek fiyattan, gerçekte eklediğinden daha fazlasını elde ettiği halde, diğeri daha azını almış olur. Aynı işkolunda, emek-gücünü aynı derecede sömüren çeşitli kapitalistlerin farklı kazançlarından ileri gelen bu durum, bütün ötekiler gibi, artı-değerin gerçek niteliğinin anlaşılmasındaki güçlükleri artırma eğilimi taşır.
      Gerçek anlamıyla onarım ve yerine konma ile bakım ve yenileme maliyetleri arasındaki sınır çizgisi oldukça esnektir. Örneğin, demiryolculuğunda, bazı harcamaların onarımlar için mi, yoksa yerine konmalar için mi yapıldığı, bunların cari harcamalardan mı, yoksa asıl sermaye hissesinden mi karşılanacağı yolundaki bitip tükenmez tartışmaların kökeni işte buradan gelir. Onarım harcamalarını gelir hesabı yerine sermaye hesabına aktararak, temettüleri yapay olarak şişirmek, demiryolu yönetim kurulunun pek iyi bildiği bir yöntemdir. Bununla birlikte, deneyim, bu konuda en önemli ipuçlarını sağlamıştır. Lardner'e göre, örneğin, bir demiryolunun ilk yıllarında gerekli olan ek emek, "onarım olarak belirtilmemeli, demiryolu yapımının esaslı bir kısmı olarak kabul edilmeli ve mali hesaplarda, gelire değil, sermayeye zimmet şeklinde gösterilmeli, aşınma ve yıpranmadan ya da trafiğin işleyişinden ileri gelen haklı harcamalar olarak değil, yolun yapımındaki ilk ve kaçınılmaz eksikliklerden doğan harcamalar diye düşünülmelidir". (Lardner, loc. cit., s. 40.) "En sağlam yöntem, bu miktar, fiilen harcansın ya da harcanmasın, (sayfa 190) yıllık gelirden, bu gelirin elde edilmesi için zorunlu olarak ortaya çıkan değer kaybının düşülmesidir." (Captain Fitzmaurice, "Committee of Inquiry on caledonian Railway", Money Market Review'da 1867'de yayınlanmıştır.)
      Sabit sermayenin, yerine konma ve bakım olarak ayrılması, hiç değilse buhar gücüyle yapılmayan tarımda fiilen olanaksız ve gereksizdir. Kirchhof'a göre (Handbuch der landwirtschaftlichen Betriebslehre, Dresden 1852, s. 137), "fazla olmamakta birlikte araç ve gereç (tarımsal ve diğer gereçler ve her türden çiftlik aletleri) ikmalinin tam olduğu durumlarda, bunların yıllık aşınma ve yıpranması ile bakımının, farklı koşullara göre, genel bir ortalama olarak ilk stokun yüzde 15 ila 25'i üzerinden hesaplanması adet haline gelmiştir".
      Demiryollarında vagon ve lokomotiflerin onarılması ile yenilenmesini birbirinden ayırmak olanaksızdır. "Elimizdeki stoku sayı ile tutuyoruz. Kaç tane lokomotifimiz varsa bu sayıyı koruyoruz. Bir tanesi ömrü dolar da çalışamaz hale gelir ve bir yenisini yapmak gerekirse, bunu, gelirden karşılayarak elbetteki elden geldiğince eskisinin malzemesinden yararlanarak yapıyoruz ... eskisinden epey şeyler kalıyor; tekerlekler, dingiller, kazanlar, ve aslında eski lokomotifin büyük bir kısmı kalmış oluyor." (T. Gooch, Chairman of Great Western, Railway Co., R. C. on Railways s. 858, n° 17327-17329.) "... Onarım, yenileme demektir; ben yerine konma sözünü kabul etmiyorum...; bir demiryolu şirketi bir kez bir taşıt ya da lokomotif aldımı, bunu onarmak zorundadır ve böylece onun devamlı çalışmasını sağlamış olur." (n° 17784.) "... Lokomotifleri bu 8½ peni ile sonsuza dek korumuş oluruz. Biz lokomotiflerimizi yeniden yaparız. Bir lokomotifin tamamını satın almaya kalkışsanız, gereğinden fazla para harcamış olursunuz ... el altında daima bir çift tekerlek ya da dingil ya da lokomotifin bir kısmı bulunur ve böylece bu, neredeyse yepyeni bir lokomotifin yapım giderlerini azaltmış olur." (n° 17790.) "Şu anda her hafta yeni bir lokomotif, ya da hemen hemen yeni sayılabilecek bir lokomotif çıkartıyorum; kazanı, silindiri ya da gövdesi yeni bir lokomotif." (n° 17823. Archibald Sturrock, Locomotive Superintendent of Great Northern Railway, R.C., 1867.)
      Yolcu vagonları için de aynı şey: "Zamanla bütün lokomotifler ve vagonlar sürekli onarılıyor. Bir seferinde yeni tekerlekler, bir başka seferinde yeni bir gövde takılıyor. En fazla (sayfa 191) aşınmayla yüzyüze bulunan çeşitli hareketli kısımlar yavaş yavaş değiştiriliyor; lokomotifler ile vagonlar ardarda bu gibi onarımlardan geçe geçe, çoğunda, ilk malzemeden en ufak bir şey kalmıyor. ... Bu durumda bile, yolcu vagonları ile lokomotiflerin eski malzemesi şu ya da bu ölçüde diğer vagonlara ya da lokomotiflere takılıyor ve bunlar hiç bir zaman tümüyle sefer dışı kalmıyor. Taşınabilir sermaye bu nedenle, sürekli yeniden-üretim durumu içerisinde diye kabul edilebilir; ileriki bir dönemde yolun bütünüyle yeniden döşenmesini gerektiren durum, burada, vagon ve lokomotiflerde her yıl yavaş yavaş yapılmış olmaktadır. Bunların varlığı uzun süreli olmakta ve,sürekli gençleşme halinde bulunmaktadırlar. (Laraner, op. cit., s. 115-16.)
      Lardner'in burada demiryolu ile ilişkili olarak anlattığı bu süreç, tek bir fabrikaya uygun düşmez, ama tek bir sanayi dalının tümü ve hatta toplumsal ölçekte ele alındığında toplam üretim içerisindeki onarımlarla içiçe geçmiş sabit sermayenin sürekli ve kısmi yeniden-üretimine bir örnek olarak pekala gösterilebilir.
      Becerikli yönetim kurullarının, temettü çıkarmak amacıyla onarım ve yerine koyma terimlerinden yararlanmakta gösterebilecekleri cüretin bir kanıtı işte şudur. R. P. Williams'ın okuduğu yukarda sözü edilen bildiriye göre, çeşitli İngiliz demiryolu şirketleri, daimi yol ve binaların onarım ve bakımı için (yılda İngiliz mili başına), birkaç yılın ortalaması olarak gelir hesabından şu miktarları düşmüşlerdir:

London & North Western . . . . . . . . . . . .

370 £

Midland . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

225 £

London & South Western . . . . . . . . . . .

257 £

Great Northem . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

300 £

Lancashire & Yorkshire . . . . . . . . . . . . .

377 £

South Eastern . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

263 £

Brighton . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

266 £

Manchester & Sheffield . . . . . . . . . . . . .

200 £


      Bu farklar, ancak pek küçük ölçüde, fiili harcamalardaki farklardan ileri gelmiştir; hemen hepsi, gider kalemlerinin, sermaye ya da gelir hesabına zimmet gösterilmesini gerektiren farklı hesap yöntemlerinden ileri gelmektedir. Williams, uzun uzun, iyi bir temettü için gerekli olması nedeniyle daha az gider ve bu gideri karşılayabilecek daha büyük bir gelir olması nedeniyle de daha yüksek gider gösterildiğini anlatmaktadır.
      Bazı durumlarda aşınma ve yıpranma ve bu nedenle de (sayfa 192) bunların yerine konması o derece küçüktür ki, onarım giderleri dışında herhangi bir gider gösterilemez. Lardner'in demiryolculuktaki sanat yapılarına ilişkin olarak aşağıdaki sözleri genellikle, doklar, kanallar, demir ve taş köprüler vb. gibi bütün dayanıklı yapılar için geçerlidir. "Daha sağlam yapılar üzerinde zamanın yavaş yavaş yaptığı etkiler nedeniyle ortaya çıkan aşınma ve yıpranma, kısa dönemlerde bakıldığı zaman neredeyse hiç görünmeyen ama diyelim yüz yıl gibi uzun bir zaman geçmesi halinde, hatta en sağlam yapıların bile bazılarının ya da tümünün yeniden yapılmasını zorunlu kılabilir. Bu değişiklikler, evrendeki büyük cisimlerin hareketlerinde yeralan, devresel ve asırlık eşitsizliklere uygun bir biçimde benzetilebilir. Zamanın, köprüler, tüneller, kemerli köprüler, vb. gibi demiryollarındaki daha büyük sanat yapıları üzerindeki etkisi, bize, asırlık olarak adlandırılan aşınma ve yıpranma örnekleri sağlar. Kısa aralıklarla yapılan tüm onarım ya da yeniden yapımla giderilen daha hızlı ve gözle, görülür bozulmalar ise, devresel eşitsizliklerin benzeridir. Yıllık onarımlar, daha sağlam ve dayanıklı yapılarda içlerinde zaman zaman ortaya çıkan olağan hasarları kapsar; ama bu onarımlar dışında, zaman, bu yapılar üzerinde bile etkisini gösterir ve ne denli uzak olursa olsun öyle bir dönem gelir ki, yeni baştan yapımlarını zorunlu kılan bir duruma düşebilirler. Mali ve ekonomik yönden böyle bir dönem, belki de, bunun, bugünkü hesaplara katılmasını gerektirmeyecek kadar uzaktır ve bu yüzden de burada bu konuya yalnızca değinmek yeterlidir." (Lardner, loc. cit., s. 38,39.)
      Bu sözler, asırlık dayanıklılıktaki bütün benzer yapılar için de geçerlidir ve bu yüzden de, yatırılan sermayenin aşınma ve yıpranma ile orantılı biçimde yavaş yavaş yerine konmasına gerek yoktur, yalnızca yıllık ortalama bakım ve onarım giderlerinin, ürünün fiyatlarına aktarılması yeterlidir.
      Gördüğümüz gibi, sabit sermayenin aşınma ve yıpranmasının yerine konması için geri dönen paranın büyük bir kısmı her yıl ya da hatta daha kısa aralıklarla kendi maddi biçimine tekrar çevrilmekle birlikte, gene de tek tek her kapitalist, sabit sermayesinin ancak aradan birkaç yıl geçtikten sonra bütünüyle yerine konulan kısmının yeniden-üretimi için bir itfa fonuna gerek duyar. Sabit sermayeyi oluşturan kısımlardan epeycesi, kendilerine özgü nitelikleri nedeniyle, bunların yavaş yavaş yeniden (sayfa 193) üretilmelerine olanak yoktur. Ayrıca, yeniden-üretimin, kısa aralıklarla yeni stokun, değer kaybına uğramış, eski stoka eklenmesi biçiminde parça parça yapılması halinde, bile, sanayi dalının kendine özgü niteliğine bağlı olarak, daha önce şu ya da bu miktarda bir paranın birikmiş bulunması, bu yerine koymanın gerçekleştirilebilmesi için gereklidir. Bu amaç için yalnızca herhangi miktarda bir para yeterli değildir; belirli bir miktar gereklidir.
      Eğer biz, bu sorunu, daha sonra ele alacağımız kredi sistemini[9*] hiç hesaba katmaksızın, paranın basit dolaşımı varsayımına dayanarak incelersek, bu hareketin mekanizması şöyledir: Toplumdaki mevcut paranın bir kısmı yığılmış olarak sürekli atıl kalırken, diğer kısmının dolaşım aracı ya da doğrudan doğruya dolaşan paranın ivedi yedek fonu işlevlerini yerine getirmesi durumunda, toplam para kitlesinin yığılma ve dolaşım aracına bölünme oranının sürekli değiştiği gösterilmişti (Buch I, Kap III, 3a). Şimdi ele aldığımız durumda, nispeten büyük kapitalistlerin elinde oldukça büyük miktarlarda yığılmış olarak birikmiş olması gereken para, sabit sermaye satınalınması için bir anda dolaşıma sokulmaktadır. Sonra, bu, toplumda tekrar dolaşım aracı ve yığılma olarak bölünür. Sabit sermayenin değerinin aşınması ve yıpranması oranında, kendi çıkış noktasına geri akmasına aracılık eden itfa fonu yoluyla, dolaşımdaki paranın bir kısmı, sabit sermayenin satın alınması üzerine yığılı-parası dolaşım aracına dönüşüp kendisinden çıkmış bulunan aynı kapitalistin elinde, uzun ya da kısa bir dönem için tekrar bir yığılma oluşturur. Bu, toplumda bulunan ve sırasıyla önce dolaşım aracı işlevini yapan, sonra da bir yığılma olarak dolaşımdaki para kitlesinden tekrar ayrılan yığılmanın sürekli değişen bir dağılımıdır. Modern sanayi ve kapitalist üretimin gelişmesiyle zorunlu olarak paralel giden kredi sistemindeki gelişme ile bu para artık yığılmış olarak değil, sermaye olarak hizmet eder; ne varki, bu hizmeti sahibine değil, emrine girdiği diğer kapitalistlere yapar. (sayfa 194)




DOKUZUNCU BÖLÜM
YATIRILAN SERMAYENİN TOPLAM DEVRİ
DEVİR ÇEVRİMLERİ



      ÜRETKEN sermayeyi oluşturan kısımlardan sabit ve döner sermayelerin, çeşitli biçimlerde ve çeşitli sürelerde devrettiklerini, ayrıca bir işletmenin sabit sermayesinin çeşitli kısımlarının, farklı dayanıklılıklarına ve dolayısıyla farklı yeniden-üretim zamanlarına bağlı olarak, farklı devir sürelerinin olduğunu gördük. (Aynı işletmede kullanılan döner sermayenin farklı kısımlarının devrindeki gerçek ve görünüşteki farklılıklar için bu bölümün sonundaki 6 nolu paragrafa bakınız.)
      1) Yatırılan bir sermayenin toplam devri, kendisini oluşturan çeşitli kısımların ortalama devridir; bu sermayenin dolaşım biçimi ilerde gösterilmiştir. Bu yalnızca farklı, zaman dönemleri sorunu olduğuna göre, bunların ortalamasını hesaplamaktan daha kolay hiç bir şey yoktur. Ama:
      2) Burada, yalnız nicelik değil, bir de nitelik farkı vardır.
      Üretim sürecine giren döner sermaye, bütün değerini ürüne aktarır ve bu nedenle, üretim sürecinin kesintisiz yürümesi için, ürünün satışıyla, sürekli aynî olarak yerine konulması gerekir. (sayfa 195) Üretim sürecine giren sabit sermaye, değerinin ancak bir kısmını (aşınan ve yıpranan kısmını) ürüne aktarır ve bu aşınma ve yıpranmaya karşın üretim sürecinde işlev yapmaya devam eder. Bunun için de, çeşitli uzunluktaki zaman aralıkları geçmedikçe aynî olarak yerine konmasına, hiç değilse döner sermaye kadar sık bir biçimde konmasına gerek yoktur. Bu yerine koyma zorunluluğu, yeniden-üretim süresi, sabit sermayenin çeşitli kısımları için yalnızca nicel yönden farklı olmakla kalmaz, daha öncede gördüğümüz gibi, sabit sermayenin daha uzun ömürlü olan dayanıklı bir kısmı, her yıl ya da daha kısa aralıklarla yerine konulabilir ve aynî olarak sabit sermayeye eklenir. Farklı özellikler taşıyan sabit sermaye durumunda, yerine konma, ancak dayanıklılık süresinin sonunda hep birden olabilir.
      İşte bu nedenle, sabit sermayenin çeşitli kısımlarına özgü devirlerin, bağdaşık bir devir biçimine indirgenmesi zorunludur; öyle ki, yalnızca nicelik bakımından, yani devir süreleri bakımından farklı kalsınlar.
      Eğer çıkış noktası olarak, sürekli üretim süreci biçimi R ... R'yi alırsak, bu nicel özdeşlik meydana gelmez. Çünkü, diğer öğeleri gerektirmediği halde R'nin belirli öğelerinin sürekli aynî olarak yerine konması gerekir. Bununla birlikte P ... P' biçimi, kuşkusuz bu devir özdeşliği verir. Sözgelimi, her yıl değerinin onda-biri, yani 1.000 sterlini her yıl paraya çevrilen, on yıllık ömre sahip 10.000 sterlin değerinde bir makineyi ele alalım. Bu 1.000 sterlin, bir yıl içerisinde para-sermayeden, üretken sermayeye ve meta-sermayeye çevrilmiş, ve sonra da tekrar buradan para-sermayeye çevrilmiştir. 1.000 sterlin, eğer biz döner sermayeyi para-biçimi içerisinde incelersek, tıpkı bu sermaye gibi ilk başlangıç biçimine, para-biçime dönmüştür; burada, 1.000 sterlinlik bu para-sermayenin, yılın sonunda bir makinenin maddi biçimine bir kez daha dönüştürülüp dönüştürülmemesinin önemi yoktur. Yatırılan üretken sermayenin toplam devrini hesaplarken bu nedenle biz onun bütün öğelerini, para-biçimi içerisinde sabit tutuyoruz ve böylece bu biçime dönüş, devri tamamlanmış oluyor. Değerin bu para-biçiminin yalnızca hesap parası olduğu sürekli üretim sürecinde bile değerin daima para olarak yatırılmış olduğunu varsayıyoruz. Böylece ortalamayı, hesaplayabiliriz.
      3) Demek oluyor ki, yatırılan üretken sermayenin çok daha büyük. kısmını, yeniden-üretim ve dolayısıyla da devir dönemi (sayfa 196) birçok yılın geçmesini kapsayan sabit sermaye oluşturduğu halde, yıl boyunca devredilen sermaye-değer, döner sermayenin aynı yıl içerisindeki ardarda devirleri nedeniyle, yatırılmış bulunan toplam değerden daha büyük olabilir.
      Sabit sermayenin 80.000 sterlin ve yeniden-üretim döneminin 10 yıl olduğunu kabul edersek, bunun 8.000 sterlini her yıl kendi para-biçimine döner ya da bu 80.000 sterlin, devrinin onda-birini tamamlamış olur. Gene diyelim, döner sermaye 20.000 sterlin olsun ve devrini yılda beş kez tamamlasın. Bu durumda toplam sermaye 100.000 sterlin olur. Devredilen sabit sermaye 8.000, devredilen döner sermaye beş defa 20.000; yani 100.000 sterlindir. Öyleyse, bir yılda devredilen sermaye 108.000 sterlin, yani yatırılan sermayeden 8.000 sterlin fazladır. Sermayenin 1 + 2/25'i devredilmiştir.
      4) İşte bunun için, yatırılan sermayenin değerinin devir zamanı, fiili yeniden-üretim zamanından ya da kendisini oluşturan kısımların fiili devir zamanlarından farklıdır. Diyelim, 4.000 sterlinlik bir sermaye yılda beş kez devretmiş olsun. Devredilen sermaye, böylece beş kez 4.000, yani 20.000 sterlin olur. Ama her devir sonunda yeniden yatırılmak üzere dönen miktar 4.000 sterlinlik ilk yapılan sermayedir. Büyüklüğü, yeni baştan sermaye işlevini yerine getirdiği süredeki devir sayısı ile değişmemiştir. (Artı-değerden ayrı olarak.)
      Öyleyse, 3 nolu örnekte, bir yılın sonunda, kapitalistin eline döndüğü varsayılan miktarlar şunlardır: (a) sermayenin döner kısımlarına tekrar yatırdığı 20.000 sterlin tutan bir değerler toplamı ile (b) yatırılmış bulunan sabit sermaye değerden, aşınma ve yıpranmayla serbest kalmış bulunan 8.000 sterlin tutarında bir miktar; aynı anda bu aynı sabit sermaye, üretim sürecinde kalır, ama 80.000 sterlin yerine 72.000 sterline inmiş bir değer olarak. İşte bunun için, yatırılmış bulunan sabit sermaye ömrünü tamamlayıp, ürün ve değer yaratıcısı işlevi son bulup yerine konması gereği duyulana kadar, üretim sürecinin daha dokuz yıl devam etmesi gerekecektir. Yatırılan sermaye-değer öyleyse bir devirler çevriminden geçmek zorundadır; örneğimizde, on yıllık bir devirler çevriminin tamamlanması gerekir ve bu çevrim, kullanılan sabit sermayenin ömrü, yani yeniden-üretim ya da devir zamanı ile belirlenir.(sayfa 197)

      KULLANILAN sabit sermayenin değer büyüklüğü ile dayanıklılığı, kapitalist üretim biçiminin gelişmesiyle birlikte geliştiğine göre, sanayi ile sanayi sermayesinin ömrü her belirli yatırım alanında, birçok yılı, diyelim ortalama on yılı kapsayacak şekilde uzar. Sabit sermayenin gelişmesi, bir yandan bu ömrü uzattığı halde, öte yandan da, bu ömür, kapitalist üretim tarzının gelişmesiyle aynı şekilde devamlı olarak hız kazanan üretim araçlarındaki sürekli devrimler ile kısalır. Bu, üretim araçlarında bir değişiklik ve bunlar fiziki olarak tükenmeden çok önce manevi değer kaybı nedeniyle, sürekli yenilenmeleri zorunluluğunu getirir. Modern sanayiin temel dallarında bu yaşam çevriminin ortalama on yıl olduğu varsayılabilir. Ne var ki, biz, burada, kesin rakamlar ile ilgili değiliz. Şu kadarı açıktır: bu süre içerisinde sermayenin sabit kısmı tarafından hareketsiz tutulduğu birkaç yılı kapsayan birbiriyle bağıntılı devirler çevrimi, devresel bunalımlara maddi bir temel sağlar. Bu çevrim sırasında, işler, birbirini izleyen durgunluk, orta derecede faaliyet, hızlanma ve bunalım dönemlerinden geçer. Sermayenin yatırılmış olduğu dönemlerin birbirlerinden çok farklı olduğu ve zaman bakımından çakışmaktan çok uzak bulundukları doğrudur. Ama bir bunalım, daima geniş yeni yatırımların çıkış noktasını oluşturur. Bu nedenle, bir bütün olarak toplumun bakış açısından, bir sonraki devir çevrimine azçok yeni bir maddi temeli sağlarlar.[
22a]
      5) Devirlerin hesaplanması konusunda bir Amerikalı iktisatçı şöyle diyor: "Bazı işkollarında, yatırılan bütün sermaye, bir yıl içerisinde birkaç kez devreder ya da dolaşır. Diğerlerinde, bir kısmı bir yılda birden daha fazla, öteki kısmı daha az devir yapar. Kapitalistin, bütün sermayesi elinden geçerken ya da bir devir yaparken tamamladığı ortalama süreye göre kârlarını hesaplaması gerekir. Örneğin, belli bir işkolunda iş yapan bir kimsenin sermayesinin yarısını binalara ve makinelere yatırdığını kabul edelim; böylece bu kısım ancak on yılda bir kez devreder; sermayesinin dörtte-biri, avadanlığının vb. maliyeti, iki yılda bir devir yapsa, geriye kalan ve ücretlerin ödenmesiyle malzeme satın alınmasında kullanılan geriye kalan dörtte-bir de bir yılda iki devir yapmış olsa. Ve diyelim tüm sermayesi 50.000 (sayfa 198) sterlin olsa, bu durumda yıllık harcaması:

25.000 : 10

=

2.500 $

12.500 : 2

=

6.250 $

12.500 x 2

=

25.000 $

 

33.750 $


      ... ve sermayesinin devrettiği ortalama süre aşağı yukarı onaltı ay olacaktır.[10*] ... Bir başka durumu alalım, ... tüm sermayesinin diyelim dörtte-biri on yılda, dörtte-biri bir yılda, yarısı yılda iki kez dolaşımda bulunsa. Bu durumda yıllık harcaması:

12.500 : 10

=

1.250 $

12.500

=

12.500 $

25.000 x 2

=

50.000 $

Bir yılda devreden

63.750 $


      olacaktır." (Scrope, Pol. Econ., edit. Alonzo Potter, New York, 1841, s. 142, 143.)[11*]
      6) Sermayenin çeşitli kısımlarının devrindeki gerçek ve görünürdeki farklılıklar.
      Aynı Scrope aynı pasaj da şöyle diyor: "Bir fabrikatörün, çiftçinin ya da tüccarın, emekçi ücretlerinin ödenmesi için yatırdığı sermaye, senet ya da satışlarının haftalık ödentileriyle (eğer adamlarına haftalık ödeme yapılıyorsa), belki de haftada bir kez en hızlı biçimde devreder. Malzeme ile elindeki stoklara yatırdığı sermaye, eşit kredilere göre satın aldığı ve sattığı varsayılarak, birini satın aldığı ve diğerini sattığı süreler arasındaki tüketilen zamana bağlı olarak bir yılda belki iki, belki de dört kez dönerek, daha yavaş dolaşımda bulunur." Gereçlerine ve makinelerine yatırdığı sermaye, bir dizi işlemler sonucu eskiyen pek çok avadanlık olmasına karşın, ortalama olarak belki de ancak beş ya da on yılda bir kez dönerek, yani tüketilip ve yenilenerek, çok daha yavaş dolaşır. Fabrika, işyerleri, depo, ambar gibi binalara, yollara, sulama vb. işlevine yatırılan sermaye, neredeyse hiç dolaşmıyormuş gibi görünür. Ama gerçekte bu şeyler, tıpkı diğer saydıklarımız kadar, üretime katkıda (sayfa 199) bulunarak tamamıyla tüketilir ve üreticinin faaliyetlerine devam edebilmesi için yeniden-üretilmeleri gereklidir; ancak şu farkla ki, bunlar, ötekilerden daha yavaş bir tempoda tüketilir ve yeniden-üretilir ... ve bunlara yatırılan sermaye belki her yirmi ya da elli yılda devreder." [s.141-142.]
      Scrope,burada, tek tek kapitalist için ödeme süreleri ve kredi koşullarının ortaya çıkardığı döner sermayenin belli kısımlarının akışındaki fark ile, sermayenin niteliğinden ileri gelen devirlerdeki farkı birbirine karıştırmaktadır. Ücretlerin, karşılığı ödenen satışlar ya da senetlerle sağlanan haftalık gelirlerden, haftalık olarak ödenmesi gerektiğini söylemektedir. Burada her şeyden önce, ödeme vadesinin uzunluğuna, yani ücretler ister haftalık, isterse aylık, üç aylık, altı aylık, vb. ödensin, emekçinin kapitaliste vermek zorunda bulunduğu kredinin süresine bağlı olarak ücretlerin kendisiyle ilişkili olarak bazı farklılıkların ortaya çıktığı gözden ırak bulundurulmamalıdır. Bu durumda, daha önce açıklanan yasa, şu biçimde geçerli olmaktadır: "bütün dönemsel ödemeler için gerekli ödeme aracı miktarı" (dolayısıyla, bir seferde yatırılması gerekli olacak para-sermaye miktarı) "bu dönemlerin uzunluğu ile ters[12*] orantılıdır." (Buch I, Kap. III, 3b, Seite 124.)
      İkinci olarak, üretim sürecinde, haftalık ürüne tümüyle giren haftalık emeğin kattığı yalnızca yeni değer değildir, ayrıca haftalık ürünün tükettiği ham ve yardımcı maddelerin değeri de ürüne katılmıştır. Bu değer, kendisini içeren ürünle birlikte dolaşır. Ürünün satışı yoluyla para biçimini alır ve tekrar aynı üretim öğelerine dönüşmek zorundadır. Bu, ham ve yardımcı maddeler için olduğu kadar, emek-gücü için de geçerlidir. Ne varki, daha önce de gördüğümüz gibi (Bölüm. VI, II, 1) üretimin sürekliliği, farklı sanayi kolları için farklı üretim araçları ikmalini gerektirdiği gibi, bir ve aynı işkolu için, örneğin kömür ve pamuk gibi, döner sermayenin bu öğesinin farklı kısımları için, gene farklı üretim araçları ikmalini gerektirir. Dolayısıyla, bu malzemelerin sürekli aynî olarak yerine konulması gerekmekle birlikte, daima yeniden satın alınmaları zorunluluğu yoktur. Bunların ne sürelerde satın alınacağı, mevcut stokun hacmi ile (sayfa 200) bunların tüketilmeleri için geçecek zamana bağlıdır. Emek-gücü konusunda ise böyle bir ikmal bulundurulmasına gereklilik yoktur.
      Sermayenin emek-gücüne yatırılan kısmının tekrar paraya çevrilmesi, ham ve yardımcı maddelere yatırılan kısım ile elele gider. Ama, paranın bir yandan emek-gücüne, öte yandan hammaddeye çevrilmesi, bu iki öğenin satın alınma ve ödeme koşullarındaki özellik nedeniyle, yani birinin uzun süreler için üretken ikmal olarak, diğerinin, emek-gücünün, daha kısa dönemler, diyelim bir haftalığına satın alınması nedeniyle ayrı ayrı cereyan eder. Öte yandan, kapitalist, üretim için gerekli maddelerin yanısıra bir de son biçimini almış meta stoku bulundurmak zorundadır. Satış güçlüklerini bir yana bırakalım. Belli bir miktar mal, diyelim sipariş üzerine üretilmek durumundadır. Bunların son bölümü hâlâ üretilirken, son biçimini almış bulunan ürünler sipariş tamamlanana kadar depolarda bekler. Döner sermayenin devrindeki diğer farklılıklar, ayrı öğelerinin diğerlerinden daha uzun süre üretim sürecinin bazı hazırlık aşamalarında (kerestenin kurutulmaya bırakılması, vb.) kalmak zorunda olmasından ileri gelir.
      Scrope'un burada işaret ettiği kredi sistemi, ticari sermaye ile birlikte, bireysel kapitalistler için devri değiştirir. Toplumsal ölçekte bu, ancak, yalnız üretimi değil, tüketimi de hızlandırmadığı ölçüde devri değiştirir. (sayfa 201)






Dipnotlar



[1*] Karl Marx, Theorien über den Mehrwert (Vierter Band des Kapitals), 3 Teil, Berlin 1962, s, 323-25. -Ed.
[2*] Kapital. Birinci Cilt, s. 197-198. -Ed.
[3*] Aynı yapıt, 197. -Ed.
[4*] Kapital, Birinci Cilt, Altıncı Bölüm, s. 182-192. -Ed.
[5*] R. P. Williams'ın bildirisi, Money Market Review'nun 2 Aralık 1867 tarihli sayısında yayınlanmıştır. -Ed.
[6*] Almanca ve Fransızca baskılarda "1850'lerde". -ç.
[7*] Kapital, Birinci Cilt, s. 438. not 108. -Ed.
[8*] Şahsen. -ç.
[9*] Kapitalist kredi sistemi, Kapital'in üçüncü cildinin dördüncü ve beşinci kısımlarında ele alınmıştır. -Ed.
[10*] Elyazmasında Marx, sermayenin devir süresini hesaplamaktaki böyle bir yöntemin yanlışlığına işaret ediyor. Yukardaki alıntıda verilen (16 aylık) ortalama devir süresi, 50.000 sterlinlik toplam sermaye üzerinden yüzde 7,5'luk bir kâr alınmasına göre hesaplanmıştır. Kâr düşüldüğünde, sermayenin devri 18 aya eşittir. -Ed.
[11*] Sözü edilen kitap. A. Potter'in Political Economy, Its Objects, Uses, and Principles, New York 1840, adlı kitabıdır. Yazarın "İlanına" göre, kitabın ikinci kısmı, büyük ölçüde, G. J. P. Scrope'nın, The Principles of Political Economy, London 1833 adlı yapıtının (A. Potter'in yaptığı birçok değişikliklerle) yeniden basımıdır. -Ed.
[12*] Bunun bir yazış hatası olduğu bellidir; burada ters değil doğru bir orantı vardır. -Ed.

[20] Neyin sabit, neyin döner sermaye olduğunu saptamanın güçlüğü nedeniyle Herr Lorenz Stein bu ayrımın yalnızca konunun incelenmesinin kolaylaştırılması amacıyla yapıldığını sanıyor.
[21] Elyazması IV'ün sonu, II'nin başlangıcı. -F.E.
[22] R C. işaretli alıntılar, Demiryolları Kraliyet Komisyonundandır. Komisyon üyeleri önünde alınmış Delil Tutanakları, 1867 yılında, Londra'da, hem Avam Kamarasına ve hem de Lordlar Kamarasına sunulmuştur. Sorular ile yanıtlar numaralanmış ve bu numaralar burada gösterilmiştir.
[22a] "Kentsel üretim günlük bir çevrime, kırsal üretim ise tersine yıllık bir çevrime bağlıdır." (Adam G. Müller. Die Elemente der Staatskunst, Berlin 1809, III, s. 178,) Bu, romantik okulun benimsediği safça bir sanayi ve tarım anlayışıdır.



Sayfa başına gidiş