Karl Marks
Ekonomi Politiğin
Eleştirisine Katkı


[Türkçe çevirisi, Zur Kritik der politischen Ökonomie (1859) adlı yapıtını Sevim Belli Fransızcasından (Contribution à la critique de l'économie politique, Editions Sociales, Paris 1957) dilimize çevirdi ve kitap Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı adı ile Sol Yayınları tarafından Temmuz 1979 (Birinci Baskı: Mayıs 1970; İkinci Baskı: Kasım 1974; Üçüncü Baskı: Eylül 1976) yayınlanmıştır.]

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir. erisyay@kurtuluscephesi.org

Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında: Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı (1.813 KB)





BİRİNCİ KİTAP
SERMAYE ÜZERİNE





BİRİNCİ KISIM
GENEL OLARAK SERMAYE
 
BİRİNCİ BÖLÜM
M E T A



      İLK bakışta, burjuva serveti, muazzam bir metalar birikimi gibi ve meta da, tek başına ele alındığında, bu servetin basit bir biçimi gibi görünür. Ama her meta kullanım-değeri ve değişim-değeri olmak üzere, iki yönüyle görünür.1
      Meta, İngiliz iktisatçılarının dediği gibi, her şeyden [sayfa 45] önce, “yaşam için gerekli, yararlı ya da hoş herhangi bir şeydir”, insan gereksinmelerinin konusu, sözcüğün en geniş anlamıyla, bir geçim aracıdır. Metaın kullanım-değeri olarak bu varlığı, onun elle tutulur fizik varlığı biçimiyle uyuşur. Örneğin buğdayın kullanım-değeri, pamuğun, camın, kâğıdın vb. kullanım-değerlerinden farklıdır. Kullanım-değeri, ancak kullanım bakımından değere sahiptir ve ancak tüketim süreci içinde gerçekleşir. Aynı kullanım-değeri, farklı biçimlerde kullanılabilir. Bununla birlikte, belirli özellikleri olan bir şey olarak onun varlık tarzı, kullanım olanaklarının toplamını kucaklar. Üstelik, kullanım-değeri, yalnızca nitel bakımdan değil, nicel bakımdan da belirlenmiştir. Doğal özelliklerine göre, farklı kullanım-değerleri, farklı olarak ölçülür: örneğin, bir kile buğday, bir top kâğıt, bir metre bez, vb..
      Servetin toplumsal biçimi ne olursa olsun, kullanım-değeri, onun her zaman içeriğini teşkil eder, ve bu içerik, her şeyden önce, toplumsal biçime karşı ilgisizdir. Buğdayın tadı, onu Rus serfinin, Fransız küçük köylüsünün ya da İngiliz kapitalistinin yetiştirmiş olmasından anlaşılmaz. Toplumsal gereksinmelerin konusu, bu bakımdan da toplumsal bütüne bağlı olmakla birlikte, kullanım-değeri, üretimin toplumsal ilişkilerini ifade etmez. Örneğin kullanım-değerini ifade eden meta olarak bir elması ele alalım. Elmasa bakmakla onun bir meta olduğu anlaşılmaz. Yosmanın boynunda ya da camcının elinde estetik ya da teknik gereksinmeleri karşılamak üzere kullanım-değeri olarak kullanıldığında, o elmastır, meta değildir, öyle görünüyor ki, metaın kullanım-değeri olması zorunlu bir koşuldur; ama kullanım-değerinin meta olması gerekli değildir. Kullanım-değeri herhangi bir kesin iktisadî belirleme ile ilgisiz bulunduğu zaman, yani kullanım-değeri ancak kullanım-değeri olarak ele alındığı zaman, ekonomi politik alanına girmez.2 Kullanım-değeri, [sayfa 46] ancak kendisi kesin bir iktisadî belirleme teşkil ettiği zamandır ki, ekonomi politik alanına girer. O zaman kullanım-değeri, belirli bir iktisadî ilişkinin, değişim-değerinin doğrudan doğruya ortaya çıktığı bir maddî temel oluşturur.
      Değişim-değeri, ilkönce bir nicel ilişki olarak görünür, ve kullanım-değerleri, bu ilişkiye göre birbiriyle değişilir. Böyle bir ilişkide, kullanım-değerleri aynı değişim hacimlerini temsil ederler. Böylece Properce’in bir kitabı ile 8 ons enfiye, enfiye ile mersiyenin kullanım-değerleri arasındaki uygunsuzluğa karşın aynı değişim-değerini temsil edebilirler. Değişim-değeri olarak bir kullanım-değerinin değeri, gereken nispetlere uyulduğu sürece, bir başka kullanım-değerininkine eşittir. Bir sarayın değişim-değeri, belirli bir sayıda boya kutusu ile ifade edilebilir. Ve bunun tersine, Londralı boya imalâtçıları, binlerce boya kutularının değişim-değerini, saray olarak ifade etmişlerdir. Demek ki, doğal varlık biçimlerine bakmaksızın ve kullanım-değeri oldukları özel gereksinmenin niteliği ile ilgisiz olarak, belirli miktarlar halinde ele alınan metalar, değişimde, kendi aralarında denge kurarlar, birbirlerinin yerlerini alırlar, birbirinin eşdeğeri sayılırlar ve böylelikle görünüşlerindeki uyumsuzluğa karşın, ay m birimi temsil ederler.
      Kullanım-değerleri, doğrudan doğruya geçim araçlarıdırlar. Ama öte yandan, bu geçim araçlarının kendileri toplumsal yaşamın ürünleri, insanın yaşam gücünün sarfedilmesinin sonucu, maddeleşmiş emektirler. Toplumsal emeğin maddileşmesi olarak bütün metalar, aynı birimin billurlaşmasıdır. Değişim-değerinde beliren bu birimin belirli karakterini, yani emeği, şimdi, incelemeliyiz.
      Diyelim ki, bir ons altın, bir ton demir, bir quarter buğday ve 20 metre ipek, eşit büyüklükte değişim-değerini [sayfa 47] temsil etsinler. Kullanım-değerlerinin nitel farklarının silinmiş bulunduğu eşdeğerler olarak bu ürünler, aynı emeğin eşit hacimlerini temsil ederler. Bu değişik ürünler içinde eşit miktarlar halinde maddileşen emeğin kendisinin de, tek biçimde birbirinden farksız, basit, altında ya da demirde, buğdayda ya da ipekte belirmesi, oksijenin demir pasında, atmosferde, üzüm suyunda ya da insan kanında bulunması kadar fark gözetmeyen bir belirme olmalıdır. Ama altını topraktan çıkarmak, demiri maden filizinden elde etmek, buğday ekip biçmek ve ipek kumaş dokumak, nitel bakımdan birbirinden ayrı olan çalışma türleridir. Nitekim kullanım-değerlerinin nesnel farkları, üretim sürecinde, kullanım-değerlerini doğuran eylem farkları biçiminde belirmektedir. Kullanım-değerlerinin özel maddesinden ilgisiz olarak, değişim-değeri yaratıcısı emek, emeğin kendisinin özel biçimi karşısında da ilgisizdir. Üstelik çeşitli kullanım-değerleri, değişik bireylerin eylemlerinin ürünleri, bu bakımdan da bireysel özellikleri ile birbirinden ayrılan çalışmaların sonucudurlar. Ama değişim-değeri olarak, bunlar, birbirinden farklı olmayan eşit emekleri, yani içinde emekçilerin bireyselliklerinin silindiği emeği temsil ederler. Demek ki, değişim-değeri yaratıcısı emek, genel soyut emektir.
      Eğer 1 ons altın, 1 ton demir, 1 quarter buğday ve 20 metre ipekli, eşit büyüklükte değişim-değerleri ya da eşdeğerler iseler, 1 ons altın, ½ ton demir, 3 quarter buğday ve 5 metre ipekli birbirinden tamamen değişik olan değişim-değerleridirler, ve bu metaların değişim-değeri olarak ifade edebilecekleri biricik fark, işte bu nitel farktır. Değişik büyüklükte değişim-değerleri olarak bu metalar, değişim-değerinin özünü teşkil eden o basit, tek biçimli, genel soyut emeğin az ya da çok miktarlarını temsil ederler. Sorun şudur: bu miktarlar nasıl ölçülecektir? Sorunu daha doğrusu şöyle koyabiliriz: değişim-değerleri olarak metaların hacimleri arasındaki fark, bu metalarda maddileşen emek hacmindeki [sayfa 48] fark olduğuna göre, bu emeğin kendisinin nicel varlık tarzı nasıldır. Tıpkı hareketin nicel varlık tarzı, zaman olduğu gibi, aynı biçimde, emeğin de nicel varlık tarzı, emek-zamanıdır. Emeğin niteliğinin belirli olduğunu varsayarsak, bir emek ötekinden ancak süresiyle ayırdedilebilir. Emek-zamanının ölçüsü, saat, gün, hafta vb. gibi normal zaman ölçüleri olacaktır. Emek-zamanı, emeğin canlı varlığıdır, emeğin biçimi, içeriği, bireyselliği önemli değildir; onun nicel biçimde canlı varlık tarzıdır, ve aynı zamanda onun kendinden olan ölçüsüdür. Metaların kullanım-değerlerinde maddileşen emek-zamanı, onları, değişim-değerleri ve dolayısıyla meta yapan öz olduğu gibi, onların değerlerini tam olarak ölçmeye yarayan ölçüdür de. Aynı emek-zamanının maddileştiği değişik kullanım-değerlerinin birbiriyle karşılaşan miktarları, eşdeğerdirler, ya da bütün kullanım-değerleri, harekete geçirilen, maddileştirilen aynı emek-zamanını içerdikleri ölçüde eşdeğerdirler. Değişim-değerleri olarak, bütün metalar donmuş emek-zamanının belirli ölçülerinden başka bir şey değildir.
      Değişim-değerinin emek-zamanı tarafından nasıl belirlendiğini iyice anlayabilmek için, şu temel fikirleri gözden uzak tutmamak gerekir: .emeğin basit emeğe, başka bir deyişle kaliteden arınmış emeğe indirgenmesi; değişim-değeri yaratan ve böylelikle metalar üreten emeğin toplumsal emek olmasında özel tarz; ve ensonu, kullanım-değeri olarak gerçekleşen emek ile değişim-değerleri olarak gerçekleşen emek arasındaki ayrım.
      Metaların değişim-değerlerini, içerdikleri emek-zamanına göre ölçebilmek için, ayrı ayrı emeklerin kendilerinin, değişik olmayan, tek biçim, basit bir emeğe, kısaca nitelik bakımından aynı olan ve ancak nicelik bakımından farklı olan bir emeğe indirgenmeleri gerekir.
      Bu indirgeme, bir soyutlama gibi görünür, ama bu, toplumsal üretim süreci içinde her gün gerçekleşen bir soyutlamadır. [sayfa 49] Bütün metaların emek-zamanına göre çözülmesi, bütün organik cisimlerin gaz halinde çözülmesinden daha büyük ya da daha az gerçek bir soyutlama değildir. Gerçekten, bu şekilde zamanla ölçülen emek, ayrı ayrı bireylerin emeği olarak görünmez, tersine, çalışan ayrı ayrı bireyler, emeğin basit organları olarak görünürler. Başka bir deyişle, değişim-değerlerinde belirdiği biçimiyle emek, genel insan emeği olarak nitelendirilebilir. Genel insan emeğinin bu soyutlaması, belirli tor toplumun her ortalama bireyinin yapabileceği ortalama emekte mevcuttur, bu, insan adalesinin, sinirinin, beyninin, vb. belirli bir üretici harcamasıdır. Bu, her ortalama bireyin yapmaya alışabileceği, ve şu ya da bu biçimde yapılması gereken basit emektir.3 Ortalama emeğin niteliği, ülkeye ve uygarlık dönemlerine göre değişir: ama bu, mevcut her toplumda veri olarak belirir. Herhangi bir istatistiğe başvurarak anlaşılabileceği gibi, bu basit emek, burjuva toplumun tüm emeğinin en önemli kısmını teşkil eder.,.. A altı saat süreyle demir ve altı saat süreyle de kumaş üretsin, ve B de aynı biçimde altı saat süreyle demir, altı saat süreyle de kumaş üretsin, ya da A 12 saat süreyle demir, B de 12 saat süreyle kumaş üretsin, bu, besbelli ki, aynı emek-zamanının değişik biçimde kullanılmasından başka bir şey ifade etmez. Ama bileşik emek, daha büyük yoğunluğu olan, daha yüksek özgül ağırlığı bulunan emek olarak ortalama düzeyin üstüne çıkan bileşik emek ne olacaktır? Bu cins emek, bir basit emek toplamı olarak, daha yüksek kuvvette basit emek olarak çözümlenir, örneğin bir bileşik emek gününün, üç basit emek gününe eşit olması gibi. Bileşik emeğin basit emeğe indirgenmesini düzenleyen yasaları inceleme zamanı daha gelmemiştir. Ama bu indirgemenin yeraldığı besbellidir: çünkü, en bileşik emeğin ürünü, değişim-değeri olarak belli oranlar içinde ortalama basit emeğin ürününün eşdeğeridir; bu [sayfa 50] bakımdan, bu basit emeğin belirli bir miktarı ile denklem haline konulabilir.
      Değişim-değerinin emek süresine göre belirlenmesi, ayrıca, belirli bir metada, örneğin bir ton demirde, eşit miktarda emeğin maddileşmiş halde bulunduğunu varsayar ki, buradaki emeğin, A’nın ya da B’nin emeği olup olmaması, bir önem taşımaz, ya da ayrı ayrı bireylerin nitelik ve nicelik bakımından belirli aynı kullanım-değerini üretmek için eşit bir zaman kullandıklarını varsayar. Başka bir deyişle, bir meta içinde bulunan emek-zamanının o metaın üretimi için gerekli emek-zamanı olduğu, yani belirli üretimin genel koşulları içinde aynı metadan yeni bir adet daha üretmek için gerekli emek-zamanı olduğu varsayılmaktadır.
      Değişim-değerinin tahlilinden elde edilen sonuca uygun olarak, değişim-değeri yaratan emeğin koşulları, emeğin toplumsal belirlemeleri ya da toplumsal emeğin belirlemeleridirler, ama basit anlamıyla toplumsal değil, özel bir tarzda toplumsal. Bu, toplumsal ilişkilerin özgül bir biçimidir. İlkönce birbirinden ayırdedilemeyen emeğin basitliği, ayrı ayrı bireylerin emekleri arasında bir eşitlik bulunduğu anlamını taşır, bu bireylerin emeklerinin, sanki birbirinin tıpatıp aynı olan emekler sözkonusuymuş gibi bütün bu emeklerin, aynı cinsten emeğe indirgenerek kıyaslanabileceği anlamını taşır. Her bireyin emeği, değişim-değerleri olarak belirdiği ölçüde, bu eşitlik, toplumsal nitelik taşır ve bütün öteki bireylerin emeği ile kıyaslandığında, eşit emek sayıldığına göre, ancak değişim-değerinde belirir.
      Üstelik, değişim-değerinde, tecrit edilmiş bireyin emek-zamanı, doğrudan doğruya genel emek-zamanı olarak görünür, ve bireysel emeğin bu genel niteliği, bireysel emeğin toplumsal niteliği olarak görünür. Değişim-de-ğerinde temsil olunan emek-zamanı, bireyin emek-zamanıdır, ama bu bireyle ötekiler arasında herhangi bir ayrım yapmadan, eşit bir emek kullandıkları sürece, bu bakımdan da, belirli bir [sayfa 51] metaı üretmek için birinden istenen emek-zamanı, aynı metayı üretmek için bütün öteki bireylerin kullanacakları gerekli emek-zamanı olduğu ölçüde, bütün bireylerin emek-zamanıdır. Bu, bireyin çalışma süresidir. Onun emek-zamanıdır, ama ancak herkes için ortak olan emek-zamanı olarak: onun için, bunun hangi bireyin emek-zamanı olduğunu bilip bilmemek bir önem taşımaz. Genel bir üründe, genel emek-zamanı olarak bir genel eşdeğer, maddileşmiş belirli bir emek-zamanı miktarı gerçekleşir ki, bu, bir bireyin ürünü olarak doğrudan doğruya göründüğü kullanım-değerinin belirli biçimine bakmaksızın, istendiği takdirde herhangi bir başka bireyin ürünü olarak belirdiği herhangi bir başka kullanım-değeri biçimine sokulabilir. Bu genel bir hacim olduğu ölçüde, toplumsal bir hacimdir. Bireyin emeğinin sonucunun bir değişim-değeri olabilmesi için, bir genel eşdeğer ile sonuçlanması gerekir: bireyin emek-zamanının, genel emek-zamanını temsil etmesi, ya da genel emek-zamanının bireyin emek-zamanını temsil etmesi gerekir. Her şey, sanki ayrı ayrı bireylerin emek-zamanlarını ortaklaşa ortaya koymuşlar gibi ve kolektif olarak tasarruflarında bulundurdukları değişik miktarlardaki emek-zamanlarına değişik kullanım-değerleri biçimi vermişler gibi cereyan etmektedir. Böylece tecrit edilmiş olan bireyin emek-zamanı, gerçekte toplumun belirli bir kullanım-değeri üretmek için, yani belirli bir gereksinmeyi gidermek için gereksinme duyduğu emek-zamanıdır. Ama burada sözkonusu olan, ancak emeğin toplumsal bir nitelik edindiği özgül biçimdir. Örneğin bir iplikçinin belirli emek-zamanı 100 libre keten ipliği olarak maddileşmektedir. Dokumacının ürettiği 100 metre kumaşın, aynı emek-zamanı miktarını temsil ettiğini varsayalım. Bu iki ürün, eşit miktarda genel emek-zamanını temsil ettikleri ölçüde ve her ikisinin de eşit miktarda emek-zamanı içeren bütün kullanım-değerlerinin eşdeğerleri olmaları sonucunda, bunlar, birbirinin eşdeğeridirler. Ancak iplikçinin emek-zamanı, ve [sayfa 51] dokumacının emek-zamanı, genel emek-zamanı olarak sunuldukları içindir ki ve, bunun sonucu olarak, ürünleri, genel eşdeğerler biçiminde belirdikleri içindir ki, burada, dokumacının iplikçi için harcadığı emek ve iplikçinin de dokumacı için harcadığı emek, ötekinin emeği için harcadığı emek durumuna gelmekte, yani hem birincisi, hem ikincisi için, emeklerinin toplumsal varlığı haline gelmektedir. Ataerkil köy sanayiinde, iplikçi ile dokumacı, aynı çatı altında oturdukları zaman ya da diyelim ki ailenin kendi gereksinmeleri için, ailede kadınlar iplik büktüğü, erkekler de dokumacılık yaptığı zaman, iplik ve kumaş, toplumsal ürünlerdi, iplik bükmek ve kumaş dokumak da aile çerçevesini aşmayan toplumsal işlerdi. Ama bunların toplumsal niteliği, genel eşdeğer olarak ipliğin, genel eşdeğer olarak kumaşla değişilmesinden, ya da her ikisinin aynı genel emek-zamanının herhangi bir eşdeğer ifadesi olarak birbiriyle değişilebilmesinden ileri gelmemekteydi. Olan şey, ilkel işbölümü ile aile çerçevesinin emek ürününe kendi özel toplumsal damgasını vurmasıydı. Ya da ortaçağın angaryalarını ve aynî yükümlülüklerini ele alalım. Bunlar, bireylerin, aynî olarak yükümlülüklerini karşıladıkları belirli emeklerdir; burada toplumsal bağı teşkil eden, emeğin genelliği değil, özelliğidir. Ve ensonu bütün uygar halkların tarihlerinin eşiğinde bulduğumuz gibi, kökendeki biçimiyle, kolektif emeği ele alalım.4 Burada, emeğin toplumsal niteliği, besbelli ki, bireyin emeğinin genelliğinin soyut biçimine bürünmesinden ötürü, ya da ürününün bir genel eşdeğer biçimine bürünmesinden [sayfa 53] ötürü değildir. Burada, üretimin üzerine kurulu bulunduğu komünal düzendir ki, bireyin harcadığı emeğin özel emek olmasına ve onun ürününün özel bir ürün olmasına engel olur ve bireysel emeği, tam tersine, toplumsal organizmanın bir üyesinin doğrudan doğruya işlevi haline getirir. Değişim-değerinde görünen emek, varsayım olarak, tecrit edilmiş bireyin emeğidir. Bu emek, doğrudan doğruya kendi karşıtının biçimini, soyut genelliği biçimini almakla, toplumsal emek olur. Ve ensonu değişim-değerini yaratan emeği nitelendiren bir başka şey de, burada, kişiler arasındaki toplumsal ilişkilerin, söz uygun düşerse, tersine görünmesi, nesneler arasında bir toplumsal ilişki gibi görünmesidir. Ancak bir kullanım-değeri, bir başka kullanım-değeri ile değişim-değeri bakımından kıyaslandığı zamandır ki, ayrı ayrı kişilerin emeği, eşit ve genel emek bakımından kıyaslanmış olur. Demek ki, değişim-değeri, kişiler arasında bir ilişkidir demek doğrudur5 ama, bu ilişkinin, nesnelerin örtüsü içinde gizlenen bir ilişki olduğunu da eklememiz gerekir. Nasıl ki, fizikî ve kimyevî özelliklerindeki farklara karşın, bir libre zehir ile bir libre altın aynı kitleyi temsil ederlerse, aynı şekilde, aynı emek-zamanını içeren iki metaın kullanım-değerleri, aynı değişim-değerini temsil eder. Böylece değişim-değeri, toplumsal, bakımdan belirlenmiş kullanım-değerlerinin doğal bir biçimi olarak, nesne sıfatıyla kendilerine intikal eden ve bu yüzden, değişim sürecinde, tıpkı basit kimyevî cisimlerin bazı nicel ilişkiler içinde bileşmeleri ve eşdeğerler teşkil etmeleri gibi, belirli nicel ilişkiler içinde birbirlerinin yerlerini aldıkları belirli biçimler olarak çıkarlar. Çalışan kişiler arasındaki ilişkiye, nesneler arasında ve bu nesnelerle kişiler arasında kurulan bir ilişki görüntüsü vererek, bir üretim ilişkisinin bir nesne biçimine bürünmesini, bize, olağan ve [sayfa 54] kendiliğinden olma bir şey saymamızı sağlayan, ancak günlük yaşamın alışkanlıklarıdır. Bu aldanma, metalarda, daha da basit bir durum alır. Herkes, değişim-değerleri olarak metalar arasındaki ilişkinin, daha çok kişiler arasında ve onların karşılıklı üretici faaliyetleri arasında bir ilişki olduğunu azçok sezer. Bu basit görünüş, yüksek bir düzeydeki üretim ilişkilerinde göze görünmez olur. Para sisteminin bütün yanıltmaları, belirli özellikleri olan doğal bir nesne biçiminde paranın,6* bir üretimin toplumsal ilişkisini temsil ettiğini gözden kaçırmamızdan ileri gelmektedir. Para sisteminin aldatmacalarına, dudaklarında alaylı bir gülümsemeyle bakan modern iktisatçılarda da, daha yüksek bir iktisadî kategoriyle, örneğin sermaye ile uğraştıkları anda, aynı yanılma yüze vurmaktadır. Bu yanılma, biraz önce ellerinde tuttuklarım sandıkları nesnenin, kendilerine birdenbire toplumsal ilişki olarak göründüğünü ve toplumsal ilişki diye sınıflandırdıkları şeyin de, kendileriyle alay edercesine, nesne biçiminde karşılarına çıkıverdiğini itiraf etmeleriyle sabittir.
      Değişim-değeri, gerçekte, bireylerin eşit ve genel emek sayılan emekleri arasındaki ilişkilerden, özgül olarak toplumsal olan bir emek biçiminin nesnel ifadesinden başka bir şey olmadığına göre, emeğin, değişim-değerinin, dolayısıyla, değişim-değerlerinden meydana geldiği sürece servetin biricik kaynağı olduğunu söylemek, bir totolojidir. Maddenin, doğal durumda emek içermediği için ve değişim-değerinin kendisi de doğal durumda madde içermediği için maddenin kendisinin değişim-değeri taşımadığını söylemek de bir totolojidir.7 Ama William Petty “emek, ‘servetin babası, [sayfa 55] toprak anasıdır” dediği zaman; Piskopos Berkeley, “dört öğenin ve işe karışan insan emeğinin servetin gerçek kaynağı olup olmadığını”8 sorduğu zaman; ya da sorunu daha popüler tarzda koyan Amerikalı Th. Cooper: “Bir somun ekmekten, malolduğu emeği, fırıncının emeğini, değirmencinin, çiftçinin vb. emeğini çıkarınız, geriye ne kalır? Hiç bir işe yaramayan birkaç ot tanesi.”9 dediği zaman, bütün bu görüşlerde sözkonusu olan değişim-değerinin kaynağı soyut emek değildir. Maddî servetin bir kaynağı olarak somut emek, kullanım-değeri üreten emektir. Metaın kullanım-değeri ele alındığında, onun özel yararı, içermiş olduğu emeğin belirli ve sistemli niteliği düşünülmektedir; ama meta bakımından, bu emeği, yarar sağlayan emek olarak düşünmemiz gerekmez. Kullanım-değeri olarak ekmekte bizi ilgilendiren şey, onun besleyici özellikleridir, çiftçinin, değirmencinin, fırıncının vb. emeği değil. Herhangi bir buluş, bu emeğin yirmide-ondokuzunu ortadan kaldırsaydı, ekmek somunu eskisi gibi yararlı olurdu. Somun pişmiş olarak gökten düşseydi, kullanım-değerinden ufacık bir şey yitirmezdi. Değişim-değeri yaratan emek, genel eşdeğerler olarak metaların eşitliği ortamında gerçekleşirken, sistemli üretici faaliyet olarak emek, yarattığı kullanım-değerlerinin sonsuz çeşitliliği ortamı içinde gerçekleşir. Değişim-değeri yaratan emeğin, genel soyut ve eşit bir emek olmasına karşılık, kullanım-değeri yaratan emek, biçimin ve maddenin gerektirdiği bir sürü emek cinslerine bölünen somut ve özel bir emektir.
      Kullanım-değerlerinin yaratıcısı olan emeğin, ürettiği servetin, yani maddî servetin biricik kaynağı olduğunu söylemek yanlıştır. Emek, maddeyi şu ya da bu ereğe uyarlayan faaliyettir, bu bakımdan zorunlu olarak maddeyi varsayar. [sayfa 56]
      Emek ile doğal madde arasındaki ilişki, değişik kullanım-değerlerine göre değişik biçimler alır, ama kullanım-değeri, her zaman bir maddî desteğe dayanır. Şu ya da bu biçimde doğadan ürünler edinmek açısından sistemli faaliyet olarak emek, insan varlığının doğal koşuludur, insanla doğa arasındaki –her türlü toplumsal biçimden bağımsız olarak– madde değişiminin koşuludur. Değişim-değeri yaratan emek, tam tersine, özgül olarak toplumsal nitelik taşıyan bir emek biçimidir. Özel üretici eylemin maddî belirlenmesi içinde, örneğin terzinin emeği, giysiyi üretir, ama giysinin değişim-değerini üretmez. O, bu değeri, terzi emeği niteliği ile değil, soyut genel emek niteliği ile yaratır; ve bu soyut genel emek de, kurulmasına terzinin iğnesinin hiç bir bakımdan katkıda bulunmadığı bir toplumsal bütünün parçasını teşkil eder. İşte böyledir ki, antikçağın ev sanayiinde kadınlar, giysinin değişim-değerini üretmeden, giysiyi üretiyorlardı. Maddî servetin kaynağı olarak emeği, yasa yapıcısı Musa, gümrük memuru Adam Smith’ten daha az tanıyor değildi.10
      Şimdi de değişim-değerinin emek-zamanına indir-genmesinden doğan daha açık bazı belirlemeleri ele alalım.
      Kullanım-değeri olarak meta, nedensel bir etki yapar. Örneğin buğday, besin görevini yerine getirir. Bir makine, belirli oranlarda, emeği tamamlar. Metaın bu etkisine, onu bir kullanım-değeri, bir tüketim maddesi yapan bu etkisine hizmet de, kullanım-değeri olarak yaptığı hizmet de diyebiliriz. Ama değişim-değeri olarak meta, hiç bir zaman sonuç sayılmaz. Artık burada sözkonusu olan, yerine getirdiği hizmet değildir, üretilirken o metaın kendisine yapılmış olan hizmettir.11 Nitekim, örneğin bir makinenin değişim-değerini [sayfa 57] belirleyen, onun yerini aldığı emek-zamanı miktarı değildir, tersine, onu imal etmek için harekete getirilen ve, bunun sonucu olarak da, aynı cinsten yeni bir makinenin imali için gerekli olan emek-zamanı miktarıdır.
      Demek ki, metaların üretimi için gerekli emek-zamanı sabit kalsaydı, o metaların değişim-değeri, değişmez olurdu. Ama üretimin kolaylığı ve zorluğu durmadan değişmektedir. Emeğin üretken gücü artınca, aynı kullanım-değeri, daha kısa bir zaman içinde üretilir. Emeğin üretken gücü azalırsa, aynı kullanım-değerinin üretimi, daha uzun bir zaman gerektirir. Demek ki, bir metaın içinde bulunan emek-zamanı hacmi, yani onun değişim-değeri, değişken bir değerdir: bu değer, emeğin üretken gücünün artması ya da azalması ile ters orantılı olarak artar ya da azalır. İmalât sanayiinin önceden belirlenmiş oranlar içinde kullanıldığı emeğin üretici gücünü, tarımda da, madencilikte de, önceden denetlenmesi mümkün olmayan doğal etkenler koşullandırır. Aynı emek, madenlerin yeryuvarlağının kabuğunda nispî azlığına ya da bolluğuna göre, bu çeşitli madenlerin daha çok ya da daha az istihraç edilmesini sağlayacaktır. Havalar uygun gittiği takdirde, aynı emek, iki kile buğday biçiminde maddileşebileceği gibi, havalar uygun gitmediği takdirde, tek bir kile buğday biçiminde maddileşecektir. Doğal koşullar biçimine bürünen kıtlık ya da bolluk, burada, sanki metaların değişim-değerini belirlemektedir, çünkü bu koşullar, kendilerine bağlı bulunan özel somut bir emeğin üretici gücünü belirlemektedir.
      Değişik kullanım-değerleri, eşit olmayan hacimler içinde, aynı emek-zamanını ya da aynı değişim-değerini taşımaktadırlar. Öteki kullanım-değerlerine oranla, bir metaın taşıdığı belirli bir emek-zamanı miktarı olarak bulundurduğu [sayfa 58] kullanım-değerinin hacmi ne kadar küçükse, o metaın özgül değişim-değeri, o ölçüde büyüktür. Birbirinden çok uzak ayrı ayrı uygarlık dönemlerinde, bazı kullanım-değerlerinin, kendi aralarında, tam olarak sayıca aynı oranda değilse bile, hiç değilse, örneğin altın, gümüş, bakır, demir ya da buğday, çavdar, arpa, yulaf arasında olduğu gibi değişmeyen bir genel değer silsilesi varsa, bu, yalnızca, toplumsal üretici güçlerin değişmesinde sağlanan ilerlemenin, bu ayrı ayrı metaların üretiminin gerektirdiği emek-zamanı üzerindeki etkilerinin eşit ya da hissedilir ölçüde eşit olduğunu tanıtlar.
      Bir metaın değişim-değeri, o metaın kendi öz kullanım-değerinde görünmez. Bununla birlikte, bir metaın kullanım-değeri, genel toplumsal emek-zamanının maddileşmesi olduğuna göre, bu metaın kullanım-değeri ile öteki metaların kullanım-değerleri arasında bazı ilişkiler vardır. Birinin değişim-değeri, ötekilerin kullanım-değerlerinde tezahür eder. Eşdeğerlik, gerçekte, bir metaın değişim-değerinin bir başka metaın kullanım-değerinde ifadesidir. Örneğin, bir metre kumaş iki libre kahve eder dendiği zaman, kumaşın değişim-değeri kahvenin kullanım-değerinde, bu kullanım-değerinin belirli bir miktarında ifade edilmektedir. Oran bir kere saptanıldı mı, her miktarda kumaşın değerini, kahve olarak ifade etmek mümkündür. Besbelli ki, bir metaın, örneğin kumaşın değişim-değeri, bir başka özel metaın, örneğin kahvenin, onun eşdeğerini teşkil ettiği oranda tam kapsayıcı bir ifadesini bulamamaktadır. Bir metre kumaşın temsil ettiği genel emek-zamanı miktarı, bütün öteki metaların kullanım-değerlerinin hacimlerinin sonsuz çeşitliliğinde aynı zamanda gerçekleşir. Herhangi bir diğer metaın aynı hacimde bir emek-zamanı temsil ettiği oranda, o meta, bir metre kumaşın eşdeğerini teşkil eder. Demek ki, tek olarak ele alındığında bu metaın değişim-değeri, tam kapsayıcı ifadesini, ancak bütün öteki metaların kullanım-değerlerinin eşdeğer bulunduğu o denklemler sonsuzluğunda bulur. Ancak o denklemler [sayfa 59] toplamındadır ki. ya da falan metaın bütün öteki metalarla hangi oranlarda değiştirilebileceğini gösteren değişik ilişkiler bütünündedir ki, o meta, genel eşdeğer olarak, tam, kapsayıcı ifadesini bulabilir. Örneğin, aşağıdaki denklemler sırasına,

      1 metre kumaş = ½ libre çay;
      1 metre kumaş = 2 libre kahve;
      1 metre kumaş = 8 libre ekmek;
      1 metre kumaş = 6 metre pamuklu;


      şu biçimi verebiliriz:

1 metre kumaş = 1/8 libre çay + ½ libre kahve
+ 2 libre ekmek + 1½ metre pamuklu.

      Demek ki, eğer bir metre kumaşın tam kapsayıcı ifadesini bulduğu denklemlerin toplamı önümüzde olsaydı, kumaşın değişim-değerini, bir seri biçiminde: ifade edebilirdik. Gerçekte, bu serinin sonu yoktur. Çünkü metalar döngüsü hiç bir zaman kesin olarak kapanmaz, durmadan genişler. Eğer bir meta, değişim-değerinin ölçüsünü, bütün öteki metaların kullanım-değerlerinde bu biçimde bulabiliyorsa, ters doğrultuda, bütün öteki metaların değişim-değerleri de, ölçüsü oldukları bu özel metaın kullanım-değerinde ölçülerini bulurlar.12 Eğer bir metre kumaşın değişim-değeri, ½ libre çay, 2 libre kahve, 6 metre pamuklu ya da 8 libre ekmek vb. ile ifade olunuyorsa, bunun sonucu olarak, kahvenin, çayın, pamuklunun, ekmeğin vb. bir üçüncü metaya, kumaşa eşit oldukları ölçüde kendi aralarında eşit olurlar ve böylelikle kumaşın değişim-değerlerinin ortak ölçüsü görevini yerine getirirler. Her meta, maddileşmiş genel emek-zamanı olarak, yani genel emek-zamanının belirli bir miktarı olarak, kendi değişim-değerinin ölçüsünün ifadesini, bütün öteki metaların kullanım-değerlerinin belirli miktarlarında sırasıyla bulur [sayfa 60] ve bütün öteki metaların değişim-değerleri, buna karşılık, bu tek metaın kullanım-değerinde ölçülür. Ama değişim-değeri olarak, her meta, aynı zamanda, bütün öteki metaların değişim-değerlerinin ortak ölçüsü görevini de yerine getiren tek metadır. Ve aynı zamanda, bu meta, öteki metaların herbirinin doğrudan doğruya değişim-değerlerini ifade eden çeşitli metalar toplamı serisinin de bir tanesidir.
      Bir metaın değer büyüklüğünü, kendi dışında başka cinsten metaların azlığı ya da çokluğu etkilemez. Ama o metaın değişim-değerinin ifadesini bulduğu denklemler serisinin yaygın olup olmaması, öteki metaların çeşidinin çokluğuna ya da azlığına bağlıdır. Örneğin kahvenin değerini temsil eden denklemler serisi, bu metaın değişim alanını, o metaın hangi sınırlar içinde değişim-değeri rolü oynadığını ifade eder. Genel toplumsal emek-zamanının maddileşmesi olarak, bir metaın değişim-değerine, bir kullanım-değerleri çeşitliliği sonsuzluğundaki eşdeğerliğinin ifadesi tekabül eder.
      Bir metaın değişim-değerinin, onun doğrudan doğruya içinde taşıdığı emek-zamanı miktarı ile değişildiğini gördük. Metaın gerçekleşen, yani öteki metaların kullanım-değerle-rinde ifadesini bulan değişim-değeri, öteki metaların üretiminde kullanılan emek-zamanının oranlarına zorunlu olarak bağlıdır. Eğer örneğin bir kile buğdayın üretimi için gerekli emek-zamanı sabit kalıp da, bütün öteki metaların üretiminin gerektirdiği emek-zamanı iki katına çıkarsa, eşdeğerlerinde ifade edilen buğday kilesinin değişim-değeri yari-yarıya düşer. Eğer buğday kilesinin üretimi için gerekli emek-zamanı yarıya düşseydi ve bütün öteki metaların üretiminin gerektirdiği emek-zamanı değişmeseydi, sonuç aynı olurdu. Metaların değerini belirleyen şey, aynı emek-zamanı içinde hangi oranda üretilebildikleridir. Bu oranın kaç türlü değişik durumları olabileceğini anlamak için iki metaı, A ve B’yi, ele alalım. Birincisi: B’nin üretimi için gerekli emek-zamanının sabit kaldığını varsayalım. Bu durumda, A’nın B olarak ifade [sayfa 61] edilen değişim-değeri, A’nın üretimi için gerekli emek-zamanının azalması ya da artmasıyla orantılı olarak artar ya da azalır. İkincisi: A’nın üretimi için gerekli emek-zamanının sabit kaldığını varsayalım. B olarak ifade edilen A’nın değişim-değeri, B’nin üretimi için gereken emek-zamanının azalması ya da artması ile ters orantılı olarak azalır ya da artar. Üçüncüsü: Varsayalım ki, A ve B’nin üretimi için gerekli emek-zamanı, aynı oranda azalıyor ya da artıyor. Bu durumda, A ile B’nin eşdeğerliğinin ifadesi, hiç bir değişikliğe uğramaz. Eğer, bazı koşullar sonucu, her emeğin üretken gücü aynı ölçüde azalsaydı, öyle ki, bütün metalar, üretimleri için daha fazla emek-zamanı gerektirseydi, ve bu artış aynı oranda olsaydı, bütün metaların değerleri artardı, bunların değişim-değerlerinin somut ifadesi aynı olarak kalırdı ve aynı kullanım-değerleri kitlesini yaratmak için daha fazla emek-zamanı gerekeceğinden, toplumun gerçek serveti azalmış olurdu. Dördüncüsü: A ve B’nin üretimi için gereken emek-zamanı, biri ya da öteki için eşit olmayan tarzda artar ya da eksilebilir; ya da A için gerekli emek-zamanı artarken, B için gerekli emek-zamanı azalabilir, ya da bunun tersi olabilir. Bütün bu değişik durumlar basitleştirilerek şuna indirgenebilir: bir metaın üretimi için gerekli emek-zamanı aynı kalırken, öteki metaın üretimi için gerekli emek-zamanı artar ya da azalır.
      Her metaın değişim-değeri, bütün hacimler olarak olsun, bu kullanım-değerinin bir kesri olarak olsun, herhangi bir diğer metaın kullanım-değerinde ifadesini bulur. Metada maddileşen emek-zamanı nasıl bölünebilirse, her meta da, değişim-değeri olarak bölünebilir. Metaların eşdeğerlimi, onların kullanım-değerlerinin fizik anlamda bölünebilmesine bağlı değildir; aynı biçimde, metaların değişim-değerleri toplamı, bu metaların kullanım-değerlerinin tek bir yeni. metaya dayanarak uğrayabilecekleri somut biçim değişmesiyle ilgilenmez. [sayfa 62]
      Şimdiye kadar metaı, iki bakımdan, kullanım-değeri olarak ve değişim-değeri olarak ele aldık, ye her iki durumda da, incelemeyi, tek yanlı olarak yaptık. Bununla birlikte, meta, meta olarak doğrudan doğruya kullanım-değeriyle değişim-değerinin birliğidir; aynı zamanda, o, ancak öteki metalarla kıyaslanınca metadır. Metaların birbiriyle gerçek ilişkisi, onların değişim sürecidir. Bu, bireylerin birbirinden bağımsız olarak girdiği bir toplumsal süreçtir, ama bireyler, buna, ancak metalara tasarruf eden kimseler olarak girerler; bireylerin karşılıklı varlığı, metaların varlığıdır, ve onlar böylelikle, gerçekte, ancak değişim sürecinin bilinçli destekleri gibi görünürler.
      Meta, kullanım-değeridir, kumaştır, elmastır, makinedir, vb., ama aynı zamanda, meta olarak kullanım-değeri değildir. Eğer meta, sahibi için kullanım-değeri olsaydı, yani kendi öz gereksinmelerini doğrudan doğruya tatmin edecek bir araç olsaydı, meta olmazdı. Meta, onun için, daha çok kullanım-değerinin yokluğudur, sadece değişim-değerinin maddî dayanağı ya da basit değişim aracıdır; değişim-değerinin aktif desteği, olarak kullanım-değeri, değişim aracı olur. Sahibinin elinde meta, ancak değişim-değeri olarak kullanım-değeridir.13 Demek ki, metaın ilkönce kullanım-değeri olması, başkaları için kullanım-değeri olması gerekir. Kendi sahibi için kullanım-değeri olmadığına göre, başka bir metaın sahibi için kulanım-değeridir. Böyle olmasaydı sahibinin emeği, yararsız bir emek olurdu. Ve bu emeğin sonucu da, meta olmazdı. Öte yandan, bunun kendisi için kullanım-değeri olması gerekir, çünkü bu, kendi geçim araçları içinde bulunan metaın dışında, başkalarının elindeki metaların kullanım-değeri içindedir. Meta, kullanım-değeri olmak için, kendisinin tatmin ettiği özel gereksinmeyle karşılaşmalıdır. Demek ki, metaların kullanım-değerleri, [sayfa 63] evrensel olarak elden ele geçerek, değişim-değerleri oldukları ellerden, kullanım konusu oldukları ellere geçerek, kullanım-değerleri olurlar. Ancak bu evrensel elden ele geçişledir ki, metaların içerdikleri emek, yararlı emek haline gelir.
      Kullanım-değerleri olarak birbirleriyle karşılaştıkları bu süreç içinde metalar, yeni belirli iktisadî biçime bürünmezler. Tam tersine, burada, onları meta olarak nitelendiren belirli biçimin yok olması sözkonusudur. Örneğin ekmek, fırıncının elinden tüketicinin eline geçerken, ekmek olarak varlık tarzını değiştirmez. Tersine, belirli bir gıda olarak ekmeği kullanım-değeri gibi değerlendiren, sadece tüketicidir, oysa fırıncının elinde ekmek, bir iktisadî ilişkinin dayanağı, duyusal ve duyu-üstü bir nesne idi. Demek ki, kullanım-değerleri olurken metaların uğradıkları biricik biçim değiştirme, sahipleri için kullanım-değeri olmamak ve onlara malik olmayanlar için kullanım-değeri olmak gibi kesin varlık tarzlarının ortadan kalkmasıdır. Metalar, kullanım-değeri olmak için, evrensel olarak el değiştirmeli, değişim süreci içine girmelidirler; ama onların değişim için varlıkları kullanım-değeri olarak varlıklarıdır.Demek ki, metalar, kullanım-değerleri olarak gerçekleşebilmek için. değişim-değeri olarak gerçekleşmek zorundadırlar.
      Eğer tek olarak ele alınan meta, kullanım-değeri bakımından, başlangıçta bağımsız bir nesne gibi görünüyorduysa, değişim-değeri olarak, daha başlangıçta, bütün öteki metalar ile ilişkisi bakımından değerlendirilmekteydi Ama bu ilişki, düşüncede mevcut olan teorik bir ilişkiydi. Bu ilişki, ancak değişim süreci içinde belirir, öte yandan, onu üretmek için harekete getirilen belirli bir emek-zamanı miktarını içerdiği ölçüde ve böylelikle maddileşmiş emek-zamanı olduğundan meta, elbette ki, değişim-değeridir. Ama doğrudan doğruya ele aldığımızda, meta, başlangıçta ancak genel emek-zamanı değil, özel bir içeriği olan maddileşmiş bireysel emek-zamanıdır. Bu bakımdan, doğrudan doğruya [sayfa 64] değişim değeri değildir. Ve ilkönce değişim-değeri olmak zorundadır, tikten belirli yararlı bir amaç için harcanan emek-zamanını, yani kullanım-değerinin içerdiği emek-zamanını temsil ettiği için, genel emek-zamanının maddileşmesi olamaz. Metaların içerdiği emek-zamanı, ancak bu maddî koşulla toplumsal genel emek sayılmaktaydı. Demek ki, meta, ancak değişim-değeri olarak gerçekleşerek kullanım-değeri olmasına karşılık, öte yandan, elden ele geçişinde kullanım-değeri olduğunu doğrulamak suretiyle değişim-değeri olarak gerçekleşebilir. Bir meta, ancak kullanım-değeri olduğu, yani özel gereksinme maddesi olduğu kimseye kullanım-değeri olarak devredilebilir. Öte yandan, meta, ancak bir başka metayla değinilerek, devredilebilir, ya da öteki metaın sahibinin yerine kendimizi koyarsak, o da sahibi bulunduğu metaı ancak o metaın karşıladığı özel gereksinmeyle karşı-karşıya getirerek devredebilir, yani gerçekleştirebilir. Kullanım-değerleri olarak evrensel elden ele geçişlerinde, metalar, özel nitelikleriyle özel gereksinmeleri tatmin eden özel nesneler olarak maddî farklarına göre birbirleriyle karşılaştırılırlar. Ama basit kullanım-değerleri olarak, bunlar, birbiriyle ilgisiz şeylerdir. Ya da daha doğrusu, birbiriyle ilişkisi olmayan şeylerdir. Kullanım-değerleri olarak, ancak, özel gereksinmeleri karşıladıkları için değişilebilirler. Ama ancak eşdeğerler olarak bu değişim mümkündür ve ancak eşit miktarlarda maddileşmiş emek-zamanı olarak bunlar eşdeğerdirler ki, bu da, onların kullanım-değeri olarak doğal nitelikleri ile ve bunun sonucu olarak da metaların özel gereksinmelere olan bağlantısıyla ilgili her türlü düşünceyi siler. Değişim-değeri olarak ise, tam tersine, bir meta, herhangi bir başka metaın, herhangi bir belirli miktarının eşdeğeri olarak yerini almakla, tezahür eder; öteki metaın sahibi için birinci metanı kullanım-değeri olup olmaması, durumu değiştirmez. Ama öteki metaın sahibi için, birinci meta, kendisi için kullanım-değeri olduğu ölçüde meta olur, [sayfa 65] ve bu birinci metaın asıl sahibi için de, meta, ancak öteki için meta olduğu ölçüde değişim değeri olur. Demek ki, metalar arasındaki ilişki, aynı zamanda, özünde birbirinin benzeri olan ve ancak miktar bakımından değişen hacimler olarak belirdikleri bir ilişkidir de; bu ilişki, genel emek-zamanının maddileşmesi olarak belirdikleri denklemler halinde ifade edilmesi gerektiği gibi, aynı zamanda, nitelik bakımından birbirinden farklı nesneler olarak, özel gereksinmelere karşılık veren özel kullanım-değerleri olarak metalar arasındaki ilişki, kısaca gerçek kullanım-değerleri olarak metaları birbirinden ayırdeden bir ilişki olarak ifadesini bulmalıdır. Oysa, bu denklem kurma ve bu ayırdetme, birbirini, karşılıklı olarak dıştalayan şeylerdir. Böylelikle, sadece bir kısır döngü kurulmuyor, öteki sorunun çözüme bağlandığı varsayılarak bir sorunun çözülmesi durumuna düşülmekle kalınmıyor; üstelik çelişmeli bir istemler bütünü, koşullarından birinin gerçekleşmesinin, o koşulun karşıtının gerçekleşmesine doğrudan doğruya bağlanması durumu meydana geliyor.
      Metaların değişim süreci, bu kadar basit biçimde belirmeyen bu çelişkilerin hem gelişmesi, hem de çözümü olmalıdır. Biz, sadece, metaların kendilerinin kullanım-değerleri olarak birbiriyle karşılaştıklarını gördük, yani metaların değişim süreci içinde kullanım-değeri olarak belirdiklerini gördük. Buraya kadar incelediğimiz biçimde değişim-değeri ise, tersine, ancak, ona verdiğimiz soyut biçimde ya da metaı, kullanım-değeri olarak ambarında saklayan ve onu değişim-değeri olarak bilincinde bulunduran birey olarak meta sahibinin ona verdiği soyut biçimde mevcuttu. Değişim süreci içinde metaların kendileri, sadece kullanım-değerleri olarak değil, değişim-değerleri olarak da birbirleri için varolmak zorundadırlar ve onların bu varoluş tarzı, metaların kendi aralarında, kendilerine özgü bir ilişki gibi, onlara görünmelidir. Bizi ilkten durduran güçlük, metaın değişim-değeri [sayfa 66] olarak, maddileşme emek olarak belirmesi için, daha önceden kullanım-değeri olarak devredilmesi, alıcı bulması ve, buna karşılık metaın kullanım-değeri olarak devredilmesinin de, değişim-değeri olarak varlığını gerektirmesiydi. Ama diyelim ki, bu güçlük çözüme bağlanmıştır. Varsayalım ki, meta, özel kullanım-değeri niteliğini yitirmiş olsun ve elden ele geçerek bireyin kendisi için kendi özel emeği olmak yerine toplumsal bakımdan yararlı emek olma koşulunu yerine getirmiş olsun. O zaman, metaın, değişim süreci içinde, değişim-değeri olarak, öteki metalar için genel eşdeğer, maddileşmiş genel emek olması gerekir, ve böylelikle, artık özel bir kullanım-değerinin sınırlı etkinliğini değil, eşdeğerleri sayılan bütün kullanım-değerlerinde doğrudan doğruya temsil edilme yeteneğini edinmesi gerekir. Her meta, özel kullanım değerinin başkasına devredilmesiyle, genel emek-zamanının doğrudan doğruya maddileşmesi gibi görünmesi gereken bir metadır. Ama öte yandan, değişim sürecinde, yalnız özel metalar, yani özel kullanım-değerlerinin maddileştirdiği ayrı ayrı bireylerin emekleri karşılaşırlar. Genel emek-zamanının kendisi, bu sıfatıyla, metalar için mevcut olmayan bir soyutlamadır.
      Bir metaın değişim-değerinin somut ifadesini bulduğu denklemler bütününü ele alalım, örneğin:
   
      1 metre kumaş = 2 libre kahve;
      1 metre kumaş = ½libre çay;
      1 metre kumaş = 8 libre ekmek, vb..
       
      Hiç kuşku yok ki, bu denklemler, sadece, aynı büyüklükte toplumsal genel emek-zamanının bir metre kumaşta, 2 libre kahvede, ½ libre çayda vb. maddileştiğini gösterir. Ama gerçekte, bu özel kullanım-değerlerinde beliren bireysel emekler, ancak bu kullanım-değerlerinin içerdikleri emek-zamanı ile orantılı olarak14* gerçekten birbirleriyle değişildiklerinde, [sayfa 67] genel emek ve, bu biçim altında da toplumsal emek olurlar.15** Toplumsal emek-zamanı, söz uygun düşerse, bu metalarda gizli olarak bulunmaktadır ve ancak değişim sürecinde ortaya çıkar. Hareket noktası, kolektif emek biçiminde bireylerin emeği değildir, tersine, özel kişilerin özel emekleri, ancak değişim süreci içinde ilkel niteliklerini yitirerek genel toplumsal emek olarak beliren emekleridir. Demek ki, genel toplumsal emek, bu biçimde, önceden hazır olan bir koşul değildir, varılan bir sonuçtur. Bundan da şu yeni güçlük ortaya çıkar, bir yandan, metalar, değişim sürecine maddileşmiş genel emek-zamanı olarak girmelidirler; öte yandan bireylerin emek-zamanlarının, genel emek-zamanı olarak maddileşmesinin kendisi de, ancak, değişim sürecinin bir sonucudur.
      Her meta, kullanım-değerinin ve dolayısıyla ilkel varlık tarzının elden ele devredilmesi yoluyla, değişim-değerine tam uygun olan varlık tarzına kavuşmalıdır. Demek ki, meta, değişim süreci içinde, çifte varlık tarzına sahip bulunmalıdır. Öte yandan, onun değişim-değeri olarak ikinci varlık tarzı, ancak bir başka meta olabilir, çünkü değişim sürecinde, yalnız metalar karşı karşıya gelirler. Özel bir meta, maddileşmiş genel emek-zamanı olarak doğrudan doğruya nasıl temsil edilecektir, ya da (ki bu da ayın sonuca varır) özel bir meta içinde maddileşmiş olan bireysel emek-zamanına doğrudan doğruya genellik niteliği nasıl verilecektir? Bir metaın değişim-değerinin somut ifadesi, yani her metaın genel eşdeğer olarak ifadesi, sonu gelmeyen bir denklemler toplamı biçiminde sunulabilir:
       
      1 metre kumaş = 2 libre kahve;
      1 metre kumaş = ½ libre çay;
      1 metre kumaş = 8 libre ekmek;
      1 metre kumaş = 6 metre pamuklu;
      1 metre kumaş = vb.. [sayfa 68]
 
      Değişim-değerinin bu biçimde gösterilmesi, metada maddileşen genel emek zamanının belirli bir miktarı olarak sadece bir fikir olduğu ölçüde, teorik idi. Genel eşdeğer olarak özel bir metaın varlık tarzı, salt soyutlama iken, değişim sürecinin kendisinin bir toplumsal sonucu olabilmesi için, yukarda-ki denklemler serisindeki sırayı tersine çevirmemiz yeter. Örneğin şöyle:
       

2 libre kahve

= 1 metre kumaş;

½ libre çay

= 1 metre kumaş;

8 libre ekmek

= 1 metre kumaş;

6 metre pamuklu

= 1 metre kumaş.


      Kahve, çay, ekmek, pamuklu, kısaca bütün metaların kendilerinin içerdikleri emek-zamanını kumaş olarak ifade etmelerine karşılık, kumaşın değişim-değeri, eşdeğeri.sayılan bütün öteki metalarda gözükmekte ve bu meta içinde maddileşen emek-zamanı, doğrudan doğruya bütün öteki metaların değişik hacimlerinde eşit miktarlar halinde beliren genel emek-zamanı olmaktadır. Burada, kumaş, bütün öteki metaların üzerindeki evrensel etkisiyle genel eşdeğer olmaktadır. Değişim-değeri olarak her meta, bütün öteki metaların değerlerinin ölçüsü olmaktaydı. Burada, tam tersine, bütün metalar, kendi değerlerini, özel bir tek meta içinde ölçtüklerinden, ötekilerden ayrı tutulan meta, değişim-değerinin uygun varlık tarzı, genel eşdeğer olarak onun varlık tarzı olmaktadır. Buna karşılık, her metaın değişim-değerinin ifade edildiği sınırsız denklemler serisi, ya da sınırsız sayıda denklemler, sadece iki terimli tek bir denkleme indirgenebilmektedir. 2 libre kahve = 1 metre kumaş, şimdi artık kahvenin değişim-değerinin kapsayıcı bir ifadesidir, çünkü şu anda kumaş, doğrudan doğruya bütün öteki metaların belirli bir miktarının eşdeğeri olarak görünmektedir. Demek ki, değişim sürecinin içinde metalar, şimdi birbirleri için bulunmaktadırlar, ya da bunlar, kumaş biçiminde, değişim-değerleri olarak, birbirlerine görünmektedirler. Değişim-değeri olarak bütün metaların, [sayfa 69] maddileşmiş genel emek-zamanının değişik basit miktarları olarak birbirleriyle karşılaştıkları bilinmektedir; bu gerçek şimdi şöyle ifade edilmektedir: değişim-değerleri olarak bütün metalar, sadece aynı şeyin, kumaşın değişik miktarlarını temsil etmektedirler. Öte yandan, genel emek-zamanı, böylelikle özel bir şey olarak bütün öteki metaların yanında ve dışında bir meta olarak görünmektedir. Ama aynı zamanda metaın, değişim-değeri olarak meta ile karşılaştığı denklemde, örneğin 2 libre kahve = 1 metre kumaş, henüz gerçekleştirilmesi gereken bir eşdeğerliktir. Ancak kullanım-değeri olarak el değiştirmesiyledir ki, değişim süreci içinde gerçekleşmesi zorunlu olan el değiştirmeyledir ki, bir gereksinmenin konusu olan meta, kahve olarak varlık tarzından, kumaş olarak varlık tarzına gerçekten geçebilmekte ve böylelikle genel eşdeğer biçimine bürünerek, bütün öteki metalar için, gerçekten değişim-değeri olabilmektedir. Ve buna karşılık, bütün metaların kullanım-değeri olarak devredilmeleriyle kumaş halini almalarından, kumaşın bütün öteki metaların biçim değiştirmiş şekli olması sonucu çıkar ki, ancak bütün öteki metaların kendi biçimini alması sonucunda bu meta (kumaş) doğrudan doğruya genel emek-zamanının maddileşmesi olur, yani evrensel değişimin, bireysel emeklerin silinmesinin ürünü olur. Eğer metalar, birbirlerine, değişim-değeri olarak görünmek için, bu biçimde bir çift varlık tarzına bürünüyorlarsa, ayrı tutulan meta, genel eşdeğer olarak çift kullanım-değeri edinmiş olur. Özel meta olarak özel kullanım-değeri dışında bu meta, genel bir kullanım değeri de edinir. Ona özgü olan kullanım değerinin kendisi de, kesin bir belirlemedir, yani bu kullanım-değeri, bu metanı değişim süreci içinde, öteki metaların üzerinde icra ettikleri evrensel etki yüzünden oynadığı özgül rolün sonucudur. Özel bir gereksinmenin konusu olan her metanın kullanım-değeri, değişik ellerde, değişik değer taşır; örneğin onu devredenin elimdeyken değeri başkadır, onu devralanın elinde değeri başkadır. [sayfa 70] Ayrı tutulan meta, genel eşdeğer olarak, şimdi değişim sürecinin kendisinin doğurduğu genel bir gereksinmenin konusudur ve herkes için aynı kullanım değerini taşır: kullanım-değerinin desteğidir, genel değişim aracıdır. Böylece bu metada, metaın özünde taşıdığı çelişki çözüme bağlanmış bulunmaktadır: özel kullanım-değeri olarak meta, hem genel eşdeğer hem de genel kullanım-değeridir. Demek ki, bütün öteki metalar, şimdi değişim-değerlerinin ifadesini, ayrı tutulan metaın kullanım-değeri ile önceden gerçekleştirilmesi gereken ideal bir denklem içinde daha başından bulabilirken, bu ayrı tutulan metada kullanım-değeri, gerçek olmakla birlikte, sürecin kendisinin içinde, yalnızca, ancak gerçek kullanım-değeri biçimine girdiğinde gerçekleşecek olan olumlu bir varlık tarzı olarak görünmektedir. Kökeninde, meta, genel olarak meta gibi, özel kullanım-değerinde maddileşen genci emek-zamanı gibi görünmekteydi. Değişim sürecinde, bütün metalar, ayrı tutulan meta ile, basit anlamda meta olarak, özel bir kullanım-değeri olan genel emek-zamanının varlık tarzı durumundaki o meta ile karşı karşıya gelirler. Bu bakımdan özel metalar olarak metalar, genel meta sayılan özel bir meta karşısında, çelişmeli tarzda bir davranış gösterirler.16 Böylece meta sahiplerinin, karşılıklı olarak emeklerini, genel toplumsal emekten saymaları, şöyle olur: onlar, metalarını, değişim-değeri olarak, metaların karşılıklı, ilişkisi olarak düşünmektedirler: değişim-değeri olarak metaların kendi aralarındaki karşılıklı ilişkileri, değişim sürecinde, değişim-değerinin uygun ifadesi sayılan özel bir meta ile genel ilişki gibi görünür; ve bu ilişki de ters doğrultuda, bu özel metaın öteki metalarla özgül ilişkisi gibi ve bunun sonucu olarak da, bir eşyanın, eğer söz uygun düşerse, doğası gereği toplumsal olan belirli niteliği gibi görünür. Bütün metaların değişim-değerlerinin uygun varlık tarzını özel meta, ya da tek bir özel meta biçiminde bütün metaların değişim-değerini [sayfa 71] bu biçimde temsil eden özel meta, paradır. Para metaların değişim sürecinin içinde ürettikleri değişim-değerinin bir billurlaşmasıdır. Demek ki, değişim süreci içinde metalar, bütün itibari belirlemelerden arınarak ve birbirleriyle doğrudan doğruya maddî biçimleriyle karşılaşarak kullanım-değeri halinde birbiriyle girift olurlarken, bu metaların birbirine değişim-değerleri olarak görünebilmeleri için yeni bir itibari belirlemeyi edinmeleri ve parayı yaratmaları gerekir. Para, bir simge değildir, nasıl ki bir kullanım-değerinin meta olarak varlığı bir simge değilse. Bir üretimin toplumsal ilişkisinin, bireylerin dışında mevcut olan bir nesne biçiminde ortaya çıkmasının ve bu bireylerin toplumsal hayatlarının üretimi süreci içinde aralarında kurdukları belirli ilişkilerin, bir nesnenin özgül nitelikleri gibi görünmesi olgusudur ki, bu tersine durum, hayalî olmayıp, gerçeğin ta kendisi olan bu aldanmadır ki, değişim-değerini yaratan emeğin bütün toplumsal biçimlerini nitelendirir. Bu, parada, metadakinden yalnızca biraz daha göze çarpar şekilde ortaya çıkar.
      Bütün metaların para olarak varlık tarzının billurlaşacağı bu özel metaın zorunlu fizik nitelikleri, değişim-değerinin niteliğinden doğrudan doğruya gelen, istek üzerine bölünebilme, kısımlarının homojen oluşu ve bu metaların her nüshasının aynı oluşudur. Genel emek-zamanının maddileşmesi olarak bu meta, homojen bir madde olmalı, ve ayrı ayrı miktarları arasında ancak nicel bir fark bulunmalıdır. Bu metaın zorunlu olarak taşıması gereken öteki özellik şudur: kullanım-değeri dayanıklı olmalıdır, çünkü değişim süreci esnasında varlığını olduğu gibi sürdürebilmelidir. Değerli madenler, önemli ölçüde bu nitelikleri taşımaktadırlar. Para, bir düşüncenin ya da sözleşmenin ürünü olmadığına göre ve değişim süreci içinde doğal bir güdü ile meydana geldiğine göre, bu işe az veya çok elverişli çeşitli metalar, sırayla, para görevini yerine getirmişlerdir. Değişim sürecinin belirli bir aşamasında, örneğin birinin değişim aracı rolü oynaması, [sayfa 72] ötekinin de kullanım-değeri olarak elden ele geçmesi gibi, metalar arasında değişim-değeri ile kullanım-değerinin kutupsal tarzda dağıtılması zorunluluğu, metanı ya da birçok metaların kullanım-değerleri, genel bir nitelik taşıdığı ölçüde, ilkten bir raslantı olarak para rolünü yerine getirmeleri sonucunu vermektedir. Eğer bu metalar, acil bir gereksinme konusu değillerse, servetin maddî bakımdan en önemli öğeleri olmaları, onlara, öteki kullanım-değerlerinden daha genel bir nitelik sağlamaktadır.
      Doğrudan doğruya değiş-tokuş, değişim sürecinin ilkel biçimi olarak, metaların para biçimine girmelerinden çok, kullanım-değerlerinin meta biçimine girmelerini temsil eder. Değişim-değeri, bağımsız bir biçime bürünmez, o, henüz, doğrudan doğruya kullanım-değerine bağlı bulunmaktadır. İki şey bunu gösterir. Üretimin kendisi, bütün yapısı içinde, değişim-değerine doğru değil, kullanım-değerine doğru yönelmiştir, ve kullanım-değerinin, kullanım-değeri olmaktan çıkarak, değişim-değeri, meta olması onun tüketim için talep edildiği ölçüyü aşmış olmasındandır. Öte yandan, kutupsal tarzda dağıtılmış olmakla birlikte, sahipleri tarafından değiş-tokuş edilecek olan metalar, her ikisi için, ama ona sahip olmayan için kullanım-değeri olması gerektiğine göre, bu kullanım-değerleri, ancak doğrudan doğruya kullanım-değerleri sınırları içinde metalaşırlar. Kökeninde, gerçekten metaların değişim süreci, ilkel toplumların bağrında değil,17 bu toplumların sona erdikleri yerde, sınırlarında, öteki toplumlarla temasa geçtikleri tek tük noktalarda belirir. Değiş-tokuşun başladığı yer orasıdır. Değiş-tokuşun topluluğun içine atlayarak, o toplumun üzerinde dağıtıcı etkide bulunduğu yer orasıdır. Ayrı ayrı topluluklar arasındaki değiş-tokuş da, [sayfa 73] köle gibi, hayvan gibi, madenler gibi, metalar haline gelen özel kullanım-değerleri, işte böylece, çok defa, toplulukların kendilerinin içinde, ilk para görevini yerine getirmişlerdir. Bir metaın değişim-değerinin, eşdeğerleri serisinin uzun olduğu ölçüde, ya da bu metaın değişim alanının daha geniş olması ölçüsünde, daha yüksek bir derecede değişim-değeri olarak belirdiğini gördük. Demek ki, değiş-tokuşun gittikçe yayılması, değişimlerin artması ve değişilen metaların çoğalması, metanı değişim-değeri niteliğini geliştirir, paranın yaratılmasını teşvik eder ve böylelikle, doğrudan doğruya değiş-tokuş üzerinde dağıtıcı bir etkide bulunur. Genellikle, iktisatçılar, parayı, yayılan değiş-tokuşun karşılaştığı dış güçlüklerden türetmeye kalkışırlar, ama bunlar, bu güçlüklerin, değişim-değerinin gelişmesinden ve bunun sonucu olarak da, genel emek olarak toplumsal emeğin gelişmesinden ileri geldiğini unutmaktadırlar. Örneğin değişim-değeri olarak istenilen biçimde bölünebilmesi gereken metalar, kullanım-değeri olarak istendiği gibi bölünemezler. Ya da A’nın metaı, B için kullanım-değeri olabilir de, B’nin metaı, A için kullanım-değeri olmayabilir. Ya da meta sahipleri, aralarında değişecekleri, bölünmesi mümkün olmayan, eşit olmayan değer oranlarında metalara gereksinme duyabilirler. Başka bir deyişle, basit değiş-tokuşu ele aldıklarını bahane etmekle birlikte, iktisatçılar, doğrudan doğruya kullanım-değerinin bir_birimi olarak metaın varlık tarzı ile değişim-değerinin meydana getirdikleri çelişkinin bazı yönlerini açıkça görebilmektedirler. Öte yandan, metaların değişim sürecinin uygun bir biçimi saydıkları, ve ancak, akıllıca bir davranışla paranın bir çare olarak düşünülüp çözüme bağlandığı bazı teknik güçlükler gösteren değiş-tokuşta ısrarla ve mantıkla direnmektedirler. İşte böylece, bu en yavan görüş, açısından hareket eden buluş sahibi bir İngiliz iktisatçısı, hem de haklı olarak, paranın, tıpkı bir gemi ya da buhar makinesi gibi tamamen maddî bir araç olduğunu, ve üretimin [sayfa 74] bir toplumsal ilişkisini temsil etmediğini ve bu yüzden de iktisadi bir kategori olarak sayılmaması gerektiğini iddia edebilmiştir. Demek ki, bu görüşe göre, parayı, teknolojiyle ortak hiç bir yanı olmayan ekonomi politikte incelemek yanlış bir tutumdur.18
      Metalar dünyası, gelişmiş bir işbölümünü varsayar, ya da daha doğrusu metalar dünyası, özel metalar olarak birbirleriyle karşılaşan ve eşit miktarda çeşitli işler içeren kullanım-değerlerinin çeşitliliğinde doğrudan doğruya belirir. İşbölümü, her cinsten özel üretici uğraşın toplamı olarak, kullanım-değeri yaratan emek olarak ele alınan maddi açıdan değerlendirilen toplumsal emeğin bütününün görünüşüdür. Ama bu niteliğiyle işbölümü, ancak sonucunda, metaların kendilerine verdiği özel karakterinde, değişim süreci içinde, metalar bakımından mevcuttur.
      Metaların değişimi, toplumsal nesnelerin değişiminin, yani özel bireylerin özel ürünlerinin değişiminin, aynı zamanda bu değişim sırasında bireylerin aralarında kurdukları belirli üretimin toplumsal ilişkilerinin yaratılmasıdır da. Metaların, kendi aralarında meta niteliğine bürünmeleri yolunda ilişkiler, genel eşdeğerin malik bulunduğu ayrı belirlemeler biçiminde billurlaşırlar, ve değişim süreci, böylelikle, aynı zamanda, paranın meydana geliş süreci de olur. Değişik süreçlerin yer alması gibi beliren bu sürecin bütünü, dolaşımdır.

A. METAIN TAHLİLİ ÜZERİNE
TARİHSEL DÜŞÜNCELER


      Metanı kullanım değerinin, somut emeğe ya da belirli bir amaç için üretici eyleme indirgenmesi ve değişim-değerinin, [sayfa 75] emek-zamanına ya da eşit toplumsal emeğe indirgenmesi biçimlerinde, tahlil amaçlarıyla, emeğe indirgenmesi, İngiltere’de William Petty ile, Fransa’da da Boisguillebert19 ile başlayan ve İngiltere’de Ricardo ile ve Fransa’da da Sismondi ile sona eren klasik ekonomi politik tarafından bir-buçuk yüzyılı aşan bir süreden beri yapılmakta olan araştırmaların eleştirel sonucudur.
      Petty, doğanın emeğin yaratıcı gücünü koşullandırdığı gerçeği üzerinde hayale kapılmadan, kullanım-değerini, emek olarak çözümler. O, gerçek emeği, doğrudan doğruya genel toplumsal yönüyle, işbölümü olarak kavrar.20 Maddî servetin kaynağının böyle anlaşılması, örneğin yurttaşı Hobbes’ta [sayfa 76] olduğu gibi, azçok kısır kalmamaktadır; onu, bu anlayış, siyasal aritmetiğe, ekonomi politiğin (siyasal iktisadın) bağımsız bir bilim olarak bireyleştiği o ilk biçime götürür. Bununla birlikte, Petty değişim-değerini, metaların değişim sürecinde görüldüğü gibi, para olarak ve paranın kendisini de altın ve gümüş gibi mevcut olan meta olarak ele alır. Para sistemi anlayışlarının tutsağı durumuna düşen Petty, altının ve gümüşün elde edilmesi için harcanan somut emeğin özel cinsinin, değişim-değeri yaratan bir emek olduğunu söyler. O, gerçekten, burjuva emeğinin doğrudan doğruya kullanım-değeri üretmesi gerekmediğini, meta üretmesi, değişim sürecinde elden ele devredilmesiyle, altın ve gümüş [sayfa 77] biçiminde, yani para biçiminde, yani değişim-değeri biçiminde, yani maddileşmiş genel emek biçiminde belirebilen bir kullanım-değeri üretmesi gerektiğini düşünür. Bununla birlikte, Petty’nin örneği, emeği maddî servetin kaynağı olarak tanımanın, emeğin değişim-değerinin kaynağını teşkil ettiği belirli toplumsal biçimi tanımamaya hiç de engel olmadığını bize açıkça gösterir. Öte yandan Boisguillebert, bilinçli olmasa bile, hiç değilse eylemde, “doğru değeri”, bireylerin emek-zamanının sanayiin özel kolları arasında bölündüğü tam oranla belirlediği zaman, ve serbest rekabeti bu tam oranı kuran toplumsal süreç olarak gösterdiği zaman, metanı değişim-değerini, emek-zamanı olarak çözümler. Ama o, Petty’nin tam tersine, paraya bağnazlıkla saldırır; ona göre, paranın işe karışması, doğal dengeyi ya da metaların değişimindeki uyumu bozacaktır ve hayalî Molok,21* bütün doğal servetin kendisine kurban edilmesini isteyecektir. Paraya karşı bu polemik, bir yandan belirli tarihsel nedenlere bağlı bulunurken, Boisguillebert,22 Louis XIV’ün sarayında, onun müstelzimleri ve soyluları arasında hüküm süren kör [sayfa 78] ve yıkıcı altın tutkusuna karşı savaşırken, Petty, altın tutkusunu, bir halkı sınaî gelişmeye ve dünya pazarının fethine doğru iten güçlü bir yay olarak görmekte ve onu övmektedir, bu polemikte, aynı zamanda, tipik olarak İngiliz ekonomi politiği ile tipik olarak Fransız ekonomi politiği arasında,23 sık sık sürekli bir çelişki olarak belirecek olan daha derin ilke çatışmasını da görebiliriz. Gerçekten Boisguillebert, ancak, servetin maddî içeriğini, kullanım-değerini, ondan yararlanmayı,24 gözönünde bulundurmaktadır,25* ve o, emeğin burjuva biçimini, metalar olarak kullanım-değerlerinin üretimini ve metaların değişim sürecini bireysel emeğin amacına ulaştığı doğal toplumsal biçim olarak değerlendirir. Bu yüzden de, parada olduğu gibi, burjuva servetin özgül niteliğiyle karşılaştığında, zararlı yabancı etkenlerin işe karıştırdığını sanır ve bir yandan başka biçimde burjuva emeğini göklere çıkarırken, öte yandan bu emeğin belirli bir biçimine karşı öfke duyar.26 Boisguillebert, bir yandan metaların değişim-değerinde maddileşmiş olan ve zamanla ölçülen emek ile bireylerin doğrudan doğruya doğal eylemini birbirine karıştırırken, öte yandan emek-zamanını, metaların değerinin ölçüsü olarak kabul etmenin mümkün olduğu tanıtını bize sunar. [sayfa 79]
      Değişim-değerini, bilinçli olarak ve hemen hemen bayağılığa kadar varan bir açıklıkla emek-zamanına indirgeyen ilk tahlil, burjuva üretim ilişkilerinin etkenleriyle birlikte ithal edilip, hızla geliştikleri, tarihsel gelenek yoksunluğunu bir humus toprağı bolluğunun telâfi ettiği bir toprak üzerinde, yeni dünyanın bir adamında bulmaktayız. Bu adam, 1719’da yazılmış ve 1721’de baskıya gönderilmiş olan gençlik yapıtında modern ekonomi politiğin temel yasasını formüle etmiş olan Benjamin Franklin’dir.27 O değerli madenlerden gayrı bir başka değer ölçüsü araştırılması gereğine işaret etti. Ona göre bu ölçü, emektir,
      “Emekle, herhangi bir başka şeyin olduğu gibi, paranın değeri de ölçülebilir. Diyelim ki, örneğin, bir adam topraktan gümüş çıkarıp rafine ederken, bir başkası buğday üretmekle uğraşmaktadır. Yıl, ya da herhangi bir başka belirli zaman süresi sonunda buğday olarak toplam ürünle gümüş olarak toplam ürün, birbirinin doğal fiyatını teşkil etmektedir ve birincisi 20 kile ise, ikincisi 20 onstur; bu durumda, bir kile buğdayın üretimi için kullanılan emek, bir ons gümüş değerindedir. Ama eğer daha yakında bulunan, daha kolayca ulaşılan, daha yüksek randımanlı madenlerin keşfi sonucunda, insan bundan böyle 40 ons gümüşü, daha önce 20 ons gümüşü ürettiği kadar emekle topraktan çıkarıp rafine edebiliyorsa, ve eğer 20 kile buğdayı üretmek için gerekli emek aynı olarak kalıyorsa, o zaman 20 ons gümüş, bir kile buğdayı üretirken kullanılan aynı miktarda emeğin değerinin üstünde bir değer taşımayacak ve daha önceden bir ons gümüş değerinde olan buğday kilesi, caeteris paribus28* bu ülkenin sakinlerinin satın alabilecekleri emek miktarıyla ölçülmelidir.”29 [sayfa 80]
      Ekonomi politik bakımından, emek-zamanı, Frank-lin’de, ilkönce değer ölçüsü olarak sınır yönüyle görünmektedir. Gerçek ürünlerin değişim-değerleri biçimine bürünmesi, kendiliğinden olan bir şeydir ve, sözkonusu olan, ancak bunların değer büyüklükleri için bir ölçü bulmaktan başka bir şey değildir,
      “Ticaret, diyor o, genel olarak, emeğin emekle deği-şiminden başka bir şey olmadığına göre, herhangi bir şeyin değeri tam ve doğru olarak emekle ölçülecektir.”30
      Burada emek sözcüğünün yerine, gerçek emeği koyarsak, bir biçimde emek ile öteki biçimde emeğin birbirine karıştırıldığını hemen görürüz. Örneğin ticaret, ayakkabıcının emeğinin, madencinin emeğinin, iplik imalcisinin emeğinin, ressamın emeğinin, vb., bir değişiminden meydana geldiğine göre, çizmelerin değeri, en doğru ve tam olarak, ressamın emeğiyle mi değerlendirilecektir? Franklin, tersine, çizmelerin, maden ürünlerinin, ipliklerin, tabloların vb. değerinin soyut emekle, özel niteliği bulunmayan emekle ve bu yüzden de ancak miktar olarak ölçülebilen emekle belirlendiğini düşünmekteydi.31 Ama o, değişim-değerinin içerdiği emeği, soyut genel emek, bireysel emeklerin evrensel elden ele geçişinden doğan toplumsal emek haline getirecek kadar fikrini geliştirmediği için, bu elden ele geçen emeğin doğrudan doğruya varlık biçiminin para olduğunu görememektedir. Bu yüzden de, onun bakımından, parayla değişim-değeri yaratan emek arasında bir iç bağ yoktur, ve para, tersine, teknik kolaylık için değişime dışardan ithal edilmiş bir araçtır.32 Franklin’in değişim-değeri tahlili, bilimin genel seyrinde, doğrudan doğruya bir etkide bulunmadı, çünkü o, belirli [sayfa 81] pratik sorunlar dolayısıyla ekonomi politiğin özel noktalarını incelemekle yetinmektedir.
      Gerçek yararlı emekle değişim-değeri yaratıcısı emek arasındaki çelişki, 18. yüzyıl boyunca, Avrupa’da şu soruna bürünerek dikkati çekti: burjuva servetinin kaynağını hangi özel cinsten gerçek emek teşkil etmektedir? Sorunun bu biçimde konulması, özünde kullanım-değerlerinde gerçekleşen ya da ürünler sağlayan herhangi bir emeğin doğrudan doğruya servet yaratamadığı anlamını taşımaktaydı. Bununla birlikte, fizyokratlar için olduğu gibi onlara karşı çıkanlar için de önemli sorun, hangi emeğin değeri yarattığı değil, hangi emeğin artı-değeri yarattığı idi. Tarihsel seyri ancak bin dolambaçlı yol katedildikten ve bin engel aşıldıktan sonra gerçek başlangıç noktasına varan bütün bilimlerde olduğu gibi, onlar, böylelikle, sorunu ilkel biçimde çözmeden, çapraşık biçiminde ele almaktadırlar, öteki mimarlardan farklı olarak, bilim adamları, yalnızca havada şatolar kurmakla yetinmezler, yapının birinci temel taşını koymadan içinde oturulabilen birkaç kat çıkabilirler. Fizyokratlar üzerinde daha fazla durmadan, ve metaın doğru tahliline azçok doğru sezileriyle değip geçmiş olan birtakım İtalyan iktisatçılarının da sözünü etmeden,33 burjuva ekonomisi sistemini bir bütün olarak ilk incelemiş olan İngilize, Sir James Steuart34 hemen gelelim. Ekonomi politiğin soyut kategorileri, onda henüz maddî içeriklerinden ayrılma yolunda olduğundan bu kategoriler, kaygan ve istikrarsız bir görünüştedir; değişim-değeri de böyledir. Bir yerde, o, gerçek değeri, emek-zamanı [sayfa 82] ile belirler (what a workman can perform in a day35*), ama bunun yanında, ücret olsun, hammadde olsun, tam bir karışıklık içindedir.36 Başka bir yerde, daha göze çarpar biçimde, onu, metaın maddî içeriği konusunda çıkmazda görmekteyiz. Bir metadaki doğal malzemeye, örneğin gümüş içeren bir kumaşta, gümüşe metaın aslî değeri (intrinsic worth) demekte, öte yandan bu metaın içerdiği emek-zamanını, onun kullanım-değeri [useful value] olarak adlandırmaktadır.
      “Birincisi, diyor o, kendi özünde somut bir şeydir, ... kullanım-değeri, tersine, onu üretmek için malolduğu emeğe göre değerlendirilmelidir. Maddenin biçim değiştirmesinde kullanılan emek, bir insanın zamanının bir parçasını temsil eder, vb...”37
      Steuart’ı kendisinden önce ve sonra gelenlerden ayırdeden şey, değişim-değerinde beliren özgül olarak toplumsal emekle, amacı kullanım-değerleri üretimi olan somut emek arasında yaptığı kesin ayrımdır. “Elden ele devredilmesiyle [alienation] bir genel eşdeğer [universal equivalent] yaratan emeği, ben, sanayi diye adlandırıyorum” diyor o. Steuart, sanayi olarak emeği, yalnızca somut emekten değil, emeğin öteki toplumsal biçimlerinden de ayırdetmektedir. Onun için bu, emeğin ilk ve orta çağlardaki biçimlerinin karşıtı olan burjuva emek biçimidir. Onu özellikle ilgilendiren şey, burjuva emekle, İskoçya’da olduğu gibi, Avrupa kıtasına yaptığı uzun yolculuklar sırasında çöküş döneminde incelediği feodal emek arasındaki çelişkidir. Steuart, burjuva-öncesi dönemlerde de ürünün meta biçimine ve metaın da para biçimine büründüğünü pek iyi bilmekteydi, ama o, ayrıntılara da girerek, servetin ilkel temel biçimi olarak metaın, ve mülk edinmenin egemen biçimi olarak değişimin, ancak [sayfa 83] burjuva üretim dönemine ait şeyler olduğunu ve, bunun sonucu olarak da, değişim-değeri yaratıcısı emeğin niteliğinin özellikle burjuva olduğunu tanıtlar.38
      Somut emeğin özel biçimlerinin, tarımın, imalâtın, denizciliğin, ticaretin, vb., servetin gerçek kaynakları olduklarının defalarca ilân edilmesinden sonra, Adam Smith, genel olarak emeğin, işbölümü bakımından genel toplumsal yönüyle emeğin, maddî servetin ya da kullanım-değerlerinin biricik kaynağı olduğunu ileri sürdü. Doğal öğeyi burada tamamen gözden kaçırmasına karşın, bu öğe, onun salt toplumsal servet alanında, değişim-değeri alanında peşini bırakmamaktadır. Her ne kadar Adam [Smith], metaın değerini içerdiği emek-zamanı ile belirliyorsa da, o, ardından, değerin bu belirlenmesinin taşıdığı gerçeği, Adam-öncesi zamanlara havale etmektedir.Başka bir deyişle, basit meta bakımından kendisine doğru gibi gelen şey, metaın yerini sermaye gibi, ücretli emek gibi, toprak rantı gibi vb. daha yüksek ve daha karmaşık biçimler alınca, ona anlaşılmaz gelmektedir. Metaların değerinin, içerdikleri emek-zamanı ile ölçüldüğünü söylerken o, insanların, kapitalistler, ücretliler, toprak sahipleri, çiftçiler, tefeciler vb. olarak değil, yalnızca basit meta üreticileri ve basit meta değişimcileri olarak karşılaştıkları burjuvazinin o paradise lost’una39* ait bir şey olduğunu ifade ediyordu. O, durmadan, metaların değerinin taşıdıkları emek-zamanı ile belirlenmesini, metaların değerinin emeğin değeri olarak belirlenmesiyle karıştırmaktadır; ayrıntılara girerek toplumsal sürecin eşit olmayan emekler [sayfa 84] arasında zorla kurduğu nesnel denklemi, bireysel emeklerin40 öznel haklar eşitliği olduğunu sanarak41* her yerde tereddüde düşmektedir. Gerçek emekten değişim-değeri yaratıcı emeğe, yani temel burjuva biçimiyle burjuva emeğe geçişe gelince, onu, işbölümü ile gerçekleştirmeye uğraşmaktadır. Oysa özel değişimin işbölümünü gerektirdiği ne kadar doğruysa, işbölümünün özel değişimi gerektirdiği o ölçüde doğru değildir. Örneğin Perulularda, özel değişim, metalar biçiminde ürünlerin değişimi olmadığı halde, aşırı bir işbölümü vardı.
      Adam Smith’in tersine David Ricardo, metaın değerinin emek-zamanı ile belirlenmesi ilkesine açıklık getirmiştir ve Ricardo, bu yasanın onunla en çok çelişki halinde görünen burjuva üretim ilişkilerine de hükmettiğine işaret eder. Ricardo’nun araştırmaları, ancak, değerin hacmi sınırları içinde kalmaktadır, değerin kendisine gelince, o, hiç değilse bu yasanın gerçekleşebilmesi için, belirli tarihsel koşulların gerektiğini sezmektedir. Nitekim o, değer hacminin emek-zamanı ile belirlenmesi ilkesinin, ancak, “sanayi tarafından istek üzerine çoğaltılması mümkün olan ve üretimi sınırsız bir rekabete tâbi bulunan”42 metalar için yürürlükte olduğunu söyler. Bu yalnızca, gerçekte değer yasasının tam gelişmesi için, büyük sınaî üretimi ve serbest rekabet toplumu, [sayfa 85] yani modern burjuva toplumu gerektirdiği anlamına gelebilir. Zaten Ricardo, emeğin burjuva biçimini, toplumsal emeğin sonsuzluğa kadar varan doğal biçimi saymaktadır. Meta sahibi saydığı ilkel balıkçı ile avcıya, o, değişim-değerlerinde maddileşmiş emek-zamanıyla orantılı olarak, balıkla av hayvanını değiş-tokuş ettirir. O, bu vesileyle 1817 yılında, Londra Borsasının yıllıklar tablosuyla ilkel balıkçı ve avcının iş araçlarının değerlendirilmesi arasında bağlantı kurmak gibi bir zaman tutarsızlığı içine düşmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, “Bay Owen’ın paralelkenarları”, burjuva toplumu biçimi dışında, Ricardo’nun tanımış olduğu biricik toplum biçimidir. Bu dar burjuva ufuklar içine hapsedilmiş olmakla birlikte, Ricardo, derinliklerinde yüzeyde görünenden tamamen değişik yönleri olan burjuva toplumu inceden inceye öyle bir teorik titizlikle tahlil etmiştir ki, Lord Brougham onun hakkında şöyle diyebilmiştir: Mr. Ricardo seemed as if had dropped from an other planet.43* Ricardo’yla doğrudan doğruya giriştiği bir polemikte Sismondi, bir yandan değişim-değeri yaratıcısı emeğin özgür olarak toplumsal niteliği üzerinde direnirken,44 öte yandan değer hacmini gerekli emek-zamanına indirgemeyi, “bütün toplumun gereksinmesiyle bu gereksinmeyi doyurmak için yeterli emek miktarı arasındaki ilişkiye”45 indirgemeyi “iktisadi ilerlememize özgü bir şey” olarak işaret etmekteydi. Sismondi, Boisguillebert’in değişim-değeri yaratıcısı emeğin para tarafından amacından saptırıldığı yolundaki görüşünden kendisini kurtarmıştır, ama Bois-guillebert’in parayı suçlaması gibi, o da, büyük sanayi sermayesini suçlamaktadır. Eğer Ricardo’yla ekonomi politik, cüretle sonuçlar çıkarıyor ve böylelikle sonuca varıyorsa, bu sonuç ekonomi politiğin [sayfa 86] kendisinden kuşkuya düştüğünü gördüğümüz Sismondi ile tamamlanmış bulunmaktadır.
      Klasik ekonomi politiğe son biçimini verirken, değerin emek-zamanı tarafından belirlenmesi yasasını en açık biçimde koyan ve geliştiren Ricardo olduğuna göre, iktisatçıların giriştikleri polemiğin onun üzerinde yoğunlaşması doğal bir şeydir. Bu polemiği, çoğunlukla büründüğü akılsızca biçimden ayırırsak,46 aşağıdaki noktalar içinde özetleyebiliriz:
      Birincisi. – Emeğin kendisinin bir değişim-değeri vardır, ve değişik emeklerin değişim-değerleri değişiktir. Bir değişim-değerini, değişim-değerinin ölçüsü yapmak, bir kısır döngüye girmek olur, çünkü ölçmeye yarayan değişim-değerinin kendisi de bir ölçüye muhtaçtır. Bu itiraz şu sorunda çözümlenir: değişim-değerinin kendiliğinden mevcut ölçüsü olarak emek-zamanı veri olduğuna göre, emekçinin ücretini bu temel üzerinde geliştirmek. Bunun karşılığını, ücretli emek teorisi verir.
      İkincisi. – Eğer bir ürünün değişim-değeri, içerdiği emek-zamanına eşitse, bir iş(emek)gününün değişim-değeri, bir işgününün ürününe eşittir, ya da, ücretin emeğin ürününe eşit olması gerekir.47 Oysa gerçekte olan, bunun tersidir. Demek ki, bu itiraz da şu sorun içinde çözümlemesini bulmaktadır: [sayfa 87] nasıl oluyor da, yalnızca emek-zamanı ile belirlenen değişim-değeri temeli üzerinde üretim, emeğin değişim-değerinin, emeğin ürününün değişim-değerinden daha az olması sonucunu vermektedir? Bu sorunu, sermayeyi incelerken çözüme bağlayacağız.
      Üçüncüsü. – Metaların pazar fiyatı, arzda ve talepte değişikliklere göre bu metaların değişim-değerlerinin altına düşerler ya da üstüne çıkarlar. Bunun sonucu olarak, metaların değişim-değerlerini belirleyen, içerdikleri emek-zamanı değil, arz ve taleple olan ilişkidir. Pratikte bu tuhaf sonuç, yalnızca şu sorunu ileri sürmekle kalır: değişim-değeri temeli üzerinde bu değerden farklı olan bir pazar fiyatı nasıl teşekkül edebilmektedir, ya da daha doğrusu nasıl oluyor da değişim-değeri yasası ancak kendi karşıtında gerçekleşebiliyor? Bu sorun, çözümünü-rekabet teorisinde bulmaktadır.
      Dördüncüsü. — Son çelişki ve, çoğunlukla olduğu gibi garip örnekler biçimiyle sunulmadığı zaman, görünürde kesin olan son çelişki şudur: eğer değişim-değeri, bir metaın içerdiği emek-zamanından başka bir şey değilse, emek içermeyen metalar nasıl olur da bir değişim-değeri olabilir, ya da bir başka deyişle, doğanın basit güçlerinin değişim-değeri, nereden gelmektedir? Bu sorun, çözümünü, toprak rantı teorisinde bulmaktadır. [sayfa 88]
 

İKİNCİ BÖLÜM
PARA YA DA BASİT DOLAŞIM


      1844 ve 1845’te, Sir Robert Peel’in “Bank-Acts”48* ile ilgili parlamento tartışmaları sırasında, Gladstone, aşkın kendisinin bile, paranın özü üzerinde fikri geviş getirmeler kadar insanların kafalarını karmakarışık hale getirmediğini belirtiyordu. Gladstone, İngilizce konuşuyordu. Petty’nin kuşkularına karşın, para spekülasyonlarında “olağanüstü” bir “zek┠göstermiş olan Hollandalılar, buna karşılık, zekâlarının para üzerine spekülatif tartışmalarla körlenmesine asla izin vermemişlerdir.
      Paranın tahlilindeki başlıca güçlük, paranın kökeninin metaın kendisinde olduğu anlaşılır anlaşılmaz çözümlenmiş [sayfa 89] olur. Bu kabul edilince, artık sözkonusu olan, paraya özgü belirli biçimlerin açıkça kavranmasıdır. Bütün burjuva ilişkilerin altın ya da gümüş biçiminde görünmeleri, para ilişkileri gibi görünmeleri ve bu yüzden para şeklinin kendi özüne yabancı olan sonsuz derecede çeşitli bir içerik taşır görünmesi yüzünden, sorun azçok çapraşık bir durum almaktadır.
      Aşağıdaki incelemede, yalnızca, doğrudan doğruya meta değişiminden doğan para biçimlerinin sözkonusu edildiği ve üretim sürecinin daha yüksek bir aşamasına ait olan örneğin kredi parasının sözkonusu olmadığını, akılda tutmak gerekir. Basitleştirmek amacıyla, altının her yerde para-meta olduğu varsayımından hareket edilecektir.

I. DEĞERLERİN ÖLÇÜSÜ


      Dolaşımın ilk süreci, deyim yerindeyse, gerçek dolaşımı hazırlayan teorik bir süreçtir. Kullanım-değeri olarak mevcut olan metalar, ilkönce değişim-değerleri olarak maddileşmiş genel emeğin belirli miktarları olarak birbirlerine ideal tarzda göründükleri biçimde yaratılırlar. Görüldüğü gibi, bu sürecin birinci zorunlu hareketi, metaların, özgül bir metaı, diyelim ki altını, genel emek-zamanının doğrudan doğruya maddileşmesi olarak ya da genel eşdeğer olarak saf-dışı tutmalarıdır. Bir an için, metaların, hangi biçimde altını para haline getirdiklerine dönelim:
       

1 ton demir

= 2

ons altın;

1 quarter buğday

= 1

ons altın;

1 kental kahve

= ¼

ons altın;

1 kental potas

= ½

ons altın;

1 ton Brezilya tahtası

= 1½

ons altın;

y meta

= x

ons altın)


      Bu denklemler serisinde, altın, buğday, kahve, potas, vb., birbirlerine, bunların ayrı ayrı kullanım-değerlerinde temsil olunan gerçek emeklerin her türlü özelliklerinin tamamen [sayfa 90] silindiği, tek biçim emeğin, altın olarak maddileşen emeğin maddileşmesi olarak görünmektedirler. Değer olarak bu metalar, birbirinin aynıdır; bunlar, aynı emeğin maddileşmesidirler, ya da hiç olmazsa emeğin aynı maddileşmesidirler, altındırlar. Aynı emeğin tek şekilde maddileşmesi olarak, aralarında yalnız bir fark, nicel bir fark vardır, ya da hiç olmazsa bunlar, ayrı ayrı değer hacimleri olarak görünmektedirler, çünkü bunların kullanım-değerleri eşit olmayan bir emek-zamanı içermektedir. Tecrit edilmiş metalar olarak bunlar, aynı zamanda, birbirleriyle genel emek-zamanının maddileşmesi olarak ilişki içindedirler, çünkü kendisinin genel emek-zamanıyla olan ilişkileri, istisnaî durumda tutulan bir metaya, altına olan ilişkileri gibidir. Bu metaların, değişim-değerleri olarak, birbirlerini temsil ettikleri bu aynı şekillenme halindeki ilişki, belirli bir miktarı, değişik miktarlarda demirde, buğdayda, kahvede, vb., kısacası, bütün metaların değişim-değerlerinde ifadesini bulan ya da meta şeklindeki eşdeğerlerin sınırsız sayısı içinde doğrudan doğruya açılıp yayılan genel emek-zamanı olarak altının içerdiği emek-zamanını temsil eder. Metalar kendi değişim-değerlerini evrensel olarak altın şeklinde ifade ettiklerine göre, altın, kendi değişim-değerini, bütün metalarda ifade eder. Birbirlerine değişim-değeri şeklini kazandırmakla metalar, altına genel eşdeğer ya da para biçimini vermiş olmaktadırlar.
      Bütün metaların altın olarak değişim-değerleri, belirli bir altın miktarının ve belirli bir meta miktarının içerdiği emek-zamanı oranıyla ölçüldüğü içindir ki, altın, değerlerin ölçüsü olabilmektedir; ve her şeyden önce, sadece bu değerler ölçüsü işlevinden ötürüdür ki –ki altının kendi değeri de doğrudan doğruya meta şeklindeki şeylerin tam çemberi içinde ölçülmektedir–, altın, genel eşdeğer ya da para olabilmektedir. Öte yandan, bütün metaların değişim-değeri, bu andan başlayarak, altın olarak ifade edilir. Değerin bu biçimde ifadesinde bir nitel an, ve bir de nicel an [sayfa 91] ayırdetmek gerekir. Metaın değişim-değeri, aynı tek biçimli emek-zamanının maddileşmesi şeklinde belirmektedir; o zaman, metaın değer hacmi tam ifadesini bulmuş olabilir, çünkü, altına eşit metaları ele aldığımız oranda, bu metaları, birbirine eşit olarak ele almış oluruz. Bir yandan, bu metaların içerdikleri emek-zamanının genel niteliği görünür hale gelirken, öte yandan, altın olarak eşdeğerlerinde maddileşmiş olan bu ayın emek-zamanının miktarı görünür hale gelmektedir. Genel eşdeğerlik olarak ve aynı zamanda özgül bir metaya kıyasla, bu eşdeğerliğin derecesi olarak bu biçimde ifade edilen ya da daha doğrusu metaları özgül bir metaya bağlayan bir tek denklem içinde ifade edilen metaların değişim-değeri, fiyattır. Fiyat, metaların değişim-değerinin dolaşım süreci içinde belirdiği, başkalaşıma uğramış şeklidir.
      Demek ki, metaların değerlerini altın-fiyat olarak ifade etmeleri süreci ile, metaların, altın değerlerinin ölçüsü ve dolayısıyla para haline getirmeleri süreci, ayın süreçtir. Eğer metalar, evrensel olarak, değerlerini, gümüşle, buğdayla ya da bakırla ölçmüş olsalardı ve böylelikle bu değerleri gümüş-fiyat, buğday-fiyat ya da bakır-fiyat şeklinde ifade etmiş olsalardı, gümüş, buğday, bakır değerlerinin ölçüsü olurdu ve dolayısıyla genel eşdeğer olurdu. Metaların fiyat şeklinde dolaşım içinde görünebilmeleri için, dolaşım, metaların değişim-değerleri olduklarını varsayar. Altın, ancak, bütün metalar, kendi değişim-değerlerini onunla değerlendirdikleri içindir ki, değerlerin ölçüsü olabilmektedir. Ama kurulmakta olan, altına ölçü karakterini kazandıran bu ilişkinin evrenselliği, ayrı ayrı ele alman her metaın, hem kendisinin hem altının içerdiği emek-zamanına orantılı tarzda, altın olarak ölçülmesini varsayar, yani meta ile altın arasındaki gerçek ölçünün emeğin kendisi olduğunu, başka bir deyişle, meta ile altının doğrudan doğruya trampa yoluyla değişim-değerleri olarak eşitler halinde karşılaşmalarını [sayfa 92] varsayar. Bu denklemlemenin pratikte meydana geliş tarzını, basit dolaşım alanında inceleme olanağı yoktur. Bununla birlikte, besbelli ki, altın ve gümüş üreten ülkelerde, belirli bir miktar altın ve gümüşte belirli bir emek-zamanı, belirli bir miktarda altın ve gümüşün derhal içine girmekte olmasına karşılık, ne altın ve ne de gümüş üretmeyen ülkelerde, dolambaçlı yoldan, ulusal metaların doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak değişimiyle aynı sonuca varılmaktadır, yani ortalama ulusal emeğin belirli bir parçasının, altın ve gümüş madenlerine sahip ülkelerin, altın ve gümüşten maddileşmiş olan belirli bir miktar emek-zamanıyla değişimiyle aynı sonuca varılmaktadır. Değerler ölçüsü olabilmesi için, altının da, bilkuvve değişebilen bir değer olması gerekir; gerçekten altın, ancak emek-zamanının maddileşmesi olarak öteki metaların eşdeğeri olabilir, ama bu emek-zamanı, somut emeğin üretici güçlerinin değişikliklerine uymalı, aynı kullanım-değerlerinin eşit olmayan hacimleri şeklinde gerçekleşmelidir. Her metaın değişim-değeri, nasıl bir başka metaın kullanım-değerinde ifadesini buluyorsa, aynı şekilde, bütün metalar altınla değerlendirildikleri zaman, altının, yalnızca belli bir anda belli bir miktar işgününü temsil ettiği varsayılmaktadır. Altının değerinin değişmesine gelince, burada, daha önce geliştirilmiş olan değişim-değerleri yasası geçerlidir. Eğer metaların değişim-değerleri olduğu gibi kalırsa, bunların altın-fiyatlarında bir genel yükseliş, ancak altının değişim-değerinin düşmesiyle mümkündür. Eğer altının değişim-değeri değişmezse, altın-fiyatlarının genel yükselişi ancak bütün metaların değişim-değerlerinde bir yükselişle mümkün olabilir. Meta fiyatlarının genel düşüşü halinde, bunun tersi doğrudur. Eğer bir ons altının değeri, bunu üretmek için gerekli emek-zamanında meydana gelen bir değişme yüzünden alçalır ya da yükselirse, bütün öteki metaların da değerleri aynı biçimde alçalır ya da yükselir, ve değer, daha önce olduğu gibi, sonra da bütün metalar için [sayfa 93] belli hacimde emek-zamanını temsil eder. Bu takdirde, aynı değişim-değerleri, daha öncesine oranla, daha büyük ya da daha küçük altın miktarlarıyla ölçülür, ama bunlar, kendi değer hacimleriyle orantılı olarak değerlendirilirler ve bu bakımdan aralarındaki aynı değer ilişkilerini muhafaza ederler. 2 : 4 : 8 ilişkisi, 1 : 2 : 4 ya da 4 : 8 : 16 ilişkisiyle aynı olarak kalır. Değeri, altından onbeş defa daha küçük olan gümüş, nasıl bu yüzden, gerektiğinde, altının yerini almasında bir engelle karşılaşmıyorsa, altın değerinde meydana gelen değişikliklere uygun olarak değişim-değerlerini ölçmeye yarayan altın miktarında meydana gelen değişiklikler de, altının değerler ölçüsü olarak görevini yerine getirmesine engel olmaz. Altın ile meta arasındaki ölçü, emek-zamanı olduğuna göre ve altın da, ancak bütün metalar kendisinde ölçüldükleri derecede değerler ölçüsü olabildiğine göre, metaları birlikte ölçülebilir hale getiren şeyin, para olduğu sanısını uyandıran, dolaşım sürecinin bir aldatmacasıdır.49 Tam tersine, altını para yapan, maddileşmiş emek-zamanı olarak metaların birlikte ölçülebilmeleridir.
      Metaların değişim-sürecine girdikleri somut şekil, bunların kullanım-değerleri şeklidir. Bunlar, ancak elden ele [sayfa 94] geçerek, gerçek genel eşdeğer olabilirler. Metaların fiyatlarının belirlenmesi, bunların düşüncede genel eşdeğer şekline girmeleri, altında bir denklem kurmaları demektir, bu altın, henüz sağlanmamış olsa bile. Ama, fiyatları, metaları, ancak düşüncede altın şekline soktuklarına göre, ya da bunları ancak mecaz olarak altın şekline soktuklarına göre ve bu metaların para şeklinde varlık tarzları henüz gerçekten bunların gerçek varlık tarzlarından ayrılmadığına göre, altın, henüz düşünce olarak para şekline girmiş bulunmaktadır: henüz ancak değerler ölçüsüdür ve fiilî olarak, belirli altın miktarları belirli emek-zamanlarına henüz bir ad kazandırmadan öte bir şey yapmamaktadırlar. Altının para olarak billur lastiği belirli biçim, bütün durumlarda, metaların birbirleri için kendi değişim-değerlerini temsil ettikleri belirli tarza tâbidir.
      Karşılaşan metaların şimdi çifte varlık tarzı vardır, kullanım-değerleri olarak gerçek varlık tarzı ve değişim-değerleri olarak düşüncede varlık tarzı. Bu metaların, şimdi birbirleri için içerdikleri çifte emek şeklini temsil ederler; kullanım-değerlerinde gerçekten mevcut olan özel somut emek ve fiyatlarında mecazî bir varlığa bürünen genel soyut emek-zamanı, ki burada, tekbiçim maddileşmeyi meydana getirirler ve aynı değeri nesnesinden ancak miktar bakımından bir fark gösterirler.
      Bir yandan, değişim-değeriyle fiyat arasındaki fark, sadece bir ad farkı olarak görünmektedir : emek der, Adam Smith, gerçek fiyattır ve para, metaların ad olarak fiyatıdır. 1 quarter buğday otuz iş (emek)günü olarak değerlendirileceğine, eğer 1 ons altın otuz işgününün ürünüyse, 1 ons altın olarak değerlendirilmektedir. Öte yandan, aradaki bu fark, o kadar az bir adlandırma farkıdır ki, gerçek dolaşım süreci içinde metaın hayatını tehlikeye koyan bütün fırtınalar, bu farkta merkezlerini bulmaktadır. Buğdayın quarter’ında 30 işgünü bulunmaktadır, bu bakımdan buğdayı ilkönce emek-zamanı [sayfa 95] olarak ifade etmenin gereği yoktur. Ama altın, buğdaydan ayrı bir metadır ve buğday quarter’ının fiyatının önceden işaret ettiği gibi gerçekten bir altın onsu ettiğini saptamak ancak dolaşımda mümkündür. Bunun hepsi şuna bağlıdır: Buğday, kullanım-değeri olarak, kendi kendini doğrulayacak mıdır, yoksa doğrulamayacak mıdır, içerdiği emek-zamanı miktarının toplumun 1 quarter buğday üretmek için gerekli bulduğu emek-zamanı miktarına tekabül edecek midir, etmeyecek midir? Meta ancak böylelikle, değişim-değeridir ve onun bir fiyatı vardır. Değişim-değeri ile fiyat arasındaki bu farkta, metaın içerdiği özel bireysel emeğin, metaın elden ele geçmesi süreci ile onun karşıtı soyut genel emek olarak, ancak bu biçimde kişisel olmayan ve toplumsal olabilen emek olarak, yani para olarak temsil edilmelidir. Metaın bu biçimde temsil edilebilip edilmemesi raslantılara bağlıdır. Demek ki, her ne kadar fiyatta metaın değişim-değeri, ancak düşüncede metaın değişik bir varlığına kavuşuyor, ve içerdiği emeğin iki ayrı varlık tarzı50* artık değişik bir ifade şeklinde varolabiliyorsa da, ve her ne kadar, bunun sonucu olarak, bir başka yandan, genel emek-zamanının maddileşmesi olan altın, ancak mecazî değer ölçüsü olarak gerçek meta ile karşılaşıyorsa da, değişim-değerinin fiyat ya da değer ölçüsü olarak altın biçiminde varlık tarzı, metaın çın çın ses çıkaran altın karşılığında devrini ve devredilmemesi olanağını, kısacası, ürünün meta olmasından doğan, ya da özel bireyin özel emeğinin, bir toplumsal etkisi olabilmesi için zorunlu olarak doğrudan doğruya karşıtı olan biçimi, soyut genel emek biçimini alması gereğinden doğan zorunluluğu, gizli olarak özünde taşımaktadır. Demek ki, metaı isteyen, ama parayı istemeyen, özel değişime dayanan özel üretimi isteyen, ama bu üretimin zorunlu kıldığı koşulları reddeden ütopyacılar, parayı, yalnızca elle tutulur şekliyle değil, değerler ölçüsü olarak, esirimsi ve [sayfa 96] hayali şekliyle ortaya çıktığı zamanda “ortadan kaldırmakla” tutarlı davranmaktadırlar. Göze görünmeyen değerler ölçüsünün arkasında, o amansız para, pusu kurmuş beklemektedir.
      Altının değerler ölçüsü durumuna geldiği ve fiyatın da değişim değeri olduğu süreç varsayıldı mı, bütün metalar, fiyatları içinde, değişik hacimlerdeki mecazî altın miktarlarından başka bir şey olmazlar. Aynı şeyin, altının, bu değişik miktarları biçiminde, metalar, birbirleriyle eşit duruma gelirler, kıyaslanırlar ve ölçülürler, ve böylece bu metaları, ölçü birimi sayılan belirli bir miktar altına indirgemek teknik zorunluluğu gelişir, o ölçü birimi ki, standart ölçü haline gelir ve ikincil bölünmelere uğrayan kesirlere bölünür.51 Ölçü bilimi olarak altın miktarları, ağırlıklarıyla ölçülürler. Denmek ki, bu ölçüt daha şimdiden madenlerin genel ağırlığında mevcuttur ve daha. başlangıçta her madenî dolaşımda fiilen bir fiyatlar ölçütü görevini yerine getirir. Artık metalar, emek-zamanı ile ölçülmesi gereken değişim-değerleri olarak, birbirleriyle kıyaslanmazlar, aynı adı taşıyan ve altınla ölçülen hacimler olarak kıyaslanırlar, ve altın, değerler ölçüşüp (dem Maß der Werke) iken, artık fiyatlar ölçütü (Maßstab der Preise) olmuştur. Meta fiyatlarının, değişik altın miktarları olarak birbiriyle kıyaslanması, böylelikle bir miktar mecazî altın üzerine basılmış olan ve kesirlerin ölçütü olarak gösterilen simgelerde somutladır. Değerler ölçüsü olarak ya da fiyatlar ölçütü olarak ortaya çıkmasına göre altın, birbirinden tamamen ayrı olan şeklî belirlenmelere sahip bulunmaktadır, ve bu belirlenmelerin birbirine karıştırılması, en saçma teorilerin ortaya çıkmasının nedeni olmuştur.. Altın, maddileşmiş emek-zamanı olarak değerler [sayfa 97] ölçüsüdür; belirli bir miktar maden olarak da fiyatlar ölçütüdür, Değişim-değeri olarak altın, değişim-değerleri olarak öteki metalarla kıyaslandığında, değerler ölçüsü olur; fiyatlar ölçütünde ise, belirli bir miktar altın, değişik miktarlardaki altının birimi görevini yerine getirir,52* Altın, değeri değişebildiği için değerlerin ölçüsüdür, ama değişmez ağırlık birimi olarak saptanıldığı için fiyatlar ölçütüdür. Burada aynı adı taşıyan bütün hacim ölçülerinin saptanmasında olduğu gibi, ölçü ilişkilerinin sabitliği ve tam ve doğru oluşu kesin bir rol oynar, ölçü birimi olarak bir miktar altını ve bu birimin ikincil bölünmelerini temsil eden kısımlarını saptama zorunluluğu, metaların değişim-değerleriyle, tabiatıyla değişebilen bir değer taşıyan belirli bir miktar altın arasında bir değer ilişkisi kurulduğu yolunda yanlış bir fikrin doğmasının nedeni olmuştur; ancak unutulmaktaydı ki, altın, fiyatlar ölçütü şeklini almadan önce, metaların değişim-değerleri, fiyat şekline, altın miktarları şekline girerler. Altının değerindeki değişiklikler ne olursa olsun, değişik altın miktarları kendi aralarında daima aynı değer ilişkisini temsil ederler. Eğer altının değeri yüzde-bin bile düşse, 12 ons altın daha önceden olduğu gibi 1 ons altından 12 defa daha büyük bir değer taşırdı, ve fiyatlarda sözkonusu olan, değişik altın miktarları arasındaki ilişkidir, öte yandan değerinin alçalması ya da yükselmesi, 1 ons altının ağırlığında hiç bir değişiklik meydana getirmeyeceğine göre, bu ons altının ikincil bölünmelerinde de bir değişiklik olmaz ve altın, fiyatların sabit ölçütü olarak, değerindeki değişiklikler ne olursa olsun, eskiden olduğu gibi hizmet görür.53
      Açıklamasını daha aşağıda madenî dolaşımın niteliğinde bulacağımız bir tarihsel süreç, durmadan değişen ve eksilen [sayfa 98] bir ağırlığa karşın, değerli madenlerin fiyatlar ölçütü görevini yerine getirdiklerinde aynı ağırlık adını muhafaza etmelerini sağlamıştır. Böylece İngiliz lirası, ilk ağırlığının üçte-birinden az değerde maden içermektedir, bu nispet, Birlik’ten önceki İskoçya lirası için yalnızca 1/36, Fransız lirası için 1/74, İspanyol maravedi’si için 1/1.000’den az ve Portekiz rei’si için daha da küçük bir nispettir. Görüldüğü gibi, maden ağırlıklarının para olarak adları, bunların genel ağırlık adlarından tarihsel olarak farklıdır.54 Ölçü biriminin, bu birimin kesirlerinin ve bunların isimlerinin belirlenmesi, bir yandan düpedüz itibari olduğuna göre, ve öte yandan da dolaşım içinde evrensellik ve gereklilik niteliğini muhafaza etmesi gerektiğine göre, bunun yasal bir belirleme olması zorunluydu. Bu işlemin resmî yanını yerine getirmek, hükümetlere düştü.55 Paranın maddesi olacak olan belirli maden, toplumsal olarak sağlanıyordu. Fiyatların yasal ölçütü, elbette ki ülkeden ülkeye değişir. Örneğin İngiltere’de, maden ağırlığı [sayfa 99] olarak ons, pennyweight’lere, grain’lere ve carats troy’lara bölünür. Ama paranın ölçü birimi olarak 1 ons altın 37/8 sovereign’e ve İngiliz altını da 20 şiline, şilin ise 12 peniye bölünür, öyle ki, 22 kratlık 100 altın lira (1.200 ons) = 4.072 İngiliz lirası ve 10 şilin. Bununla birlikte, ülkelerin sınırlarının ortadan kalktığı dünya pazarında, para ölçülerinin bu ulusal nitelikleri gözden kaybolur ve bunların yerini, madenlerin genel ağırlık ölçüleri alır.
      Demek ki, şimdi, bir metaın fiyatı, ya da bu metaın düşüncede şeklini alacağı altın miktarı, altın ölçütünün para adlarıyla ifade edilmektedir. Böylece, İngiltere’de, buğdayın quarter’ı 1 ons altına eşittir deneceğine, 3 sterlin 17 şilin 10½ peniye eşittir denir. Böylelikle, aynı para adları, bütün fiyatların ifade edilmesi için elverişlidir. Metaların kendi değişim-değerlerine verdikleri özel biçim, başkalaşıma uğramış ve para olarak adlar halini almıştır. Ve metalar, bu adlarla, kendi değerlerinin ne olduğunu birbirlerine söylerler. Para ise, itibari para olmaktadır.56 [sayfa 100]
      Herhangi bir zenginliğin değişim-değeri olarak saptanmasında, metaın zihinde, kâğıt üzerinde ya da konuşmada itibari para şekline girmesi yer alır.57 Bu dönüşüm için altının maddesi gereklidir, ama yalnızca mecazî olarak. 1.000 balya pamuğun değerini, belirli sayıda altın onslarıyla ölçmek için ve bu onslar sayısını da onsun itibari adlarıyla, sterlini lira olarak, şilini peni olarak ifade edebilmek için, gerçek altının, tek bir atomuna bile gerek yoktur. Böylece Sir Robert Peel’in, 1.845’te kabul edilen Bank-Acts’ından önce 3 sterlin 17 şilin 10½ peni olarak, İngiliz hesap ölçütüyle ifade edilen altının onsu, fiyatların yasal ölçüsü görevini yerine getirdiği halde, İskoçya’da dolaşımda tek bir ons altın yoktu. Sibirya’da ve Çin’de, ticaret, gerçekte basit bir trampa olmasına karşın orada da para, metaların değişiminde bu şekilde bir fiyatlar ölçütü görevini yerine getirir. İtibari para olarak para için, kendi ölçü biriminin ya da kesirlerinin para olarak gerçeklen basılmış olup olmaması, önemli değildir. Fatih William zamanında İngiltere’de, o zaman saf gümüş lira olan 1 sterlin ve sterlinin 1/20’si olan şilin, yalnızca itibari para olarak mevcuttu, gümüş sterlinin l/240’ı olan peni ise mevcut en büyük madenî paraydı. Bugünün İngiltere’sinde ise, tersine, 1 ons altının belirli parçalarının yasal itibari adları olmalarına karşın, şilin de yoktur, peni de yoktur. Genel olarak madenî para, itibari para olarak ancak düşüncede mevcut olabilir, ve gerçekten mevcut olan para ise, tamamen değişik olan bir ölçüte göre, para olarak basılır. Kuzey Amerika’daki birçok İngiliz sömürgelerinde, 18. yüzyılın ortalarına kadar, itibari para, her yerde, İngiltere’dekinin aynı olmasına karşın, dolaşımdaki madenî para, [sayfa 101] İspanyol ve Portekiz sikkeleriydi.58
      Fiyatlar ölçütü olarak altın, tıpkı metaların fiyatları gibi, aynı itibari adlarla ifade edildiğinden, ve böylece, örneğin, tıpkı 1 ton demir gibi, 1 ons altın da 3 sterlin 17 şilin 10½ peni olarak ifade edildiğinden, altının bu itibari adlarına, altının para fiyatı denmiştir. Altının kendi maddesiyle değerinin ölçüldüğü ve, bu bakımdan öteki metalardan farklı olarak, altının fiyatının devlet tarafından saptandığı yolundaki garip düşünce, buradan doğmuştur. Buradaki yanlış, belirli altın ağırlıklarının itibari adlarının saptanmasıyla bu ağırlıkların değerinin saptanmasının birbirine karıştırılmasıdır.59 Altının, fiyatların belirlenmesinde unsur rolünü ve bundan dolayı da itibari para görevini yerine getirdiği zaman, yalnızca sabit fiyatı olmamakla kalmaz, hiç fiyatı yoktur. Fiyatı olabilmesi için, yani genel eşdeğer olarak özgül bir meta ile ifade edilebilmesi için, bu öteki metaın dolaşım süreci içinde altının oynadığı kendine özgü rolü oynaması gerekir. Oysa genel eşdeğer olarak bütün öteki metaları dıştalayan iki meta, birbirlerini de karşılıklı olarak dıştalarlar. Altın ve gümüşün, birbirinin yanında yasal madenî para olarak, yani değer ölçüsü olarak bulundukları yerde, bu ikisini, tek ve aynı madde sayma yolunda boşuna çaba harcanmış olması bu yüzdendir. Aynı gümüş ve altın oranlarında değişmez şekilde aynı emek-zamanının maddileştiğini [sayfa 102] varsaymak, gerçekte gümüş ile altının aynı madde olduğu nu ve daha az değer taşıyan maden olan gümüşün de altının değişmez bir kesri olduğunu varsaymaktır. Edward III zamanından George II zamanına kadar İngiliz parasının tarihi, yasal olarak saptanan altın ve gümüşün değer ilişkisiyle, bu iki madenin gerçek değerinde meydana gelen dalgalanmaların çatışmasından doğan devamlı karışıklıklar tarihidir. Bazan altının değeri gereğinden fazla olarak saptanmıştır, bazan da gümüşün. Değeri gereğinden düşük olarak saptanan maden, dolaşımdan çekilir, eritilip ihraç edilir. Bu durumda, iki madenin değer ilişkisi, yasayla yeniden değiştiriliyordu, ama kısa bir süre sonra yeni itibari değer, gerçek değer ilişkisiyle, tıpkı eskiden olduğu gibi çelişiyordu. Bugün bile, Hindistan’da ve Çin’de gümüş talebinin artmasından ileri gelen altın değerinin gümüşe kıyasla hafif ve geçici olarak düşmesi durumu, Fransa’da, aynı olaya, gümüşün ihracına ve bu madenin, dolaşımda, yerini, altının büyük ölçülerde almasına neden oldu. Fransa’da, 1855, 1856, 1857 yıllarında, altın ithali, bu madenin ihracatını 41.580.000 sterlin aşıyordu; gümüş ihracı ise, bu madenin ithalini 14.704.000 sterlin aşmaktaydı. Gerçekte, Fransa gibi, bu iki madenin yasal olarak değer ölçüleri “sayıldığı ve her ikisinin de zorunlu geçerliği bulunduğu, ama ödemelerin isteğe bağlı olarak altın ya da gümüş ile yapılabileceği ülkelerde, değeri yükselen maden, herhangi bir diğer meta gibi iktisadî akışı dumura uğratan bir etken haline gelir ve bu meta, kendi fiyatını, itibari değeri, gerçek değerinden yüksek takdir edilen öteki maden ile ölçer ve bu durumda, sadece ve böylelikle, değeri yükselmeyen maden, biricik değer ölçüsü olarak kalır. Tarihin bu alanda sağlamış olduğu bütün deneyimler şu sonuca varır ki, iki metaın yasal olarak değer ölçüsü görevini yerine getirdikleri yerde, pratikte bu görevi fiilen yerine getiren, yalnızca bu metalardan bir tanesidir.60 [sayfa 103]

B. PARANIN ÖLÇÜ BİRİMİ ÜZERİNE TEORİLER


      Metaların, fiyat şeklinde, ancak düşüncel olarak altına dönüşümleri, ve sonuç olarak altının ancak düşüncel olarak paraya dönüşmesi olgusu, paranın ideal ölçü birimi teorisinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Fiyatların belirlenmesine, altın ve gümüş, ancak mecazi olarak katıldıkları için ve altın ve gümüş yalnız itibari para olarak iş gördüğünden, lira, şilin, peni, taler, frank vb. gibi terimlerin, altının ya da gümüşün ya da her ne şekilde olursa olsun maddileşmiş emeğin ağırlığı kesirleri yerine, ideal değer atomların gösterdikleri iddia edilmiştir. Demek ki, örneğin, bir ons gümüşün değeri yükselseydi, bu atomlardan daha fazla içerecekti ve bu yüzden de daha fazla miktarda şilinle takdir edilecek ve para haline gelecekti. İngiltere’deki son ticari bunalım sırasında yeniden itibar kazanan ve hatta 1858’de toplanan Banka Komitesinin raporuna ek olan iki özel raporda, Parlamentoda bile savunulan bu öğreti, 17. yüzyılın sonlarının tarihini taşır. William III’ün tahta çıkışı sırasında, bir ons gümüşün para fiyatı, 5 şilin 2 peniye yükseliyordu ya da bir ons gümüşün 1/62’si peni adını ve bu penilerin 12’si şilin adını taşıyordu. Bu ölçüte uygun olarak, örneğin, 6 ons gümüşlük bir para ağırlığı, şilin adında 31 sikke halinde para olarak basılmıştı. Gümüş, onsunun tacirler arası alım-satım fiyatı, 15 şilin 2 peni olan para fiyatından, 6 şilin 3 peniye geçti; başka bir deyişle, brüt bir ons gümüş satın almak için, 6 şilin 3 peni ödemek gerekiyordu. Eğer para fiyatı, bir ons gümüşün ancak kesirleri için itibari bir addan başka bir şey değilse, bir ons gümüşün tacirler arası alım-satım fiyatı, onun para fiyatını nasıl aşabilirdi? Bilmecenin çözülmesi kolaydı. O zaman dolaşımda bulunan 5.600.000 sterlin gümüş [sayfa 104] paranın, 4.milyonu aşınmış ye yenmişti. Bir deney ile, 220.000 ons ağırlığında olması gereken 57.200 sterlin paranın, ancak 141.000 ons geldiği saptandı. Para, ayın ölçüte göre basılmakta devam ediyordu, ama dolaşımda, gerçekte hafif olan şilinler, onsun adı belirtilmeyen pek küçük kesirlerini temsil ediyorlardı. Buna göre, pazarda, brüt bir ons gümüş karşılığında, bu küçülmüş olan şilinlerden daha fazla bir miktar ödemek gerekiyordu. Bu şekilde meydana gelmiş olan karışıklık sonucunda, yeniden, genel döküme karar verildiği zaman, Secretary to the Treasury61* Lowndes, bir ons gümüşün değerinin yükseldiğini ve bundan böyle, bir ons gümüşün eskiden olduğu gibi 5 şilin 2 peni olarak değil, (1 şilin 3 peni olarak para haline getirilmesi gerektiğini ileri sürdü. Demek ki, gerçekte, onsun değeri yükselmiş olduğu için, onsun kesirlerinin değerinin azalmış olduğunu iddia ediyordu. Ama Lowndes’in yanlış teorisi, yalnızca, haklı bir pratik amacı maskelemeye hizmet ediyordu. Devlet hafif şilin üzerinden borçlanmıştı; bunları ağır şiline göre mi ödeyecekti? Lowndes, gerçekte ancak 4 ons gümüşü temsil eden itibari değer olarak almış olduğumuz 5 onsu iade ederken, 4 ons gümüş ödenecektir diyeceğine, tersini söylüyor, itibari değer olarak 5 ons ödeyin ama onun madenî özünü 4 onsa düşürün ve bugüne dek 4/5 şilin dediğimiz şeyi, tam şilin olarak kabul edin diyordu. Pratikte, paranın madenî özüyle yetinen Lowndes, teorik olarak, paranın itibari değerine bağlı kalmaktaydı. Tersine, yalnızca paranın itibari adına bağlı olan muarızları ise, %25-30 oranından daha hafif bir şilinin normal ağırlıktaki bir şilinle özdeş olduğunu iddia ederek, yalnızca paranın madenî özüne bağlı kalınmasından başka bir şey istemediklerini ileri sürüyorlardı. İşçi sınıfına ve pauper’lere62** karşı sanayicileri, eski tarz tefecilere karşı tüccarları, devletin borçlularına karşı malî aristokrasiyi, bütün biçimleriyle [sayfa 105] yeni burjuvaziyi savunan ve özel bir yapıtında burjuva aklının düpedüz sağduyu olduğunu tanıtlayan John Locke, Lowndes’in meydan okumasına mukabele etti. John Locke, bu çatışmada galip geldi ve 10-14 şiline istikraz edilmiş olan guine, 20 şilinlik guine olarak ödendi:63 Sir James Steuart, bütün bu işlemi, şu sözlerle özetliyor.
      “Hükümet vergilerden, alacaklılar sermaye ve faizlerden büyük kazançlar elde ettiler ve bu dolandırıcılığın tek kurbanı olan ulus sevinçliydi, çünkü onun standardı [kendi değerinin ölçütü] alçaltılmamıştı.”64
      Steuart, gelecekteki bir ticari gelişmenin, ulusu daha akıllandıracağını düşünüyordu. Ama yanılıyordu. Aşağı yukarı 120 yıl sonra aynı qui pro quo65* yinelendi. [sayfa 106]
      İngiliz felsefesinde; mistik bir idealizmin temsilcisi olan Piskopos Berkeley’in, paranın ideal ölçü birimi öğretisine teorik bir görünüş vermesi, yani pratik “Secretary to the Treasury”nin ihmal ettiği şeyi yapması normaldir: Berkeley, oran adları olarak kabul edilmeleri [kendinde soyut değer “liranın, sterlinin, kuronun vb., diye sorar, adlarının basit oranı olarak kabul edilmesi] gerekmez mi?” “Altın, gümüş, kâğıt, bu oranı [bu değer oranını] hesaplamak, kaydetmek, denetlemek amacını güden basit kâğıt paralardan, jötonlardan başka bir şey midir?” “Başkasının sanayiini [toplumsal emeği] yönetmek, düzenlemek kudreti, zenginlik değil midir? Ve gerçekte para, bu kudretin devrediliş ya da kayda geçirilişinin bir alâmet ya da işaretinden başka bir şey midir ve bu işaretlerin maddesini meydana getiren şeye büyük bir önem atfetmek gerekir mi?”66 Burada, bir yandan değerler ölçüsü ile fiyatlar ölçütü, öte yandan ölçü olarak altın ya da gümüş ile dolaşım aracı olarak altın ya da gümüş birbirine karıştırılmıştır. Dolaşım aktinde, kâğıt paralar, değerli madenlerin yerini alabildikleri için, Berkeley, bundan, bu kâğıt paraların, kendi hesaplarına, hiç bir şeyi temsil etmedikleri, yani yalnızca soyut değer kavramını temsil ettikleri sonucunu çıkarıyor.
      Paranın ideal ölçü birimi öğretisi, James Steuart’ta öyle tam bir gelişme düzeyine varmıştır ki, onun halefleri –onu tanımadıkları için bilinçsiz olan halefleri– ne yeni bir formül, hatta ne de yeni bir örnek bulmuşlardır.
      “İtibari para, diyor o, ticari eşyanın nispî değerini ölçmek için icat edilmiş, eşit kısımların keyfî ölçütünden başka bir şey değildir. İtibari para, kendisi fiyat67 olan, akçe paradan (money coin) tamamıyla farklıdır ve bu itibari para, [sayfa 107] dünyada bütün metalar için orantılı bir eşdeğer olacak bir madde bulunmasaydı bile gene varolabilecekti. Açılar için dereceler, dakikalar, saniyeler, ya da coğrafya haritaları için ölçekleri ne iş görürlerse, itibari para da, şeylerin değeri için, ayın görevi yerine getirir. Bütün bu icatlarda, aynı adlandırma, her zaman birim olarak alınmıştır. Bütün bu usullerin tek yararı, orantıyı göstermesidir ve para birimi için de durum aynıdır. Şu halde para birimi, değerin herhangi bir parçasına göre değişmez bir şekilde düzenlenmiş bir oranı temsil etmez, yani belirli bir altın, gümüş ya da herhangi bir başka meta miktarıyla saptanamaz. Birim bir kere saptandıktan sonra, çoğaltılarak, en büyük değere kadar sıkılabilir. Metaların değeri, bu metalar üzerinde etki meydana getiren koşulların genel bir yardımına ve ayrıca insanların kaprisine tâbi olduğuna göre, onların değerinin ancak karşılıklı ilişkiler içinde değişirliğini kabul etmek gerekecektir. Belirli ve değişmez bir genel ölçüt yardımıyla orantı değişikliğinin saptanmasına karışıklık ve anlaşılmazlık getiren her şey, derdemez ticarete zarar verir. Para68* eşit kısımların salt ideal bir ölçütüdür. Bana, bir kısmın değerinin ölçü biriminin ne olması gerektiği mi soruluyor, ben, başka bir soruyla yanıt veririm: Bir derecenin, bir dakikanın bir saniyenin normal büyüklüğü nedir? Bunların normal bir büyüklükleri yoktur, ama bir kısım belirlendi mi, bütün geri kalanı, her türlü ölçüte uygun olarak, orantılı bir şekilde birbiri ardından belirlenir. Amsterdam Bankasının parası, Afrika’nın Angola Kıyısı parası, bu ideal paraya örnek teşkil ederler.”69
      Steuart, yalnızca, paranın dolaşımdaki fiyatlar ölçütü olarak ve itibari para olarak görünümleri üzerinde durmaktadır. Çeşitli metalar, birbirlerine göre 15 şilin, 20 şilin, 30 şilin gibi cari fiyatla değerlendirilmişlerse, onların değer büyüklüklerinin karşılaştırılmasında, beni gerçekten ilgilendiren şey, [sayfa 108] ne gümüş olarak miktarı, ne de şilinin adıdır. Şimdi, 15, 20, 36’nın sayıca oranları, her şeyi anlatmaktadır ve 1 sayısı, biricik ölçü birimi olmuştur. Salt soyut bir ifade olan orantı deyimi, zaten sayıların soyut orantısının kendisinden başka bir şey değildir. Demek ki, tutarlı olmak için, Steuart, yalnız altınla ve gümüşle ilgilenmemekle yetinmemek, onların yasal vaftiz adlarıyla da ilgilenmemek zorundaydı. O, değerler ölçüsünün, fiyatlar ölçütü haline dönüşmesini anlayamadığı için, elbette ki, ölçü birimi olarak iş gören belirli bir altın miktarının, ölçü olarak, başka altın miktarlarına değil, ama değer olarak değerlere raci olduğunu sanıyor. Metaların değişim-değerlerinin fiyata dönüşmesi, metaları, aynı adları taşıyan büyüklükler olarak gösterdiği için, Steuart, metaları, aynı adlandırmaya indirgeyen ölgünün niteliğini yadsıyor ve çeşitli altın miktarlarının bu karşılaştırılmasında, ölçü birimi olarak hizmet eden miktarın büyüklüğü, itibari olarak kabul edilmiş olduğundan, bunu saptamanın bile gereksiz olduğunu ileri sürüyor. O, bir dairenin 360’ta bir parçasına derece diyeceğine, pekâlâ 180’de bir parçasına derece diyebilir, o zaman dikaçı 90 derece ile değil, 45 derece ile ölçülecektir ve geniş ve dar açılar da buna uygun bir şekilde ölçüleceklerdir. Açı ölçüsü, bu yüzden daha önce olduğu gibi, bundan böyle de, ilkönce nitelik bakımından belirli bir biçim, daire ve ikinci olarak da nicelik bakımından belirli bir daire parçası olacaktır. Steuart’ın iktisadî örneklerine gelince, o, bu örneklerden birinde, kendisini dövdürmek için değnekler sunuyor, öteki örnekte ise, hiç bir şeyi tanıtlamıyor.Amsterdam Bankasının parası gerçekte, dış dünya ile sert sürtüşmeler, hareket halindeki cari parayı zayıflatırken, bankanın mahzenlerinde tembel tembel yatarak tombulluklarından ve ağırlıklarından hiç bir şey yitirmeyen İspanyol altınları için, yalnızca bir itibari addı. Afrikalı idealistlere gelince, tetkik gezileri sonucunda, onlar hakkında daha kesin bilgiler edininceye kadar, onları kendi kaderlerine [sayfa 109] bırakmamız gerekir.70 Fransız devriminin kâğıt parası (assignant), Steuart’ın anladığı biçimde, aşağı yukarı ideal para olmak gösterilebilir: “Ulusal mülkiyet. 100 franklık assignant”. Burada, assignat’nın temsil etmesi gereken kullanım-değerinin özel bir şekilde belirtilmiş olduğu gerçektir; bu, müsadere edilmiş mülklerdi; ama ölçü biriminin nicel olarak belirlenmesi unutulmuştu ve bu yüzden de “frank” terimi anlamdan yoksun bir sözcükten başka bir şey değildi. Bir frank-assignat’nın temsil ettiği az ya da çok büyük toprak parçası, gerçekten, açık artırmaların sonucuna bağlıydı. Bununla birlikte, pratikte, frank-assignat, gümüş paranın değer alâmeti gibi dolaşıyordu, onun için de onun değer düşüklüğü, gümüşün ölçütü ile ölçülüyordu.
      İngiltere Bankası tarafından nakdî ödemelerin durdurulması dönemi, para teorilerine kıyasla savaş tebliğleri bakımından ancak biraz daha verimli oldu. Banknotların değerden düşüşü ve altının, tacirler arası alım-satım fiyatının para olarak fiyatının üstüne yükselmesi, Bankanın bazı savunucularının kafasında, ideal para ölçüsü öğretisinin uyanmasına neden oldu. Lord Castlereagh, paranın ölçü birimini, “a sense of value in reference to curreney as compared with commodities”71* olarak tanımladığı zaman, bu bulanık görüş için, bulanık bir klasik ifade bulmuş oldu. Paris barışından birkaç yıl sonra, koşullar, nakit ödemelerin yeniden yapılmasına olanak verdiğinde, Lowndes’in William III zamanında ortaya atmış olduğu aynı sorun, hemen hemen aynı şekilde kondu. Yirmi yıldan uzun bir süredir üstüste binmiş olan muazzam kamu borçları, bir yığın özel borçlar, kesin taahhütler vb., düşük değerli banknotlarla yapılmıştı. Şimdi 4.672 sterlin [sayfa 110] 10 şilin borcu, yalnız itibari olarak değil, gerçekten de 22 ayar 100 altın lirayı temsil eden banknotlarla mı ödemek gerekecekti? Birmingham bankacısı Thomas Attwood, yeni bir Lowndes sıfatıyla sahneye çıktı. İtibari olarak, alacaklılara, kendilerinden ne kadar şilin alındıysa, o kadarı ödenmeliydi, ama eskiden 1/78 ons altının şilin adını taşımasına karşılık, şimdi diyelim, 1/90 ons altını şilin olarak adlandırmak zorunluydu. Attwood taraftarları, little Shillingmen72* Birmingham okulu adıyla tanınmışlardır. 1819’da başlayıp, 1845’te hâlâ devam edecek olan Sir Robert Peel ile Attwood arasındaki ideal para ölçüsü konusundaki kavga, hiç değilse paranın ölçü olarak görevi bölümü konusunda aşağıdaki aktarmayla tam olarak özetlenebilir:
      “Birmingham Ticaret Odasıyla yaptığı polemikte, Sir Robert Peel soruyor: sizin bir liralık kâğıt paranız neyi temsil edecek? Bir lira nedir? ... Ya da tersine, bugünkü değer ölçüsü biriminden ne anlamak gerekir? ... 3 sterlin 17 şilin 10½ peni bir ons altın ya da onun değeri mi demektir? Eğer bu, onsun kendisiyle, şeyleri, neden kendi adıyla söylememeli, ve sterlin, şilin, peni yerine, neden ons, penny-weight ve çekirdek dememeli? Şu halde yeniden doğrudan doğruya trampa sistemine dönüyoruz. ... Yoksa ons, değeri mi ifade eder? Eğer 1 ons = 3 sterlin 17 şilin 10½ peni ise, neden başka başka zamanlarda kimi 5 sterlin 4 şilin, kimi de 3 sterlin 17 şilin 9 peni eder? Lira (£) deyimi, değere bağlıdır, ama değişmez bir altın ağırlığı kesriyle saptanmış sabit bir değere değil. Lira ideal bir birimdir. ... Emek, üretim masraflarının kendisine dönüştüğü tözdür, ve kendi göreli değerini demire olduğu gibi altına da geçirir. Şu halde, bir insanın günlük ya da haftalık emeğini belirtmek için kullanılan özel itibari ad ne olursa olsun, bu ad, üretilen metaın değerini ifade eder.”73 [sayfa 111]
      Bu son sözlerde, ideal para ölçüsü anlayışındaki sisler dağılmakta ve onun gerçek içeriğini oluşturan fikir, bu sisler arasından görünmektedir. Altının itibari adları, sterlin, şilin vb., emek-zamanının belirli miktarlarının adları olacaktır. Emek-zamanı, değerlerin özü ve değerlerin içkin, kendiliğinden varolan ölçüsü olduğundan, bu adlar, gerçekten değer orantısının kendisini temsil etmelidirler. Başka bir deyişle, emek-zamanı, paranın gerçek ölçü birimi olarak kabul edilir. Böyle yapmakla, burada, Birmingham okulunu terkediyoruz, ama bu arada şunu da belirtelim ki, ideal para ölçüsü öğretisi, banknotların tahvil edilebilir ya da tahvil edilemez olması çekişmesinde yeni bir önem kazanmaktadır. Eğer kâğıt, adını, altından ya da gümüşten alıyorsa, banknotların tahvil edilebilirliği, yani banknotların altın ya da gümüş karşılığında değişilebilirliği, yasal hükümler ne olursa olsun, ekonomik bir yasa olarak kalır. Böylece, her ne kadar yasal olarak tahvil edilemezse de, Prusya kâğıt parası bir taler, günlük alışverişte gümüş bir talerden daha az değerli olsaydı ve bu yüzden pratikte tahvil edilemez olsaydı, derhal değeri düşerdi. Bunun içindir ki, İngiltere’de, kâğıt paranın tahvil edilebilirliğine tutarlı şekilde karşı çıkanlar-, ideal para ölçüsü öğretisine sığındılar. Eğer paranın itibari adları, sterlin, şilin vb. belirli bir meblâğı ifade eden adlar ise, bir metaın bir başka meta ile değişimi esnasında bazan daha çok, hazan da daha az bir miktarını emdiği değer atomlarıysa, 5 liralık bir İngiliz banknotu altınla olan ilişkisine ne kadar bağımlı işe, demirle ya da pamukla olan ilişkisine o ölçüde bağımlıdır. Bu banknotun unvanı, kendisini, teorik olarak, belirli bir miktar altına ya da herhangi bir başka metaya artık eşit tutmadığından, onun tahvil edilebilir olmasını, yani belirli bir nesnenin belirli bir miktarıyla pratik bir denklem kurmasını isteme olanağı ile kavram olarak sözkonusu değildir.
      Paranın doğrudan doğruya ölçü birimi olarak emek-zamanı teorisi, sistematik bir tarzda, ilk defa John Gray74 [sayfa 112] tarafından geliştirilmiştir. O, şubeleriyle çalışan bir ulusal merkez bankası eliyle, çeşitli metaların üretimi için gerekli emek-zamanını saptatıyor. Metaının karşılığı olarak üretici, o metaın değerini belirten resmi bir belge, yani metaın içerdiği şu kadar emek-zamanına karşılık bir makbuz alıyor75 ve bu 1 haftalık işe, 1 günlük ise, 1 saatlik işe vb. tekabül eden banknotlar, bankanın ambarlarında depo edilmiş olan her türlü metaların eşdeğeri olarak bono görevini yerine getiriyor.76 Temel ilke budur ve bunun bütün uygulamaları, mevcut İngiliz kurumlarına dayanılarak, daima ayrıntılı şekilde incelenmiştir. “Bu sistem ile”, diyor Gray, “bugün parayla satın almak ne kadar kolaysa, para karşılığında satmak da her zaman o kadar kolay olacaktır; üretim tek biçimli kaynak olurdu ve talebe tâbi olmazdı.”77
      Değerli madenler, öteki metaların karşısındaki “ayrıcalık”larını yitirirlerdi ve “pazarda tereyağının ve yumurtanın, kumaşın ve pamuklunun yanındakilerine düşen yeri alırlardı, ve bunların değeri, bizi, elmasın değerinden fazla ilgilendirmezdi.”78 [sayfa 113]
      “Biz, değerlerin hayalî ölçüsünü, altını muhafaza ederek, böylelikle ülkenin üretici güçlerini engelleyecek miyiz, yoksa, değerlerin doğal ölçüsünü, emeği kabul ederek ülkenin üretici güçlerini serbest bırakacak mıyız?”79
      Emek-zamanı, değerlerin kendiliğinden mevcut olan ölçüsü olduğuna göre, onun yanına niçin dıştan bir başka ölçü kabul edilsin? Değişim-değeri niçin fiyata dönüşür? Niçin bütün metalar tek bir meta ile değerlerini ölçerler, ve böylece, bu tek meta, para olarak değişim-değerinin varlık tarzı biçimini alır? İşte Gray’in çözmeye kalktığı sorun buydu. Bunu çözeceğine, o, metaların, toplumsal emeğin ürünleri olarak birbirleriyle doğrudan doğruya ilişki kurabileceklerini sanıyor. Ama metalar, ancak ne iseler o nitelikleriyle birbirleriyle ilişki kurarlar. Metalar, doğrudan doğruya, tecrit edilmiş bağımsız özel çalışmanın ürünleridir ve bunlar, özel değişim süreci içinde elden ele geçerek, genel toplumsal emek olarak kendi kendilerini doğrulamalıdırlar, başka bir deyişle, meta üretimi temeli, üzerinde emek, ancak bireysel emeklerin evrensel olarak elden ele geçişiyle toplumsal emek olur. Ama metaların içerdiği emek-zamanını doğrudan doğruya toplumsal saymakla, Gray, bunu, kolektif emek-zamanı olarak ya da birbirleriyle doğrudan doğruya ortaklık durumunda olan bireylerin emek-zamanı olarak kabul etmektedir. O zaman, gerçekten altın ya da gümüş gibi özgül bir meta, genel emeğin ifadesi olarak öteki metalarla kıyaslanamazdı, değişim-değeri fiyat olmazdı, ama kullanım-değeri de değişim-değerine dönüşmezdi, ürün meta olmazdı ve böylelikle burjuva üretimin bizzat temeli ortadan kaldırılmış olurdu. Ama Gray’in düşüncesi hiç de bu değildir. Ona göre, ürünler, metalar olarak imal edilmelidir, ama meta olarak değişilmemelidir. Gray, bu iyi niyetli arzusunun gerçekleştirilmesi işini, bir ulusal bankaya havale ediyor. Bir yandan, banka biçiminde, toplum, bireyleri, özel değişim koşullarından bağımsız hale getiriyor [sayfa 114] ve öte yandan, aynı toplum, aynı bireylerin, özel değişim temeli üzerinde üretimde bulunmalarına izin veriyor. Bununla birlikte, her ne kadar, yalnızca meta değişiminden doğan parayı bir “reform”a tâbi tutmak istiyorsa da, sorunun iç mantığı, Gray’i, burjuva üretimin koşullarım birer birer reddetmeye götürüyor. O, böylece, sermayeyi ulusal sermayeye80 dönüştürüyor, ve toprak mülkiyetini de ulusal mülkiyet haline getiriyor,81 ve yakından bakıldığında görülüyor ki, onun bankası, yalnızca bir elle metaları alırken, öteki eliyle emek teslim makbuzları vermekle kalmıyor, ama aynı zamanda bizzat üretimi de düzenliyor. Bireyin emek-parasını salt burjuva bir reform olarak gösterme çabasında bulunduğu Lectures on Money adlı yapıtında, o, büsbütün göze batan saçmalıklara düşüyor.
      Her meta, doğrudan doğruya paradır. Gray’in eksik olan ya da daha doğrusu yanlış olan meta tahlilinden çıkardığı teori işte böyledir. “Emek-para” ve “ulusal banka” ve “meta antrepoları” olarak kurulan “organik” yapı, dogmanın dünyayı yöneten bir yasa olduğu sanısını telkin eden bir hayalden başka bir şey değildir. Metaın doğrudan doğruya para olduğunu, ya da metaın içerdiği bireyin özel emeğinin doğrudan doğruya toplumsal emek olduğunu iddia eden dogmanın doğru olabilmesi için, elbette ki, bir bankanın buna inanması ve işlemlerini buna uydurması yetmez. Tam tersine, bu gibi durumlarda, dogmayı pratik olarak eleştiren, iflâstır, Gray’ın yapıtında gizli kalan ve bizzat kendisinin göremediği şey, emek paranın kulağa iktisat terimi gibi gelen içi kof bir sözcük olduğu ve bunun da, paradan kurtulmak ve şöyle bir iyi niyetli arzuyu ifade ettiğidir: paradan kurtulmak, ve parayla birlikte değişim-değerinden kurtulmak, ve değişim-değeriyle birlikte metadan, ve metayla birlikte burjuva üretim [sayfa 115] biçiminden kurtulmak, Gray’den önce yazmış olsunlar, Gray’den sonra yazmış olsunlar,82 bazı İngiliz sosyalistleri, bunu, lafı dolandırmadan ilân etmişlerdir. Ama, parayı kötülemenin ve metaı da göklere çıkarmanın sosyalizmin özünü teşkil ettiğini, büyük bir ciddiyetle iddia etmek ve böylelikle, sosyalizmi, meta ile para arasındaki zorunlu ilişki gibi ilkel bir bilgiden yoksun kalmaya mahkûm etmek, Bay Proudhon’a ve onun okuluna düşecekti.83

II. DOLAŞIM ARACI


      Meta, fiyatın belirlenmesi sürecinde dolaşıma elverişli bir biçime bürününce, ve altın da para niteliğini alınca, dolaşım, metaların değişimi sürecinin içerdiği çelişkileri hem ortaya çıkaracak, hem de çözüme bağlayacaktır. Metaların gerçek değişimi, yani maddenin toplumsal değişimi, metaın kullanım-değeri ve değişim-değeri olarak çifte niteliğinin ortaya çıktığı bir başkalaşımla, ama aynı zamanda paranın belirli biçimlerinde metaın kendi öz başkalaşımının da yer aldığı bir başkalaşımla gerçekleşir. Bu başkalaşımı açıklamak demek, dolaşımı açıklamak demektir. Gördüğümüz gibi, gelişmiş bir değişim-değeri olabilmek için, meta, zorunlu olarak bir metalar âleminin ve gerçekten gelişmiş olan bir işbölümünün mevcudiyetini varsayar; aynı şekilde, dolaşım da evrensel değişim hareketlerini ve bu hareketlerin yenilenmelerinin kesintisiz seyrini varsayar. İkinci olarak, dolaşım, metaların belirli fiyatta metalar olarak değişim sürecine girmelerini varsayar, ya da bu süreç içinde, metaların çifte varlık biçimleriyle, kullanım-değeri olarak gerçek biçimleriyle, değişim-değeri olarak da –fiyatta– ideal biçimleriyle birbirlerinin karşısına çıkmalarını varsayar. [sayfa 116]
      Londra’nın en hareketli sokaklarında mağazalar birbirine sıkışmış durumda sıralanır, onların görmeyen cam gözlerinin gerisinde evrenin bütün zenginlikleri, Hint şalları, Amerikan tabancaları, Çin porselenleri, Paris korseleri, Rusya kürkleri ve tropiklerin baharatı serilip gider, ama bunca ülke görmüş olan bu malların hepsi, kısa ve özlü £., sh., d.84* harflerinin izlediği rakamların kazılı olduğu beyazımsı etiketleri, alınyazısı gibi üzerlerinde taşırlar. Dolaşımda kendini gösteren metaın sunduğu görünüm budur.

a) Metaların Başkalaşımı


      Daha yakından ele alındığında, dolaşım süreci, ayrı ayrı biçimlerde iki devir gösterir. Eğer metaı M ile ve parayı85** da P ile gösterecek olursak, bu iki biçimi, şu biçimde ifade edebiliriz:

M–P–M
P–M–P

      Bu bölümde, yalnızca birinci biçim üzerinde, yani metalar dolaşımının dolaysız, biçimi üzerinde duracağız.
      M–P–M çevrimi, şu şekilde ayrışır: M–P hareketi, metaın para karşılığında değişimi ya da satış; bunun tersi P–M hareketi, paranın meta karşılığında değişimi ya da satınalma ve iki hareketin birliği M–P–M, paranın meta karşılığı değişimi amacıyla metaın para ile değişimi ya da satınalma amacıyla satış. Ama sürecin içinde son bulduğu kesin sonuç olarak, M–M sonucuna, yani gerçek madde değişimi olan rnetaın meta karşılığı değişimine varılır.
      Birinci metaın ilk ucundan hareket edilirse, M–P–M, metaın altın haline dönüşümünü, ve altın halinden tekrar meta haline geri dönüşünü ya da önce metaın özel kullanım-değeri olarak mevcut olduğu, sonra bu varlık tarzından [sayfa 117] soyunduğu, değişim değeri olarak ya da genel eşdeğer olarak kendi ilk varlık tarzı ile olan bütün bağlarından kurtulmuş bir varlık biçimi kazandığı ve gene ensonu bireysel gereksinmelerin hizmetinde gerçek kullanım-değeri olarak varlığını sürdürmek üzere bu yeni varlık tarzından da sıyrıldığı bir hareketi temsil eder. Bu son biçimde tüketime geçer. M–P–M dolaşımının bütünü, demek ki, en, başta, birey olarak her metaın kendini elinde bulunduranın dolaysız kullanım-değeri haline gelmek üzere baştan sona geçirdiği eksiksiz tam bir başkalaşımlar dizisidir. Birinci başkalaşım, M–P dolaşımının birinci yarısında, ikincisi ise, ikinci P–M yarısında gerçekleşir, ve dolaşımın bütünü, metaın curriculum vitæ’sini86* teşkil eder. Ama, M–P–M dolaşımı, aynı zamanda, öteki metaların tek yanlı belirli başkalaşımlarının toplamı olarak, tek bir metaın tüm başkalaşımından başka bir şey değildir; çünkü ilk metaın her başkalaşımı, o metaın başka bir meta haline dönüşmesidir, şu halde öteki metaın birincisi haline dönüşmesidir, öyleyse dolaşımın ayni evresinde gerçekleşen iki yanlı bir dönüşmedir. İlk önce M–P–M dolaşımını meydana getiren, M–P–M dolaşımının ayrıştığı iki değişim sürecinin herbirini ayrı ayrı dikkate almak zorundayız.
      M–P ya da satış, M metaı, dolaşım sürecine yalnızca özel kullanım-değerin olarak, örneğin bir ton demir olarak değil, ama aynı zamanda belirli bir fiyatı olan, diyelim ki, 3 sterlin 17 şilin 10½ peni ya da bir ons altın fiyatında bir kullanım-değeri olarak girer. Bu fiyat, bir yandan, demirin içerdiği emek-zamanı miktarının, yani demirin değerinin büyüklüğünün sergileyicisi olurken, aynı zamanda, demirin altın olma arzusunu, yani bizzat kendisinin içerdiği emek-zamanına, genel toplumsal emek-zamanı biçimi verme arzusunu ifade eder. Bu töz değişmesi başarısızlığa uğrarsa, demirin tonu, yalnız meta değil, ürün olmaktan da çıkar. Çünkü [sayfa 118] o, ancak sahibi için kullanım-değeri olmadığından dolayı metadır ya da sahibinin emeği, ancak başkaları için yararlı emek olduğu takdirde gerçek emektir ve bizzat sahibi için de ancak genel soyut emek olarak yararlıdır Demirin ya da onu elinde bulunduranın görevleri, demek ki, metalar dünyasında, demirin altını kendine çektiği noktayı bulmak, meydana çıkarmaktır. Ama bu güçlük, yani metaın salto mortale’si87* burada, basit dolaşımın tahlilinde tasarlandığı gibi satış, gerçekten meydana geldiği takdirde aşılabilir. Bir ton demirin elden ele geçişiyle, yani kullanım-değeri olmadığı ellerden kullanım değeri olduğu ellere geçişiyle, kullanım-değeri olarak gerçekleştiği için, aynı zamanda, kendi fiyatını da gerçekleştirir, ve yalnızca tasarlanmış bir altın iken, gerçek altın haline gelir. “Altın onsu” ya da 3 sterlin 17 şilin 10½ peni teriminin yerini, şimdi gerçek bir ons altın almıştır, ama bir ton demir, alanı terketmiştir. M–P satışı ile, kendi fiyatı içinde düşüncede altına dönüşmüş bulunan meta, yalnız gerçekten altın haline gelmez, ama aynı süreçle, değerler ölçüsü olarak ideal altın olmaktan başka bir şey olmayan ve gerçekte ancak metaların kendilerinin paraca adları sıfatıyla var olan altın da, gerçek para haline dönüşür.88 Nasıl ki, bütün metalar, onda kendi değerlerini ölçtükleri için ideal genel eşdeğer olmuşsa, şimdi de aynı şekilde kendisiyle değişilen metaların elden ele geçmesinin ürünü olarak (M–P satışı bu genel elden ele geçiş sürecini temsil eder) mutlak şekilde elden ele devredilmiş meta haline gelir, gerçek para olur. Ama altın, metaların değişim-değerleri zaten daha önce fiyatlar şeklinde ideal olarak altın oldukları içindir ki, ancak satışta gerçekten para haline gelir. [sayfa 119]
      M–P satışında, keza P–M satın alımında iki meta, her ikisi de çifte değişim ve kullanım değerleri olarak karşılanırlar, ama meta için de, kendi değişim-değeri, ancak fiyat biçiminde düşüncel olarak mevcuttur, oysa, her ne kadar kendisi de gerçek bir kullanım-değeri ise de, altın içindeki kendi kullanım-değeri, yalnız değişim-değerinin dayanağı olarak ve bu yüzden de gerçek hiç bir bireysel gereksinmeyi karşılamayan yalnız biçimsel kullanım değeri olarak vardır. Kullanım-değeri ile değişim değeri arasındaki karşıtlık, demek ki, M–P’nin iki uzak kutbu arasında bölünür; şöyle ki, altın, meta karşısında değişim-değeri, kendi biçimsel kullanım-değerini meta içinde maddileştiren değişim-değeri iken, meta, altın karşısında - kullanım-değeridir, düşüncel olarak kendi değişim-değerini, fiyatı, ancak altında gerçekleştirmek zorunda olan bir kullanım-değeridir. .Ancak metaın, bu, meta ve altın olarak çifte niteliğiyle ele alınarak, ve her son ucun, ideal olarak, hem kendi karşıtı gerçekte ne ise o olma ve hem de bunun tam tersi olma biçiminde içinde bulundukları gene çifte ve çelişik olan ilişki ile, yani ancak metaların iki yönden birbirine karşı duran kutupsal karşıtlar olarak temsil edilmeleriyledir ki, metaların değişim süreçleri içindeki çelişkiler, çözüme bağlanabilir.
      Şimdiye kadar M–P’yi satış olarak, metaın paraya dönüşümü olarak ele aldık. Ama öteki uçtan bakacak olursak, aynı süreç, tersine, P–M olarak, satınalma olarak, paranın metaya dönüşmesi olarak görünür. Satış, aynı zamanda, zorunlu olarak, kendi karşıtıdır, satınalmadır; sürecin şu ya da bu yandan ele alınışına göre, biri ya da öteki olur. Ya da, gerçekten, M–P’de başlangıç, meta ucundan ya da satıcıdan yola çıktığı için ve P–M’de ise, para, son ucundan ya da alıcıdan hareket ettiği için, süreçte bir ayrım meydana gelmektedir. Demek ki, metaın birinci başkalaşımını, para haline dönüşmesini, dolaşımın birinci M–P aşamasını katetmiş olmasının sonucu olarak betimlerken aynı zamanda [sayfa 120] bir başka metaın daha önceden paraya dönüşmüş olduğu mı ve şu halde dolaşımın ikinci P–M evresinde bulunduğunu varsayıyoruz. Varsayımlarımız, bizi, böylece bir kısır döngüye götürüyor. Bu kısır döngü, bizzat dolaşımın kendisidir. Eğer, M–P’de, daha önceden P’yi bir başka metaın başkalaşımı olarak ele almazsak dolaşım sürecinin değişini aktini tecrit etmiş oluruz. Ama bunun dışında, M–P biçimi ortadan kalkar, artık yalnız birbirinin karşısında iki değişik M, diyelim ki, demir ve altın kalır, ki bunların değişimi, dolaşımın özel bir akti değil, ama doğrudan doğruya bir trampa aktidir. Üretim kaynağında altın da, bütün öteki metalar gibi metadır. Altının göreli değeri ve demirin ya da herhangi başka bir metaın göreli değeri, burada, bu metaların karşılıklı olarak değişime uğradıkları miktarlarla kendini gösterir. Oysa dolaşım sürecinde bu işlem yerine getirilmiş varsayılır, altının kendine özgü değeri, daha önce metaların fiyatında verilmiştir. Demek ki, dolaşım süreci içersinde, altın ile metaın doğrudan doğruya trampa ilişkisine girdiklerini ve bu yüzden onların göreli değerlerinin basit metalar olarak değişimleriyle kurulduğunu sanmaktan daha yanlış bir şey yoktur. Dolaşım sürecinde altın, basit meta olarak, metalar karşılığında değişilmiş gibi görünüyorsa, bu görünüm düpedüz, fiyat içinde, metaın belirli bir miktarının zaten daha önceden belirli bir miktar altına eşit kılınmış olmasından, yani daha önce para olarak, genel eşdeğer olarak kabul edilen altına kıyaslanmış olmasından ve sonuç olarak doğrudan doğruya onunla değişilebilir olmasından ileri gelmektedir. Bir metaın fiyatı, altında gerçekleştiği ölçüde, meta, altınla meta olarak, emek-zamanının özel maddileşmesi olarak değişilir, ama altında gerçekleşen şeyin, altının kendi fiyatı olduğu ölçüde meta, altınla meta olarak değil, para olarak değişilir, yani meta, emek-zamanının genel maddileşmesi olarak altınla değişir. Ama bu iki durumda da, dolaşım süreci içersinde, metaın kendisiyle değişildiği altın miktarı, değişimle [sayfa 121] belirlenmemiştir: tam tersine, metaın fiyatı ile, yani metaın altın olarak ölçülmüş değeri ile belirlenen değişimdir.89
      Dolaşım süreci içersinde, altın, bütün eller arasında, M–P satıcının sonucu olarak görünür. Ama, M–P, satış, aynı zamanda, P–M, satmalına olduğu için, M, meta, sürecin başlangıç noktası, ilk başkalaşımını yaparken, öteki uçta ona karşı duran öteki meta ile P’nin kendisi de, ikinci başkalaşımını yerine getirir ve böylece, birinci meta, seyrinin henüz birinci yarısında bulunurken, öteki, dolaşımın ikinci yarısını kateder.
      Dolaşımın ikinci sürecinin başlangıç noktası, para, birinci sürecin, satışın sonucu olmak durumunda bulunur. Birinci biçimiyle metaın yerine, onun altın olarak eşdeğeri geçer. Bu sonuç, her şeyden önce bir durak noktası meydana getirebilir, çünkü, metaın bu ikinci biçimiyle kendine özgü dayanıklı bir varlığı vardır. Sahibinin elinde daha önce bir kullanım-değeri olmayan meta, şimdi devamlı şekilde değişile-bildiği için devamlı olarak kullanılabilir bir biçimde sahibinin emrine hazırdır, ve onun hangi anda ve metalar âlemi üzerindeki hangi noktadan dolaşıma gireceği, duruma ve koşullara bağlıdır. Onun altın krizaliti hali, yaşamının, az ya da çok uzun bir zaman eğleşebileceği özerk bir dönemini meydana getirir. Trampada özel bir kullanım-değerinin değişimi, başka bir özel kullanım-değerine doğrudan doğruya bağlı olduğu halde, değişim-değeri yaratıcısı emeğin genel niteliği, alım ve satım akitlerinin birbirinden ayrılmış ve birbirlerine kayıtsız oluşları olgusunda kendini gösterir.
      P–M, satınalma, M–P’nin tersi olan harekettir ve, aynı zamanda, metaın ikinci ya da son başkalaşımıdır. Altın olarak ya da genel eşdeğer biçimiyle meta, bütün öteki metaların kullanım-değerlerinde dolaysız olarak temsil edilebilir, ki bu metaların hepsi, kendi fiyatlarında, kendi öbür dünyalarına [sayfa 122] hasret çeker gibi altına hasret çekerler, ama aynı zamanda vücutları olan kullanım değerlerinin para tarafına geçmesi için ve ruhları olan değişim-değerlerinin de bizzat altının tarafına geçmesi için şangırdayan sikkelerin hangi notayı çıkarmaları gerektiğini gösterirler. Metaların elden ele geçişlerinin genel ürünü, mutlak bir elden ele geçiş yetkisine sahip bulunan bir metadır. Altının metaya dönüşmesi için nitel sınırlama yoktur, ancak bir nicel sınırlama vardır, o da, altının kendi miktarından ya da değer hacminden doğan sınırlamadır. “Peşin para ile her şeye sahip olunabilir.” M–P hareketinde, meta kullanım-değeri olarak elden ele geçişiyle kendi fiyatını ve başkasının parasının kullanım-değerini gerçekleştirirken, P–M hareketinde, değişim değeri olarak elden ele geçişiyle, kendi öz kullanım-değerini ve öteki metanı fiyatını gerçekleştirir. Meta, kendi fiyatını gerçekleştirirken, aynı zamanda, altını gerçek para haline dönüştürüyorsa, tekrar geri dönüşüyle de altına, salt geçici olan para olarak kendine özgü varlık tarzını kazandırır. Metaların dolaşımı, gelişmiş bir işbölümünü, yani tek başına bir üreticinin kendi ürününün tek yönlü niteliği ile ters orantılı olan gereksinmelerinin çeşitliliğini varsaydığı için, P–M, satınalma, bazan eşdeğer bir meta ile denklemleştirilerek temsil edilecek, bazan da şimdi alıcının gereksinmeler çemberinin ve elinde bulundurduğu para toplamının büyüklüğüyle sınırlanan bir eşdeğer metalar serisi içinde saçılıp dağılacaktır. – Satış, aynı zamanda satmalına olduğu için, satınalma da, aynı zamanda, satıştır ve P–M, aynı zamanda, M–P’dir, ama bu defa insiyatif, altına ya da satın alıcıya aittir.
      Artık tam M–P–M dolaşımına dönecek olursak, bir metanı, bu dolaşımda, bütün, başkalaşımlarını geçirdiğini görürüz. Ama meta, dolaşımın birinci yarısına başladığı ve birinci başkalaşımını yaptığı sırada, bir ikinci meta, dolaşımın ikinci yansına girer, kendi ikinci başkalaşımını yerine getirir ve bu ikinci meta, dolaşımdan çıkarken, bir üçüncü [sayfa 123] meta dolaşıma girer, kendi seyrinin birinci yarısını geçer ve kendi birinci başkalaşımını yapar. M–P–M dolaşımının tümü, bir metaın tüm başkalaşımı olarak, demek ki, her zaman ayın zamanda ikinci bir metaın tüm başkalaşımının sonu, üçüncü bir metanı başkalaşımının başlangıcı, şu halde, başı ve sonu olmayan bir seridir. Daha iyi açıklamak ve metaları birbirinden ayırmak için M’yi her iki uçta farklı şekilde gösterelim, yani M´–P–M´´ olsun. Gerçekte, birinci M´–P kısmı, P’nin başka bir M–P’nin sonucu olduğunu varsayar ve şu halde kendisi de ancak M–P–M´nün son kısmıdır, oysa ikinci P–M´´ kısmı, kendi sonucunda, M´´–P’dir ve kendini, M´´– P–M´´´’nün ilk kısmı olarak ortaya koyar, vb.. Ayrıca görülüyor ki, her ne kadar P ancak bir satışın sonucu ise de, son P–M kısmı, P–M´ + P–M´´ + P–M´´´’ vb. ile temsil edilebilir, ve bir satınalmalar yığını halinde bu demektir ki, bir satışlar yığını halinde, yani metaların yeni tüm başkalaşımlarının ilk halkalarından meydana gelmiş bir yığın halinde parçalara ayrılabilir. Şu halde, tek başına ayrı bir metaın tüm başkalaşımı, yalnızca başı sonu olmayan bir başkalaşımlar zincirinin tek bir halkası olarak değil de, pek çok sayıda zincirlerin bir halkası olarak görün düğüne göre, tek başına her meta M–P–M devresini izlediğinden, metalar âleminin dolaşım süreci, çeşitli noktaların her zaman biten ve her zaman yeniden başlayan hareketinin sonsuza kadar birbirine dolaşmış zincirlerinin bir yumaklaşması olarak görünür. Ama her tek satış ya da satmalına, ilgisiz, ayrı bir akit olarak var olabilir, onun tümleyici akdi, zaman ve mekân içinde ondan ayrılmış bulunabilir, demek ki, onun sonucu olmak üzere doğrudan doğruya ona bağlanmaya gereksinme duymaz. Her özel M–P ya da P–M dolaşım süreci, bir metanı kullanım-değeri haline ve öteki metaın para haline dönüşmesi, dolaşımın birinci ve ikinci aşaması, her iki doğrultu için de, bağımsız bir durak noktası teşkil ettiğine göre, ama, öte yandan bütün metalar kendi [sayfa 124] ikinci başkalaşımlarına başladıklarına ve dolaşımın ikinci yarısının başlangıç noktasında kendileri- için ortak olan genel eşdeğer biçiminde, yani altın biçiminde yer aldıklarına göre, gerçek dolaşımda herhangi bir P–M, herhangi bir M–P’ye, bir metanı ömür süresinin ikinci bölümü, başka bir metaın ömür süresinin birinci bölümüne ayak uydurur, örneğin A, 2 sterline demir satıyor, şu halde M–P’yi ya da meta-demirin birinci başkalaşımını gerçekleştiriyor, ama satınalma işini daha sonraya bırakıyor. Aynı zamanda, onbeş gün önce, 6 sterline 2 quarter buğday satmış olan B, bu 6 sterlin ile Moiz ve Oğulları mağazasından bir takım elbise satın alıyor, böylece P–M’yi ya da meta-buğdayın ikinci başkalaşımını gerçekleştiriyor. Bu iki P–M ve M–P işlemleri, burada, bir zincirin halkaları olarak görünürler; çünkü, P biçiminde, altın biçiminde bir meta ötekine benzer ve çünkü altının, başkalaşıma uğramış demir mi, yoksa başkalaşıma uğramış buğday mı olduğu teşhis edilemez. Demek ki, gerçek dolaşım sürecinde, M–P–M, gelişigüzel dağılmış çeşitli tüm başkalaşımların kısımlarının yanyana konuluşu ve sonsuz ve beklenmedik bir şekilde birbirini izlemesi olarak kendini gösterir. Şu halde, gerçek dolaşım süreci, metanı tüm başkalaşımı olarak, metaın karşıt evrelerden geçişi olarak görünmez, ama beklenmedik bir tarzda birbirine paralel olarak ya da birbiri ardından gerçekleşen pek çok alım ve satımların saf bir karması gibi görünür. Böylece sürecin biçimsel belirliliği ortadan silinmiş olur ve dolaşımın her özel akdi, örneğin satış, aynı zamanda kendi karşıtı, satınalma olduğundan ve buna karşılık satınalma da, aynı zamanda, satış olduğundan, bu siliniş daha da tam bir şekilde olur. Öte yandan, dolaşım süreci, metalar âleminin başkalaşımlarının hareketidir ve şu halde, bunu hareketinin tümü içinde de yansıtması gerekir. Bundan sonraki bölüm de, bunu nasıl yansıttığını inceleyeceğiz. Burada, M -P- M içinde, M uçlarının P ile aynı biçimsel ilişki içinde bulunmadıklarına [sayfa 125] işaret etmekle yetinelim. Birinci M, özel bir metadır ve parayla ilişkisi evrensel metaya olan ilişki gibidir; oysa para, evrensel metadır ve ikinci M’ye olan ilişkisi, bireysel bir metaya olan ilişkidir. Öyleyse M–P–M, soyut mantık planı üzerinde ֖E–B mantık tasımı90* biçimine varabilir; ki burada, özellik birinci ucu, evrensellik orta sınırı, bireysellik ise son ucu meydana getirir.
      Metaların sahipleri, dolaşım sürecine, metaların basit zilyetleri olarak girmişlerdir. Bu sürecin içersinde, biri kelle şekerini, öteki ise altını kişileştirerek, birbirinin antitezi biçiminde, alıcı ve satıcı olarak karşı karşıya gelirler. Kelle şekeri altın olduğu zaman satıcı da alıcı olur. Bu belirli toplumsal nitelikler, demek ki, hiç bir şekilde genel olarak insanın bireyliğinden kökenlerini almazlar, kökenleri belirli meta biçiminde ürünlerini üreten insanlar arasındaki değişim ilişkilerindedir. Satıcının alıcı ile olan ilişkisi içinde ifadesini bulan saf bireysel ilişkiler o kadar azdır ki, her ikisi de, alıcı da, satıcı da, ancak, özel bir bireyin emeği olmamak üzere, para haline gelen kendi bireysel emeklerinin yadsınması yoluyla, bu ilişkinin içine girerler, öyleyse bu satıcılık ve alıcılık, burjuva ekonomik niteliklerini insanın bireyliğinin sonsuz toplumsal biçimleri olarak anlamak ne kadar akılsızca bir şeyse, onlarda bireyliğin yokoloşunu görerek, onlardan yakınmak da o kadar yanlıştır.91 Bunlar, toplumsal [sayfa 126] üretim sürecinin belirli bir aşamasında, bireyliğin zorunlu tezahürüdürler. Zaten satıcı ile alıcının karşı karşıya gelişinde, burjuva üretimin uzlaşmaz karşıt niteliği, henüz Öyle yüzeysel ve öyle biçimsel bir şekilde ifadesini bulmaktadır ki, bu karşılaşma, burjuva-öncesi toplum biçimlerinde de, tek gerekliliği bireylerin birbirleriyle metaların zilyetleri olarak ilişki kurmaları olmak üzere, vardır.
      Eğer şimdi M–P–M’nin sonucunu dikkate alırsak, bu sonuç, M–M şeklinde, nesne değişimine indirgenir. Meta, meta ile, kullanım-değeri, kullanım-değeri ile değişilmiştir ve metaın para haline dönüşümü ya da para biçiminde meta, bu madde değişimine, ancak aracı olarak hizmet eder. Para, böylece metaların basit bir değişim aracı olarak ortaya çıkar, ama genellikle değişim aracı olarak değil: dolaşım sürecinin karakterize ettiği bir değişim aracı olarak, yani bir dolaşım aracı olarak ortaya çıkar.92
      Metaların dolaşım sürecinin M–M içinde son bulmasından ve buna göre para aracılığı ile gerçekleştirilen bir trampaya benzemesinden ya da genel bir tarzda, M–P–M’nin [sayfa 127] yalnız iki ayrı sürece bölünmeyip aynı zamanda onların hareket halinde birliğini temsil etmesinden dolayı satma ve satınalma arasında yalnız birlik olduğu, ayrılık olmadığı gibi bir sonuç çıkarmak istemek, öyle bir muhakeme yürütmektir ki, bu, ekonomi politiğin değil, mantığın kapsamına girer. Değişim sürecinde satınalma ile satmanın birbirinden ayrılması, atalara bağlılığın o kadar hoş bir safdillikle kuşattığı toplumsal değişimin eski yerel engellerini nasıl yıkarsa, bu ayrım, aynı zamanda, sürecin kesintisiz seyrinin anlarının birbirinden koptuğu ve birbiriyle çatıştığı genel bir biçimdir de; bir sözcükle bu ayrılık, ticari bunalımların genel olanağını da teşkil eder, ama yalnızca meta ile paranın karşıtlığı, burjuva toplumda, emeğin içerdiği bütün karşıtlıkların soyut ve genel biçimi olduğu için. Şu halde, bunalım olmadan para dolaşımı olabilir, ama bunalımların olması için para dolaşımı şarttır. Bu, gene de yalnız şu demektir; özel değişime dayanan emeğin henüz paranın yaratılması evresine varmamış olduğu yerde, bu emek için burjuva üretim sürecinin tam gelişmesini varsayan olayları doğurmak, elbette ki daha da az mümkündür. O halde, değerli madenlerin “ayrıcalık”ının kaldırılmasıyla, ve sözde “akla uygun bir para sistemi” ile burjuva üretiminin “anomaliler”ini ortadan kaldırmayı iddia eden bir eleştirinin ne kadar derin olduğunu takdir etmek mümkündür, öte yandan, ekonomi politikten, savunma niteliğinde bir örnek vermek için, olağanüstü kavrayışı büyük yankılar uyandıran bir yorumu anımsatmak yeterli olacaktır. Ünlü İngiliz iktisatçısı John Steuart Mill’in babası James Mill diyor ki:
      “Bütün metalar için alıcı bulunmaması, hiç bir zaman mümkün değildir. Bir metaı satışa çıkaran bir kimse, karşılığında bir meta almak ister ve yalnızca satıcı-olması dolayısıyla satın alıcıdır. Hep birlikte alındıklarında, bütün metaların alıcıları ve satıcıları, demek ki, metafizik bir zorunlulukla, denge halinde olmalıdırlar. Şu halde, bir meta için [sayfa 128] satın alıcıdan çok satıcı bulunuyorsa, başka bir meta için satıcıdan çok satın alıcı bulunması gerekir.”93
      Mill, dolaşım sürecinden alınmış olan alıcı ve satıcı simgelerini doğrudan trampa içine el altından yeniden soktuğu halde, dengeyi, dolaşım sürecini doğrudan trampa biçimine dönüştürerek kuruyor. Mill’in açık olmayan ifadesi ile söyleyecek olursak, örneğin, Londra’da, Hamburg’da 1857-1358’deki ticari bunalımın bazı anlarında olduğu gibi bütün metaların satılamaz oldukları anlarda tek bir meta için, para için gerçekten de alıcıdan çok satıcı ve bütün öteki para biçimleri için, metalar için ise, alıcıdan çok satıcı yardır. Alımların ve satımların metafizik dengesi, her satınalmanın bir satış ve her satışın da bir satınalma olması olgusuna indirgenir ki, bu da, satmayı başaramayan, bu yüzden de satınalmayı başaramayan meta sahipleri için, hiç de avutucu bir şey değildir.94 [sayfa 129]
      Satınalma ile satmanın ayrılması, gerçek anlamıyla ticaretin yanında, üreticilerle tüketiciler arasında, sonal değişimden önce bir sürü gerçek olmayan hayalî anlaşmaları mümkün kılar. Böylelikle de, bir miktar asalağın dolaşım sürecine girmelerine ve bu ayrılmayı istismar etmelerine olanak sağlar. Ama bu da, ayrıca şu anlama gelir ki, burjuva toplumda, emeğin genel biçimi olan para ile, bu emek içindeki çelişkilere, gelişme olanağı sağlanmıştır.

b) Paranın Dolaşımı


      Gerçek dolaşım, başlangıçta, gelişigüzel ve birbirine paralel olarak yer alan bir alımlar ve satımlar yığını olarak belirir. Satın almada olduğu gibi satışta da, meta ve para, karşı karşıya gelirler ve satıcı meta tarafında, alıcı da para tarafında olmak üzere, her zaman aynı ilişkiyi muhafaza ederler. Dolaşım aracı olarak para, demek ki, her zaman, bir satınalma aracı olarak belirir, ve bu yüzden de, metaların başkalaşımının birbirine karşıt aşamalarında paranın ayırdedici nitelikleri teşhis edilebilir olmaktan çıkmışlardır.
      Metayı alıcının eline geçiren aynı hareket içinde, para, satıcının eline geçmektedir. Demek ki, meta ve para, dolaşımda karşıt doğrultuda seyrederler ve metayı bir tarafa ve parayı da öteki tarafa geçiren bu yer değiştirme, burjuva toplumun bütün yüzeyinde aynı zamanda ve sayılan belirlenemeyen noktalar halinde yer alır. Ama metaın dolaşıma girmek için attığı ilk adım, aynı zamanda da, onun son adımıdır.95 Meta, ister bizzat altın tarafından cezbedildiği için (M–P) yer değiştirmiş olsun, isterse bizzat altın onu cezbetmiş olduğu için (P–M) yer değiştirmiş olsun, yalnızca bu yer değiştirme, metaı, bir hamlede, dolaşımdan çıkarıp [sayfa 130] tüketime sokar. Dolaşım, metaların, ama her zaman başka metaların, devamlı bir hareketidir ve her meta, bir tek hareketi yerine getirir, gerçekleştirir. Her meta, dolaşımının ikinci yarısına aynı meta biçiminde değil, başka bir meta biçiminde, altın biçiminde girer. Şu halde, başkalaşıma uğramış metaın hareketi, altının hareketidir. Aynı para sikkesi, ya da M–P aktinde meta ile bir kere yer değiştirmiş olan özdeş altın bireyi, bu defa, tersine, kendisi de P–M’nin başlangıç noktası olarak ortaya çıkar ve böylece bir ikinci defa başka bir meta ile yer değiştirir, önce alıcı B’nin elinden satıcı A’nırn eline geçmiş olduğu gibi, şimdi de satın alıcı durumuna gelmiş olan A’nın elinden C’nin eline geçer. Bir metaın biçimsel hareketi, onun para biçimine girmesi ve para iken tekrar metaya dönüşmesi ya da metaın tüm başkalaşım hareketi, demek ki, iki ayrı meta ile iki defa yer değiştiren aynı para sikkesinin dış hareketi olarak görünmektedir. Gerçek dolaşımda paralel alım ve satımlar ne kadar parçalanmış ve ne kadar gelişigüzel olursa olsun, bir satıcı her zaman bir alıcıyla karşılaşır, ve satılan metaın yerini alan para, satın alıcının eline geçmeden önce, başka bir meta ile bir defa yer değiştirmiş olmak zorundadır, öte yandan, para, alıcı durumuna gelmiş olan satıcının elinden er-geç bir yeni satıcının eline geçmektedir ve bu yer değiştirmelerin sık sık yinelenmesiyle para, metaların başkalaşımlar zincirini ifade eder. Demek ki, aynı para sikkeleri, her zaman, hareket halindeki metaların doğrultusuna karşıt olan bir doğrultuyu izleyerek, herbiri, az ya da çok bir sıklıkla dolaşımın bir noktasından bir başka noktasına geçerler ve böylelikle küçük ya da büyük bir kavis çizerler. Aynı para sikkesinin bu değişik hareketleri, ancak zaman içinde birbirini izleyebilir ve tersine olarak da, alımların ve satımların çokluğu ve parçalanmış durumu, metaların ve paranın mokan içinde paralel olarak yer alan biricik ve zamandaş yer değiştirmesinde görülür. [sayfa 131]
      Basit şekliyle metaların M–P–M dolaşımı, paranın, satın alıcının elinden satanın eline ve alıcı durumuna gelmiş olan satıcının elinden de bir yeni satıcının eline geçmesiyle gerçekleşir. Metaın başkalaşımı burada tamamlanmıştır, aynı şekilde, bunun sonucu olarak, bu başkalaşımın ifadesi olduğu ölçüde, paranın hareketi de burada sona erer. Ama, yeni kullanım-değerleri, meta biçiminde durmadan üretildiğine ve bunlar durmadan yeniden dolaşıma sürülmek zorunda olduklarına göre, M–P–M, aynı meta sahiplerinin itişiyle yinelenir ve yenilenir. Satın alıcıların, satın alıcılar olarak ödemiş oldukları para, yeniden meta satıcısı olarak ortaya çıktıkları anda, kendi ellerine döner. Meta dolaşımının durmadan yenilenmesi, böylelikle, burjuva toplumun bütün genişliğince durmadan elden ele yuvarlanmakla kalmayan, ama aynı zamanda sayısız noktalardan hareket ederek ve aynı hareketi yinelemek üzere aynı noktalara dönerek değişik bir sürü küçük çevrimler izleyen paranın hareketinde yansır.
      Metaların biçim değiştirmesi, paranın basit bir yer değiştirmesi gibi göründüğüne göre, ve para, metanı A dediği yerde B deyip daima metaın arkasından giderken, paranın ters doğrultusunda metaın ancak bir adım atmasıyla dolaşım hareketinin devamlılığı yalnızca parada tezahür ettiğine göre, her ne kadar satışta parayı yuvasından dışarı çeken ve satınalmada paranın onu dolaşıma soktuğu kadar metaın da parayı dolaşıma sürmesine karşın, bütün hareketin başlangıç noktası paraymış gibi gözükmektedir. Üstelik, para, her zaman, aynı dolaşım aracı olarak meta ile karşılaştığına, ama bu niteliğiyle, ancak metaların fiyatlarını gerçekleştirerek onları harekete geçirdiğine göre, dolaşım hareketi, bütünüyle şu şekilde kendini gösterir: para, aynı para sikkesi sırasıyla başka başka meta fiyatlarını gerçekleştirmek üzere, dolaşımın, kimi aynı zamanda, kimi paralel olarak, kimi de ardarda yapılan özel akitlerinde fiyatlarını gerçekleştirerek, metalarla yer değiştirir. Eğer, örneğin, gerçek [sayfa 132] dolaşım süreci içinde tanınmaz hale gelen nitel görünümler hesaba katılmaksızın M–P–M´–P–M´´–P–M´´´ ele alınırsa, artık aynı biteviye işlemden başka bir şey ayırdedilmez. M’nin fiyatını gerçekleştirdikten sonra, P, sırasıyla, M´, M´´, vb. fiyatını gerçekleştirir ve M´–M´´–M´´´ vb. metaları, para tarafından terkedilen yeri alırlar. Bu fiyatların gerçekleştirilmesi görevinde para, kendisi bazan yalnızca yer değiştirerek, bazan bir dolaşım yayı katederek, bazan da kalkıp ve varış noktalan üstüste gelen küçük bir çevrim izleyerek, durmadan dolaşır. Dolaşım aracının, kendine özgü dolaşımı vardır. Bir sürecin içinde yer alan metaların biçimsel hareketi, demek ki, kendi kendilerine hareketsiz olan metaların değişimine olanak sağlayan paranın kendisine özgü bir hareket gibi görünür. Metaların dolaşım sürecinin hareketi, şu halde, dolaşım aracı olarak paranın* hareketinde – para dolaşımında kendini gösterir.
      Meta sahipleri, bir şeyi, yani altını, genel emek-zamanının dolaysız varoluş tarzı haline, yani para haline getirerek, kendi özel emeklerinin ürünlerini, toplumsal emeğin ürünleri gibi gösterdiklerine göre, emeklerinin maddî değişimini mümkün kılan ürünlerinin evrensel hareketi, onlara, bir tek şeyin kendi hareketi gibi, yani altının dolaşımı gibi görünmektedir. Meta sahiplerine göre, toplumsal hareketin kendisi, bir yandan bir dış zorunluluktur, bir başka yandan, her bireye, dolaşıma koyduğu kullanım-değeri karşılığında aynı değer büyüklüğünde başka kullanım-değerleri çekmesine olanak sağlayan tamamen biçimsel, aracı bir süreçtir. Metaın kullanım-değeri, onun dolaşımdan çıkışıyla başlar, oysa, dolaşım aracı olarak paranın* kullanım-değeri, bizzat kendi dolaşımıdır. Metaın dolaşımdaki hareketi, ancak geçici, kalımsız bir görünümdür, oysa aralıksız yer değiştirmeler, dolaşımda, paranın96* görevi haline gelir. Dolaşım süreci içindeki [sayfa 133] paranın bu özel görevi, dolaşım aracı olarak ona, şimdi daha ayrıntılı olarak geliştirmemiz gereken yeni bir biçimsel belirlenme verir.
      En başta, dolaşım sürecinin alımlar ve satımlar halinde sonsuz derecede bölünmesi ve metaların başkalaşımlarının tamamlayıcı evrelerinin birbirinden ilgisiz bir şekilde gelişigüzel ayrılmaları para dolaşımında yansıdığı için, bu dolaşımın sonsuz derecede bölünmüş bir hareket oluşu hemen göze çarpar. Hareket noktasıyla varış noktasının çakıştıkları küçük para çevirimlerinde, kuşkusuz bir geri dönüş hareketi, sahici bir dolaşım hareketi görünür, ama, ilkönce burada, metalar kadar hareket noktası vardır ve bunların belirli olmayan çokluğu yüzünden bu para çevrimleri hiç bir denetime, hiç bir ölçüye, hiç bir hesaba gelmezler. Hareket noktasında, başlangıcı geri dönüşten ayıran zamanın kendisi de o kadar az belirlidir. Onun için de belli bir olguda şu ya da bu çevrimin çizilmiş olup olmadığını bilmek önemli değildir. Bir elle para verip öteki elle para almamak gibi iktisadi olaylara pek sık raslanır. Para, sonsuz sayıda çeşitli noktalardan harekete geçer ve sonsuz sayıda çeşitli noktalara döner, ama başlangıç noktası ile varış noktasının çakışması, gelişigüzel, beklenmeyen bir şekilde olur, çünkü, M–P–M hareketi, satıcının yeniden alıcı olmasını zorunlu olarak içermez. Ama para dolaşımı, bir merkezden, çevredeki bütün noktalara doğru yayılan ve çevredeki bütün noktalardan aynı merkeze doğru geri dönen bir hareketi de temsil etmez. Kafada belli belirsiz tasarlandığı şekilde, para çevrimi denilen şey, bütün noktalarda paranın ortaya çıkışına, kayboluşuna, ardı arkası kesilmez yer değiştirmelerine tanık olunması olgusundan ibaret kalır. Para dolaşımının üstün bir araca biçiminde, örneğin banknotların dolaşımında, paranın dolaşıma sürülmesinin (emisyonunun) koşullarının, paranın geri dönüşünün koşullarını da içerdiğini göreceğiz. Tersine, paranın basit dolaşımında, aynı satın alıcının satıcı olması, [sayfa 134] istisnai bir durumdur. Ve basit para dolaşımında gerçek çevrimler, devamlı olarak görüldüklerinde, üretim süreçlerinin daha derin yansımasından başka bir şey değillerdir. Örneğin, fabrikacı, cuma günü bankacısından para alır, cumartesi günü bunu işçilere verir, bunlar da bu paranın büyük bir kısmını hemen bakkalda vb. harcarlar ve bakkal da pazartesi günü parayı bankacıya geri götürür.
      Gördük ki, mekân içinde karmakarışık bir şekilde ve paralel olarak gerçekleşen alımlarda ve satımlarda, para, belli bir miktar fiyatı aynı zamanda gerçekleştirir ve meta ile ancak bir defa karşılıklı yer değiştirir. Ama öte yandan paranın hareketi içinde, metaların tüm başkalaşımlarının hareketi ve bu başkalaşımların birbiri peşisıra zincirlenmesi ortaya çıktığı ölçüde, aynı para sikkesi, çeşitli metaların fiyatını gerçekleştirir ve böylelikle az ya da çok büyük sayılarda turlar yapmış olur. Şu halde, eğer bir ülkede, dolaşım sürecini belirli bir zaman süresi, örneğin bir gün içinde alacak olursak, fiyatların gerçekleşmesi ve bunun sonucu olarak da metaların dolaşımı için gereken altın kitlesi, iki etkenle belirlenecektir: bir yandan bu fiyatların tüm toplamı, öte yandan aynı altın sikkesi tarafından yapılan turların ortalama sayısı. Bu turların sayısı –ya da paranın yerine geri dönme hızı– da belirlidir ya da ancak, metaların başkalaşımlarının çeşitli evrelerini geçişlerindeki, bu evrelerin birbirleri ardından sıraya girişlerindeki, başkalaşımlarını izlemiş olan metaların dolaşım süreci içinde yerlerini yeni metalara bırakışlarında-ki ortalama hızı ifade eder. Demek ki, fiyatların saptanmasında, bütün metaların kullanım-değeri, düşüncel olarak aynı değer büyüklüğünde bir altın miktarı biçimine dönüşmüş iken, ve dolaşımın birbirinden ayrı iki P–M ve M–P aktinde aynı değer tutarı, bir yandan meta, öte yandan altın olarak çifte görünümde bulunurken, dolaşım aracı olarak altının varoluş tarzı, kendisinin durgunluk halindeki özel metalarla olan ayrı ayrı ilişkisi ile değil, hareket halindeki metalar [sayfa 135] dünyasındaki hareket halindeki varlık tarzıyla belirlenir; kendi yer değiştirmesi ile metaların biçim değiştirmesini temsil ederken ve buna göre kendi yer değiştirmesindeki çabuklukla metaların biçim değiştirmelerindeki çabukluğu temsil ederken meydana getirdiği görevle belirlenmiştir. Dolaşım sürecindeki gerçek varlığı, yani dolaşım halindeki gerçek altın kitlesi, bu duruma göre bizzat sürecin bütünü içindeki, görevine ilişkin varoluş tarzıyla belirlenmiştir.
      Paranın dolaşımı, metaların dolaşımını varsayar: para, fiyatları olan, yani daha önce belirli miktarda altınla aralarında düşüncel olarak bir denklem kurulmuş bulunan metaları dolaşıma sokar. Bizzat metaların fiyatlarının belirlenmesinde de ölçü birimi görevi gören altın miktarının değer hacmi ya da altının değeri verilmiş varsayılır. Bu şekilde konunca, dolaşım için gerekli altın miktarı, ilkönce metaların gerçekleştirilecek fiyatlarının tüm toplamı ile belirlenir. Anacak bu tüm toplamın kendisi de, 1° fiyatların düzeyi ile, altın olarak takdir edilen metaların değişim-değerlerinin göreli olarak yüksek ya da düşük olan düzeyi ile ve 2° belirli fiyatlarla dolaşımda bulunan metalar yığını ile, bu bakımdan da verilmiş, belirli fiyatlarla yapılan alım ve satımların toplamı ile belirlenir.97 Eğer bir qurter buğday 60 şilin ediyorsa, bu miktar buğdayı dolaşıma sokmak ya da fiyatını gerçekleştirmek için, 30 şilinlik buğdaydan iki kere daha çok altın gereklidir. 60 şilinden 500 quarter buğdayın dolaşımı için aynı fiyata 250 quarter’ın dolaşımı için gerekenden iki kere daha fazla altın gereklidir. Ensonu, 100 şilinden 10 quarter’ın dolaşımı için, 50 şiline 40 quarter’ın dolaşımı için gereken [sayfa 136] altının yarısı kadar altın yeterlidir. Bundan şu sonuç çıkar ki, eğer dolaşıma giren metalar kitlesi, fiyatların tüm toplamının artışından daha büyük bir oranda azalırsa, fiyatların yükselişine karşın metaların dolaşımı için gereken altın miktarı azalabilir ve, tersine, eğer dolaşıma sürülen metalar kitlesi küçülürse ve ama onların fiyatlarının toplamı daha büyük bir oranda yükselirse, dolaşım aracı kitlesi artabilir. Böylece, örneğin nice İngiliz monografileri göstermiştir ki, İngiltere’de, tahıl pahalandığı zaman, ilk dönemlerde, dolaşımdaki para kitlesi artıyor, çünkü daha az bir tahıl kitlesinin fiyat toplamı, daha büyük bir tahıl kitlesinin daha önceki fiyat toplamından daha büyüktür, ve ama bununla birlikte, belirli bir süre içinde öteki metalar yığınının dolaşımı, herhangi bir değişikliğe uğramaksızın, eski fiyatlarla devam etmektedir. Buna karşılık, tahıllardaki pahalanmanın daha sonraki bir döneminde, dolaşımdaki para kitlesi, ister tahılların yanında eski fiyatları ile başka metalar daha az satıldığı için olsun, isterse başka metalar gene bir o kadar ama daha düşük fiyatlarla satıldığı için olsun azalmaktadır.
      Ama, gördüğümüz gibi, dolaşan para miktarı, yalnız metaların gerçekleştirilecek fiyatlarının tutarı ile belirlenmiş değildir; aynı zamanda, paranın dolaşım hızı ile ya da belirli bir zaman süresi içinde bu fiyatları gerçekleştirme görevini yerine getiriş hızı ile de belirlenir. Eğer, her meta, 1 İngiliz altını fiyatına satın alınmış olmak üzere, aynı İngiliz altını, aynı gün içinde, 10 satmalına yaparsa, tam tamına herbiri bir günde ancak bir kere dolaşımda bulunan 10 İngiliz altınının gördüğü işi görüyor demektir.98 Altının dönüp yerine gelme hızı, demek ki, altının miktarının yerini tutabilir, onun eksiğini kapatabilir ya da altının dolaşım sürecindeki varlık tarzı, yalnızca onun metalar yanında eşdeğer olarak varlık [sayfa 137] tarzı ile değil, ama aynı zamanda, metaların başkalaşım hareketi içersindeki varlık tarzı ile de belirlenmiştir. Bununla birlikte, mademki sonsuz şekilde bölünmüş alımlar ve satımlar, her belli anda mekân içinde birbirlerine paralel olarak gerçekleşirler; paranın dönüp yerine gelme hızı, ancak bir dereceye kadar onun miktarının eksiğini kapatabilir.
      Eğer dolaşımdaki metaların fiyatlarının tüm toplamı artarsa, ama paranın dönüp yerine gelme hızının artışından daha az bir oranda artarsa, dolaşım araçlarının kitlesi küçülecektir. Eğer, tersine, paranın geriye, yani başladığı yere dönme hızı, dolaşımdaki metalar kitlesinin fiyatlarının tüm toplamının azalmasından daha büyük bir oranda azalırsa, dolaşım araçları kitlesi artacaktır. Genel bir fiyat düşüşü ile birlikte olan dolaşım araçları artışı, genel bir fiyat yükselişi ile birlikte giden dolaşım araçları azalması, işte bu, meta fiyatları tarihinde en iyi yer etmiş, yerleşmiş olaylardan biridir. Ama fiyatlar düzeyinde bir yükselme ve bununla birarada, paranın başladığı yere geri dönüş hızında daha da büyük oranlarda bir hızlanma meydana getiren, aynı şekilde bunun tersi bir harekete neden olan etkenler, basit dolaşımın incelenmesi alanına girmez. Örnek olarak şuna da işaret edilebilir ki, ayrıca, kredinin ağır bastığı dönemlerde, bir kredi azalması, meta fiyatlarında, dolaşım hızındakinden daha yavaş bir azalmanın nedeni olurken, paranın başladığı yere geri dönüş hızı, meta fiyatlarından daha çabuk olarak artar. Basit para dolaşımının yüzeysel ve şekle bağlı niteliği, kesin olarak, dolaşım araçlarının sayısını belirleyen bütün etkenlerin: dolaşımdaki metalar kitlesinin, fiyatların, fiyatlardaki düşüş ve yükselişin, aynı zaman içinde birlikte yer alan alım ve satımlar sayısının, paranın başlangıç noktasına dönüş hızının, metalar âleminin başkalaşım sürecine bağlı olduğu olgusunda kendini gösterir; bu metalar âleminin başkalaşım sürecinin kendisi ise, bütünüyle üretim tarzının niteliğine, nüfus sayısına, kent ile kır arasındaki ilişkiye, ulaştırma, [sayfa 138] taşıma araçlarının gelişmesine, işbölümü derecesine, krediye, vb., kısacası paranın basit dolaşımının dışında olan ve ancak dolaşımda yansısını bulan durum ve koşullara tâbidir. Dolaşım hızı belli olduğuna göre, dolaşım araçları kitlesi, demek ki, yalnızca metaların fiyatları tarafından belirlenir. Şu halde, fiyatlar, az ya da çok ek para dolaşımda bulunduğu için yüksek ya da düşük değildirler, ancak fiyatlar düşük ya da yüksek oldukları için, az ya da çok ek para dolaşımda bulunmaktadır. Bu da en önemli ekonomik yasalardan biridir ve belki de Ricardo-sonrası İngiliz ekonomi politiğinin tek olumlu yanı, bu yasayı, meta fiyatları tarihi ile ayrıntılarına kadar tanıtlamış olmasıdır. Şu halde, eğer, deney, belirli bir ülkede madenî dolaşımın düzeyinin ya da dolaşımdaki altın ya da gümüşün kitlesinin geçici dalgalanmalara ve bazan da şiddetli yükselip alçalmalara maruz bulunduğunu,99 ama oldukça uzun bir süre için toplam olarak aynı kaldığını gösteriyorsa, ve ortalama düzeyden ayrılmalar ancak zayıf sallantıların nedeni oluyorsa, bu olay, yalnızca dolaşımdaki para kitlesini belirleyen durum ve koşulların çelişik içeriği ile açıklanır. Bu durum ve koşullarda, aynı zamanda, bir arada meydana gelen değişiklikler, birbirlerinin etkisini ortadan kaldırır ve şeyleri oldukları durumda bırakır.
      Paranın başlangıç noktasına dönüş hızı, meta fiyatları toplamı bir kere belli olduktan sonra, dolaşım araçları miktarının saptanabileceği yolundaki yasa şu biçimde de ifade [sayfa 139] edilebilir: metaların değişim-değerleri ve onların ortalama başkalaşım hızları belli olduğu zaman, dolaşımdaki altın miktarı, altının kendi öz değerine bağlıdır. Ve eğer altının değeri, yani altının üretimi için gerekli emek-zamanı artsaydı ya da eksilseydi, metaların fiyatı, ters orantılı olarak yükselecek ya da alçalacaktı ve, fiyatların bu genel yükseliş ya da alçalışına, dolaşım hızı aynı kalmak üzere, aynı metalar kitlesinin dolaşımı için gerekli altın kitlesinin bir çoğalması ya da azalması tekabül edecekti. Aynı değişiklik, eski değer ölçüsünün yerini daha çok ya da daha az değerli bir maden aldığı takdirde de meydana gelecekti. Böylece, devletin alacakları lehinde ince bir özen göstermesi ve Kaliforniya ve Avustralya’nın keşiflerinin sonuçlarından korkması yüzünden, altın paranın yerine gümüş parayı koyduğu zaman, Hollanda’nın daha önce aynı metalar kitlesinin dolaşımım sağlamak için gereksinmesi olan altından 14-15 defa daha çok gümüşe gereksinmesi oldu.
      Dolaşımdaki altın miktarı, meta fiyatları toplamına ve, dolaşım hızındaki değişmelere tâbi olduğu için, bunun sonucu olarak madenî dolaşım araçları kitlesi küçülüp büyümeye elverişli olmalıdır, kısacası, dolaşım sürecinin gereksinmelerine göre altın, dolaşım aracı olarak, kimi zaman sürece girmeli, kimi zaman da süreçten çıkmalıdır. Dolaşım sürecinin kendisinin bu koşulları nasıl gerçekleştirdiğini daha ilende göreceğiz.

c) Sikke. Değer Alâmeti


      Dolaşım aracı görevini yerine getirirken, altın, kendine özgü bir biçime bürünür, sikke haline gelir. Akışı teknik güçlükler yüzünden durdurulmasın diye altın, itibari paranın ölçütüne uygun olarak basılır. Paranın itibari adları olan sterlin, şilin vb, tarafından temsil edilen altının ağırlık kesirlerini taşıyan ve üzerlerindeki baskı ve biçimiyle belirtilen altın parçalar, sikkedir. Sikkenin fiyatının saptanmasında [sayfa 140] olduğu gibi, para basmak işi de devlete düşen bir görevdir. Tıpkı itibari parada olduğu gibi para, sikkeler olarak, yerel ve siyasal bir nitelik kazanır, çeşitli diller konuşur ve çeşitli ulusal üniformalar taşır. Paranın sikke olarak dolaşımda bulunduğu alan, bir topluluğun sınırlarıyla sınırlandırılmış, metaların bir dolaşım alanı olduğu için, metalar âleminin genel dolaşımından ayırdedilir.
      Bununla birlikte, çubuk halindeki altınla, sikkeler biçimindeki altın arasında, onun resmi para olarak adı ile ağırlık olarak adı arasındaki farkından daha büyük bir fark yoktur. Bu son durumda100*, ad farkı olan şey, şimdi basit bir biçim farkı olarak görünür. Madenî para sikkesi potaya atılabilir ve böylece tekrar sans phrase101** altın haline dönebilir. Gene aynı biçimde bunun tersine, altına sikke biçimi vermek için, onu darphaneye göndermekten başka yapılacak bir şey yoktur. Biçimlerden birinden ötekine dönmek ve tekrar geriye dönmek, salt teknik işlemler olarak görünür.
      İngiliz Darphanesi, 100 lira ya da 22 kratlık 1.200 ons troy altın karşılığında size. 4.672½ sterlin ya da İngiliz altını verir ve eğer terazinin bir kefesine bu İngiliz altınları, ötekine de çubuk haline gelmiş olan 100 altın lira konursa, bunların ağırlıkları aynı olur: böylece İngiliz altınının İngiliz para fiyatında kendine özgü simgesi ve baskısı ile, bu adın belirlediği altın ağırlığı kesrinden başka bir şey olmadığı tanıtlanmış olur. 4.672½ İngiliz altını çeşitli noktalardan dolaşıma atılmış ve dolaşımın burgacına sürüklenmişlerdir ve herbiri, kendine göre daha az ya da daha çok olmak üzere, belirli sayıda dönüş, yani başladığı yere dönüp gelme hareketini yerine getirirler. Her 1 onsun günlük ortalama devir sayısı 10 olsaydı, 1.200 ons altın 12.000 onsa ya da 46.725 İngiliz altınına yükselen meta fiyatları tüm toplamını gerçekleştirirlerdi. 1 ons altın, istendiği biçimde şu yana [sayfa 141] ya da bu yana döndürülsün, hiç bir zaman 10 ons altın ağırlığında değildir. Ama burada, dolaşım sürecinde, 1 ons, fiiliyatta, 10 ons etmektedir. Dolaşım süreci çerçevesi içinde sikkeler, içerdiği altının yerine getirdiği devirlerin sayısı ile çoğaltılmış miktarına eşittir. Belirli ağırlıkta bir altın sikkesi biçiminde gerçek varlığı dışında madenî para, demek ki, kendi görevinden doğan ideal bir varlık edinir. Bununla birlikte, İngiliz altım, isterse bir ya da on devir yapsın, her-bir özel ayrı alım ve satımda bir tek İngiliz altını olarak hareket eder. Onun durumu, savaş gününde, uygun anlarda, ayrı ayrı on yerde görünerek, on generalin yerini tutan, ama bu yüzden her yerde aynı ve tek general olan bir generalin durumu gibidir. Para dolaşımında hızın miktarı telâfi etmesinden ileri gelen dolaşım araçlarının idealleştirilmesi, dolaşım sürecinin içersinde resmî paranın işlevsel varlığını ilgilendirir, bireysel olarak alınan para sikkesinin varlığını etkilemez.
      Bununla birlikte, para dolaşımı, bir dış harekettir ve İngiliz altını, her ne kadar kendi kokusu yoksa da, bir hayli şaibeli bir sosyeteye sık sık girip çıkar. Her türlü ellerde, çantalarda, ceplerde, keselerde, torbalarda, sandıklarda, kasalarda, sandıkçılarda sürtüne sürtüne madenî para aşınır; şurada bir altın atomu, beride başka bir altın atomu bırakır ve dünyayı dolaşırken aşına aşına kendi gerçek öz maddesini gitgide daha çok yitirir. Para yıpratılarak kullanılır. Altın lirasını, niteliğinin doğal saflığının henüz pek zayıf olarak zarara uğramış gibi göründüğü bir anda durduralım.
      “Bugün bankadan yepyeni baskıdan çıkmış bir İngiliz altını alan ve yarın onu kasasından çıkararak değirmenciye ödemede bulunan fırıncı, aynı sahici İngiliz altım ile ödeme yapmaz; onun altını, bankadan aldığı andakinden daha hafiftir.”102 [sayfa 142]
      “Şurası açıktır ki, sikkeler eşyanın tabiatı gereği, yalnızca bu mutad ve kaçınılmaz eskime etkisi altında birer birer sürekli olarak değerinden kaybetmek zorundadır. Herhangi bir anda, bir tek gün için bile olsa, daha hafif para sikkelerini tamamıyla dolaşımın dışına çıkarmaya maddeten olanak yoktur.”103
      Jakob, aşınmadan dolayı ağırlık eksilmesi sonucu, 1809’da Avrupa’da mevcut olan 380 milyon sterlinden, 1829’da, yirmi yılda, 19 milyon sterlinin tamamen kaybolmuş olduğunu kabul ediyor.104 Şu halde, meta, daha dolaşıma girmek üzere attığı ilk adımında dolaşımdan çıkıyorsa, sikkeler, dolaşımda birkaç adım attıktan sonra, artık temsil ettiği madenî tenörü, içermemektedir. Dolaşım hızı değişmeden kalmak üzere, sikkeler, ne kadar uzun zaman dolaşımda bulunursa, ya da aynı zaman süresi içinde dolaşımı ne kadar daha aktif olursa, onun görevinden gelme sikke olma varlığı onun altın ya da gümüş madenî varlığından ayrılır. Ve ondan geriye kalan, magni nominis umbra’sıdır.105* Paranın cismi, artık bir gölgeden başka bir şey değildir. Süreç, onu, başlangıçta daha ağır tutarken, şimdi onu daha hafif kılmaktadır, ama o ayrı ayrı her alım ve satımda ilk başlangıçtaki altın miktarı değerinde olmaya devam etmektedir. Bir hayalet İngiliz lirası, bir hayalet altın haline gelen İngiliz altını, yasal altın sikkesi görevini yerine getirmeye devam eder. Dış dünya ile sürtüşmeler başka şeylerin idealizminin yitirilmesine neden olurken, para, pratikle idealleşir, onun altın ya da gümüş cismi, salt görünüş haline gelir. Dolaşım sürecinin kendisinin meydana getirdiği madenî [sayfa 143] paranın bu ikinci idealleşmesi ya da onun saymaca içeriği ile gerçek içeriği arasındaki bölünme, kısmen hükümetler tarafından, kısmen de pek çeşitli para kalpazanlıklarına girişen özel serüvenciler tarafından istismar edilir. Ortaçağın başlarından 18. yüzyılın başlangıcına kadar bütün para tarihi, çifte ve uzlaşmaz karşıt bir nitelikteki bu kalpazanlıklar tarihinden ibarettir ve büyük bir bölümüyle Custodi külliyatından İtalyan iktisatçılarının sayısız ciltleri hep bu sorun çevresinde dolanır.
      Bununla birlikte, kendi görev çerçevesinde, altının hayali varlığı, gerçek varlığı ile çatışma haline gelir. Dolaşımda bulunurken her altın para, kendi madenî tözünden az ya da çok kaybetmiştir; ve buna göre, şimdi İngiliz altınlarından biri, diğerinden gerçek değer olarak daha fazla değerdedir. Ama, gördükleri iş bakımından gerçekten ¼ ons ağırlığında olan İngiliz altını, ancak görünüşte ¼ onsluk olan İngiliz altınından daha büyük değer taşımadığından, bunlar para olarak aynı değere sahip bulunduklarına göre, hiç bir şeyin farkında olmayan para sahiplerinin ellerinde tam ağırlıktaki İngiliz altınları, kısmen bazı cerrahî operasyonlara tâbi tutulurlar ve, bu altın paralar, daha düşük ağırlıktaki kardeşlerinin doğal olarak uğramış oldukları işleme bizzat dolaşım tarafından sunî olarak tâbi tutulmuş olurlar. Onları kırparlar ve onların altın yağı artıkları, potaya geçer. Eğer bir terazinin kefesi üzerine konmuş 4.672½ İngiliz altın lirası, 1.200 ons yerine artık ancak ortalama 800 ons çekiyorsa, pazara götürüldüklerinde 800106* onstan fazla altın satın alamazlar, ya da demek ki, altının tacirler arasındaki fiyatı, onun para olarak fiyatının üstünde bir fiyata yükselecektir. Her para sikkesi, tam ağırlığına sahip olsa bile, para biçimindeki halinde, çubuk biçiminde olduğundan daha az değer taşıyacaktır. Tam ağırlığa sahip [sayfa 144] İngiliz altınlarına yeniden altın çubuğu biçimi verilebilir, bu biçimde daha çok altının daha az altından daha fazla değeri vardır. Sözkonusu olan madenî tenördeki azalma, altının tacirler arası fiyatında para olarak fiyatının üzerinde sürekli bir yükseliş meydana getirmesine yetecek sayıda İngiliz altınını ilgilendirdiği zaman, paraların itibari adları aynı kalacak, ama bundan böyle, bu itibari adlar, daha az bir altın miktarını göstereceklerdir. Başka sözlerle ifade edecek olursak, para ölçütü değişecektir ve altın, artık, bu yeni ölçüt üzerinden basılacaktır. Dolaşım aracı olarak idealleştirilmesiyle, altın, karşılığında, onu fiyatlar ölçütü durumuna getirmiş olan yasal olarak kurulmuş ilişkileri değiştirecektir. Belirli bir zaman sonunda aynı değişme yinelenecektir, ve altın, böylece, fiyatlar ölçütü olma görevinde olduğu kadar, dolaşım aracı olarak da, sürekli bir değişikliğe tâbi bulunacaktır; öyle ki, biçimlerin birindeki değişiklik, öteki biçimde de bir değişikliğe neden olacaktır ve bunun tersi yönde de, aynı biçimde değişiklik meydana gelecektir. Bu, daha önce de sözünü ettiğimiz olayı, yani bütün modern halkların tarihinde daima azalmakta devam eden bir madenî içeriğe, aynı bir para adı verilmesini açıklar. Sikke olarak altın ve fiyatlar ölçütü olan altın arasındaki çelişki, resmi para olan altın ile altının yalnız ulusal sınırlar içinde değil, aynı zamanda dünya pazarında da dolaşımda bulunduğu biçimi arasında, yani genel eşdeğer altın arasında da çelişkiye neden olur. Değerlerin ölçüsü olarak altın, her zaman tam ağırlığına sahip olmuştur, çünkü bu durumda ancak ideal altın olarak hizmet görmüştür. Eşdeğer olarak altın, tek başına, M–P aktinde tekrar yer değiştirmez, durağan varlığına dönmek üzere hareketli varlığından derhal çıkar, ama sikke olarak altının doğal tözü, kendi görevi ile sürekli, bitmez bir çatışma haline girer. Sarı İngiliz altınının, hayalet altın haline dönüşmesi tam olarak önlenemez, ama mevzuat, madenî tenor bakımından yetersizliği belirli bir dereceye vardığı [sayfa 145] zaman, onu, geçerlikten kaldırarak, resmi para olarak varlığını sürdürmesini engellemeye çalışır, örneğin, İngiliz yasasına göre ağırlığından 0,747 çekirdek (Gran) kaybetmiş olan bir İngiliz altını, artık yasal bir İngiliz altını değildir. Yalnız 1844-1848 döneminde, 48 milyon İngiliz altınını tartmış olan İngiltere Bankası, M. Cotton’un altın tartan terazisinde öyle bir makineye sahiptir ki, bu makine, yalnız iki İngiliz altını arasındaki 1/l00 çekirdeklik bir farkı ortaya koymakla kalmaz, eksik ağırlıktaki İngiliz altınını bir levha üzerine fırlatır, altın buradan başka bir makineye gelir ve bu makine, Doğuya özgü bir katı yüreklilikle onu parçalar.
      Bu koşullarda, eğer altın paranın seyri, daha yavaş aşındığı belirli dolaşım çevrimleri içinde kalsaydı, altın para, dolaşıma hiç giremezdi. Bir altın para, 1/5 onstan fazla bir ağırlığa sahip olmadığı halde, dolaşımda ¼ ons değerinde tanındığı ölçüde, fiilî olarak 1/20 ons altının basit bir alâmeti ya da basit bir simgesi haline gelmiştir, ve böylece bütün altın sikkeler bizzat dolaşım süreci tarafından, kendi tözünün, az ya da çok, basit bir alâmeti ya da simgesi haline dönüştürülmüştür. Ama hiç bir şey, kendi öz simgesi olamaz. Üzüm resmi, gerçek üzümün simgesi değil, bir benzeridir. Bunun gibi, nasıl zayıf bir at besili atın simgesi olamazsa, hafif bir İngiliz altını da, normal ağırlıktaki bir İngiliz altınının simgesi olamaz. Şu halde altın, kendi kendinin simgesi haline geldiğine, ama kendi kendinin simgesi olarak hizmet göremediğine göre, daha büyük hızla aşındığı dolaşım çemberleri içinde, yani alım ve satımların daha küçük oranlarda durmadan yenilendiği çemberler içinde, altın olarak varlık tarzından farklı, simgesel bir varlık tarzı, gümüş ya da bakır biçimi alır. Aynı altın parçaları olmasaydı bile, altın paranın tümünün belirli bir oranı, bu çemberler içinde, sikke olarak, sürekli bir şekilde dolaşımda bulunacaktı. Bu oran içinde altın, yerini, gümüş ve bakır jötonlara vermiştir. Demek ki, tek bir özgül meta, bir ülkenin içinde, değerlerin ölçüsü olarak, yani para [sayfa 146] olarak görev görebilirken, çeşitli metalar, paranın yanında sikkenin hizmetini görürler. Bu yardımcı nitelikteki dolaşım araçları örneğin gümüş ya da bakır jötonları, dolaşımın içinde sikkeler olan altının belirli görevlerini temsil ederler. Onların gümüş olarak ya da bakır olarak kendi öz tenörleri, bu duruma göre gümüşün ve bakırın altına göre değer orantısı ile belirlenmiş değildir, yasayla istenildiği biçimde saptanmıştır. Ancak bu gümüş ya da bakır jötonları temsil ettikleri altın paranın küçültülmüş kesirlerinin, gerek üstün değerdeki altın parçaların değişilmesi için olsun, gerekse kendi öz değerlerine tekabül eden küçük miktarlardaki metaların fiyatlarını gerçekleştirmek için olsun, devamlı bir şekilde dolaşımda bulunacakları miktarlar içinde piyasaya çıkarılırlar. Perakende satılan metaların dolaşımı içersinde, gümüş ve bakır jötonlarının kendileri de özel çemberlere ait olacaklardır. Eşyanın tabiatı gereği, onların başladıkları yere geri dönme hızları, ayrı ayrı ele alınan alımların ve satımların herbirinde gerçekleştirdikleri fiyatla ya da altın sikke kesrinin büyüklüğü ile ters orantılıdır. İngiltere gibi bir ülkede, günlük küçük ticaretin muazzam hacmi gözönünde bulundurulursa, dolaşımdaki yardımcı nitelikteki paraların tüm miktarının kesrinin göreli olarak az bir yer tutması, onların seyirlerinin ne kadar çabuk ve sürekli olduğunu gösterir. Yakın zamanlarda yayınlanan bir parlamento raporunda, 1857’de, İngiliz Darphanesinin, 4.859.000 sterlin tutarında altın, 733.000 sterlin itibari değeri olan 363.000 sterlin madenî değerde gümüş bastığı görülmektedir. 31 Aralık 1857’de son bulan 10 yıl içinde basılan altının tüm tutarı 55.239.000 sterlin, gümüşünkü ise yalnızca 2.434.000 sterlin idi. Bakır para, 1857’de, ancak para değeri olarak 6.720 sterline varıyordu, bakır madeni değeri olarak ise 3.492 sterline varıyordu, bunların 3.136 sterlini peni halinde, 2.464 sterlini yarım peni halinde, ve 1.120 sterlini ise farthing halinde bulunuyordu. Son on yıl içinde basılan bakır paraların tüm değeri, resmî para [sayfa 147] değeri olarak 141.477 sterlin, maden değeri olarak da 73,503 sterlin idi. Eğer altın paranın değerini düşüren maden kaybı, yasal olarak belirlenmek suretiyle, onun para olarak görevini sürdürmesine engel olunursa, gümüş ve bakır jötonlarının yasal olarak gerçekleştirdikleri fiyatın azami düzeyi belirlenerek, bu jötonların da kendi dolaşım alanlarından, altın paranın dolaşım alanına geçmeleri ve bu alanda para olarak yer almaları engellenmiş olunur. Onun için örneğin İngiltere’de, bakır, ancak 6 penilik bir tutar karşılığı, gümüş ise ancak 40 şilin tutar bir ödeme karşılığı olarak kabul edilmiştir. Eğer, gümüş ve bakır jötonları, kendi dolaşım alanlarının gerektirdiği miktarların üstünde dolaşıma sokulmuş olsaydılar, metaların fiyatları, o ölçüde artmış olmayacaktı, ancak, bu jötonlar, en sonunda kendilerini maden olarak satmak zorunda kalacak olan perakendecilerin elinde toplanacaklardı. 1798’de, özel kişiler tarafından dolaşıma sürülen 20.350 sterlin tutarındaki İngiliz bakır paraları, dükkâncıların ellerinde birikmişti, dükkâncılar, bunları, yeniden dolaşıma sokmaya boşuna uğraştılar ve sonunda bunları, meta olarak bakır piyasasına sürmek zorunda kaldılar.107
      İç dolaşımın belirli alanlarında altın parayı temsil eden gümüş ve bakır jötonları, yasayla saptanılan bir gümüş ve bakır madenî tenöre sahiptirler, ancak bir kere dolaşıma sürüklendikten sonra altın para gibi aşınırlar ve, seyirlerinin çabukluğundan ve sürekliliğinden dolayı, artık, gölgelerden başka bir şey olmayacak hale gelinceye kadar daha da çabuk bir biçimde idealleşirler. O halde, maden kaybına, gümüş ve bakır jötonlarının para olma niteliklerini kaybedecekleri sınırın ötesinde bir sınır saptansaydı, bu jötonlar, kendi yerlerini, kendi öz dolaşım alanlarının belirli çemberleri içinde başka simgesel bir paraya, örneğin demir ya da kurşun bir paraya vermek zorunda kalacaklardı ve bu [sayfa 148] simgesel paranın başka bir simgesel para tarafından temsil edilmesi olayı, sonu gelmeyen bir sürece neden olacaktı. Bunun içindir ki, dolaşımı gelişmiş olan ülkelerin hepsinde, bizzat para dolaşımının gerekliliği, gümüş ve bakır jötonlarının sikkeler olma niteliğini, bunların maden kayıplarının öneminden bağımsız kılmaya zorlar. Böylece, eşyanın tabiatında mevcut olan şey, bu jötonların, gümüşle ya da bakırla imal edilmiş olmalarından dolayı değil, bir değere sahip bulunmalarından dolayı değil, ancak bu değeri taşımadıkları ölçüde altın paranın simgesi olmaları durumu meydana çıkar.
      Kâğıt gibi nispeten değersiz olan şeyler, demek ki, altın paranın simgeleri görevini yerine getirebilirler. Yardımcı nitelikte paranın, gümüş, bakır, vb. maden jötonlarından ibaret olması, daha ziyade, ülkelerin pek çoğunda, daha az değerli madenlerin, örneğin, İngiltere’de gümüşün, Eski Roma Cumhuriyetinde, İsveç’te, İskoçya’da vb., bakırın dolaşım sürecinin kendilerinin değerini düşürüp onları ufak para haline getirmesinden ve onların yerine daha değerli bir maden108* koymasından önce de dolaşımda bulunmuş olmalarından ileri gelir. Ayrıca doğrudan doğruya madenî dolaşımdan çıkmış olan para simgesinin kendisinin de ilkönce maden oluşu, eşyanın tabiatı gereğidir. Nasıl ki altının, ufak para olarak sürekli şekilde dolaşımda bulunması gereken kesiminin yerini maden jötonlar alırsa, aynı şekilde, altının iç dolaşım alanı tarafından sikkeler olarak sürekli şekilde soğurulan ve bu yüzden de devamlı olarak dolaşımda bulunan kesiminin yeri de, değersiz jötonlar tarafından doldurulabilir. Dolaşımda bulunan para kitlesinin asgarî düzeyi, yani hiç bir zaman altına düşmediği düzey, her ülkede ampirik olarak saptanmıştır. Maden paranın adına göre içeriği ile maden olarak tenörü arasındaki başlangıçta önemsiz olan fark, demek ki, mutlak bir bölünmeye kadar gittikçe belirginleşebilir. [sayfa 149] Paranın para olarak adı, kendi tözünün dışında değersiz kâğıt paralar üzerinde varlığını sürdürmek üzere bu tözden ayrılır. Nasıl ki metaların değişim-değeri, onların değişim süreçleri dolayısıyla altın para halinde billurlaşırsa, altın para da, kendi öz simgesi haline gelinceye kadarki dolaşımında, ilkönce kullanma ile değerlerinden kaybetmiş altın sikke biçiminde, sonra yardımcı nitelikteki madenî paralar biçiminde, ensonu değersiz jötonlar, kâğıt ve basit değer alâmeti biçiminde maddî niteliğinden ayrılır.
      Ama altın para, önce madenî, sonra da kâğıt olan temsilcilerine, ancak kendi maden kaybına karşın, para görevi görmeye devam etmiş olmasından dolayı vücut vermiştir. Altın para aşındığı için dolaşımda bulunmuyordu, ancak dolaşıma devam ettiği için salt simge haline gelinceye kadar aşınıyordu. Ancak altın paranın süreç içersinde kendi öz değerinin basit simgesi haline geldiği ölçüdedir ki, basit değer alâmetleri, altın paranın yerini alabilmektedirler.
      Meta, M–P–M hareketinin, doğrudan doğruya birbirine dönüşen, iki M–P ve P–M anının hareket halindeki birliğini teşkil ettiği ölçüde, ya da kendi tüm başkalaşım sürecini katettiği içindir ki, kendi değişim değerini fiyatta ve parada geliştirir, ve yeniden meta ya da daha çok kullanım-değeri haline gelmek üzere, bu biçimi de hemen ortadan kaldırır. Demek ki, meta, eşyayı, ancak kendi değişim-değerinin görünüşteki özerkliğine kadar götürebilir, öte yandan gördük ki, altın, gerçekte, yalnızca sikke görevini gördüğü ya da sürekli olarak dolaşımda bulunduğu içindir ki, ancak metaların başkalaşımlar zincirini ve metaların bir anlık geçici biçimleri olan para biçimini temsil eder ve gene gördük ki, altın, bir metaın fiyatını, ancak bir başka metaın fiyatını gerçekleştirmek üzere gerçekleştirir; ama hiç bir yerde, değişim-değerinin hareketsiz haldeki biçimi olarak ya da bizzat kendisi hareketsiz halde bir meta olarak karşımıza çıkmaz. Bu süreç içinde, altının seyri boyunca temsil ettiği metaların [sayfa 150] değişim-değeri, elektrik kıvılcımınınkinden öte bir gerçekliğe bürünmez. O, gerçek altın olmakla birlikte, sanki altından hayaletmiş gibi görev yapar, ve bu bakımdan, bu görevinde onun yerine alâmetler ikame etmek mümkündür.
      Para olarak diyelim ki, kâğıt para olarak, iş gören değer alâmeti, sikke adı ile ifade edilmiş olan altın miktarının alâmeti, dolayısıyla altın alâmetidir. Bizzat bir altın miktarı, nasıl bir değer ilişkisini ifade etmiyorsa, onun yerini alan altın alâmetinin kendisi de ifade etmez. Altın alâmeti, belirli bir altın miktarının, maddileşmiş emek-zamanı olarak sahip olduğu belirli bir değer hacmi ölçüsünde bir değeri temsil eder. Ama alâmetin temsil ettiği değer hacmi, her durumda temsil ettiği altın miktarının değerine tâbidir. Metalar karşısında, ise, değer alâmeti, onların fiyatlarının gerçekliğini temsil eder; ancak metaların değerleri, onların fiyatlarında ifadesini bulmuş olduğu içindir ki, değer alâmeti, metaların signum preti’si109* ve onların değerlerinin alâmetidir. M–P–M sürecinde, fiyat ancak teşekkül yolunda ya da iki başkalaşımın birbirine doğrudan doğruya geçişi yolunda, bir birim olarak göründüğü ölçüde –fiyat, değer alâmetinin iş gördüğü dolaşım alanında, kendini bu şekilde göstermektedir– metaların değişim-değeri, fiyatta ancak ideal bir varlığa kavuşur ve parada ise ancak mecazî, simgesel bir varlık kazanır. Değişim-değeri, demek ki, yalnızca hayalî ya da somut olarak tasarlanmış bir değer olarak kendini gösterir, ama gerçeklik taşımaz, meğer ki, bu gerçeklik, bizzat metalarda maddileşmiş emek-zamanının belirli bir miktarı ölçüsünde olmasın. Şu halde, değer alâmeti, altın alâmeti olarak değil de, yalnızca fiyatta ifadesini bulan ve ancak tek metada mevcut olan değişim-değeri alâmeti olarak kendini göstermekle, metaların değerini doğrudan doğruya temsil eder gibi görünür. Ama bu görünüş, aldatıcıdır. Değer alâmeti, dolaysız bir biçimde, ancak fiyat alâmetidir, [sayfa 151] bu bakımdan da altın alâmetidir ve ancak dolaylı olarak metanı değerinin alâmetidir. Altın, Peter Schlemihl gibi, gölgesini satmamıştır, ama gölgesiyle satın alır. Demek ki, değer alâmeti, süreç içersinde, bir metaın fiyatını, öteki metaya karşı temsil ettiği ölçüde ya da herbir meta sahibi karşısında altını temsil ettiği ölçüde etki gösterir. Nispeten değersiz olan, bir parça deri, bir yaprak kâğıt, vb. gibi belli bir nesne, ilkönce, kural ve alışkanlık gereği, paranın maddesinin alâmeti haline gelir, ama onun simgesel varlığı, meta sahiplerinin genel rızasını sağladığı, yani yasal olarak itibari bir varlık, yani zorunlu bir geçerlik kazandığı içindir ki, alâmet olma niteliğini sürdürür. Zorunlu geçerliği olan devlet kâğıt parası, değer alâmetinin eksiksiz, tam biçimidir ve madenî dolaşımda ya da bizzat metaların kendi basit dolaşımlarında, doğrudan doğruya vücut bulan tek kâğıt para biçimidir. Kredi parası, toplumsal üretimin daha yüksek bir alanına aittir ve tamamen başka yasalarla düzenlenir. Gerçekte, simgesel kâğıt para, yardımcı nitelikteki madenî paradan hiç bir bakımdan farklı değildir, ancak daha geniş bir dolaşım alanında iş görür. Eğer daha önceden fiyatlar ölçütünün ya da sikkelerin fiyatının salt teknik gelişmesi, ve sonra da külçe altının altın para haline getirilmesi, devletin müdahalesine neden oluyorsa ve, eğer bu yüzden, iç dolaşım, metaların evrensel dolaşımından gözle görülür biçimde ayrılıyorsa, bu ayrılma, paranın değer alâmeti haline gelmesiyle, tamamlanmış olur. Basit bir dolaşım aracı olarak genel anlamında para, ancak iç dolaşım alanında özerkliğe kavuşabilir.
      Açıklamamız gösterdi ki, değer alâmeti olarak altın sikkenin, altının kendi tözünden ayrı olan varlığı, kökenini, devletin bir taahhüt ya da müdahalesinden değil, dolaşım sürecinin kendinden alır. Rusya, değer alâmetinin doğal biçimlenmesinin çarpıcı bir örneğini vermektedir. Derilerin ve kürklerin para olarak kullanıldıkları çağda, kalıcı ve kullanılıştı olmayan bu maddeler ile onların dolaşım aracı [sayfa 152] görevleri arasındaki çelişki yüzünden, bunların yerine damgalanmış küçük deri parçaları koymak âdeti doğdu, ki bu küçük deri parçaları, böylece, derilerle ve kürklerle ödenebilir emre yazılı senetler haline geliyorlardı. Daha sonra bunlar, köpek adı altında gümüş rublenin kesirleri için kullanılan basit alâmetler haline geldiler ve, 1700 yılına kadar, Büyük Petro, onları devletin çıkarttığı110 bakırdan ufak para ile değiştirinceye kadar kullanıldılar. Yalnızca madenî dolaşım olaylarını gözleyebilmiş olan antikçağ yazarları, daha o zaman, altın parayı değer simgesi ya da değer alâmeti olarak arılıyorlardı. Platon111 ve Aristoteles112 bu yazarlardandır. [sayfa 153] Kredinin tam gelişmemiş olduğu Çin gibi ülkelerde, daha çok önerden zorunlu geçerliği olan113 kâğıt paraya raslanır. Kâğıt parayı ilk savunmuş olanlar, madenî paranın değer alâmetleri şeklinde değişmesinin kökeninin doğrudan doğruya dolaşım sürecinde olduğunu açıkça belirtmişlerdir. Benjamin Franklin114 gibi, Piskopos Berkeley gibi.115
      Para şeklinde kesilmiş kaç top kâğıt, para olarak dolaşımda bulunabilir? Sorunu bu şekilde koymak saçma olurdu. Kendi başlarına değerden yoksun olan jötonlar, ancak dolaşım süreci içersinde altını temsil ettikleri ölçüde değer alâmetidirler, ve altın, ancak, metaların değişim-değerleri ve başkalaşım hızları belli olmak üzere, altının kendi öz değeriyle belirlenmiş bir miktarla, sikkeler halinde dolaşım sürecine gireceği ölçüde temsil ederler. 5 sterlin adını taşıyan kâğıt paralar, 1 sterlin adını taşıyanlardan 5 kere daha [sayfa 154] az sayıda dolaşım yapabileceklerdir ve, eğer bütün ödemeler, 1 şilinlik kâğıtlarla yapılsaydı, 1 şilinlik kâğıtlar, 1 sterlinlik kâğıtlardan 20 kere daha çok dolaşım yapmak zorundu olacaktı. Altın para, başka başka adlar taşıyan kâğıt paralarla, örneğin, 5 sterlinlik, 1 sterlinlik, 10 şilinlik kâğıtlarla temsil edilmiş olsaydı, bu çeşitli değer alâmetleri kategorilerinin miktarı, yalnız tüm dolaşım için gerekli altın miktarı ile değil, ama aynı zamanda, her özel kategorinin dolaşım alanı için gerekli olacak altın miktarı ile de belirlenecekti. Eğer 14 milyon sterlin (banka mevzuatının, resmi geçerliği olan madenî sikkeler için değil de, kredi parası için kabul ettiği rakam budur), bir ülkenin dolaşımının hiç bir zaman altına düşmeyeceği asgarî düzeyi temsil ediyorsa, herbiri 1 sterlinlik değerin alâmeti olan 14 milyon kâğıt para dolaşımda bulunabilecektir. Eğer, aynı metalar kitlesinin değişim-değeri sabit kalmak üzere, altının değeri, üretimin gerektirdiği emek-zamanının artması ya da azalmasına uygun olarak artıyor ya da eksiliyorsa, dolaşımdaki 1 sterlinlik kâğıt paraların sayısı da altının değerindeki değişiklikle ters orantılı olarak artacak ya da eksilecektir. Eğer değerlerin ölçüsü olarak altının yerini gümüş alsaydı, eğer gümüşün altına değer oranı 1 : 15 olsaydı, ve her kâğıt para, artık, daha önce temsil ettiği altın miktarında, aynı gümüş miktarını temsil etseydi, 1 sterlinlik 14 milyon kâğıt para yerine, gelecekte 210 milyon adet 1 sterlinlik kâğıt paranın dolaşımda bulunması gerekirdi. Demek ki, kâğıt paraların miktarı, dolaşımda temsil ettikleri altın para miktarı ile belirlenir ve kâğıt paralar, ancak altın parayı temsil ettikleri ölçüde değer alâmetleri oldukları için, onların değeri, yalnızca onların miktarı ile belirlenir. Bu duruma göre, dolaşımdaki altın miktarı, metaların fiyatına bağlı iken dolaşımdaki kâğıt paraların değeri, tersine, özellikle bu kâğıt paraların kendi miktarına tâbidir.
      Zorunlu geçerliği olan kâğıt paraları çıkartan devletin [sayfa 155] müdahalesi –biz, yalnız bu çeşit kâğıt paralarla ilgileniyoruz şimdi– ekonomi yasasını yürürlükten kaldırıyor gibi görünüyor. Para fiyatlarını saptayarak belirli bir altın ağırlığına bir vaftiz adı takmaktan ve altını paralaştırarak ona kendi damgasını basmaktan başka bir şey yapmamış olan devlet, şimdi de bu damga sihirbazlığıyla, kâğıdı altın halinde başkalaştırır gibi görünmektedir. Zorunlu geçerliği olan kâğıt paralarını istediği sayıda dolaşıma sokmaktan ve onlara canının istediği, 1 sterlin, 5 sterlin, 20 sterlin gibi para adlarını basmaktan hiç kimse devleti alıkoymaz. Kâğıt paraların seyrini sınır taşları durdurduğuna göre ve bunlar, bu taşların ötesinde, her türlü değeri, değişim-değerini olduğu gibi kullanım-değerini de yitirdiklerinden, bir kere dolaşıma girdikten sonra, bu kâğıt paraları, onun dışına çıkarmak mümkün değildir. Bir kere görev bakımından kendi varlıklarından ayrılınca, değersiz kâğıt paçavraları haline gelirler. Bununla birlikte, devletin bu gücü, sırf bir görünüşten ibarettir. Devlet, pekâlâ istediği kadar kâğıdı, istediği her türlü para adı altında dolaşıma sokabilir, ama onun denetimi bu mekanik eylemle kalır. Dolaşıma sokulmuş olan değer alâmeti ya da kâğıt para, dolaşımın kendi içkin yasalarının doğrudan doğruya etkisi altına girer.
      Eğer 14 milyon sterlin, metaların dolaşımı için gerekli tüm altını temsil etseydi ve eğer devlet, herbiri 1 sterlin adını taşıyan 210 milyon kâğıt parayı dolaşıma soksaydı, bu 210 milyon kâğıt, 14 milyon sterlinlik bir meblâğın karşılığı altının temsilcisi haline gelmiş olurdu. Bu, devletin sanki bir sterlinlik kâğıt paraları, 15 kere daha az değerli bir madenin ya da eskisinden 15 kere daha az ağırlığı olan bir altın kesrinin temsilcileri yapmış olması gibi bir şeydir. Burada değişecek olan tek şey, ya sikkelerin üzerindeki yazıyı değiştirmekle olsun, ya da dolaylı olarak kâğıt paraların sayısının daha aşağı bir ölçütünün zorunlu kıldığı bir oran dahilinde artmasıyla olsun, fiyatlar ölçütünün belirlenmesidir; ki bu, elbette, bir anlaşmayla [sayfa 156] saptanır. Sterlinin adlandırılması, artık 15 kere daha az bir altın miktarını göstereceğine göre, bütün metalar in fiyatları, 15 kere daha yüksek olacaktır ve aslında 1 sterlinlik 210 milyon kâğıt para, daha önce 14 milyon ne kadar gerekli ise o kadar gerekli olacaktı. Her özel değer alâmetinin temsil ettiği altın miktarı, değer alâmetlerinin tüm toplamının artmış olduğu oranda azalacaktı. Fiyat yüksekliği, değer alâmetleri ile bu alâmetlerin dolaşımda yerini tuttukları varsayılan altın miktarı arasında zorunlu bir eşitlik kuran dolaşım sürecinin tepkisinden başka bir şey olmayacaktı.
      İngiliz ve Fransız hükümetlerinin para üzerinde meydana getirdikleri katıştırmaların (tağşişlerin) tarihinde, birçok kere, fiyatların, gümüş paranın bozulması oranında, yükselmediği görülmüştür. Bunun nedeni, sadece şudur: sikkelerin artma oranı, bozulma oranına tekabül etmiyordu, yani metaların değişim değerleri, artık, değerlerin ölçüsü olarak alınan bu katışım (alliage) ile değerlendirilmek ve bu düşük ölçü birimine tekabül eden bir sikke ile gerçekleştirilmek zorunda idiyse de, bu düşük katışımdan yeterli bir sikke kitlesi piyasaya çıkarılmamıştı. Bu, Locke ile Lowndes arasındaki düellonun çözememiş olduğu güçlüğü çözmektedir, ister kâğıt ya da tağşiş edilmiş altın ve gümüş olsun, değer alâmetinin, para fiyatına göre hesaplanmış altın ve gümüş ağırlığını temsil ettiği oran, kendi öz maddesine değil, ama dolaşımdaki değer alâmetlerinin miktarına bağlıdır. Bu ilişkiyi anlamakta çekilen güçlük, paranın, değerler ölçüsü olmak ve dolaşım aracı olmak gibi her iki görevinde de, yalnızca birbirine karşıt olmayan, ama aynı zamanda bu iki görevin uzlaşmaz karşıtlığı ile de açıkça çelişki halinde bulunan yasalara tâbi olmasından ileri gelmektedir. Paranın yalnızca itibari para, altının ise yalnızca ideal altın olarak hizmet ettiği değerler ölçüsü görevi için,116* her şey doğal maddeye tâbidir. Gümüş olarak ya da gümüş fiyat biçiminde [sayfa 157] takdir edilen değişim-değerleri, altın olarak ya da altın fiyat halinde takdir edilen değişim-değerlerinden elbette ki başka biçimde ifade edilmiş olurlar. Buna karşılık, dolaşım aracı görevinde, paranın yalnız zihinde tasarlanmış olmadığı öteki metaların yanında, gerçek bir şey gibi bulunmak zorunda olduğu bu görevde, onun maddesi, önemini yitirir, her şey miktarına tâbi olur. Ölçü birimi için, kesin belirleyici olan şey, bu ölçünün bir altın lirası mı, gümüş lirası mı, yoksa bakır lirası mı olduğunu bilmektir; oysa yalnızca basit sayı (adet), madenî paralara, maddeleri ne olursa olsun, bu ölçü birimlerinin herbirini, tam eksiksiz olarak gerçekleştirmek olanağını verir. Ancak, yalnızca zihinde tasarlanmış olan para için her şeyin onun maddî tözüne bağlı olması, ve somut olarak mevcut olan sikke için ise her şeyin ideal bir sayı ilişkisine, sayıca orana tâbi olması sağduyuya aykırıdır.
      Kâğıt para kitlesinde artma ya da eksilme ile birlikte giden meta fiyatlarındaki yükselme ya da düşme, –ki bu, kâğıt paraların tek başlarına dolaşım aracını teşkil ettikleri zaman böyle olmaktadır– demek ki, dolaşımdaki altın miktarının, metaların fiyatı tarafından belirlenmesini ve dolaşımdaki değer alâmetleri miktarının ise dolaşımda temsil ettikleri altın para sikkelerinin miktarıyla belirlenmesini gerektiren yasanın, dışardan mekanik olarak ihlâl edilen bu yasanın, dolaşım sürecinin zorla kabul ettirdiği uygulamasından başka bir şey değildir. Öte yandan herhangi bir kâğıt paralar kitlesi, demek ki, dolaşım süreci tarafından emilmekte, deyim uygun olursa sindirilmektedir, çünkü, değer alâmeti dolaşıma birlikte girdiği, altın olarak unvanı ne olursa olsun dolaşım içinde altının yerine dolaşımda bulunabilecek altın kuantumu alâmetine indirgenir.
      Değer alâmetleri dolaşımında, gerçek para dolaşımının bütünü yasaları tersine dönmüş ve altüst olmuş görünür. Altın, değeri olduğu için dolaşımda yer alırken, kâğıdın [sayfa 158] dolaşımda yer aldığı için değeri vardır. Metaların değişim-değeri sabit kabul edilmek üzere, dolaşımdaki altın miktarı kendi öz değerine tâbi olduğu halde, kâğıdın değeri, dolaşımda yer alan kâğıt para miktarına bağlıdır. Dolaşımdaki altın miktarı, meta fiyatlarındaki artma ya da azalma ile birlikte artar ya da azalırken, meta fiyatları, dolaşımdaki kâğıt miktarı değişiklikleri ile artar ya da eksilir gibi görünmektedir. Metalar dolaşımı ancak belirli bir altın para miktarını soğurduğu ve sonuç olarak dolaşımdaki paranın kasılıp çekilmesi ve yayılıp genişlemesinin birbirini izlemesi, zorunlu bir yasa olarak kendini ortaya koyduğu halde, kâğıt paranın dolaşıma girdiği oran, keyfî bir biçimde artabilir gibi görünmektedir.. Devlet, altın ve gümüş paraların değerini tağşiş ettiği ve böylece adıyla gösterilen içeriğinden sadece 1/100 çekirdek eksik bir para çıkarmakla bile paraların dolaşım aracı görevinde bir karışıklık, düzensizlik yarattığı halde, para olarak adlarından başka maden namına bir şey içermeyen değerden yoksun kâğıtlar çıkarmakla, tamamıyla dürüst bir işleme girmiş olur. Altın para, metaların değerini, ancak bu değerin kendisi altın olarak takdir edildiği ya da fiyat olarak ifade edildiği ölçüde temsil ettiği halde, değer alâmeti, metaın değerini doğrudan doğruya temsil eder görünür. Onun için, özellikle zorunlu geçerliği olan kâğıt para dolaşımı ile yetinerek para dolaşımının sorunlarını inceleyen gözlemcilerin, para dolaşımının tüm kendine ait yasalarını iyice tanıyamamalarının neden kaçınılmaz olduğu kolayca anlaşılır. Kâğıt para, istenilen miktarda dolaşıma sürüldüğü takdirde değer alâmeti olarak kendisine özgü olmayan hareketleri yerine getirdiğine göre, bu sözkonusu yasalar gerçekten sadece altüst olmuş gibi değil, ama değer alâmetleri dolaşımında ortadan kalkmış gibi görünür; oysa kâğıt paranın kendi hareketinin kaynağı, doğrudan doğruya metaların başkalaşımında olmayıp, altına kıyasla istenen nispete uyulmaması olgusundadır. [sayfa 159]

III. PARA


      Sikkelerden ayrı olarak ele alınan, M–P–M şeklindeki dolaşım sürecinin sonucu olan para, P–M–P formülü altındaki dolaşım sürecinin, yani metaı para ile değişmek üzere parayı meta ile değişmenin başlangıç noktasını oluşturur. M–P–M formülünde meta, P–M–P formülünde ise para, hareketin başlangıç ve sonuç noktasını oluşturur. Birinci formülde para, metaların değişim aracıdır; ikinci formülde ise, paranın, para olmasına olanak veren metadır. Birinci formülde basit bir araç olarak görünen para, ikincide dolaşımın sonal amacı gibi görünür, oysa birinci formülde sonal amaç olarak görünen meta, ikinci formülde basit bir araç olarak meydana çıkar. Paranın kendisi daha önce M–P–M dolaşımının sonucu olduğu gibi, P–M–P formülünde, dolaşımın sonucu, aynı zamanda hareket noktası olarak görünür. Oysa, M–P–M dolaşımında olan madde (Stoffwechsel) değişimidir, kendisi de bu birinci süreçten çıkma ikinci P–M–P sürecinin gerçek içeriğini meydana getiren metaın biçimsel varlığıdır.
      M–P–M formülünde her iki uç, değer büyüklükleri aynı olan, ama aynı zamanda kullanım-değerleri nitel olarak farklı iki metadırlar. Onların M–M değişimi, gerçekten bir madde değişimidir. Karşılık olarak P–M–P formülünde, her iki sonal uç, altındır ve, aynı zamanda, aynı değer büyüklüğünde altındırlar. Altını, metayı da altınla değiştirmek üzere meta ile değiştirmek, eğer P–P sonucunu dikkate alırsak, altını altın karşılığında değişmek saçma gibi görünür. Ama, P–M–P satmak için satınalmak formülüyle ifade edilirse, ki bunun, altının, aracı bir hareket yardımıyla, altınla değişilmesinden başka bir anlamı yoktur, burjuva üretimin ağır basan biçimi derhal teşhis edilir. Bununla birlikte, pratikte, satmak için satın alınmaz, ama daha pahalı satmak için ucuza satın alınır. Para, gene bu aynı meta, daha büyük [sayfa 160] miktarda bir para ile, P–P uçları nitel olarak değilse de, hiç değilse nicel olarak farklı olacak şekilde değişilmek üzere, meta ile değişilir. Böylece nicel bakımdan bir farklılık, eşdeğer-olmayanların değişimini varsayar, oysa, meta ve para, meta ve para olarak, bizzat metaın karşıt biçimlerinden, şu halde aynı değer büyüklüğünün birbirinden farklı varoluş biçimlerinden başka bir şey değildirler. Şu halde, P–M–P çevrimi, para ve meta biçimi altında daha gelişmiş üretim ilişkilerini içinde saklar ve basit dolaşım çerçevesi içinde daha yüksek bir hareketten başka bir şey değildir. O halde dolaşım aracından ayırdedeceğimiz paranın, metalar dolaşımının dolaysız M–P–M biçiminden nasıl doğduğunu incelememiz gerekir.
      Altın, yani değerlerin ölçüsü ve dolaşım aracı olarak hizmet eden özgül meta, toplumun başka bir müdahalesi olmadan para haline gelir. Maden-gümüş, ne değerler ölçüsü, ne de egemen dolaşım aracı olmadığı İngiltere’de, para haline gelmez; aynı biçimde, Hollanda’da, altın, değer ölçüsü olarak tahtından indirilir indirilmez, para olmaktan da çıkmaktadır. Şu halde, bir meta, her şeyden önce değer ölçüsü birimi ve dolaşım aracı birimi olması dolayısıyla para haline gelir ya da değer ölçüsü birimi ve dolaşım aracı birimi parayı meydana getirir. Ama, böyle bir birim olmakla birlikte altın, aynı zamanda, bu iki görevinde sahip olduğu varlık tarzından ayrı ve özerk bir varlığa sahiptir. Değerler ölçüsü olarak ancak düşüncede paradır, düşüncede altındır; basit dolaşım aracı olarak ise simgesel paradır, simgesel altındır; ama altın, basit madenî cisim biçimiyle paradır, ya da para gerçek altındır.
      Şimdi, bir an, hareketsiz halde bulunan meta-altını, ki bu paradır, öteki metalarla olan ilişkisi içinde ele alalım. Bütün metalar, kendi fiyatları içinde, belirli bir altın miktarını temsil ederler, şu halde metalar mecazî anlamda altından, mecazî anlamda paradan, altının temsilcilerinden başka bir [sayfa 161] şey değildirler, tıpkı, bunun tersine, değer alâmetinde de paranın metaların fiyatlarının basit bir temsilcisi olarak ortaya çıkması gibi.117 Bütün metalar böylece ancak mecazî anlamda para olduklarına, göre para, tek gerçek metadır. Değişim-değerinin, genel toplumsal emeğin, soyut zenginliğin özerk varoluş tarzını temsil etmekten başka bir şey yapmayan metaların aksine, altın, kendisi, soyut zenginliğin maddî biçimidir. Kullanım-değeri bakımından, her meta, özel bir gereksinmeyi karşılamakla, ancak maddî zenginliğin bir anını, zenginliğin tecrit edilmiş ayrı bir yanını ifade eder. Para ise derhal herhangi bir gereksinme maddesine çevrilebilir nitelikte olduğu için, bütün gereksinmeleri karşılar. Paranın kullanım değeri, kendi eşdeğerini teşkil eden sonu gelmez kullanım-değerleri dizisi içinde gerçekleşmiş olur. Para kendi son madenî maddesi içinde, metalar âleminde kendini ortaya koyan bütün maddî zenginliği tohum halinde içinde taşır. Metalar, kendi fiyatlarında, genel eşdeğeri ya da soyut zenginliği temsil ediyorlarsa, altın, kendi kullanım-değerinde bütün metaların kullanım-değerini temsil eder. Şu halde altın, maddî zenginliğin somut temsilcisidir. Altın “bütün şeylerin kısa anlatımındır (Boisguillebert), toplumsal zenginliğin özetidir. Para, aynı zamanda, biçimi ile genel emeğin dolaysız olarak cisimleşmesi ve içeriği ile de bütün somut emeklerin toplamıdır. Bireysel görünümü altında evrensel zenginliktir.118 Dolaşım aracılığı biçiminde ise her türlü sataşmaya, hakarete uğramıştır: onu budamışlardır, hatta artık sadece basit bir simgesel kâğıt paçavrası haline gelinceye kadar onu yassıltmışlardır. Onun göz kamaştırıcı altın parlaklığı, para olarak, ona iade edilir. O, uşak [sayfa 162] iken, efendi olur.119 Ve basit bir manevrayla, mutaların tanrısı haline gelir.120

a) Para Yığma (İddihar)


      Altın, ilkönce, metaın kendi başkalaşım sürecini kesintiye uğratması ve altının krizaliti durumunda kalması olayıyla, para olarak, dolaşımdan ayrılmıştır. Satış, satın almaya121* dönüşmediğinde, her zaman böyle olur. Altının para olarak özerk bir varlığa geçişi, şu halde, her şeyden önce, dolaşım sürecinin ayrışmasının ya da metaın birbiri yanında birbirinden bağımsız olarak gerçekleşen iki ayrı akit halinde başkalaşmasının elle tutulur şekilde ifadesidir. Bizzat sikkeler de, seyirleri kesintiye uğrar uğramaz, para haline gelirler. Metaının bedeli olarak onu kabul eden satıcının elinde sikke, paradır, sikke değildir; ama satıcının elinden çıktığı anda yeniden sikke haline gelir. Herkes, yalnız, kendi ürettiği metaın satıcısıdır, ama toplumsal varlığı için gereksinme duyduğu bütün öteki metaların alıcısıdır. Onun satıcı [sayfa 163] olarak sahneye girişi, metaının üretimi için gereken işgücüne tâbi iken, alıcı olarak sahneye girişi, hayatın gereksinmelerinin durmadan yenilenmesiyle koşullandırılır. Satmaksızın, satın .almak....için, satın almadan satmış olması gerekir, M–P–M dolaşımı, ancak fiilî olarak alım ve satımın hareket halindeki birliği olduğu kadar, aynı zamanda, bunların ayrılışlarının sonu gelmeyen sürecidir. Paranın, sikkeler halinde durmadan akması için, sikkelerin, para biçiminde durmadan donması gerekir. Sikkelerin, sürekli bir şekilde dolaşıp durması, dolaşım alanı içerisinde, her yanda meydana gelen sikkelerin yedek fonları içinde az ya da çok büyük miktarlar halinde durgunlaşmasıyla koşullandırılırken, aynı zamanda, bileşimleri, dağılmaları, tasfiyeleri ve yeniden teşekkülleri durmadan değişen, varoluşları sürekli yokoluş, yokoluşları ise sürekli varoluş olan bu yedek fonlar da bu durgunlaşmayı koşullandırırlar. Adam Smith, her meta sahibinin, her zaman, sattığı özel metaın yanında yedek olarak, kendisiyle satın aldığı belli bir miktar genel metaya sahip olması gerektiğini söylemekle, bu sikkelerin paraya ve paranın da sikkelere dönüşümünü gösterdi. Gördük ki, M–P–M dolaşımında, ikinci P–M ucu, bir defada gerçekleşmeyen, ama P’nin bir kısmı sikkeler halinde dolaşırken, diğer kısmı da para olarak uykuya dalacak şekilde, zaman içinde birbirini izleyen bir alımlar serisi halinde dağılır. Para, gerçekten burada gizlenmiş sikkelerden başka bir şey değildir; ve dolaşımdaki paraya ait kitleyi meydana getiren çeşitli kısımlar, durmadan bazan bir biçimde, bazan öteki biçimde münavebe ile ortaya çıkarlar. Dolaşım aracının bu para haline birinci dönüşümü, demek ki, para dolaşımının salt teknik olan bir dönemini temsil eder.122 [sayfa 164]
      Zenginliğin birinci doğal biçimi, fazlalık ya da artış biçimidir; ürünlerin derhal kullanım-değeri olarak gerekli olmayan bölümüdür ya da kullanım-değerleri basit gereksinme çerçevesini aşan ürünlere sahip olunmasıdır. Metadan paraya geçişi tetkik ettiğimiz zaman, ürünlerin bu fazla ya da artan kısmının, üretiminin az gelişmiş bir evresinde, tam anlamıyla değişim alanını teşkil ettiğini gördük. Fazla ürünler, değişilebilir ürünler haline ya da meta haline gelirler. Bu fazlalığın tam varlık biçimi, altın ya da gümüştür, zenginliğin, soyut toplumsal zenginlik olarak sabit olduğu ilk biçimdir. Altın ya da gümüş biçiminde, yani paranın maddesi içinde muhafaza edilebilen şeyler, sadece metalar değildir, altın ve gümüş de muhafaza edilen zenginliktir. Bir kullanım-değeri, tüketilerek, yani onları yok edecektir ki, kullanım-değeri olarak kullanılır. Ama altının, para olarak kullanım-değeri, değişim-değerinin taşıyıcısı olmak demektir, şekilsiz madde olarak altının kullanım-değeri, genel emek-zamanının maddileşmesi demektir. Şekilsiz maden içinde değişim-değeri, yokolmaz bir şekle sahiptir. Bu şekilde para olarak hareketsiz hale getirilen altın ya da gümüş, hazineyi (Schatz) meydana getirirler. Eskilerde olduğu gibi, dolaşımın, özellikle madenî dolaşım olduğu halklarda, para yığmanın, özelinden kendi hazinesini koruyan devlete kadar yayılan evrensel bir süreç karakteri vardır. Çok eski zamanlarda, Asya’da ve Mısır’da, bu hazineler, daha çok kralların, rahiplerin muhafazası altında görünüyorlar ve onların gücüne tanıklık ediyorlar. Yunan’da ve Roma’da üretim fazlalığının her zaman güvenlik altında ve her zaman yararlanılabilir bir biçimi gibi kabul edilen genel hazineler teşkili [sayfa 165] siyaseti gelişir. Bu hazinelerin galipler tarafından hemen bir ülkeden bir başka ülkeye aktarılışı, galiplerin bu hazineleri birdenbire dolaşıma sokuşu, antikçağ ekonomisinin bir özellisini teşkil eder.
      Maddileşmiş emek-zamanı olarak, altının kendi öz değer hacminin güvencesi olması gibi ve altının genel emek-zamanının maddileşmesi olması gibi dolaşım süreci de altının her zaman değişim-değeri olarak iş görmeye devam edeceğinin güvencesidir. Sadece metalar sahibinin metaın değişim-değeri biçiminde saptayabilmeği ya da bizzat değişim değerini meta biçiminde sabit kılabilmesi yüzünden, metalar değişimi, metaların başkalaşıma uğramış altın biçiminde biraraya toplanması ereğiyle, dolaşımın öz devindiricisi haline gelir. Metaın M–P başkalaşımının amacı, bizzat kendi başkalaşımıdır; o, özel doğal zenginlikten genel toplumsal zenginlik haline dönüşür. Tözlerin değişimi yerine biçim değişikliği, kendiliğinden amaç haline gelmektedir. Değişim-değeri, önceleri salt biçimken hareketin içeriği olur. Meta, ancak dolaşım alanı içerisinde tutunabildiği kadar zenginlik olarak, meta olarak varlığını sürdürebilir ve bu akıcı durumda ancak gümüş halinde ve altın halinde donup kalabildiği ölçüde tutunabilir. Meta, kendi akıcı hareketini, dolaşım sürecinin kristali gibi sürdürür. Bununla birlikte, altın ve gümüş, ancak dolaşım aracı olmadıkları sürece, kendilerini para biçiminde sabitleştirirler. Bunlar, dolaşım aracı olmadıkları zaman para haline gelirler.123* Şu halde, metal sürekli olarak dolaşımın içinde tutmanın tek çaresi, altın biçimindeki metaı dolaşımdan çekmektir.
      Metaların sahibi, dolaşıma meta biçiminde verdiği şeyi, ancak para biçiminde dolaşımdan geri çekebilir. Demek ki, aralıksız satış, metaların durmadan dolaşıma sürülmesi, metaların dolaşımı açısından para yığmanın birinci koşuludur, öte yandan para, aralıksız olarak kullanım-değeri halinde [sayfa 166] gerçekleşerek ve günlük geçici yararlanmalar halinde eriyip dağılarak, bizzat dolaşım sürecinin içinde, dolaşım aracı olarak, durmadan kaybolup gider. Şu halde, parayı, dolaşımın parçalayıp yutucu akıntısından kurtarmak gerekir ya da paranın satınalma aracı görevini yerine getirmesini önleyerek, metaı, birinci başkalaşımında durdurmak gerekir. Şimdi artık para yığıcısı haline gelmiş olan meta sahibi, daha önce de ihtiyar Caton’un öğrettiği gibi mümkün olduğu kadar çok satmalı, mümkün olduğu kadar az satın almalıdır: patrem familias vendacem, non emacem esse124*. Eğer çalışkanlık, para yığmanın olumlu koşulu ise, tutumluluk onun olumsuz koşuludur. Metaın eşdeğeri, metalar ya da özel kullanım-değerleri olarak dolaşımdan ne kadar az çekilirse, para biçiminde ya da değişim-değeri biçiminde dolaşımdan o kadar çok çekilmiş olur.125 Demek ki, genel biçimiyle zenginliğe sahip olma, maddi gerçekliği halinde zenginlikten vazgeçilmesi anlamını taşır. Demek ki, para yığmanın aktif etkeni kullanım-değeri olarak metaya gereksinme duymayan, ama meta olarak değişim-değerine gereksinme duyan cimriliktir. Genel biçimiyle fazlalığı kendine maletmek için özel gereksinmelere karşı lüks ve fazlalık imişler gibi davranmak gerekir. İşte bunun gibi, Cortès Meclisinin,126** 1593’te, Philippe II’ye yaptığı bir uyarmada özetle şunlar okunuyordu:
      “1586 yılının Vallodolid Meclisleri, Majestelerinden, İspanyollar sanki Hintli imiş gibi yurtdışından gelen mum, cam, mücevherat, bıçak ve benzeri başka şeyler gibi, insan yaşamı için o kadar gereksiz maddelerin, altın karşılığında değişilmek üzere, krallığa sokulmasına izin vermemelerini [sayfa 167] rica etmektedir.”
      Para yığıcısı, ne güvelerin, ne de pasın kemirebildiği, ayını zamanda, hem öylesine uhrevî, hem öylesine dünyalık olan sonsuz tükenmez hazine uğruna, bu dünyanın geçici nimetlerini horgörür.
      “Bizdeki altın kıtlığının uzaktaki genel nedeni, diyor Misselden adı geçen yapıtında, bu krallığın, bizim için commodities127*** olacağına, birtakım discommodities128**** oldukları sabit olan yabancı ülkeler metalarının tüketiminde gösterdiği büyük aşırılıkta yatar; çünkü bu metalar, bizi, bu çocuk oyuncaklarının (toys) yerine pekâlâ ithal edilebilecek olan öyle bir hazineden yoksun bırakıyor. Biz, normalden çok fazla İspanya, Fransa, Ren, Levant adası şarabı tüketiyoruz; İspanya’nın kuru üzümleri, Korent’in, Levant adasının üzümleri, Hainaut’nun lawns’ları,129* cambrics’leri,130** İtalya’nın ipekleri, Batı Hindistan’ın şeker ve tütünü, Doğu Hindistan’ın baharatı, bütün bunlar, bizim için mutlak gereksinme maddeleri değildir ve buna karşın, bütün bu şeylerin hepsini sarı sarı sahici altınla satın alıyoruz.”131
      Değişim-değerinin, tahribi mümkün olmayan bir madende içerilmesi kadar ve, özellikle böylece, altın ve gümüşün, dolaşım araçları olarak, metaın elden kaçan para biçimini almasına engel olunduğu için de, altın ve gümüş biçiminde zenginlik, yok edilemeyen zenginliktir. Yok edilebilen içerik böylelikle yok edilemeyen biçime feda edilmiştir.
      “Eğer vergiler, parayı, onu yemek ve içmek için harcayan bir adamdan alıp da toprağı, balıkçılığı, madenleri, manüfaktürü ya da hatta giysileri geliştirmekte kullanan bir adama verirse, bundan topluluk için daima bir avantaj sağlanmış olur, çünkü giysiler bile yiyecek ve içecekten [sayfa 168] daha az yok edilebilir niteliktedir. Eğer para, ev eşyasına harcanırsa daha büyük bir avantaj sağlanır; ve para, ev vb. yapmak için kullanıldığı zaman avantaj daha da büyür .... ama en büyük avantaj, altın ve gümüş ülkeye sokulduğu zaman sağlanır, çünkü yalnız altın ve gümüş yok edilemez şeylerdir, bunlar, her zaman için ve her yerde zenginlik olarak kabul edilir; geriye kalan her şey ancak pro hic et nunc132* zenginliktir.”133
      Parayı, dolaşım dalgasından çekip alma ve toplumsal madde değişimi dışında tutma hareketi, yok edilemeyen yeraltındaki define biçiminde toplumsal zenginlik ile metalar sahibi arasında özel ve daha gizli ilişkiler kuran gömme gibi bir dış görünüm de alır. Delhi’de, Oranzab’ın134* sarayında bir süre yaşamış olan Dr. Bernier, tacirlerin paralanın, derin, gizli yerlere gömdüklerini, ama özellikle bütün ticareti ve parayı ellerinde tutan müslüman-olmayan payenlerin “hayatları boyunca sakladıkları altın ve gümüşün ölümden sonra öteki dünyada kendilerine hizmet edeceğine inandıklarını”135 anlatır. Para yığıcı, zaten, dünya zevklerine sırt çevirdiği ölçüde, kendini çalışmaya verdiği ölçüde, esas olarak protestanlığı ve daha çok püriten dinini benimser.
      “Satınalmanın ve satmanın özellikle gereksinmelere ve onura hizmet eden nesneler için vazgeçilemeyen ve gerçek hıristiyanlığa uygun tarzda yerine getirilebilecek şeyler oldukları yadsınamaz, çünkü bizzat ilk peygamberler de, sürü hayvanları, yün, buğday, yağ, süt ve başka malları almış ve satmışlardır. Bunlar, Tanrının topraktan çıkardığı ve insanlar arasında paylaştırdığı Tanrı bağışlarıdır. Ama, eğer bizini bir hükümetimiz ve prenslerimiz olsaydı, Kerala’dan, Hindistan’dan ve başka yerlerden, ipekliler, fildişleri [sayfa 169] ve baharat gibi şatafattan, israftan başka bir işe yaramayan gereksiz, pahalı metaları getiren ve ülkenin ve insanların parasını emen dış ticaret, hoşgörü ile karşılanmamalıdır. Ama şu anda söylemek istediğim bu değil, çünkü, en sonunda, tıpkı süs gibi, fazla yiyip içmek gibi, bunun da, artık paramız kalmadığı zaman kendiliğinden duracağı kanısındayım: bu bakımdan, gereksinme ve yoksulluk bizi zorlamadığı sürece, yazmak ve öğüt vermek hiç bir işe yaramayacaktır.”136
      Toplumsal madde değişimindeki büyük karışıklık dönemlerinde, define şeklinde para gömme, burjuva toplumunun gelişmiş evrelerinde bile meydana gelir. Katı biçimiyle toplumsal bağ –metalar sahibi için bu bağ–, metalar tarafından [sayfa 170] oluşturulur ve metaın eksiksiz, kusursuz biçimi de paradır, toplumsal hareketin dışına çıkar. Toplumsal nervus rerum,137* siniri bulunduğu vücudun yanına gömülür.
      Gömü o zaman artık yararsız bir madenden başka bir şey olmayacak, para olan canı onu terk edecektir, ve dolaşım, onu kendisine çekemediği sürece, gömü, bulunduğu yerde artık yalnızca dolaşımın soğumuş külleri gibi, onun caput mortum’u138* olarak kalacaktır. Para ya da özerkliğe ulaşmış olan değişim-değeri, kendi niteliği gereği, soyut zenginliğin varoluş biçimidir, ama öte yandan herbir belli para meblağı, nicel olarak belirli bir değer hacmidir. Değişim-değerinin nicel sınırı, onun nitel olarak genelliği ile çelişir ve para yığıcısı, bu sınırı, fiiliyatta aynı zamanda nitel bir engel haline de dönen ya da bu serveti ancak maddî zenginliğin sınırlı bir temsilcisi haline getiren bir engel gibi hisseder. Para, kendisini, görmüş olduğumuz gibi, genel eşdeğer olarak, sonu gelmez metalar dizisinin bir kısmını meydana getirmek üzere kendisinin de öteki kısmını139 teşkil ettiği bir denklemde doğrudan doğruya ortaya koyar. Para, bu sonu gelmez metalar dizisi içinde bir ölçüye göre yaklaşık olarak gerçekleşir, yani bir ölçü içinde kendi değişim-değeri kavramına yanıt verir ki, bu ölçü, değişin-değerinin büyüklüğüne bağlıdır. Değişim-değerinin hareketi, değişim-değeri otomatik bir niteliğe sahip olduğuna göre, genel olarak ancak kendi nicel sınırını, aşına, onun ötesine geçme hareketi olabilir. Ama gömünün miktar olarak belli bir sınırı aşıldığı anda, başka bir engel doğar ki, bunun da ortadan kaldırılması gerekir. Engel olarak ortaya çıkan, bu yığılı paranın şu ya da bu belirli sınırı değildir, herhangi bir sınırdır. Demek ki, para yığmanın içkin bir sınırı yoktur, [sayfa 171] bizatihi ölçüsü de yoktur, o, sonuçlarının herbirinde bir yeniden başlama nedeni bulan sonu gelmez bir süreçtir. Gömü ancak muhafaza edilmekte çoğaltıldığına göre, aynı şekilde, o, ancak çoğaltılarak muhafaza edilir.
      Para, zenginleşme tutkusunun yalnızca bir amacı değildir, amacın bizzat kendisidir. Bu tutku, özünde auri sacra fames’tir.140* Zenginleşme tutkusu, özel doğal zenginlikler tutkusunun ya da giysiler, mücevherat, hayvan sürüleri gibi kullanım-değerleri tutkusunun aksine, ancak, genel zenginliğin, genel zenginlik olarak tecrit edilmiş bir meta biçiminde bireyselleştiği andan itibaren mümkündür. Demek ki, para, zenginleşme tutkusunun amacı olduğu kadar, onun kaynağı olarak da görünmektedir.141 Aslında, kendiliğinde bir amaç haline gelen değişim-değeridir ve onun büyümesidir. Cimrilik, paranın dolaşım aracı haline gelmesine olanak vermemekle, serveti esir olarak tutar, ama altın susuzluğu, servetin para biçimindeki ruhunu, dolaşımın onun üzerinde icra ettiği daimî çekimi muhafaza eder.
      Gömüyü sağlayan eylem, bir yandan, satışın aralıksız olarak yinelenişiyle dolaşımdan para çekmekten, öte yandan da düpedüz ambarlamak ve üstüste yığmaktan ibarettir. Ancak basit dolaşım alanında ve para yığma biçimindedir ki, zenginlik olarak zenginliğin birikimi gerçekten yer alır, oysa daha sonra da göreceğimiz gibi, öteki sözde biriktirme biçimleri daima basit para biriktirilmesi düşünüldüğü için ve pek yerinde olmayan bir tabirle, biriktirme olarak tanınmışlardır. Ya da bütün öteki metalar kullanım-değeri olarak biriktirilirler ve şu halde onların biriktiriliş biçimleri, kullanım-değerlerinin niteliği ile belirlenir. Tahılların bir yere toplanması, örneğin özel tesisler gerektirir. Koyunları biraraya toplayan kimse çoban olur; kölelerin ve toprağın [sayfa 172] toplanıp yığılması, egemenlik ve kölelik ilişkilerini içerir, vb., özel zenginlik yedeklerinin teşkili, basit biriktirme hareketinin kendisinden ayrı özel süreçler gerektirir ve bireyselliğin özel yanlarını geliştirir. Ya da bir ikinci halde, metalar biçiminde zenginlik, değişim değerleri olarak biriktirilir ve o zaman biriktirme hareketi, ticari ya da özgül olarak, iktisadi bir işlem olarak kendini gösterir. Bu işlemi yerine getiren kimse, hububat taciri olur, celep olur, vb.. Altın ve gümüş, kendilerimi biriktiren bireyin herhangi bir eyleminden dolayı değil, ama bireyin katkısı olmadan da devam eden dolaşım sürecinin billurlaşmaları oldukları için paradırlar. Bireyin onları bir yana koymaktan ve üstüste yığmaktan, bütün öteki metalara uygulandığı takdirde, onları değersizleştirecek olan her türlü içerikten yoksun eylemden başka yapacak bir şeyi yoktur.142
      Para yığıcımız değişim-değerinin kurbanı gibi, onun madenden sütunu üzerine tünemiş bir aziz, dünya nimetlerine sırt çevirmiş bir kişi gibi görünür. Yığıcı yalnız toplumsal biçimdeki zenginliğe ilgi duyar, ve bunun için de onu, toprağa, toplumun erişemeyeceği bir yere koyar. O, metaı, aralıksız olarak dolaşıma elverişli biçimiyle ister ve, bunun için de, onu dolaşımdan çeker. Değişim-değeri hayaliyle yaşar, [sayfa 173] onun için de değişim yapmaz. Zenginliğin akışkan biçimi ile donmuş, taşlaşmış biçimi, yaşam iksiri ile simya taşı,143* delice bir simyanın hayalciliği içinde birbirine karışır. Hayale dayanan sınırsız bir zevk susuzluğu içinde, bütün zevklerden vazgeçer. Bütün toplumsal gereksinmeleri karşılamak isteğine gelince, birinci derecede zorunlu olan gereksinmelerini karşılayabilirse ne âlâ. Zenginliği, madenin cismanî gerçeği içinde tutarak, saf bir hayal halinde uçucu bir şekle sokar, onu buharlaştırır. Ama, gerçekte, paranın para için yığılması, üretim için üretimin barbar biçimidir, yani toplumsal emeğin üretici güçlerinin, geleneksel gereksinmeler sınırlarının ötesinde gelişmesidir. Meta üretimi ne kadar az gelişmişse, para biçiminde değişim-değerinin ilk defa özerkliğe geçişinin, yani sonuç olarak, eski halklarda, Asya’da, zamanımıza kadar büyük bir rol oynayan ve gene değişim-değerinin henüz bütün üretim ilişkilerine el koymamış olduğu modern köylü halklarda büyük bir rol oynamakta olan para yığmanın önemi, o kadar büyük olur. Şimdi hemen, madenî dolaşımın kendi çerçevesi içinde para yığmanın özgül ekonomik işlevini incelemeye geçeceğiz, ama daha önce bir başka para yığma şeklinden sözedeceğiz.
      Kendilerini oluşturan madde, paranın maddesi oldu-ğundan, estetik niteliklerinden soyutlanmış olan altın ve gümüş metaları, tıpkı allın sikkelerin ve altın çubuklarının da bu metalara dönüşebilmeleri gibi, para halinde değişikliğe uğrayabilirler. Altın ve gümüş, soyut zenginliğin maddesi olduklarından, kişi, onları somut kullanın-değeri biçiminde kullanmak suretiyledir ki, zenginliğini, en gösterişli bir şekilde teşhir eder ve eğer meta sahibi, üretimin bazı evrelerinde, servetini tam güvenlik içinde saklayabileceği her yerde saklıyorsa, bu, öteki meta sahiplerinin gözüne bir rico hombre144* görünme gereğinin dürtüsüyledir. O, kendini ve [sayfa 174] evini altınla donatır.145 Para yığmanın, burjuva ekonomisinde de olduğu gibi, bütünüyle üretim mekanizmasının ikincil bir işlevi gibi görünmediği, ama bu biçimiyle zenginliğin bir sonal amaç teşkil ettiği Asya’da ve özellikle Hindistan’da altın ve gümüş metaları, en uygun deyimiyle, gömülerin estetik biçimlerinden başka bir şey değildirler. Ortaçağ İngiltere’sinde, altın ve gümüş metalarında cisimleştirilen ilkel emek, onların değerini ancak pek az artırdığı için, bu metalar, yasal olarak basit gömülü para biçimi sayılmaktaydılar. Onların yeniden dolaşıma sokulmaları kaçınılmazdı ve, sonuç olarak, onların unvanları, tıpkı para sikkelerinin tâbi bulundukları hükümlere tabiydiler. Altın ve gümüşün, lüks eşya şeklinde kullanılışındaki gelişme ile zenginliğin gelişmesi arasındaki paralellik öyle basit bir şeydir ki, eskiler bunu çok iyi anlıyorlardı.146 Oysa modern iktisatçılar, gümüş ve altın metalarının kullanımının, zenginliğin artması ile aynı oranda çoğalmadığını, ama değerli madenlerin değerden düşmesiyle aynı oranlar içinde arttığını ileri süren yanlış bir teori ortaya koydular. Onların Kaliforniya’da ve Avustralya’da altının kullanılışı hakkındaki tezlerine destek olarak ileri sürdükleri, başka yönden doğru olan kanıtların, bir yanı daima eksik kalmaktadır, çünkü onlar kendi düşüncelerinde, altının hammadde olarak tüketimindeki artışı haklı gösterecek nedeni bu artmaya tekabül eden değer düşüklüğüne bağlayamamaktadırlar. 1810’dan 1830’a kadar, Amerika’da, İspanya’ya karşı ihtilâller yüzünden madenlerde işin durdurulması sonucu, değerli maden üretimi, yıllık ortalama üretime göre, yarıdan fazla azalmıştı. 1809 yılı ile 1829 yılı karşılaştırıldığında Avrupa’da, dolaşımda bulunan para [sayfa 175] sikkelerindeki azalma, altıda-bir nispetine düşmüştü. Şu halde, her ne kadar üretim miktar olarak azalmışsa da ve, dolayısıyla, üretim masrafları yükselmişse de, herhangi bir derişiklik bu yüzden İngiltere’de daha savaş sırasında ve Avrupa kıtasında Paris barışından beri, değerli madenlerin lüks eşya şeklinde tüketimindeki artma göze çarpacak şekilde bir azalma göstermedi. Tüketim, genel zenginliğin artmasıyla birlikte çoğaldı.147 Genel kural olarak altın ve gümüş paranın, lüks eşyalara dönüşmesinin barış zamanında daha yaygın olduğu, büyük karışıklık dönemlerinde daha çok yeniden maden çubuğu ya da ayrıca madenî para haline geldiği ileri sürülebilir.148 Eğer Jacob’a göre, 1839’da, bütün Avrupa’da ve Amerika’da lüks eşyalar halinde, para şeklinde olduğundan dörtte-bir daha fazla değerli maden mevcut iken, İngiltere’ de, bu oranın 2’ye 1 olduğu düşünülürse, lüks meta biçiminde mevcut altın ve gümüş hazinesinin, para olarak iş gören değerli madenlere oranla ne kadar önemli olduğu anlaşılabilecektir.
      Para dolaşımının ancak metaların başkalaşımlarının tezahürü olduğunu ya da toplumsal madde değişiminin gerçekleştirilmesi olan biçim değişikliğinin tezahürü olduğunu gördük. Şu halde, bir yandan dolaşımdaki metaların tüm fiyatındaki dalgalanmalarla birlikte ya da metaların aynı zamanda meydana gelen başkalaşımlarının hacmi ile birlikte, öte yandan her olguda metaların biçim değişikliklerindeki hızla birlikte, dolaşımda bulunan altının tümünde de aralıksız olarak genişleme ya da daralma olması gerekiyordu, ki bu da, bir ülkede, mevcut olan paranın tüm toplamı ile dolaşımdaki paranın miktarı arasındaki ilişkinin durmadan [sayfa 176] değişmesi koşuluyla mümkün olabiliyordu. Bu koşul, para yığmayla gerçekleştirilir. Eğer fiyatlar düşer ya da dolaşım hızı artarsa, gömünün meydana getirdiği yedekler, dolaşımdan kaldırılan para kısmını yutarlar; eğer fiyatlar yükselir ya da dolaşım hızı azalırsa, gömü serbest bırakılır ve kısmen dolaşıma geri döner. Dolaşan para, gömülerek donar, taşlaşır, ve bu gömüler sonu gelmez bir münavebeyle süre-giden bir gidip gelme hareketine göre dolaşıma akarlar, bu gidip gelme hareketinde şu ya da bu eğilimin üstünlüğü, özellikle metalar dolaşımındaki dalgalanmalarla belirlenir. Böylece gömüler, dolaşımdaki paranın kaynaktan depoya giden ve yatak değiştirerek dışa akıtan kanalları gibidirler, öyle ki, para, sikke biçiminde, ancak bizzat dolaşımın doğrudan doğruya gereksinmelerinin belirlediği miktarda dolaşımda bulunur. Eğer dolaşım hacmi bütünüyle birdenbire artarsa ve alım ve satımın bu akış halindeki birliği, gerçekleşecek fiyatların tüm toplamı, para dolaşımının hızından daha da çabuk artacak şekilde egemen duruma geçerse, gömüler, gözle görülecek kadar boşalırlar; genel hareket alışılmamış bir duraklamaya uğrar uğramaz, ya da alım ile satım arasındaki fark artınca dolaşım aracı şaşırtıcı oranlarda para biçiminde donar ve gömü yedekleri, ortalama düzeylerinin çok üstünde bir düzeye kadar yükselirler. Dolaşımın, sırf madenî dolaşım olduğu ya da üretimin az gelişmiş bir evrede bulunduğu ülkelerde, yığılı paralar, sonsuz derecede dağılmışlar ve ülkenin bütün sathına yayılmışlardır; oysa kapitalist gelişmenin yeraldığı ülkelerde, gömüler, banka yedeklerinde toplanırlar. Gömüyü, kendisi de sürekli olarak dolaşımda bulunan paranın tüm miktarının bütünleyici bir parçasını teşkil eden sikke yedeği ile karıştırmamak gerekir, oysa, gömü ile dolaşım aracı arasındaki aktif ilişki, bu aynı tüm miktarın artması ya da azalmasını varsayar. Altın ve gümüş metalar, gördüğümüz gibi, değerli madenler için aynı zamanda hem bir boşaltma [sayfa 177] kanalı, hem de birikimi sağlayan gizli bir kaynak meydana getirirler. Normal dönemlerde, madenî dolaşım ekonomisi için bu işlevlerden yalnız birincisinin önemi vardır.149

b) Ödeme Aracı


      Şimdiye kadar paranın dolaşım aracından ayrılan iki şekli, gizli sikke ve gömü (trésor) biçimleriydi. Sikkenin, geçici olarak para haline dönüşmesinde ilk biçim, M–P–M’nin ikinci kısmının, P–M alımının, dolaşımın belirli bir alanı içersinde, zorunlu olarak, birbirini izleyen bir sıra satınalmalar halinde dağılması olayım yansıtıyordu. Para yığma ise, düpedüz, P–M hareketine kadar varmayan M–P aktinin tecridine dayanıyordu ya da metaın ilk başkalaşımının özerk gelişmesinden, yani metaın durmadan elden ele geçtiği biçimindeki varoluş tarzını temsil eden dolaşım aracına karşılık, bütün metaların başka ellere geçmiş varlık tarzı haline gelmiş olan paradan başka bir şey değildi. Yedek halindeki sikkeler ve gömü, ancak dolaşım aracı olmayan para idiler ve dolaşım aracı olmamaları, yalnızca [sayfa 178] dolaşmadıkları içindi. Şimdi ele aldığımız belirlenmesinde, para, dolaşır ya da dolaşıma girer ama, dolaşım aracı göreviyle değil. Dolaşım aracı olan para, daima satınalma aracıydı; şimdi ise satınalma aracı değilmiş gibi iş görmektedir.
      Para yığma yoluyla, para, soyut toplumsal zenginliğin varlık biçimi ve maddî zenginliğin elle tutulur temsilcisi haline gelir gelmez, para olarak bu belirli biçimiyle, dolaşım süreci çerçevesi içinde bazı özel görevler yüklenir. Eğer para, basit dolaşım aracı ve bu nedenle satınalma aracı olarak dolaşıyorsa bu durum, meta ile paranın aynı anda karşı karşıya geldiklerini varsayar; demek ki, kutupların birinde, satıcının elinde meta, öteki kutupta, alıcının elinde de para olmak üzere ayın değer hacminin çift biçim altında mevcut olduğu varsayılmaktadır. İki eşdeğerin aynı zaman içinde bu karşılıklı kutuplarda bulunuşları ve onların zamandaş olan yer ve görev değiştirmesi ya da onların karşılıklı elden ele geçişleri de alıcı ve satıcının ancak mevcut eşdeğerlerin sahipleri sıfatıyla birbirleriyle ilişki kurduklarını varsayar. Bununla birlikte, paranın çeşitli biçimsel belirlenmelerine vücut veren metaların başkalaşım süreci, meta sahiplerini de başkalaştırır, ya da her ikisinin de gösterdikleri toplumsal nitelikleri değiştirir. Metaların başkalaşım sürecinde para, ne kadar sık yer değiştirirse ya da para ne kadar yeni biçimlere bürünürse, metaların zilyedi de o kadar sık kılık değiştirir. Bu şekilde, başlangıçta, meta sahipleri, ancak meta sahipleri sıfatıyla birbirleriyle karşılaşıyorlardı; sonra onlardan biri satıcı, öteki alıcı haline geldiler, daha sonra her-biri sıra ile satıcı ve alıcı oldular, daha sonra para yığıcısı, sonunda zengin adamlar oldular. Demek ki, meta sahipleri, dolaşıma girdikleri gibi dolaşımdan çıkmazlar. Bu bakımdan, dolaşım sürecinde paranın büründüğü çeşitli biçim belirlenmeleri, bizzat metaların biçim değişikliğinin billurlaşmasından başka bir şey değildir, bu değişikliğin kendisi ise, meta sahiplerinin madde değişimlerini içinde gerçekleştirdikleri [sayfa 179] hareketli toplumsal ilişkilerin nesnel ifadesinden başka bir şey değildir. Dolaşım sürecinde, bu ilişkiler içinde yeni ilişkiler doğar ve, böylece değişikliğe uğramış bu ilişkilerin cisimleşmesi olarak meta sahipleri, yeni ekonomik nitelikler edinirler. Nasıl ki, iç dolaşımda para idealleşir ve nasıl ki, basit kâğıt, altının temsilcisi olarak madenî paranın görevini yerine getirirse, aynı süreçten geçerek, bu sürece basit birer para ya da meta temsilcisi olarak giren, yani gelecekteki parayı ya da gelecekteki metaı temsil eden alıcı ve satıcı, gerçek satıcı ve alıcının etkinliğini kazanırlar.
      Altının madenî para olarak kendilerine doğru dönüştüğü bütün belirli biçimler, metaların başkalaşımını içerdiği, ama basit para dolaşımında, paranın, sikke biçiminde ya da hareket halinde birim olarak M–P–M hareketi şeklinde görünmesini temsil eden özerk bir biçimde ayrılıp belirmemiş olan, ya da örneğin metaın başkalaşımının kesintiye uğratılmasında olduğu gibi, sadece basit olanaklar biçiminde görünen belirlemelerin açılıp gelişmesinden başka bir şey değildirler. Gördük ki, M–P sürecinde gerçek kullanım-değeri ve ideal değişim-değeri olarak meta, gerçek değişim-değeri ve sadece ideal kullanım-değeri olan parayla ilişki kuruyordu. Satıcı, metaı kullanım-değeri olarak başkasına geçirirken, metaın kendi öz değişim-değerini ve aynı şekilde de paranın kullanım-değerini gerçekleştiriyordu. Bunun tersine, satın alıcı, parayı, değişim-değeri olarak başkasına geçirirken, onun kullanım-değerini ve aynı şekilde metaın fiyatını gerçekleştiriyordu. Böylece meta ile para arasında, bir görev ve karşılıklı yer değiştirme mevcut oluyordu. Bu iki yanlı kutupsal karşıtlığın canlı süreci gerçekleşirken, yeniden bölünür. Satıcı, metaı, gerçekten kendinden uzaklaştırır, başkasına geçirir, buna karşılık, onun fiyatını ilk başta, ancak ideal olarak, düşüncede gerçekleştirir. Onu kendi fiyatına satmıştır, ama bu fiyat ancak daha sonraki bir dönemde gerçekleşmiş olacaktır. Alıcı, gelecekteki paranın temsilcisi olarak satın alır, oysa satıcı, [sayfa 180] o andaki metaın sahibi olarak satmaktadır. Satıcı tarafından, meta, fiyat olarak gerçek bir şekilde gerçekleşmiş olmaksızın, kullanım-değeri olarak, gerçekten başkasına geçirilmiştir; alıcı yönünden para, değişim-değeri olarak gerçekten başkasına geçirilmiş olmaksızın, metaın kullanım-değerinde, gerçekten gerçekleşmektedir. Daha önce olduğu gibi parayı simgesel olarak değer alâmeti temsil edeceğine, şimdi bu simgesel temsilci, satıcının kendisidir. Ama nasıl ki, daha önce değer alâmetinin genel simgesel niteliği garantiyi ve devletin zorunlu geçerliğini meydana getiriyor idiyse şimdi de alıcının kişisel simgesel niteliği, meta sahipleri arasında yasal olarak yürürlüğe konulabilir özel sözleşmeler hazırlanmasına neden olur.
      Bunun tersine, P–M sürecinde, para gerçek satınalma aracı olarak başkasına, başka ele geçirilebilir, ve metaın fiyatı, böylelikle, paranın kullanım-değeri gerçekleşmeden ya da meta başkasına geçirilmiş olmadan önce gerçekleşmiş olabilir. Bu, örneğin teslimden önce ödemenin halen yürürlükteki biçiminde meydana gelmektedir. Ya da İngiliz hükümetinin Hindistan’da, doğrudan üreticilerden alivre afyon satın alışında olsun, ya da Rusya’da yerleşmiş olan yabancı tacirlerin ülkenin büyük bir kısmının ürününü alivre satın alışında olsun, meydana gelen budur. Ama para, bu durumda daha önceden tanıdığımız satınalma aracı biçiminde iş görür ve öyle ki belirli yeni biçime bürünmez.150 Şu halde, bu son durum üzerinde durmayacağız, ancak, burada iki P–M ve M–P süreçlerinin göründükleri biçimin değişikliği konusunda yalnızca şuna işaret edeceğiz ki, alım ile satım arasındaki, dolaşımda doğrudan ortaya çıktığı biçimiyle salt hayale dayanan fark, şimdi gerçek bir fark haline gelir, çünkü biçimlerin birinde, yalnız meta ortada [sayfa 181] mevcuttur, ötekinde ise yalnız para, ama her iki biçimde de yalnız insiyatifin harekete geçtiği uç mevcuttur. Ayrıca, her İki biçimin de ortak olan yönleri vardır ki, birinde ya da ötekinde, eşdeğerlerden biri ancak alıcı ile satıcının ortak iradelerinde, her ikisi içinde taahhüt değeri taşıyan iradelerinde mevcuttur ve belirli yasal biçimlere bürünür.
      Satıcı ve alıcı, alacaklı ve borçlu durumuna gelirler. Metaın zilyedi, daha önce hazinenin bekçisi olarak daha çok komik bir insan rolü oynuyorduysa, şimdi artık korkunç bir duruma gelir, çünkü, belirli bir para meblağının varlığıyla özdeşleştirdiği kendisi değil, hemcinsleridir, değişim-değerine kurban ettiği kendisi değil, öteki insanlardır. Dindarken alacaklı olur; tapınaktan adliyeye düşer.
      “I stay here on my bond151*
      Böylece metaın hazır bulunduğu ve paranın ise yalnızca temsil edilmiş olduğu değişikliğe uğramış M–P biçiminde, para, ilkönce değerler ölçüsü görevini yerine getirir. Metaın değişim-değeri, onun ölçüsü olarak kabul edilen para ile ölçülür, ama sözleşme ile ölçülmüş değişim-değeri olarak fiyat, yalnız satıcının kafasında mevcut değildir, keza satıcının taahhüdünün ölçüsü olarak da mevcuttur, ikinci olarak, para, burada, her ne kadar henüz gelecekteki varlığının gölgesini önüne düşürmekteyse de, satınalma aracı görevi görmektedir. Gerçekten de metayı yerinden çekip çıkarır, meta, satıcının elinden alıcının eline geçer. Sözleşmenin uygulanması için saptanılan vadenin bitiminde, ödeme tarihinde, para, dolaşıma girer, çünkü yer değiştirir, eski alıcının elinden, eski satıcının eline geçer. Ama dolaşım aracı olarak ya da satınalma aracı olarak dolaşıma girmez. Para, ortada mevcut olmadan önce bu görevi yerine getirmiştir ve bu görevi yerine getirip bıraktıktan sonra ortaya çıkmaktadır. Tersine, metaın tek eksiksiz, tam eşdeğeri olarak, değişim-değerinin [sayfa 182] mutlak varlık tarzı olarak, kısacası, para olarak, belirli genel ödeme aracı görevinde para olarak dolaşıma girmektedir. Bu ödeme aracı görevinde, para, mutlak meta olarak ortaya çıkar, ama bizzat dolaşımın içinde, yığılı pata gibi dolaşımın dışında değil. Satınalma aracı ile ödeme aracı152* arasındaki fark, ticari bunalım dönemlerinde çok nahoş bir biçimde kendini hissettirir.153
      Başlangıçta, ürünü kendisi için kullanım-değeri olmadığında ve ürün ancak başkasına geçmekle kullanım-değeri olmak zorunda olduğundan, dolaşımda ürünün paraya dönüşmesi, metalar sahibi için bireysel bir zorunluluk olarak görünür. Ama, sözleşme ile saptanılan vadede ödeyebilmek için ilk iş olarak meta satmış olması gerekir. Demek ki, kendi kişisel gereksinmeleri her türlü incelemenin dışında olmak üzere satış, onun için, dolaşım süreci hareketiyle, toplumsal bir zorunluluk haline dönüşmüştür. Meta sahibi, bir metaın eski alıcısı sıfatıyla, satınalma aracı olarak değil de ödeme aracı olarak, değişim-değerinin mutlak biçimi olarak para elde etmek üzere zorunlu olarak başka bir metaın satıcısı haline gelir. Metaın, sonal akit gibi anlaşılan para haline dönüşmesi, ya da para yığmada metalar sahibinin bir kaprisi biçiminde görünen, metaın kendiliğinde amaç gibi anlaşılan birinci başkalaşımı, şimdi ekonomik bir görev haline gelmiştir. Ödeme ereğiyle satışın nedeni ve içeriği, aynı dolaşım sürecinin biçiminden ileri gelen bir içeriktir.
      Satışın bu biçiminde, meta, birinci başkalaşımını, paraya dönüşmesini ertelediği halde yer değiştirir, dolaşır. Satın alıcı tarafında, tersine, ikinci başkalaşım yerine gelir, yani birinci başkalaşım yapılmış olmadan önce, para metaya tahvil edilir. Demek ki, burada, birinci başkalaşım, kronolojik olarak, ikinciden sonra meydana gelmektedir. Ve [sayfa 183] böylece, para, yani metaın birinci başkalaşımındaki görünümü belirli bir yeni biçime bürünür. Para, yani değişim-değerinin kendisine doğru evrim gösterdiği özerk biçim, artık metaların dolaşımını sağlayan biçim değildir, bunun sonal sonucudur.
      Satışın iki kutbunun zaman içinde birbirinden ayrılmış bulundukları bu vadeli satışlar, metaların, basit dolaşımın kendiliğinden gelme bir ürünü olmaları, ayrıntılı tanıtlarını vermeye gerek göstermeyen bir olgudur. İlkin, dolaşımın gelişmesi, sıra ile birbirlerinin karşısına alıcı olarak ve satıcı olarak çıkan aynı meta sahiplerinin tekrar tekrar karşılaşmalarına neden olur. Bu tekrar tekrar ortaya çıkış, sırf raslantı olarak kalmaz. Bir meta, örneğin, gelecekteki bir zaman için sipariş edilmiştir, bu sürenin bitiminde teslim edilmesi ve ödenmesi gerekir. Bu durumda satış, ideal olarak, yani hukukî olarak metaın ve paranın fizik varlıkları olmadan yerine getirilir. Bir yandan meta ve para aynı anda yer değiştirdikleri ve öte yandan da para, metaı satın almadığı, ama daha önce satılmış olan metaın fiyatını gerçekleştirdiği için, paranın iki biçimi –dolaşım aracı ve satmalına aracı– burada, gene çakışır. Ayrıca bütün bir seri kullanım-değerinin tabiatı, bu kullanım-değerlerinin, metaın fiilen teslimi ile değil, ama belirli bir zaman için başkasına bırakılması yoluyla elden ele geçirilmesini içerir, örneğin bir evin kullanım-değeri, bir ay için satıldığı zaman, evin kullanım-değeri, her ne kadar ayın başında el değiştirirse de, ancak bir ay geçtikten sonra sağlanmış olur. Kullanım-değerinin fiilen başkasına bırakılması ve kullanım-değerinin gerçekten başkasına geçirilmesi, yani gerçekten elden ele geçirilmesi, burada, zaman içinde birbirinden ayrılmış oldukları gibi, kullanım-değerinin fiyatının gerçekleşmesi de onun yer değiştirmesinden sonra olur. Ensonu, çeşitli metalar, içlerinde, çeşitli üretim süreleri taşıdıklarına ve çeşitli sürelerde üretildiklerine göre, bundan şu sonuç çıkar ki, [sayfa 184] değişim yapanların biri, henüz alıcı olarak ortaya çıkmamışken, öteki, satıcı olarak ortaya çıkar, ve aynı meta sahipleri arasında alım ve satımın sık sık yinelenişi nedeniyle satışın iki anı, metaların üretim koşullarına göre birbirinden ayrılırlar. Böylece metaların sahipleri arasında, kuşkusuz kredi sisteminin doğal temelini oluşturan, ama kredi mevcut olmadan önce de tam bir gelişme kazanabilmiş bulunan alacaklının borçluya olan ilişkisi doğar. Her halde şurası açıktır ki, kredi sisteminin yetkinleşmesiyle, yani genellikle burjuva üretim sisteminin yetkinleşmesiyle paranın ödeme aracı olarak görevi, paranın satınalma aracı olarak ve ayrıca para yığma unsuru olarak, işlevinin zararına genişlik kazanacaktır, örneğin İngiltere’de, sikkeler halinde para hemen hemen özellikle perakendeci ticaret alanında ve üreticilerle tüketiciler arasındaki küçük ticaret alanında sıkışıp kaldığı halde, ödeme aracı olarak para, büyük ticari işlemler alanında hüküm sürmektedir.154
      Genel ödeme aracı olarak para, sözleşmelerinin genel metaı haline gelir – her şeyden önce yalnız metalar dolaşımı alanı içerisinde.155 Ama para, bir yandan bu işlevinde gelişirken, bütün başka ödeme biçimleri, madenî para ile ödeme biçiminde halledilir. Paranın ne ölçüde özellikle ödeme aracı haline geldiği, değişim-değerinin, üretimi [sayfa 185] hangi ölçüde genişliğine ve derinliğine eline geçirdiğini gösterir.156
      Ödeme aracı olarak dolaşmakta olan para kitlesi, ilkönce ödemelerin toplamıyla, yani basit para dolaşımında olduğu gibi elden ele geçirilecek metaların fiyatlarıyla değil, elden ele geçirilmiş metaların fiyatlarının toplamı ile belirlenir. Bununla birlikte, bu biçimde belirlenen toplam, iki türlü değişmektedir, ilkin aynı para sikkesinin yeniden aynı görevi yerine getirişindeki çabuklukla, ya da ödemeler kitlesinin hareket halindeki ödeme zinciri şeklinde kendini gösterişin-deki çabuklukla. A, B’ye öder, bunun üzerine B, C’ye öder ve böylece gider. Aynı para sikkesinin, hangi çabuklukla ikinci kez ödeme aracı görevini yerine getireceği, bir yandan, aynı meta sahiplerinin, bir meta sahibine karşı alacaklı, bir başkasına karşı ise borçlu durumda oluşları gibi meta sahipleri arasındaki alacaklı-borçlu ilişkilerinin zincirleme sıralanışına, beri yandan da başka başka ödeme vadelerini ayıran aralığa bağlıdır. Metaların, bu sonradan ödenmeler ya da ilk başkalaşımlar zinciri, paranın, dolaşım aracı olarak dolaşımında kendini gösteren başkalaşımlar zincirinden nitel olarak ayrılır. Bu son başkalaşımlar zinciri kronolojik bir ar-darda sıralanış içinde görünmekle sınırlı kalmaz, yalnız bu kronolojik ardarda geliş içindedir ki, başkalaşımlar zinciri [sayfa 186] haline gelir. Meta, para olur, sonra yeniden meta olur ve böylelikle başka bir metaın para olmasına olanak sağlar, vb., yy da satıcı alıcı olur ve bu sayede başka bir metalar sahibi satıcı olur. Bu zincirleme bağlantı, bizzat metaların değişim süreci içinde, önceden bilinmeyen bir şekilde, rasgele doğar. Ama A’nın B’ye vermiş olduğu para, arka arkaya, B tarafından C’ye, C tarafından D’ye, vb. verilse ve bu çabuklukla birbiri peşisıra gelen zaman aralarıyla olsa da – bu dış zincirleme sıralanış, daha önce zaten mevcut olan toplumsal bir zincirleme bağlantıyı gün ışığına koymaktan başka bir şey yapmaz. Aynı para, ödeme aracı rolünü oynadığı için çeşitli ellerden geçmez, ancak, bu başka başka eller, daha önce aralarında değişimci olarak bir sözleşmeyi mühürledikleri içindir ki para, ödeme aracı olarak dolaşmaktadır. Demek ki, paranın ödeme aracı olarak dolaşımındaki hız, bireylerin, paranın sikkeler olarak ya da satınalma aracı olarak dolaşımındaki hızın işaret ettiğinden çok daha derinlemesine dolaşım sürecine sürüklendiklerini gösterir.
      Şu halde mekan içinde paralel olarak meydana gelen ayin andaki alım ve satımların fiyatlarının toplamı, dolaşım çabukluğunun sikkelerin eksiğini kapatabileceği sırırı teşkil eder. Bu engel, ödeme aracı olarak görev gören para için ortadan kalkar. Eğer aynı zamanda yapılacak ödemeler aynı mahalde toplanırlarsa, ki bu ancak büyük meta dolaşım merkezlerinde kendiliğinden ilkönce meydana gelir, bu ödemeler, pozitif ve negatif hacimleri temsil ettiklerinden, A, B’ye ödemede bulunacağından ve aynı zamanda kendisine de C tarafından ödeme yapılacağından, ödemeler arasında denge kurulur, ödeme aracı olarak gerekli olan para toplamı, demek ki, aynı zamanda yapılacak ödemelerin fiyatının toplamı ile değil, bu ödemelerin bir merkezde toplanışının, yoğunlaşmasının az ya da çok büyük oluşuyla ve bu ödemelerin negatif ve pozitif hacimler olarak karşılıklı birbirlerini ifna etmeleriyle devamını sağladıkları dengenin büyüklüğü ile belirlenecektir, [sayfa 187] örneğin antik Roma’da olduğu gibi bu denkleştirmeler amacıyla birtakım özel düzenlemeler, kredi sisteminin bütün gelişmesi dışında ortaya çıkarlar. Ancak, onları burada incelemenin yeri yoktur, keza her yerde belirli toplumsal çevrelerde kurulan genel ödeme vadelerini incelemenin yeri de burası değildir. Yalnızca şuna da işaret edelim ki, bu ödeme vadelerinin dolaşımdaki para miktarının periyodik dalgalanmaları üzerinde meydana getirdikleri özel etki, ancak şu son zamanlarda bilimsel olarak incelenebilmiştir.
      Ödemeler pozitif ve negatif hacimler sıfatıyla denkleştikleri sürece, en ufak bir şekilde gerçek para müdahalesi mevcut değildir. Para, burada, ancak değerler ölçüsü biçimiyle, bir yandan metaların fiyatında, öte yandan da karşılıklı taahhütlerin hacminde gelişir. Şu halde, değişim-değeri, ideal varlığının dışında, burada, özerk bir varlık kazanmaz, hatta değer alâmeti varlığı da kazanmaz ya da para, yalnızca ideal itibari para haline gelir. Demek ki, ödeme aracı olarak paranın görevi şöyle bir çelişkiyi içerir: bir yandan, eğer ödemeler denkleşirse, para, ancak ideal olarak ölçü gibi iş görür, öte yandan eğer ödemenin gerçek olarak yapılması gerekiyorsa, para, geçici dolaşım aracı olarak dolaşıma girmez, kalımlı bir genel eşdeğer varlık tarzı edinir, dolaşıma mutlak meta olarak, yani bir sözcükle para olarak girer. Onun için ödeme zincirinin ve yapay bir denkleştirme sisteminin gelişmiş olduğu yerde, ödemelerin seyrini anî ve sert bir şekilde kesintiye uğratan ve ödemelerin denkleşmesi mekanizmasını bozan sarsıntılar olduğunda para, değerler ölçüsü olarak sahip bulunduğu uçucu ve akışkan olan hayalî biçiminden, ansızın, katı olan para biçimine ya da ödeme aracı biçimine geçer. Böylece, metalar sahibinin uzun zamandan beri bir kapitalist haline gelmiş bulunduğu, kendi Adam Smith’ini tanıdığı ve yalnız altın ve gümüşün para olabilecekleri ya da genellikle paranın, öteki metaların tersine, mutlak meta olabileceği yolundaki boş inancı küçümseyici bir gülümsemeyle [sayfa 188] karşıladığı gelişmiş bir burjuva üretim evresinde para, ansızın, dolaşımın aracısı olarak değil de, değişim-değerinin, tam, eksiksiz tek biçimi olarak, tıpatıp para yığıcısının anladığı anlamda biricik zenginlik olarak yeniden ortaya çıkar. Zenginliğin bu biricik varlık biçiminde, para, örneğin para sisteminde olduğu gibi, yalnızca bütün maddî servetin değerden düşmüş ve değersiz olduğu sanısını uyandırarak kendini ortaya koymaz. Bu değerden düşme ve değersizlik, gerçektirler. Bu, dünya pazarının, para bunalımı denen bunalımlarının özel evresidir. Bu gibi anlarda, biricik zenginlik olarak, büyük yaygaralarla talep edilen summum bonum157* paradır, peşin paradır, bütün öteki metalar, özellikle kullanım-değeri oldukları için, onun yanında yararsız, gereksiz, çocuk oyuncağı, ya da Doktor Martin Luther’imizin dediği gibi, basit birer süs ve israf gibi görünürler. Kredi sisteminden anî olarak nakit sisteme dönülmesi, pratikteki paniğe teorik korkuyu ekler ve dolaşımın etkenleri kendi ekonomik ilişkilerinin anlaşılması olanaksız gizemi karşısında titrerler.158
      Ödemeler ise, kendi hesaplarına, bir yedek fonunu, ödeme aracı sıfatıyla bir para birikimini zorunlu kılarlar. Bu yedek fonların teşekkülü, artık, ne para yığmada olduğu gibi bizzat dolaşımın dışında bir eylem görünümünde, ne de sikkelerin yedeklerinde olduğu gibi para geçerliğinin düpedüz teknik bir kesintiye uğraması görünümünde belirmez; burada, daha sonraki belirli ödeme vadelerinde el altında kullanıma hazır bulundurabilmek üzere parayı azar azar yığmak gerekir. Böylece, bir zenginleşme olarak tanındığı, soyut biçimindeki [sayfa 189] para yığma, burjuva üretiminin gelişmesi ile birlikte azaldığı halde, değişim sürecinin dolaysız olarak empoze ettiği işte bu çeşit para yığma artar, ya da genel olarak metalar dolaşımı alanında teşekkül eden gömünün bir kısmı, ödeme araçlarının yedek fonları olarak emilir. Burjuva üretim ne kadar çok gelişmişse, bu yedek fonlar da o kadar vazgeçilmez bir asgariyle sınırlanmış durumdadırlar. Locke, faiz oranının düşmesi konusundaki yazısında,159 bu yedek fonların kendi çağındaki önemi hakkında ilgi çekici bilgiler vermektedir. Bu yazıda, genel bir biçimde dolaşımda bulunan paranın ne kadar önemli bir kısmının, İngiltere’de, doğrudan doğruya banka sisteminin gelişmeye başladığı çağda bu ödeme araçları yedekleri tarafından emildiği görülmektedir.
      Basit para dolaşımının incelenmesinden çıkan dola-şımdaki para miktarı yasası, esas olarak, ödeme aracının dolaşımı tarafından değişikliğe uğratılmıştır. Gerek dolaşım aracı olarak, gerek ödeme aracı olarak, paranın dönme hızı belli olduğu takdirde, belli bir zaman içinde dolaşımda bulunan paranın tüm toplamı, metaların gerçekleşecek fiyatlarının tüm toplamı [artı] aynı zaman içinde vadeleri gelmiş ödemelerin tüm toplamı, eksi denkleştirme yoluyla birbirini ortadan kaldıran ödemeler ile belirlenecektir. Dolaşımda bulunan para kitlesinin metaların fiyatına tâbi oluşu genel yasası, bu yüzden hiç bir biçimde değişikliğe uğramaz, çünkü bizzat ödemelerin tutarı da sözleşmeyle saptanmış fiyatlarla belirlenmiştir. Ama şu da çok göze çarpıcı bir biçimde ortaya çıkar ki, hatta seyir hızı ve ödemeler ekonomisi değişmez varsayılsalar bile, belirli bir dönem içinde, örneğin bir günde dolaşımda bulunan metalar kitlesinin fiyat toplamı ile aynı gün içinde dolaşan para kitlesi birbirine uymazlar, çünkü fiyatı ancak gelecekte para olarak gerçekleşecek olan bir metalar kitlesi ile kendisinin karşılığı olan metaların çoktan beri dolaşımdan çıkmış bulunduğu bir para kitlesi, [sayfa 190] dolaşımda bulunmaktadırlar. Bu son para kitlesinin kendisi de, her ne kadar bambaşka zamanlarda düzenlenmiş sözleşmelerin konusu ise de, aynı günde vadesine eren ödemelerin değer toplamının hacmine tâbi olacaktır.
      Daha yukarda gördük ki, altın ve gümüşün değerindeki değişiklik, onların değer ölçüsü ya da itibari para görevlerine dokunmuyor. Bununla birlikte, bu değişiklik, yığılı parayı meydana getiren para için belirleyici, kesin bir önem kazanacaktır, çünkü altın ve gümüşün değerinde yükselme ya da düşme, altın olarak ya da gümüş olarak kurulan gömünün değer hacmindeki artma ya da azalmayı belirler. Bu değişikliğin önemi, ödeme aracı olan para için daha da büyüktür. Ödeme, ancak metaların satışından sonra yerine getirilir, ya da para iki ayrı dönemde iki ayrı görev görür, önce değerler ölçüsü olarak hareket eder, sonra da bu ölçüye tekabül eden ödeme aracı olarak hareket eder. Eğer bu iki dönem arasında, değerli madenlerin değeri değişirse, yani onların üretimi için gerekli emek-zamanı değişirse, aynı altın ya da gümüş miktarı, ödeme aracı görevi gördüğü takdirde, değerler ölçüsü olarak hizmet ettiği andakinden, yani sözleşmenin imzalanmış olduğu andakinden daha küçük ya da daha büyük bir değere sahip olacaktır. Para olarak ya da özerkliğe erişmiş değişim-değeri olarak kullanılan altın ve gümüş gibi özel bir metaın görevi, burada, değer hacmi, kendisinin üretimi için gerekli masraflardaki değişikliklere bağlı olan özel meta niteliğiyle çatışma haline gelir. Avrupa’da değerli madenlerin değerlerinin düşmesine neden olan büyük toplumsal devrim de, bunun tam tersi olan, Eski Roma cumhuriyetinin ilk zamanlarında bakırın, yani plebiyenlerin borçlandırılmalarında esas teşkil eden madenin değerinin yükselmesiyle meydana gelen devrim kadar bilinen bir olaydır. Değerli madenlerin değerindeki dalgalanmalar konusunda incelemeyi daha ileriye götürmeden de, burada, daha şimdiden, değerli madenlerin değerinde bir düşmenin [sayfa 191] alacaklıların zararına olarak borçlular için elverişli olduğu ve tersine, değerli madenlerin değerinde yükselmenin ise, borçluların zararına olarak alacaklılar için elverişli bir durum yarattığı meydana çıkar.

c) Evrensel Para


      Altın, önce, gömü biçiminde dolaşımdan çekilerek sonra dolaşım aracı olmadan dolaşıma girerek ve ensonu metalar dünyasında genel eşdeğer olarak görev görmek üzere iç dolaşımın engellerini aşarak, bir ülkenin sikkelerinden farklı bir para haline gelir. İşte böylece, evrensel para olur.
      Nasıl ki değerli madenlerin genel ağırlık ölçüleri, ilk değer, ölçüleri hizmetini gördüyse, paranın itibari adları da, dünya pazarı içerisinde, yeniden, bunlara tekabül eden ağırlıkların adları haline gelirler. Nasıl ki biçimsiz külçe (aes rude) halindeki maden, dolaşım aracının ilkel biçimi idiyse, nasıl ki ilkten para biçimi yalnızca madenî parçaların içerdikleri ağırlığın resmî alâmeti idiyse, aynı biçimde evrensel para olarak değerli maden, yeniden anlam taşımayan maden çubuğu şeklini almak üzere bir kere daha yazısından ve turasından arınır, ya da Rus emperyalleri, Meksika eküleri ve İngiliz sarı liraları gibi ulusal paralar, yabancı ülkelerde dolaşıma girdiklerinde, bunların üzerindeki yazılar anlamlarını yitirirler ve yalnızca içerdikleri değerli maden özü hesaba katılır. Ensonu uluslararası para olarak, değerli madenler, yeniden ilkel değişim aracı görevlerini yerine getirirler, tıpkı metaların metalarla değişimi gibi bu değişim aracının kökeni de, ilkel toplulukların kendi içinde değil başka toplulukların temas noktalarındadır. Şu halde, para, evrensel para olarak, kendi ilkel doğal biçimini yeniden bulur. İç dolaşımdan çıkarken, bu özel alan içerisindeki değişim sürecinin gelişmesinden doğan özel biçimlerden, fiyatlar ölçütü, sikkeler, küsuratı tamamlayan ufak para, değer alâmeti gibi sahip olduğu yerel biçimlerden soyunur. [sayfa 192]
      Bir ülkenin iç dolaşımında bir tek metaın değerler ölçüsü olarak iş gördüğünü gördük. Ama, bu görevi yerine getiren maden, bir ülkede altın, ötekinde gümüş olduğuna göre, dünya pazarı üzerinde çifte bir değer ölçüsü geçerlidir ve para, aynı biçimde, bütün öteki görevlerinde de bir çifte varlık kazanır. Metaların değerlerinin altın fiyatından gümüş fiyatına çevrilmesi, keza gümüş fiyatından altın fiyatına çevrilmesi, her defasında, bu iki madenin, sürekli olarak değişen ve böylece belirlenmesi sürekli bir süreç gibi görünen göreli değeri ile belirlenir. Dolaşımın iç alanlarının herbirindeki metaların sahipleri, dış dolaşım için birbiri arkasından altın ve gümüş kullanmak ve böylece içerde para görevi gören parayı, dışarda asıl gereksinme duydukları maden ile değişmek zorundadırlar. Şu halde her ulus, evrensel para olarak, iki maden kullanır: altın ve gümüş.
      Uluslararası meta dolaşımında altın ve gümüş, dolaşım araçları olarak değil, ama evrensel değişim araçları olarak görünürler. Ama evrensel değişim aracı, ancak, satınalma aracı ve ödeme aracı gibi gelişmiş iki biçimde iş görür, böyle olmakla birlikte bu iki biçimin ilişkisi, dünya pazarı üzerinde tersinedir, iç dolaşım alanında, para sikkeler olduğu sürece, hareket halindeki M–P–M biriminin orta ucunu ya da metaların durmadan yer değiştirmesinde değişim-değerinin hayali şeklini temsil ediyordu, özellikle satınalma aracı gibi davranıyordu. Dünya pazarında, durum bunun tersidir. Altın ve gümüş, burada, nesne değişimi yalnızca tek yanlı olduğu zaman ve böylece alım ve satım birbirlerinden ayrıldıkları zaman satınalma aracı olarak ortaya çıkarlar, örneğin Kiahta sınırı üzerindeki ticaret, gümüşün, fiiliyatta da, anlaşmaya göre de, ancak bir değer ölçüsü olduğu bir trampa ticaretidir. 1857-58 savaşı, Çinlileri, satın almadan satmaya teşvik etti. Gümüş, o zaman, birdenbire satınalma aracı olarak belirdi. Ruslar, anlaşmanın metnine sadık kalmak için, beş franklık Fransız sikkelerini, işlenmemiş gümüş metaı [sayfa 193] haline çevirdiler ve bunlar, değişim aracı olarak kullanıldı. Gümüş madeni, bir yandan Avrupa ile Amerika arasında, öte yandan da bu madenin hazine halinde yığıldığı Asya ile Avrupa arasında sürekli olarak satınalma aracı görevini yerine getirmektedir. Ayrıca, uluslar arasındaki süregiden her zamanki madde değişimi dengesi birdenbire bozulduğu ve örneğin kötü ürün alınmış olması, bu uluslardan birini, normalin üstünde miktarlarda satın almaya zorladığı zaman, değerli madenler, uluslararası satınalma aracı olarak iş görürler. Ensonu, değerli madenler, metaın başkalaşıma uğramış biçimleri değildir; doğrudan doğruya ürün, doğrudan doğruya meta oldukları altın ve gümüş üreticisi ülkeler için uluslararası ödeme aracıdırlar. Çeşitli ulusal dolaşım alanları arasındaki meta değişimi ne kadar çok gelişirse, evrensel paranın uluslararası dengeler açığını kapamak için ödeme aracı olarak görevi de o kadar gelişir.
      Tıpkı iç dolaşım gibi uluslararası dolaşım da her zaman değişen bir altın ve gümüş miktarı gerektirir. Onun için biriktirilmiş hazinelerin bir kısmı, bütün halklarda, metalar değişimindeki oylamalara göre bazan boşalan, bazan yeniden dolan evrensel para yedek fonları olarak iş görür.160 Ulusal161* dolaşım alanları arasındaki gidiş-gelişinde yaptığı özel hareketlerden bağımsız olarak evrensel para, başlangıç noktaları, üretimin kaynaklarında bulunan genel bir hareketle canlanmıştır, altın ve gümüş akıntıları bu üretim kaynaklarından değişik doğrultularda dünya pazarına yayılırlar. Burada altın ve gümüş, ancak meta olarak dünya dolaşımına girerler, ve iç dolaşım alanlarına düşmeden, içerdikleri emek-zamanıyla orantılı olmak üzere, eşdeğerler olarak eşdeğerler olan [sayfa 194] molalarla değişilirler. Demek ki, bu iç dolaşım alanlarında, belli bir değer hacmi ile belirlenir. Şu halde, onların üretim masraflarındaki artma ya da azalma biçimindeki bütün değişiklikler, dünya pazarı üzerinde, onların göreli değerlerini aynı biçimde etkiler, altın ve gümüşün göreli değeri, tersine, onların başka başka ulusal dolaşım alanları tarafından içine çekilişi oranından tamamıyla bağımsız kalır. Metalar âleminin herbir özel alanının maden akıntısından ele geçirdiği kısım, kısmen aşınmış maden sikkelerinin yerini almak üzere doğrudan doğruya iç para dolaşımına girer, kısmen sikke yedekleri, ödeme araçları ve evrensel para depoları görevini görmek üzere çeşitli hazinelerde alıkonulur, kısmen de lüks maddeler haline gelmiş bir durumda bulunurken, ensonu geri kalan kısım, kısaca, gömü haline gelir. Burjuva üretimin gelişmiş evresinde, bu gömülerin teşkili, dolaşımın çeşitli süreçler mekanizmasının serbestçe işleyebilmesi için gereken asgariyle sınırlandırılmıştır. Yalnız, bir kenarda dinlenmeye bırakılan servet, burada, şu ya da bu biçimde gömü haline gelir – meğerki bu, dinlenmeye bırakılan servet, ödemeler dengesinde meydana gelen bir fazlalığın geçici biçimi olmasın, nesne değişiminde bir duraklamanın, bir kesintinin sonucu ve yani metaın birinci başkalaşımında dondurulması olmasın.
      Nasıl ki para olarak altın ve gümüş, genel meta sayılırlarsa, bunlar, evrensel parada, uygun düşen evrensel meta varlık tarzına bürünürler. Bütün ürünlerin altın ve gümüş halinde elden ele geçişleri ölçüsünde, altın ve gümüş, bütün metaların başkalaşmış simgesi haline, yani evrensel olarak elden ele geçebilir meta haline gelirler. Somut emeklerin maddî değişimi, bütün yeryüzünü kucakladığı ölçüde, altın ve gümüş, genel emek-zamanının maddileşmesi olarak gerçekleşirler. Kendilerinin değişim alanını oluşturan özel eşdeğerler serisi geliştiği ölçüde, altın ve gümüş de genel eşdeğer haline gelir. Dünya dolaşımında metalar, evrensel olarak [sayfa 196] kendi öz değişim değerlerinden arındıkları için, bu değişim-değerinin altın ve gümüş olarak başkalaşıma uğramış biçimi, evrensel para olarak ortaya çıkar. O halde, meta sahibi uluslar, evrensel sanayileriyle, dünyayı kaplayan alış-verişleriyle, altını, eksiksiz tam para haline çevirirler, sanayi ve ticaret, onlara, dünya pazarından altın ve gümüş biçiminde para çekip çıkarmaya yarayan bir araç gibi görünür. Demek ki, altın ve gümüş, evrensel para olarak, aynı zamanda hem metaların genel dolaşımının ürünü, hem de bu dolaşım çemberlerini genişletme aracıdırlar. Nasıl ki, simyacılar, altın yapmak isterken, bilmeden kimyanın doğuşuna yardim ettilerse, aynı biçimde, dünyanın sanayi ve ticaret kaynaklarının fışkırması da büyüleyici kılığına bürünmüş metaın peşine takılıp onu kovalayan meta sahiplerinin bilgisi dışında olmuştur, altın ve gümüşün para olarak kavramında dünya pazarının varlığı muştulandığından, bu iki maden, dünya pazarının yaratılmasına yardım eder. Altın ve gümüşün bu tılsımlı etkisi, hiç de burjuva toplumunun çocukluk yıllarına inhisar eden bir şey değildir; bu etki zorunlu olarak, metalar âleminde yer alan unsurların kendi toplumsal işleri hakkında edinmiş oldukları tamamen tersine dönmüş imgeden ileri gelmektedir. 19. yüzyılın ortalarında, altın madeni bakımından zengin yeni ülkelerin keşfedilmesinin dünya ticareti üzerinde meydana getirdiği olağanüstü etki, bunun kanıtıdır.
      Nasıl para gelişerek evrensel para oluyorsa, metalar sahibi de, kozmopolitleşir. Başlangıçta, insanlar arasındaki kozmopolit ilişkiler, meta sahipleri olmak sıfatıyla aralarında mevcut ilişkilerden başka bir şey değildir. Kendinde meta ve kendi için meta, bütün dinsel, siyasal, ulusal engellerin, dil engelinin üstündedir. Onun evrensel dili fiyat, cemaati ise paradır. Ama ulusal paraya karşılık evrensel paranın gelişmesiyle, insanlar arasındaki madde değişimini köstekleyen dinsel, ulusal ve başka alanlardaki geleneksel önyargılara karşılık, pratik aklın dini biçiminde, meta sahibi [sayfa 196] kozmopolotizmi gelişir. Amerikan kartalları [10 dolarlık sikkeler] biçiminde karaya çıkan aynı altın, İngiltere’de İngiliz sarı lirası olurken, üç gün sonra Paris’te Napolyon lirası olarak dolaşır, birkaç hafta sonra duka biçiminde Vene-dik’te bulunur, ama her zaman aynı değeri muhafaza eder, meta sahibi, milliyetin, is but the guinea’s stamp162* pek iyi bilir. Meta sahibi için bütün dünyanın içinde çözüme bağlandığı ulu fikir, pazar fikridir – dünya pazarı fikridir.163

IV. DEĞERLİ MADENLER


      Burjuva üretim süreci, her şeyden önce, madenî dolaşımı, derhal işlemeye hazır bir vaziyette kendisine aktarılan ve kuşkusuz yavaş yavaş biçim değiştiren bir organizma gibi ele geçirir, ama bununla birlikte onun temel yapısını daima muhafaza eder. Neden başka metalar yerine para maddesi olarak altın ve gümüşün iş gördüğü sorunu, burjuva sistemi çerçevesi içinde konulacak bir sorun değildir. Şu halde biz, ancak en bellibaşlı görüşleri kısaca özetlemekle yetineceğiz.
      Genel emek-zamanının kendisi ancak nicel farkları kabul ettiği için, genel emek-zamanının özgül cisimleşmesi sayılması gereken nesnenin de salt nicel farkları temsil edebilmesi gerekir, bu da niteliğin özdeşliğini, biçim birliğini varsayar. İşte, bu da, bir metaın değer ölçüsü görevini yerine getirebilmesinin birinci koşuludur. Örneğin, bütün metaları, öküz olarak, post olarak ya da tahıl olarak değerlendirecek olursam, fiiliyatta, ideal ortalama öküz ile, ideal ortalama post ile ölçmem gerekir, çünkü öküzden öküze, tahıldan tahıla, posttan [sayfa 197] posta nicel farklar vardır. Buna karşılık, altın ve gümüş, basit cisimler olduklarından kendi kendileriyle özdeştirler ve bu madenlerin eşit miktarları, eşit büyüklükte değerleri temsil ederler.164 Genel eşdeğer hizmeti görecek olan metaın yerine getireceği başka bir koşul, salt nicel farkları temsil etme işlevinden ileri gelen koşul, bu metaın istenildiği kadar parçalara bölünebilmesi, ve bu parçaların, itibari paranın elle tutulabilir bir biçimde de temsil edilebileceği şekilde yeniden biraraya toplanabilmesi koşuludur. Altın ve gümüş, bu niteliklere çok yüksek derecede sahiptirler.
      Dolaşım aracı olarak altın ve gümüşün, başka metalara göre, işgal ettikleri küçük yere nispeten büyük bir ağırlık sağlayan yüksek yoğunluklarına tekabül eden ekonomik bir yoğunluk, bu madenlerin küçük bir hacim içinde nispeten yüksek bir emek-zamanı, yani büyük bir değişim değeri taşımalarına olanak veren üstünlükleri vardır. Bu da, taşıma kolaylığı, elden ele ve ülkeden ülkeye geçirme kolaylığı ve gene eşit bir çabuklukla ortaya çıkmaya ve ortadan kaybolmaya elverişlilik – kısaca maddî hareket sağlar, bu da dolaşım sürecinde perpetuum mobile165* olarak hizmet etmek zorunda olan bir metaın sine qua non’udur.166**
      Değerli madenlerin büyük özgül değeri, dayanıklılığı, nispeten tahrip edilemeyişleri, havada okside olmama özellikleri ve özellikle altın için, altın suyundan başka asitlerde erimeme özelliği, bütün bu doğal özellikler, değerli madenleri, para yığmanın doğal maddesi yapar. Onun için çikolatayı çok sevdiği anlaşılan Petro Martyr, Meksika’da kullanılan para çeşitlerinden biri olan kakao torbalarından söze-derken şöyle diyor: [sayfa 198]
      “Ey, insanoğluna tatlı ve besleyici bir içecek sunan, gömülemediği, ya da uzun zaman saklanamadığı için de, masum sahiplerini cehennemlik cimrilik vebasından koruyan mutlu para.” (De orbe novo [Alcalá 1530. Dec. 5. Cap. 4].)
      Genel olarak madenlerin doğrudan doğruya üretim sürecindeki büyük önemleri, onların üretim aracı olarak görevlerine bağlıdır. Altın ve gümüşün demire hatta bakıra (eskiden kullanılan sertleştirilmiş bakıra) oranla az bulundukları gibi, ayrıca, yaprak haline getirilebilmeleri, yani yassıltılabilmeleri, onları, bu çeşit yararlı işler için kullanılmaya elverişsiz kılar ve, böylece, genel olarak madenlerin kullanım-değerlerinin dayandığı nitelikten geniş bir ölçüde yoksun bırakır. Doğrudan doğruya üretim süreci içinde yararlı olmadıkları gibi, hayat için gerekli araçlar olarak, tüketim nesneleri olarak zorunlu da görünmezler. O halde altın ve gümüş, dolaysız üretim ve tüketim süreçlerine zarar vermeden herhangi bir miktarda toplumsal dolaşım sürecine sokulabilirler. Onların bireysel kullanım-değerleri, ekonomik görevleriyle çatışma haline gelmez. Öte yandan, altın ve gümüş, gereksiz şeylerin, yani vazgeçilebilir şeylerin negatif niteliklerine sahip olmakla kalmazlar: estetik nitelikleri, altın ve gümüşü, lüksün, süsün, şatafatın, ihtişamın, bayram günleri gereklerinin doğal malzemesi haline getirir, kısaca gereksiz olanın ve zenginliğin pozitif şekli yapar. Gümüş, ilkel karışımları içinde, bütün ışık ışınlarını yansıtarak, altın, yalnızca kırmızıyı, rengin en kuvvetlisini yansıtarak, insanın, toprağın ta derinliklerinden çekip çıkardığı, doğadaki arılığı, katkısızlığı içinde bir çeşit ışık gibi görünürler. Ve, renk duygusu, genel anlamıyla estetik duygusunun halk arasındaki en yaygın biçimidir. Çeşitli Hindo-Avrupa dillerinde, değerli madenlerin adları ile renk ilişkileri arasında mevcut etimolojik bağ, Jacob Grimm tarafından tanıtlanmıştır. (Onun Alman Dilinin Tarihi’ne bakınız.)
      Ensonu altın ve gümüşün, madenî para biçiminden külce haline, külçe halinden lüks eşya biçimine geçebilme ve [sayfa 199] vice versa167* dönebilme yetisi, bu madenlerin, öteki metalara göre; kendilerine bir daha değişmemek üzere verilmiş belirli kullanım biçimlerinin tutsağı olarak kalmamak gibi bir üstünlüğe sahip olmaları, onları, sürekli olarak belirli bir biçimden ötekine geçmek zorunda olan paranın doğal maddesi yapar.
      Bankayı, kambiyo kurunu, nasıl doğa üretmiyorsa, parayı da doğa üretmez. Ama, burjuva üretimin zenginliği bir fetiş yapması ve onu özel bir nesne biçiminde billurlaştırması zorunlu olarak gerektiği için, altın ve gümüş de, zenginliğin, eksiksiz, tam cisimleşmesi olurlar. Altın ve gümüş, doğası gereği, para değildir, ama para, doğası gereği altın ve gümüştür. Bir yandan, paranın gümüş ya da altın halinde billurlaşması, yalnızca dolaşım sürecinin bir ürünü değildir, aslında dolaşım sürecinin biricik dayanıklı ürünü, bu billurlaşmadır, öte yandan altın ve gümüş doğadan son biçimini almış olarak sağlanabilen ürünlerdir, bunlar, aralarında herhangi bir biçim değişikliği onları ayırdetmeden dolaşımın ürünleri oldukları gibi, doğanın da doğrudan ürünleridirler. Toplumsal sürecin genel ürünü ya da ürün olarak bizzat sürecin kendisi, özel doğal bir üründür, toprağın derinliklerinde saklı bulunan ve oradan çıkarılabilen bir madendir.168
      Gördük ki, altın ve gümüş, ancak madenî para olarak kendilerinden isteneni, sabit hacimde değerler olmayı sağlayabilirler. Bununla birlikte, Aristoteles’in de işaret ettiği gibi, öteki metaların ortalamasından daha kalımlı bir değer büyüklüğüne sahiptirler. Değerli madenlerin değerlerinde bir yükselmenin ya da değerden düşmelerinin genel etkisinden ayrı olarak, altınla gümüşün değer oranlarındaki dalgalanmalar, özel bir önem taşırlar, çünkü, dünya pazarı [sayfa 200] üzerinde bu iki maden, para maddesi olarak yanyana hizmet ederler. Bu değer değişikliklerinin sırf ekonomik olan nedenleri –antikçağ dünyasında madenlerin değeri üzerinde çok büyük bir etkisi olan fetihlerin ve öteki siyasal kargaşalıkların ancak yerel ve geçici bir etkileri vardır– bu madenlerin üretimi için gerekli olan emek-zamanındaki değişikliklere bağlanmalıdır. Bu emek-zamanının kendisi de, bu madenlerin doğal olarak nispeten az bulunuşlarına ve bu yüzden de saf maden halinde elde edilişlerindeki güçlüğün az ya da çok oluşuna bağlıdır. Gerçekte, altın, insanın bulduğu ilk madendir. Bir yandan doğa, altını, saf billurumsu biçiminde, bireyselleşmiş olarak, başka cisimlerle kimyasal bileşimler yapmamış bir biçimde ya da simyacıların dedikleri gibi bakir bir halde sunar; öte yandan, altını, su akıntıları altında yıkayıp temizleyerek teknolojinin yapacağı işi, doğa, kendi üzerine alır. Böylece altını, ister akarsulardan olsun, ister talasik arazilerden olsun, elde etmek, insan için gerekli olan ancak en ilkel bir çalışmadır, oysa gümüş üretimi, maden işçiliği ve genellikle de nispeten yüksek bir teknik gelişme ister. Bunun içindir ki, her ne kadar mutlak olarak altın daha az bulunursa da, gümüşün ilkel değeri, altına göre, nispi olarak üstündür. Strabon’un, bir Arap kabilesinde 1 livre demire 10 livre altın, 1 livre gümüşe ise 2 livre altın verildiğini ifade etmesi hiç de inanılmaz bir şey gibi görünmüyor. Ama, toplumsal emeğin üretici güçleri geliştikçe ve bunun sonucu olarak basit emeğin ürünü karmaşık emeğin ürününe oranla daha pahalı oldukça, yeryüzü kabuğu daha birçok yerlerinden kazıldıkça ve yeryüzü üzerinde evvelce bulunan, altın sağlayan para kaynakları kurudukça, altına oranla gümüşün değeri azalacaktır. Teknolojinin ve ulaşım araçlarının gelişmesinin belirli bir evresinde, toprağında altın ve gümüş bulunan yeni ülkelerin bulunması, ensonu teraziyi bir yana eğdirecektir. Eski Asya’da altının gümüşe oranı, 6’nın 1’e ya da 8’in 1’e oranı gibiydi; bu son oran, Çin’de ve Japonya’da, [sayfa 201] 19. yüzyılın başlarında hâlâ saptanmaktaydı; Ksenefon zamanının 10’da 1 oranı, antikçağın orta döneminin ortalama oranı olarak kabul edilebilir. İspanyol gümüş madenlerinin Kartaca tarafından, sonra da Roma tarafından işletilmesi, antikçagda, Amerikan madenlerinin keşfedildiği çağda, Avrupa’daki etkisinin hemen hemen aynı bir etki yaratmıştır. Roma imparatorluğu çağı için, her ne kadar Roma’da sık sık gümüşün ortalama oran 15-16’da 1’e oranı sayılabilir. Altının nispî bir değer kaybı ile başlayan ve para değerinde bir düşme ile sonuçlanan aynı hareket, ortaçağdan zamanımıza kadar uzanan daha sonraki dönemde yeniden meydana gelmiştir. Ksenefon zamanında olduğu gibi, ortaçağda da ortalama oran 10’da 1’dir, Amerika’daki madenlerin bulunuşundan sonra yeniden 15-16’da 1 oranına geçmiştir, Avustralya, Kaliforniya, Kolombiya altın yataklarının bulunması, altın değerinde yeni bir düşüşün akla-uygun bir açıklaması olur.169

C. DOLAŞIM ARAÇLARI VE PARA ÜZERİNE TEORİLER


      16. ve 17. yüzyıllarda, modern burjuva toplumunun çocukluk çağında, evrensel bir altın tutkusu, halkların ve prenslerin, [sayfa 202] altın Graal’ı170 ele geçirmek için denizaşırı haçlı seferlerine atılmalarına neden olurken, modern dünyanın ilk sözcüleri, para sisteminin, ki merkantil sistem de bunun ancak değişik bir biçimidir, ilk teşvikçileri, altın ve gümüşü, yani parayı, biricik zenginlik ilân ettiler, Bunlar, burjuva toplumunun para yapma düşkünlüğünü, yani basit meta dolaşımı bakımından ne güvelerin, ne de pasın kemiremeyeceği ebedî hazineyi kurma özlemini çok doğru bir şekilde dile getiriyorlardı. 3 sterlin fiyatına bir ton demirin, 3 sterlin altına eşit bir değer hacmini temsil ettiğini söylemek, para sistemini yanıtlamak değildir. Burada sözkonusu olan, değişim-değeri hacmi değildir, onun eksiksiz tam biçimidir. Para sistemi ve merkantil sistem, dünya ticareti ile doğrudan doğruya dünya ticaretine açılan özel ulusal iş kollarını, onları tek gerçek zenginliğin ya da paranın kaynakları haline getirmek üzere, ayırdediyorsa, bu çağda, ulusal üretimin büyük bir bölümünün, hâlâ feodal çerçeveler içinde geliştiğini ve [bu bölüm] üreticilerin kendileri için geçim araçlarının dolaysız kaynağını oluşturduğunu dikkate almak gerekir. Ürünlerin büyük bir kısmı meta haline, bunun sonucu olarak da paraya dönüşmüyordu; ürünler, toplumun genel madde değişimine katiyen girmiyorlardı, şu halde genel soyut emeğin maddileşmesi şeklinde belirmiyorlardı, ve bu yüzden, burjuva zenginliğini yaratmıyorlardı. Dolaşımın amacı olarak para, değişim-değeridir ya da soyut zenginliktir, zenginliğin, üretimin belirleyici ereğini ve devindirici ilkesini temsil eden herhangi maddi bir öğesi değildir. Burjuva üretimin eşiğinde normal olduğu gibi, modern dünyanın bu ilk sözcüleri, değeri bilinmemiş peygamberler, değişim-değerinin sağlam, elle tutulur, parlak biçimine, yani bütün özel metalara karşılık değişim-değerinin genel meta biçimine [sayfa 203] sadık bir biçimde bağlıydılar. Sözcüğün tam anlamıyla, o çağın burjuva iktisat alanı, meta dolaşımı alanıydı. Onun için, burjuva üretimi gibi karmaşık bütün bir süreci bu basit alan acısından muhakeme ediyorlar ve parayı sermaye ile karıştırıyorlardı. Modern iktisatçıların para sistemine ve merkantil sisteme karşı yürüttükleri kefareti ödenemez savaşım büyük kısmıyla, bu sistemin, burjuva üretimin sırrını ve burjuva üretimi, değişim-değerinin egemenliği altında olduğu gerçeğini, kaba bir saflıkla açığa vurmasından ileri gelmektedir. Ricardo, gerçekten, bunun yanlış bir uygulamasını yaparak bir yerde, kıtlık zamanında bile, ulus (Nation) aç olduğu için değil de, tahıl tacirleri para yaptıkları için, hububat ithal edildiğine işaret eder. Demek ki, modern ekonomi politik, para sisteminin ve merkantil sisteminin eleştirisinde, bu sistemle basit bir kuruntu imiş gibi, basit bir yanlış teori imiş gibi savaşını vermekle hataya düşer, ve bu sistem içinde, kendi temel ilkesinin barbar biçimini tanıyıp kabul etmez. Ayrıca, bu sistem, yalnız tarihsel bir değeri muhafaza etmemekle kalmaz, modern ekonominin bazı alanlarında yurttaşlık haklarına da tamamen sahiptir. Burjuva üretim sürecinin, zenginliğin metaın ilkel biçimini aldığı bütün evrelerinde değişim-değeri, paranın en basit biçimini alır ve, dolaşım sürecinin bütün aşamalarında, zenginlik, her zaman, bir an için metaın genel basit biçimi içinde bulunur. Hatta en ileri gitmiş burjuva iktisadında bile, altın ve gümüşün dolaşım aracı olarak görevlerinden farklı ve onları bütün öteki metalarla karşı karşıya getiren para olarak görevleri ortadan kalkmış değildir, yalnızca sınırlandırılmıştır, ve öyleyse para sistemi ve merkantil sistem geçerliklerini muhafaza ederler. Altın ve gümüşün toplumsal emeğin dolaysız cisimleşmesi olarak ve bunun sonucu soyut zenginliğin varlık tarzı olarak bütün öteki kutsal olmayan metalara meydan okuması olayında, özgül olarak, katolik bağnazlığı taşıyan yanı, elbette ki burjuva ekonomi politiğin protestan point d’honneur’ünü171* [sayfa 204] yaralar ve para sisteminin önyargılarından korkusu, aşağıdaki açıklamanın göstereceği gibi, burjuvazinin para dolaşımı olaylarını sağduyu ile muhakeme etme yetisini uzun zaman yitirmesine neden olur.
      Parayı ancak dolaşımın billurlaşması olarak belirli biçimiyle tanıyan para sisteminin ve merkantil sistemin tersine, klasik ekonomi politiğin, onu, ilkönce sıvı haliyle anlaması, metaların başkalaşımında doğan ve kaybolan değişim-değerinin biçimi olarak anlaması tamamen doğal bir şeydi. Metaların dolaşımı da, sonuç olarak, özellikle M–P–M biçiminde kavrandığına ve M–P–M biçiminde kendisi de özellikle alım ve satımın hareketi halindeki birimin belirli biçimi olarak düşünüldüğüne göre, belirli biçimi altında dolaşım aracı olarak para, para olarak belirli biçimine karşıt tutulur. Dolaşım aracının kendisi, sikke halinde görevinden tecrit edilirse, görmüş olduğumuz gibi, değer alâmetine dönüşür. Ama, madenî dolaşım, klasik ekonomi politiğin ilkönce karşılaştığı egemen dolaşım biçimi olduğundan, klasik ekonomi politik, madenî parayı, sikke olarak, sikkeyi de basit bir değer alâmeti olarak kabul eder. Değer alâmetleri dolaşımı yasasına uygun olarak, şu teorem kurulur: metaların fiyatları, dolaşımda bulunan para kitlesine tâbidir, tersine dolaşımda bulunan para kitlesi, metaların fiyatlarına tâbi değildir. Bu görüşü, 17, yüzyılın İtalyan iktisatçılarında azçok açık bir biçimde ifade edilmiş olarak, Locke tarafından kimi doğrulanmış, kimi mahkûm edilmiş olarak, Montesquieu ve Hume tarafından da Spectator’da (19 Ekim 1711 sayısında) açıkça geliştirilmiş bir şekilde buluyoruz. Hume, bu teorinin, 18. yüzyıldaki, ötekileri çok gerilerde bırakan en önemli temsilcisi olduğundan, bu iktisatçılar geçidine onunla başlayacağız.
      Bazı koşullar altında, ister madenî sikkelerin miktarında olsun, ister dolaşımdaki değer alâmetlerinin miktarında [sayfa 205] olsun, bir artma ya da azalma, metaların fiyatları üzerinde tek hiçimde bir etki meydana getiriyor gibi görünür. Metaların değişim-değerlerinin takdir edilmesine fiyat biçiminde hizmet eden altın ya da gümüşün değerinde düşme ya da yükselme varsa, fiyatlar çıkar ya da iner, çünkü onların değer ölçüsü değişmiştir ve fiyatlar çıkmış ya da inmiş olduğu ivin de, daha çok ya da daha az altın ve gümüş, sikke halinde dolaşımda bulunur. Ama, gözle görülebilen olay, metaların değişim-değeri aynı kalmak üzere, dolaşım araçlarının miktarında artma ya da azalma ile birlikte fiyatlardaki değişikliktir. Öte yandan, dolaşımdaki değer alâmetlerinin miktarı gerekli düzeyin altına düşer ya da üstüne çıkarsa, değer alâmetleri, meta fiyatlarındaki düşme ya da çıkmayla zorunlu olarak tekrar bu düzeye getirilirler. Her iki durumda da, aynı sonuç, aynı nedenle meydana getirilmiş gibi görünür, ve işte Hume, buna dayanmaktadır.
      Dolaşım araçları miktarının meta fiyatları hareketine ilişkisinin her bilimsel incelemesinde, para maddesinin değerini, bir veri olarak kabul etmek gerekir. Hume ise, tersine, özellikle değerli madenlerin ölçülerindeki devrim dönemlerini, bu bakımdan değerler ölçüsündeki devrimleri dikkate alır. Amerika madenlerinin keşfinden beri madenî paranın çoğalmasıyla birlikte meta fiyatlarının yükselmesi, onun teorisinin tarihsel arka planını oluşturur,, ve gene para sistemine ve merkantil sisteme karşı polemik, onun pratik güdüsünü sağlar. Para madeni içindeki değerli maden payı, paraların üretim masraflarında değişiklik olmadan da artırılabilir. Öte yandan, onların değerlerinde, yani üretimleri için gerekli emek-zamanında azalma, ilkten ancak paraların değerli maden payının artmasında kendini gösterecektir. Şu halde diyorlar, daha sonra Hume’un öğretilileri de, değerli madenlerin değerinin azalması, dolaşım araçları kitlesinin çoğalmasında, ve dolaşım araçları kitlesinin çoğalması ise meta fiyatlarının yükselmesinde kendini gösterir. Ama gerçekte, [sayfa 206] yalnız dolaşım araçları değil de, meta olan altın ve gümüşle değişilen ihraç edilmiş metaların fiyatı yükselir. İşte böylece, değeri düşmüş olan altın ve gümüşle takdir edilmiş olan metaların fiyatı, yani değişim-değeri, eski üretim masraf lan ayarlamasına göre altın ve gümüş olarak takdir edilme ye devam eden bütün öteki metalara oranla yükselir. Aynı ülkede metaların değişim-değerlerinin bu çifte değerlendirilmesi, elbette ki ancak geçici olabilir ve altın ya da gümüş fiyatları, bizzat değişim-değerleriyle, zorunlu olarak, belirli oranlarda ayarlanmalıdırlar, ve bu ayarlama o şekilde yapılmalıdır ki, bütün metaların değişim-değerleri, ensonu paranın maddesinin yeni değerine göre takdir edilmiş olsunlar. Bu süreci açıklamanın yeri burası değildir, ve gene, metaların tacirler arası alım ve satım fiyatlarındaki dalgalanmalar arasında, metaların değişim-değerlerinin genel olarak ne biçimde oluştuğunu ve kendini kabul ettirdiğini açıklamanın yeri de burası değildir. Ama yakın zamanlarda yapılan, 16. yüzyılda metaların fiyat hareketi üstüne eleştirel incelemeler, denkleştirmenin çok tedricî bir biçimde yapıldığını ve burjuva üretiminin az gelişmiş olduğu çağlarda uzun dönemler genişliğince yayıldığını ve her durum ve koşulda bu denkleşmenin dolaşımdaki sikkelerin artışındaki ritimle gerçekleşemediğini apaçık bir biçimde göstermiştir.172 Hume’un görüşünü benimseyenlerin pek hoşlarına gidiyor diye, antikçağ Romasında, Makedonya’nın, Mısır’ın ve Küçük-Asya’nın fethinden sonra fiyat yükselişine bel bağlamaları tamamıyla yersiz bir şeydir. Örneğin, Mısır ve Sicilya’dan getirilen tahılların Roma’da bedava dağıtılması, tahıl fiyatlarını düzenleyen genel yasayı ne kadar az etkilerse, antikçağ dünyasına özgü olan birikmiş para hazinelerinin ansızın ve kaba bir şekilde bir ülkeden ötekine aktarılması, düpedüz yağma [sayfa 207] yoluyla değerli madenlerin üretim masraflarının belirli bir ülkü için geçici bir biçimde azalması da, para dolaşımının kendi içkin yasalarını o kadar az sekteye uğratır. Para dolaşımının ayrıntılı bir biçimde incelenmesi, bir yandan özenle tasnif edilmiş bir meta fiyatları tarihinin varlığını, öte yandan da dolaşım aracının genişlemesi ve kasılıp küçülmesi konusunda, değerli madenlerin bolluğu ve sömürü konusunda hiç bir boşluk bırakmayan resmî istatistikleri gerektirir; zaten ancak banka sisteminin tam gelişmesiyle birlikte mevcut olmaya başlayan bu belgeler, 18. yüzyılın bütün öteki yazarları gibi Hume’un da elinde yoktu. Hume’un teorisi şu teoremlerde özetlenire 1. Bir ülkedeki metaların fiyatları o ülkede bulunan para (gerçek para ya da simgesel para) kitlesiyle belirlenir. 2. Bir ülkenin dolaşımda bulunan parası, o ülkede bulunan bütün metaları temsil eder. Temsilcilerin sayısının, yani para miktarının artışına göre her özel temsilciye, az ya da çok, temsil edilen şey düşer. 3. Eğer metaların miktarı artarsa, fiyatları düşer ya da paranın değeri yükselir. Eğer paranın miktarı artarsa, tersine, metaların fiyatı yükselir ve paranın değeri azalır.173
      “Düşük fiyatlar, yoksul ülkelere, bütün yabancı pazarlarda zengin ülkelerin ayağını kaydırıp onların yerini almak olanağını verdiğinden,174 diyor Hume, şeylerin, paranın bolluğundan ileri gelen pahalılığı, bütün kurulu ticaret için elverişsiz bir durumdur. Bir ulus kendi başına ele alınırsa, sikkelerin bolluğunun ya da kıtlığının, metaları hesaplamak ya da temsil etmek için iyi ya da kötü etkisi olamaz, muhasebesi için, az rakam gerektiren Arap sayı sistemi yerine pek çok rakam isteyen romen sayı sistemini kullanan bir tacirin bilançosunda da, bu yukardakinden daha fazla bir değişiklik meydana gelmeyecektir. Bundan başka, para [sayfa 208] miktarının artması, romen sistemindeki sayı işaretleri gibi, daha ziyade bir elverişsizlik ve parayı muhafaza etmek bakımından olduğu kadar taşımak bakımından da büyük güçlükler arzeder.”175
      Herhangi bir şeyi tanıtlamak için Hume, belli bir sayı işaretleri sisteminde, kullanılan rakamların, toplamının sayı bakımından değerin büyüklüğüne bağlı olmadığını, tersine, sayıca değerin büyüklüğünün kullanılan işaretlerin toplamına tâbi olduğunu göstermeliydi. Metaların değerlerini, değeri düşürülmüş altınla ya da gümüşle takdir etmenin ya da “hesaplamanın” bir üstünlük olmadığı tamamıyla doğrudur; onun için dolaşımdaki metaların değerlerinin toplamı yükseldiği zaman, halklar, gümüşle hesaplamayı bakırla hesaplamaktan, altınla hesaplamayı ise gümüşle hesaplamaktan her zaman daha kolay, daha rahat buluyorlardı. Halklar zenginleştikleri ölçüde, daha az değerli madenleri yardımcı nitelikteki ufak para haline getiriyorlardı ve daha değerli olanlarını ise paraya tahvil ediyorlardı. Öte yandan Hume, değerleri, altın ve gümüş olarak hesaplamak için, ne altının, ne de gümüşün “varlığına” gerek olmadığını unutuyor. Hume’a göre, itibari para ile dolaşım parası birbirine karışır ve her ikisi de sikkedir (coin). Değerler ölçüsündeki ya da itibari para görevini gören değerli madenlerdeki bir değer değişikliğinin meta fiyatlarını yükseltmesinden ya da düşürmesinden ve, sonuç olarak da, buna eşit olarak dolaşımda bulunan para kitlesini, devir hızı sabit kalmak üzere artırmasından ya da azaltmasından, Hume, meta fiyatlarının yükselmesinin ya da düşmesinin, dolaşan para kitlesine tâbi olduğu sonucunu çıkarıyor. 16. ve 17. yüzyılda altın ve gümüş miktarının yalnız başına artmadığı, ama aynı zamanda, bunların üretim masraflarının azaldığı olgusunu, Hume, Avrupa madenlerinin kapanmasından da anlayabilirdi. 16. ve 17. yüzyıllarda, Avrupa’da, meta fiyatları, Amerika’dan ithal edilen [sayfa 209] altın ve gümüş kitlesiyle birlikte artmıştı, şu halde meta fiyatları, her ülkede, o ülkede bulunan altın ve gümüş kitlesiyle belirlenir. İşte Hume’un birinci “zorunlu vargısı” buydu.176 16. ve 17. yüzyıllarda, fiyatlar, değerli madenlerdeki artma oranında yükselmediler; meta fiyatlarında herhangi bir değişiklik kendini gösterinceye kadar yarım yüzyıldan fazla bir zaman geçti ve, hatta o halde bile, metaların değişim-değerleri, genel bir biçimde, altın ve gümüşün değer düşüklüğündeki değişikliklere uyarak değerlendirilinceye, bu demek ki, devrim, metaların genel fiyatlarına dokununcaya kadar, bir hayli zaman daha geçti. Dolayısıyla, gözlemlenen ve kendi felsefesinin ilkeleriyle tam bir çelişki halinde olan olguları, bir eleştiriye tâbi tutmadan genel teoremler haline getiren Hume, demek ki, metaın fiyatının ya da paranın değerinin bir ülkede mevcut olan paranın mutlak kitlesiyle değil, ama daha çok, gerçek olarak dolaşıma giren altın ve gümüşün miktarıyla belirlenir, sonucuna varıyor; ama diyor, sonuç olarak, bir ülkede mevcut olan bütün altın ve gümüşün dolaşım tarafından sikke halinde emilmesi gerekir.177 Şurası açıktır ki, eğer altın ve gümüş, kendilerine özgü bir değere sahipse, para dolaşımının diğer bütün yasaları hesaba katılmasa da, altın ve gümüşün ancak belirli bir miktarı, belirli bir metalar değeri toplamının eşdeğeri olarak dolaşımda bulunabilir. Demek ki, eğer bir ülkede, arızî olarak bulunan altın ve gümüş miktarının tümü, meta değerlerinin toplamı gözönünde bulundurulmaksızın, dolaşım aracı olarak, metaların değişimine girmek zorunda kalıyorlarsa, altın ve [sayfa 210] gümüş, kendi içlerinde var olan içkin bir değere sahip değillerdir ve o halde aslında gerçek meta değillerdir. İşte Hume’un üçüncü “zorunlu vargısı” da budur. Onun dolaşım süre cine soktuğu şeyler, fiyatı olmayan metalar, değeri olmayım altın ve gümüştür. Onun için, hiç bir zaman metaların değerinden de, altının değerinden de sözetmez, ancak onların her birinin karşılıklı miktarını alır. Locke da, daha önce, altın ve gümüşün ancak hayale dayanan ya da itibari değerleri olduğunu ileri sürmüştü; yalnız altın ve gümüşün gerçek bir değere sahip oldukları yolundaki para sistemi tezine karşı ilk sert muhalefet ifadesi budur. Altın ve gümüşün para olarak varlık tarzlarının, onların178* toplumsal değişim sürecindeki tek görevlerinden ileri gelmesi olayım, altın ve gümüşün kendi öz değerlerini ve bu arada değer hacimlerini toplumsal bir işleve borçlu oldukları biçimde yorumlar.179 Demek ki, altın ve gümüş, değeri olmayan şeylerdir, ama dolaşım süreci içerisinde, metaların temsilcileri olarak, hayalî bir değer hacmi kazanırlar. Süreç, onları, paraya değil, değere tahvil eder. Altın ve gümüşün kazandığı bu değer, onların kendi kitleleri ile metaların kitlesi arasındaki ilişki tarafından belirlenir, bu iki kitle, zorunlu olarak birbiriyle çakışmalıdır. Hume, altın ve gümüşü, meta-olmayan şey olarak metalar dünyasına sokarken, tersine altın ve gümüş, belirli bir biçimde, sikke halinde ortaya çıkınca, onları basit trampa yoluyla öteki metalarla değişilen basit metalara dönüştürür. Buna göre, eğer metalar dünyası, bir tek metadan, örneğin bir milyon quarter buğdaydan ibaret olsaydı, 2 milyon ons altın bulunduğu takdirde, bir quarter buğdayın 2 ons altınla değişeceğini, 20 milyon ons altın bulunduğu takdirde de bir quarter’ın 20 ons altınla değişeceğini ve buna göre metaın fiyatının ve paranın değerinin mevcut paranın [sayfa 211] miktarı ile ters orantılı olarak yükselip alçalacağını kavramak çok kolay olurdu.180 Ama metalar dünyası, sonsuz bir kullanım değerleri çeşitliliğinden, göreli değerleri hiç bir şekilde göreli miktarlarıyla belirlenmeyen kullanım-değerlerinin çeşitliliğinden meydana gelir. Şu halde, Hume, metalar kitlesi ile altın kitlesi arasındaki bu değişimi kafasında nasıl tasarlamaktadır? Hume, her metaın, tüm metalar kitlesinin kesrinin bir küçük katı olarak altın kitlesinin kendisine uygun düşen kesrinin bir küçük katı ile değiştiği gibi, bulanık, kavranılması güç bir görüşle yetinir. Metaların süreçlerini anlatırken, metaların içlerinde barındırdıkları kullanım ve değişim-değerleri arasındaki çelişkiden doğan, para dolaşımında ortaya çıkan ve bu dolaşımın başka başka belirli biçimlerinde billurlaşan meta hareketi, demek ki, silinmiş oluyor ve bunun yerini, bir ülkede mevcut olan değerli madenler kitlesi ile o ülkede aynı zamanda bulunan meta kitlesi arasındaki hayalî, mekanik bir denklem almış oluyor.
      Sir James Steuart, sikke ve parayı incelemeye, Hume’un ve Montesquieu’nün ayrıntılı bir eleştirisi ile başlıyor.181 Gerçekten de, metaların fiyatı mı dolaşımındaki para miktarını belirler, yoksa dolaşımdaki para miktarı mı metaların fiyatını belirler? sorununu ilk koyan odur. Her ne kadar J. Steuart’ın açıklaması pek garip bir değerler ölçüsü anlayışıyla, genel olarak değişim-değeri hakkındaki kararsızlığıyla ve merkantil sistemden kendisinde kalmış olan bilinçsiz izler, anılar yüzünden karanlık olsa da, o, paranın başlıca belirli biçimlerini, para dolaşımının genel yasalarını keşfediyor çünkü, mekanik olarak, metaları bir yana, parayı ise öte yana koymuyor, gerçekten bizzat meta değişiminin çeşitli işlemlerinden başka başka görevleri bulup çıkarıyor. [sayfa 212]
      “Bir ülkenin iç dolaşımında para kullanılması başlıca İki noktaya indirgenebilir; borcun, ödenmesi ve gereksinme olan şeyin satın alınması. Bu iki akit birlikte peşin para talebini (ready money demands) ... oluşturur. Ticaretin, manüfaktürlerin durumu, yurttaşların yaşayış tarzı ve alışık oldukları masraflar, hepsi birden, peşin para talebi toplamını, yani elden ele geçişlerin kitlesini düzenler ve belirler. Bu sayısız ödemeleri gerçekleştirmek için, belli bir para hacmi zorunludur. Bu para hacmi, kendi başına, elden ele geçişlerin miktarı aynı kalsa da, durum ve koşullara göre artabilir ya da eksilebilir. ... Her durumda, bir ülkenin dolaşımı, ancak belirli bir para miktarını emebilir.”182
      “Metaın tacirler arası fiyatı, bir ülkede mevcut olan altın ve gümüş kitlesinden mutlak olarak bağımsız bulunan talep ve rekabetin (demand and competition) çapraşık işleyişiyle belirlenir. O halde, sikke halinde gerekli olmayan altın ve gümüş ne olur? Yığılı para olarak biraraya toplanırlar ya da hammadde olarak lüks eşya yapımında kullanılırlar. Eğer altın ve gümüş kitlesi, dolaşım için zorunlu düzeyin altına düşerse, simgesel para ile ya da başka çarelerle yerleri doldurulur. Elverişli bir kambiyo kuru, ülkeye fazla para getirdiği ve bu fazlalık içerde kaldığı zaman, bunun büyük bir miktarı kasalara girer ve orada madenlerin derinlerde durması gibi yararsız bir hale gelir.”183
      Steuart tarafından bulunan ikinci yasa, kredi üzerine kurulan dolaşımın başlangıç noktasındaki geri dönüştür. Ensonu Steuart, başka başka ülkelerdeki faiz oranı çeşitliliğinin değerli madenlerin uluslararası ithalât ve ihracatında meydana getirdiği etkileri açıklar. Burada, bu son iki noktaya, ancak konuyu eksik bırakmamak için işaret ediyoruz, çünkü bunlar, incelemekte olduğumuz basit dolaşım [sayfa 213] konusundan uzaklaşmaktadırlar.184 Simgesel para ya da kredi parası –Steuart, henüz, bu iki para biçimi arasında ayrım yapmıyor– iç dolaşımda satınalma araçları ya da ödeme araçları olarak değerli madenlerin yerini alabilirler, ama dünya pazarında alamazlar. Bunun içindir ki, kâğıt paralar, toplumun parasını (money of the society) meydana getirirler, oysa altın ve gümüş evrensel parayı (money of the world) meydana getirirler.185 [sayfa 214]
      Durmadan kendi öz tarihlerini unutmak, “tarihsel” –hukuk okulu anlamında tarihsel– bir gelişmeden geçmiş olan uluslara özgüdür. Onun için, her ne kadar, meta fiyatlarının dolaşım araçları miktarına oranı konusunda altı üstüne getirilmiş olan sorun, şu son yüzyıl boyunca parlamentoyu sürekli olarak çalkalandırmışsa da ve, İngiltere’de, binlerce, büyük ve küçük yergi yazısının ortaya çıkıvermesine neden olmuşsa da, Steuart, Lessing zamanında, Spinoza’nın Moise Mendelsohn’a göründüğünden daha da “zavallı” bir durumda kalmıştır. Hatta en yakın zamanın currency [dolaşım aracı] tarihçisi Maclaren bile, Adam Smith’i, Steuart’ın teorisinin, Ricardo’yu ise Hume’un teorisinin yaratıcısı yapmıştır.186 Ricardo, Hume’un teorisini arıtırken, Adam Smith, Steuart’ın araştırmalarının sonuçlarını, canlılığı olmayan olaylar diye kaydediyordu. Adam Smith, “küçük bir kâr sağladın mı, çok kere büyük kârlar sağlamak da kolaylaşır” diyen kendi İskoçyalı özdeyişini, aklın zenginliklerine de uyguladı, bunun içindir ki, fiilen çok şey çekip almakla birlikte az şey borçlu olduğu kaynakları saklamakta cimrice bir özen gösterdi. Birçok kez, sert bir ifade, onu kendinden önce gelenlerle düello yapmak zorunda bıraktığı zaman, sorunun sivri ucunu köreltmeyi yeğlemiştir. Para teorisinde de böyle olmuştur. Bir ülkede bulunan altın ve gümüş, kısmen sikkeler halinde kullanılırlar, bankası olmayan ülkelerde kısmen tacirler için yedek fonları olarak, kredi dolaşımına sahip ülkelerde ise banka yedekleri olarak biriktirilmiş durumdadırlar, uluslararası ödemeleri denkleştirmek üzere, kısmen hazine hizmeti görürler, ve kısmen de lüks eşya [sayfa 215] imalinde kullanılırlar, dediği zaman tek bir sözcük söylemeksizin Steuart’ın teorisini kabul eder. Dolaşımdaki sikkelerin miktarına gelince, bunu, sözünü etmeden geçiştirir ve tamamen yanlış bir tutumla parayı basit meta gibi ele alarak bu konuyu dokunmaksızın geçiştirir.187 Tıpkı Johann Christoph Gottsched’in, Schönaich’i, Homeros ve Pietro Aretino mertebesine yükselttiği gibi Fransızların, “prince de la science”188* payesine yükselttikleri, A. Smith’i, halka tanıtan, J.-B. Say, kendi kendini terror principum189** ve lux mundi190*** diye ilân etmiştir. J.-B. Say, önemli kişi tavırları takınarak, bu tezin üzerine oturmuş, ve Adam Smith’te pek de safça sayılamayacak bir dikkatsizlik olan şeyi, dogma haline getirmiştir.191 Ayrıca Adam Smith’in kredi parası hakkındaki görüşleri, özgün ve derin olduğu halde, kendisini merkantil sistemin yanılsamalarına karşı ayağa kaldıran polemik anlayışı, madenî dolaşımın olaylarını nesnel olarak kavramasına engel olmuştur. Nasıl ki, 18. yüzyılda, bütün taşlaştırma teorilerinin gerisinde, kaynağını, incilin tufan geleneğine bağlı eleştiri ya da savunma niteliğinde görüşlerden alan bir fikir akımı bulunursa, 18. yüzyılın bütün para teorilerinin ardında da, para sistemine karşı, bu burjuva iktisadının beşiği başında bekleyen ve mevzuat üzerine gölgesini düşürmeye devam eden heyulaya karşı, sessizce yürütülen bir savaşım gizlidir.
      19. yüzyılda, paranın niteliği hakkındaki araştırmaları [sayfa 216] doğrudan doğruya bir itişle hızlandıran, madenî dolaşım olayları değil, daha çok banknotların dolaşım olayları oldu. Ancak ikincinin yasalarını bulmak için birinciye kadar gidildi. 1797’den başlayarak, İngiltere Bankasının sikke olarak ödemeleri durdurması, bunun arkasından birçok metaın fiyatının yükselmesi, altının fiyatının, tacirler arası alım satım fiyatının altına düşmesi, özellikle 1809’dan itibaren banknotların değerden düşmesi, ikisi de, birbirinden hırslı olan parlamento içi siyasal bir savaşım ile, parlamento dışı teorik bir yarışmanın, doğrudan doğruya, pratik etkenlerini hazırladılar. Tartışmalara tarihsel temel ödevi gören şey, 18. yüzyılda kâğıt paranın tarihi, Law Bankasının iflası, Kuzey Amerika’daki İngiliz sömürgelerinin eyalet banknotlarında, değer alâmetlerinin çoğalmasıyla birlikte giden ve 18. yüzyılın başından ortalarına kadar süren değerden düşmeleri daha sonra, Amerikan iç savaşı sırasında, merkezî hükümet tarafından empoze edilen kâğıt paranın (Continental bills) zorunlu geçerliği ve, ensonu, Fransız devriminin kâğıt paralarından (assignats) edinilen daha büyük bir ölçüde deneyimdi. O çağın İngiliz yazarlarının çoğunluğu, bambaşka yasaların yönettiği banknot dolaşımını, değer alâmetleri ya da zorunlu geçerliği olan devlet kâğıt paraları dolaşımı ile karıştırdılar ve bu zorunlu geçerliği olan dolaşım olaylarım, madenî dolaşımın yasalarıyla açıklamayı iddia ederler, oysa, tersine, asıl birinci dolaşım olaylarından sonuç olarak çıkardıkları, bu son madenî dolaşımın yasalarıdır. Ricardo’nun yapıtı, fikirlerini daha kesin bir şekilde ifade ettiği ve kendinden önce gelenlerin yapıtını özetlediği ve, aynı zamanda, onun para teorisine verdiği biçim, şimdiye kadar bütün İngiliz banka mevzuatına hükmettiği için, doğrudan doğruya Ricardo’ya gelmek üzere, 1800-1809 döneminin pek çok yazarlarının hepsini geçiyoruz. Kendinden öncekiler gibi Ricardo da, banknotlar dolaşımını ya da kredi parası dolaşımım, basit değer alâmetleri dolaşımı ile karıştırır, Ricardo’ya [sayfa 217] kendini zorla kabul ettiren olgu, kâğıt paranın değerinin düşmesi ve, bununla zamandaş olarak, meta fiyatlarının yükselmesi olgusudur. Hume’a göre Amerikan madenleri ne idiyse, Ricardo’ya göre de Threadnedle Sokağındaki kâğıt para matbaası makineleri aynı şeydir, ve bir yerde, kendisi, bu iki etkeni kesin olarak özdeşleştiriyor. Ricardo’nun, yalnız para sorununu ele alan ilk yazıları, bakanların ve savaş taraftarlarının desteklediği İngiltere Bankası ile, parlamento muhalefetinin, liberal parti üyelerinin ve barış taraftarlarının çevresinde toplandıkları İngiltere Bankasının muhasımlarını karşı karşıya getiren en şiddetli polemiğin cereyan ettiği sırada yayınlanıyor. Bu yazılar, Ricardo’nun fikirlerinin benimsenip kabul edildiği 1810 Buillion komitesinin192* ünlü raporunun ön habercileri gibi görülmüşlerdir.193 Paranın ancak basit bir değer alâmeti olduğunu ilân eden Ricardo ve onu tutanların bullionist194** diye adlandırılmaları gibi garip bir olay, yalnız bu komitenin adından değil, aynı zamanda, komitenin öğretisinin içeriğinden de ileri gelmektedir. Ricardo, ekonomi politik üzerine yapıtında aynı fikirleri yineliyor ve geliştiriyor, ama hiç bir yerde, değişim-değerinin, kârın, rantın vb. içeriğini incelemediği gibi, kendi niteliği gereği olarak paranın içeriğini de incelememiştir.
      Ricardo, her şeyden önce, altının ve gümüşün değerini, bütün öteki metaların değerleri gibi, onların içinde maddileşmiş emek-zamanı miktarı ile belirliyor.195 Bütün öteki metaların değerleri, değerleri belli metalar olarak, bu iki [sayfa 218] madende ölçülmektedir.196 Buna göre bir ülkenin dolaşım araçlarının miktarı, bir yandan paranın ölçü biriminin değeriyle, bir yandan da metaların değişim-değerlerinin toplamı ile belirlenmektedir. Bu dolaşım araçları miktarı, ödeme tarzı ekonomisiyle değişmektedir.197 Böylece belli değerdeki bir paranın ne miktarda dolaşımda bulunabileceği belirlenmektedir; bu paranın dolaşım içindeki değeri, ancak miktarda kendini ortaya koyduğuna göre, bu paranın basit değer alâmetleri, paranın değeriyle belirlenmiş bir oran dahilinde dolaşıma konulmuş olmak şartıyla, dolaşımda paranın yerini alabilirler ve denilebilir ki: “Dolaşan para, özellikle temsil etmek istediği altının değeri ile aynı değere sahip olan kâğıt paradan ibaret olduğu zaman en eksiksiz, en yetkin durumundadır.”198
      Demek ki, buraya kadar, Ricardo, paranın değeri belli’ varsayılmak üzere, dolaşım araçlarının miktarını, metaların fiyatları ile belirliyor ve değer alâmeti olarak para, ona göre Hume’da olduğu gibi, metaların değersiz bir temsilcisi değil, belirli bir altın miktarının alâmetidir.
      Ricardo, karşı görüşü kabul etmek üzere kendi açıklamasının düzenli ilerleyişini birdenbire durdurduğu zaman, derhal değerli madenlerin uluslararası dolaşımına doğru yöneliyor ve soruna, kendisine yabancı olan görüşleri de katarak, onu karıştırıyor, anlaşılmaz hale getiriyor. Kendi düşüncesinin öz, içten gelme ifadesini ararken, ilkönce bütün ikincil sorunları konu dışı sayacağız ve öyleyse, altın ve gümüş madenlerini, değerli madenlerin para olarak dolaştıkları [sayfa 219] ülkenin içerisine yerleştireceğiz. Ricardo’nun önceki açıklamasından çıkan tek önerme, altının değeri belli olmak üzere, dolaşımdaki paranın miktarı, metaların fiyatlarıyla belirlenir, önermesidir. Demek ki, belli bir anda, bir ülkede dolaşan altın kitlesi, yalnızca dolaşımdaki metaların değişim-değeriyle belirlenir. O halde, diyelim ki, ister eski değişim-değerlerindeki metalar daha az üretildiği için, ister emeğin üretici gücünde bir artma sonucu aynı meta kitlesinin değişim-değeri azalmış olduğu için olsun, bu değişim-değerleri tutarı azalıyor. Ya da tersine, kabul edelim ki, üretim masrafları aynı kalmak üzere, metalar kitlesi arttığı için, ya da ister bu aynı metalar kitlesinin, ister daha küçük bir metalar kitlesinin, emeğin üretici gücünün azalması sonucunda değeri çoğaldığı için, değişim-değerlerinin tutarı artıyor. Bu iki durumda, da dolaşan madenin belli miktarı ne olur? Eğer altın, yalnızca dolaşım aracı olarak dolaşımda bulunduğu için para ise, değere altın, dolaşımda, devlet tarafından çıkartılan zorunlu geçerliği olan kâğıt para olarak kalmaya mecbursa (ki Ricardo’nun düşündüğü budur), o zaman, birinci durumda, dolaşımdaki paranın miktarında, madenin değişim-değerine oranla aşırı bir bolluk olacaktır, ikinci durumda ise dolaşımdaki para miktarı normal düzeyinin altında bulunacaktır. Şu halde, her ne kadar altın kendine özgü bir değere sahipse de, birinci durumda, kendi öz değerinin altında bir değişim-değerindeki madenin alâmeti haline gelir, ikinci durumda ise daha yüksek değerli bir madenin alâmeti olur. Altın, değer alâmeti olarak, kendi gerçek değerinin, birinci durumda altında, ikinci durumda ise üstünde olacaktır (zorunlu geçerliği olan kâğıt paradan hareketle tümdengelim yoluyla varılmış bir sonuç daha). Bu, birinci durumda metalar, sanki altından daha düşük değerli bir madenle değerlendirilmişler gibi, ikinci durumda ise daha üstün değerli bir madenle değerlendirilmişler gibi bir şey olurdu. O halde, meta fiyatları, birinci durumda yükselir, ikinci durumda ise [sayfa 220] düşerdi. Her iki durumda da, meta fiyatlarının hareketi, yani yükselmeleri ya da alçalmaları, ister kendi öz değerine karşılık olan düzeyin üstünde, ister altında dolaşan altın kitlesinin, yani altının kendi öz değeri ile dolaştırılmaları gereken metaların değeri arasındaki oranla belirlenen normal altın miktarının göreli199* olarak genişlemesinin ya da daralmasının sonucu olurdu.
      Dolaşımdaki meta fiyatlarının toplamı aynı kaldığı halde, dolaşımdaki altın kitlesi, dolaşımda yıpranan altın sikkelerinin yerini bu yıpranmaya karşılık madenlerden gelen yeni bir altın üretiminin almamasıyla, gereken düzeyin altında kalsaydı, ya da madenlerden gelme katkının dolaşımın gereksinmelerini asmasıyla gerekli düzeyin üstünde olsaydı, aynı süreç meydana gelmiş olurdu.
      Özetleyelim., Metaların değişim-değeri belli olmak üzere, paranın miktarı, paranın madenî öz değeriyle belirlendiği zaman, dolaşımdaki para normal düzeydedir, dolaşımdaki para, şu durumda aşırı ölçüde bol sayılır: altın kendi öz madenî değerinin altına düşer ve meta fiyatları yükselir, çünkü metaların değişim-değerleri toplamı azalır ya da madenlerden gelen altın katkısı fazla gelir. Dolaşımdaki para, gerekli düzeyinin altına iner, altın kendi öz madenî değerinin üstüne çıkar ve meta fiyatları düşer, çünkü meta kitlesinin değişim-değerleri toplamı artar ya da madenlerden gelen altının katkısı, aşınma ile zayi olmuş altın kitlesini telâfi etmez. Her iki durumda da, dolaşan altın, gerçekten sahip olduğu değerden daha büyük ya da daha küçük bir değerin alâmetidir. Altın, kendi kendinin yüksek takdir edilmiş ya da düşük takdir edilmiş bir alâmeti haline gelebilir. Metalar, genel olarak paranın bu yeni değeriyle takdir edilince ve metaların genel fiyatları, orantılı olarak yükselince ya da alçalınca, dolaşımdaki altın miktarı yeniden [sayfa 221] dolaşımın gereksinmelerine uygun düşerdi (Ricardo’nun özel bir zevkle belirttiği sonuç), ama altın miktarı değerli madenlerin üretim masrafları ile ve bunun sonucu olarak da değerli madenlerin meta olarak öteki metalarla olan ilişkisi ile çelişkili bir duruma girerdi. Ricardo’nun genellikle değişim-değerleri teorisine uygun olarak altının kendi değişim-değerinin, yani içerdiği emek-zamanı ile belirlenen değerinin üstüne yükselişi, altın arzındaki artış, onu yeniden gerekli değer hacmine indirinceye kadar altın üretiminde bir artışa neden olurdu. Ve tersine altının kendi değerinin aşağısına düşmesi, altın yeniden gerekli değerine yükselinceye kadar altın üretiminde bir azalma meydana getirirdi. Bu ters yönlü hareketler, altının madenî değeri ile dolaşım aracı olarak değeri arasındaki çelişkiyi ortadan kaldırır, dolaşımdaki altın kitlesinde gerekli bir düzey kurulur ve tacirler arası fiyatların yüksekliği, yeniden değerler ölçüsüne yanıt verirdi. Dolaşan altının değerinde bu dalgalanmalar, külçe halindeki altını da etkisiz bırakmazdı, çünkü lüks eşyası için kullanılmayan altının tümünün, dolaşımda olduğu varsayılmalıdır. Altının kendisi, ister sikkeler halinde olsun, isterse külçe halinde olsun, kendi öz değerinden yüksek ya da düşük bir madenî değerin alâmeti olabildiğine göre kendiliğinden anlaşılır ki, dolaşımda bulunabilecek tahvil edilebilir banknotlar da aynı kaderi paylaşacaklardır. Her ne kadar banknotlar tahvil edilebilir iseler de ve her ne kadar gerçek değerleri onların [para olarak] adlarındaki değerlerine tekabül ederse de, dolaşan paranın, altın ve banknot, tüm kitlesi (the aggregate currency consisting of metal and of convertible notes), yukarda açıklanmış nedenlerle, onların tüm miktarının, dolaşımdaki metaların değişim-değeriyle ve altının maden değeriyle belirlenen düzeyin üstüne yükselişine ya da aşağısına düşüşüne göre daha yüksek ya da daha düşük olarak takdir edilebilir. Bu bakımdan, tahvil edilemeyen kâğıt paranın, tahvil edilebilir kâğıt paraya göre, çifte [sayfa 222] devalüasyona uğrayabilmesinden başka bir üstünlüğü yoktur. Bu kâğıt para, çok fazla miktarda emisyon yoluyla dolaşıma sürüldüğü için, ya da temsil ettiği maden kendi öz değerinin altına düştüğü için, temsil ettiği kabul edilen madenin değerinin altına düşebilir. Kâğıdın altın karşısındaki değerden düşüşü değil, ama altın ve kâğıdın her ikisinin birlikte değerden düşmesi ya da bir ülkenin dolaşım araçlarının tüm kitlesinin değerden düşüşü, Ricardo’nun en belli-başlı buluşlarından biri, Lord Overstone ve Ort.’nın, kendi özel kullanımları için kendilerine mal ettikleri ve Sir Robert Peel adını taşıyan bankalar hakkındaki 1844 ve 1845 yasalarının temel ilkesi yaptıkları bir buluşudur.
      Tanıtlanması gereken, metaların fiyatlarının ya da altının değerinin dolaşımdaki altın kitlesine tâbi bulunduğu idi. Bir şeyi tanıtlamak için, ilkönce tanıtlanacak olan şeyin konması gerekir, yani önce para hizmeti gören değerli madenlerin tüm miktarının, madenin kendi iç değeri ile ilişkisi ne olursa olsun, zorunlu olarak dolaşım aracı, sikke ve bu yüzden de, değerlerinin tüm toplamı ne olursa olsun dolaşımdaki metalar için değer alâmeti haline geldiğini koymak gerekir. Başka bir deyişle kanıtlama, paranın, dolaşım aracı görevinin dışında [yerine getirdiği] bütün öteki görevlerinden tecrit edilmesinden ibarettir.200* Örneğin, Ricardo, Bosanquet ile polemiğinde olduğu gibi pek fazla sıkıştığı zaman, değer alâmetlerinin, miktarı yüzünden değerden düşmeleri olgusundan yakasını kurtaramayınca, kurtuluş çaresini, dogmatik bir iddiaya sığınmakta bulur.201
      Eğer Ricardo bu teoriyi, bizim yaptığımız gibi, sorunun kendisinden sapmaya neden olan somut gerçekleri ve [sayfa 223] olayları araya sokmaksızın soyut bir biçimde sunmuş olsaydı, teorinin boşluğu göze çarpıcı bir biçimde ortaya çıkmış olacaktı. Ama o, bütün gelişmeyi uluslararası bir boyaya sıvar. Bununla birlikte, kabul edilen ölçünün görünüşteki büyüklüsünün, temel fikirlerin küçüklüğünden hiç bir şeyi değiştirmediğini göstermek pek kolay olacaktır.
      Demek ki, birinci önerme şuydu: dolaşan madenî para miktarı, dolaşımdaki metaların kendi madenî değeriyle takdir edilen değerler toplamı tarafından belirlendiği zaman, bu miktar normaldir. Bu, uluslararası planda, şu biçimde ifadesini bulacaktır: dolaşımın normal durumunda, her ülke, kendi zenginliğine ve kendi sanayiine uygun düşen bir para kitlesine sahiptir. Para, kendi gerçek değerine ya da kendi üretim masraflarına uygun düşen bir değerle dolaşımda bulunur; yani para, bütün ülkelerde aynı değere sahiptir.202 Demek ki, hiç bir zaman bir ülkeden para ihraç edilemeyecek, hiç bir zaman başka bir ülkeye de para ithal edilmeyecekti.203 Şu halde çeşitli ülkelerin currency’leri (dolaşımdaki tüm para kitleleri) arasında bir denge kurulacaktı. Ulusal currency’nin gerekli204* düzeyi, o halde, currency’lerin uluslararası dengesi biçiminde ifadesini bulur ki, bu da, gerçekte, şundan başka bir şey demek değildir: milliyet genel ekonomik yasada hiç bir değişiklik yapmaz. İşte gene, daha önceki cansıkıcı hususla karşılaşıyoruz. Gerekli düzey nasıl bozulur? Bu da, şimdi, şu terimlerle ifade edilir: currency’lerin uluslararası dengesi nasıl bozulur? ya da para bütün ülkelerde aynı değere sahip olmaktan nasıl çıkar? ya da ensonu, nasıl olur da, para, her ülkede kendi öz değerine sahip olmaktan çıkar? Nasıl ki, daha önce, metaların değer toplamı aynı kalmak üzere, dolaşan altın kitlesi çoğaldığı ya [sayfa 224] da azaldığı için, ya da metaların değişim-değerleri arttığı ya da azaldığı halde dolaşımdaki para miktarı aynı Kaldığı için, gerekli* düzey bozuluyor idiyse, aynı biçimde, şimdi de bir ülkede mevcut olan altın kitlesi, bu ülkedeki yeni205 madenlerin bulunuşu sonunda arttığı için, ya da özel bir ülkede dolaşımdaki değişim değerlerinin toplamı artmış ya da eksilmiş olduğu için, bizzat madenin değeriyle belirlenen uluslararası düzey bozulur. Eskiden currency’de daralma ya da genişleme meydana getirme zorunluluğuna ve metaların fiyatlarını mukabil ölçü içinde düşürme ya da yükseltme zorunluluğuna göre, değerli madenlerin üretimi azalıyor ya da artıyor idiyse, şimdi, aynı sonucu doğuran şey, bir ülkeden başka bir ülkeye ihracat ya da ithalâttır. Fiyatlar yükselecek ve altının değeri, dolaşımda meydana gelen bir kabarma sonucunda, kendi madenî değerinin altına düşecek olan bir ülkede, altın, öteki ülkelere oranla devalüe olmuş olacaktır ve sonuç olarak, o ülkede, öteki ülkelere oranla meta fiyatlarında yükselme olacaktır. O halde altın ihraç edilecek ve emtia ithal edilecektir. Ve vice versa. Önceleri, maden ile meta arasında doğru bir değer oranı yeniden kuruluncaya kadar devam eden altın üretimi idi; şimdi ise uluslararası currency’ler arasında yeniden denge kuruluncaya kadar devam edecek olan ithalât ve ihracat ve bunlarla birlikte meta fiyatlarında yükselme ya da düşme olacaktır. Nasıl ki, birinci durumda, yalnızca altının kendi değerinin altında ya da üstünde oluşundan ötürü altın üretimi azalıyor ya da çoğalıyor idiyse, aynı biçimde, bu, altının uluslararası göçünü teşvik eden tek neden olacaktır. Nasıl ki, birinci durumda, altın üretiminde her değişiklik, dolaşımdaki maden miktarını ve onunla birlikte fiyatları da etkileyecekse, aynı biçimde, şimdi, ithalât ve ihracatı etkileyecektir. Altının ve metaın göreli değeri ya da dolaşım araçlarının normal miktarı [sayfa 225] kurulur kurulmaz, yalnız, kullanılmaz hale gelen sikkelerin yerine yenilerinin konmasını sağlamak için ve lüks sanayiin gereksinmeleri için gerekenin dışında, birinci durumda üretim, ikinci durumda ise ihracat ve ithalât duracaktır. Bundan şu sonuç çıkar: “emtia eşdeğeri olarak altın ihraç etme eğilimi ya da elverişli olmayan ticari bir bilanço, her zaman yalnızca dolaşım araçlarının aşırı bolluğundan ileri gelebilir.”206
      Altının girişlerine ya da çıkışlarına neden olan şey, her zaman, yalnızca dolaşım araçları kitlesinin gerekli düzeyinin üstünde ya da altında genişlemesi ya da daralması sonunda meydana gelen madenin dış değerinin düşürülmesi (dévaluation) ya da yükseltilmesi (surévaluation) olacaktır.207 Diğer sonuç: ancak altının miktarı kendi gerekli düzeyinin üstünde ya da altında olduğu için, altın, kendi madenî değerinin: üstünde ya da altında takdir edildiği için, ve buna göre meta fiyatları fazla yüksek ya da fazla düşük olduğu için, yalnız bu nedenlerle, birinci durumda altın üretimi arttığı ya da azaldığından, ikinci durumda ise altın ihraç ya da ithal edildiğinden, bu hareketin herbiri, dolaşan paranın genişlemesi ya da daralmasıyla fiyatları, gerçek düzeyine, birinci durumda altının değeri ile metaın değeri arasındaki düzeye, ikinci durumda currency’lerin uluslararası düzeyine geri getirerek düzeltici görevini yerine getiriyorlar.208 Başka bir deyişle: para, ancak her ülkede sikke halinde dolağımda bulunduğu ölçüde, çeşitli ülkelerde dolaşır. Para, sikkeden başka bir şey değildir ve bir ülkede mevcut olan altın miktarı, demek ki, zorunlu olarak dolaşıma girmelidir ve demek ki, kendi kendinin değer alâmeti olarak kendi değerinin üstüne çıkabilir, altına düşebilir. Ve işte böylece bu [sayfa 226] uluslararası karmaşıklıktan dolanarak bir engelle karşılaşmadan, gene hareket ettiğimiz basit dogmaya varıyoruz.
      Ricardo’nun, gerçek olayları, kendi soyut teorisi doğrultusunda düzene sokmak için209* onları nasıl zorladığını birkaç örnek gösterecektir. Örneğin, İngiltere’de, 1800-1820 döneminde sık sık görülen kötü ürün alma zamanlarında, buğdaya gereksinme olduğu ve altın da para olduğu ve o halde dünya pazarı üzerinde her zaman etkili210** bir satınalma ve ödeme aracı olduğu için değil de, altının kendi değerinin başka metalara oranla düşük oluşundan dolayı ve sonuç olarak kötü ürün alınan ülkenin currency’sinin, öteki ulusal currency’lere oranla düşük değerli oluşundan dolayı, altın ihraç edildiğini ileri sürer. Böylece, kötü ürün alınması, dolaşımdaki metalar kitlesini azaltacağı için, paranın dolaşan belli miktarı da, normal düzeyi aşacaktır ve, sonuç olarak, bütün meta fiyatları yükselmiş olacaktır.211 Bu paradoksal yoruma karşılık, istatistikler, 1793’ten en yakın zamanlara kadar, İngiltere’de, kötü ürün alındığı dönemlerde, mevcut dolaşım araçları miktarında fazla bolluk değil, bir kıtlık olduğunu ve, bunun sonucu olarak da, paranın eskiye oranla [sayfa 227] daha çok dolaştığını ve zorunlu olarak daha çok dolaşması gerektiğini de göstermiştir.212
      Ricardo, gene, Napoléon zamanının Avrupa kıtası ablukası döneminde, İngiltere’yi abluka kararnameleri zamanında, İngilizlerin, kendi paraları, kıta ülkelerinin paralarına oranla daha düşük değerli olduğu için, kıtaya meta yerine altın ihraç ettiklerini, bu yüzden İngiliz metalarının daha yüksek fiyatta olduklarını ve böylece meta yerine altın ihraç etmenin daha kârlı ticari bir spekülasyon olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre, İngiltere, Kıta üzerinde, metalar ucuz, para pahalı olduğu sırada, metaların pahalı ve paranın ucuz olduğu bir pazardı.
      “Gerçek şu ki, diyor bir İngiliz yazarı, son altı savaş yılı sırasında, Kıta ablukası, bizim mamul eşyamıza ve sömürge ürünlerimize yıkıcı ucuz fiyatı zorla kabul ettirmişti. örneğin Kıta üzerinde altın olarak takdir edilen şeker ve kahvenin fiyatları, banknot olarak takdir edilen İngiltere’deki fiyatlarından dört-beş kere daha yüksekti. Bu dönem, İngiliz çiftçileri, öküzlerini semirtmek için’ şurupla melası denerlerken, Fransız kimyacılarının, pancar şekerini buldukları ve kahve yerine hindiba kökü tozu kullandıkları dönemdi; İngiltere’nin, Avrupa’nın kuzeyine doğru kaçakçılığı kolaylaştırmak için bir meta deposu kurmak üzere Heligoland’a elkoyduğu, İngiliz imali hafif malların, Türkiye’den geçerek Almanya’ya girmeye çalıştığı dönemdi. ... Hemen hemen dünyanın bütün metaları, bizim antrepolarımızda birikmişti ve orada bir kenara atılmış duruyordu, yalnız, Hamburg ve Amsterdam tacirlerinin Napoléon’a, karşılığında 40-50 bin sterlin gibi bir meblağ ödedikleri bir Fransız lisansı, bu metaların küçük bir kısmını serbest bırakıyordu. Bir yük metanı pahalı pazardan ucuz pazara taşınması izni karşılığında [sayfa 228] böyle meblağlar ödemek için, bunların pek garip tacirler olmaları gerekirdi. Tüccar, nasıl bir seçmeyle karşı karşıyaydı? Ya banknot olarak 6 peniye kahve satınalmak ve bu kahveyi, livresini derhal 3 ya da 4 altın şiline satabileceği bir yere sevketmek, ya da onsu 5 sterlin üzerinden banknot la altın almak ve onu, 3 sterlin 17 şilin 10½ peni takdir edilen bir yere göndermek. Şu halde, daha kârlı bir ticari işlem görüldüğü için, kahve yerine altın tercih ediliyordu demek saçma bir şey olur. ... O sırada, istenen her metaın İngiltere’de olduğu kadar büyük miktarda temin edilebileceği başka bir ülke yoktu dünyada. Bonaparte, her gün, İngiltere’de carî olan fiyatları ‘büyük bir dikkatle inceliyordu, İngiltere’de altının pahalı, kahvenin ise ucuz olduğunu saptadığı sürece, kurmuş olduğu Kıta ablukasının etkilerinden memnun göründü.”213
      Tam Ricardo’nun kendi para teorisini ilk defa açıkladığı ve Bullion Komitesinin Ricardo’nun teorisini kendi parlamento raporuna kattığı dönemde, 1810’da, bütün İngiliz metalarının fiyatlarında, 1808 ve 1809’a oranla yıkıcı bir çöküntü meydana geldi, oysa altın214* değerinde göreli bir yükselme vardı. Tarım ürünleri istisna teşkil ediyorlardı, çünkü onların dışardan ithal edilmeleri, bazı güçlüklerle karşılaşıyordu ve kötü ürün alınması dolayısıyla, içerde kullanılabilen miktar çok azdı.215 Ricardo, uluslararası ödeme aracı olarak değerli madenlerin rolü üzerinde, baştan aşağı, öylesine yanılıyordu ki, Lordlar Kamarası komisyonuna verdiği raporda (1819), “ihracat yüzünden altın kayıplarının, ödemelerin yeniden madenî parayla yapılmasına başlanınca ve para dolaşımı kendi madenî düzeyine ulaştırılınca duracağım” ilân edebiliyordu. Ricardo, kehanetini yalanlayan 1825 bunalımının patlak vermesinden hemen önce, tam zamanında [sayfa 229] öldü. Ricardo’nun yazarlığa başladığı dönem, zaten değerli madenlerin evrensel para görevlerindeki rollerini müşahede etmeye elverişli bir dönem değildi. Kıta ablukasından önce, ticari denge, hemen hemen her zaman İngiltere’nin lehindeydi ve, abluka sürdüğü sürece216** Avrupa kıtasıyla alışverişler, İngiliz kambiyo kurunu etkileyemeyecek kadar önemsiz oldu. Gümüş sevkiyatı, esas olarak siyasî nitelikteydi, ve Ricardo, İngiliz altınının ihracatında para yardımlarının oynadığı rolü, hiç de anlayamamışa benzer.217
      Ricardo’nun çağdaşları arasında onun ekonomi politiğinin ilkelerini savunan okulu kurmuş olanların en önemlisi James Mill idi. Ricardo’nun anlayışının kısırlığı arkasında sakladığı gereksiz uluslararası karmaşık sorunlara başvurma zorunluluğunu duymadan ve İngiltere Bankasının işlemleri konusunda hiç bir polemik endişesi taşımaksızın Ricardo’nun para teorisini basit madenî dolaşım temeline dayanarak açıklamaya çalışmıştır. Onun bellibaşlı tezleri şunlardır:218
      “Burada, paranın değerinden, paranın başka metalarla ne oranda değişildiğini ya da başka şeylerin belli bir miktarı karşılığında değişilmek üzere verilen para miktarını anlıyoruz. [Bu oran] bir ülkede mevcut paranın tüm miktarı [ile belirlenir]. ... Varsayalım ki, bir ülkenin bütün metaları bir yanda ve bütün parası da öbür yanda toplanmış olsun ve bu iki kitle birbirleriyle değişilsinler: besbelli ki metaların bütününün onda-biri, yüzde-biri ya da bambaşka bir bölümü, paranın bütününün onun karşılığı olan bir bölümüyle değişilecektir, ve bu bölüm, ülkede mevcut paranın tümünün büyük ya da küçük oluşuna göre, büyük ya da küçük bir miktar olacaktır. ... Durumun, eşyanın gerçek durumunda da tastamam aynı olduğu görülecektir. Metalar, parça parça ve çok [sayfa 230] kez çok küçük parçalar halinde değişilirler ve bu değişimler, yıl boyunca, çeşitli zamanlarda yapılır. Bugün bir değişimde iş görmüş olan aynı bir para sikkesi, yarın başka bir değişimde hizmet edebilir. Paranın bir kısmı pek çok sayıda değişimi gerçekleştirmek için kullanılacak, başka bir kısmı, sayısı çok az olan değişimlerde kullanılacak, ensonu bir başka kısmı ise bir yerde yığılacak ve hiç bir değişimde hizmet görmeyecektir. Bu değişik durumlar arasında, bu paraların hepsi, eşit miktarda değişime uğradıkları takdirde, tek tek herbir paranın kullanılacağı değişimlerin sayısına dayanan bir ortalama rayiç bulunacaktır. Bu rayici, beğendiğimiz bir sayı varsayarak saptayalım, örneğin 10 diyelim. Eğer ülkede bulunan sikkenin herbiri, 10 satın almada hizmet etmişse, bu, sanki sikkelerin tüm sayısının on katına çıkmış olması ve herbirinin ancak bir tek satın almada hizmet etmiş olması gibidir. Ülkenin bütün metalarının değeri, bu durumda, bütün paranın değerinin on katına eşittir, vb. ... Eğer [tersine] her sikkenin yıl içinde 10 değişimde bulunması yerine paranın tüm kitlesi on katına çıkmış olsaydı ve yalnız bir tek değişimde bulunsaydı, besbelli ki, bu kitlede meydana getirilecek her artış, bu kitlenin ayrı ayrı ele alınmış kısımlarının herbirinin değerinde ötekileriyle orantılı bir azalmaya neden olacaktı. Bütün paranın karşılığında değişilebileceği metalar kitlesinin aynı kaldığı varsayıldığına göre, paranın tüm kitlesinin değeri, miktar artırıldıktan sonra da eskisinden daha büyük değildir. Eğer miktarın onda-bir oranında artırıldığı varsayılırsa, bölümlerinin herbirinin örneğin bir onsun değerinin onda-bir oranında azalmış bulunması gerekir. ... Şu halde, paranın tüm kitlesindeki artış ya da azalış derecesi ne olursa olsun, öteki şeylerin miktarı aynı kalmak üzere, bu tüm kitlelerinin ve bölümlerinin herbirinin değeri, karşılıklı olarak orantılı bir artma ve azalma kaydeder. Bu önermenin mutlak bir gerdek olduğu açıktır. Para değeri her ne zaman bir yükselme ya da bir [sayfa 231] alçalma gösterirse, paranın karşılık olarak değişebileceği metaların miktarı ve dolaşım hareketi aynı kaldığına göre, bu değişik durumun ancak paranın miktarında bir artma ya da eksilme gibi bir nedeni olmuş olmalıdır ve bu değişiklik, başka hiç bir nedene bağlanamaz. Paranın tümü aynı kaldığı sırada metalar kitlesi eksilirse, bu, tıpkı paranın tümü artmış gibi olur, ve bu hareket karşılıklıdır. Dolaşım hareketindeki bütün bozukluğun sonucu benzer değişikliklerdir. ... Bu satın almaların sayısındaki bütün artış, paranın tümündeki bir artışın meydana getirdiği aynı sonucu meydana getirir; bu sayının eksilmesi ise karşıt bir etki meydana getirir. ... Yıllık ürünün örneğin üreticilerin tükettikleri gibi hiç bir biçimde değişime uğramamış bir bölümü varsa ... bu bölüm, hesaba katılmamalıdır, çünkü, parayla değişilmeyen şey, paraya göre sanki hiç mevcut değilmiş gibidir. ... Böylece para miktarında serbestçe artma ya da azalmanın yer alabildiği her defasında bu [bir ülkede bulunan paranın tüm] miktarı, madenin değeriyle düzenlenir. ... Altın ve gümüş gerçekte metadırlar. ... O halde üretim masrafları [herbirinin içlerinde bulundurdukları belli bir emek niceliği], bütün öteki ürünlerin değerleri gibi altın ve gümüşün de değerlerini düzenleyen şeydir.”219
      Mill’in bütün kavrayışı, saçma olduğu kadar keyfî olan bir sürü varsayımdan ibarettir. O, meta fiyatlarının ya da para değerinin “bir ülkede mevcut olan paranın tüm miktarı tarafından” belirlendiğini tanıtlamak ister. Eğer, dolaşımdaki metaların kitlesinin ve değişim-değerinin tıpkı dolaşım hızı gibi, tıpkı değerli madenlerin üretim masraflarıyla belirlenen değeri gibi aynı kaldıkları varsayılırsa ve gene, aynı zamanda, buna karşın, dolaşan madenî para miktarının, ülkede mevcut para kitlesiyle orantılı olarak artmış ya da eksilmiş olduğu varsayılırsa, gerçekten de tanıtlanması ileri sürülen şeyin varsayılmış olduğu “apaçık” belli olur. [sayfa 232] Mill, belli değişim-değerindeki metalara değil, ama kullanım-değerlerine dolaşım yaptırarak, Hume’un düşmüş olduğu hataya düşer ve bunun içindir ki, onun önermesi, bütün “varsayımları” kabul edilse bile, gene de yanlış olur. Dolaşım hızı, tıpkı değerli madenlerin değeri gibi, tıpkı dolaşımdaki metaların miktarı gibi pekâlâ aynı kalabilir, bununla birlikte, değişim-değerlerindeki değişiklikle onların dolaşımı, kimi daha yüksek bir para kitlesi, kimi de daha düşük bir para kitlesi gerektirir. Mill, ülkede mevcut olan paranın bir kısmı dolaşımda bulunurken öteki kısmının duraklama halinde olduğu gerçeğini iyi görmüştür. Son derece gülünç bir ortalamalar hesabına başvurarak, aslında, her ne kadar gerçek başka türlü görünüyorsa da, bir ülkede bulunan bütün paranın dolaştığını varsayar. Sayınız ki, bir ülkede, 10 milyon gümüş taler, bir yılda iki devir yapıyor; o halde, eğer her taler yalnız bir satınalma işi görecek olsa, 20 milyon dolaşabilecektir. Ve eğer ülkede bütün biçimleriyle mevcut olan paranın tüm toplamı 100 milyon talere yükselirse, her sikke bir satınalma gerçekleştirirse, 100 milyonun, beş yılda dolaşım yapabileceği varsayılabilir. Keza, dünyanın bütün parasının Hamstead’da dolaşım yaptığı ancak onun kesirlerinin herbirinin, örneğin bir yılda üç tur yerine 3 milyon yılda ancak bir tek tur yaptığı da varsayılabilir. Meta fiyatlarının toplamı ile dolaşım araçlarının miktarı arasındaki ilişkiyi belirlemek bakımından, birinci varsayım da, ikincisi kadar önemlidir. Mill, kendisine göre, metaları dolaşımda bulunan para miktarı ile değil de, bir ülkenin ayrı ayrı her durumda yararlanabildiği paranın tüm miktarı ile dolaysız bir ilişki içine koymanın kesin bir önemi olduğunu hissetmektedir. O, bir ülkenin metalarının tüm kitlesinin, parasının tüm kitlesiyle “bir kezde” değişmediğini, ve bu metalar kitlesinin çeşitli bölümlerinin, yılın başka başka zamanlarında, para kitlesinin çeşitli bölümlerine karşı değinildiğini kabul ediyor. Bu anomaliyi elimine etmek için de, [sayfa 233] onu yok sayıyor. Bütün bu, metaların para ile doğrudan karşı karşıya getirilmeleri ve onların aracısız değişimi anlayışı, zaten soyut bir muhakeme yoluyla, basit alım ve satımlar hareketinden ya da paranın satınalma aracı olarak yerine getirdiği işlevden çıkarılmıştır. Paranın ödeme aracı olarak hareketinde, meta ile paranın bu aynı zamanda ortaya çıkışlarının artık izi kalmamıştır.
      19. yüzyıl boyunca meydana gelen ticari bunalımlar, özellikle 1825 ve 1836 büyük bunalımları, Ricardo’nun para teorisinin gelişmesine değil, ama yeni bir uygulamasına meydan verdiler. Artık, Hume’da görülen 16. ve 17. yüzyıllarda değerli madenlerin değerden düşmeleri gibi, ya da Ricardo’da görülen 18. yüzyıl boyunca ve 19. yüzyılın başında kâğıt paranın değerinin düşmesi gibi tecrit edilmiş ayrı ayrı ekonomik olaylar sözkonusu değildi, şimdi burjuva üretim sürecinin bütün öğeleri arasında bir çatışmanın patlak verdiği, ve kökeni ve çaresi bu sürecin en sathî, en soyut alanında, para dolaşımı alanında aranan dünya pazarının büyük fırtınaları sözkonusuydu. Bu iktisadi meteoroloji virtüozları okulunun hareket noktasını teşkil eden salt teorik postulat, gerçekte, Ricardo’nun salt madenî dolaşım yasalarını bulmasına neden olan dogmaya varmaktadır. Bunlara kalan iş, kredi ya da banknot dolaşımını bu yasalara tâbi kılmaktan ibaret idi.
      Ticari bunalımların en genel, en göze görünür olayı, meta fiyatlarının oldukça uzun süreli bir genel yükselişi izleyen anî ve genel düşüşüdür. Meta fiyatlarındaki genel düşme, paranın bütün metalara oranla göreli değerinin yükselmesi gibi ve, tersine, fiyatların genel yükselişi paranın göreli değerinde bir düşme gibi gösterilebilir. Her iki durumda da olayın lafı edilmekte, ama açıklanmamaktadır. Sorunu şöyle koyayım: paranın metalara oranla göreli değerinin genel dönemsel yükselişinin açıklanması, ya da aynı sorunu şu sözlerle formüle edeyim: paranın metalara oranla göreli [sayfa 234] değerinde düşme ve yükselmenin açıklanması, ifade farkı, sorunu, Almancadan İngilizceye çevirisinin yapabileceği değişiklikten daha fazla bir değişiklik meydana getirmez. Demek ki, Ricardo’nun para teorisi, tam zamanında geliyordu, bu teori, aynı fikrin yersiz yinelenmesine bir neden-sonuç ilişkisi görüntüsü kazandırıyordu. Meta fiyatlarının genel dönemsel düşüşü neden ileri gelmektedir? Paranın göreli değerinin dönemsel yükselişinden. Bunun tersine, meta fiyatlarının genel dönemsel yükselişi neden ileri gelmektedir? Paranın değerinde dönemsel bir düşüşten. Aynı biçimde gene doğru sayılması gereken bir ifadeyle denilebilir ki, fiyatların dönemsel yükselişi ve düşüşü, fiyatların dönemsel yükselişi ve düşüşünden ileri gelir. Sorunun kendisi, paranın içkin değeri, yani paranın, değerli madenlerin üretim masraflarıyla belirlenen değeri değişmemiş olarak kaldığı varsayımı içinde konmuştur. Eğer bu bilinen gerçeğin tekrarı böyle bir tekrardan öte bir şey olmak iddiasında ise, en ilkel bilgi ve kavramlardan habersiz olunmasına dayanmaktadır. A’nın B olarak, ölçülen değişim-değeri düştüğü zaman, biliyoruz ki, bu, A’nın değerinde bir düşmeden olduğu kadar, 13’nin değerinde bir yükselmeden de ileri gelebilir. Bunun tersine, A’nın B olarak ölçülen değişim-değeri yükseldiği zaman da, durum aynıdır. Bilinen şeylerin yinelenmesine bir neden-sonuç ilişkisi görünüşü kazandırması bir kere kabul edildikten sonra, geri kalan şey, kolaylıkla bundan çıkarılabilir. Meta fiyatlarının yükselmesi, paranın değerinin düşmesinden ileri gelir, ama paranın değerinin düşmesi, Ricardo’nun bize öğrettiği gibi, dolaşımda bir aşırı bolluktan, yani dolaşan para kitlesinin paranın kendi içkin değeriyle ve metaların içkin değeriyle belirlenen düzeyi aşmasından ileri gelir. Gene aynı biçimde, bunun tersine, metaların fiyatlarının genel düşüşü, kusurlu bir dolaşım sonucunda paranın değerinin kendi içkin değerinin üstüne çıkmasından ileri gelir. Demek ki, dönemsel olarak fazla ya da eksik para dolaşımda bulunduğu [sayfa 235] için, fiyatlar dönemsel olarak yükselirler ya da düşerler. Eğer şimdi fiyatların yükselmesinin para dolaşımında bir azalmaya, fiyatların düşmesinin ise bir artmaya birlikte gittiği sabit olursa, istatistiklerle bunu tanıtlamak mutlak surette olanaksız olmakla birlikte, dolaşımdaki meta kitlesindeki herhangi bir azalma ya da çoğalma sonucu, dolaşımdaki para miktarının mutlak olmasa bile, hiç değilse göreli bir şekilde artmış ya da azalmış olduğu söylenebilir. Gördük ki, Ricardo’ya göre fiyatların bu genel dalgalanmaları, salt madenî bir dolaşımda da aynı derecede zorunlu olarak meydana gelirler, ama ardarda gelişleriyle birbirlerini denkleştirirler: örneğin yetersiz bir dolaşım, meta fiyatlarında bir düşmeye neden olur, meta fiyatlarının düşmesi, metaların yabancı ülkelere ihracına meydan verir, bu ihracat, karşılık olarak, içeriye doğru bir para akını doğurur, ve bu para akını da yeni bir fiyat yükselmesine neden olur. Metaların ithal ve paranın ihraç edildiği çok fazla dolaşım durumunda ise bunun tersi olmaktadır. O halde, mademki, Ricardo’nun anladığı anlamda, madeni dolaşımın mahiyetinden gelen bu genel dalgalanmalara karşın, bu dolaşımın şiddetli ve had biçimi, yani bunalım biçimi, gelişmiş kredi sistemi dönemlerine aittir, madenî dolaşımın yasalarının, banknotların dolaşıma konulmasını şaşmaz bir biçimde ayarlamadıkları açıkça anlaşılır. Madenî dolaşım, derhal sikke biçiminde dolaşıma giren ve akınlarıyla ya da geri çekilişleriyle tacirler arası fiyatları düşüren ya da yükselten değerli madenlerin ithalinde ve ihracında kendine çare bulur. Şimdi meta fiyatları üzerinde aynı etkiyi elde etmek için, bankaların yapay olarak madenî dolaşımın yasalarını taklit etmeleri gerekecektir. Eğer altın dışardan içeriye akın ederse, bu, dolaşımda yetersizlik olduğunun, paranın değerinin fazla yüksek, meta fiyatlarının ise fazla düşük olduğunun bir kanıtıdır ve, bunun sonucu olarak, yeni ithal edilen altında orantılı olarak banknotları dolaşıma koymak gerekir. Bunun tersi [sayfa 236] durumda, ülkeden çıkan altının miktarıyla orantılı olarak, banknotları, dolaşımdan çekmek gerekir. Başka bir deyişle, banknotların dolaşıma sürülüşü, değerli madenlerin ithalât ve ihracatına göre ya da kambiyo kuruna göre düzenlenmelidir. Ricardo’nun, altının220* ancak sikke olduğu ve, sonuç olarak, ithal edilen her altının dolaşan parayı artırdığı, dolayısıyla fiyatları yükselttiği; ihraç edilen her altının sikkeyi azalttığı ve, sonuç olarak, fiyatları düşürdüğü yolundaki yanlış varsayımı, bu teorik varsayım, burada, ayrı ayrı her durumda mevcut olan altın kadar sikkeyi dolaştırmaktan ibaret olan pratik bir deneyim haline gelir. Lord Overstone (bankacı Jones Loyd), albay Torrens, Norman, Clay, Arbuthnot ve İngiltere’de currency principle okulu adı altında tanınan daha pek çok yazar bu öğretiyi yalnızca övmekle kalmadılar. Sir Robert Peel’in 1844 ve 1845 Bank-Acts’ı sayesinde, bu teoriyi, hâlâ yürürlükte olan İngiliz ve İskoç banka mevzuatının temeli yaptılar. En geniş anlamıyla bütün ülke ölçüsünde yapılan deneyimlere göre, onların, pratik planda olduğu gibi teorik plandaki utanılacak fiyaskoları ancak kredi teorisinde açıklamasını bulabilecektir.221 Ama, [sayfa 237] şimdiden görülmektedir ki, akışkan biçimiyle parayı dolabını aracından tecrit eden Ricardo teorisi, değerli madenlerin çoğalma ve azalmalarına, burjuva ekonomisi üzerinde, para sistemi saplantısının hiç bir zaman aklından geçirmediği mutlak bir etki atfetmeye varmaktadır. İşte, kâğıt parayı, paranın en tam, en yetkin biçimi ilân eden Ricardo’nun bullionistlerin peygamberi haline nasıl geldiği.
      Hume’un teorisi ya da para sistemine karşı soyut muhalefet böylece en son vargılarına kadar geliştikten sonra, Thomas Tooke, ensonu, Steuart’ın somut para anlayışını tam olarak yeniden kurdu.222 Tooke ilkelerini, gelişigüzel herhangi bir teoriden çıkarmamakta, ancak 1793-1850 arasındaki tacirler arası fiyatlar tarihinin bilinçli bir biçimde tahlilinden çıkarmaktadır. 1823’te yayımlanan fiyatların tarihinin birinci baskısında, Tooke, hâlâ Ricardo’nun teorisinin tamamıyla tutsağıdır ve olayları, bu teori ile uzlaştırmaya boşuna uğraşır. 1825 bunalımından sonra yayınlanan On the Currency adlı yergi yazısı, daha sonra Overstone’un egemen kıldığı fikirlerin aklıbaşında tutarlı ilk açıklaması bile sayılabilirdi. Fiyatlar tarihi konusundaki araştırmalarının arkasını bırakmaması bununla birlikte, onu, fiyatlarla dolaşım araçları miktarı arasında, teorinin varsaydığı biçimdeki dolaysız bağlantının salt aklın yarattığı bir şey olduğunu dolaşım araçlarının genişleme ve daralmasının, değerli madenlerin değeri aynı kalmak üzere, fiyat dalgalanmalarının her zaman sonucu olduklarını, hiç bir zaman nedeni olmadıklarını, genel olarak, para dolaşımının ancak ikincil bir hareket olduğunu ve paranın, gerçek üretim sürecinde dolaşım aracı biçiminden başka bütün öteki belirli biçimlere de büründüğünü görmek zorunda bıraktı. Onun ayrıntılı araştırmaları, basit madenî dolaşım alanından başka bir alanla ilgilidir ve [sayfa 238] bunları, burada tartışmanın gereği yoktur, nitekim, aynı doğrultuda bulunan Wilson ve Fullarton’un araştırmaları için de aynı şey söylenebilir.223 Bütün bu yazarlar, parayı tek yönüyle kavramazlar, ama önce, çeşitli uğraklarında, ama gene de bu çeşitli evreler arasında ister birbirleriyle olsun, isterse ekonomik kategoriler sisteminin bütünüyle olsun en küçük canlı bir zincirleme bağlantı kurmadan kavrarlar. Onun için, kendilerince dolaşım aracından ayrı tutulan parayı, sermaye ile ya da hatta meta ile her ne kadar, öte yandan, durum elverirse, onları birbirinden ayıran şeyi takdir etmek zorunda kalırlarsa da, gene de karıştırmak hatasını işlerler;224 örneğin, altın dışarıya gönderildiği takdirde, geçekte dışarıya gönderilen sermayedir, ama demir, pamuk, tahıllar, kısaca her meta ihraç edildiğinde de durum aynıdır. Bu da, öteki de sermayedirler şu halde sermaye olarak birbirlerinden farklı değildirler, ama para ve meta olarak birbirlerinden ayrılırlar. Altının uluslararası değişim aracı olarak rolü, demek ki, onun belirli sermaye biçiminin sonucu değil, özel para görevinin sonucudur. Aynı biçimde, altın [sayfa 239] ya da onun yerini tutan banknotlar iç ticarette ödeme aracı olarak görev gördüklerinde aynı zamanda, sermayedirler. Ama meta biçimindeki sermaye, örneğin bunalımların bütün açıklığıyla gösterdikleri gibi, onların yerini tutamaz. İşte bu, gene para olarak altınla, onu bir ödeme aracı yapan sermaye olarak varlık tarzı arasındaki fark değil, meta arasındaki farktır. Ama, sermaye, belli bir meblağı, dışarıya, faizle borç vermek ereğiyle doğrudan doğruya ihraç edildiği zaman meta biçiminde ya da altın biçiminde ihraç edilmesi konjonktürlere tâbidir ve eğer altın biçiminde ihraç edilmişse, bu, meta karşısında, para olarak değerli madenin biçimsel özgül belirlenişinden ötürüdür. Genel olarak, .bu yazarlar, parayı ilkönce metaların basit dolaşımı çerçevesi içinde geliştiği gibi ve kendi süreçlerini çizen metaların kendi aralarındaki ilişkilerden doğduğu biçimde, soyut biçimiyle dikkate almazlar. Onun için daima, paranın metaya karşıt olarak kazandığı soyut biçimsel belirlemelerle, sermaye gibi, gelir vb. gibi daha somut ilişkileri içinde barındıran paranın biçimsel belirlemeleri arasında bocalarlar.225 [sayfa 240]






Dipnotlar


      1 Aristoteles, De Republica, Birinci Kitap, Bölüm IX (I. Bekkeri, Oxonii. 1837 yayını [Opera, c. X, s. 13 vd.]): “Çünkü her mal iki hizmeti yerine getirebilir. .. . Birinci hizmet olduğu gibi eşyaya özgüdür, ama başka bir eşyaya özgü değildir; nitekim bir çift sandal ayakkabı görevi yerine getirebilir, ama aynı zamanda o bir delişim konusudur. Her iki durumda da, sözkonusu olan, sandalların kullanım-değeridir, çünkü sandalları kendinde olmayan şeyle, örneğin yiyecekle delişen kimse de sandaldan yararlanmaktadır. Ama sandalın doğal kullanımı bu değildir. Çünkü sandal değişmek için yapılmamıştır. Bütün öteki mallar için de durum aynıdır.”
      2 Alman eklektik yazarların “mal” diye adlandırdıkları kullanım-değerini con amore [sevgi ile] ele almaları bu yüzdendir. Örnek olarak bkz: L. Stein, System der Staatswissenschaft [“Ekonomi Politik Sistemi”] (Stuttgart ve Tübingen, 1852), Bd. I, “mallar” bölümü [s. 134, vb.]. “Mal-lar” üzerine akla yakın görüşleri, Metalar Bilimi Üzerine Tanımlar’da aramak gerekir.
      3 İngiliz iktisatçıları, “unskilled labour” [kalifiye olmayan emek] derler.
      4 İlkel kolektif mülkiyetin özgül olarak bir Slav, hatta özellikle Rus mülkiyet biçimi olduğunu sanmak, son zamanlarda çok yaygın olan gülünç bir önyargıdır. Bu ilkel biçimi, Romenlerde, Cermenler de, Keltlerde saptamak mümkündür, ama bunun kalıntı halinde olsa bile, Hindistan’da birçok çeşitlerine hâlâ Taşlanmaktadır. Asya’da ve özellikle Hindistan’da, kolektif mülkiyet biçimlerinin ayrıntılı bir incelemesi, bu çeşitli ilkel kolektif mülkiyet biçimlerinin dağılmakla değişik mülkiyet biçimlerini doğurduklarını gösterirdi. Böylece, örneğin Roma’da ve Cermenlerdeki değişik özgün tipteki özel mülkiyeti, Hindistan’da bulunan çeşitli kolektif mülkiyet şekillerinden tümdengelim yoluyla bulmak mümkündür.
      5 “La richezza e una ragione tra due persone.” [Servet, iki kişi arasında bir ilişkidir.] Galiani, Delta Moneta, vol. III, s. 221, Custodi yayınları, Scrittori classici italiani di economia politica. Parte moderna, Milano 1803.
      6* Birinci baskıda (1859): altın. Birinci surette elyazısıyla düzeltilmiştir. -Ed.
      7 “Doğal haliyle ... madde her zaman değersizdir.” MacCulloch, Discours sur l’origine de l’économie politique, etc, [“Ekonomi Politiğin Kökeni Üzerine Açıklamalar, vb.”], Prévost çevirisi, Geneve 1825, s. 57. MacCulloch’un “madde”de ve değerle hiç bir ilişiği olmayan daha yarım düzine başka şeyler, değerin öğelerini görebilen Alman “düşünür”lerinin fetişizminin üzerine ne denli çıktığı görülmektedir. Örnek olarak bkz: L. Stein, System der Staatswissenschaft, Bd. I, s. 170, [195]
      8 Berkeley, The Querist, London 1750, [s. 1]. “Whether the four elemets, and man’s labour there in, be not the true source of wealth?”
      9 Th. Cooper, Lectures on the Elements of Political Economy, London 1831 (Columbia 1820), s. 99.
      10 Yararlı bir şey, kullanım-değeri yaratmaya yarayan emek ile servetin belirli bir toplumsal biçimi olan değişim-değerini yaratmaya yarayan emek arasındaki farkı, hiç bir zaman anlayamamıştan F. List, –zaten sonuç olarak anlamak onun pratik ve faydacı zekâsına tamamen yabancı bir şeydi–, çağdaş İngiliz iktisatçılarını eski Mısır’ın Musa’sının fikirlerini çalan çalıntıcılardan başka bir şey saymamıştır.
      11 Malthus’un da haklı olarak belirttiği gibi, kurnazca muhakemeleri her yerde iktisadî ilişkilerin belirli özgül biçimlerini hesaba katmayan J.-B. Say ve F. Bastiat gibi iktisatçılara, “hizmet” kategorisinin, nasıl büyük bir “hizmet”te bulunduğu takdir edilebilir.
      12 “Ölçülerin bir özelliği de, ölçülerin ölçülen nesneyle ilişkilerinin, ölçülen şeyin, bir bakıma, ölçmeye yarayan şeyin ölçüsü olmasıdır.” Montanari, Delta Moneta, s. 48, Custodi yayınları, vol. III, Parte Antica
      13 Aristoteles, değişim-değerini [bkz: bölümün başında aktarılan pasaj, s. 45, not I. -Ed.] böyle anlıyor.
      14* Birinci baskıda, (1859): im Verhaeitnis ihrer Zeitdauer (“süreleriyle orantılı olarak”); I. nüshada elyazısıyla düzeltilmiştir. -Ed.
      15** Birinci baskıda: zu yerine in, “toplumsal emek olurlar” yerine “toplumsal emeğe girerler”; II. nüshada elyazısıyla düzeltilmiştir. -Ed.
      16 Aynı ifade Genovesi’de bulunmaktadır. [1. nüshada elyazısıyla not.]
      17 Aristoteles ilkel topluluk sayılan özel aile için de aynı şeyi söylüyor. Ama ailenin ilkel biçimi bizzat kabile ailesidir. Ve özel aile, ancak kabilenin tarihsel tahlilinden çıkarılır. “Çünkü, ilkel topluluklarda [ama bu, ailenin kendisidir] besbelli ki, bunun [değişimin] hiç bir gereği yoktur.” (De Republica, [ibid, Opera, Bekkeri Oxonii yayını, 1837, vol. X. s. 14].)
      18 “Para, gerçekte alım ve satımlara olanak sağlayan bir araçtan başka bir şey değildir” (ama siz alım ve satımdan neyi anlıyorsunuz lütfen?) “ve gemiler gibi, buhar makineleri gibi, servet üretimini ve dağıtımını kolaylaştırmak için yararlanılan herhangi bir aracın incelenmesi ekonomi politik biliminin ne ölçüde bir parçasını teşkil ederse, paranın incelenmesi de, o ölçüde bu birimin bir parçasıdır.” (Th. Hodgskin, Popular Political Economy, etc, London 1027. s. 178, 179.)
      19 Petty’nin ve Boisguillebert’in yapıtlarının ve karakterlerinin karşılaştırmalı bir incelemesi. İngiltere ile Fransa arasında, 17. yüzyıl sonunda ve 18. yüzyıl başlangıcında mevcut olan toplumsal karşıtlığı aydınlatması bir yana, İngiliz ekonomi politiğiyle Fransız ekonomi politiği arasında mevcut olan ulusal çelişkinin nasıl doğduğunun da açıklanmasını sağlar. Aynı çelişki sonunda, Ricardo ile Sismondi arasında yinelenmektedir.
      20 Petty, üretici güç olarak sayılan işbölümü fikrini de geliştirmiştir, ye bunu, Adam Smith’ten çok daha geniş bir planda başarmıştır. An Essay concerning the Multiplication of Mankind, etc, 3. baskı. 1686. s. 35-36. Bu yapıtında o, işbölümünün üretim için sağladığı avantajları gösteriyor, ve bunu, Adam Smith’in yaptığı gibi bir iğnenin yapımı ile değil, bir cep saatinin yapımı örneğiyle açıklıyor; ve üstelik aynı zamanda büyük fabrikalar bakımından bir kenti ve koca bir ülkeyi inceliyor. 26 Kasım 1711 tarihli Spectator gazetesinin sözünü ettiği “illustration of the admirable Sir William Petty” [hayranlıklara lâyık Bay William Petty’nin açıklaması] budur. Bu bakımdan MacCulloch, Spectatvr’un, Petty’yi kendisinden kırk yaş daha küçük olan bir yazarla karıştırdığını sanmakla hata etmektedir. Bkz: MacCulloch, The Litterature of Political Economy, a classified catalogue, London 1845, s. 105. Petty, yeni bir bilimin kurucusu olduğu bilincindedir. Kendi yönteminin “geleneksel yöntem olmadığını” söylüyor. Spekülasyon niteliğinde bir sürü kıyaslamaları, abartmaları ve iddiaları sıralayacağına, in terms of numbers, weight, and measure [rakamlara, ağırlıklara ve ölçülere dayanarak] konuşmayı uygun bulduğunu, ancak duyulara dayanan deneylerden çıkarılan argümanlardan yararlandığını ve sadece as have visible foıındations in nature [doğada gözle görülür temelleri bulunan] sonuçları gözönünde tuttuğunu söylüyor. O, mutable minds, opinions,. apprtites and passions of particular men [bireylerin sık sık değişen anlayışları, görüşleri, zevkleri ve tutkularına] bağlı olan nedenleri inceleme işini başkalarına bırakıyor. (Political Arithmetic, etc, London 1699, Önsöz.) Onun dâhice cesareti, örneğin, İrlanda’nın ve Yukarı İskoçya’nın bütün nüfusunu ve menkul mallarını, Büyük Britanya’nın geri kalan kısmına nakletme önerisinde belli olmaktadır. Böylelikle emek zamanı tasarrufunda bulunulacaktır, emeğin üretken gücü artmış olacaktı ve “kral ve tebaası daha zengin ve daha güçlü olacaklardı” (Political Arithmetic, Bölüm 4. [s. 225]. Onun bu cesareti şundan da bellidir ki, o Siyasal Aritmetik bölümünde, Hollanda’nın bir tüccar ulus olarak egemen rol oynamaya devam ettiği ve Fransa’nın da en güçlü tüccar devlet olacağa benzediği bir dönemde, İngiltere’nin dünya pazarını reddetmesinin kaçınılmaz olduğunu, “That the King of England subjects have stock competent and convenient to drive the trade of the whole commercial world” [İngiltere kralının tebalarının bütün dünya ticaretini yürütmeye yeter miktarda sermayeye sahip bulunduklarını] (l.c, bölüm X, [s. 272]). t(That the impediments of Englands greatness are but contingent and removeable.” [İngiltere’nin yüceliği önündeki engellerin eğreti olduğunu ve kolayca bertaraf, edilebileceklerini] (s. 2-17 vd.) tanıtlıyor. Onun bütün yazılarında özgün bir mizah vardır. Örneğin tıpkı bugün İngiltere’nin Kıta iktisatçıları için örnek ülke olması gibi, İngiliz iktisatçıları için Hollanda’ya örnek ülke gözüyle baktıkları bir sırada, o, Hollanda’nın dünya pazarını fethetmesinde en küçük bir büyücülüğün bile rol oynamadığına, “without such angelical wits and judgernents as some attribute to the Hollanders” [birçoklarının Hollandalılara atfettiği o harikulade zekâ rolü olmaksızın] (l.c, s. 175, 176) bu dünya pazarının fethedildiğine işaret eder. O, ticaretin koşulu olarak vicdan özgürlüğünü savunuyor “çünkü yoksullar çalışkandırlar ve kendileri daha az dünya malına sahip bulundukları takdirde, yoksulların öz malı saydıkları tanrısal şeyleri daha iyi kavrayabileceklerini düşünmelerine izin verildiği sürece, onlar, emeği ve çalışkanlığı tanrı görevi sayarlar”. Bu bakımdan ticaret “şu ya da bu dinin tekelinde olmamalıdır. Tersine, toplumun içindeki değişik dinlerden gelme unsurların elinde bulunmalıdır”, (l.c, s. 133-1116.) Hırsızların yararına bir vergilendirmeyi savunuyor, çünkü halkın hırsızların yararına kendi kendini vergilendirmesi, hırsızların onu vergilendirmesinden daha iyidir. (l.c, s. 199.) Buna karşılık, serveti, çalışkan insanların elinden alarak “yiyip içmek, türkü söylemek, kumar oynamak, raksetmek, ve metafizik üzerine tartışmalarla vakit geçirmekten başka bir işleri olmayan” kimselere verilmesini sağlayan vergilere karşı çıkmaktadır. Petty’nin yapıtlarına kitaplıklarda pek seyrek raslanmaktadır ve bunları ancak yer yer eski ve kötü baskılar halinde bulmak mümkündür, bu, şaşılacak bir şeydir; çünkü, William Petty, İngiliz ekonomi politiğinin bahası olmakla kalmaz, ama aynı zamanda, Lansdowne markisi lakabını taşıyan İngiliz liberallerinin (Wings) akıl hocası olan Henry Petty’nin de atalarındandır. Besbelli ki, Lansdowne ailesinin, başına, kendi aile biyografisini koymadan, Petty’nin bütün yapıtlarını tam olarak yayınlaması pek mümkün değildir ve tıpkı büyük Wing ailelerinin çoğunluğu için olduğu gibi bu ailenin kökeni için de söylenecek şey, “the less said of them the better” [ne kadar az sözü edilirse o kadar iyi]dir. Bu ordu cerrahı, İrlanda’da Cromwell’in kumandası altında talana katılmaya ne kadar eğilim gösterdiyse, bu talanın ürünleri ve II. Charles’in önündeki dalkavuklukları sayesinde vazgeçilmez baronluk unvanını alma yolunda da eğilim gösteren bu atılgan fikirli, ama özünde havaî adam portresi, kamuoyu önünde teşhir edilmek için pek elverişli olmayan bir ata portresidir. Üstelik sağken yayınladığı yazıların çoğunda Petty, İngiltere’nin gelişmesinin en yüksek noktasına Charles II zamanında vardığını tanıtlamaya çalışmaktadır, ki bu da, “şanlı devrim”in geleneksel istismarcılarının görüşüne aykırı düsen bir tutumdur.
      21* Molok: Ammonitlerin boğa yüzlü, insan biçiminde tanrısı. Çocuklar ateşte yakılarak kendisine kurban edilirdi, -ç.
      22 Çağının “malî düzenbazlıkları”na karşı Boisguillebert söyle diyor: “Maliye bilimi, tarımın ve ticaretin köklü çıkarlarının bilgisinden başka bir şey değildir.” (Le Détail de la France [1697]. Eugène, Daire yayını, Économistes financiers du XVIII siècle, Paris 1843, vol. I, s. 241.)
      23 Fransız ekonomi politiği, Latin kültürünü temsil etmez, çünkü İtalyanların Napoli ve Milano okulları, İngiliz ile Fransız ekonomi politiği arasındaki çelişkiyi aralarında sürdürmüşlerdir, daha önceki donemde İspanyollar ise basit merkantilistlerden başka bir şey değillerdir ya da Uztariz gibi, değişikliğe uğratılmış bir merkantilizmin yandaşlarıdır, ya da, Jovellanos gibi, (bkz: Obras, Barselona 1839-1840) Adam Smith ile birlikte “âdil ortalama”dan yanadırlar.
      24 “Gerçek zenginlik ... sadece yaşamak için gereksinmelerden değil, gerekli olmayanlardan da ve duyulara zevk veren her şeyden tam yararlanmadır.” [Boisguillehert: Dissertation sur la nature die la richesse, etc, l.c, s. 403.] Ama Petty’nin havai, talancı ve karaktersiz bir serüvenci olmasına karşın, Boisguillebert, her ne kadar XIV. Louis’nin maiyetinde idiyse de, ezilen sınıfları zekâ ile olduğu kadar cesaretle de savunuyordu.
      25* Birinci baskıda: sieht (gözönünde bulundurmak) yerine, sucht (“araştırmak”); II. nüshada elle düzeltilmiştir. -Ed.
      26 Prudoncu biçimiyle Fransız sosyalizmi, aynı geleneksel ulusal hastalığa tutulmuştur.
      27 B. Franklin. The Works of etc. I, Sparks yayını, vol. II. Boston 1836; “A Modest Inquiry, into the Nature and Necessity of a Paper Currency.”
      28* Öteki koşullar aynı kalmak üzere. -ç.
      29 l.c, s. 265. “Thus the riches of a country are to be valued by the quantity of labour its inhabitants are able to purehase.”
      30 “Trade in general being nothing else but the exchange of labour for labour, the value of all things is, as I have said before, most justly measured by labour.” (l.c., s. 267.)
      31 l.c., “Remarks and Facts relative to the American Paper Mo-ney”, 1764.
      32 Bkz: “Papers on American Politics”: “Remarks and Facts relative to the American Paper Money”, 1764. (l.c.)
      33 Örneğin bakınız, Galiani, Della Moneta, vol. III. Scrittori calssic italianii di Economia Politica’da (Custodi yayını), Parte Moderna, Milano 1803. “Emek” (fatica), diyor o, “nesneye değer uzandıran biricik şeydir”, s. 74. Güneylilerin emeği, fatica sözcüğü ile ifade etmeleri onlara özgü bir karakteristiktir.
      34 Steuart’ın yapıtı: An Inquiry into the Principles of Political Eco-nomy, being an essay on the science of domestic policy in free nations, ilkönce 1767’de. Adam Smith’in Wealth of Nations’ından iki yıl önce iki cilt halinde Londra’da yayınlandı. Ben, burada, 1770 Dublin yayınından aktarmaktayım,
      35* Bir emekçinin bir günde yapabileceği. -ç.
      36 Steuart, l.c, t. I, s. 181-163.
      37 Steuart, l.c. t. I, s. 361-362: “represents a portion of a man’s time”.
      38 O, bundan başka, toprağın sahibinin yararına olarak, doğrudan doğruya kullanım-değerlerinin yaratılmasına yöneltilmiş olan ataerkil tarım biçimini bir “kötüye kullanma” saymaktadır; kuşkusuz, Isparta’da ya da Roma’da değil, hatta Atina’da da değil, ama hiç değilse 18. yüzyılın sanayileşmiş ülkelerinde böyle saymaktadır. Böyle kötüye kullanılan tarım, bir sanayi sayılamaz, bu, “yalnızca bir geçim aracıdır”. Nasıl ki, burjuva tarımı, köyleri, beslenecek fazla nüfustan kurtaracaksa, burjuva imalâtı da, fabrikaları, gereksiz kol emeğinden kurtaracaktır.
      39* Kaybolmuş cennet. –ç.
      40 Örneğin Adam Smith şöyle diyor: “Eşit emek miktarları, çalışan kimse için, her zaman ve her yerde, zorunlu olarak, eşit bir değer taşımalıdır. Normal bir sağlık, kuvvet ve eylem durumunda, ve sahip bulunabileceği ortalama ustalık derecesiyle, emekçiye her zaman dinlenmesinden, özgürlüğünden ve mutluluğundan aynı miktarı vermek gerekir. Emeğinin karşılığı olarak aldığı meta miktarı ne olursa olsun, onun ödediği fiyat her zaman aynıdır. Hiç kuşku yok ki bu fiyat, bu metalardan bazan daha çok, bazan da daha az miktarlar alabilmesine olanak sağlar, ama bu, metaların değerinin değişmesinden ötürüdür, bunların satın alınmasına olanak sağlayan emeğin, değerinin değişmesinden ötürü değil. Demek ki, metaların gerçek fiyatını emek teşkil eder., vb..” (Wealth of Nations, I. kitap, bölüm V. Wakefield yayını, London 1835-1839, vol. I. s. 104.)
      41* Birinci baskıda: mit der subjektiven (öznel haklar eşitliğiyle birbirine karıştırıyor), I. nüshada elyazısıyla düzeltilmiştir. -Ed.
      42 David Ricardo, On the Principles of Political Economy and Taxation, 3. baskı, Londra 1721. s. 3.
      43* Bay Ricardo sanki başka bir gezegenden dünyamıza düşmüş gibiydi. -ç.
      44 Sismondi, Etudes sur l’économie politique, tom. II, Bruxelles 1837. “Ticaret her şeyi kullanım-değeri ile değişebilir değer arasındaki çelişkiye indirgemiştir.” s. 161.
      45 Sismondi. l.c, s. 163-166 vd..
      46 Hiç şüphe yok ki, bu polemik, J.-B. Say’ın, Constancio tarafından yapılan Ricardo çevirisine koyduğu notlarda en zavallı duruma ve yeni yayınlanmış olan Bay Macleod’un Theory of Exchange’inde de en iddialı ukalâlığa ulaşmaktadır.
      47 Ricardo’ya karşı burjuva iktisatçılarının ileri sürmüş oldukları bu itiraz, sonraları sosyalistler tarafından benimsendi. Formülün teorik bakımdan doğruluğu kabul edilince, teori ile çeliştiği için pratik kınandı ve burjuva toplumundan, kendi teorik ilkesinden çıktığı varsayılan sonuçlara pratikte boyun-eğmesi istendi. Hiç değilse, İngiliz sosyalistleri, Ricardo’nun değişim-değeri formülünü, ekonomi politiğe karşı bu biçimde yöneltmişlerdir. Yalnızca eski toplumun temel ilkesi içinde yeni bir toplumun ilkesini kutlamak değil, ama aynı zamanda, İngiliz klasik ekonomi politiğinin sonucunu Ricardo’nun bağlamış olduğu formülün ihtiracısı olarak kendisini ilân etmek Bay Proudhon’a düşüyordu. Bay Proudhon, Ricardo formülünün ütopist yorumunu Manş Denizi’nin ötesinde “keşfettiği” zaman, bunun, İngiltere’de artık unutulmuş olduğu kanıtlanmıştır. (Bkz: Misère de la philosophie, vb. adlı yapıtım, Paris 1847, “Oluşturulmuş Değer ya da Sentetik Değer” üzerine bölüm [s. 18 ve devamı].)
      48* Banka Yasaları. -ç.
      49 Aristoteles’in, metaların fiyatlarının, metaların değişim-değerlerini varsaydığı görüşü doğrudur: “Para ortaya çıkmadan önce, değişimin yeraldığı besbellidir; çünkü bir ev için 5 yatak vermekle, evin karşılığı olarak 5 yatağın fiyatı olan parayı vermek aynı şeydir’’. Öte yandan metalar, ancak fiyatta birbirleriyle değişim-değeri şekline bürünebildiklerinden, o, metaları parayla ölçülebilir saymaktadır. “Her şeyin bir fiyatı olmalıdır; çünkü böylelikle daima değişim olacaktır ve dolayısıyla toplum da olacaktır. Tıpkı bir ölçü gibi, para, nesneleri fiilen aynı ölçü ile ölçülebilir (summetra) hale getirmektedir ve sonra da bunları birbirine eşit olarak koymaktadır. Çünkü değişim olmadan toplum olmaz, ama eşitlik olmadan da değişim olmaz, eşitlik de ölçülebilirlik olmadan olmaz.” Aristoteles, bu parayla, ölçülen değişik nesnelerin kesin olarak ölçülmesi olanaksız olan hacimler teşkil ettiğinin farkındadır. Onun aradığı şey, metaların değişim-değeri biçiminde birliğidir, ve antikçağın bir Yunanlısı olduğu için, bunu bulamazdı. O, çıkmazdan kurtulmak için, bizatihi ölçülmesi olanaksız olan şeyi, pratik gereksinmeler için zorunlu olduğu ölçüde parayla ölçülebilir hale getirmektedir. “Gerçekte, bu kadar dağınık olan nesnelerin ölçülebilmesi, elbette ki olanaksızdır, ama bu, pratik gereksinmeler için olur.” (Aristoteles, Ethica Nicomachea, Kitap V, bölüm VIII. Bekkeri yayını, Oxonii 1837, [Opera, vol. IX, s. 99 vd.])
      50* Birinci baskıda: Doppelarbeit (çifte emek). II. nüshada elyazısıyla düzeltilmiştir. -Ed.
      51 İngiltere’de madenî paranın birimi olarak altın onsunun kesirlere bölünmemesi gibi tuhaf bir durumun açıklaması şöyledir: “Başlan-gıçta bizim para sistemimiz, yalnızca gümüşe göre düzenlenmişti, onun için bir ons gümüşü istenen miktarda para sikkelerine bölmek mümkündür; ama altın daha sonraki bir dönemde ancak gümüşe uygun olan bir para sistemi içine alındığı için, bir ons altını kesirlere uygun sayıda para sikkelerine bölmek mümkün değildir.” (Maclaren, History of the Cur-rency, s. 16, London 1858.)
      52* Birinci baskıda Gold (“altın”) sözcüğü eksiktir; II. nüshada elyazısıyla düzeltilmiştir. -Ed.
      53 “Para, durmadan değerini değiştirebilir, ama gene de sanki değeri hiç bir değişikliğe uğramıyormuş gibi değer ölçüsü olabilir. Örneğin, varsayalım ki, paranın değeri düşmüş olsun. Bu düşüşten önce, bir guine ile 3 kile buğday, ya da altı günlük emek satın alınabilmiş olsun; düşüşten sonra da, bir guine ile yalnızca 2 kile buğday, ya da dört günlük emek satın alınabilmiş olsun. Her iki halde de buğday ile emeğin parayla olan ilişkileri belli olduğuna göre, bunların karşılıklı ilişkilerini tümdengelim yoluyla saptamak mümkündür; başka
bir deyişle, bir kile buğdayın iki günlük emeğe bedel olduğunu saptayabiliriz. Değerin ölçülmesinin taşıdığı anlam, bundan başka bir şey değildir,” ve bu, paranın değerinin düşüşünden önce olduğu gibi, düşüşten sonra da sağlanabilmektedir. Bir şeyin değer ölçüsü olarak ayrılmış olması, onun kendi değerinin değişebilip değişememesinden tamamen bağımsız bir şeydir.” (Bailey,
Money and is Vicissitudes, London 1837, s. 9, 10.)
      54 “Bugün adı ancak ideal bir nitelik taşıyan para var, bütün halklarda en eski zamanlardan beri vardı ve hepsi, belli bir süre için gerçek para idiler.” (Bu son iddia bu kadar kapsamlı konduğu için yanlıştır.) “Ve özellikle gerçek para oldukları içindir ki, saymak için ondan yararlandılar.” (Galiani, Della Moneta, l.c., s. 153.)
      55 Romantik A. Müller söyle diyor: “Bizim anlayışımıza göre, her bağımsız hükümdarın madenî paranın adını saptama, bu paraya toplumsal itibari bir değer, sıra, durum ve unvan tayin etme hakkı vardır.” (s. 228, vol. II, A. H. Mueller, Die Elemente, der Staatskunst, Berlin 1809.) Unvan konusunda bay saray müşavirinin hakkı var: ama o, yalnızca madeni paranın tenorunu unutmaktadır. Onun “anlayış”ının ne kadar karmakarışık olduğunu örneğin şu pasaj göstermektedir: “Para fiyatını doğru olarak saptamanın önemini, özellikle, hükümetin bedava ve büyük bir serbestlikle para bastığı” (Galiba Bay Müller İngiliz hükümeti üyelerinin para basma masraflarım kendi keselerinden karşıladıklarını sanıyor) “hükümetin senyör hakkı vergisi vb. almadığı ve bunun sonucu olarak da, altın fiyatını pazar fiyatından çok daha yukarı olarak saptadığı şimdi olduğu gibi bir ons altına karşılık 3 sterlin 17 şilin 10½ peni ödeyeceğine, altın onsunun fiyatını 3 sterlin 19 şilin olarak saptadığı takdirde, bütün paranın devlet hazinesine akabileceğini, ve orada toplanan paranın, altının daha ucuza bulunduğu pazarda değişileceğini, ve yeniden devlet hazinesine döneceğini ve böylelikle para sisteminin karışıklığa uğrayacağını İngiltere gibi bir ülkede herkes anlar,” (s. 280, 281, l.c.) İngiliz para sistemini karışıklıktan kurtarmak için Bay Müller’in kendisi, “karışıklığın” içine düşüyor. Şilinler ve peniler yalnızca adlar iken, gümüş ve bakır jötonların temsil ettiği bir ons altının belirli bölümlerinin adları iken, o altın onsunun değerinin altın, gümüş ve bakırla ölçüldüğünü sanıyor ve böylelikle İngilizlere bir üçlü standard of value [parasal ölçüt] kazandırmış oluyor. Gümüşün, altının yanında para ölçüsü olarak kullanılmasının, ancak 1816’da George III’ün krallığının 56. yılında 68. yasayla resmen kaldırıldığı doğrudur. Yasal olarak gümüşün para ölçüsü şeklinde kullanılışı, 1734’te George II’nin krallığının 14. yılında 42. yasayla daha önceden kaldırılmıştı. Ve pratikte, bundan çok daha önce fiilen kaldırılmıştı. A. Müller’in sözde üstün ekonomi politik anlayışını iki şey özellikle nitelendirmekteydi. Bir yandan iktisadî olayların tam cahili oluşu ve, öte yandan, onun felsefe ile ilişkilerini karakterize eden amatörlere özgü aşırı merakı.
      56 “Anacharsis, Yunanlıların ne maksatla paradan yararlandıkları sorulduğunda, o şu yanıtı verdi: ‘saymak için’.” (Athenaeus, Deip-nosophistai, IV. kitap, 49, vol. II, [s. 120], Schweighäuser yayını, 1802.)
      57 Adam Smith’i Fransızcaya ilk çevirenlerden biri olan G. Garnier, itibari parayla gerçek paranın hangi oranda kullanıldıklarını saptamak gibi acayip bir fikre kapıldı. Bulduğu oran, 10’da 1’dir. (G. Garnier, Histoire de la monnale depuis les temps la plus antiquité, etc, vol. I, s. 78.)
      58 Tütünü yasal para haline getiren ve değerini bir libre bütün bir peni olmak üzere İngiliz altın parasına göre saptayan 1723 Mariland yasası, tam tersine, belirli para meblağlarının öküzlere, ineklere vb. eşit olduğunu saptayan leges barbarorum’u [5. yüzyıl ile 6. yüzyıl arasında çeşitli Cermen ırkların gelenek ve göreneklerine ilişkin kayıtlar. -ç.] anımsatmaktadır. Bu durumda itibari paranın gerçek maddesi, ne altın, ne de gümüş olmayıp, öküz ve inekti.
      59 Örneğin Bay David Urquhart’ın Familiar Words’ünde şunları okumak mümkündür: “Altının değeri bizzat altın tarafından ölçülmelidir; herhangi bir şey, nasıl olur da, başka nesnelerle kendi değerinin ölçüsü olabilir? Altının değeri, kendi ağırlığı ile, bu ağırlığa göre saptanmalı ve bu ağırlık gerçeğe aykırı olarak adlandırılmalıdır. ... ve bir ons şu kadar libre ve libre kesir etmelidir. Burada sözkonusu olan bir ölçütün saptanması değil, ölçütün yanlış olarak saptanmasıdır.” (London 1856, s. 104 vd..)
      60 Ticaretin ölçüsü olarak, para, herhangi bir diğer ölçü gibi, mümkün olduğu kadar istikrarlı bir durumda tutulmalıdır. Eğer paranız, değer ilişkileri durmadan değişen iki madenden teşekkül ediyorsa, bu olanaksızdır.” (John Locke, Somer Considerations on the Lowering of Interest, etc, 1691, s. 65, Works’ünden, 7. baskı, London 1768, vol. II.)
      61* Maliye Bakanı. -ç.
      62** Yoksullara. -ç.
      63 Locke, özellikle şöyle diyor: “Daha önce yarım kuron diye adlandırılan şeye, siz, bir kuron adını takınız. Değeri, gene içerdiği maden tarafından belirlenir. Eğer bir paranın gümüş ağırlığının 1/20’sini, onun değerini düşürmeksizin, çıkarabilirseniz, 19/20’sini de pekâlâ çıkarıp alabilirsiniz. Bu teoriye göre, bir farthing’e kuron adını takarsak, onunla altmış defa daha fazla gümüş içeren bir kuronun karşılığı olan baharat, kösele ya da başka metaları alabilmemiz gerekecektir. Yapacağınız biricik şey, daha az miktardaki gümüşe, daha büyük miktardaki gümüşün damgasını vurmak, adını takmaktan ibarettir. Ama borçları ödeyen ve metayı satın alan ad değil, gümüştür. Eğer sizin için paranın değeri, yalnızca bir gümüş sikkenin kesirlerini, keyfinizin istediği gibi adlandırmaksa, örneğin bir peniye bir ons gümüşün sekizde-biri demekse, pazara rayicini fiilen istediğiniz kadar yüksek olarak saptayabilirsiniz.” Locke, aynı zamanda, Lowndes’i yanıtlıyor ve tacirler arası fiyatın para fiyatının üstüne çıkmasının “gümüşün değerinin artmasından değil, gümüş paranın ağırlığının azalmasından ileri geldiğini” söylüyordu. Aşınmış 77 şilin, diyordu o. normal ağırlıkta 62 şilinden bir çekirdek bile daha ağır gelmiyordu. Ve ensonu Locke. İngiltere’de, dolaşımdaki paranın gümüş ağırlığından yitirmesi hesaba katılmasa bile, meta olarak brüt gümüşün fiyatının, brüt gümüş ihracatına izin verildiği halde, gümüş para ihracatı yasaklandığı için, gümüş para fiyatının biraz da olsa üstüne çıkabileceğini belirtiyordu. (Bkz: Some Considerations, etc, s. 54-116 passim.) Locke devlet borçları gibi nazik bir soruna değinmemeye dikkat ediyordu, aynı biçimde dikkatli bir kimse olarak nazik iktisadi sorunları ele almaktan kaçınıyordu. Bu._İktisadi sorunlar şöyle konabilirdi: tıpkı brüt gümüşün gümüş paraya olan ilişkisi gibi kambiyo kuru, dolaşımdaki paranın gerçek gümüş kaybına orantılı olarak değerden düştüğünü göstermiyor. Biz, bu sorunu genel biçiminde dolaşım araçları bölümünde yeniden ele alacağız. [Bkz: s. 116] Nicholas Barbon, A Discourse Conserning Coining the new money lighter, in answer to Mr. Locke’s Consideratons, etc, Londonı 1696, yapıtında Locke’u boşuna bu çetin alana çekmeye çalışmıştır.
      64 Steuart. “An Inquiry into the Principles of Political Economy, etc, Dublin 177». I. II. s. 154.
      65* Yanlış anlama. -ç.
      66 The Querist, l.c, Queries on Money [“Parayla İlgili Sorunlar”] bir hayli buluşlar içermektedir. Bunlardan birinde, Berkeley, haklı olarak, özellikle Kuzey Amerika kolonilerinin gelişmesinin “altın ve gümüşün bir ulusun zenginliği için, bütün toplumsal kategorilerdeki sıradan kimselerin sandıkları kadar gerekli olmadığını açıkça göstermektedir”.
      67 Fiyat, burada, 17. yüzyıl İngiliz iktisatçılarında olduğu gibi, somut eş değer anlamına gelmektedir.
      68* Birinci baskıda: “altın”; II. nüshada elyazısıyla düzeltilmiştir. -Ed.
      69 Steuart, l.c., t. II, s. 154, 299.
      70 Son ticari bunalım dolayısıyla, bazı İngiliz çevrelerinde, ısrarla Afrika ideal parası övülmüştür, bu defa bu paranın merkezi, sahilden, Berberi ülkesinin ta ortalarına kadar nakledilmiş olarak, Berberilerde ticari ve sınai bunalımımın olmaması, onların çubuklarının ideal ölçü birimi olmasıyla açıklanıyordu. Ticari ve sınai bunalımların vazgeçilmez koşulunun ticaretin ve sanayiin mevcut olmasının okluğunu söylemek daha kolay değil miydi?
      71* “Metalarla kıyaslanan dolaşım araçlarına ilişkin bir değer duygusu.” -ç.
      72* Küçük şilinciler. -ç.
      73 The Currency Question, the Gemini Letters, London 1844, s. 266-272, passim.
      74 John Gray, The Social System. A Treatise on the Principle of Exchange, Edinburgh 1821. Aynı yazardan bakınız, Şubat devriminden sonra. Gray, Fransız Geçici Hükümetine bir muhtıra gönderdi. Burada, Fransa’nın bir emek örgütlenmesine (organisation of laboıır) değil, değişimin örgütlenmesine (organisation of exchange) muhtaç olduğu ve bunun planının da kendisinin dünyaya getirdiği para sisteminde tam olarak hazırlanmış bulunduğunu belirtiyordu. Safdil John, kendi “Social System”inin yayınlanmasından 16 yıl sonra, Proudhon’un, buluşlara yatkın zekâlı bu adamın, aynı ihtira için berat aldığının farkında değildi.
      75 Gray, The Social System, etc, s. 63. “Para, sonuç olarak, ancak bir makbuz, hamilinin mevcut ulusal servete (to the national stock of wealth) belli bir miktar değer kattığının, ya da bir katkıda bulunmuş olan bir kimseden sözkonusu değere sahip olma hakkını devraldığının tanıtından başka bir şey olmamalıdır.”
      76 “Değeri daha önce saptanmış olan bir ürün, bir bankaya yatırılsın ve buna gerek olduğu zaman bankadan çekilebilsin. Ancak bir genel sözleşme gereğince, önerilen ulusal bankaya herhangi bir mal yatıran kimse, yatırılan aynı metayı çekmeye mecbur tutulacağına, bankada mevcut olan eşit değerde herhangi bir diğer metayı çekebilmesi koşuluyla,” (Gray, Social System, etc, s. [67] 68.)
      77 Gray, Social System, etc, s. 16.
      78 Gray, Lectures on Money, etc, s. 182 [183].
      79 l.c., s. 169.
      80 “Bütün ülkelerin işleri bir ulusal sermaye temeli üzerinde yürütülmelidir.” (John Gray, The Social System, etc, s. 171.)
      81 “Toprak, ulusal mülk şekline sokulmalıdır” (l.c., s. 298).
      82 Örneğin bkz: W. Thompson, An lnquiry into the Distribution of Wealth, etc., London 1872; Bray, Labours Wrongs and Labours Remedy, Leeds 1839.
      83 Alferd Darimon’un De la réforme des bangues. Paris 1856 adlı yapıtı, bu melodramatik para teorisinin bir özetlemesi sayılabilir.
      84* Sterlin, şilin, peni. -ç.
      85** Birinci baskıda: “altın”. -Ed.
      86* Yaşam öyküsü, özgeçmiş. -ç.
      87* Ölüm perendesi. -ç.
      88 “Para iki biçimde, ideal,ve gerçek olabilir; ve iki tarzda kullanılır: nesneleri değerlendirmek için ve onları satın almak için. Değer-lendirmek için, ideal para, gerçek para kadar iş görür, hatta buna daha da elverişlidir. Paranın öteki kullanımı, değerlendirdiği şeyleri satın almasıdır. ... Fiyatlar ve sözleşmeler, ideal parayla bir değerlendirme ile oluşurlar ve gerçek parayla gerçekleşirler. “ (Galiani, Della Moneta, s. 112 vd..)
      89 Tabii ki, bu metaların tüccarlar arası fiyatının değerlerinin üstünde ya da allında olmasına engel teşkil etmez. Ama bu sorun, basit dolayımla ilgili bir sorun değildir ve başka bir alana girer, ki bunu, biz, ilerde değer ile tüccarlar arası fiyat ilişkilerini incelerken ele alacağız.
      90* ֖E–B: Özellik–Evrensellik–Bireysellik. -ç.
      91 Bay İsaac Pereire’in Leçons sur l’industrie et les finances (Paris 1832) yapıtından alınan aşağıdaki pasaj, satınalımla satımda beliren çelişkinin son derece yüzeysel seklinin bile, masum kalpleri ne kadar yaraladığını göstermektedir. Crédit mobilier’in* bulucusu ve diktatörü sıfatının aynı İsaac’a Paris Borsası kurdu gibi pek onurlu olmayan bir ün sağlamış olması olgusu da, ekonominin duygusal eleştirisi hakkında ne düşünülmesi gerektiğini gösterir. O zamanlar Saint-Simon’un tilmizi olan Bay Pereire söyle diyor: “Bireylerin çalışmalarında olsun, tüketimleri için olsun, birbirlerinden tecrit edilmiş ve ayrı oldukları içindir ki, aralarında karşılıklı çalışmalarının ürünlerinin değişimi vardır. Nesnelerin göreli değerlerini belirleme zorunluluğu, değişimin zorunluluğundan gelmedir. Demek ki, değer ve değişim fikirleri, sıkı sıkıya birbirine bağlıdır, her ikisi de, bugünkü şekilleriyle, bireyciliği ve çelişkiyi ifade eder ... Ancak satma ve satınalına olduğu içindir ki, başka bir deyişle toplumun ayrı ayrı üyeleri arasında uzlaşmazlık olduğu içindir ki, ürünlerin değerini saptamanın gereği vardır. ... Ancak satmanın ve satınalmanın olduğu yerde, yani her bireyin gereksinmesi olan nesneleri edinmek için savaşım vermek zorunda olduğu yerde, fiyatla, değerle ilgilenmenin gereği vardır.” (l.c., s. 2, 3. passim)
      * Crédit mobilier (Société générale de crédit mobilier) – Pereire kardeşlerin kurduğu ve 18 Kasım 1852 günlü buyrultu ile yasal olarak tanınmış esham bankası. Bankanın en büyük gelir kaynağı kendi kurduğu anonim şirketlerin değerli evraklarıyla borsada spekülasyon yapmaktı. Banka, Napoléon III hükümetince desteklendi ve korundu. 1867’de iflâs etti ve 1871’de tasfiye edildi. 19. yüzyılın ellilerinde Crédit mobilier’in yeni tip malî girişim olarak ortaya çıkmasının nedenleri, dizginsiz borsa oyunları ve spekülasyonları ile kendini gösteren Gericilik (Réaction) Döneminin özel koşullarında yatmaktaydı. Crédit mobilier örneğinden sonra benzer kuruluşlar birkaç orta Avrupa ülkesinde de görüldü. Marx, New-York Daily Tribune’de yayımlanan bir dizi makaleyle Crédit mobilier’in gerçek niteliğini açıkça ortaya koydu. (Bkz: Karl Marx-Friedrich Engels, Werke, Band 12, s. 20-36, 202-209 ve 289-292.) -Ed.
      92 “Yaşam için yararlı maddelerin son ve amaç olmasına karşılık, para, sadece araç, hedefe doğru yol alıştır.” (Boisguillebert, Le Détail de la France, 1697, Économistes financiers du XVUL siécle’de, d’Eugène Daire, vol. I, Paris 1843, s. 210.)
      93 Kasım 1807’de, İngiltere’de, William Spence’in Britain Inde-pendent of Commerce adlı bir yapıtı çıktı. William Cobbett, Political Re-gister’de, bu kitapta savunulan ilkeyi daha da radikal bir tarzda geliştirdi; Perish Commerce. Buna yanıt olarak James Mill, 1808’de, Defence of Commerce’i yayınladı. Bunda, daha şimdiden, Elements of Political Economy’sinden aktarılan kanıtlar bulunmaktadır. Sismondi ve Malthus ile ticari bunalımlar konusundaki polemiğinde J.-B. Say, bu güzel buluşu benimsedi ve, bu gülünç büyük bilginin hangi yeni fikirle ekonomi politiği zenginleştirdiğini göstermek olanaksız olduğuna göre –onun değeri, daha çok çağdaşları Malthus, Sismondi ve Ricardo’yu eşit olarak ters anlamada gösterdiği tarafsızlıktadır– Kıta Avrupasındaki hayranları, onun şahsında, satmalmalarla satmaların metafizik dengesinin o ünlü definesini topraktan çıkaran adamı kutladılar.
      94 Aşağıdaki örnekler, iktisatçıların, metaın çeşitli biçimsel belirlenmelerini nasıl ifade ettiklerini göstermektedir.
      “Paramız oldu mu, arzuladığımız nesneyi edinmek için yalnızca bir değişim yapmamız yeter, oysa başka fazla ürünlerle iki değişim yapmamız gerekir; birincisi (para edinmek için yapılacak olan değişim), ikincisinden çok daha zordur.** (G. Opdyke, A Treatise on Political Economy, New York 1851, s. 287-288.)
      “Eğer para daha kolay satılabiliyorsa, bu, özellikle metaların daha zor satılabilmelerinin etkisi ya da doğal sonucudur.” (Th._Corbet, An Inquiry into the Causes and Modes of theWealth of Individuals, etc, London 1841, s. 117.)
      “Para, ölçtüğü şeyle her zaman değişilebilir olma niteliğine sahiptir.” (Bosanquet, Metalic, Paper and Credit Currency, etc, London 1842, s. 100.)
      “Para her zaman başka metaları satın alabilir, oysa o başka metalar her zaman parayı satın alamaz.” (Th. Tooke, An lnquiry into the Currency Principle, 2. baskı, London 1844, s. 10.)
      95 Aynı meta, birçok defalar satın alınabilir ve yeniden satılabilir. O zaman basit meta olarak dolaşımda bulunmuş olmaz, basit dolaşım, meta ile paranın basit çelişkisi açısından mevcut olmayan bir görevi yerine getirir.
      96* Birinci baskıda: “altının”. -Ed.
      97 Para kitlesinin büyük yada küçük oluşu önemli değildir, “yeter ki, tüketim maddeleri için sözleşme ile saptanmış fiyatları karşılayacak miktarda bulunsun”. (Boisguillebert, Le Détail de la France, s. 209.) “Eğer 400 milyon sterlinlik metaların dolaşımı, 40 milyonluk bir altın kitlesi gerektiriyorsa, ve eğer bu rakamla 1/10 oran uygun bir düzeyse, o zaman, dolaşımdaki metalar, doğal nedenlerle, 450 milyona yükseldiği takdirde, düzeyinde kalabilmişi için altın kitlesi 45 milyona yükselmelidir.” (W. Blake, Observations of the Effects produced by the Expenditure of Government, etc., London 1823, s. 80, 81.)
      98 “Paranın, çok olup olmadığı görünüşünü sağlayan, paranın devir hızıdır, maden miktarı değildir.” (Galiani, Della Moneta, s. 99.)
      99 London Economist’ten aşağıya aktarılan pasajda görüldüğü gibi, 1858’de, İngiltere, madenî dolaşımın ortalama düzeyinin altına olağanüstü düşüşünün bir örneğini vermiştir: “Olgunun tabiatı gereği (basit dolaşımın parçalı niteliği sözkonusudur), pazarda dolaşımda bulunan sikkelerin miktarıyla bankalarla bir ilişiği olmayan sınıfların elindeki sikkelerin miktarı hakkında kesin bir fikir edinmenin olanağı yoktur. Ama belki de büyük tüccar ulusların paralarının hareketi ya da hareketsizliği, bu sikkeler miktarındaki değişikliklerin en güvenilir kıstaslarından biridir. Çok madenî para kullanıldığı zamaın, çok imal edilir, az kullanıldığı zaman ise az imal edilir. İngiliz darphanesinde 1855’te darpedilen para 9.245.000 sterline yükseldi: 1856’da 6.476.000 sterlin idi. 1857’de 5.293.858 sterlin. 1858’de hemen hemen hiç basılmadı.” (Economist, 10 Temmuz 1858, s. 754 vd..) Ama ayın dönemde, bankanın mahzenlerinde, yaklaşık olarak, 18 milyon altın sterlin vardı.
      100* Birinci baskıda: “birinci”, II. nüshada elyazısıyla düzeltilmiştir. -Ed.
      101** Sessizce. –ç.
      102 Dodd, Curiosities of Industry, etce. London 1854, [Gold: in the mine, the mint and theworkshop, s. 16.]
      103 “The Currency Question riviewed etc. by a Banker etc, Edinburg 1845, s. 69, vb.. “Eğer biraz aşınmış olan bir gümüş sikkenin değerinin yeni bir gümüş sikkeden daha az olduğu kabul edilseydi, dolaşım durmadan kesintiye uğrardı ve tartışmalara neden olmayan tek bir ödeme bile olmazdı.” (G. Garnier, Histoire de la monnaie, etc., vol. I, s. 24.)
      104 W. Jacob, An Historical Inquiry into the Production and Consumption of the precious Metals, London 1831, vol. II, bölüm XXVI. [s. 322].
      105* Büyük bir adın gölgesi. -ç.
      106* Birinci baskıda: “80”. -Ed.
      107 David Buchanan, Observations on the Subjects treated of in Doctor Smith’s Inquiry on the Wealth of Nations etc., Edinburg 1814, s. 3.
      108* Birinci baskıda: “altın”. I. ve II. nüshada elyazısıyla düzeltilmiştir. -Ed.
      109* Fiyat alâmeti. -ç.
      110 Henry Storch, Cours d’économie politique, etc., J.-B. Say’ın notuyla. Paris 1823, vol. IV., s. 79. Storch, yapıtını Petersburg’da Fransızca olarak yayınlamıştır. J.-B. Say hemen bir Paris baskısını hazırladı; bu yeni baskı, bilinen şeylerin yinelenmesinden başka bir şey olmayan sözde ‘’notlarla” tamamlanmıştı. Storch (bkz: Considérations sur la nature du revenu national, Paris 1824), “bilim prensinin” yapıtına bu katkısını, hiç de nazikâne olmayan bir tarzda karşıladı.
      111 Platon, De Republica, II. kitap, “para bir değiş simgesidir”. (Opera Omnia, etc., G. Stallbumius yayını, London 1850, s. 304.) Platon, parayı ancak iki belirlenmesi açısından, değer ölçüsü olarak ve değer alâmeti olarak inceliyor, ama o, ülke içi dolaşıma hizmet eden değer alâmeti dışında paraya bir başka görev, Yunanistan ile dış ülkeler arasındaki ticaret için bir görev yüklüyor. (Kanunlar’ının V. kitabına da bakınız.)
      112 Aristoteles, Ethica Nicomachea, V. kitap, XVIII. bölüm, l.c, [s. 98]. “Para, anlaşmayla karşılıklı gereksinmeleri tatmin etmek amacıyla yapılan değişimin biricik aracı oldu. Onun için nomisma adını taşımaktadır, çünkü değerini doğadan almamaktadır, yasadan [nomo] almaktadır ve onu değiştirerek bütün yararlı değerden yoksun hale getirmek bizim elimizdedir.” Aristoteles’in para anlayışı, Platon’unkinden kıyaslanamayacak ölçüde daha geniş ve daha derindir. Aşağıdaki pasajda o, ayrı ayrı topluluklar arasındaki trampa yoluyla nasıl olup da özgür bir metaya ve bu bakımdan da özde mevcut bir değere para özelliği verildiğini çok güzel açıklıyor. “Çünkü, kendilerinde olmayan şeyi ithal ederek ve fazla olan şeyleri de ihraç ederek, karşılıklı olarak birbirlerine yapmakta oldukları hizmetler, daha uzak mesafelere yayılınca, gereksinme, paranın kullanımını doğurdu. ... Karşılıklı değişimlerde yalnızca demir ve gümüş gibi ya da bunlara benzer bir şeyi, özünde değeri olan, kolayca kullanılabilme üstünlüğü olan bir şeyi verme konusunda anlaşmaya varıldı.” (Aristoteles, De Republica, I. kitap, Bölüm IX, l.c., [s. 14].) Aristoteles’i okumamış olan, ya da onu anlamamış olan Michel Chevalier, bu pasajı aktararak, Aristoteles’e göre dolaşım aracını zorunlu olarak özünde değer taşıyan bir nesnenin teşkil ettiğini tanıtlamaya kalkışıyor. Aristoteles ise, tam tersine, açık seçik olarak, paranın dolaşımın basit aracı sıfatıyla, tamamen anlaşmaya bağlı ya da nomisma olan adının işaret ettiği gibi yasal bir varlığa sahip göründüğünü ve para olarak kullanım-değerini, özünde taşıdığı kullamnı-değerinin yerine getirdiği göreve borçlu olduğunu açıkça söylüyor. “Para, ancak yasaya dayanan değeri bulunan boş şeymiş gibi, doğası bakımından hiç bir şey değilmiş gibi görünmektedir, çünkü dolaşım dışında her türlü değerini yitirir ve hiç bir gereksinmeyi karşılamaz.” (l.c., [s. 15].)
      113 Sir John Mandeville, Voyages and Travels, London 1705 baskısı, s. 105: “Bu (Katay ya da Çin) imparator hesap etmeden istediği kadar para harcayabilir, çünkü o bağımsızdır ve parayı, meşin ya da kâğıt üzerine basmaktadır. Ve bu para, iyice yıpranacak kadar elden ele dolaştı mı, onu imparatorun hazinesine götürürler ve eski paranın yerine yenisi verilir. Ve bu para. bütün ülkede ve bütün eyaletlerde geçerlidir. ... Burada, altından da gümüşten de para yapılmamaktadır”, ve Mandeville şöyle düşünüyor: “Onun için imparator yeni masraflara, en aşırı masraflara girişebilir”.
      114 Benjamin Franklin: Remarks and Facts relative to the American Paper Money, 1764, s 348, l.c.: “Şu anda İngiltere’de bile, bizzat gümüş para, yasal ödeme aracı olarak değerinin bir kısmını zorunlu geçerliliğine borçludur; bu kısım, gerçek ağırlığı ile itibari değeri arasındaki farktır. Şu anda dolaşımda bulunan şilinlerin ve 6 penilerin büyük bir kısmı aşınma yüzünden ağırlıklarının yüzde 5, 10. 20 ve bazı 6 penilik sikkeler de %50 yitirmişlerdir. Gerçek değer ile itibari değer arasındaki bu farkı telâfi etmek için elinizde özünde değer taşıyan hiç bir şey yoktur, kâğıt dahil, hiç bir şey yoktur. 3 peni değerindeki bir gümüş sikkeyi 6 peni değerinde bir sikke olarak geçmesini sağlayan zorunlu geçerlilikle, onu, tam değerde bir sikkeyle kolayca değişmenin mümkün olduğu bilincidir.”
      115 Berkeley, The Querist [London 1750, s. 3]. “Eğer madenî tözü tamamen yokolduktan sonra, paranın yalnızca adı muhafaza edilseydi, ticari dolaşım, her şeye karşın, devam etmez miydi?”
      116* Birinci baskıda: “Görevi için”; I. nüshada elyazısıyla eklenmiştir. -Ed.
      117 “Yalnızca değerli madenler eşya alâmetleri değildirler ... eşya da karşılık olarak ... altının ve gümüşün alâmetleridirler.” (A. Genovesi, Lezioni di Economia Civile, 1765, s. 281, Custodı yayını, Parte Moderna, t. VIII.)
      118 Petty, altın ve gümü§ “universal wealth” [evrensel zenginlik]dir. Political Arithmetic, l.c., s. 242.
      119 E. Misselden. Free Trade or the Means to make Trade florish, etc.. London 1622. “Ticaretin doğal maddesi merchandize [ticari mal]dır, ki buna, tacirler, ticari nedenlerle, commodities [kullanım malı] derler. Ticaretin sunî maddesi, sinewes of warre and of state [savaşın ve devletin siniri] diye nitelendirilmiş olan paradır. Her ne kadar doğal sırayla ve zaman sırasıyla para, merchandize’den sonra gelmişse de, simdi artık kullanımda esası o teşkil etmektedir” (s. 7). Misselden meta ile parayı “sağ elini küçük oğlunun, sol elini de büyük oğlunun üzerine koyan ihtiyar Yakup’un iki oğluyla” kıyaskyor. (l.c.) Boisguîllebert, Dissertation sur la nature des richesses, etc., l.c., “Bakın, görün ki, ticaretin kölesi, onun zalim efendisi olmuştur. ... Halkların yoksulluğu, yalnızca bir köle olan şeyin, efendi, ya da daha doğrusu bir zalim haline getirilmiş olmasındandır.” (s. 399, 395.)
      120 Boisguillebert, Dissertation sur in nature des richesses, etc., l.c: “Bu madenler [altın ve gümüş] ticaretin içine sokulurken güdülen asıl amaç, bunlardan değişimde ve malların karşılıklı olarak devrinde bir teminat olarak yararlanma amacı bir yana bırakılarak, bir mabut haline getirildi. ... Altın ve gümüş, bu hizmetten hemen hemen azat edildi ve uğrunda gözü kör antikçağın o sahte tanrılarına bile kurban etmediği nice zenginliklerin ve defter taşıyan gereksinmelerin, ve hatta insanların kurban edildiği tanrılar haline getirildi, vb.” (l.c., s. 395.)
      121* Birinci baskıda: “satışta alım”; I. ve II. nüshada elyazısıyln düzeltilmiştir. -Ed.
      122 Boisguillebert, perpetuum mobile’nin ilk hareketsizliğe uğramasında, yani paranın dolaşım aracı olarak işlevsel varlığının yadsınmasında, onun metadan özerk bir duruma geçtiğini hemen seziyor. Para, der o, “sürekli hareket içinde bulunmalıdır, bu da ancak taşınır ise mümkündür, ama o taşınmaz duruma geçer geçmez, her şey kaybolmuştur”. (Le Détail de la France, s. 213.) Onun görmediği şey, bu hareketsizliğe geçmenin paranın hareler tinin koşulu olduğudur. Onun gerçekte istediği sey, metaların değişim-değerinin* nesne sıfatıyla değişimlerinden tamamen ayrı bir biçimde belirmesi, ama hiç bir zaman bizatihi bir amaç haline gelmemesi.
      * Ki bu da şu anlama gelir: metaların değer biçimi. [I. nüshada elyazısıyla not edilmiştir. -Ed.]
      123* I. nüshada altı Marx tarafından çizilmiştir.
      124* Aile babasının satınalma aşkı değil, satma tutkusu olmalıdır. -ç.
      125 “Meta yedekleri ne kadar artarsa, yığılı para şeklindeki (in treasure) yedekler azalır.” E. Misselden, Free Trade of the Means to make Trade florish, etc., s. 23.
      126** İberik yarımadası devletlerinde yasaları tartışmak ve vergilen onaylamakla yükümlü meclisler. -ç.
      127*** Kullanım malı. -ç.
      128**** Yararsız şeyler. -ç.
      129* Bir çeşit ince kumaş. -ç.
      130** Patiska. -ç.
      131 l.c., s. 11-13, passim.
      132* Yerinde ve anında. -ç.
      133 Petty, Political Arithmetic, l.c., s. 196.
      134* Hindistan’ın Moğol imparatoru. -ç.
      135 François Bernier, Voyages contenant la decription des États du Grand Mogol, Paris 1830. vol. I. bkz: s. 312-314.
      136 Doktor Martin Luther, Bücher von Kaufhandel und Wucher. 1524. Luther aynı yerde şöyle diyor: “Tanrı biz Almanları o biçimde yaratmıştır ki, altınımızı ve gümüşümüzü yabancı ülkelere saçmamız, elâlemi zengin etmemiz ve kendimiz dilenci durumunda kalmamız gerekmektedir. Almanya, İngiltere’nin kumaşını kendisine bıraksaydı, hiç kuşku yok ki, İngiltere’nin daha az altını olurdu, ve baharatını kendine bıraksaydı, Portekiz kralının da daha az altını olurdu. Bir Frankfurt panayırının Alman ülkelerinden, hiç bir gerek ve neden yokken, ne kadar para çıkıp gitmesine vesile olduğunu kendin hesaplarsan, Alman ülkesinde hâlâ bir meteliğin nasıl olup da kaldığına şaşarsın. Almanya’da yerden fışkıran ve biten ne varsa, para olarak basılan ne varsa. Frankfurt, bunların Almanya dışına aktığı gümüşten ve altından deliktir; eğer delik tıkanırsa, bugün her yerde işitilen borçların mevcut olup paranın olmaması üzerine yakınmalar, köylerin ve kentlerin tefecilikle kemirilme durumu artık sona erer. Ama bırak böyle gitsin, böylesi iyidir: biz Almanlar, Alman olarak kalmalıyız; tutumumuzdan vazgeçmeyiz, böyle gerek.”
      Misselden, yukarda anılan yapıtında, altın ve gümüşü, hiç değilse hıristiyan çevre içinde muhafaza etmek istiyor:
      “Hıristiyan ülkeler dışındaki Türkiye ile, İran ve Doğu Hindistan ile yapılan ticaret yüzünden para azalmaktadır.
      Bu ülkelerde ticaret daha peşin para ile yapılmaktadır, ama hıristiyan ülkeler içinde yapılan ticaret, bu bakımdan değişiktir. Çünkü hıristiyan ülkeler içindeki ticaret de her ne kadar peşin parayla yapılıyorsa da, gene de para, bu ülkelerin sınırları içinde kalmaktadır. Gerçekten burada, hıristiyan ülkeler içindeki ticarette paranın akıntısı ve karşı akıntısı, met ve cezri yer almaktadır, çünkü bir ülkede kıtlık bir başkasında bolluk olmasına karşın, para, bazan bir yerde daha bolken, başka bir yerde daha kıt olmaktadır; böylece para hıristiyanlık çevresi sınırları içinde gider gelir ve dolaşır, ama bu daima çitlerin içinde kapalı kalır. Hıristiyan ülkeler dışında yukarda adı anılan ülkelerle yapılacak olan ticaret için kullanılan para, gider ve bir daha geri dönmez.” [s. 19, 20.]
      137* Eşyanın siniri. -ç.
      138* Kimyasal kalıntı. -ç.
      139 Birinci baskıda: Glied (uç, son); II. nüshada elyazısıyla düzeltilerek Seite (kısım) yapılmıştır. -Ed.
      140* Lanetlenmiş altına susuzluk. -ç.
      141 “Hasisliğin kökeni paradadır. ... Yavaş yavaş bir çeşit kudurganlık gelişir ki, o, artık hasislik değildir, altına susuzluktur.” (Plinius, Historia naturalis, XXXIII. kitap, bölüm III, paragraf 14.)
      142 Demek ki, Horace, aşağıdaki satırları yazarken para yığma felsefesini hiç anlamadığını belli etmektedir (Satires, kitap II, satire III. [mısra 104-110]):
      “Eğer bir kimse, ne lavta ne de başka bir müzik aleti çalmayı bilmediği halde, lavtaları alıp depoya kapatırsa, eğer kunduracı olmadığı halde bizler ve kalıplar satın alırsa ve deniz ticaretinden hiç hoşlanmazken gemi yelkenleri edinirse, böylesine herkes deli der, akılsız der, ve bu haksız da olmaz. Gümüş ve altını toprağa gömen ve yığdığı hazineden yararlanmayı bilmeyerek ona el sürmeyi günah sayan kimse, böylelerinden ne bakımdan farklıdır?”
      Bay Senior, sorunu daha iyi anlamaktadır: “Para, herkesin arzuladığı biricik şey olarak görünmektedir, ve para soyut bir zenginlik olduğu için ve insanlar ona sahip olmak a hangi cinsten olursa olsun bütün isteklerini ve gereksinmelerini karşı ayabildikleri için, bu böyledir(Principes fondamentaux de l’économie politique, çeviren: Kont Jean Arrivabene. Paris 1836, s. 221.) Storch da sorunu daha iyi anladığını şu sözleriyle belli etmektedir: “Nakit para, bütün öteki zenginlikleri temsil ettiğine göre .... dünyada mevcut olan her cinsten zenginlikleri edinmek için para yığmak yeter.” (Cours d’économie politique, etc., l.c., t. II, s. 135.)
      143* Simyacılara göre, madenleri altına çeviren taş. -ç.
      144* Zengin adam. -ç.
      145 Bir örnek, meta sahibi bireyde, uygarlaşma ve kapitalist olmuş olsa da, inner man [içteki insan]ın ne kadar değişmeden kaldığını gösteriyor; bu, en uygun aile arması sayarak, 100.000 sterlinlik banknotu camlı çerçeve içinde duvara asan bir kozmopolit bankanın Londra temsilcisinin verdiği örnektir. Sorunun asıl canalıcı yanı, nükteli yanı, banknotun o yüksek mevkiinden dolaşım üzerinde gezdirdiği küçümseyici ve alaycı bakışlardır.
      146 Daha ilerde aktarılan Ksenefon’a ait pasaja bakınız.
      147 Jacob, An Historica lnquiry into the Production and Consump-tion of the Precious Metals, t. II. bölüm XXV ve XXVI.
      148 Büyük kargaşalık ve güvensizlik zamanlarında, özellikle iç ayaklanmalar ve istilâlar sırasında, altın ve gümüş eşya, hızla para şekline sokulur; durgunluk ve rahatlık dönemlerinde ise, tersine, madenî paralar altın ve lîümüş eşya ve mücevherat şekline sokulur, (l.c., t. II, a. 357.)
      149 Aşagıdaki pasajda Ksenefon, parayı özgül para ve hazine biçimlerinde inceliyor: “Bildiğim bütün sanayi kolları içinde bir tek bunda, bu işe girişenler başkalarının hasedini bu kadar çekmezler. ... Çünkü, gümüş madenleri ne kadar zengin görünürse, o kadar çok gümüş çıkarılır ve o ölçüde çok sayıda insan bu işe çekilmiş olur. İnsan yeteri kadar ev eşyası edindikten sonra daha fazla bir şey satın almaz; ama kimse daha fazlasını isteyemeyecek kadar gümüşe sahip olamıyor, ve bir kimse yeteri kadar gümüşe sahipse, geri kalanını toprağa gömüyor ve bundan duyduğu zevk, gümüşten yararlanırken duyduğu zevkten az değil. Örneğin kentler refah içinde iken insanların özellikle o zaman gümüşe gereksinmeleri oluyor. Çünkü erkekler yalnızca güzel silahlar değil, güzel atlar da, görkemli evler ve ev eşyası da satın almak istiyorlar; kadınlar ise, çeşitli giysilere ve altın mücevherata istek duyuyorlar. Ama, kötü hasat ya da savaş yüzünden kentler kıtlıktan acı çekiyorlarsa, toprağın verimsizliğini telâfi etmek için yiyecek almak ve yardımcı askeri birlikler tutmak için de paraya gereksinme duymaktadır.” (Xénophon, De Vectigalibus, bölüm IV.) Aristoteles, La République’in I. kitabının IX. bölümünde, dolaşımın M–P–M ve P–M–P şeklindeki birbirine karşıt bir hareketini “Ekonomik” ve “Krematistik” adları altında açıklamaktadır. Yunan tragedyacıları ve özellikle Euripides, dolaşımın bu iki şeklini “dich” [hak] ve “cedoz” [çıkar] adları altında, karşılaştırmaktadırlar.
      150 Elbette ki, sermaye, para şeklinde de verilebilir, ve ileri sürülen para, avans olarak verilen sermaye olabilir. Ama bu, basit dolaşım çerçevesi içine girmemektedir.
      151* “Ben senedimdeki yazılı hakta direniyorum.” (Shylock, Shakes-peare’in Venedik Taciri’nde, IV. perde, birinci sahne.) -ç.
      152* Birinci baskıda: “satınalma araçları ve ödeme araçları”, I. nüshada elyazısıyla düzeltilmiştir. -Ed.
      153 Luther’de belirtilen satınalma aracı ile ödeme aracı arasındankl fark. [I. nüshada elyazılı not. -Ed.]
      154 Tanımlamalarının gösterdiği bütün doktriner kendini beğenmişliğine karşın Bay Macleod, en ilkel iktisadi ilişkileri o kadar az anlamaktadır ki, genel olarak paranın gelişmiş biçimini, ödeme aracı olarak biçimini hareket noktası saymaktadır. Başka şeyler arasında şunu da diyor: İnsanlar, birbirinin hizmetine aynı zamanda ve aynı değer hacminde gereksinme duymadıklarından, “birincinin ikinciye ödemesi gereken belli bir fark ya da belli bir hizmet toplamı ... borç kalır”. Bu borcun alacaklısı kendi hizmetine derhal gereksinme-olmayan bir üçüncü şahsın hizmetine muhtaçtır, ve “birincinin kendisine ödemesi gereken borcu üçüncüye devreder. Bu borcu tamyan senet, böylelikle elden ele dolaşır. ... Dolaşım araçr ... madenî para ile ifade edilen böyle bir yükümlülüğe sahip bulununca, yalnızca ilk borçlunun hizmetlerinde değil, bütün çalışan topluluğun hizmetlerinden yararlanmak mümkündür”. (Macleod, Theory and Practice of Banking, etc., London 1855, V. I, [s. 23 vd., 29].)
      155 Bailey, Money and its Vicissitudes, London 1837, s. 3: “Para, sözleşmelerin genel metaıdır, ya da daha sonraki bir dönemde yerine getirilecek olun mülkiyet sözleşmelerinin çoğu para esası üzerinde aktedilir.”
      156 Senior, l.c., s. 221, der ki: “Her şeyin değeri belli bir zaman süresi içinde değiştiği için, bu yüzden, ödemenin ortaya çıkması muhtemel nedenlerle değeri en az etkilenecek gibi görünen ve başka şeyleri satın almada aym ortalama yeteneğini uzun süre muhafaza edecek gibi görünen şeyle yapılması konusunda anlaşmaya varılır. İşte böylece, para, değerin ifadesi ya da temsilcisi olmaktadır.” Olan tersidir. Altın ve gümüş para olduğu içindir ki, yani özerk bir duruma gelen değişim-değerinin varlık tarzı haline geldiği içindir ki, bunlar, evrensel ödeme araçları olmaktadırlar. Bay Senior’un sözünü ettiği paranın değer hacminin süresi sorunu sözkonusu olduğunda, yani paranın olayların zorlamasıyla genel ödeme aracı olarak kendi kendini kabul ettirdiği dönemlerde, paranın değer hacminin de dalgalanmaya uğradığı görülmektedir. İngiltere’de Elizabeth zamanı, bu dönemlerden biri idi. Ve işte o zamandır ki, Lord Burleigh ve Sir Thomas Smith, gözle görülür hale gelmekte olan değerli madenlerin değerinin düşmekte olduğunu gözönünde tutarak, Oxford ve Cambridge üniversitelerinin toprak rantlarının üçte-birini buğday ve yulaf olarak muhafaza etmelerini zorunlu kılan bir yasayı parlamentodan geçirdiler.
      157* En üstün mal. -ç.
      158 Burjuva üretim ilişkilerinin bizzat burjuvalara karşı isyan etmelerini önlemek isteyen Boisguillebert, fikirlerinde, paranın ancak ideal olarak ya da elden kaçan tarzda görünenini tercih etmektedir. Dolaşım aracı için de böyle, ödeme aracı için de. Burada gene göremediği şey, paranın ideal biçiminden dış-gerçekliğine hemen geçişidir, değerlerin ölçüsü, yalmzca düşünüldüğü anda bile, daha o zaman durgunluk halindeki katı parayı içermektedir. Paranın bizzat metalann basit bir şekli olduğu, “metalann değeri saptandıktan” sonra değişimin paranın müdahalesi olmadan yeraldığı büyük ticarette görülmektedir. (Le Détail de la France, l.c., s. 210.)
      159 Locke, Some Consideratîons on the lowering of Interest, etc., l.c., s. 17,18.
      160 “Yığılan para. fiilen dolaşımda olabilmek için ve ticaretin muhtemel gelişmeleri sonucu meydana gelen gereksinmeleri karşılayabilmek için uzaklaşarak bizzat dolaşım alanını terk eden meblağa gelip eklenir.” (G. R. Carli, Verri’ye not: Meditazioni sulla Economie Politica, s. 196, c. XV, Custodi koleksiyonu l,c..)
      161* Birinci baskıda: “uluslararası”; I. nüshada elyazısıyla düzeltilmiştir. -Ed.
      162* Ginenin (itibari değeri 21 şilin olan İngiliz lirası) damgasından başka bir şey olmadığını. -ç.
      163 Montanari, Della Moneta (1683), l.c., s. 42: “Bütün ülkeler arasındaki ilişkiler yeryüzünde öylesine genişlemiştir ki, bütün dünyanın, bütün metaların satıldığı ve herkesin kendi yurdundan çıkmadan para ile dünyanın neresinde olursa olsun hayvanların ve insan emeğinin ürettiği her şeyi satın alabileceği daimî bir panayırın yer aldığı tek bir kent haline gelmiştir. Ne harikulade bir buluş.”
      164 “Madenler şu vasfı ve özelliği özlerinde taşımaktadırlar ki, yalnız onlarda her şey, tek bir şeye, niceliğe indirgenebilir: madenler doğadan ne iç yapıları bakımından, ne de biçimleri ve dış tarzları bakımından nitel çeşitliliği almamışlardır.” (Galiani, Della Moneta, s. 130.)
      165* Daimî hareket; herhangi bir enerjiyi gerektirmeksizin hareket eden ütopik bir makine. -ç.
      166** Zorunlu neden. -ç.
      167* Tersine. -ç.
      168 760’ta, kalabalık bir grup yoksul insan göç edip Prag’ın güneyindeki altın içeren kumları yıkamaya gittiler ve bunlardan üç kişi bir günde üç altın mark elde edebildi. Bunun sonucu olarak, diggings’e [altınlı kumlara] öyle bir insan akışı oldu ki, ve tarımı terk eden kol sayısı öylesine büyüktü ki, ertesi yıl ülkede açlık oldu, (Bkz: M, G. Kcener, Abhandlung von dem Altertum des böhmischen Bergwerks, Schneeberg, 1758. [s. 37 vd.].)
      169 Şimdiye kadar Avustralya’nın vb. keşfi, altın ile gümüşün ilişkilerini etkilemedi. Michel Chevalier’nin buna karşı ileri sürdüğü iddialar, bu eski sen-simoncunun sosyalizmi kadar değer taşır. Londra piyasasında kote edilen gümüş fiyatlarının, 1850’den 1858’e kadar ortalama altın fiyatı olarak, 1830-1850 dönemine kıyasla, %3’ten biraz daha yüksek olduğunu gösterir. Ama bu yükseliş, yalnızca Asya’nın gümüş talebiyle açıklanabilir. 1852’den 1858’e kadar değişik yıllarda ve değişik aylarda gümüş fiyatı, sırf bu talepten ötürü değişmektedir, yeni keşfedilen üretim kaynaklarından gelme altın ithalinden ötürü değil. Aşağıdaki cetvel, Londra piyasasında, gümüşün, altın olarak fiyatını gösteriyor:
      Ons olarak gümüş fiyatı:

Yıl

Mart

Temmuz

Kasım

1852

611/8 peni

60¼ peni

617/8 peni

1853

613/8 peni

61½ peni

617/8 peni

1854

617/8 peni

61¾ peni

61½ peni

1855

607/8 peni

61½ peni

607/8 peni

1856

60 peni

61¼ peni

621/8 peni

1857

61¾ peni

615/8 peni

61½ peni

1858

615/8 peni

–

–


      170 “Altın harikulade bir şeydir! Kim ona sahipse bütün arzularının efendisidir. Altınla, ruhları cennete sokmak mümkündür.” (Christophe Colomb, Jamaika’dan gönderdiği bir mektuptan, 1503.) [I. nüshaya elyazısıyla eklenen not. – Ed.]
      171* Onuruna dokunan şey. -ç.
      172 İlkesine uymasa da Hume zaten bu müterakkiyeti kabul etmektedir. Bkz: David Hume, Essays and Treatises on sever al Subjects, Londra baskısı 1777, vol. I, s, 300.
      173 Bkz: Steuart, An Inquiry into the Principles of Political Economy, etc., t. 1, s. 394 400.
      174 David Hume, Essays, etc., s. 300.
      175 David Hume, l.c., s. 303.
      176 David Hume, l.c., s. 303.
      177 “Besbelli ki, fiyatlar, bir ülkede bulunan metaların ve paranın mutlak kitlesine pek o kadar bağlı değildir, fiyatlar daha çok pazara gelen ya da gelebilen metaların ve dolaşımdaki paranın kitlesine bağlıdır. Eğer sikkeler kasalara kitlenirse, bunların fiyat üzerindeki etkisi tahrip edildikleri zamanki etkiden farksızdır; eğer metalar depolara ve buğday ambarlarına kitlenirse, aynı durum meydana gelir. Böyle durumlarda metalarla para, hiç bir zaman karşılaşmadıklarına göre, birbiri üzerinde etkide bulunamazlar. (Fiyatların) tüm toplamı, ülke içinde bulunan yeni sikke kitlesiyle ergeç doğru ve uygun bir orana varır.” (Essays and Treatise on several subjects. s. 303, 307, 308.)
      178* “Onların” sözcüğü, II. nüshada elyazısıyla eklenmiştir. -Ed.
      179 Altına ve gümüşe para görevini verecek olan fazla değer için bkz: Law ve Franklin. Aynı konu için bkz: Forbonnais. [I. nüshada elyazısıyla not edilmiştir. -Ed.]
      180 Bu hayalî görüş, sözcüğü sözcüğüne Montesquieu’da bulunmaktadır. [II. nüshaya elyazısıyla eklenen not. -Ed.]
      181 Steuart, An Inquiry into the Principles of Political Economy, etc., t. I. s. 394 vd..
      182 Steuart, An Inquiry into the Principles of Political Economy, etc., t. II, s. 377-379, passim.
      183 l.c., s. 379-380, passim.
      184 “Munzam sikkeler kasalara konulur ya da altın-gümüş eşya haline getirilir. ... Kâğıt paraya gelince, onu ödünç almış olan kimsenin gereksinmelerini karşılamak olan birinci amacını sağlar sağlamaz alacaklıya gelerek gerçekleşmiş olacaktır. ... Onun için, bir ülkedeki sikkelerin sayısı hangi oranda artırılırsa artırılsın ya da azaltılırsa azaltılsın, metalar ancak talebin ve rekabetin ilkelerine uygun olarak yükselecek ya da alçalacaktır; ve bu talep ve rekabet, her zaman devredecek bir malı ya da herhangi bir eşdeğeri olan kimselerin tutumuna bağlı olacaktır. Ama bu talep ve rekabet, bunların sahip bulundukları sikke miktarına asla bağlı değildir. ... Bu (bir ülkedeki sikkeler miktarı) istendiği kadar azaltılsın, ülkede hangi cinsten olursa olsun gerçek mülkiyet olduğu sürece ve bu mülkiyete sahip bulunanlar arasında tüketimde rekabet bulunduğu Sürece, fiyatlar, trampa, simgesel para kullanılması, karşılıklı yönetmelikler ve daha binbir icat sayesinde yüksek kalacaktır. ... Eğer bu ülkenin başka uluslarla ilişkileri varsa, buradaki ve öteki ülkelerdeki birçok metaların fiyatları arasında bir ilişki bulunmalıdır, ve kendiliğinden fiyatların yükselişini ya da alçalışını etkileyeceğini varsayarsak sikkelerin anî olarak artması ya da ani olarak azalması, etkileri bakımından yabancı rekabeti dolayısıyla sınırlamış olur.” Steuart, An Inquiry into the Principles of Political Economy, etc., t. I, s. 400, 402. “Her ülkenin dolaşımı, pazara gelen metaları üreten o ülkede yaşayanların sınaî eylemine uygun olmalıdır. ... Bunun içindir ki, eğer bir ülkedeki sikke sayısı, satışa çıkarılan, arz olunan emeğin fiyatına tekabül eden oranın altına düşerse, bir eşdeğer sağlamak için simgesel para gibi buluşlara başvurulacaktır. Ama eğer sikke sayısı, sınaî eyleme tekabül eden oranı aşarsa, bu, fiyat artışına neden olmaz, hatta dolaşıma bile girmez: fazla sikke, yığılı para seklinde muhafaza edilir. ... Bir ülkedeki para kitlesi, dünyanın geri kalan kısmına kıyasla ne olursa olsun, dolaşımda ancak ülkenin mutlu sakinlerinin tüketimine ve yoksulların da çalışmasına ve sınaî eylemine hissedilir ölçüde orantılı olan bir miktar kalabilir”, ve bu orantı da “ülke içinde fiilen bulunan para miktarıyla” belirlenmez. (l.c., s. 403-406, passim.) “Ve bütün ülkeler kendi dolaşımları için gerekli olmayan sikkeyi, para faizinin kendi ülkelerine kıyasla yüksek olduğu ülkelere aktarmaya çalışacaklardır.” (l.c., t. II, s. 5.) “Avrupa’nın en zengin ülkesi, dolaşımdaki sikke bakımından en yoksul ülke olabilir.” (l.c., t. II, s. 6.) Steuart’a karşı polemik için bakınız Arthur Young. [I. nüshada elyazısıyla eklenmiştir. -Ed.]
      185 Steuart, l.c, t. II, s. 370. Louis Blanc money of the society’nin şeklini değiştiriyor, ki bu, ülkenin iç parasının, ulusal paranın, sosyalist para haline getirilmesinden başka bir şey demek değildir, bu da hiç bir şeyi ifade etmez ve sonuç olarak John Law’u bir sosyalist haline getirir. (Histoire de la Revolution Françoise’in birinci cildine bakınız.)
      186 Maclaren, History of the Currency, London 1858, s. 43. Yurtse-verlik, genç yaşında ölmüş olan bir Alman yazarını (Gustav Julius) ihtiyar Büsch’ü Ricardo okuluna karşı çıkarılan bir otorite yapmaya kadar götürmüş. Saygıdeğer Büsch’ün yaptığı şey, Steuart’ı dâhice İngilizcesini Hamburg yerel diline, orijinali mümkün olduğu kadar sık sık bozarak, çevirmekten ibarettir.
      187 Doğru değil. Tersine, birçok yerde yasayı doğru olarak formüle ediyor. [I. nüshada elyazısıyla not edilmiştir. -Ed.]
      188* Bilimin prensi. -ç.
      189** Prenslerin dehşeti. -ç.
      190*** Dünyanın ışığı. -ç.
      191 Onun için currency ile money arasındaki fark, yani dolaşım aracıyla para arasındaki fark, Wealth of Nations’da bulunmamaktadır. Hume’u ve Steuart’ı iyice okumuş olan Adam Smith’in görünüşteki saflığına kanan iyi niyetli Maclaren, şöyle diyor: “Fiyatların dolaşım araçları miktarına bağımlılığı teorisi, şimdiye kadar dikkati çekmemiştir, ve Dr. Smith için olsun, Bay Locke için olsun”, (Locke’un görüşü değişiktir) “madenî para bir metadan başka bir şey değildir.” (Maclaren, History of the Currency, s. 44.)
      192* Mevcut madenî parayı saptama komisyonu, -ç.
      193 David Ricardo, The high Price of Bullion, a Proof of the Depreciation of Banknotes, 4. baskı, London 1811. (Birinci baskı, 1809’da yayınlanmıştır.) Ayrıca bkz: Reply to Mr. Bosanquet’s practical Observations on the Report of tte Bullion Committee, London 1811.
      194** Altın külçeciler. -ç.
      195 David Ricardo, On the Principles of Political Economy, etc., s. 77, “Değerli madenlerin değeri, tıpkı herhangi bir diğer meta gibi, sonuç olarak, bunları elde etmek ve pazara getirmek için gerekli toplam emek miktarına bağlıdır.”
      196 Ricardo, l.c., s. 77, 180, 181.
      197 Ricardo, l.c., s. 421: “Bir ülkede kullanılabilen madenî paranın miktarı, değerine bağlıdır. Eğer yalnız altın dolaşımda olsaydı, yalnız gümüş dolaşımda iken gerekli gümüşten onbeş misli daha az altın gerekirdi.” Gene bkz: Ricardo, Proposals for an economical and secure currency, London 1816, s. 17, 18’de şöyle denmektedir: “Dolaşımdaki kâğıt para miktarı ülkenin dolaşımı için gerekli olan meblağa bağlıdır, ve bu meblağı da belirleyen paranın ölçü biriminin değeri, ödemeler miktarı ve bunların gerçekleştirilebilmesi için gerekli tasarruftur.”
      198 Ricardo, Principles of Political Economy, s. 432, 433.
      199* “Göreli” sözcüğü birinci baskıda bulunmamaktadır. I. nüshada elyazısıyla düzeltilmiştir. -Ed.
      200* Birinci baskıda: “paranın dolaşım aracı biçimi dışında sahip bulunduğu bütün belirli biçimler arasında”, I. nüshada elyazısıyla düzeltilmiştir. -Ed.
      201 David Ricardo, Reply to Mr. Bosanquet’s practical Observations, etc., s. 49. “Metaların fiyatımn, paranın artışına ya da azalışına orantılı olarak yükseleceğini ya da düşeceğini, ben tartışma götürmez bir gerçek olarak kabul ediyorum.”
      202 David Ricardo, The high Price of Bullion, etc.,: “Paranın bütün ülkelerde aynı değeri olurdu” (s. 4). Ricardo, Economic Politique’de bu görüşünü değiştirmiştir, ama bu, burada, sonuçta bir değişiklik sağlamamaktadır.
      203 Ricardo, l.c., s. 3-4.
      204* “Gerekli” sözcüğü, I. nüshada elyazısıyla eklenmiştir. -Ed
      205 Ricardo, l.c., s. 3-4.
      206 “Olumsuz bir bilanço ancak dolaşım araçlarının aşırı bolluğundan ötürü meydana gelir.” (Ricardo, l.c., s. 11, 12.)
      207 “Sikkelerin ihracına neden olan bunların ucuz olmasıdır ve bu, açığı olan bir bilançonun etkisi değil, sonucudur.” (l.c., s. 14.)
      208 Ricardo, l.c., s. 17.
      209* Birinci baskıda: “saptamaları yönlendirmek için” -Ed.
      210** Birinci baskıda: “Etkide bulunan”. II. nüshada elyazısıyla düzeltilmiştir. -Ed.
      211 Ricardo, l.c., s. 74, 75. “İngiltere kötü bir hasat sonucu, metalarının bir kısmından yoksun kalmış bir ülke durumuna düğerdi ve bunun sonucu olarak daha az miktarda dolaşım aracına gereksinmesi olurdu. Daha önce ödemelere eşit olan sikkeler, şimdi aşın ölçüde bol olurlardı ve nispî olarak da bunların üretiminin azalması ile ilişkili olarak daha ucuz olurlardı. Demek ki, bu meblağın ihracı, dolaşım aracının öteki ülkelere oranla değerini yeniden eski durumuna getirirdi.” Ricardo’nun para ile metaı, ve para ile sikkeleri birbirine karıştırması, aşağıdaki tümcede gülünçlük derecesine varıyor: “Kötü bir hasattan sonra İngiltere’nin bu malın bol bulunduğu ama hiç bir metaya gereksinmesi bulunmayan başka bir ülkeden olağanüstü bir buğday ithali yapmak zorunda kaldığında, hiç kuşku yok ki, bu ülke, buğdayını meta karşılığı ihraç etmeyecektir; ama para karşılığı da buğday ihraç etmeyecektir, çünkü para da, bir ülkede, mutlak değil, göreli olan bir metadır.” (l.c., s. 75.) Puşkin’in şiirinde, kahraman babası, metaın para olduğunu bir türlü anlayamaz. Ama Ruslar, yalnızca 1838’den 1842’ye kadar İngiltere’nin buğday ithalâtının değil, bütün ticaret tarihinin de tanıtladığı gibi paranın bir meta olduğunu ezelden beri anlamışlardır.
      212 Thomas Tooke, History of Prices, ve James Wilson, Capital, Currency and Banking’e bakınız. (Bu sonuncu kitapta 1844, 1845 ve 1847 yıllarında, Landon Economist’te çıkan bir seri makale yeniden yayınlanmaktadır.)
      213 James Deacon Hume, Letters on the Cornlaws. London 1834, s. 29, 31.
      214* Birinci baskıda: “para”. I. nüshada elyazısıyla düzeltilmiştir. -Ed.
      215 Thomas Tooke. History of Prices, etc., London 1848, s. 110.
      216** İlk baskıda “abluka” yerine kullanılan zamir düzeltilmiştir. -Ed.
      217 Bkz: W. Blake, Observations, etc., yukarda zikredilmiştir.
      218 James Mill, Elemente of Political Economy, J. T. Parissut tarafından yapılan Fransızca çevirisi, Paris 1823.
      219 Elements of Palitical Economy, s. 128-137, passim.
      220* Birinci baskıda: “para”. II. nüshada elyazısıyla düzeltilmiştir. -Ed.
      221 1857 genel ticari bunalımının patlak vermesinden birkaç ay önce, 1844 ilâ 1845 banka yasalarının etkileri üzerine bir tahkikat yürütmek amacıyla bir Avam Kamarası komisyonu toplanmaktaydı. Bu yasaları hazırlayan teorisyen sıfatıyla Lord Overstone, komisyon önündeki beyanında, şu farfaralıklara düşüyor: “1844 yasasının hükümlerinin tam bir sıkılıkla ve zamanında uygulanması sonucu her şey düzenle ve kolaylıkla cereyan etti, para sistemi sağlamdır ve sarsılmamıştır, ülkenin refahı tartışma götürmez, 1844 yasasına karsı halkın güveni her geçen gün artmaktadır. Eğer komisyon, bu yasanın dayandığı ilkelerin sağlamlığı için başka pratik kanıtlar istiyorsa ve bu yasanın sağlamış olduğu olumlu sonuçların kanıtını istiyorsa, kendisine bütün açık yürekliliğimizle şu yanıtı verebiliriz: çevrenize bakınız; ülkemizin işlerinin bugünkü durumunu değerlendiriniz, halkın hoşnutluğunu görünüz; toplumun bütün sınıflarının zenginlik ve varlıklarını gözönünde tutunuz ve bunu yaptıktan sonra da komisyon böyle başarılar sağlamış olan bir yasanın muhafazasına karşı çıkıp çıkmayacağı konusunda karar verme durumunda olacaktır.” [Report from the Select Committee on Bank Acts, etc., 1857. Declaration n° 4189.] Overstone, 14 Temmuz 1857’de kendi zaferini böyle ilân ediyordu ve, aynı yılın 12 Kasımında bu bakan kendi sorumluluğu altında o harika 1844 yasasını kaldıracaktı.
      222 Para teorileri tarihini özetlediği History of Prices from 1839 till 1847, London 1848, adlı yapıtından da anlaşıldığı gibi, Tooke, Steuart’ın yazılarından habersizdi.
      223 History of Prices dışında Tooke’un, arkadaşı Newmarch tarafından altı cilt halinde yayınlanmış olan önemli yapıtı An Inquiry into the Currency Principle, the connection of currency with prices, etc., 2. baskı, London 1844. Wilson’un yazısını daha önce belirttik. Ensonu John Fullarton’ın yapıtına işaret etmemiz kalıyor: On the Regulation of Currencies, 2. baskı, London 1845.
      224 “Meta olarak parayla, yani sermaye olarak parayla, dolaşım aracı olarak para arasındaki ayrımı yapmak gerekir.” (Tooke, An Inquiry into the Currency Principle, etc.e, s. 10.) “Muhtaç olunan toplamı hemen hemen tam olarak sağlamak için altın ve gümüşe güvenilebilir. ... Para olarak bütün dünyada kullanıldıklarından ... altın ve gümüş, bütün öteki metalara oranla sonsuz bir üstünlüğe sahiptirler. ... Yurtdışında ya da yurtiçinde sözleşme ile borç ödeme, çay ile kahve, şeker ya da çivit ile taahhüt edilmez, sikkelerle edilir; ve kabul edilen madenî para biçiminde olsun, devlet darphanesinin ya da malın gönderildiği ülkenin piyasasının müdahalesiyle kabul edilen madenî paraya derhal çevrilmesi mümkün olan külçeler biçiminde olsun, paranın gönderilmesi, göndericiye her zaman, talebin yetersizliği ya da fiyat dalgalanmaları yüzünden kötü bir iş yapma tehlikesine düşmeden amacını elde etmenin en güvenilir, en dolaysız ve en doğru yolunu sağlayacaktır.” (Fullarton, l.c., s. 132, 133.) (Altın ve gümüş dışında) “herhangi bir başka nesne miktarı ya da niteliği gereği gönderildiği ülkenin mutat talebini aşabilir.” (Tooke, An lnquiry, etc..)
      225 Paranın sermaye biçimine geçişini, sermaye konusunu inceleyen ve bu birinci kısmı sona erdiren üçüncü bölümde inceleyeceğiz.


Sayfa başına gidiş