Karl Marks
Paranın Çarpıtıcı Gücü
Karl Marks, 1844 Elyazmaları.

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.
erisyay@kurtuluscephesi.org














      Herşeyi satın alabilme özelliğine sahip oluşuyla, tüm nesneleri kendine maledebilme özelliğine sahip oluşuyla, para, yüksek dereceden sahip olmanın nesnesidir. Paranın özelliğindeki evrensellik, paranın varlığının sonsuz gücüdür. Onun için insana sonsuz güçlü görünür... Para, insanın ihtiyaçları ile bir nesne arasındaki, insanın yaşamı ile geçim araçı arasındaki dolayımdır. Ama benim yaşamımı bana dolayımlaştıran şey, başkalarının varoluşunu da bana dolayımlaştırır. Benim için öteki kişidir o.       Atinalı Timon'da Shakespeare:       Ve daha ilerde:       Shakespeare, paranın gerçek niteliğini dört dörtlük bir biçimde anlatıyor. Shakespeare'i anlamak için, önce Goethe'nin parçasını açıklamakla işe başlayalım.
      Para dolayısıyla bana gelen şey, benim para ödeyebileceğim (yani, paranın satın alabileceği) şey, paranın sahibi olan, ben kendimim. Paranın gücü ne kadar büyükse, benim gücüm de o kadar büyüktür. Paranın özelikleri ve özündeki güçleridir. Ne olduğum ve neye gücümün yettiği demek ki hiç de benim bireyselliğimce belirlenmemektedir. Ben çirkinim ama kendime dünyanın en güzel kadınını satın alabilirim. O halde çirkin değilim ben, çünkü çirkinliğin etkisi (itici gücü) paraca sıfıra indirilmiştir. Bireysel özelliklerim bakımından, ben kötürümüm, ama para bana kırk tane ayak sağlar. O halde kötürüm değilim. Ben kötü, namussuz, vicdansız, aptalın biriyim; ama para saygındır, öyleyse sahibi de. Para, en yüksek iyiliktir, o halde sahibi de iyidir. Para, ayrıca, beni namussuz olma derdinden kurtarır; o yüzden namuslu da sayılırım. Ben beyinsizim, ama herşeyin gerçek beyni paradır, nasıl olur da sahibi beyinsiz olabilir? Üstelik, kendine kafalı insanlar da bulabilir; kafalı insanlar üzerinde gücü olan biri kafalı insanlardan daha kafalı değil midir? Para sayesinde, insanın canı çektiği herşeyi yapabilen ben, her türlü insan yeteneğine sahip biri değil miyim? Benim param o halde benim bütün yeteneksizliklerimi kendi karşıtına dönüştürmüyor mu?
      Eğer para, beni insani yaşama bağlayan, toplumu bana bağlayan, doğa ve insanla benim aramdaki bağsa, değil midir ki, bütün bağların bağı paradır? Bütün bağları bağlayıp çözen o değil midir? Evrensel bölünmenin aracı para değil midir o halde? Birleştirmenin gerçek aracı (toplumun kimyasal gücü) olduğu kadar, bölünmenin de asıl aracı odur o zaman.
      Shakespeare, paranın başlıca iki özelliğini vurguluyor:
      1- Görünür tanrısallık, tüm insani ve doğal niteliklerin kendi karşıtlarına dönüşümü, şeylerin karışıklık ve evrensel bozulmasıdır o; olanaksızlıkları bağdaştırır.
      2- Evrensel kibar orospu, insanların ve halkların pezevengidir.
      Paranın tüm insani ve doğal nitelikleri bozup karıştırması, olanaksızlıkları bağdaştırması (tanrısal gücü) onun, insanların yabancılaşmış, yabancılaştıran ve yabancılaşan türsel mahiyeti olarak özünde içerilmişlerdir. İnsanlığın yabancılaşmış yeteneğidir o.
      İnsan olarak yapamadığım şeyi, demek ki benim tüm özsel birey yeteneklerimin yapamadıkları şeyi, para aracıyla yapabilirim. Demek ki para bu özsel güçlerden herbirini, aslında olmadığı bir şey durumuna getirir: yani onu kendi karşıtı yapar.
      Eğer canım bir şeyi yemek istiyor, ya da yaya yürümük için yeterince güçlü olmadığımdan arabaya binmek istiyorsam, para bana yiyeceği de, arabayı da sağlar, yani benim isteklerimi tasarımlar olmaktan çıkarır, onları düşünülmüş, betimlenmiş, istenmiş halinden alır, duyusal, gerçek hale sokar; gerçek varlık durumuna getirir. Bu dolayımlaştırmayı gerçekleştiren para, gerçek yaratıcı güçtür.
      Talep, hiç kuşkusuz, parası olmayan biri için de söz konusudur, ama bu talep, benim üzerimde, bir üçüncü kişi üzerinde, başkaları üzerinde hiçbir etkisi olmayan, hiçbir varlık kazanmayan, ve öyleyse, benim için gerçekdışı ve nesnesiz olan, hayal gücüne ilişkin bir şeydir sadece. Paraya dayanan etkili talep ile benim ihtiyacıma, benim tutkuma, isteğime vs.'ye dayanan etkisiz talep arasındaki fark, varlık ile düşünme arasındaki, benim için varolan düşünce ile gerçek bir nesne halinde benim dışımda varolan düşünce arasında- ki farktır.
      Eğer gezecek param yoksa, gezmeye de ihtiyacım yoktur; yani, gerçek bir geçme ihtiyacım, gerçekleşebilecek bir geçme ihtiyacım da yoktur. Okuyup öğrenmeye yatkınım, ama okuyup öğrenmek için param yok, o zaman, okuyup öğrenmeye de yatkınlığım yok demektir; yani, gerçek, hakiki bir yatkınlığım yoktur. Buna karşılık, gerçekten okuyup öğrenmeye yatkınlığım yok, ama bu iş için iradem ve param varsa, o zaman bu işe gerçek bir yatkınlığım da var demektir. (İnsan olarak insandan ya da toplum olarak insan toplumundan kaynaklanmayan) dışsal, evrensel bir dolayım ve yeti olarak, hayali gerçekliğe, gerçekliği de boş bir hayale çeviren para, insanın ve doğanın kendi özündeki gerçek güçleri, salt soyut kavramlara dönüştürerek, onları kusursuz şeyler ve insana acı veren kuruntular haline getirdiği gibi, gerçek kusurlu şeyler ile kuruntuları da, yani bireyin sadece hayal gücünde varolan, kendini gerçekten gösteremeyen, özsel güçleri de gerçek özsel güçler ve yetiler haline getirir. Demek ki, bir başına bu ayırdedici özelliğe bile bakarak söylemek gerekirse, bireysellikleri kendi karşıtlarına dönüştüren ve onlara kendi nitelikleri ile çelişen nitelikler veren, bireyselliklerin genel olarak çözülüşü olan şeydir para.
      O halde, para, kendi bir benliği olduğu düşünülen bireyin ve toplumsal bağların, vs, karşısına, bu bozucu güç olarak çıkar. Sadakati sadakatsizliğe, sevgiyi nefrete, nefreti sevgiye, erdemi kötülüğe, kötülüğü erdeme, köleyi efendiye, efendiyi köleye, aptallığı akla, aklı da aptallığa çevirir.
      Varolan ve etkin değer kavramı olarak para, her şeyi değiştirip bozduğuna göre, her şeyin genel olarak değişip bozuluşu (dünyanın tersine dönüşü) tüm doğal ve insani niteliklerin değişik bozuluşudur.
      Yiğitliği satın alabilen biri, korkak da olsa yiğittir. Para, kendi başına her hangi bir nitelikle, her hangi bir şeyle ya da insanın özüne ilişkin belli bir güçle değil, ama insanın ve doğanın bütün nesnel dünyasıyla değiştirildiğine göre, kendi sahibi açısından, bir niteliğin bir başka nitelikle ve nesneyle, aralarında çelişki bile olsa, değişilebilmesini sağlar; olanaksızlıkların bağdaşmasıdır o. Çelişkileri kucaklaştırır.
      İnsanın insan olduğunu ve dünyayla ilişkisinin de insani bir ilişki olduğunu düşünelim: O zaman, sevgiyi ancak sevgiyle, güveni ancak güvenle, vs. değişebilir insan. Sanattan zevk almak istiyorsan eğer, sanat kültürüne sahip olman gerekir; öbür insanlar üzerinde etkili olmak istiyorsan eğer, onları harekete geçiren ve cesaretlendiren biri olman gerekir. İnsanla ve doğayla ilişkilerinin her biri, senin iradenin, senin gerçek bireysel yaşamının nesnesine uyan şeyin kendi bir ifadesi olmalıdır. Karşılığında bir sevgi uyandırmadan seviyorsanız, yani senin sevmen sevme olarak karşılıklı bir sevgi doğurmuyorsa; seven bir kişi olarak sen kendi bir canlı ifadenle kendini sevilen bir kişi durumuna getiremiyorsan, o zaman senin sevgin güçsüzdür, bir talihsizliktir!


K. Marks
1844 El Yazmaları



Sayfa başına gidiş